18 Şubat 2016 Perşembe

LİDER BOŞLUĞU NASIL DOLACAK

Merkez sağda oluşan boşluğu doldurmak üzere sağcılığı solculuğu önemli olmayan her dönemin "yavşakları" gene devreye girerek, siyaseti dizayn etmeye başladılar. Bu siyasi simsarlar "siyasi ortamları" iyi takip edip, koku alıyorlar. Bu tiplere fırsat verenler de genel de siyasi partiler yaşasından kaynaklanan antidemokratik lider sultalığıdır. Yine bu tipler ortalıkda dolaşıp; bir orada, bir burada bulunarak "kaşağı" ellerinde, müdahale edilecek; yerini beğenmeyen, bişekilde kaşınma ihtiyacı duyan "siyasi arenada hatırlı" tipleri bularak, onları kaşıyıp rahatlatırlar ve bu tipleri yine dizayn ettikleri vitrine koyarak kendilerinin de dahil oldukları siyasi arenada bir boşluğu doldurmak adına ortaya çıkarlar.
...
Bugünlerde özellikle merkez sağdaki boşluğu doldurmak üzere harekete geçmek isteyenler özellikle MHP deki malum sürec nedeniyle sanırım eylemlerini askıya aldılar. Eğer Sayın Meral Akşener MHP de Genel Başkan olursa niyetlerinden tamamen vaz geçecekler çünkü O'nun genel başkanlığındaki MHP merkez sağdaki boşluğu dolduracaktır; dolayısıyla Meral Hanım'ın murad edilen MHP deki yeni konumu Türk siyasi arenasının ciddi manada şekillenmesine vesile olacaktır. Eğer MHP de umut edilen değişim gerçekleşmez, Sayın Bahçeli aynen devam ederse, merkez sağda yeni bir oluşuma; Türk Milliyetçsi OLMAYAN yeni bir liderin "peydahlanmasına" vesile olacaktır.
Sinan ve Koray Beyler de çok değerli insanlar ancak bugün için Türk siyasi arenasındaki "lider boşluğu"nu doldurabilecek karşılıkları yoktur.
Mehmet Soral

BİZİ ÇOK YORDUN SAYIN BAHÇELİ

Emekliyim. Siyaseti seven, siyasi ilkesi, inancı ve duruşu olan; bu ilke ve duruşumun karşılığını bulduğum siyasi görüşümün temsilcisi olan MHP ve O'nun mevcut lider Sayın Devlet Bahçeli'nin meclis konuşması var. Bir emekli olarak en müsait anımda kendisini dinlemeye hevesim, heyecanım yok çünkü takatım kalmadı. İnanamıyorum, güvenemiyorum daha doğrusu dayanamıyorum.
...
Kendimi büyük vaadlerle kaçırılmış ama hayal kırıklığına uğramış genç kız gibi hissediyorum. Gidecek başka yerimiz de yok. Sevgimi sadakatıma katık edip, onurumun gölgesinde serinlemeye, ferahlamaya çalışıyorum.
...
Siyasi lidrim konuşacak, ben ise hiç tınmayacağım; olacak iş mi. Bunun sorumlusu ben değil, kendileridir.
...
Türk milliyetçilerinin genel durumu, psikolojik halimiz budur. Evelemeye, gevelemeye gerek yoktur.
Dolayısıyla bu yel esmez, yaprak kımıldamaz duruma son vermek için Türk milliyetçiliği ve MHP için başlamış olan taleplerle ilgili hukuki sürecin öncüleri olan herkese yardımcı olmak, destek vermek gerekmektedir. Aksi durumda önümüzdeki süreç içerisinde başta devletimizin adı olmak üzere anayasadan ''Türk''lüğü çağrıştıran her kelime ve kavramlar kaldırılacaktır. Beş ayda iki milyon oy kaybettirenler bu endişemi ortadan kaldırabilecek beceriyi gösteremeyecekleri aşikardır. Başkalaşmadan değişimin öncülerini canı gönülden destekliyorum.
Mehmet Soral

ZİHNİMDEN GEÇENLER(1)



12.02.2016

Muhsin Kızılkaya'yı dinliyorum. Fark ettim ki AKP de bayağı ehilleşmiş. Adam devleti öyle bir savunuyor ki, ağzından bal akıyor. Darısı diğer Kürt aydınlarının başına diyelim. Oysa bu goruslerini fazla değil bundan üç beş yıl öncesinden ifade etseydi daha çok faydası olacaktı şüphesiz. 
...
Kürtler; daha doğrusu ayrımcı olanlar şunu fark ettiler ki dökülen kan, verilen zayiat talep edilen hakların ne olduğunu dahi unutturmuş durumda. Özellikle yetmiş küsur gündür malum bölgede yaşananlar, bölge insanına PKK'nın gerçek yüzünü görme fırsatını sağlamış, aynı zamanda T.C Devletini kendi vicdanlarında tekrar değerlendirme fırsatını vermiş, "yaşadığımız bunca eziyetler sahip olmadığımız veya kaybettiğimiz. hangi hakları kazandıracaktı ki" sorgulamasını yaptırmıştır. Belki de bu sorgulama yaşanılan sürecin bir kazanımı olacaktır.
Mehm et Soral

07.02.2016

543 imzayı umursamayanlara ne yapılması gerekiyorsa o yapılmış; adalete başvurulmustur. Hareketin akibetit adına bu duruma sevindim. Hareketin beyin ölümünü gerçekleştirip, daha sonra da fişini çekmek isteyenlere fırsat verilmemesi için gereken yapılmıştır. Bu durundan "utanç" duyması gerekenlerin adresleri belli; asla kendi payıma bir rahatsızlık duymuyorum. Kayyum da atansa bu insanlar da nihayetinde parti üyesi insanlar olmayacak mı? Tek çekincem AKP'ye ısmarlanacak olan mahkeme heyeti. Hukuki süreçte hak tecelli ederse, konjökturel şartlarında elverişli olması nedeniyle siyasi tablonun görünümünde de süpriz değişimler olacağı belli; zira ümit vaad edecek ufak bir değişim AKP de çözülmeyi tetikleyecektir. Vicdanlar çok rahatsız.
M.S


02.02.2016


Cahillik diz boyu. Ne Anadolu Türklüğü kimliğini biliyor; ne de Azebaycan Türklüğü. Haydi diyelim onlar yıllarca kimlikleri konusunda bilinçlenmeleri engellendi; ya bizimkilere ne demeli.
...
TV'lerde en çok izlenen programlarda karşımıza çıkan insanlar, üstelik bunlar tanınmış insanlar ve müthiş paralar kazanıyorlar. Hala Azerbaycan Türkü'ne '' sen Türkçeyi nerede öğrendin'' diye sorabiliyorlar. Hele birisi programda Azerbeycanlı hanımı beğenmeyince kıvırması ''dilimizi anlamıyoruz'' oldu. Doğrusu kahkahayı bastım.
...
Bu kadar ''milli cahil''in olduğu ülkede demokrasinin getirip, götüreceği de elbette bu paralel de oluyor.
Mehmet Soral


30.01.2016 (2)

Eğer MHP de muhalif hareket elini çabuk tutmazsa; Tayyip Erdoğan kendi ütopyasını gerçekleştirmek, başkanlık sistemine geçmek ve de bu işi referandumla halletmek için her geçen gün kendisi açısından "mükemmel ortamın" oluşmasını sağlamaya yönelik faaliyetlerini sürdürüyor. Akan kan umurunda değil, her fırsatta yeni anayasa ve başkanlık sistemini anlatıyor. Dikkat ederseniz bu çalışmaları üniversite gibi ilmi çevrelerde değil, tamamen algı yönetimini hakim kılabileceği kendi belirlediği ortamlarda ve tamamen "ortalama halk" topluluklarına hitap ediyor.
...
Ülkemizin malum bölgesindeki olup bitenlerden dolayi HDP'ye karşı bölge halkının bakışı ve MHP camiasında oluşan bitkinlik, yılgınlık hatta küskünlük ve 543 imzaya karşı alınan saygısız, izansız ve insafsız tavır; MHP de herhangi bir seçim durumunda yaprağın dahi kıpırdamayacağı hususundaki aşikarlık ve PKK'ya bile karşı duruşunu bir türlü netleştiremeyen, abuk sabuk demeçler veren CHP'nin durumu; Recep Tayyip Erdoğan'ın bile isteyerek organize edip sağlayamayacağı siyasi bir ortam. Böyle bir durumda AKP yapılacak ilk seçimde 400 milletvekili çıkarabilecektir. Bunu AKP başarmış olmayacak; "Bugünkü MHP yönetimi" CHP HDP/PKK gerçekleştirmiş olacaktır.
...
Dolayısıyla MHP de muhalif hareket ne yapıp edip 543 imzanın takipçisi olup, parti yonetimine gelmelidirler. Bu aşamada kesinlikle Genel Başkan kim olacağı hesabının yapılmaması gerekmektedir.
Mehmet Soral


30.01.2016 (1)

Arınç bazı başörtülü yandaş yazarlar için " troliçeler" demiş. Çok da güzel demiş. Türk Edebiyatı'na yeni bir sıfat kazandırmış oldu ancak bakalım yirmidört saat söylediğinin arkasında durabilecekmi? 
Ama ister kıvırsın, isterse kıvırmasın bu sıfat tutacak sanırım. 
Mehmet Soral

29.01.2016

543 delegeyi ikna çalışmaları ile mesaiye başlanacakmış.
...
Kim ki imzasından dönerse çoluğumla, çocuğumla verdiğimiz kavgamızın; yeşerttiğimiz ümitlerimizin ve kaybettiğimiz yıllarımızın heba oluşunun müsebbibi olarak sizleri görüp, sizleri bileceğiz; hesaplaşmayı da illa ki ahirette yapacağız. Bilesiniz...
...
Madem ki imzanı verdin; "elif" gibi dosdoğru olacaksın arkadaş. Varlığın, "elif"in kavgasını vermek değil midir.?
Mehmet Soral

BAŞKANLIK ASLINDA BİZE ÇOK UZAK DEĞİL; AMMA...

Bu adamın ülkemizde dökülen kana, hergün cenazeleri kalkan en az üć Şehidimize bizim gibi canı acısa, içi yansa inanıyorum ki "yeni anayasa" lafını edip, çalışmasını yapmaya dermanı olmaz, mecali yetmez.
.....
Başkanlık sistemi geleneksel Türk kültüründe garipsenecek bir gelenek değil; mesele zatı muhteremin mevcut yetkilerini bile kullanırken yine mevcut Anayasanın kafasını gözünü yararken; eğer başkan olması durumunda bugünün ESAD'ı gibi olmayacağının garantisi mi var. "Tez elden şu keferenin kellesini uçurasınız" dediğin de ve bunu da "halk beni seçti " safsatasına dayandırırsa; keyfi ve paşa gönlünün uygulamalarına nasıl hayır diyeceğiz.
...
Başkanlık sistemini anlatırken farkında olmadan kendisine güvenmememizin gerekçelerini de söylüyor aslında; "bizler bazı değişiklikleri korkmadan yaparken, mevzuata takılıp kalmadık; mevzuatı dikkate alsaydık bunları yapamazdık" diyerek kendisine aslında ne kadar güvenilebileceğini itiraf etmiş olmuyor mu?
...
Yine tehlikeli, riskli bir döneme girdik; çünkü kendisine has başkanlık sistemini gerçekleştirmek için "milliyetçi söylem ve nutuklarla" işe başladı. "Türklük nedir ki" diyen adam "Türk tipi anayasa" lafını ediyor. Kulağa çok hoş geliyor ama söyleyene bakınca tüylerim ürperiyor. Nasıl ürpermesin ki; milliyetçiliğini yaptığımız "değeri" ayakları altına almamışmıydı?
...
Başkanlık sistemi milli bir mesele değil, senin şahsi meselendir. Sen şahsi meselelerini milli meseleler üzerinden halletme yoluna gitmeyi alışkanlık haline getirdiginden; yine bir yenisini devreye sokarak, ilelebet dokunulmazlık zırhına bürünmek istiyorsun.
Yemezler
Senin bütün meselen kendi ütopyanı gerçekleştirmek. Eğer bu emelini de gerçekleştirecek olursan nihaî hedefin; ülkemizin adının "Tayibistan" olmasıdır(!) ve onun da gerekçesini "Osman Gazi"ye dayandırabileceğine şaşmam.. Demokrasilerde böyle saçma şeyler olmaz elbette ama senin "Ütopyan" da pek ala mümkündür; böyle düşünmeyi bize sen alıştırdın.
Mehmet Soral

24 Ocak 2016 Pazar

SAĞ'IN İHANETİNDEN SOLU ANLAMAK...

Bazı kişiler ülkücü, Türk milliyetçisi olup da rahmetli Kamer Genç ile ilgili paylaşımımı görünce; beni garipsediler.
...
Kendi adıma söylüyorum ki; bazı sağcıyım diyenlerin ihanetini göre göre solcuları daha iyi anlamaya başladım.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

TUNCELİ'Lİ BİR YİĞİT KAMER GENÇ

Hem Tuceli'li olacaksın, hem Alevi olacaksın hem de vatanına, milletine bağlı vatansever Türk olacaksın.
....
Yıllardır yukarıda sıralamaya çalıştığım meziyetleri hususunda şüphe duyanlar; bazıları koministlik, bazıları din, bazıları mezgepçilik veya terör adına özbe öz Türk yurdu olanTunceli halkımıza hiç de hak etmedikleri isnatlarda bulunarak; yanlış kanaat ve algının oluşmasına neden olmuşlardır.
Üzerlerine boca edilen bu acımasız ve ahlaksız algıyı yerle yeksan eden yine bölgenin yiğit evladı Kamer Genç olmuştur. Vasiyetinde ''Tabutumu Türk bayrağına sarın, beni Tunceli'ye gömün'' derken adeta ''seccademi serip namaz kılabildiğim her yer vatanımdır'' dolayısıyla ''beni yönetenlerin kim oldukları önemli değil'' diyenlere inat kendisine yakışanı vasiyet ederek, ebedi aleme göç etmiştir. Adeta tek başına, anamuhalefet partisi gibiydi.. Allah rahmet eylesin.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

22 Ocak 2016 Cuma

FATİH PORTAKAL ÖFKEMİZİ DAĞITMAYA YETECEK Mİ?

Kaybetmeyi mütemadiyyen kaderimizmiş gibi kabullenip; her kaybediş ve sonrasında yıkılışımız karşısında "yeter artık isyanı" için muhtemel her türlü emareye anında müdahale refleksi geliştirilmesi sonucu; Fatih Portakal da benzer bir reflekse muhatap oldu; "soytarılıkla" suçlandı. 
...
Ne demiş adam "Sayın MHP Genel Başkanı sağlık sorunu nedeni ile görevini bırakır mı, bırakmaz mı". Böyle bir sorunun "soytarılık" emaresi olarak kabul edilmesi hangi psikolojik halin tezahürüdür acaba. Yukarıda ifade ettim gibi "sorgulamaya engel olma refleksi" dir.
....
Suçlu bulundu sonunda. 18 senedir seni arıyorduk Fatih. Sen hak ettin. Sopalarımız meşeden bilesin. Dön sırtını, öfkemizi dağıtmak için "fal" da sen çıktın, kusura bakma.
...
Yazık ki; ne yazık.
Siyaseten bitişin, aynı zamanda zihnen de bitişe neden olduğunu fark etmiş bulunuyorum. İtiraf ediyorum ki; bu mantalite, bugünkü modern çağda MHP'ye hakim olduğu sürece birinci parti de olsa Türkiye'yi yönetemez. En azından ben güvenemem. Demokratik bir ülkede ve üstelik de bir "diktatörün" varlığından söz edenlerin; işi haber-yorumculuk olan birisinin mesleğine yakışır en masumane soruyu sorması (bazılarına göre anket) nedeniyle soytarı adledilmesi vicdanı hür hiçbir insanın kabullenebilecegi bir durum değildir.
...
Fatih Portakal" dan MHP'ye, Türk milliyetçilerine zerre kadar zarar gelmeyecek bir adamdır. Dosttan korkulurmu hiç, arkadaş. Olayın aslı senin kendinden korkmandır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

MEZHEPLER YARIŞMASI

Dün akşam Habertürk TV'de mezhep temsilcilerinin konuşmalarını izledim. Hanefi'yim ama Şia temsilcilerine Sünni konuşmacıların hücumundan müthiş rahatsızlık duydum. Adam çırpınıyor; "Vallahi de, billahi de, tillahi de sizin bildiginiz, sandığınız gibi değiliz, müsade edin anlatayım" derken Sünni temsilci aynı şekilde çırpınıyor; "hayır siz öylesiniz" diyor ve yine her zaman olduğu gibi işi siyasete getirip; bu tartışmadan siyaseten nasıl rand elde edebilirize getirip; "söyle bakim İran niçin ABD ile işbirliği yapıyor, işte siz böylesiniz" diyerek mezhepçilik yapıyor. Aynı konuşmacı Türkiye'nin AKP hükümeti marifeti ile ABD menfaatleri için İran'a karşı Malatya da füze kalkanı projesine müsade ettiğini ve kurdurdugunu bilmiyor veya biliyor da işine gelmiyor; çünkü bu konuşmacı aynı zamanda AKP hukumetine siyaseten fırsat bu fırsat deyip güç vermek istiyor kendince. İran'ı bugünü ile değerlendirip siyasi ekestirisini mezhep üzerinden yapmaya çalışıyor. Anladım ki fikir ve düşüncelere özgürce ifade etme imkanı tanınmadığı an radikalleşme kaçınılmaz oluyor. Velhasıl kelam; bırakmadılar ki "Şia"yı kendi ağzından dinleyelim. Sünni konuşmacılar "hayır bizim ağzımızdan dinleyeceksiniz" dayatması program süresince devam etti.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

MİLLİYETÇİ AKADEMİSYENLER BİLDIRGESİ

Özellikle son yıllardaki gözlemim o ki; MHP bir siyasi parti olmanın yanında aynı zamanda Türk Milliyetçiliği fikriyatına hizmet vermek ve bu yönde çalışma yapan ilmi ve fikri düşünce kuruluşları arasında koordinasyonun sağlayarak; müşterek fikir, düşünce ve aynı zamanda parti için "siyaset" üretmekken; epey bir zamandır; daha doğrusu Sayın Devlet Bahçeli'nin genel başkan oluşundan günümüze; MHP, misyonunun gereğini yerine getirme konusunda yetersiz kalınca; bahsetmeye çalıştığım koordinasyon geleneği tarumar oldu ve gerek parti gerekse milliyetçi sivil toplum örgütleri ve şimdi de milliyetçi akademisyenler; söylem olarak doğru stratejik olarak çelişki içeren tutum ve davranışlar göstermeye başladılar..
..
MHP'nin zor durumlarda AKP'yi her defasında bişekilde ipten kurtarmasında olduğu gibi; bu sefer de Milliyetçi Akademisyenlerin ortak bildiri yayınlayarak Recep Tayyip Erdoğan'a (hükümet demiyorum, çünkü aynı şey) destek ilanlarının yayınlanması; sürekli kandırılmaya teşne insana güven duyularak, methiyeler düzülmesi tavrını yadırgadığımı ifade etmek isterim. Oysa Sayın Cumhurbaşkanı aynen 1128 hain akademisyen diye sıfatlandırdıģı insanları suçladığı saiklerle kendisi de Cumhuriyet'in henüz emekleme dönemi için "Devlet, Dersim de insanları; kadın, çocuk, yaşlı demeden mağaralara doldurarak zehirli gazla toplu katliamlar yaptı" demişti. Her ne hikmetse bugünkü milliyetçi akademisyenlerimiz o zaman devlete bu iftiraları atan muhteremi uyarma bildirgesi yayınlamamışlardı; veya fatiha'yı bilmediğimiz; milliyetçiliğimiz ayaklar altına alınırken; kandan beslenen vampirler olduğumuz iddia edilirken; devletin camileri ahır yaptığına dair iftiraları atanların devletin misafirhanelerinde ağırlandığı durumlarda bildiri yayınlamayı düşünmemişlerdi.
...
Maalesef bunu söylerken çok acı içinde söylüyorum ki; milliyetçi akademisyenlerin bildirgesinin manası şu; "Türk Milliyetçiliği fikriyatı bitmiştir, bir beklentimiz de kalmamıştır; dolayısıyla bir güce sarılmamız lazım; o da Recep Tayyip Erdoğan dır.
...
Bildirinin konusu doğru. Hainlik emarelerini sürekli dile getirdiğimizde bizler hep ''kandan beslenenler'' oluyorduk. O gün dediklerimizle bizi suçlayan kişinin bugün aynısını tekrar ediyor diye kendisine methiyeler dizilmesi; olsa olsa bizden özür dilemesini gerektirir; kendisinin yüceltilmesini değil.
...
Bu zihniyet ilk önce partide zuhur etti ve maalesef gördük ki bugün de akademisyenlere sirayet etmiş durumda.
...
Eğer MHP de ümit edilen, beklenen değişim gerçekleşirse bütün bu projeler, karamsarlıklar yerle yeksan olacaktır.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

15 Ocak 2016 Cuma

BİR ÇİZİĞİM BİLE YOK

Biz bu dava uğruna hapis yatmak işkence görmek veya en onurlusu; şehit olmak gibi bir şerefe nail olamadık. Bu durumu sürekli ezikliğilim olarak görmüş; bu şerefe nail olan abilerime, ablalarıma hep gıpta ile bakmış; onları kıskanmışımdır. Zaman zaman kendime "ulan bir yerinde azıcık bir çiziğin olaydı ne olurdu" diye hayıflandığım anlar olmuştur. Kaybettiklerimizi rahmet ve şükranla anarken; yaşayanlarımıza sağlık, sıhhat ve afiyetler diliyorum.
...
Şimdi herhangi bir yerimizde "çiziğimiz" yok diye; düşündüklerimız, söylediklerimız itibarsızlastırılıyor. Arkasında durduğumuz, destek verdiğimiz kişilerin; hareketin mazisindeki "çizikleri" değerlendirmeye tabi tutularak; bizim "yetersizliğimiz" onun da "değersizligi" üzerinden "değişim talebimizin "Hak" olmadığı, hatta böyle bir talebin Sayın Bahçeli'ye karşı nezaketsizlik olabileceğini bile dile getiriyorlar. Yani "kıçınızda bir çiziğiniz yok ama MHP'yi dizayn etmeye çalışıyorsunuz" demeye getiriyorlar.
....
Değerli abilerim bende bir çizik yoktur; eğer olsaydı ve de sizin çektiğiniz işkence ve ızdırapları çekseydim ben de sizler gibi mi olurdum bilemem. Ancak şu bir gerçek ki; bu kadar badireler anlatmış bir hareketin mensupları nasıl olur da bugünkü MHP'yi hapsedilediği "fanus"un içinden çıkarıp, özgürlüğüne kavuşturamaz; anlamak mümkün değil. Bu durumu benim gibilerin sahiplenmesini hadsizlik olarak görenlerin; yine bu hareketi durağan hale getirenlere niçin hadlerini bildirmeyi bunca yıl beceremediler. Becerilemiyeceği kanıksandığı içindir; bir "çiziği" dahi olmayanlar kötü giden talihi değiştirmeye kalktılar. Bu niyetleri; fitne, fesat ve hainlik olarak yorumlamak kul hakkına girmez mi? 18 Yıldır duygu ve düşüncelerimizi sömüren; davamızla kıydığımız ''sadakat nikahını'' defalarca bozanlarla hesaplaşmanın en makul zamanıyken niçin ''hal çaresi'' arayanlara ''bir çiziğin dahi yok'' denilerek öteleyip, ümitsizliğe itiyorsunuz. Buyurun ya gerekeni yapınız, ya da gölge etmeyiniz.
...
Zaman "çizik" arama zamanı değil. 18 yıldır bir netice alamadığımız insan için hala umut vaad eden dostlarıma sormak isterim; ne var yani 18 yılın bir iki senesini de bir başkası için değerlendirsek. En kötü ihtimal parti içi demokrasiyi yaşamayı geleneksel hale getirmiş oluruz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

DOĞU PERİNÇEK-TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Habertürk TV 'de Doğu Perinçek'i izliyorum. Perinçek'in geçmişi ve bugünkü düşüncelerini karşılaştırdığımızda; 1990 öncesi giydiği fanileyi bugün ters çevirip giydiğini görüyoruz. Fatih Altaylı ona sorduğu soruları bana sormuş olsaydı belki de ben de aşağı yukarı aynı cevapları verirdim. "Kürtler ve özerklik meselesi"nin dezavantajlarının ne kadar güzel izah edilebileceğini bu gece onun sözlerinden dinledim. Yüzde yüz aynı görüşteyim ama kendisine güven konusunda şüpheciyim. Çünkü ani değişimler hayra alamet değildir. MİT tırları konusunda Perinçek haber yapıyor hapse girmiyor ama Can Dündar giriyor; garip değil mi?
....
53 yaşımdayım ve yaklaşık 17 yaşımdan beridir siyasete ilgim var. Bunca yıl iki siyasetçinin ne yapmak istediklerini anlayamamışımdır; Sayın Bahçeli ve Doğu Perinçek. Acaba diyorum Doğu Perinçek'e verilen yeni misyon; Sayın Devlet Bahçeli"nin milliyetçi camiada yarattığı bıkkınlık ve yılgınlığın yarattığı "milliyetçi" boşluğu doldurmakmıdır? Yani demen o ki; Sayın Bahçeli ve Perinçek'i çözmek lazım. Çok ilginç değil mi? 18 yıldır Sayın Bahçeli'nin bir TV de "bugünkü Doğu Perinçek" gibi Türkiye gerçekleri ve dış siyaset üzerine konuşmasını bekledik ama bir türlü olmadı, olacağını da sanmıyorum. Herkes Türk milliyetçiliğine sığınıp, ondan medet umarken Sayın Bahçeli'nin kendi "fanus"u içine hapsettiği MHP ise hep bundan kaçındı.
Mehmet Soral

soealmehmet@hotmail.com

9 Aralık 2015 Çarşamba

STOCKHOLM SENDROMU VE DEVLET BAHÇELİ

Sayın Devlet Bahçeli milliyetçi sivil toplum örgütlerini destekleyip, onlar arasında bir koordinasyon yapmayı hiç düşünmemiştir. Oysa bir ideolojik fikir hareketi için en önemli unsur sivil toplum örgütleri ile desteklenmesidir.
"Hareketin" gittikçe büyüyüp, gelişerek kendi kontrolünden çıkarak, hareket mensubu başka kanaat önderlerinin inisiyatifine geçeceği korkusu Sayın Devlet Bahçeli'nin kâbusu olmuştur.
Özellikle 1980 öncesi Milliyetçi Cephe hükümetlerinin kurulmasında etkin güç olmuş olan milliyetçi fikir kulüpleri, toplum örgütleri ve derneklerin etkinlikleri, milliyetçi duruş ve haykırışları, Sayın Bahçeli'nin Genel Başkanlığı süresince dikkate alınmamış, hatta kendilerine yok hükmünde muamele yapılmıştır. Oysa bu yerler partinin beslendiği, kendini ifade ettiği yer ve kaynaklardı.
Gerek parti gerekse milliyetçi sivil toplum örgütleri arasında karşılıklı etkileşim ve destek birbirlerinin kaynaklarını besleyip yetersizliklerini gideriyorlardı.
Sayın Bahçeli'nin "yönetme tarzı" sadece partiyi "güdük" bırakmamış aynı zamanda milliyetçi düşünce ve fikri etkinlikleri canlı tutan kuruluşlarımızı da köreltmiştir. Dolayısıyla Türk Milliyetçiliği hareketi Sayın Bahçeli'nin sayesinde kendi kendini bitiren bir sürece girmiştir. Türk milliyetçiliği adına var olan her kurum ve kuruluşlar körelmiştir. Milliyetçiler bugün aşırı yorgun ve bitkinlik içerisinde; tükenmişlik sendromu yaşamaktadır; bunun tek müsebbibi de Sayın Devlet Bahçeli'dir. 
Hala "Hareketin lideri Devlet Bahçeli" diyenleri anlamak mümkün değil. Sanırım bu arkadaşlarımız "Stockholm Sendromu"na tutulmuş iyi niyetli insanlarımız, Kardeşlerimiz, yakınlarımız.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

BAHÇELİ'NİN MİSAFİRLERİ

Bu iki delikanlı, Allah cümlemizinkini bağışlasın; benim çocuklarım. Akılları erdiğinde gözlerini teşkilatlarımızda açtılar. Becerebildiğim ölçüde elimden geleni yaptım ve davaya kazandırmak, şuurlu ve bilinçli yetismeleri için her şeyi vesile kıldım. Büyük oğlum 25 küçük ise 19 yaşındalar ve her hüsrandan sonra "sabredin her şey düzelecek" dedim. Hayal kırıklıklarını gidermeye, moral vermeye çalıştım ancak 1 Kasım sonrası vaziyeti anlatmaya, durumu izah etmeye ne gücüm kaldı, ne de dermanım. Sayın Bahçeli eğer tenezzül edip, makamınızda kabul ederseniz bu delikanlıları size gönderiyorum. Eğer onları ikna edebilirsen, "yeter artık baba..." serzenişlerinden beni kurtarabilirsen sana minnetdar kalacağım; dediğini yapmayan, yolundan gitmeyen namert olsun. 
Zaferi bu gençlere haram kılanlar ya hesap vermeli ya da ikna etmelidirler.
Mehmet Soral


soralmehmet@hotmail.com

MHP GENEL BAŞKAN ADAYLARI


İdeolojik manada başta Ümit Özdağ, Selim Kaptanoğlu, Koray Aydın, Sinan Oğan, Suleyman Servet Sazak ve diğer değerli isimler MHP Genel Başkanlığı’na şüphesiz ve tereddütsüz yakışan insanlar. Bu insanlar kesintisiz, şerefli bir maziye sahipler. Eğer herhangi birisi Genel Başkan olursa MHP ideolojik manada kendini toparlar, ilkeler etrafında kenetlenme sağlanır, inanmışlık, adanmışlık ve güven yeniden tesis olur.


Ancak değerli dostlar MHP'nin iktidar olması ve Başbakan çıkarabilmesi için; yukarıda isimlerini saydığım kıymetli şahsiyetlere nazaran ideolojik manada ve "MHP'ye mensubiyet" de süreklilik anlamında zayıf bir maziye sahip olsa da; Meral Akşener'in Genel Başkan olması gerekmektedir. Bu düşüncemi birileri komplo teorileri ile gölgelemeye kalkacak olsa da, sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla ülkücü, milliyetçi camiadan olmayan, hatta "elit" kesimden hararetle Meral Hanım'a destek var.
Bir diğer avantaj ise erkek ağzı ile kirlenen siyaset dili Meral Hanım sayesinde tekrar etik değerlere kavuşacak ve toplum bunu içtenlikle destekleyecektir. Değerli bir kardeşime cevap olsun diye yazmıyorum; evet Meral Hanım elbette bir ülkü devi değil ama inanıyorum ki MHP'yi iktidara getirebilecek ve Başbakan da olabilecek siyasi bir "figür" olarak görmek mümkündür. Konjuktürel şartlar hele zaman geçtikçe daha da musait hale gelecek, yorgun düşen "siyasi tercihler" yepyeni siyasi bir "Genel Başkan" olarak Meral Hanım'ı bağrına basacaktır. Şayet Sayın Bahçeli nezdimizdeki saygınlığını sonuna kadar tüketmezse "LiDER" olarak gönlümüzde yerini muhafaza eder, ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayımız olur, Allah'ın izniyle de seçilir.
Mehmet Soral

7.12.2015


GENEL MERKEZ DELEGELERİNE

Değerli MHP Genel Merkez Delegeleri, 
Maalesef Sayın Devlet Bahçeli Bey'in Genel Başkanlığı süresince MHP mensubu Türk milliyetçilerini, ülkücüleri onurlandıracak, gururlandıracak; zaman zaman kor ateşi düşmüş yüreklerimizi ferahlatacak hiçbir hali yaşayamadık. Bizleri sürekli kaybetmeye, ne gariptir ki birilerine de koltuk değneģi olmaya mahkûm ettiler; sadakatımızla nikâh kıyıp bizleri aldattılar. Artık bahtsızlığımıza son verebilecek güç, kudret ve yetki sizin elinizde.Bundan sonraki süreçte kutsal davamızın kaybettiklerinin de kazanacaklarının da vebali size ait olacaktır. Kaybetmeye vesile olacak bir sürece göz yumarsanız bilesiniz ki iki cihanda elimiz yakanızda olacaktır; ancak değişim taleplerini dikkate alarak kara talihimizin değişmesine önayak olursanız tarih sizi minnet ve şükran duygularını ile anacaktır. Bulunduğunuz her yer ve makamda başınız dik, vicdanınız hür olacaktır.
Mehmet Soral


06.12.2015

1 Aralık 2015 Salı

MHP'YE HANIM ELİ DEĞSİN Mİ?

MHP iç siyasetine doğrudan bir ''Hanım eli''nin değmesi bakalım nelerin değişmesine vesile olacak.
MHP Türk siyasetinde yönetme, muktedir olma anlamında belki kendi ''nefsi'' adına bir kazanım elde edememiş olabilir ama haini, puştu bile gittikleri yerde itibar görüp, baş göz ediliyorlarsa şayet; MHP'yi değerlendirirken sahip olduğu oy gücü ile değil, Türk siyasetindeki özgül ağırlığı ile değerlendirmek lazımdır.
MHP'nin yeni bir sürece girdiği aşikar. Bu aşikarlığın etkileyeceği unsurlar sadece MHP'nin bugünkü yöbeticileri ve biz ülkücü taban, kanaat önderleri değil aynı zamanda Türk siyaseti ve diğer siyasi partilerdir. Bu cümlemin ne manaya geldiğini ileriki günlerde göreceğiz.
Anamızın, bacımızın, eşimizin her vesile etkilediği; hayatımızın büyük bir kısmını onların yönlendirmesi ile sürdüren ve şahsen sürekli ''keşke karımın dediğini yapsaydım'' diyen bir erkek olarak; Sayın Meral Akşener Hanımefendi'nin MHP iç siyasetine ''Hanım eli''ni uzatmasından memnunluk duydum.
Meral Hanım'ın sayesinde erkek partisi görünümündeki MHP'de çok ''delikanlıca'' bir yarışın başlayıp, süreceğini ve nihayetinde Türk siyasetinde çok erdemli bir yarışma olduğu kanaatini zihinlerde bırakarak sonlanacağını ümid ediyorum.
Allah tüm ülkücü camianın yar ve yardımcısı olsun, aynı zamanda yüce Türk milletinin her ferdinin memnun ve hoşnut kalacağı hizmetleri yapmayı nasip etsin.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

RAHMANİ GÖRÜNÜP ŞEYTANİ YAŞAMAK

Son günlerde sosyal medyada evlilik ilişkileri ile surekli ismi geçen bir "hatun kişi" var. En modern tarzdan en mutaasıp şekle, görünüme evrildi ancak huylu huyundan vazgeçemediği için habire koca değiştirme huyu devam ediyor.
Burada dikkat çekmek istediğim şey kimin hangi hatunu, kocayı aldığı değil; kendilerini topluma örnek model olarak sunma gayretini İslami değerler üzerinden yapmaları ve daha sonra bu değerlere tamamen zıt olacak şekilde ilişkilerinin sonlanması. Görsellik olarak kumaşlara büründükçe bürünereksin ve güya İslami manada herşeyi halletmiş olacaksın ancak namahrem olan karı-koca ilişkisinizi uluorta herkese duyuracaksınız. O kutsal topraklarda karı-koca düet yapacaksınız, "örnek biziz" diyeceksiniz, sonra akibetinizin klasik Ortadoğu kültürüne has bir usulle son bulmasını kendinize yakıştıracaksınız.
Müşterek inancımız ve kültürümüz olan İslami değerlerin erozyona uğramasinda, son zamanlarda iktidar ve cemaat gücünden de faydalanan bu tip "modellerin" çok zararı olmuştur; çünkü sürekli ekrandalar. Bir örnek daha; malum Kabataş semtinde bir grup deri ceketli erkeğin "başörtülü" bir kadının üzerine yine uydurma haberle "başörtülü gasteci" bir kadın tarafından "işetilmesi" hadisesi.
İşte bütün bu olup bitenler dindarlaşmaya mani olup, mevcut dindarlara da imanı anlamda çelişkiler yasatiyorlar. Rahmani görünüp, şeytani yaşıyorlar. Son 14 yıldır muhafazakar iktidara rağmen tam tersi; Müslüman Türk toplumunda dini ve ahlaki büyük bir erozyon yaşanmakta, kudsiyet atfettiğimiz değerlerin içi boşaltılmaktadır. Allah sonumuzu hayır eylesin.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

12 Kasım 2015 Perşembe

EY SİYASAL İSLAMCILAR NEREDESİNİZ

Ey siyasal İslamcılar, neredesiniz.
Manisa başta olmak üzere başörtülü ''kızlarımıza'' zulüm yapılıyor, ellerine kelepçe takılıp itile kakıla bir yerlere götürüyorlar. Çıksanıza ortaya. Sizlerin niyetinizi bizler geçmişte anlayıp, şerrinizi tahmin edip, tedbir alınmasını telkin ederken; ne dinimizi bırakmıştınız, ne de imanımızı. Siz o zaman mücadelenizin ''imandan'' olduğunu iddia ediyordunuz. Haydin bakalım; madem ki o zaman mücadeleniz ''imandan''dı çıkın ortaya görelim delikanlılığınızı; ''imanınızın'' derecesini, kuvvetini...
...
Birileri bir şeyler yapmış olabilir; onları bulun, buluşturun ve cezalarını verin ancak onlara ceza vermek için; terör amaçlı eline bir tek alet, edevat almamış başörtülü genç kızlarımızı; sadece ve sadece korku yaratmak; canlarına ot tıkamak hırsı ile intikama yönelik seremoniler eşliğinde besleme kanallarda tekrar tekrar gösterilmesi neyin nesidir Allah aşkına.

Demek ki başörtüsü sorunu "imandan" ziyade "siyasal" nedenlerdenmiş. Eğer "iman" dan olsaydı bugün zincirli başörtülü kadınlar mahkeme önlerinde veya Beyazıt Meydanı’n da olmalıydılar değil mi?
Türk Milleti ve tüm siyasal düşünceler arınma temizlenme süreci yaşıyor. Bu süreci bir süre için kendi haline bırakmak lazım.
Ahmet Hakan özellikle bir zamanlar desteklediği, hatta içinde bulunduğu ‘’siyasal İslam’ın’’ ülkeyi getirdiği noktayı dikkate alarak belki de pişmanlık duyguları içinde kendisini sorgulayarak, Atatürk’ü de tekrar ve olması gerektiği şekilde keşfederek minnet ve şükran duyguları ile anmak üzere 10 Kasım saat 9:05’e saygı duruşuna hazırlanmış.
Onbeş sene önceki Ahmet Hakan'ı bugünkü dünya görüşü ile kıyasladığımızda; bence yönetenlerin yönetme anlayışında gerileme olsa da; milletin Cumhuriyet değerlerini anlama ve değerlendirme konusunda iyi bir aşamaya gelindiğini fark edebiliyoruz. İslamcı araştırmacılar Türkiye de dindarlığın gittikçe zayıfladığını tespit etmişler oysa "siyasal İslamcılar" son onüç senedir iş başındalar? Şahsen bu durumu hayra yoruyorum; millet artık "iman" ın sloganlarda olmayıp, vicdanlarda olduğunu keşfetmişlerdir. Demek ki bazı değerlerin kıymeti anlatılarak değil, yaşanarak öğrenilecekmiş.
Bir dönem için siyasal görüşlerin iktidarı önemli değil; önemli olan siyasal icraatların yarattığı sosyal etkileşimin toplumu nereye taşıdığıdır. Artık bundan sonra Türkiye de siyasal İslamcılığın pirim yapması AKP ve icraatları sayesinde mümkün olmayacağı açıktır; hatta iflas etmiştir. Artık ‘’dinimiz’’ özgürlüğüne kavuşuyor; yaşasın.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

10 KASIM 2015

Bugün "din" adına yapılanları görünce, şahit olunca; imanlı bir neslin evladı olma şerefine nail olmayı ve hala imanımı korumayı Atatürk'ün "dine" seküler bakışına borçlu olduğumu idrak etmiş durumdayım. 
Bugün Türkiye dışındaki İslam dünyası nın hali Atatürk'ün "seküler bakışının" haklılığını göstermektedir. Türk'ü kıskanan etnik özürlü birileri ilk once Osmanlı'nın son zamanlarında Türk'ü aşağılamak için "idrak tan yoksun aptal Türk" demişler; daha sonra bunu söyleyen aşağılık ve etnik piçlere haddini bildiren Atatürk'ün "seküler duruşunu" "dinsiz adam" olarak görüp, Türk düşmanlığının gereğini "din kisvesi" üzerinden yapmayı yeğlemişlerdir. Yaptıkları, içine düştükleri tuzak; iddialarının (Atatürk ingiliz ajanıymış) aksine ingiliz taktiğidir. İngilizler Lawrence'i Arabistan da imam yaptılar; Türk'ün bedel ödeyerek vatan yaptığı bu topraklardan ismini hatta cismini yok etmek isteyen ve büyük projelerini yerle yeksan eden Atatürk'ü de "gabur" yaptılar. İngilizlerin gönüllü uşaklarının bir daha düşünmelerini tavsiye ederim.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

MHP 40 HDP 59 EDER Mİ?

80 milyon Türkiye nüfusunun 15 bilemedik 20 milyonu ben Kürt'üm diyenlerin oyunu alan; üstelik de PKK ve terörle iç içe olan HDP 59 milletvekili çıkarıyor; 60 milyon, ben Türk'üm diyenlerin milliyetçiliğini yapan parti MHP ise ancak 41 milletvekili çıkarabiliyor.
Bu garabetin tek müsebbibi MHP'yi yönetmeyi beceremeyenlerdir. Bu sonucu başarısızlık olarak algılamayanları, ciddiye almak mümkün olmadığı gibi, bugünden sonraki siyasal düşüncelerimiz üzerinden yapacağımız her türlü düşünce, eylem ve yapılanmalarda hezimetin müsebbibi olarak yok hükmünde görmeliyiz ki; madem ki dibe vurduk; bu defa ayağa kalkarken kılavuzumuzu doğru seçmiş olalım.
Aramıza şu, bu sızacak; partimizi ele geçirecekler endişesi taşıyarak aşırı korumacılık yapıyor olunması şimdiye kadar yaşanmış olan hangi güzelliğimizi veya kazancımızı kaybetme riskini bertaraf etmiştir. Neye derman olundu, neyin gerçekleşmesi ötelendi. Hatırımıza gelen, müşterek yaşadıģımız hangi mutlu, sevinçli özel günümüz oldu Allah aşkına; aksine çok acılarımız, hüzünlerimiz, hezimetlerimiz oldu. Mutlu olmayı adeta bize haram kıldı/lar; Sayın Bahçeli de dahiil olmak üzere bir kaç gündür verdikleri demeçlerle kendi ilke, inanç ve idealleri için sonuna kadar var olduklarını dile getiriyorlar. Sayın Bahçeli maalesef sizin önünüze koyduğunuz vizyon, edindiğiniz misyon artık bizlerin ülkü ve idealleri ile örtüşmüyor; örtüşmediği sürece de yanınızda ancak kanatlarınız altında toplayabildiğiniz üç beş insanla yola devam etme şansınız olur ki; geldiğimiz nokta gideceğiniz hedefin ne olacağını az çok kestirebiliyoruz ve bu durumda ülkücü vicdan olarak ''senin yanında olmama'' kararımın en azından ''Allah'ın rızasını kazanmak'' adına vereceğim en makul karar olduğunu düşünüyorum. Sizi sırtımda taşımaya gücüm, kudretim, mecalim kalmadı.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

YA SABIR...

Yahu aldırma geç diyorum, geçemiyorum;
Sus, sana ne diyorum, susamıyorum;
Adamlar yanlış yapmaktan, bizler yanlışları eleştirmekten bıkmadık, usanmadık.
...
MHP yönetimi bugün basına yazılı bülten ile demiş ki;
"Sinan Oğan'ın açmış olduğu dava kabul edilmiştir. Ancak bu karar kesin değildir, temyiz edilebilir bir karardır. Mahkemece dava dosyası tekemmül etmeden ilk duruşmada 'jet' karar verilmesiyse rastlanır bir olay değildir. Dava dosyasına ilgi duyan onlarca yargı görevlisinin gayretleri ve kimlikleri tarafımızca bilinmektedir"
...
Diyelim ki haklısınız, yaptığınız günahlarınızın kefareti olabilecek mi; sizin varlığınız bugüne kadar hangi musubetlerin gerçekleşmesine mani oldu ki; Sinan Oğan ve bir başkasına mani olmanız da hangi tehlikeyi bertaraf edecektir.
''
Hani halkımız böyle durumlarda ''çüş yahu'' der ya, bende aynısı diyorum.
Ne zaman şoktan çıkıp da, hangi an Sinan Oğan meselesi ile ilgilenme fırsatınız oldu Allah aşkına. İnsan bu hezimeti mesele yapıp sorgulamaz mı; öfkelenip, üzülüp bunun emarelerini gösterip, çevresine de hissettirmez mi? Maşallah duyarsızlığınız o kadar kemale ermiş ki; cümlenizin suretinde keyifsizliğe dair hiç bir belirti olmadığı gibi; her şey güllük gülüstanlıkmış gibi oturmuşunuz, koltuklarınızın gevşeyen vidalarını sıkıyorsunuz.
...
Eminim ki şİmdi onlar şunu düşünüyorlar; ''çabuk yargı kararı ile MHP'ye operasyon yaparak, Sinan Oğan'ı adaylığa taşıyarak MHP'yi ele geçirmek istiyorlar.'' Argoda buna ''haydi kardeşim git yat'' derler. Keşke onbeş sene önce ele geçirselerdi de şimdiye kadar ne olacaksa olsaydı.
...
Desenize korku dağları aşmış, eşiğe gelmiş içeri girmek üzere ve siz aynen Ocak Genel Başkanı üzerinden ülkücülere tehdit gönderip, işi sağlama alma, ''Genel Merkeze kimse yaklaşıp, hesap sormasın''girişimine mani olmaya yönelik nutukda olduğu gibi; Sinan Oğan meselesine dair alel acele basın bülteni dağıtmanızdaki amaç da; ''bizi buradan yerle yeksan etmeye kimse yeltenmesin, hiç niyetimiz yok'' demek istiyorsunuz.
...
Türk milliyetçileri açısından yaşayabileceğimiz muhtemel her türlü kabusu yaşadık, hezimetleri tatdık. Aslınada ''kaybedecek bir şeyimiz yok'' noktasına gelmiş durumdayız.
...
İnsan ülküdaşını, taraftarını bu kadar değersiz görebilir mi ki; hala Genel Merkezden yüreklere su serpecek bir açıklama yoktur. Seçmeninden nefret eden pir parti yönetimi olur mu Allah aşkına. Parti barajdan dönmüş problem yapan yok; düşmüşler Sinan Oğan telaşına.
Allah sonumuzu hayır eyleye; sözün bittiği yerdeyiz maalesef.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

HALA MI DENİZ BAYKAL

3.11.2015
Yaşım 9 idi ilkokuldayken mecliste Deniz Baykal vardı; yaşım 53 yjne mecliste Deniz Baykal var.
...
Nasıl bir heves, nasıl bir ego; ailesi için nasıl bir tahammül, sabırdır ki; varlıklarına benim dahi tahammül edemediğim bu insanlara hala tahammül edebiliyorlar. Anlaşılan; Baykal ailesini, ailesi de Baykal'ı yok hükmünde görüyorlar; yoksa taş olsa çatlar be kardeşim. 
...
Diğer bir tuhaflik ise imparatorluğa alternatif T.C devletini 10 senede kuran, millete ve dünyaya kabul ettiren CHP nasıl oluyor da Baykal dan kurtulamiyor. Tayyip Erdoğan Başbakan olmadan önce Deniz Baykal ile Beylerbeyi'nde buluşuyorlar ve Başbakan oluyor. Yine en kritik dönemde Tayyip Erdoğan'ın iktidar gücünü kaybedip, AKP döneminin sorgulama ve yargilama imkanının doğduğu 7 Haziran seçim sonrası; Deniz Baykal seçimin ertesi günü hemen Tayyip Erdoğan'a gidiyor.
...
Öte yandan benzer emareler Bahçeli için de gecerli. Hiç kimseye haber vermeden 3 Kasım erken seçim kararı, seçim oluyor AKP tek başına iktidar oluyor. 7 haziran akşamı alel acele kimseyle istişare yapmadan koalisyon kurmama kararı vb. gibi.
...
Ben artık siyaseti böyle okuyorum. Tayyip Erdoğan faktörünü güçlü ve hakim kılan kendi becerileri yanında Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli faktörleridir.
...
Kılıçtaroğlu CHP'ye kan vermiş, CHP'yi "klasik devletin sahibi ve kuranı benim, siz neyi bileceksiniz ki zaten cahilsiniz" havasından ve ukalalığından uzaklastırarak, halka yaklastirmistir. Mesela başörtüsü meselesinin halledilmesinde yapıcı oldu, dini hassasiyetleri daha da önemsedi. Eğer Deniz Baykal faktörü olmasaydı belki Kılıçtaroğlu taşları daha özgüven dolu bir şekilde oynayacaktı ama Baykal Erdoğan ile görüşerek Kılıçdaroğlu'nun hareket alanını daraltıp, fırsat vermediği gibi yine meclise girdi. Anlaşılan Erdoğan hegomanyasının muktedirliği tehlikeye maruz kaldığında devreye girip? kendisine omuz verecekti
r. 

Mehmet Soral

30 Ekim 2015 Cuma

MİSAFİRİN KALLEŞİ...

Utanmazlık, arlanmazlıkta sınır tanımayan; ar damarı çatlamış haysiyet yoksunları; duydum ki kutlu davanın ''çınar ömrünce'' yaşayan duayenlerine, Ülkücü Hareket'in yaşayan hafızalarına yani 90 yaşının üstünde olan devine musallat olmuşlar.
...
Eskinin ülkücüleri olduklarını iddia eden günümüzün bazı şerefsizleri; 90 küsur yaşında bir insana ziyarete giderek, seçim arifesinde; yaşlılığını, yaşlılığının doğal sonucu bazı melekelerinin zafiyetlerini; ve belki de haklı olarak koskoca bir ömrünü verdiği, acısını çekip, gözyaşını döktüğü davasının hala istediği konumda temsil edilemeyişinin yarattığı hayal kırıklığı ve kırgınlığını suiistimal ederek; ''tanrı misafiri'' kisvesi altında; tüm ülkücü camianın saygı duyduğu, çok büyük değer atfettiği ''amcamızı'' ziyarete giderek, O'nun ağzından MHP ve Sayın Devlet Bahçeli aleyhine demeçler vermesini teminen sinsice kurulan tuzağa, maalesef çok kıymetli amcamızı düşürmüşler.

Yaptığınız bu kalleşlik sadece MHP’ye yarayacak onu bilin ancak ‘’amcamıza’’ karşı küskün bir çevrenin oluşacağı aşikar. Bu insanı çevresinden, sevdiklerinden koparmaya hiç mi utanıp, sıkılmadınız. Aile içi sohbet olduğunu düşünüp ‘’bunlar da bizim çocuklar’’ rahatlığında biraz da öz eleştiri yaparak içinden gelenleri ifade edip, saatlerce süren söyleşinin içinden bazı cümleleri cımbızla alıp ‘’işte MHP’nin yaşayan çınarı böyle düşünüyor, böyle söylüyor’’ diyerek son çırpınışlarınız için emellerinize alet etmeniz; sosyal medya da paylaşımınız; tek kelime ile alışkanlığınızdan olsa gerek; geçmişte birilerinin yatak odalarına koyduğunuz tuzakların bir başka versiyonudur. O kasetler sizi muradınıza nasıl ki erdirmedi ve kendi belanızı kendi elinizle bulduğunuz gibi bu ‘’yaşayan çınarımıza’’ kurduğunuz tuzaktan da umduğunuzu bulamayıp, yine kendi belanızı kendi elinizle bulacaksınız.
Misafirin de kalleşi böyle olurmuş demek.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

28 Ekim 2015 Çarşamba

KAYPAKLIĞIN FİYATI NE Kİ.

MHP ne demişti hatırlayalım "Kobani'de PYD'ye yardım etmek ve onun saflarında DEAŞ'a karşı savaşmak için Kuzey Irak'tan gelip, Türkiye den geçmek isteyen Peşmerge askerlerine müsade etmeyelim" Hükümet bu uyarıyı dikkate almayıp, karşı çıkmıştı ve Peşmerge askerlerine yol vermişti. Peki şimdi ne yapıyoruz; PYD'yi bonbalıyoruz değil mi? Daha neler neler; ''çözüm süreci'' safsatasını hatırlatmaya bile gerek yok; ödediğimiz bedelin acısı bile dinmedi, içimiz yanıyor.
İşte bu kadar kaypak, yanar, döner bir dış politika yüzünden medeni dünya bizi dışlamış durumda. Göçmenlerle ilgili Avrupa da toplantı yapılıyor ama Türkiye davet edilmiyor niçin; dışlandığımız için. Avrupa ülkemize ve yönetenlerimize güvenmiyor, gayri ciddi buluyorlar. Türkiye'nin sürdürebilirliği bir hafta bile olabilecek ne iç, ne de dış politikası var.
Özellikle son üç yıldır MHP ve yöneticilerinin söylem ve demeçlerini hatırlayacak olursak hiç yanılmadıklarını; ne söyledilerse doğru çıktığını fark edebiliriz.
Sinan ogan ''Türkiye de uyuyan DEAŞ hücreleri var'' demiş, daha önce de DEAŞ'ın konsolosluğu basabileceğini söylemişti ancak bu kadar kıymetli bilgiyi değerlendirebilmekten aciz ''mankurtlar''ın bu uyarıyı dikkate almamalarının bedelini en azından 150 canın kaybı ve iki katı yaralı ile ödedik; görevlilerimiz 49 gün esir kaldılar karşılık olarak 80 DEAŞ mensubu serbest bırakılmıştı. Her sarıklı ve sakallı insan grubunu cihatcı görüp, Allah'ın mübârek kulları sanan peşin hükümlü iktidar; mezhep taassubu gereği Esad'a Alevi deyip karşı çıkarken; DEAŞ'a da Sünni deyip sıcak bakarak kaynayan Ortadoğu da devletimiz ve milletimiz adına yüzümüzü kara çıkaran politikalar izledi ve maalesef rezil olduk.
Türk milletini ve devletini bu kaostan kurtarmak, ayakları yere basan iç ve dış politika için MHP'nin olduğundan çok güçlü bir şekilde meclise girmesi gerekmektedir. AKP'nin güçlenerek seçimden çıkması durumunda iç savaştan korktuğumu itiraf ediyorum. Bu fırsatı vermemesi için de Allah'a dua ediyorum.
Korkuya dayalı sermaye desteğinin artık dayanma gücü kalmadığından; AKP seçimden istediği sonuçla çıksa bile sermayenin desteği devam etmeyecek; Arap kaynaklı "kalleş sıcak para" ülkeyi terk edecek; bu sıcak para ile süspanse edilen ekonomi korkarım ki krize girecek ve peşpeşe iflaslar ve işsizlik alıp başını gidecek. Bu durumda hiç bir algı yönetiminin gücü, yeteneği dirlik ve düzeni sağlayamayacaktır; nihayetinde karnı tok insanın kavgaya mecali olur; taraftarlığını muhafaza edebilir. Milletin anasına söve söve havuzu dolduranların bu defa analarına sövmeye başlayacaklardır; işsiz güçsüz, karnı aç kalanlar.
Kaypaklığı ucuz buldunuz diye bu kadar üzerine abanmanın ne gereği var; 
Ey kaypaklar.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

23 Ekim 2015 Cuma

İLLE DE AYDIN DOĞAN'I İSTEREM

Ey büyük Allah'ım sen nelere kadirsin. 
Senin gücünü ve kudretini tasavvur edemeyenler ''suratlarına bir tokat'' istercesine somut gerçekler istiyorlar. Alın size somut bir gerçek. Aşağıda anlatmaya çalıştığım konu; Türk milletine; karşılıklı olarak gizli anlaşma, sözleşme ve destek ile kalleşlik yapanların ''Allah tan yedikleri tokatın hikayesi'' dir.
...
Aydın Doğan; Allah biliyor ya, geçmiş dönemlere nispeten mümkün olduğunca tarafsız olmaya çalışıyor ama ''ERDEGEN'' açısından bu yetmiyor. Peki ne istiyor; Doğan Grubu’nun açık açık kendisini desteklemesini istiyor.
2001-2002 Yıllarını hatırlamaya çalışalım. Bu günlerde olduğu gibi Devlet Bahçeli, MHP ve MHP yetkililerini bir hafta içinde iki defa canlı yayına çifter çifter programlara çıkarıp, söz hakkı vermeyen; MHP’siz hükümet formülleri başta olmak üzere DSP ve Refah partisinin içinden hainler devşirerek her iki partinin yerle yeksan olmasını sağlayıp, Türkiye de siyaseti dizayn etmeyi misyon edinen Doğan Gurubu; Almanya’da Hürriyet Gazetesi tesislerini açma bahanesi ile Çiller, Yılmaz ve ‘’Erdegen’’ buluşmasını sağlayarak 13 yıllık iktidarın temelini atmışlardı.

İşte ‘’ERDEGEN’’ kendi mantığı içerisinde tutarlı davranarak, kendisini iktidara taşıyan ana unsurlardan ‘’medya ayağı’’ olarak Aydın Doğan’ı gördüğü için; yine içine düştüğü çıkmazdan ve gelecek günlerin kaosundan Aydın Doğan desteği ile çıkabileceğine inanmış olsa gerek; mütemadiyen Doğan medyasını taciz ederek bunaltıp, desteğini almak istiyor.
ERDEGEN; yandaş medyanın nicelik olarak büyük olmasına, kendisini kayıtsız şartsız desteklemelerine rağmen; besleme oldukları için nitelik olarak bir ‘’hiç’’ olduklarına; gerek yazarları gerekse gazetecilik mantalitesi açısından medyadaki ‘’özgül ağırlıklarının’’ düşük olduğuna inandığı için kendisi için verilen mücadele onu tatmin etmiyor ve ‘’ille de Doğan Medyası’nın desteğini isterim’’ diyor.
Yani demem o ki; ancak ve ancak, kendisini ‘’getirenlerin’’ yine kendisini ‘’götürmek’’ isteyenlere karşı koruyup, kollayabileceğine inandığı güç olarak Aydın Doğan'ı görüyor ve bu nedenle ‘’ille de Doğan Medyası’’ diyor.

Demek ki, tuttuğumuz maşalar; Zamanı gelince tırmalar.
pardon, bu söz başka bir sözün devamıydı değil mi?
Neyse, tuttuğumuz ''maşalar''
Dikkat etmezsek el yakar.
Bu aralar ‘’BOP da neymiş, zaten ona hiç inanmamıştım, beni kandırdılar’’ sözünü duymaya kendimizi hazırlayalım derim.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

22 Ekim 2015 Perşembe

ŞARTLAR NE OLURSA OLSUN OYUMUZ MHP'YE

Değerli gönüldaşlarım,
Türk milliyetçisi, ülküdaşlarım;
Gene bir seçim arifesindeyiz ve gene bizim üzerimize olabildiğince, çullanırcasına negatif yönde algı oluşturmaya çalışıyorlar. Surda nasıl bir gedik açabileceklerinin hesabını yaparak, en iğrenç yöntemlerle gerek Sayın Devlet Bahçeli’nin şahsında gerekse MHP kurumsal kimliği üzerine saldırıp, bu yetmiyormuş gibi, içimizden hain devşirme peşindeler.
Bütün bunları bizlere reva görenleri belki anlamak mümkün; zira geçmişe dönük kavgamız hep bunlarla olmuş ancak kendi içimizdeki bazılarının ‘’oyumu MHP’ye değil, şuna buna vereceğim’’ sözü de ne oluyor Allah aşkına. Bu tavrın nedeni elbette ki inanç ve ilkelerdeki değişim değil; MHP iç siyasetinden kaynaklanan nedenlerdir. Lütfen MHP’nin parti içi siyasetinin gönlümüzde neden olduğu tatminsizliğinin müsebbibi olanlarla hesaplaşmaya kalkarak; Türk milleti ve Devleti’nin geleceğinin teminatı olarak görülen ve bunu kendisine misyon edinmiş MHP’nin leş kargalarınca yok edilmesine fırsat tanımayalım.
Konjokturel olarak belki de MHP’nin en güçlü bir şekilde çıkması gerektiği seçimi ‘’bıçak sırtı’’ misali geçirmek bizlere züldür; bunun müsebbibi olanlarla er veya geç hesaplaşma hakkımız baki kalmak şartıyla; ihanete varan ‘’MHP’ye oy vermemek veya hiç oy kullanmamak’’ gibi seçeneklere tenezzül etmek; çok özür dilerim ‘’sütünü döken inek olmak ’’ gibi bir gafletin içine düşmek; MHP’ye en kritik dönemde yapabileceğimiz en büyük ihanet olacaktır. Bütün özverimiz MHP’yi yönetenler için değil, MHP kurumsal kimliğinin olabildiğince onurlu, iri ve diri kalması içindir.
MHP’nin Türk siyasetindeki özgül ağırlığı her zaman için özeldir. Nasıl mı? Mesela AKP-CHP 32 gün koalisyon görüşmesi yapıyorlar ancak koalisyon kurma başarısızlıkları hiç tartışılmıyor ama MHP-AKP koalisyon görüşmesinin ‘’başarısızlığı’’ herkes tarafından konuşuluyor, tartışılıyor; bunun gerçek nedeni MHP’nin Türk siyasetindeki ‘’özgül ağılığının’’ niteliğinden, değerli oluşundan kaynaklanmaktadır. Anketlerde CHP, AKP ve BBP seçmenlerinin ikinci tercihleri olarak MHP çıkıyor. Peki niçin istenen performans elde edilmiyor. Bunun cevabını aşağı, yukarı çoğumuz biliyoruz ama önemli olan MHP’yi yönetenlerin bilmesidir.
Sandığa gitmemek veya AKP hariç bir başka partiye oy vereceklerini söyleme gafletinde bulunan değerli arkadaşlarımız bilsinler ki bu durum tamamen AKP’nin işine yarayacaktır. Öfkelenmenize neden olarak görülen ‘’mazeret/mazeretler’’ belki de hiç haz etmediğiniz bir siyasi tercihin güçlenmesine vesile olacaktır. Diyelim ki Kocaeli’inde bir kardeşimiz MHP’ye oy vermekten vazgeçip, AKP olmasın da kim olursa olsun deyip, CHP’ye oy verdiğini düşünelim. Besbelli ki bu oyun yansıması tamamen AKP’ye yarayacaktır. Çünkü CHP tek başına iktidara gelemeyeceğine göre, oyu artmış olsa bile dengelerin değişmesine ciddi katkısı olmayacak, MHP’nin 7 haziranda HDP’ye kaptırdığı milletvekili çok rahat şekilde gene HDP’ye gidecektir. Oysa aynı arkadaş oyunun yanına bir oy daha ilave ettirebilse HDP’ye kaptırılan milletvekilliği tekrar geri alınacaktır.
Partimiz MHP’ye sahip çıkarken kişilerin bekasını değil, MHP’nin bekasını düşünerek hareket etmek gibi bir bilinç, şuurda olmamız gerekiyor.
Allah hepimizin, Türk milletinin yar ve yardımcısı olsun.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

16 Ekim 2015 Cuma

PROVOKASYONA GEL, PROVOKASYONA...

A-Haber'i izliyorum. Döne döne aynı haberi veriyor.
Neymiş efendim HDP'li bir grup karşılaştıkları başörtülü kadını linç etmeye kalkmışlar.
Malum, A-Haber Havuz medyasına ait olup, AKP iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan otoritesine karşı gelen, eleştiren kişi, kurum ve kuruluşlara karşı fütursuzca savaş aşmış ''canlı kalkan'' olmak gibi bir misyon edinmiş adeta.
...
Siyasi grupları her geçen gün kendi içinde konsolide olmaya iten ve aynı zamanda karşılıklı duygu ve düşüncelerin nefrete dönüşmesi sağlayan ''yandaş zihniyet''in bu gidişle ülkeyi iç savaşa götürmesinden korkuyorum. Bunlar Türk milletini, abarttığımı sanmayın lütfen; PKK'dan daha tesirli bir bölünme sürecine götürebilir. Müthiş bir medya gücü ve algı yönetimi var. ''Kürtler bize nasıl oy vermezler'' in intikamını alma düşüncesi bunları tamamen kontrolden çıkarmış durumda.

Ne demek oluyor Allah aşkına; ''bir grup HDP'li başörtülü kadına öfke ile saldırıp linç etmeye kalktılar''.
Bir an için haberin doğru olduğuna inansak bile; Türkiye'nin bugünkü konjökturel şartlarında çirkin haberi döne döne vermenin ne manası var. Ben bunu AKP ve Recep Tayyip Erdoğan için ''gemileri yakmak'' ve istikballeri ile ilgili içine düştükleri korkunun yarattı panikten kaynaklanan hesaba, kitaba gelmeyen haller olarak görüyorum. Malum katliamla ilgili yayın yasağı koyanlar provokasyon amacı güdüldüğü besbelli olan bu haber için ne düşünürler acaba.
...
Yine başörtüsü, yine kadının masumiyeti üzerinden oy devşirmenin iğrenç yöntemleri. Yazıklar olsun size; ne diyelim ki.
Bir tesellim var ki, gidici olduğunuza artık sizde inanmışsınız anlaşılan.
Şimdi peşinen söyleyeyim; benim HDP'yi savunduğumu bile söyleyebilecek mankurtlar çıkacaktır. Hiç de önemli değil. Biz şahısların bekası için değil, devletimizin ve milletimizin bekası için düşünür, yazar ve yaşarız. Benim nezrimde yukarıdaki haberi döne döne verenlerin tereddütsüz PKK'dan daha tehlikeli ve bölücü olmalarıdır.
İnşallah, Allah bunların hakim oldukları tüm inisiyatifleri ellerinden alır, Türk milletini ve devletini rahatlatacak olanlara verir.
Amin…
Mehmet Soral