5 Nisan 2016 Salı

EY ABD NE DİYON LEN SEN


Böylece MHP'nin yeni misyonunun Erdoğan'ın itibarına sahip çıkıp koruyup, kollama olduğunu bugünkü olağan Salı nutkunda öğrenmiş olduk. Öyle ya; Sayın Erdoğan’a sahip çıkmak lazım(!) çünkü son arzusu Başkanlık sistemini getirip, Başkan olduktan sonra görevini tamamlayacak ve muhtemelen daha sonra da torunlarını sevmeye gidecek. 

"Davet edilmediğim yerde benim ne işim var" diyemeyecek kadar milletin onurunu hiçe sayıp, yollara düşenler; Türkiye de adeta kanıksanan "ben istedim olacak" dayatmasına alışık olanlar gittikleri yerlerde "başüstüne efendim" seklindeki karşılığını görmeyebilirler. Davet edilmediği yere giden insanın maruz kaldığı "Ahlak dışı ve nezaket kurallarını aşan muamele"; 2000'li yıllarda Türk milletini temsil noktasında hiç bir vasfı yokken ABD"de CIA ve düşünce kuruluşları tarafından yere göğe sığdırılmayan insana yapılmıştır. T.C Devleti'nin; zamanın Cumhurbaşkanı ve Başbakanını "By pas" ederek bu insanı davet edenler, o zamanlar ne düşünmüşlerse şüphesiz bugünlerde de benzer şeyleri düşündükleri muhakkak. 
....
"Benim bir devletim var ve O'nun da bir Başbakanı, Cumhurbaşkanı var; onlara randevu vermeyenlerin benim gibi hiçbir vasfı olmayan insana ilgi ve alakalarının sebebi ne olabilir ki acaba" sorgulamasını yapmayanın veya bu ilgi ve alakadan onur duyanın; zamanın hükumetine karşı özellikle ABD-CEMAAT kurgulu suikasttan sonraki ‘’Yeni Türkiye’’nin başı olmayı kabul etmiş olan bir insanın; bugün görmüş olduğu muameleyi garipsemiyor, hatta Sayın Bahçeli gibi dert de edinmiyorum.
....
Dolayısıyla Sayın Bahçeli,
Bundan 14 yıl önce Başbakan olmayı ısrarla ahlaki nedenlere bağlayarak ret ettiğinde; aslında onurunu kurtarmayı dert edindiğin kişinin kılavuzluğunda ABD-CEMAAT kurgulu yeni bir Türkiye'nin temelini hep beraber atmış olduğunuzun farkında mıydınız. Bence çok iyi fark etmiştiniz ama Başbakan olmaya cesaret edemediğinizden Tayyip Erdoğan’ı birincilik ‘’rolü’’nü verdiniz ve o gün bugündür de desteğiniz devam ediyor.

Sormak isterim ki; ABD’de Sayın Erdoğan’a karşı yapılan muameleden rahatsız olan siz; bugün nerede ne yaptığından haberimiz olmayan Kemal Derviş’in bir ABD müfettişi gibi Türkiye’ye gelip, seçilmiş bir insan olmamasına rağmen aranıza alarak, bağrınıza basıp Bakanlar Kurulunda yer vermenizi nasıl anlayacağız ve yorumlayacağız Allah aşkına. Türkiye’ye o günlerde yaşatılan bu onursuzca muamele; bugün Sayın Erdoğan’ın ABD de gördüğü muameleden daha mı onurluydu. Sayın Cumhurbaşkanına yapılanlardan duyduğunuz rahatsızlığınızdan hareketle; o günlerde Kemal Derviş’i  ''çıktığı yere sokmanız'' gerekmez miydi.
...
Cemaatin en güçlü olduğu zamanlarda her türlü kurgusunda bilerek veya bilmeyerek rol alanların bugün yine cemaatin elinin, kolunun bağlandığı en zayıf anında; ''MHP'de başkalaşmadan değişim'' taleplerini dile getirenleri cemaatçilikle yaftalamanın artık ne kadar inandırıcı olabileceğini Başta Sayın Bahçeli olmak üzere etrafındakilere bırakıyorum. Bu kadar öngörüsüz ve bu kadar yaşanmışlıklardan sonra hala hiç bir tecrübe edinemeyenlerin ne MHP'nin, ne de Türkiye'nin geleceğini okumaları mümkün değildir; Dünya dan bahsetmiyorum bile.
Mehmet Soral

4 Nisan 2016 Pazartesi

SİYASETE PİJAMA GİYDİRENLER

Tayyip Erdoğan bu ülkede muktedir olduktan sonra belki bir çok inisiyatifi, gücü kendi kontrolüne alabilmeyi başardı; karşısında muhalif olan her düşünce ve kurumun alternatifini oluşturmayı başardı ancak bir şeyi başaramadı ve bu durum da kendisini sürekli rahatsız etti , etmeye de devam ediyor; o da ‘’kendi entelektüelini’’ yaratamadı. İnanın ki kendi yandaş yazarlarının dediklerini dikkate de, ciddiye de almıyor. O'nun için bir Taha Akyol, Enis Berberoğlu, Ertuğrul Özkök gibi entelektüel bilgi ve birikime sahip gazeteciler gerekli. Elbet de kendisini ölümüne desteklemiş başta ‘’yetmez ama evet’’çiler, sonra liberaller vardı ancak bunlar da bildiğimiz Erdoğan’ı taşımaktan yorulunca, desteklerini çektiler hatta eski muhabbetleri bugünlerde iyiden iyiye nefrete dönüştü.
Ne kadar uğraşsa, maliyeti sıfır paralarla yandaş medya oluşturmuş olsa da; bir Doğan Medya’sı kadar entelektüel zenginliği oluşturamadı. Çünkü bazı şeyler paranın gücü ile olmuyor işte. Ekranlarda sürekli çemkiren; savunma refleksi dışında karşısındakine inanırlık ve güvenirlik anlamında somut bir şey veremeyen; üç beş günde ''mal edilen'' gazetecilerle elbette Aydın Doğan Medyası ve yazarları ile rekabet etmesi mümkün olamazdı.
Erdoğan biliyor ki kendi yandaş medyası ''Dış Dünya'' da itibar görmüyor, yazarları okunmuyor; dolayısıyla referans olarak da değerlendirilmiyorlar.
Erdoğan baktı ki bu iş böyle olmayacak; Hürriyet Gazetesini ‘’Truva Atı’’ olarak değerlendirmek istedi ve ilk önce Akif Beki’yi bişekilde transfer etti; şimdi de Abdulkadir Selvi’yi. Biliyoruz ki daha önceki yıllarda da istemediği gazetecileri kovdurmuştu.
Erdoğan; Hürriyet Gazetesi gibi bir amiral geminin kendisine sahip çıkması, en azından kendisine yakın birkaç ismin orada olması için zaman zaman Doğan Grubuna geçmişe dönük petrol ithalatı ve vergi mevzularından kaynaklanan hatırlatmalar, sıkıştırmalar yaparak adeta Abdulkadir Selvi’yi transfere zorladı.
Eğer Aydın Doğan zamanında sermaye-siyaset ilişkilerini ''pijama ile karşılama'' ahlaksızlığı ve seviyesizliğine indirgemesi bugünkü baskı ve zulümle karşılaşmazdı. Anlaşılıyor ki patronlar sermayenin demokrasiye katkısını insana hizmet olarak değil; haksız kazanç ve kayırma için tehdit unsuru olarak değerlendirdikleri sürece sermayenin varlığını ve gücünü sürdürebilirliğinin garantisi yoktur.
Eğer bütün bunlar Erdoğan’a istediği sonuçları sağlamazsa Aydın Doğan Medya dan çıkana kadar baskı devam edecektir.
Vallahi ne diyelim; demek ki pijamalı kıyafetlerle hükumetler kurup, devirenler veya hileli yollarla yetimin hakkını gasp edenler ; bir gün gelir ilahi adaletin önüne çıkmadan bu dünyada da hesap verip, ettiklerini bulabilirler.
Mehmet Soral


2 Nisan 2016 Cumartesi

İŞTE BEN BÖYLE SANATIN İÇİNE TÜKÜRÜRÜM

Bir aktör, çevirdiği filimde kızının arkadaşıyla aşk yaşayan bir adamı canlandırıyor. Beraber rol aldığı bayan, gerçek hayatta bir arkadaşının kızı olup, onun için “ çocukluğunu bilirim, babası arkadaşım. Bu yüzden öpüşme/sevişme sahneleri beni zorladı” demiş.
...
Sormak isterim hangi ahlak, hangi değer yargısı, hangi mide veya hangi sanat dalı böyle bir kepazeliği icra etmeye müsaade eder.
...
Bu ahlaksızlık falanca dini vakıfta yaşanan rezilliğin ''sanata giydirilmiş'' hali diye veya entelektüal ukalalığın bize ait olmayan hoşgörüsünün kamufle ettiği bir şey olarak mı görüp geçeceğiz.
...
Utanmaz adam, yine utanmadan sevişme sahnesinden bahisle ''zorlandım'' diyorsun. Arkadaşlık adına, vefa adına içinde ne kadar kalabildiyse o ''şeref kırıntısı'' adına lütfen ve de ancak ''zorlandığını'' mı söyleyebiliyorsun.
...
Dağda askerimizi silah ile şehit edip; şehirlerimizde aramıza canlı bomba olarak sızıp katliamlar yapan terör örgütleri yanında; maalesef sanat adına, bilmem ne ucubeler adına gizli emellerini saklayarak evlerimize giren, ekranlarda karşımıza çıkarak ahlak, ar ve namus üzerinden yapılmak istenen teröre ne diyeceğiz.
...
Düşünelim lütfen, bir kız çocuğu, üç veya beş yaşlarında. Caddeye bakıyor ''a, bak baba!..... amca bize geliyor'' diye sevinip, mutlu oluyor. Ve zaman geliyor bu küçük kız büyüyor bir filimde bu amcası ile sevişme sahnesini paylaşıyorlar.
...
Kesinlikle bu filim izlenmemeli ve ''entellektüel mantığın'' ve ''sanat hoşgörüsünün'' ırzına geçilerek, yaşanan namussuzluğa pirim verilmemeli.
...
Be hey şerefsiz, beraber rol alabileceğin başka bir kız mı bulamadın veya senaryoyu hiç mi okumadın.
...
Tencereler, kapaklar nasıl olup da birbirlerini bulmuşlar; ''mezhebi geniş'' analar, babalar ve çocukları nasıl olup da aynı otobüse binmişler.
...
Yuh olsun size de, sanatınıza da e mi.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

31 Mart 2016 Perşembe

TÜRK MİLLETİ MHP MUHALİF HAREKETİNE SAHİP ÇIKMALI

Adam şeker, tansiyon ve daha bir çok hastalıktan muzdarip. Yanıbaşımızda; Türkiye'nin her türlü hainini, puştunu pezevengini ağırlayan Belçika, Almanya, İsviçre, Fransa, İtalya gibi ülkeler varken;12 saat süren uçuşlara dayanamayacak kadar kronikleşmiş hastalıkları olan o şahıs kaçacağı ülke olarak ABD'yi tercih ediyor. Düşünen beyinler için bunun bir anlamı yokmu sizce?
...
Özellikle Ortadoğu da yapmak istediği operasyonlar için T.C Devletine kendince bir rol biçmiş olan ABD, ilk önce yapacağı sivil darbenin bir ayağı için malum cemaati seçiyor. Lider boşluğunun oluşması ve bu boşluğun doldurulmasının bir zorunluluk haline gelmesi için de konjonktürel şartların oluşmasının sağlanması amacıyla Sayın Bahçeli'nin baraj altında kalmayı bahane ederek istifası sağlanıyor ve belki bu davranıştan çok etkilenen veya danışıklı olarak Tansu Çiller, Mesut Yılmaz istifa ettirilip, siyaseten saf dışı bırakılıyorlar. Ancak Sayın Bahçeli istifadan cayıyor çünkü Türk milliyetçilerinin blok halinde oylarının muhafazası gerekiyordu.
...
ABD, Cemaat ile kafa kafaya verip bu konjonktürel ortamı sağladıktan sonra lider boşluğunun beklediği ismi arayarak nihayetinde Erdoğan isminde mutabık kalıyorlar. (Erbakan ve Muhsin Yazıcıoğlu teklifleri kabul etmiyorlar. Abdurrahman Dilipak ve Ali Bulaç bunu doğruladılar) 
...
Ve nihayetinde CEMAAT-ABD-AKP(tabi ki Erdoğan) ilk önce Türk milletinin en dinamik isimleri üzerinden Ergenekon soruşturmaları ile düşünen beyinlere ''öcü'' korkusunu yaydılar ve yine Devletin en dinamik kurumu Türk Ordusu'na akıl almaz sahte belgeler düzenleyip, valizlere istifleyip, oyunun bir parçası olan savcı ve hakimler marifeti ile kumpas kurup, sivil darbeyi gerçekleştirdiler.
...
Peki ne oldu da her şey tesyüz oldu. Çünkü Erdoğan ABD'nin kendisine tanımladığı görevin dışına çıktı. İlk önce Ortadoğu'nun İslam coğrafyasına güvenerek lideri olmak istedi ama tarih okumaktan bihaber olan bu insan eğer Ortadoğu ve özellikle Arap coğrafyasının tarihini bilmiş olsaydı böyle bir inisiyatife kalkışmazdı. Özellikle Mavi Marmara olayında yaşananlar ve akabinde ''one minete'' çıkışı. Daha sonra ''Dünya beşten büyüktür'' efelenmesi ve başta Libya olmak üzere Mısır, Suriye politikalarında ABD'ye ters düşen süreçlerin yaşanması
...
Nihayetinde ABD ''ben nasıl getirdiysem, öyle de götürmesini bilirim'' diyerek tekrar cemaat ile kafa kafaya verip Tayyip Erdoğan iktidarının sonunu getirmek istedi. 17/25 Aralık operasyonları başta olmak üzere bu kapışma ve iktidar mücadelesini Türk milletine bedel ödeterek, her gün şehit verdirerek devam ettiriyorlar. İşte bu nedenle Erdoğan gittiği ABD de yıllar önce ''şiir okuduğu için hapse girmiş adam'' kadar itibar görmüyor; üstelik bir devlet başkanı olduğu halde. 
...
Şimdi ABD yine Sayın Bahçeli marifeti ile Erdoğan sonrası için yeni bir senaryoyu devreye sokmak istiyor. Sayın Bahçeli, tamamen hür ve müstakil olan muhalif adaylara engel olmak için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyor. MHP'nin bu yönetim ile gireceği ilk seçimde akıbetinin ne olacağı aşikarken, niçin kalmakta ısrar ettiklerini; ABD'nin yeni senaryosu gereği anlamak hiç de zor değil.
...
Dolayısyla MHP muhalif hareketinde isimlerden ziyade '''Hareketin ruhu'' çok önemli. Türk milletinin; gerek Cemaat, gerek ABD sultası, gerekse AKP ve dolayısıyla Erdoğan hegomanyasından kurtulabilmesi için T.C Devletini kuran, öncü irade olan Türk milliyetçiliğinin bugün bir benzerini ''MHP muhalif Hareketi'' yerine getirdiğinden destek vermek durumundadır. Tüm adaylar şehir şehir dolaşarak Türk milletinin ve ülkücülerin dertlerini anlatmakta, karşılıklı dinlemektedirler. Dikkat edilirse bir Tayyip Erdoğan gibi yurt dışında dolaşarak dolayısıyla destek alarak liderliğe hazırlanmıyorlar.
...
Eğer MHP de beklenen değişim gerçekleşmezse Tayyip Erdoğan Başkanlık sistemini getirecek; başkan olacak; bütün dünya bize düşman olacak ve ABD Türkiye'deki bütün etnik kimlikleri şımartarak bırakalım Kürdistanı bu topraklarda daha bir çok devletçiklerin kurulmasında öncü olacaktır. Türk milletini geçmişte cephe savaşları ile bitirememiş, yenememiş olanlar maalesef bu sefer bir iç savaşla bitirmek isteyeceklerdir.
...
Şimdi Erdoğan ABD'ye meydan okuyor; bu güzel bir şey değil mi diyenler olacaktır. Haklı olabilirler ancak her şeyden önce Tayyip Erdoğan bir Türk milliyetçisi değil ve bütün çabası ''Saltanatını'' korumaya yöneliktir. ''Devletini alıyoruz, başkanlığı veriyoruz'' denildiğinde veya ''Anadolu Birleşik Devletleri Devlet Başkanı'' gibi bir unvan takdim edilirse tavrı ne olur; emin değilim. 
Bu yaşananlardan sonra şunu hatırladım; hani Osmanlı da Türklük bilince yok olup gidince, son zamanlarında ''Saltanat gitsin, yeter ki Halifelik kalsın'' denir olmuştu. Allah korusun, bu sefer de ''Devlet gitsin, başkanlık kalsın'' denir mi. 
Mehmet Soral


RAHMETLİ MUHSİN YAZICIOĞLU

Gene tipik Türk insanının duygusal tavrı. Ölenin arkasından methiye düzmeler. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu için duygusal yorumlar, Başbuğumuzu aratacak methiyeler. Garip olan şu ki bunu yapanlar bir defa dahi yuvayı terk etmemiş ülkücüler. Sanki rahmetli ile MHP ve yine rahmetli Başbuğ arasında hiç bir şey yaşanmamış.
....
Ahlaki ve islami değerler açısından elbette saygı duyduğum hatta feyz aldığım bir insandır ancak bu "Hareket"in tarihinin bir bölümünde neden olduğu kırılma hiç telafi edilemedi. Sebep olduğu "surda açılan gedik" hiç doldurulamadı. Yıllarca "Hareket"in enerjisi bu "kırılma"yı tartışarak onca yıllar beyhude harcandı.
....
Gerekçeler o idi, şu idi, bu idi; gelinen nokta itibariyle o kırılmalar kime yaradı peki. Rahmetli ve arkadaşları silahların gölgesinde, mermilerin hedefinde okullarına giderlerken o zamanlar en büyük meziyetleri "topa kafa çıkmak" olanlar bugün bizleri yönetiyorlar ve asıl bu beni kahrediyor işte.
....
İslami ve ahlaki olarak saygıyla ve rahmetle andığım bu insanı siyasi olarak yaşattığı "kırılma" nedeniyle....
....
Neyse Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

ÜMRANİYEDE KATLİAM; 5 ÜLKÜCÜ ŞEHİT

Türkiye İşçi Partili sosyalist 7 insanın katlini herkes bilir çünkü yıllarca bu katliamın unutulmaması için bu insanların sahip çıkanları sermaye ve medya gücünü kullanarak unutturmadılar.
...
Bir de belki de aynı dönemlerde yine bu 7 insanın karşıt görüşünde olan iki eksiği 5 kişi yani Türk milliyetçisi, ülkücü ve aynı zamanda emekçi insan işkence ile katledilmişlerdi. Bu insanların katlini unutturmayacak güce sahip sermaye ve medya gücü olmayınca unutulup gittiler.
...
Yukarıdaki her iki katliamda hayatlarını kaybeden insanların belki fikren ortak bir yanları yoktur ama genel olarak ülkeleri ve insanının istikbali için kafa yorarlarken belki de hiç düşünmedikleri bir emperyalist oyunun içinde kendilerini buldular. Ölenler gitti, kalanlar hapishanelerde ömürlerini tükettiler; hayatlarının en güzel yıllarını yaşayamadılar.
...
En acı olanı nedir biliyormusunuz; geçmişte bu ülke için hiç bir riske girmemiş olaların bugün bu ülkenin niğmetlerinden en çok faydalananlar olmasıdır. Bunlar çok akıllı olduklarından değil, korkak ve sünepe olduklarından dır; o zamanlar ortalıkda görünmemeleri.
...
Sonuş olarak anlaşılmıştır ki dününkü kavga edenlerin tarafları bugün empati yaparak farklı bir sinerjinin oluşmasını sağlamalılar ve geldiği günden beridir sürekli otuzaltı farklı etnik kimliği tekrarlayarak etnik milliyetçiliği, bölünme ve parçalanmayı tetikleyerek, iç barışımızı bozanı/bozanları hayatımızdan çıkararak yerle yeksan etmemiz gerekmektedir.
Empati şart.
Mehmet Soral

ZİHNİMDEN GEÇENLER(3)

21.3.2016
Bundan sanırım iki yıl önce Ümit Özdağ bir açıklamasında "Şu anda Türkiye de bir çok yerde uyuyan ISID hücreleri var" demişti ve yine buna paralel Sinan Oğan da benzer demeçler vermişlerdi. Yine Ümit Özdağ Güney illerimizde sokak çatışmalarının olduğu ilçelerde cadde cadde, sokak sokak PKK varlığını, etkinliğini ve hatta terörist sayısına varana kadar dile getirerek hükumeti ve kamuoyunu bilgilendirmişti ama yaşanan süreç de bu bilgilerden hiç faydalanılmadığını anlıyoruz. Hatta bir defasında Ümit Bey hükumete hazırladığı raporu gönderdiğini ama kendisine dönülmediğini söylemişti.
...
Sanırım Ümit Bey'in söylediklerinin dikkate alınmamasının tek nedeni saçlarına jöle sürmemesidir.
Mehmet Soral


18.3.2016
MHP de değişim, özellikle de lider değişiminin Meral Akşener üzerinden olması ihtimali belirginleştikce AKP de panik yaratıyor ve bişekilde bu gidişata gölge düşürmek, kirletmek için Paralel yapı ile ilinti kurarak; bilmem kimin çekmecesinden Gülen'in Meral Hanım için destek tavsiyesine dair belge çıkması veya çıkarılması olsa olsa ahde vefa gereği düşünülmüş bir destek olabilir. İnsanlar minnet duyguları ile ''bir acı kahvenin kırk yıl hatırı'' gereği muhatabına iyi duygular besleyebilir. Bu ''belge'' gerçek olsa bile Meral Hanım'a bu denli ülkücü vicdanın desteği varken niçin bitmiş, tükenmiş bir yapıdan medet umsun ki. Ayrıca ülkücüler "ey.... " diye başlayıp, devam eden cümlelere beynini ipotek ettirmediğinden bu tür dedikodular vız gelir, tırıs gider; su akar yolunu bulur. Namusuna dil uzatarak ismi üzerine yazdıkları senaryoyu gerçekleştiremeyen asıl namussuzlar şimdi başka yöntemlere başvuruyorlar.
Beyhude çırpınışlar bunlar.
Mehmet Soral


17.3.2016
Senin kaptanlığında devam eden yolculuğumuz; lastiği patlamış, uçuruma paralel aynı zamanda bozuk bir yolda yapmakta olduğumuz yolculuk gibi. Genel hissiyatımız ulaşmak istediğimiz yerden ziyade hangi yol kıvrımında uçurumdan aşağı uçacağımız dır. Bu yolculuğumuzun sona erebilmesinin bir diğer ihtimali ise arabamızın bozulmasıdır ki; bu da bizim senden kurtuluşumuz olacaktır.
...
Bizi istediğin yerde bırakıp gidebilirsin. İnan ki hiç rahatsızlık duymayız; bilakis canımızı kurtarmış olmanın keyfi içinde yolculuğumuzdan kalan erzak ile ne de güzel piknik yaparız.
...
En azından ayağımızı yere basıyor olmanın huzuru ve emniyeti içinde oluruz.
Mehmet Soral

PKK SEVİCİSİ SOSYALİSTLER

PKK sevici sosyalistlerin PKK ile ideolojik akrabalıkları var ya; malum katliam üzerine fikir yürütürlerken "ama bütün bu olup bitenlerin birde nedenlerine bakmak lazım" diyerek akrabaya sahip çıkmak adına sadakatin örneğini veriyorlar. Ben de diyorum ki karaciğer nakline giderken katliama maruz kalan yavrucağın sözde Kürt mağduriyetinden ona neydi ki. Eğer ille de birilerini "patlatmak" ve ses getirmek gerekiyorsa niçin kendi evlatlarınızı kurban vermiyorsunuz; PKK sevici sosyalistler.
...
Nacizane tesbitim o ki; ideolojik manada Türk milliyetçilerinin geçmişe dönük en büyük hataları aynı safta namaz kılıyor olmanın hatırına sağın her türlü puştuna, kaypağına, sünepesine (verilen mücadelenin hiç bir evresinde olmadıkları halde) kol kanat olmuş olmaları ve kendileri hapislerde çile çekerlerken bu sünepeler tahsillerini tamamlayıp hiç hak etmedikleri makamlara gelerek devletin en önemli makamlarını işgal etmişlerdir.
...
Sosyalistler veya sola gelince; yukarıda bahsettiğim akrabalık gereği yine yıllardan beridir halkların mücadelesi kisvesi altında yürütülen etnik ayrımcı, ırkçı Kürt hareketin silahlı gücü PKK ve siyasi uzantısı HDP'ye destek olmaları, kol kanat germeleri en büyük hataları olmuştur. Mesela hala bazı üniversitelerimizde ülkücüler sınavlara bile giremezlerken, sol ve sosyalistlerin korumacılığında PKK sempatizanları istedikleri formu düzenleyip, nutuk atabiliyorlar.
...
Türk milliyetçilerinin tarihi hatasından "dinci" (iman üzerinden siyasi rant devşiren, Türk Bayrağı da nedir ki diyerek ''dindar'' görünümlü milli aidiyeti red eden bir şıllığın olması gibi) güruhun peydahlanıp siyasi güç haline gelmesine vesile olurlarken; sosyalist hatta "sol" un tarihi hatasından, koruyup kollamasından da etnik ayrımcı silahlı Kürt Hareketi PKK ve onun meclisteki siyasi temsilcisi HDP ile de siyasal yapılanmasına önemli katkılar sağlamışlardır.
Mehmet Soral

24 Mart 2016 Perşembe

ERDOĞAN İÇİN RIZA ZARRAB BELASI

ABD nasıl ki Tayyip Erdoğan'ı Başbakan yapmak için ilk önce Cemaat ile anlaşıp, alt yapıyı hazırladıysa;
Rıza Zarrab'ı yargılamak için ve O'nun üzerinden Türkiyeyi ve dolayısıyla Erdoğan'ı vurmak için de lazım olan tüm delilleri bişekilde çoktan temin etmiş, aynen Baransu'nun eline verilen valizler gibi hazırda tutuluyordur. 
...
ABD belkide tarihinde ilk defa Türkiye ile ilgili olarak Tayyip Erdoğan konusunda yanıldı. Kendi elleri ile "yarattığı" gücün tehlikesini fark etti. Bu insanı cemaat denen koltuk değneģi ile ayağa kaldırdı ve yine onun sayesinde yürüttü. Ancak bu ''güç'' kendisini ayağa kaldıranın da, yürütenin de hatta koşturanın da kim veya kimler olabileceğini hiç düşünmedi; her olup biteni kendi meharti sandı; birilerinin projesinin ürünü olduğunu düşünmedi veya unuttu. Bu durumda üzerine onca yatırım yapanlar (ABD, İsrail, Cemaat) "bu ne yapmak istiyor yahu" deyip, 2010 yılından beridir başlattıkları operasyonları aralıksız devam ettiriyorlar ve bunu yaparken de ne yazık ki bedelini de Türk milletine ödettiriyorlar.
...
Ancak Erdoğan, sürdürdüğü karşı mücadeleyi; benim Türk milliyetçiliğimi ayakları altına alarak; özbeöz Türk oğlu Türk Alevi vatandaşlarımızı din dışı görerek onların sorunlarına ilgi ve alakası bir Suriyeli göçmene olduğu kadar olmayan; yandaş bir sınıf yaratmak adına " havuz gücü"oluşturarak akil insanlar müsveddelerini Türkiye'nin her yerine salıp, Kürt mağduriyeti edebiyatı ile oy devşirme hesapları yaparak; hemen bunun akabinde Güney bölgemizde vali ve Kaymakamlara "terör örgütüne aman elleşmeyin" talimatı vererek; oy.devşirme uğruna adeta kendileri tarafından İslami sembol haline getirilen "başörtü"lü bir bayanın üzerine yetmiş gencin işetilmesi senaryosu yazılarak; yine oy hesabı uğruna cami imamını tehditle ''camide içki içtiler'' yalanına zorlayarak; on yıl boyunca "ne istediniz de vermedik" dediği cemaat ile birilerinin uçkuruna kamera takıp, muhatabın kendisine ar ve namusu üzerinden siyasi suikastlar düşünürken ailelerinin dağılıp, perişan olmalarını hesap etmeden bilerek, isteyerek ve düşünerek yaptıkları, ettikleri her şeyi sadece cemaat yapmış gibi anlatarak ve yine malum cemaate savaş açarak devletin tüm kadrolarını tarumar ederek, ehil veya değil kolundan tuttuğu her yandaşı makamlara atayarak ve nihayet onlarca erkek çocuğa tecavüz edilmiş vakıf hakkında soruşturmaya engel olunarak; milletten tamamen kopmuş, şahsileşmiş, otoriterleşmiş; ne ulusal ne de uluslararası hukuku tanımayan hatta bilmeyen yönetim anlayışına güven duyulmadığı için Tayyip Erdoğan'ın aslında ABD'ye karşı verdiği mücadelede kimse yanında olmak istemiyor. Bütün siyasi hayatı boyunca bir kez olsun muhalefet ile aynı masa etrafında bir araya gelmeyi becerememiş (oysa lider denilebilecek, ABD'ye madik atacak insan bunu becerebilmeliydi) "Lider"e güven duyulmadığı için yanlızlığı aslında kendisi seçti diyebiliriz. Elbette eninde sonunda Türkiye ABD'ye karşı "bağlantısızlığı" için mücadele etmeliydi ama bunun kaynağında şahsi çıkarları ve iktidar gücünü koruma güdüsü değil tamamen milli çıkarları koruma ve kollama güdüsü olmalıydı. Eğer 17/25 Aralık operasyonu o malum dört bakan ve oğlu üzerine yönelik olmasaydı ABD ile ilişkiler bu kerteye gelirmiydi hiç; sanmıyorum. Unutmayalım "ben BOP'un eşbaşkanıyım" sözlerini. Ne gariptir ki bu söz söylendikten sonra gelinen bugünkü aşamada gerek ABD açısından gerekse ülkenin iç muhalefeti açısından kendisi için oluşan güvensizliğin yegane ayağı olmuştur. Aslında tamamen görevini anayasal sınırlar içinde yapsa, biraz sesini kesse sanırım muhalefetin tavrı da değişecektir ancak görülüyor ki nafile.
....
Ve şimdi birileri bana diyecek ki "sen heç gömüyon mu yapılan yolları te be ya..." 
Gardaş tek gorebildiğim arsızlık, hırsızlık acı ve gözyaşı.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

14 Mart 2016 Pazartesi

YANDI; YÜREKLER YANDI...

''Yandı yürekler, yandı...''
...
Devletimizin ve milletimizin milli birlik ve bütünlüğüne yönelik; yine devletimizin Başkenti Ankara da lanet olası terör her zamanki kalleşliğini göstererek; masum insanların bulunduğu en kalabalık bir anda katliamını gerçekleştirdi. Derin üzüntü içindeyiz, kederliyiz. Allah bir daha tekrarını yaşatmasın, kimseye de fırsat vermesin inşallah.
...
Her ne kadar geçtiğimiz yıllar içerisinde siyasi kargaşalar yaşamış, demokrasimiz zaman zaman sekteye uğramış olsa da; yüzü batıya dönük ve sürekli gelişim gösteren ülkemizin özellikle belli bir dönemden sonra klasik Ortadoğu toplumu ve ülkesi haline gelmemizin nedenleri üzerine kafa yorarsak belki de fark edeceğiz ki; bu lanet olası terörün başında, yanında, sağında, solunda olanlar kadar bu milletin mensupları olarak da fert fert hepimiz mesulüz.
...
Demokrasinin bize tanıdığı hakkı sorumsuzca, hesapsızca kullanarak kendisine atfettiğimiz sorumluluğu taşıyanlara haddinden fazla ‘’güç ve değer yüklemesi’’ yaparak taşıyamayacakları yükün altına soktuk.
Her seçimde kullandığımız oyların ''özgül ağırlığı''nın yansımalarının nelere maal olduğunu içinde bulunduğumuz süreç en güzel şekilde anlatıyor. Öyle değil mi?
...
Oyların özgül ağırlığının kalitesi adeta teşvik edercesine düşürüldü ve ''düşük ayarlı'' oy gücü maalesef ülkemizi; her gün herhangi bir yerinde bombalar patlayan, katliam yapılan klasik Ortadoğu ülkesi haline getirdi. Ülkemizde peş peşe benzer şekilde üç defa katliam yaşandı ve vicdanen kendisini sorumlu hisseden bir Allah’ın kulu istifa etmeyi düşünmedi. Edemezler çünkü; artık ülkemiz bir Ortadoğu ülkesi ve en tepedeki azletmedikçe kendisini sorumlu hisseden kişi kendi iradesi ile vicdanının sesine kulak veremez.
...
Ne diyelim, millet kullandığı oyun gücü ile böyle bir ülke olmamıza razı gösterdi; buna bir defa değil, defalarca gösterdi. Yarın da aynı tercihi yapacağından hiç şüphem yoktur.

Bu katliamın müsebbibi olan her kim kişi, kurum ve kuruluş varsa şiddet ve nefretle kınıyor, ölenlerimize Allah tan rahmet yakınlarına ve yüce Türk milletine başsağlığı diliyorum.
Mehmet Soral

SAYIN BAHÇELİ

Sayın Genel Başkan beni arayıp bulmadan kendimi arz edeyim ki size zahmet olmasın. 
...
Çetele listenize aynen gönül rahatlığı ile ismimi ekleyebilirsiniz, yanına da şu özel notu düşün lütfen.
...
''Bana hiç bir zaman inanmadı; inanmadığı halde partinin hatırına bütün edebi zekasını, kalemini ve söz sanatlarını kullanarak, siyasi hal, tutum ve davranışlarımın ''kerameti'' üzerine o kadar çok özel ve de güzel senaryolar yazıp, anlattı ki; ben bile inanmıştım''
deyiniz lütfen...
...
Mehmet Soral

12.3.2016

10 Mart 2016 Perşembe

ADAM NEDEN ATATÜRK'Ü SEVSİN Kİ...


Adam neden Atatürk'ü sevsin ki; Cumhuriyet'le beraber tüm devşirme ve gayri Türklerin ayrıcalıklarına son verilerek, devre dışı bırakılmalarını istemiş ve mücadelesinin ilham kaynağını da bu inancı beslemiştir.
...
Osmanlı da devletin elit ve aydın tabakası bilinerek devşirmelerden oluşturuluyor, enderun mektepleri bunlar için açılıyor, donatılıyor; buralardan yetiştirilen bürokratın altına da Türkler hizmetçi olarak veriliyordu. Osmanlı burjuvası azınlıklardan oluşuyor ve devlet adeta bunlara tüm imkanlarını sağlıyordu. Yine devlet askerlik gibi risk teşkil eden görevlerini yapmak, gerektiğinde ''ölmek'' sorumluluğunu Türkler'in omuzlarına yüklüyordu.
...
Prof. Dr. Orhan Türkdoğan hocamız diyor ki;
"Fatih döneminde 16. yüzyıl ortalarına kadar (1450-1550) veziriazam olan kırksekiz kişiden yalnızca dördü Türk kökenliydi. Padişah annelerine gelince; onlar ya Rum ya da Yahudi soyluydu. Bilindiği üzere Kanuni'nin kırkbeş yıllık saltanatı döneminde de iş başına geçen sekiz sadrazamdan sadece biri (Piri Mehmet Paşa) Türk soyundan geliyordu. Türk soyluların dışlanması, sürekli yabancı kanı tasiyanların ordu ve sivil yönetimde istihdamları Osmanlı'nın en büyük açmazını oluşturur."
...
İşte belki de böyle bir absürd gidişata Atatürk'ün Türk milliyetçiliği inancı somutlaşan çare oldu; isyanın ifadesi, asli unsur Türk'e yapılan haksızlığın dile getirilişi oldu. Bu haksızlığı kitabileştirerek dile getiren Ziya Gökalp ve çaresini pratiğe döken de Atatürk olmuştur.
...
Yine sanki bugünlerimzi o günlerde tahmin etmiş olan Atatürk "Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asliyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin" diyor.
...
İşte birilerinin Atatürk konusundaki kuyruk acılarını bugün daha iyi anlayabiliyorum. Ümmet içinde kaybolmuş Türklüğümüze sahip çıkması, Ümmetten tekrar millet yaratma projesi o gün başlamıştı ama gene o günden kalan etnik özürlü devşirme bakiyeleri sayesinde devam ettirilemedi. Eğer Atatürk yaşamış olsaydı bu proje çoktan bitmiş olacaktı ama maalesef işte...
...
Her ne kadar Atatürk düşmanlığını dini hassasiyetlere dayandıranlar olsa da; gerçek neden etnik özürlülük ve devşirme ayrıcalığının sona erdirilmesine karşı duruşun dışa vurumudur.

...
Kuran-ı Kerim'in mealinin yazımı için talimat vererek Elmalı Hamdi Yazır'a hazırlattıran ve günümüzde ilahiyat fakültelerinde güvelinilr ve en kuvvetli referans olan ''mealin'' milletimize kazandırılmasını kendisine borçlu olduğumuz bu insanın inanç dünyasını sorgulamak kimsenin haddine düşmez. Yürekleri yetiyorsa günümüz ve geçmiş devlet adamlarını ''din terazisi''ne koyalım ve tartalım bakalım; belki de Atatürk en masumlardan birisi olduğunu fark edeceğiz.
MHP Genel Başkanlığına aday olan değerli insanların yarım kalmış Türkleşmek, İslamlaşmak, muasırlaşmak projesinin devam ettirileceğine vurgu yapmalarını şahsen bekliyorum. Çünkü tüm başımıza gelenler, sözkonusu projenin tamamlanmamış olmasıdır.
Mehmet Soral

MHP DESTEKLİ BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEÇİŞ

Türkiye'de idam cezasının kaldırılması nasıl ki MHP'nin de hükumet ortağı olduğu konjonktüre denk getirildiği gibi şimdi de yeni anayasa hazırlığı çalışmaları ve dolayısıyla kurulan anayasa komisyonuna ısrarla Sayın Bahçeli'nin dayatması ile MHP'nin de katılması ve paralelinde AKP'nin başkanlık sistemine geçme talebinin görüşülmesi; yine işlenecek tarihi bir günaha MHP de ortak edilmek isteniyor ki; ileriki süreçte Türk milliyetçilerinin karşı duruşlarına rezerv konularak, hareketin önü kesilmek isteniyor. Nasıl oluyor da HDP'nin olduğu hiç bir yerde olmayacağını 7 haziran sonrası beyan eden Sayın Devlet Bahçeli bugün ülkenin yeni anayasasını inşa etmeyi görüşmek üzere HDP ile biraraya gelmeyi düşünebiliyor. Oysa ki MHP kendi ilkeleri ve dünya görüşü üzerine özel bir anayasa çalışması yapabilecek bilgi, birikim ve kadroya, akademisyene sahip olmasına rağmen niçin böyle bir çalışmayı düşünmez.
...
Çünkü idamın kalmasının vebalini nasilki zamanında Türk milliyetçilerine bir oldu bittiye getirerek kabul ettirip, yukledikleri gibi aynı vebalin bir benzerini de bugün yeni anayasanın hazırlığında ve başkanlık sistemine geçişte yüklemek istiyorlar.
...
Yıllar önce belki de bugünkü geldğimiz aşamayı tahmin edip MHP'nin o zamanki duruşuna itiraz ederek; idamın kalkmasını eleştirip, adeta isyan edercesine feyat eden ve maalesef partiden ihraç edilen; geçtiğimiz yıllarda Rahmet-i Rahman'a kavuşan Ali Güngör'ü BİLGE İNSAN'ı saygı ve hürmetle anıyor; kendisinin yanında durmak ve desteklemek varken, Sayın Bahçeli'yi ''Bilge insan, elbet bir bildiği vardır; Ali Güngör de ne halt etmek istiyor'' diyerek desteklediğimden dolayı her ne kadar Huzur-ı mahşer de yüzleşecek olsak da Ali Güngör abimden özür diliyor, hakkını helal etmesini temenni ediyorum.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun inşallah.
...
Dolayısıyla; Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanı değişecek ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Başkan OLAMAYACAK.
Mehmet Soral

6 Mart 2016 Pazar

BU GÖRÜNTÜLER DÜN ÜLKEMİZDE YAŞANDI

BU GÖRÜNTÜLER DÜN ÜLKEMİZDE YAŞANDI

Belki de 14 yıldır kesintsiz olarak süren iktidar, gücünü resmi devlet politikasının geçmişte  (bugün daha iyi anlamış olduğumuz üzere) belki de haklı nedenlerle inançlar, tarikat ve meşrepler üzerine uygulama ve yaptırımların nedenlerini yeterince millete anlatamama sıkıntısından kaynaklanan ve yine yeterince anlatılamamış olmanın sinsice ve kahpece suiistimal edilmesi üzerinden yapılan menfi propaganda ile elde edilen oylardan almıştır.  
...
Başta başörtüsünü sorun yapanlar ve bunun üzerinden inançları suiistimal eden siyasal İslamcılar, gücü ele geçirince işin imanı tarafını terk ederek adeta ''güce imanı'' esas alarak varlıklarının sebebi olanlara zulüm yapmaya başladılar. Bu fotoğraf onu göstermiyor mu?
...
Zaman zaman toplu taşımacılıkta kadın/erkek ayrımı yapılarak hizmet verilmesini telkin eden ''din ve ahlak'' anlayışı hangi yüzle başörtülü bu hanımları yerlerde sürüklemeye müsaade edebiliyor ve hangi güç ve menfaat ilişkisi bu olup bitenlere sessiz kalmayı kaldırabilecek vicdanları suskun hale getirebiliyor.
...
Aslında bu görüntüler yıllarca Cumhuriyet değerlerine ve kazanımlarına haksız ve mesnetsiz şekilde iğrenç metot ve yöntemlerle saldıranları sorgulama ve yeniden değerlendirmeye tabi tutma; yeni bir ''dini-ahlaki inanç'' inşasını sağlayacağını düşünebiliriz.
...
Demek ki İslami manada inanç birliği bu ülkede müşterek nokta da bütünleşmeyi sağlamaya yetmiyor çünkü; yerlerde sürüklenip, aşağılanıp, horlanarak; itilip kakılarak iktidara gelmeyi başaranlar ''muktedir olma gücü''nü ele geçirince yine aynı şekil, ruh ve tipteki insanları yani eşdeğerlerini yerlerde sürüklüyor, itiyor, kakıyorlar ve aşağılıyorlar. 

Dolayısıyla ‘’siyasal İslamcıların’’, başörtülünün bir başka başörtülü tarafından aşağılanıp, horlanması; yerlerde sürüklenip biber gazına maruz kalması; tazyikli su ile taciz edilmesi gibi izan ve vicdana sığmayan eylem, tutum ve davranışlar; cumhuriyet tarihi süresince oturtulmaya çalışılan müşterek değerimiz ‘’laiklik anlayışı’’nın daha da kuvvetlenerek, vicdanlarda iyice kurumsallaşıp, kabullenilmesini sağlayacaktır.
...
Olup bitenler hoş şeyler değil elbette. Bu olup, bitenler sayesinde ülkem adına her ne kadar maliyeti yüksek tecrübeler, kazanımlanr elde etmiş olsak da; gelinen nokta itibariyle memnunum. Bu yaşanan tecrübeler toplumun batıya yönelmesini, batı mantalitesi ile düşünüp, hareket etmesini hızlandıracaktır diye düşünüyorum.
Mehmet Soral

28 Şubat 2016 Pazar

MEHMET BEKAROĞLU VE CHP


Ben de bir Türk milliyetçisi olarak CHP ve kadrolarının milli Türk devletinin kurulmasındaki rollerini biliyor, takdir ediyorum; özellikle rahmetli Atatürk ve arkadaşları dönemi.
...
Bugünkü CHP, "Bakın işte, bizde dinden bahsedenlere partimiz de yer veriyoruz" diyebilmek; algı oluşturmak adına Bekaroğlu gibi, şaşkın ördek misali kıçı ile hangi suya ne zaman, nasıl dalacağını kestiremediğimiz; bazen komünist, bazen İslamcı, bazen PKK sempatizanı, bazen ise meczup olabilen; kurnazın kurnazı, anasının gözü garip bir insanı partiye alarak kuruluş felsefesine tamamen aykırı işler yapıyor, ihanet ediyor.
...
Ancak ne gariptir ki sürekli kongreler yapmasına rağmen bu yanlışa dur diyecek bir kadroyu iş başına getiremiyor. Belki Deniz Baykal daha milli bir CHP için birşeyler yapabilecekti ancak bildiğimiz ''uçkur suikastı'' ile belkli de CHP bilinerek bu sürecin içine itildi. Bugün bunu çok daha iyi fark eden Deniz Baykal birşeyler yapmak istiyor ama uğradığı malum suikast ile nefesi kesildiği için düşündüğünü yapmaya mecali kalmadı.
...
Atatük'ten nefret eden; Güneyimizdeki etnik ayrımcılık yetmiyormuş gibii aynısnı çeşitli vesilelerle Karadeniz Bölgemizde de kaşımaya çalışan, insan nasıl olur da CHP de Genel Başkan yardımcısı olabilir.
...
Türkiye de ciddi bir muhalefet sorunu var; bunun tek nedeni de''Türkiye ortalama algı düzeyi''ne cevap vermekte yetersiz kalan genel başkanların mevcudiyetidir.
Mehmet Soral

ERDOĞAN BAŞKAN OLAMAYACAK ÇÜNKÜ MHP GENEL BAŞKANINI BULACAK.


Sanırım Ümit Özdağ süreci doğal akışına bırakarak ve belki de biraz da Sayın Bahçeli'nin vicdanına güvenerek, olağanüstü kongre kararının bizzat parti yönetimince alınması ve gereğinin yapılması sürecini izlemeyi düşünmüştü.
....
Ancak Sayın Bahçeli ve ekibinin ''ülkücü vicdan''ın kongre taleplerinin mahkeme huzuruna taşınması zorunluluğuna neden olmaları; Ümit Bey ve arkadaşlarına yaşanan süreç karşısında inisiyatiflerini ortaya koymak gibi vicdani sorumluluğun gereğini yapmayı düşündüler ve yaptılar.
...
Eğer MHP'de olağanüstü kongre yapılmayıp, Sayın Bahçeli'nin genel Başkanlığında gidilecek ilk seçimde MHP'nin baraj altında kalması; HDP'nin baraj altında kalması ve lider boşluğunun yarattığı ortamda Beştepe ve AKP ittifakı ile AKP'nin 400 milletvekili ile tekrar iktidara geleceği aşikar. Böyle bir başarının kaynağını bugünkü MHP yönetimi ve terörize olmuş, ilegalleşmiş HDP oluşturacaktır.
...
400 milletvekili ile ''gücü'' ele geçiren AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yapmak isteyip de yapamayacakları bir şey kalmayacaktır. Zaman zaman baskın erken seçim söylentileri de Ümit Bey ve arkadaşlarına böyle bir ihtimali değerlendirerek hareket etmelerini sağlamıştır.
....
Ümit Bey ve arkadaşları; süreci hızlandırarak MHP'nin yeni genel başkanını seçmesi ve yeni genel başkan ile erken veya zamanında yapılacak ilk seçime hazır hale gelmesini gerektiğini düşünmüşlerdir.
...
MHP de umulan bu değişim gerçekleşirse Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık dahil hiç bir arzusu gerçekleşmeyeceği gibi iyice bunalmış psikolojik yapısının ''oslo süreci, Habur seremonisi, akil insanlar çalışması, Dolmabahçe 10 emir bildirisi, barış süreci'' gibi benzer hataların tekrarına fırsat olmayacaktır.
...
Ülkemizin kaderi MHP de olacak olan ''başkalaşmadan değişim''e bağlıdır.
Ayrıca CHP de sürekli tekrarlanan kurultaylar neticesinde yeni bir lider çıkaramaması, yorulan CHP seçmenini MHP'ye kaydıracaktır. Aynı durum MHP için de geçerlidir tabiki.
Mehmet Soral

24 Şubat 2016 Çarşamba

ÜMİT ÖZDAĞ YAKIŞANI YAPTI

2006 Yılında kendisine inanmış ve güvenmiş bir insan olarak; Ümit Özdağ'ı desteklemiş, İstanbul ve Ankara da yapılan adaylık çalışmalarınna dair programlarına katılarak güzel heyecanlarımızı beraber yaşamıştık.
...
Daha sonra MHP'ye kabul edilen Ümit Özdağ adeta suskunluğu tercih ederek, alışılagelmiş Ümit Özdağ profili dışında çok farklı bir çizgiyi takip etti; adeta Türk Milliyetçiliği fikriyatı üzerinden analiz ve yorumlar yapan bir insandan hem Türk Milliyetçisi ülkücüler, hem de Türk kamuoyu mahrum kalmıştı. Tam da Sayın Bahçeli'nin istediği kalibrede bir tarza bürünmüştü.
...
Ümit Bey'in bu tarzından dolayı MHP de olup biten ve kendisinin de bizzat yaşadığı antidemokratik uygulamalar karşısındaki sessizliğine öfke duyarak zaman zaman ''yahu biz mi bu insanın peşinden gittik'' diyerek öz eleştirimi yapardım.
...
Ümit Bey'in bugünkü basın toplantısında, partideki görevinden istifa etmesi ve nedenlerine dayalı sözleri beni hatta tüm ülkücü camiayı son derece rahatlatmıştır. Kaç tane arkadaşımdan sevinç telefonlarını aldım. Ümit Bey meçhule doğru giden; sanki zoraki bir yolculuktan kendisini kurtararak, itibarını tekrar kazanıp, ülkücü vicdanın sesi olanlara katılmıştır
...
Ümit Bey'i vermiş olduğu karardan dolayı teşekkür ediyor, kendisi hakkındaki ilk kanaatime rücu etmemi sağladığı için çok teşekkür ediyorum.

Yakışanı yaptı.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

23 Şubat 2016 Salı

KUMANDAYI GASP ETTİM BEN BİR FAŞİSTİM

Bazı dizi filim yapımcıları veya senaryo yazarları kendi psikolojik hallerini yaptıkları filimde veya yazdıkları senaryoda görmek, yaşamak istiyorlar.
....
Hanım TV de dizi filim izliyor. Kendisini rahatsız etmemek için ben de yine TV'nin başka bir kanalındaki tartışma programını kulaklığımla telefonumda, radyodan takip etmeye çalışırken, ister istemez gözlerim filme takılıyor.
...
Tabi aynı anda iki farklı şeyi yapınca filmin konusu anlamak için hanıma "bu kız kim oluyor" diye sordum.
"kel olan adamın biyolojik kızı; bıyıklı olanın kendisinden olduğuna inandıģı ama aslında olmayan kızı. Peki şimdi kimden hamile?
"şu sarışın adamla evlenecekti ama "
E, sonra...
"adam, kadının kocasından hamile olduğunu biliyor ama kocası bilmiyor."
...
"Nedir lan bu iğrençlik. Bu kadar namussuzluğu bir filimde işlemek için yine bir kasıt olmalı" diyerek kumandayı gasp ettim ve yıllarca bana haksızca faşist(!) diyenlere itiraz etmeyeceğim bir davranışla "faşistlik" yaptım ve "artık bu evde psikolojik hallerini yazdıkları senaryo ve yaptıkları filimlerde yaşayan, bizlere de izleten rezil insanların filimleri izlenmeyecek" dedim.
....
Nasıl, iyimi yaptım?
Mehmet Soral


18 Şubat 2016 Perşembe

ZİHNİMDEN GEÇENLER(2)

17.2.2016
Daha geçen sene Suriye de Esad'a karşı savaşıyor; Kobani düşmesin diye yardım ettiğin, toprakların üzerinden geçişlerine izin verdiğin Pesmerge askeri sevkiyatına bütün muhalefetin karşı olmasına rağmen izin verdiğin YPG; ihanetini gösterdi. Gene kaldırdılar seni ve dolayısıyla Türk milletini. Kaldırıla kandırıla bu millete daha ne kadar bedel ödeteceksiniz Allah aşkına.
...
Belli ki istihbarat zaafiyeti gene ortaya çıktı ve özellikle eski emniyet istihbarat daire başkanı Sabri Uzun'un söyledikleri çok önemli. Kısaca diyorki "emniyette müdür olmak polis olmak için bir kıstas var ama daire başkanı olmak için böyle bir kıstas yok; sıradan bir insan daire başkanlığına atanabiliyor" yani istihbarat ve emniyet işini diplomalı insanlar yürütürken bu insanların amiri pozisyonunda olan diplomasız atanmışlar zaafiyete neden oluyorlar.
...
Maalesef Ankarada ki malum olayın failleri eğer hemen ertesi gün yakalanıyorlarsa; bunun tek açıklaması olabilir; bombalı eylem yapılana kadar istihbarat iyi yürütülmüş ancak karar veren en üst, diplamasız yetkili gereken yönlendirmeyi yapmamış.
Aslında düşmanımızı biz yaratıyor, hatta yaşatıyoruz; kime ne diyelim ki.
M.S


15.2.2016

Gördüğüm lüzum üzerine daha önce yapmış olduğum yorumumu tekrar özetliyorum.
...
Yorgun düşmüş Türk siyaseti konjonktürel olarak şiddetle alternatif bir oluşuma ihtiyaç duyuyor ve bu boşluk olabildiğince Meral Akşener'in genel başkanlığındaki MHP'yi bekliyor. Türk milliyetçisi birisinin Türkiye de başbakan olması ve MHP'nin de tek başına iktidar olması için sanırım ilk ve aynı zamanda son şanstır.
...
Şunu çok iyi bilelim ve hatırlayalım ki; Recep Tayyip Erdoğan'ın çok meziyetli olmasından öte zamanının konjonktürel şartlarına cevap veren bir lider tipi olduğundan seçilmiş ve destek gömüştür.
...
2001-2002 yıllarında oluşan lider boşluğu Recep Tayyip Erdoğan ile cevabını bulduğu gibi günümüzün lider boşluğunu doldurmaya da en uygun isim Meral Akşener dir.
Toplumun her kesiminde karşılığı olan bir insan.
Mehmet Soral


14.02.2016

Geçtiğimiz Pazar günü Hoca Ahmet Yesevi Vakfı'nda sabah kahvaltısında değerli vakıf yönetiminin davetlisi olarak biraraya geldik. Vakıf yönetimine şükranlarımı arz etmek isterim. Kahvaltıya müteakip emekli öğretmen; araştırmacı yazar Mehmet Dağıstanlı Hocamız"ın; aynı zamanda adına belgesel roman niteliğinde kitabını yazdığı milli mucadelemizin kadın kahramanı Kara Fatma üzerine sunumunu dinledik. Türk ordusunda ilk kadın Teğmenin Erzurumlu Kara Fatma olduğunu öğrendik. Kara Fatma sadece Erzurum a değil, Atatürk'ün görevlendirmesi ile Marmara ve Ege bölgelerinde de görev yaptığını öğreniyoruz. Bizans tekfurlarinin, krallarının isimleri ögretilirken, Türk gençliğinin hatta hepimizin milli Kahramanımız Kara Fatma dan bihaber olmamızın ne kadar acı olduğunu müşahede etmiş olduk.

13.02.2016

Geçtiğimiz Cumartesi günü Hoca Ahmet Yesevi Vakfı başkanı ve eski milliyetçi sedikacılarımızdan yazar, gasteci, araştırmacı Erdoğan Aslıyüce'yi yine bir başka Vakfımız olan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı'nda "Hoca Ahmet Yesfi'yi anlamak" adı altında verdiği konferansda; kendisini büyük bir heyecanla dinledik.
...
Bütün anlattiklarindan çıkardığım şu ki; ne zamanki Yesevi yolunu, öğretisini terk etmişiz; Türkleşmekten ziyade Araplaşmışız. Dolayısıyla dünyada da İslam algısı ve öğretisi de şekil değiştirmiş. Maalesef özellikle bugünkü Ortadoğu da yaşanan acıların kaynağı belki de Yesevi mantalitesinin terk edilmiş olmasıdır.



LİDER BOŞLUĞU NASIL DOLACAK

Merkez sağda oluşan boşluğu doldurmak üzere sağcılığı solculuğu önemli olmayan her dönemin "yavşakları" gene devreye girerek, siyaseti dizayn etmeye başladılar. Bu siyasi simsarlar "siyasi ortamları" iyi takip edip, koku alıyorlar. Bu tiplere fırsat verenler de genel de siyasi partiler yaşasından kaynaklanan antidemokratik lider sultalığıdır. Yine bu tipler ortalıkda dolaşıp; bir orada, bir burada bulunarak "kaşağı" ellerinde, müdahale edilecek; yerini beğenmeyen, bişekilde kaşınma ihtiyacı duyan "siyasi arenada hatırlı" tipleri bularak, onları kaşıyıp rahatlatırlar ve bu tipleri yine dizayn ettikleri vitrine koyarak kendilerinin de dahil oldukları siyasi arenada bir boşluğu doldurmak adına ortaya çıkarlar.
...
Bugünlerde özellikle merkez sağdaki boşluğu doldurmak üzere harekete geçmek isteyenler özellikle MHP deki malum sürec nedeniyle sanırım eylemlerini askıya aldılar. Eğer Sayın Meral Akşener MHP de Genel Başkan olursa niyetlerinden tamamen vaz geçecekler çünkü O'nun genel başkanlığındaki MHP merkez sağdaki boşluğu dolduracaktır; dolayısıyla Meral Hanım'ın murad edilen MHP deki yeni konumu Türk siyasi arenasının ciddi manada şekillenmesine vesile olacaktır. Eğer MHP de umut edilen değişim gerçekleşmez, Sayın Bahçeli aynen devam ederse, merkez sağda yeni bir oluşuma; Türk Milliyetçsi OLMAYAN yeni bir liderin "peydahlanmasına" vesile olacaktır.
Sinan ve Koray Beyler de çok değerli insanlar ancak bugün için Türk siyasi arenasındaki "lider boşluğu"nu doldurabilecek karşılıkları yoktur.
Mehmet Soral

BİZİ ÇOK YORDUN SAYIN BAHÇELİ

Emekliyim. Siyaseti seven, siyasi ilkesi, inancı ve duruşu olan; bu ilke ve duruşumun karşılığını bulduğum siyasi görüşümün temsilcisi olan MHP ve O'nun mevcut lider Sayın Devlet Bahçeli'nin meclis konuşması var. Bir emekli olarak en müsait anımda kendisini dinlemeye hevesim, heyecanım yok çünkü takatım kalmadı. İnanamıyorum, güvenemiyorum daha doğrusu dayanamıyorum.
...
Kendimi büyük vaadlerle kaçırılmış ama hayal kırıklığına uğramış genç kız gibi hissediyorum. Gidecek başka yerimiz de yok. Sevgimi sadakatıma katık edip, onurumun gölgesinde serinlemeye, ferahlamaya çalışıyorum.
...
Siyasi lidrim konuşacak, ben ise hiç tınmayacağım; olacak iş mi. Bunun sorumlusu ben değil, kendileridir.
...
Türk milliyetçilerinin genel durumu, psikolojik halimiz budur. Evelemeye, gevelemeye gerek yoktur.
Dolayısıyla bu yel esmez, yaprak kımıldamaz duruma son vermek için Türk milliyetçiliği ve MHP için başlamış olan taleplerle ilgili hukuki sürecin öncüleri olan herkese yardımcı olmak, destek vermek gerekmektedir. Aksi durumda önümüzdeki süreç içerisinde başta devletimizin adı olmak üzere anayasadan ''Türk''lüğü çağrıştıran her kelime ve kavramlar kaldırılacaktır. Beş ayda iki milyon oy kaybettirenler bu endişemi ortadan kaldırabilecek beceriyi gösteremeyecekleri aşikardır. Başkalaşmadan değişimin öncülerini canı gönülden destekliyorum.
Mehmet Soral