19 Ocak 2022 Çarşamba

AKP TECRÜBESİNDEN SAĞLAM DEVLET YAPILANMASINA

AKP Tecrübesinden Sağlam Devlet Yapılanmasına

Geçmişten günümüze, laikliğin sosyal dokumuz için ne derece kıymetli bir nimet olduğunun kurucu başbuğumuz rahmetli Atatürk tarafından doğru tespitinin yapıldığı kadar, maalesef aynı şekilde doğru anlatım ve uygulamasının yeterince yapılamaması nedeniyle cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı düşman bir güruhun taban bulmasına vesile olundu.

Ülke ve millet olarak talihsiz bir akıbete, bugünlere sürüklendik. Bugünkü halimiz o akıbetin bir anlamda tezahürüdür, nedir o; dini bir "Cemaat"in (Fetö) taban bulup siyasi zeminde karşılığı AKP ile örtüşerek devleti değiştirip dönüştürmüş olmalarıdır. Efendim şimdi denebilir ki; fetö bir terör örgütüdür, amenna, peki fetö'ye atfen "Ne istediniz de vermedik" şeklinde ifade edilen hatta itiraf edilen Fetö-AKP ilişkisine ne diyeceğiz, nasıl tarif edeceğiz. Bu sorunun cevabı elbette biliniyor ama tek adam rejiminde olduğumuz için Türk milletinin vicdanında derin dondurucuya konularak bekletilmektedir. Muhtemelen günü geldiğinde çıkarılıp açıklanacaktır.
Ancak yine gün itibariyle bütün bu yaşanmışlıklardan çıkarılabilecek, mutluluk verici bir başka sosyolojik taban ve buna bağlı bilinç düzeyinin gelişiyor olmasıdır, o da; dini argümanlar, söylem ve kavramlar üzerinden suiistimallerle elde edilen gücün aslında herhangi bir zamanda bir kalleşin elinde hançer olup arkadan sessizce yaklaşarak milletin sırtına saplanabileceği gerçeğini tecrübe edinmiş olmaktır.
Bireyler, şahit oldukları bu sosyolojik gerçekler üzerinden prensiplerini güncelleyerek şimdiye kadarki benzer olaylar ve durumlar karşısında artık farklı kararlar verme sürecine everilmişlerdir. Siyasetin dilinde kirletilmiş olan dini kavramlara atıf yapmak sempati değil artık antipati hatta nefret oluşturmaya başladı. O nedenle İslam'i bir kavram olan "Nas"tan bahsedildiğinde vatandaş (Kullananın jargonu ile) "Yemişim senin Nas'ını" diyerek tepki gösteriyor. İslam, güzel ahlak temelli bir inanç olmasına rağmen siyasette kötü insan veya partilerin çıkarları için kullanımlarına sunulan bir aparata dönüştürülünce; gelecekle ilgili en büyük endişem; İslam'a yapılan her atıfta karşı tarafın "Yemişim senin dinini" tepkisi ile umursanılmayan bir din mertebesine dönüşmesidir.
İşte yukarıda ifade etmeye çalıştığım, özellikle de son yirmi yıldır toplum olarak edindiğimiz tecrübelere bir de "Z kuşağı"nın tercihlerinin de eklenmesi ile laiklik daha da temellenerek, olduğundan çok daha genel kabul görerek ne dini cemaatlerin tahakkümüne fırsat verecek sosyolojik tabana, ne de bu tabanların AKP gibi siyasi partilerin arka bahçeleri olup varlıklarını sürdürmelerine izin verecektir.
Velhasıl kelam; önce AKP-Fetö, sonra cumhur ittifakı birlikteliklerinin Türk milleti ve devletine yaşattığı olumsuz, tahribatı büyük tecrübeler, laikliğe inanç ve güvenin artmasına neden olurken; bu arada bir iktidar değişimi ile cumhuriyet değer ve kazanımları anlamında devletin daha da temelleneceği bir sürecin önü açılacaktır.


Muhterem "Cumhur İttifakı olarak sizi önümüze katar kovalarız, 15 Temmuz'daki gibi!" buyurmuşlar

Yani, bu ifadeyi cumhur ittifakına amade olmayan, biat etmeyen, karşı çıkan biz muhalifleri fetö ile özdeşleştirmek gibi aynen kendisine iade ettiğimiz bir ithamda bulunarak söylüyor.
O gece Devlet Bahçeli ne yapmıştı; teşkilatlarına "Sokağa çıkmayın" talimatını geçmişti. O günkü; milletin devleti sokaktan toplamak gibi kahramanca mücadelesine bugün eklemlenme düşüncesi olsa olsa Devlet Bahçeli'nin üstlendiği misyon; "İktidar partilerine eklemlenme alışkanlığından'' olsa gerek.
O gece ne Erdoğan'ın, ne Devlet Bahçeli'nin ne de Genel Kurmay Başkanının ne düşündükleri umurunda bile değildi, tek dikkat ettiğim 1. Ordu komutanının ne deyip, nasıl tavır alacağıydı. 1. Ordu komutanın "Kalkışmanın karşısında, devletin yanındayız" mealindeki sözleri duymak istediğim, beklediğim bir ifadeydi ve hemen eşime dönerek "Bunlar başarılı olamayacaklar, rahat olun" dedim.
Sonra, ne kadar komik değil mi; 1. Ordu komutanının ne düşündüğü "Birileri" için de çok önemli olmalıydı ki; işi sağlama almak ve daha ikna edici olmak için komutanın kendi ağzından "Beni Devlet Bahçeli'den sorabilirsiniz" gibi bir dedikodu yaydılar. Daha sonra söz konusu komutan "Ben böyle bir ifade kullanmadım" demiştir. Yine ne garip ki; 1.Ordu komutanına güven duyulması anlamında referans gösterilen Devlet Bahçeli, "Ne istediniz de vermedik" itirafı ile sabit olan AKP+Fetö dayanışmasının bedelinin Türk milleti ve devletine ne şekilde ödetilmek istendiğini bildiği halde AKP'ye desteğini kayıtsız şartsız devam ettirmiş, bugün de ittifak halindeler.
Yani demem o ki; o gece kim kimi, kime güvenerek kovaladı biraz muamma ama bana da öyle geliyor ki; 1.Ordu komutanı Ümit Dündar Paşa, Özel Hareket ve Türk milleti devlete sahip çıkma reflekslerini ortaya koyduktan sonra ancak birileri saklandıkları deliklerden çıkıp sonra kahraman oldular(!)


Millet İttifakının Güçlendirilmiş Parlamenter sistem birinci önceliği olacak, peki devamında...
Devamında...
15 Temmuz'un öncesi, gecesi ve sonrası olup bitenler saat saat, dakika dakika, hatta saniyelik dilimlerle; devleti yönetenlerle onların yanaşmaları o gün ve gecesinde neredeydiler, ne düşündüler, ne yaptılar...
Nefes alışlarına kadar izlerinin sürülerek notlarının alınması ve devamında 15 Temmuz süreci "AKP'ye yapılmış bir ihanet" olduğu, onun intikamının alınması üzerinden değil, Türk milleti ve devletine karşı yapılmış bir ihanetin hesabının sorulması, yargılamasının yapılması üzerinden yapılmalıdır.
Başlatılmalıdır ki...
Türk milleti, kendisini yönetme yetkisi "Emaneti"ni verdiklerinin bu emaneti, hain yapılanmalarla devlete karşı ihanet süreçleri için kullanmaları durumunda sonuçlarının ne olduğunu, müsebbibi olanların akıbetlerinin ne olacağını müşahede edip, şahit olsun ki; bundan sonra hiç bir yöneten ve ona yanaşma olanların ihanetlerinin hiç bir çeşidine müsamaha gösterilmeyeceği kadim Türk milletinin tarihine ibret olsun diye not düşülsün.

CHP'nin en büyük hatası, cumhur ittifakının püskürtme operasyonu ile "Kontrollü darbe" gözlem ve tespitinden vaz geçmiş olmasıdır.
Oysa ki; AKP'nin iktidara gelişinden CHP'nin bu tespitini yaptığı güne kadar ülkemizde yaşananlar analiz edildiğinde, CHP'nin yerinde ve en makul tespitini yaptığını görüyoruz ama dedim ya; cumhur ittifakının kendi suçunu bastırma operasyonu ile devletin gücünü de arkasına alarak CHP'ye karşı yaptığı orantısız linç girişimi ona iddiasından vaz geçmeyi kabullendirmişlerdir.
CHP şunu bile diyemedi; "Kontrollü darbe olduğunun ortaya çıkmasından korktuğunuz içindir ki; cumhur ittifakı olarak 15 Temmuz ihanetinin meclis soruşturmasının yapılmasına izin vermediniz"
Cumhur ittifakı, 15 Temmuz ihanet sürecinin başlangıcı, gelişimi ve sonuçlarının sorgulanmasının yapılmaması için (Çünkü sürecin dibine kadar içinde oldukları ortaya çıkacak) CHP'nin "kontrollü darbe" tespitinin fetö söylemi olduğu iddası ile her dile getirenin "fetöcü" olduğu gibi bir silahı tehdit unsuru olarak kullanınca sadece CHP değil her kişi ve siyasi partiyi susturmayı başarmışlardır.
Arsızlığın da bu kadarına pes doğrusu; BOP projesi dahilinde, ABD'nin gözetiminde, fetö'nün dizayn ve organizasyonu ile kurulan, genel başkanının BOP eş başkanı tayin edildiği bir parti olan AKP'nin, bunca yaşanmışlıklar ve yaşattıklarından sonra taşıdığı vebali görünmez ve bilinmez kılıp, bu da yetmeyip millet ittifakının birleşenlerini HDP üzerinden PKK ile ilişkilendirme ve iltisaklı gösterme arsızlığı ve yüzsüzlüğü karşısında ne demeli, şaşkınlık içindeyim. Oysa cumhur ittifakı istemezse HDP bugün mecliste olamaz. Çünkü HDP üzerinde tepinerek toz kaldırıp, o toz duman içinde muhalefeti boğmak istiyorlar.
Velev ki fetö başarsaydı( Bir an için Kontrollü olmasını unutalım) sorusu sorulduğunda aşağı yukarı 15 Temmuz ihaneti sonrası AKP'nin bugün yapmış oldukları ile karşılaşıyorsak; buradan bile 15 Temmuz ihanetinin içinde bir "Kontrolün" olduğunu çıkarmak mümkündür.
15 Temmuz ihanetinin meclis araştırması yapılmadığı sürece "Kontrollü darbe" iddiasında bulunmak meşruiyetini koruyacaktır.
15 Temmuzun üzerine gidip araştırılmasının yapılmasına yüreği yetmeyenler, her nedense her türlü tehdite rağmen sorgulamasının yapılmasına yüreği yetenleri tehdit ediyorlar. Şimdi göreceğiz; ben böyle yazdım diye kaç tane biatcı azatlık kabul etmeyen yanaşma yavşak bana "Sen fetöcüsün" diyecek.
Velhasıl kelam; CHP iddiasından vaz geçmemeliydi, geçmemeli, diğer partiler de.


Cemaat dayatmaları aile baskısı ile yok olan canlar

Dindarlar veya muhafazakarlar zihin dünyalarını modernize edip, inançlarını çağdaş bilimle barışık hale getirmedikleri sürece inancın sadece yoksula ve köylüye, zenginlik ve mutluluğun ise modern insana, şehirliye ait bir şeymiş gibi algılanıp yaşanıyor olacak.
Tıp fakültesini kazanmış "zehir" gibi zekaya sahip bir genç, tahsili lise seviyesinde dahi olmayan tarikat mensuplarının güdümü ve kontrolündeki bir tarikat yurduna aile büyüklerinin tercihi hatta dayatması ile kayıt ediliyor. Ve, devamında; yorucu tıp müfredatı yanında tarikat geleneğine bağlı, zamanlı zamansız, terk edildiğinde kusur görülüp ailesine bildirileceği tehdidi ile istenmeden hatta nefret edilerek yapılan bir takım dini ritüeller. Böyle bir yükü taşımak; üstelik de istemeyerek taşımak; ne kadar büyük bir zül olsa gerek.
Kısaca dini cemaatlere bağlı öğrenci yurtlarının tamamen kapatılması hem İslam inancının geleceği, hem de iman sahibi insanların inanç dünyalarının sarsılmaması için elzem olan şeydir. Siyaset kurumu bu alandan beslendiği için tarikat ve cemaatlerin üzerine gidilmesi kolay olmayacak belki ama en azından belli standartlar konup (İlahiyat fakültesi seviyesinde ayrıca pedagoji eğitimi almış) bu standartlar dahilinde denetim ile sağlıklı bir yapıya kavuşturulabilirler. Her şeyden önce kanunlar karşında somut kimlikleri ile denetlenebilir kurumlar haline gelmeleri gerekir.
Kanaatim o ki; modernize olmuş zihin dünyasına sahip bir gencin, tam aksine, biat ile bir yerlere bağlı ve bağımlı olan aile yapısı arasında sıkışması ile infilak eden ruh hali , gencecik Enes evladımız gibi yüzlerce evladımızı umutsuzluğa itip, intihara sürüklemiştir.
AKP, devletin bütün imkanlarını kullanarak fetö'ye karşı tavizsiz mücadele veriyor. Bu mücadele sanki devlete ve millete karşı yapılmış bir ihanetin cezasını vermek şeklinde değil, fetö ile yaptıkları iş birliğinde ihanete uğramışlığın cezasını vermek şeklinde olduğunu görüyoruz. "Cemaat yapılanması"ndan doğmuş fetö gerçeğinden ders alınarak mevcut tarikat ve cemaatlerin denetimleri, kendilerini küstürme riskinden dolayı üzenlerine gidilerek yeterince yapılmadığını görüyoruz.
Özgür Özel bu durumda Enes evladımızın durumda olan gençlerin kendisine ulaşabilmeleri için iletişim bilgilerini paylaşmış, çok da iyi etmiş, kendisini tebrik ediyorum. Umarım bu düşünce sivil toplum örgütü şeklinde örgütlenerek yapılır. Bu misyondaki kurumların varlığı aile ile cemaat arasına sıkışmış veya sıkıştırılmış gençlerin imdat çığlıklarına derman olacaktır.
Mehmet Soral

1 Ocak 2022 Cumartesi

EKREM İMAMOĞLU CUMHUR İTTİFAKININ DAYATMASI DIR


Ekrem İmamoğlu, ''Cumhur ittifakının'', ''Millet ittifakı''na dayatmak istediği isimdir

Mansur Yavaş'ın millet ittifakının kazanabilecek en güçlü adayı olabileceği ihtimali iyice belirginleşince; cumhur ittifakının osu, busu, şusu; tüm birleşenleri aynen Muharrem İnce'nin adaylık sürecinde olduğu gibi muhalefetin de adayını belirleme ve ortaya sürme sürecini başlattılar. Kim o aday; Ekrem İmamoğlu.
Cumhur ittifakı, bugünlerde İmamoğlu'nu önce yıpratıp sonra mağdur ederek, Muharrem İnce'de olduğu gibi CHP'leri İmamoğlu'nun adaylığı üzerinde konsolide olmalarını sağlamak istiyorlar. Sonra da HDP ve PKK üzerinden linç ederek kendilerinin malum adaylarının önünü açmak istiyorlar.
Meral Akşener 'in siyasi zekasına güvendiğim için daha MHP'de bile genel başkan adayı olmak istediğini ifade etmeden ben aday olmasını dileyerek, "Türk siyasetine bir kadın eli değmeli" başlıklı yazılar yazıp, paylaşımlar yapmıştım. Sonuç itibariyle dileğim gerçekleşti, Türk siyasetine bir kadın elinin değmesi ile nelerin de değiştiğini hep beraber gördük. En azından iki kişinin kontrolüne geçmiş Türk demokrasisi hala kısmen de olsa genele yayıldı. Bir an için Meral Akşener ve İYİ PARTİ'nin olmadığı bir siyasi arenayı düşündüğümüzde 2023 seçim sonuçlarının ne olacağını tahmin etmek hiç de zor değil.
Dolayısıyla, Meral Akşener'in "Kadın eli"ne güvenim ile az da olsa demokrasimizin rahatlayarak kısmen de önünün açıldığını gördüm. Bundan sonraki süreçte "Siyasi zeka"sı ile de 13. Cumhurbaşkanının millet ittifakının adayının olmasını sağlayacağına inanıyorum.
Ekrem İmamoğlu'nun millet ittifakının adayı olabileceğini tahmin etmiyorum ancak cumhur ittifakının, millet ittifakı için belirlediği aday olduğunu düşünüyorum. Niçin Mansur Yavaş için dedikodu üretmeye yürekleri yetmiyor, çünkü sebep olacakları mağduriyet ile daha da büyüyeceğini çok iyi biliyorlar da ondan.

AKP ve Fetö tecrübesinden sonra daha güçlü bir Türkiye

Geçmişten günümüze, laikliğin sosyal dokumuz için ne derece kıymetli bir nimet olduğunun kurucu başbuğumuz rahmetli Atatürk tarafından doğru tespitinin yapıldığı kadar maalesef aynı şekilde doğru anlatımı ve uygulaması yapılamadığı için cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı düşman bir güruhun taban bulmasına vesile olundu. Ülke ve millet olarak talihsiz bir akıbete doğru sürüklendik. Bugünkü halimiz o akıbetin bir anlamda tezahürüdür, nedir o; dini bir "Cemaat"in (Fetö) taban bulup siyasi zeminde karşılığı AKP ile ele ele vererek devleti değiştirip dönüştürmüş olmalarıdır. Efendim şimdi denebilir ki; fetö bir terör örgütüdür, amenna, peki fetö'ye atfen "Ne istediniz de vermedik" şeklinde ifade edilen hatta itiraf edilen Fetö-AKP ilişkisine ne diyeceğiz, nasıl tarif edeceğiz. Bu sorunun cevabı biliniyor ama tek adam rejiminde olunduğu için derin dondurucuya konularak bekletilmektedir. Muhtemelen günü geldiğinde çıkarılıp açıklanacaktır.


Ancak yine gün itibariyle bütün bu yaşanmışlıklardan çıkarılabilecek, mutluluk verici bir başka sosyolojik taban ve buna bağlı bilinç düzeyi oluşuyor o da; dini argümanlar, söylem ve kavramlar üzerinden elde edilen gücün; aslında herhangi bir zamanda bir kalleşin elindeki hançer gibi arkadan sessizce yaklaşılarak milletin sırtına saplanabileceği gerçeğini yaşayarak tecrübe edinmiş bir toplum yapısı. 

Bireyler, şahit oldukları bu sosyolojik gerçekler üzerinden prensiplerini güncelleyerek şimdiye kadarki benzer olaylar ve durumlar karşısında artık farklı kararlar verme sürecine evirilmişlerdir. Siyasetin dilinde kirletilmiş olan dini kavramlara atıf yapmak sempati değil artık antipati hatta nefret oluşturmaya başladı. O nedenle İslam'i bir kavram "Nas"tan bahsedildiğinde vatandaş Kasımpaşa jargonu ile "Yemişim senin Nas'ını" diyerek tepki gösteriyor. 

İşte yukarıda ifade etmeye çalıştığım, özellikle de son yirmi yıldır toplum olarak edindiğimiz tecrübelere bir de "Z kuşağı"nın tercihlerinin de eklenmesi ile laiklik daha da temellenerek, olduğundan çok daha genel kabul görerek ne dini cemaatlerin tahakkümüne fırsat verecek sosyolojik tabana, ne de bu tabanların AKP gibi siyasi partilerin arka bahçeleri olup varlıklarını sürdürmelerine izin verecektir.

Velhasıl kelam; önce AKP-Fetö, sonra cumhur ittifakı birlikteliklerinin Türk milleti ve devletine yaşattığı tecrübeler, laikliğe inanç ve güvenin artmasına neden olurken, bir iktidar değişimi ile cumhuriyet değer ve kazanımları anlamında devletin daha da temelleneceği gibi sürecin önünü açacaktır.

Kem küm cart curt...?

Kem küm, cart curt...bırak bunları gereğini yap.
İstanbul Belediyesi'nde muhtelif terör örgütlerine mensup teröristler çalışıyormuş; peki sen ne halt ediyorsun; İmamoğlu'na veya millet ittifakına zarar verecek kıvama gelinmesi için yani "Kadayıfın altının kızarmasını'' mı bekliyorsunuz.
Velev ki iddialarınız doğru; bu teröristlerden herhangi birisi, Allah korusun, belediyenin içinde bir katliam yapacak olsa, millet ittifakını linç etmenin hazzını yaşamak için mi bekliyorsunuz.
Eğer İstanbul Belediyesi'nde teröristler çalışıyorsa ve bunu bilip gereğini yapmıyorsanız bunun tek anlamı vardır ki o da; İstanbul Belediyesi'ne kumpas kurulduğudur, teröristlerin suç işlemesini bekliyorsunuz.
Devleti yönetenler devletin kurumlarına kumpas kurar mı; öğrendik, kurarmış, yöneten AKP olunca.

Eğer birileri döviz hareketlerine ilişkin beklentilere dair yaptıkları yorumlardan dolayı suçlanacaklarsa buna "Bay muktedir''i de dahil etmek gerekir.
Neden mi?
Her gün bay muktedir her vesile ile "Kimse bizden faizleri düşürmemizi beklemesin, nas öyle istiyor, faizi indirmeye devam edeceğiz" demesi bir anlamda "Aklı olan yatırımcı döviz alsın" anlamına geliyordu ki; millet de onu yaptı ve sürekli döviz aldılar.
Bu durumda "Faizi hep düşüreceğiz" diyen bay muktedir ile "Şimdi döviz alım zamanıdır" diyen Durmuş Yılmaz'ın cümleleri akıllı yatırımcıyı aynı istikamete yönlendirip, döviz alımını teşvik ediyorsa...
Nasıl bir demokrasi ve devlet düzeni ki; aynı suçu işleyen bay muktedir olunca kahraman, vatandaş olunca hain oluyor.
Mehmet Soral

24 Aralık 2021 Cuma

DOLARI YÜKSELTEN DE DÜŞÜREN DE...?

Doları yükselten de düşüren de tek adam iradesidir

Ve hep beraber görüp anladık ki; bay muktedir döviz kurunu bilerek konuşup yükseltti, yine bilerek konuşup düşürdü.
Kendi heves, kibir ve kaprisleri için vatandaşın kendi maddi imkanlarını koruma ve kollama güdüsüne operasyon çekerek karşılığında rant devşirme düşüncesi gibi sinsice bir kurgunun olabileceğini kimin aklına gelebilirdi ki.
Böylece yönetenlerin vatandaşına tuzak kurabileceğini de görmüş olduk.
Faize nas gereği karşı olacaksın sonra da TL mevduatına kur yükselirse kur farkını ilave etme garantisi vereceksin. Peki TL mevduatına ilave edeceğin kur farkı Faiz değil de nedir.
Evet, kendileri İslam'a uymayıp İslam'ı kendilerine uyduranların huyudur bu; hacı bankaya vadeli para yatırır aldığı faizle elektrik, doğal gaz faturalarını öder sonra da "Faizi yemedim, boğazımdan haram geçmedi, onunla doğal gaz faturasını ödedim" diyerek böylece İslam'a (Nas'a) göre faize bulaşmamış olduğunu söyleyerek aslında Allah'ı kandırmaya cüret eder.
Peki bu alengirli oyunlara ne gerek vardı; "faizi indirmekte ısrarcı olmayacağız" denmesi bile kurun yükselmesine mani olabilirdi. Bu yapılmadı, çünkü bir daha iktidara gelmek için yine din üzerinden söylemlerde bulunmak gerekiyordu; başörtüsü kullanımdan düştü, yeni bir İslami enstrüman gerekiyordu bunun için de "Nas" seçildi, o kullanılıyor.

Sözde İslami hassasiyetten kaynaklı "Nas" inadından fakir fukaraya zulme varan bir sürece geçiyoruz.
Nasıl mı; zengin, TL mevduat hesabı açacak, diyelim ana para 1000.- TL ve vade sonu 1.015 TL olacak. Eğer vade sonunda doların kur artışına göre 1.000.- TL'nin dolar karşılığı getirisi 1.025.- TL ise...
Parası olmadığı için vadeli hesabı olmayan gariban, çocuğuna mama alırken ödediği vergi ile mevduat sahibi zenginin kur farkından kaynaklanan 10.-TL'lik kaybının ödenmesine katkıda bulunacak.
Zengini daha zengin yapan fakire ise sürün diyen bir düzen; temeli ise "Nas" hassasiyetine dayanıyor(!)
Yahu yeni düzeninize ne derseniz deyin ama hiç olmazsa kutsiyet atfettiğimiz değerlerin içini başlatmayın, kirletmeyin.

Türk milliyetçiliği ve mensuplarının talihsizliği

Ülkücü hareketin en büyük talihsizliği; hareketin büyüklüğü ve misyonu altında ezilen bir genel başkana sahip olması, bundan mütevelli bilgi, birikim ve kabiliyet anlamında kendisini aşan birileri karşısında her zaman tükeneceğini düşündüğü için nitelikli potansiyele sahip herkesi MHP'den ya doğrudan disiplin yolu ile ya da muhtelif engelleme ve tacizlerle ayrılmaya zorlamıştır.
Onun içindir ki; bugün Devlet Bahçeli sonrası kim MHP genel başkanı olur dendiğinde hiç bir isim akla gelmemektedir, gelmediği için zaman zaman S.Soylu gibi dışarıdan ithal isimler bile MHP genel başkanlığına yakıştırılıyor.
Eskiden bu anlamda sorular sorulduğunda bir çok isim akla gelebiliyordu; Koray Aydın, Ümit Özdağ, Meral Akşener, Sinan Ogan, Müsavat Dervişoğlu gibi.
En son ne olur ne olmaz diyerek olur da genel başkanlığa talip olurlar veya MHP'de alternatif arayışların öncüsü olabilirler diye Atilla Kaya, Suat Başaran, Nazif Okumuş gibi isimler ihraç yolu ile tasfiye edilerek nihayetinde MHP'yi hiç bir iddiası olmayan tabela partisi konumuna düşürecek bir sürece doğru gidiliyor.
Türk milliyetçiliği hareketini etkisiz, yetkisiz ve pasif hale getirmek için ilk önce onun kurumsal kimliğinden beklenen umutları tüketmek gerekiyordu. Bugün yaşayıp anladık ki gelinen nokta tam da burası.
Amma velakin Demokrat Türk milliyetçileri, Türk milliyetçiliği hareketi için kurgulanmış bu akıbeti bozdular, cesurlar hareketi olarak başlayan süreç İYİ PARTİ Projesi olarak tamamlandı. Türk milliyetçileri bu projeyi hayata geçirirken kendi tabanı dışında her kesimin vatan ve millet severlik paydasında bütünleşenlerini de projeye dahil ederek umulmayan bir sinerjinin oluşmasını sağladılar. Şimdi bu süreç millet ittifakının inisiyatifinde 13. Cumhurbaşkanının seçilmesi ile tamamlanacaktır.
Velhasıl kelam; "Bu devlet için Türk milliyetçilerinin azı zarar; milli refleks körelir, çoğu da zarar; devleti yönetme gücüne erişirlerse indirmek güçleşir" şeklinde yazılı olmayan ama hep var olduğunu düşündüğüm "Türk milliyetçiliği hareketini ayarda tutma" kuralından sorumlu tayin edilmiş unsurların rolü cesurlar hareketi ile saf dışı bırakılmıştır. İşte bu rol kaptırıp boşa çıkma durumu birilerini telaşlandırıp, salgınlaştırdı. Gerek Alparslan Türkeş Vakfı etkinliğinde yaşanan olayların, gerekse Mansur Yavaş'ın tehdit edilmesinin arkasında bu korku ve telaşın tezahürünü görüyoruz.

Sıkıntıya gerek yok ''Bir siyasi zeka'' gerekeni yapacaktır

Kendinizi yormayın yahu, ne gerek var, arkanızı koltuğa yaslayın Meral Akşener i izlemeye devam edin. Sahip olduğu siyasi zeka öyle bir aday çıkaracak ki bugünlerde millet ittifakı adayı için harcanan mesainin boşa çıkmasına başta cumhur ittifakı tarafları olmak üzere herkes şaşırıp kalacaklardır.
Meral Akşener ve onun etrafında kenetlenmiş "Demokrat Türk milliyetçileri" ABD/AKP/FETÖ işbirliği ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerine kurgulanmış, ilelebet süreceği planlanmış; "Türk Devleti"ni önce değiştirme sonra da devletin adı başta olmak üzere bayrak ve millet tarifi değişikliği ile dönüştürme sürecine, kurdukları İYİ PARTİ ile mandallama yaparak akamete uğratmışlardır. İnşallah 2023 seçimleri ile son vuruş yapılarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti her türlü kurum, kuruluş değer ve kazanımları ile aslına rücu edecektir.

Geleceğin ''Başbakanı'' önemli kişidir ABD elçisi ile görüşmesi doğaldır

ABD, büyükelçisini bostan korkuluğu olsun diye göndermiş değil; bulunduğu ülkedeki her türlü siyasi, sosyolojik ve ekonomik gelişmeleri takip edip ülkesine rapor etmek için görevlendirilmiştir. Bu görevlendirmeler tüm devletler ve onları temsil eden büyükelçiler için de aynıdır.

Neymiş efendim; Meral Akşener ABD büyükelçisi ile niçin görüşürmüş. Recep Tayyip Erdoğan'ın partisi bile yoktu ama bugünkü sıfatı ile randevu alamadığı ABD'nin düşünce kuruluşlarından siyasi yasaklı olmasına rağmen (Artık hangi garantörlüğe binaen ise) istediği randevuyu alıp "Cemaat/fetö" takviyeli, Zapsu mihmandarlığında kapı kapı dolaşmıştı.
ABD büyükelçisi ülkemizde kabzımal veya boyacı, badanacı ile mi görüşecekti, elbette geleceğin başbakanı ile görüşmeyi değerli ve gerekli görecektir. Ülkemizde akli selim diplomasi ve dilini yerle yeksan edenlerden elbette ciddi devletlerin diploması mantığını anlamaları beklenemez.
Meral Akşener'in pekala ABD büyükelçisine;
"Ülkeniz adına gerek Biden gerekse siz gerekli gereksiz, zırt pırt ülkemizde yaşanan siyasi süreçlerle ilgili demeçler vererek düşünce beyan etmeyiniz. Şunu bilin ki; BOP eş başkanlığı gibi benzeri görevlendirmeyi zamanında birilerine tevdi etmiş olabilirsiniz ama unutmayın ki bir ikincisini kabullenecek birisini daha bulamayacaksınız; hele ki benim için asla, aklınızdan bile geçirmeyiniz"
demiş olamaz mı.
Cumhur ittifakı tarafları özellikle de AKP bu tür görüşmeleri kendi yaşanmışlıkları üzerinden tahlil edip yorumlayınca, Meral Akşener'in görüşmelerini de aynı minvalde görüp değerlendiriyorlar.
Recep Tayyip Erdoğan henüz başkan olmadan fiili durum yaratarak "Başkan" olmuştu, ne var yani; Meral Akşener de "Başbakan" olmadan fiili durum yaratarak başbakan olabilir, Devlet Bahçeli de çıkar "Bu fiili durumu hukuki hale getirelim" der, böylece Meral Hanım da fiili durumdan asli duruma terfi eder(!)
Devlet Bahçeli böyle bir şey yapmaz demeyin zira onun misyonu, cumhuriyet hükümetlerine baş olmak değil, hangi partinin hükümet olduğu da önemli değil, önemli olan hükümetlere eklemlenerek siyasi varlığını sürdürebilmek, bunun için de MHP kurumsal kimliğini buna araç etmektir.

Hürriyetçi Eğitim-Sen

MHP ve Devlet Bahçeli'nin himayesinde yönlendirilip istikamet tayin edilen, milliyetçi sivil toplum örgütlerinin her birinin üzerinde olduğu gibi "Türk Eğitim-Sen" üzerinde de aynı himaye söz konusuydu. Bunu kabullenmeyen daha özgür, daha sivil ve bağlantısız olmak isteyen eğitimci Türk milliyetçileri "Hürriyetçi Eğitim-Sen" ismi altında yine Türk milliyetçiliği taban ekseninde farklı bir yapılanmaya giderek örgütlenmeyi düşünmüşler.
Türkiye'deki Türk milliyetçiliği hareketinin MHP kurumsal kimliği üzerinden Devlet Bahçeli marifeti ile "Devletin kontrolünde her daim kendisine ayar çekilen, asla sivil olmayan" bir yapıdan kurtarılarak sivilleşmesi sürecine girmesinin her zaman faydalı olacağını düşünenlerdenim. Dolaysıyla, milliyetçi değerler üzerine kurulması düşünülen söz konusu sendikal örgütlenmeyi destekliyorum.
"Hürriyetçi Eğitim-Sen"i kurmak isteyen arkadaşlarımıza tavsiyemiz; hiç bir siyasi parti ve onun liderinin arka bahçesi olmayacaklarını taahhüt ederek adım atmaları kuruluş amaçlarını gerçekleştirme anlamında işlerini kolaylaştıracak, kendilerine güveni ve katılımı artıracaktır.
Hayırlı olsun
, başarılar dilerim.
Mehmet Soral

7 Aralık 2021 Salı

DHKPC' Mİ ALLAH İLE ALDATANLAR MI

AKP'ye rağmen kazanılan her zaferde hayır vardır, velev ki; , sahipleri ile siyasi olarak hemfikir olmasam bile. 

Yeni seçilen Barolar Birliği başkanına DHKPC sempatizanı yakıştırması yapılıyor. Türk milliyetçileri olarak, özellikle 12 Eylül 1980 sonrası, risk teşkil etmekten iyice uzaklaşıp marjinalleşmiş sol fraksiyonlara karşı muhalif duruşta yoğunlaşmaktan, sağ'dan gelen daha acımasız ve yıkıcı risklerin, ihanetlerin hesabını yapmadık.  

ABD organizasyonu ve fetö'nün kumpasları ile muktedir olanların devleti önce değiştirip sonra dönüştürdüklerine yaşayarak hep beraber şahit olmuşken, Gülen ile yan yana, boy boy resimleri olanların kamu kurumlarına atamaları hala yapılırken...

Yeni seçilen Türkiye Barolar Birliği başkanının artık iyice marjinalleşmiş DHKPC ile ilintili şeklinde dedikodusunun yapılması; olsa olsa sol için nostaljik bir anlamı olur ama benim için kayde değer bir anlamı olmaz. 

Yahu artık içi boşaltılmış eski kavramların sihrinden korkmayalım, bu devlet ve millet için kimlerin veya hangi kurumların risk teşkil ettiklerine dair güncelleme yapalım ve zihin haritamızı değiştirelim; And'ımızın kaldırılmasında veya zinanın cezasız bırakılmasında DHKPC veya bunlarla ilişkili olanların ne katkısı olmuştur veya kimler buna katkı sağlamıştır. 

Tekrarlıyorum; önemli olan AKP hegemonyası karşısında olmak ve bu hegemonyayı sona erdirmek için güzel ahlak temelli, vatan ve millet severlik paydasında bütünleşmektir. Marjinal unsurları ayak bağı yaparak surda gedik açılmasına fırsat vermemek gerekir. Türk milletinin gerçek sorunu "Allah ile aldatanlar"la savaşmaktır. 



''Kontrollü Ülkücü Hareket''

Ülkücü hareketin en büyük talihsizliği; hareketin büyüklüğü altında ezilen bir genel başkana sahip olması ve kendisini aşan birileri karşısında tükeneceğini bildiği için de potansiyeli olan herkesi MHP'den ya tasfiye etmiş ya da ayrılmaya zorlamış olmasıdır.

Onun içindir ki; Devlet Bahçeli sonrası kim MHP genel başkanı olur dendiğinde MHP içinden hiç bir isim akla gelmemektedir; gelmediği içindir ki zaman zaman S.Soylu gibi ithal isimler MHP genel başkanlığına yakıştırılıyor. 

Eskiden bu anlamda sorular sorulduğunda bir çok isimi arka arkaya sıralayabiliyorduk;  Koray Aydın,  Ümit Özdağ, Meral Akşener, Sinan Ogan, Müsavat Dervişoğlu gibi.

En son ne olur ne olmaz diyerek olur da genel başkanlığa talip olurlar veya alternatif arayışların öncüsü olabilirler diye Atilla Kaya, Suat Başaran, Nazif Okumuş gibi isimler ihraç yolu ile tasfiye edildiler. Nedeni; muhtemelen en fazla, olsa olsa AKP'yi eleştirmiş olmalarıdır.

Türk milliyetçiliği hareketini etkisiz, yetkisiz ve pasif hale getirmek için ilk önce onun kurumsal kimliğinden beklenen umutları tüketmek gerekiyordu. Bugün görüp anladık ki gelinen nokta tam da burası.

Amma velakin; Demokrat Türk milliyetçileri, Türk milliyetçiliği hareketi için kurgulanmış bu akıbeti bozdular, cesurlar hareketi olarak başlayan süreç İYİ PARTİ Projesi olarak tamamlandı. Türk milliyetçileri bu projeyi hayata geçirirken kendi tabanı dışında her kesimin vatan ve millet severlik paydasında bütünleşenlerini de projeye dahil ederek umulmayan bir sinerjinin oluşmasını sağladılar.  Şimdi bu süreç millet ittifakının inisiyatifinde 13. Cumhurbaşkanının seçilmesi ile tamamlanacaktır.

Velhasıl kelam; "Bu devlet için Türk milliyetçilerinin azı zarar; milli refleks körelir,  çoğu da zarar; devleti yönetme gücüne erişirler" şeklinde yazılı olmayan ama hep var olduğunu düşündüğüm "Türk milliyetçiliği hareketini ayarda tutma" kuralından sorumlu tayin edilmiş unsurların rolü cesurlar hareketi ile saf dışı bırakılmıştır. İşte bu rol kaptırıp boşa çıkma durumu birilerini telaşlandırıp, salgınlaştırdı. Gerek Alparslan Türkeş Vakfı etkinliğinde yaşanan olayların, gerekse Mansur Yavaş'ın tehdit edilmesinin arkasında bu korku ve telaşın tezahürünü görüyoruz.

''Cengiz'in Koyduğu'' oyuncaklar

Cengiz "Koyunca" sesini çıkaramayan; iradeleri satılmış, azatlık kabul etmeyen, kandırılmaya teşne, iflah olmaz biatcı köleler Kılıçdaroğlu'nun el vurmasından "Koyma" çıkardılar.
El vurma hareketi; kurulan cümledeki anlamı kuvvetlendirmek için yapılan pekiştirme hareketidir.
Beyinleri sürekli "Koymakla" iştigal halinde olunca anlaşılan yapılan alkışları dahi öyle anlamlandıracaklar(!)
Kılıçdaroğlu nereden bilebilirdi; Cengiz'in "Koymasından" memnun olanların el vurmasından rahatsız olabileceklerini.
Birilerinin uçkurlarına kamera bağlayıp sonra da oturup seyredenlerin ahlak abidesi kesilmeleri yok mu; inanın rahatsız olduklarından falan değil, aksine suiistimal edebilecekleri bir malzemeyi elde etmiş olmanın hazzını daha da yaşamak için yaygara koparıyorlar.
Kendi TV kanallarında biatcı bir şerefsize talimatla "Meral Akşener'in kaseti var" dedirten "Cengiz'in koymaları"; Sizler mi edep, adap ve ahlak bekçiliğine soyundunuz... hadi oradan.

Mehmet Soral

28 Kasım 2021 Pazar

KAÇ DOLAR GÜLEN'İ AFFETTİREBİLİR


Aha da buraya yazıyorum; cumhur ittifakının bu tutarsızlığı, iktidardan gitmemek için kurguladığı akla hayale gelmeyen atraksiyonları, hele ki yeşil paraya tamahı devam ettiği sürece gün gelir de Gülen yine ABD'yi arkasına alıp "Size ihtiyaç duyduğunuz doların temini için söz veriyorum" dediği an ülkeye elini kolunu sallaya sallaya gelir, devamında tüm yandaşları aklanır tutuklular ise affedilebilir.
Devlet Bahçeli bunun gerekçesini; ekonomik krizlerden mütevellit yaşamakta olduğumuz olağanüstü halin devlet ve millet üzerindeki tahribatının varacağı neticeleri hatırlatarak devletin bekasına bağlar, Erdoğan da; "Her şeyi "Nas"a göre yapıyoruz, Allah tövbe edenleri affederken biz neyiz ki affetmeyelim" der işi dine bağlar, yandaşları ise bu minvalde TV'lerde tepinerek anlatmaya başlarlar karşı çıkanları da iş birlikçi ve hain ilan ederler.
15 Temmuz ihanetinin arkasındaki finansörün Birleşik Arap Emirlikleri'nin olduğunu söyleyip sonra da yeşil dolarlar gösterildiğinde her şey unutulunca; başka nelerin unutulabileceği sorguladım, aklıma bunlar geldi.
Öyle ya; beş defa evden kaçan ve her defasında geri gelen kız o gece evde yoksa akla ilk gelen, mal güderken uçurumdan aşağı düşmüş olması ihtimali değil, gene bir herife kaçmış olması ihtimalidir.

Aman aman çok dikkat etmek hata yapmamak gerekiyor

Sakına sakın, şu veya bu haklı nedenlere dayandırılsa bile İYİ PARTİ'nin gezi ve toplantılarının provoke edilmesinde olduğu gibi AKP'nin olmasını çok arzuladığı sokak gösterileri gibi eylemlere girişmeyin, yapılmak istenenlere katılmayın.
Şunu kesinlikle unutmayalım ki; AKP öyle veya böyle gidici. Demokratik yollarla hiç zorlanmadan güle güle diyeceğiz bunlara. Ancak bizler için en büyük hata, bunların en iyi beslendiği "olağanüstülük" hallerinin tecelli etmesi gibi şeytani kumpaslara düşmek olacaktır. Unutmayalım ki yaklaşık yirmi yıllık AKP iktidarında bu uzun boylu sürecin devamlılığını sağlayan husus, yaşanan olağanüstü hallerden sürekli beslenerek süreçleri hep lehine çevirmiş olmasıdır.
Dolaysıyla haklı gerekçelere dayansa da yapılacak her türlü sokak hareketleri AKP'nin siyasi iktidarının ömrünü daha da uzatacaktır.
Ne gerek var; pazarda, markette her türlü çarşı, alışveriş merkezlerinde "Etiketlerdeki fiyatların protesto yürüyüşü" almış başını giderken bizler ahmak mıyız ki; sokağa çıkarak AKP için yağlı ballı bir suistimal alanı yaratıp ağrımaz başımıza çaput saralım, hatta işimizi zora sokalım.

Demirtaş'ın millet ittifakına yaptığı öneriye gelince

Demirtaş'ın son çıkışını, yani millet ittifakı öncülüğünde muhalefetin ortak miting yapma önerisini; millet ittifakının sinerjisini bozmak hatta dağıtmak için Cumhur ittifakının, Demirtaş'ın serbest bırakılmasına karşılık kendisinden talep ettiği bir kurgunun devreye sokulmasıdır diye düşünüyorum.
Demirtaş eğer Cumhur ittifakının başarısız olmasını , Erdoğan'ın da gitmesini istiyor ise; kayıtsız ve şartsız olarak "Birinci turda kendi adayımızı, ikinci turda ise Erdoğan'ın karşısında her kim olursa onu destekleyeceğiz" diyerek samimi ise bunu deklare etmelidir. Bunu yaparsa Cumhur ittifakı hegemonyasının sona ermesi için ortak seçim mitingleri yapılmasına bile gerek kalmayacaktır, zira Abbas'ın yolculuğu kesinleşmiş olacaktır.
İYİ PARTİ bu oyunu bozmak için Demirtaş'ın önerisini olabildiğince en sert biçimde red etmeli, CHP'nin de sıcak bakmaması için dikkatini çekmelidir.
Unutmayın AKP, önce fetö sonra da ondan öğrendikleri ile siyasette her türlü kumpasları devreye sokarak muktedir olmuş ve aynı usullerle korumaya da devam ediyor.
Olacak şey değil; İYİ PARTİ, HDP ile hiç bir ilişkisi olmadığı hatta sürekli eleştirdiği, PKK'nın yanında gördüğü halde cumhur ittifakı bileşenleri tarafından en ağır ithamlarla HDP ile işbirliği yaptığı şeklinde haksızca eleştirilirken Demirtaş kalkacak, millet ittifakının iki ana birleşeninden birisi olan İYİ PARTİ'ye rağmen HDP'nin de içinde olacağı muhalefetin ortak mitingler yapmasını önerecek. Bu bir öneri değil millet ittifakına karşı kurgulanmış kumpastır.
Ve tekrar tekrar söylüyorum; Meral Akşener ve İYİ PARTİ, Cumhur ittifakı ve Demirtaş'ın oturup birlikte yazdıkları senaryoyu fark edip şiddetle ret ederek tepkisini göstermelidir.
Diyeceksiniz ki mümkün müdür; tabi ki mümkün; yahu kazanmak için cumhuriyet tarihinin büyük katili Apo'dan yardım talep edenler neler yapmazlar ki.

Yine aynı siyasi akıbet bizi mi bekliyor

Devlet Bahçeli, cumhuriyet hükümetlerin muktedirliklerinin sürekliliğini sağlamak için onların güvenliğinden sorumlu olmayı misyon edindi ve sürekli de bunun gereğini yaptı. Amma vebalin eninde sonunda hem destek olduğu hükümeti bitirdi hem de MHP'yi barajların altına itti.

Ülkücü irade 57. Hükümetin içinde olunmasını istememişti ama kendisi istediği için dahil olundu, final hüsranla bitti. Devlet Bahçeli dayatması ile AKP'nin istek ve emellerine sınırsız garantili destek verme sürecine girildiğinde ülkücü iradenin yine razı olmamasına rağmen düşündüğünü yaptı, AKP ve Erdoğan'ı muktedir etti. Anlaşılan o ki; cumhur ittifakının akıbeti de 57. Hükümetin akıbeti gibi olacak, erken seçim tarihini gene kendisi verecektir.
Bu iktidar değiştiğinde Devlet Bahçeli aynı misyonunun gereğini yapacak; seçilecek olan millet ittifakının cumhurbaşkanına "Ülkenin selameti ve bekası için yanınızdayız" diyecek, kurulacak hükümete destek verecektir. Ancak bunca yaşanan tecrübelerden sonra muhtemelen "Aman aman lazım değil, biz bize yeteriz" denilecek, en azından kendi kanaatimce böyle bir karşılığın verilmesi için yeterli siyasi tecrübeye sahibiz.
Aklımdan geçenler sizce garip mi, bence değil. 1997 yılından beridir bir başka gezegende yaşamadım, bu ülkede, Devlet Bahçeli'nin siyaset yaptığı ülkede yaşıyorum. Aklıma yatmayan siyasi atraksiyonlarının her birisine yanında olmak adına üstün kerametler yükleye yükleye, nihayetinde yaşadığım hüsranlardan sonra edindiğim tecrübeler sonrasında bunları düşünüp, yazıyorum.

Geçmişe haksızca yapılan tüpgaz kuyruğu ithamları cumhur ittifakını çarptı

Geçmişe ihanet edip nankörlük yaparsanız Allah'ın gazabı hem yönetenleri hem de yönetilenleri tutacaktır.
Zamanın şartlarını ve ruhunu dikkate almadan o günlerde yaşanmış gıda sıkıntısı veya tüp gaz kuyruklarına atıf yaparak bu gün yaşamakta olduğunuz kabızlıktan mütevelli yellenmeye gerekçe gösteremezsiniz.
Kıbrıs Barış harekatı yapılmış, doğru dürüst bir tek çıkarma gemimizin olmadığı şartlarda Türk milletinin çıkarlarını korumak ve kollamak için her türlü fedakarlığın yapılması gerekiyordu ve yapıldı da. Elbette ABD'nin koyduğu ambargo karşında sıkıntıların yaşanması mümkündü, teslim olmak değil karşı durma tercih edildi.
Bu gün yaşanan sıkıntılar öküzün s.tığı taze boka ayağını vuran ve doğal olarak üzerine b.k sıçratan çocuk misali; BOP projesine dahil olmanın üzerimize sıçrattığı pisliğin bedelini ödüyoruz.
O günlerin yaşanan sıkıntıları bize Kuzey Kıbrıs Türk devleti gibi bir devleti armağan ederken, sizin yaşattığınız sıkıntılar ise Süleyman Şah Türbesi'ni kaçırmak gibi onur kırıcı bir utancı yaşattı.
Dolaysıyla, sıkıntıları yaşarken ne olur ara sıra da ihanetlerimizi düşünelim; Atatürk, Cumhuriyet onun her türlü değer ve kazanımlarına karşı olan ihanetlerimiz gibi.
Mehmet Soral

23 Kasım 2021 Salı

KENDİNE GELİNCE ''NAS'' BİZE GELİNCE ''NAH'' MI

Bu nas meselesi İslam'ın faiz hakkındaki hükmüyle ilgili.
Erdoğan nas'a uyuyoruz derken demek istedi ki; "İslam'a göre faizin haram olduğu hükmü gereği biz de faizi düşürme ve nihayetinde kaldırma niyetiyle hareket ediyoruz. Dolaysıyla, faizi indirmek isterken şayet dolar yükseliyorsa bunun nedeni bizim İslam'ın istediğini yapmamızdan dolayıdır ki; bizi suçlayamazsınız. Allah'ın hükmünün gereğini yapıyoruz, zarar ziyan hesabı yapamazsınız, Müslümansanız uğradığınız zararı kabullenmeniz gerekir derken" diğer bir ifade ile "Zararınız benden değil inandığınız dinden kaynaklanıyor" dememeye getiriyor(!)
Buradan çıkan sonuç; dinin bir inanç ve iman meselesi olmaktan çıkarılıp düşünen beyinleri uyuşturan bir argümana dönüştürülmüş olmasıdır.
Doğrudan müsebbibi olduğu kötülüğün (Döviz yükselmesi ve yüksek enflasyon) Müslümanlara açıklamasını Allah'ın koyduğu hükümle irtibatlandırma kurnazlığı, Allah'a yakın olmaktan ziyade şeytana yakın olma hali değil midir.
İslam'a göre faiz indirilirken açıklaması "Nas", çıkarılırken "Nah" oluyor.
Bu ülkede Müslümanım diyen herkesin siyasal İslamcıların ve onların önderlerinin kendilerine hangi gözle bakıp ne değer verdiklerini artık çok iyi anlamaları gerekir.
İçleri boşaltılmış İslami değerlerin tekrarlanan nakarat ve ritüellerle bir tuz misali koyun hükmünde görülen Müslümanların önüne serpiştirilerek onların istenilen yere ve amaca yönlendirilmeleri gibi bir alışkanlık ve devam eden süreç söz konusu.
Ne zamanki "Siyasi Saiklerle" dine atıf yapmak bir utanç vesilesi olarak görülür, işte o zaman, Müslümanlar inanç ve imanları suiistimal edilemeyecek bir bilinç düzeyine olacağından Türk milleti olarak atılım yapacağımız günler olacaktır.
Velhasıl kelam; Müslüman Türkün dinini, Allah'a samimi duygularla teslimiyetini başına bela ettiler. Artık bundan sonra da inşallah bilinçlenmiş Müslümanlar yaşamakta olduğumuz bu kötülüklerin müsebbibi olanların başlarına bela olacaklardır.

Neymiş; aldıkları kararlarda "Nas"a bakarlarmış...

Birilerinin uçkuruna kamera takıp siyasi parti ve mensuplarına hangi "Nas"a göre kumpas kurdunuz.
Milletin en onurlu ve şerefli vatansever askerlerine, bilim adamlarına kumpaslar kurarak zindanlara göndermeniz hangi nas'a göreydi.
Bizden olanların rüşvet alması hak dır demek hangi nas'a göreydi.
Milletin anasına söveni ihya etmeniz hangi nas'a göreydi.
Bir müptezelin size atfen Allah'ın sıfatlarını taşıyor dediğinde sessiz kalarak bir anlamda o sıfatlandırılmadan onur duymayı hangi nas'a göre kabullendiniz.
Arsızlık, yolsuzluk, fetö ile ilişkili ve iltisaklı oldukları için istifalarını istediğiniz adamlarınız için gerekçesine "Metal yorgunluğu" derken, aynı suçları işleyen ama sizden olmayanları cezaevlerine göndermeniz hangi nas'a göre göreydi.
İtibardan tasarruf olmaz derken haram olan israfı meşrulaştırmak hangi nas'a göreydi.
Geldiğinizde iki veya üç çeşit "Milli kumar oyunları" varken sayısını üç dört kat artırarak, çocukları dahi kumara teşvik ettiğiniz şans oyunları sayısını artırmanız hangi nas'a göreydi.
Velhasıl kelam; arsızınıza, hırsızınıza, namussunuza sahip çıkmanız hangi nas'lara göre.

Hristiyan sandığımız batılı ülkeler faiz konusunda nas'a göre hareket ediyorlar, hatta üzerine bir de sünnet ilavesi ile eksi faiz uyguluyorlar(!)
Müslümanım "Diyen"ler ise Hristiyan'ca davranıp faiz indirip faiz bindirmeye devam ediyorlar.
Bu durumda "Nas"a göre itibar edeceğimiz güveneceğimiz; laf cambazlığı yapan faizciye değil nas'ı uygulayan Hiristiyan dünyası oluyor(!)

İYİ PARTİ Denizli mitingi

Ne oldu; Meral Akşener'i, İYİ PARTİ'yi caddelere, sokaklara sokmamak milleti ile buluşmasına mani olmak için üzerine saldığınız provokatörlerle korkutarak yıldırabileceğinizi sanmıştınız. Gerek Meral Hanım gerekse ona inanmış güvenmiş "cesurlar" bu kalabalıkları gözünüze gözünüze sokarak korkmadıklarını gösterirken aksine, sizi korkutmaya devam ediyorlar. İsterseniz daha da saldırın; inanmışlığımız adanmışlığımız, azim ve kararlığımız daha da artsın, elinizden geleni arkanıza koymayın, hatta "Seni hapise tıkarız" bile diyebilirsiniz; vallahi de billahi de ne de iyi olur(!)
Ne gerek vardı; uykularınızı kaçıracak tansiyonunuzu çıkaracak bu "Korkunç görüntülere" şahit olmanıza. Yapacak bir şey yok; siz istediniz biz cesurlar da Denizli meydanında gösterdik.
Tebrikler
Meral Akşener , tebrikler kendisine inanmış güvenmiş cesur insanlar. Az kaldı; Türk milletinin her gün yaşadığı kabustan kurtulmasına.
Mehmet Soral

8 Kasım 2021 Pazartesi

MUHALEFETE PROVOKASYONLAR DEVAM EDECEK

Şehitlerimizin yakınlarının acılarının hesabı devleti yönetmeyenlerden değil yönetenlerden sorulması gerekmez mi.

Meral Akşener mi, Kemal Kılıçdaroğlu mu; hangisi ABD'nin dümeninde, fetö'nün tezgahında BOP eş başbakanı olduğunu ilan edip sonra da Suriye iç muhalefetini kışkırtarak onları devletlerine isyana yönlendirip devlet başkanlarını da katil ilan edip Esad'ı "Eset" yaparak güya aşağılama yoluna gidilerek Suriye'nin ülke bütünlüğünü tarumar ettiler....
Ve bu iki isim; yaratılan bataklığın neden olduğu kaotik ortamda BOP eş başkanları sıfatı ile narsist duygularla kahraman olma özlemlerini tatmin için Suriye iç sorunlarına müdahil olarak verdikleri kararlarla askerlerimizin şehit olmalarına sebebiyet mi verdiler, ne yaptılar. Evlatları şehit olan ailelerin acılarını muhalefet üzerinden dindirme ve yine onlar üzerinden sorgulama yoluna gitmeleri bir haksızlık, hatta müsebbibi belliyken muhalefete yapılan bir zül değil midir.
Şehit yakınlarımızın acısı her Türk evladının da acısıdır ama hem şehit yakınları hem de hepimiz bilmeliyiz ki; AKP iktidara geldiğinde ülkemizde terör sıfır noktadaydı. Eğer o günden bu güne şehitler vermişsek ve bunun nedeni sorgulanacaksa doğrudan muhatap alınması gereken AKP, 2015 den sonra da cumhur ittifakı dır.

Lütfu Türkan bir şehit yakınına yoğun tahrike maruz kalarak ağır bir küfür etti. Elbette yaptığını tasvip etmek hiç bir şekilde mümkün değil. Her zaman her mensubunun önüne çıkarılabilecek ağır bir yükü partinin sırtına yüklemiş oldu.
Ama ben inanıyorum ki sokağa inmeye yüzü olmayıp, yüreği yetmeyen cumhur ittifakı bileşenleri sokakta vatandaşlar ile iç içe olan İYİ PARTİ ve muhalefeti, üzerine saldıkları provokatörler ile yıldırmak istiyorlar.
Çok garip değil mi; ülkede ekonomik kriz başta olmak üzere büyük sıkıntılar yaşıyoruz ama sokakta saldırılar hep muhalefet mensuplarına oluyor. Bu sefer operasyon için bir şehit yakını seçilmiş; tahrik ve tahrip gücü yüksek olsun diye.
Apo'ya ısmarlama mektup yazdırılarak, hatta ne dediği daha iyi anlaşılsın diye HDP seçmenine tercüme etmeyi Devlet Bahçeli'ye yaptırarak siyasi rant elde etme yoluna gittiler tutmadı, hatta geri tepti. Bu sefer de millet vicdanında dokunulmazlığı olan, hep beraber doğrudan yanında olduğumuz, içimizde tuttuğumuz "Şehitlerimiz" üzerinden siyasi rant için kurgular devreye sokuluyor ki; bu yazı da o niyetlerin muratlarına ermemeleri için yaratılan algılara teslim olmamak için yazılmıştır.
Önce bebek katili Apo inisiyatifine sığınarak ondan yardım dilenme, sonra bir şehit yakınının provokasyonunun sonuçlarından medet ummaya kadar varılan savrulma hali; Allah kimseye böyle bir savrulmayı sineye çekebilecek bir tahakküme mahkûm etmesin.

Adam bağırarak "PKK ile beraber kahvaltı yapıyorsunuz" diyor. Muhtemelen müdahale edilmediği sürece dozunu daha da ağırlaştırarak devam edecekti. Lütfü Türkkan adamın boynuna sarılıyor, elini ağzına götürüyor ama nafile provokatör kurgusunu icra etmeye devam ediyor. ''PKK ile beraber kahvaltı yapıyorsunuz'' diyor.
Vallahi her Türk erkeği, en efendi olanımız dahi böyle bir iftira karşısında yeri ve zamanı kontrol ederek aşağı yukarı aynı tepkiyi gösteririz "Yalancının...." la başlayıp devam eden bir cümle kullanırız. 
Aslında " İspatlarmısın " ifadesi ile başlayan bir cümle de kurmak mümkün olabilirdi ancak muhatabınızın arsız, üçkağıtçı ve provokatör olduğunu düşündüğünüz an bu nazik düzgün cümleyi kurmak elbette mümkün olmayabiliyor. Maalesef provokatör muradına erdi, Lütfü Türkkan'ın ağzından tepe tepe kullanılabilecek malzemeyi, küfrü çıkarmayı başardı.


Lütfü Türkkan hatasını kabul edip Türk milletinden özür dilemiş olay bitmiştir. Partiye falan da zararı olmaz. Meral Akşener'e her türlü aşağılama ve hakaret cümlesini kullanmış, mahkemenin de cezasını kestiği bu provokatör hesaplı ve planlı şekilde hareket ederek aynı hakaretleri tekrarlama yoluna giderek İYİ PARTİ'yi doğrudan hedef almıştır. O "sözde şehit yakını"na sormak lazım; senin anan ana, bacın bacı da; Meral Akşener de bir ana, bir bacı değil mi.
Partiye zarar verir mi; niçin versin ki. Millet bu eskort kız takipçisi müptezelin arkasında kimlerin olduğunu görünce kanaatim o ki İYİ PARTİ'yi daha çok sevecek, sahiplenecektir.
Yahu, fetö ile Türk ordusuna, komutanlarına ve vatanseverlerine kumpas kurmuş AKP'ye ne ceza kesildi ki, Lütfü Türkkan doğru tepkiyi yanlış usulde gösterdi diye İYİ PARTİ'ye ceza kesilsin. Aksine her yerde üzerine saldırtılan provokatörlerin nedeniyle karşılaştığı mağduriyetlerden dolayı daha çok sahiplenileceğini düşünüyorum.

Tüm İYİ PARTİ mensupları artık bilmelidirler ki; kendilerinin provoke edilmeleri için görevlendirilmiş cumhur ittifakı ve HDP devriyeleri her yerde hazır kıta bekleyeceklerdir.
Muhtemelen sıra geldi İYİ PARTİ mensuplarını camilerde provoke etmeye; secdeye varırsın arkandan tekmeyi yersin döner sana arsızca "Secdeye yanlış gittin" der, gerekçesini de H.Karaman gibi birilerinin verdiği veya vereceği fetvaya dayandırır, ağzınızdan kötü çıkartıp alır, bu milleti gene üstünüze salarlar; aynen bir eskort kız takipçisini saldıkları gibi.
Önümüze uzatılan ipin ucunun hangi puştun elinde olduğunu az çok tahmin edebiliyorsak; ne diye ahmakça, kurgulanmış tuzaklara düşmeye devam ediyoruz.
Her ite hoşt demenin ne gereği var; aldırmayıp yürüyüp gitmek çok mu zor. Adamların muradı ne; kendilerinin inemedikleri sokağa İYİ PARTİ'nin de inmesine mani olmak. Yılmak yok, yola devam; her zamankinden daha inanmışlık, adanmışlık ve korkusuzca.

Unutmayalım ki Erdoğan, Meral Akşener'e karşı Rize'de yapılan sözlü saldırılar sonrası "Bunlar İyi Günleri Daha Neler Olacak Neler" demişti. Dolayısıyla benzer eylemlere karşı hazırlıklı olup, karşılaşıldığında da aklı selimle savuşturma yoluna gidilmelidir.
Mehmet Soral