19 Ekim 2016 Çarşamba

GÜNDEME DAİR ÜÇ BEŞ KELAM

Darbe gecesinden çakma kahraman çıkarmak

Birinci ordu komutanının "Sayın Cumhurbaşkanım beni Bahçeli'ye sorun" yalanının ve bunun gönüllü taşoranlarının çakma kahramanlıkları ancak dört ay sürebildi. Tüh be, senaryolarda yarım kaldı. Oysa daha yazılacak nice senaryolar vardı. Bu çakma ama güçlü yalanlar MHP de bir sürecin daha savuşturulmasını sağladı nasıl olsa. Önemli olan da budur zaten. 
...
Bu çakma kahramanlıklar anlatılırken, hatta kitaplara bile girmişken sessizliği tercih ettiler. Demedilerki "Estağfurullah efendim, olurmu öyle şey, bunların hepisi uydurma" ama nefis işte, çakma da olsa hoşlarına gitmişti.  ...
O gece darbe etkisiz hale getirilmeye çalışılırken aynı anda yine o gecenin çok önemli iki yalanı üzerinden MHP'nin istikbaline yönelik senaryolar devreye sokuldu.
O yalanlar,
1- Devlet Bahçeli'ye bir kahramanlık payesi çıkarıp, güçlendirerek değişim taleplerine karşı güçlü kılmak.
2- Daha Cumhurbaşkanı havadayken Meral Akşener'i "Yurtda Sulh Konseyi" Başbakanı ilan ederek yine aynı şekilde Meral Akşener'i yıpratmak ve değişim talebine engel olup, etkisiz kılmak. l
Peki şimdi ne oldu; çakma kahramanlar madara, mağdurlar kahraman.
...
Bir dört ay daha geçtikten sonra belki de birileri çıkacak "Aslında Fetö darbenin görünen veya gösterilen kısmıdır; esas olan şunlar, şunlardır " derlerse hiç de şaşırmam.


Bahçeli'nin her söylediği; ülkücü vicdanın kabullendiği manasına gelmez.
Sayın Bahçeli diyor ki "Başkanlık sistemine dair meclise bir metin gelirse; biz de gerekeni yaparız"
...
Sayın Bahçeli, iddia sahiplerinin en azından dört aydır gündeme getirmeye cesaret edemedikleri bir konunun sizin aracılığınız ile gündeme getirilmiş olması; metnin meclise gelmesi durumunda tavrınızın ne da olacağı aşikar. 
Sizin bu atraksiyonlarınız kişiliğiniz ve size kılınan vazife ile örtüşüyor ama ideolojik manada biz Türk milliyetçilerinin umurumuzda bile değil. Demokratik usullerle bunu bize kabullendirmeniz mümkün olmadığı gibi sizinle beraber hareket etmemiz de mümkün değil. Size bunları vazife kılanlar da bütün bunları çok iyi bilsinler.
...
Alternatifini düşün yaz, ortaya koy; peşinden gelmezsem namerdim.
Bizi bir sürü gibi peşine takıp, akibeti belli olmayan diyarlara doğru götüremezsin. İllaki sistem değişikliğine gidilmesi gerekir diyorsan; yerle yeksan ettiğin "Aksakal"lılarımızı biraraya getir adını da bize özgü ve orjinal olmak üzere "Kaanlık" mı dersin, "Türk Otağı" sistemimi dersin artık ne dersen; alternatif sistem çalışması yap/yaptır millete sun.
...
Başka fikir sahiplerinin kendilerince birşeyler hazırlayıp sonra da bizlere dayatacakları yaptırımlara evet veya hayır diyerek fikir beyan etmek; ideolojik fikir hareketinin en aciz durumudur ki; bu hal sadece Rahmetli Başbuğ'un değil bu harekete fikren, zikren emeği geçmiş herkesin kemiklerini sızlatır; bilesiniz.
TV ve Sosyal medyada ileri sürdüğünüz düşünceleriniz ve şahsınız üzerine methiyeler düzenler niçin sadece Türk milliyetçileri değil de Aktroller; hiç düşündünüz mü. Biz düşündük.
...

Çocuk gözünü açtı Sayın Bahçeli; bunu da bilesiniz. 

Gerçekten Gülen'in iadesi isteniyor mu?
Yahu bir gecede darbe yapıp, halkın oyu ile seçilmiş başbakanları değiştirebilen irade; lütfen buyurunuz talimat veriniz, "İdam kalksın" önergesi meclise gelsin. Bunu yaptıracak güç sizde var. Niçin evleyip, geveleyip duruyorsun.
...
Sizin "İdam gelsin kararı önüme gelirse ben imzalarım" demeniz aslında ABD'nin Fethullah Gülen'i iade etmemesi için kendisine gerekçe oluşturmanız demektir. . 
...
O adam gelir gelmez elbette hemen asılmayacak; mahkeme edilecek ve mahkeme sürecinde "Neler isteyip de aldığı" süreci anlatırken muhakkak başka şeyler de anlatacak ve bu da hiç bir şekilde işinize gelmeyecektir.
...
Yani demem o ki; idam konusunda mevcut durum devam etse bile Erdoğan ve hükümet sürekli "idam geri gelecek" dedikodusu yaparak veya yaptırarak ABD'ye "Sakın Gülen'i iade etmeyin" demek istenmektedir. ABD dünya kamuoyunca "Türkiye de idamın geri geleceğini bile bile niçin Gülen'i iade ettiniz" eleştirisinin olacağını bahane ederek, iadeyi hiç bir zaman düşünmeyecektir. Erdoğan'ın da istediği tam da budur. 


Arsızlık Hudut Tanımaz
Sizlere bir şey söyleyeyim mi; eğer yakın bir gelecekte AKP "Paralel yapıyı kurup, başına da Fethullah Gülen'i getiren CHP dir" derlerse inanın hiç şaşırmayacağım.
...
TV'ye çıkan Aktroller sanırım bu konuda özel eğitimden geçirilip, sonra TV'lere çıkarılıyorlar. 
Bunlar nasıl insanlar biliyormusunuz; diyelim adam cinayeti işlemiş, elinde kanlı pıçak, üstü başı kan revan icinde, cesetin başında hala "Ben yapmadım, görünen halim katil olduğum manasına gelmez" diyebilen tipler.
Böyle tipler karşında CHP temsilcilerinin doğal olarak kimyaları bozuluyor, şaftları kayıyor; dilleri peltekleşip sonra da ne dedikleri anlaşılmaz oluyor. Ben olsam ne yaparım; dayanamam söverim, sonra da sütütyoyu terk ederip, çeker giderim herhalde. Ya MHP milletvekilleri ne yaparlar; onlar TV'lerde yoklar ki bir şey de yapabilsinler.

BAHÇELİ VE BAŞKANLIK SİSTEMİ ÜZERİNE

Tam da basın ve medya yoluyla ''Bylock'' kullanan ve darbenin siyasi ayağında olan AKP'lilerin deşifre edilmesini zorlama konusunda algı oluşup, oturmuşken Sayın Bahçeli'nin ''Başkanlık sistemi''ni gündeme getirmesi; kendisine isnat edilen teamüllerine ''Cuk'' diye oturuyor aslında. Nasıl mı?
....
Oluşturulmuş olan ancak bir türlü demokratik usullerle ülkücü vicdanın sınavından geçmesine fırsat verilmemiş olunan ''Devletin ve milletin çıkarlarını parti çıkarlarından önde gören Devlet Bahçeli'' algısının sahibi Sayın Bahçeli'nin başkanlık sistemi üzerine durduk yerde yaptığı atraksiyondaki mantık; ''Bylock kullanan 80 AKP milletvekili deşifre olurlarsa AKP den istifa etmek, hatta tutuklanmaları zorunlu hale gelir; dolayısıyla hükümet düşer, ülkede kriz doğar, zaafiyet oluşur ve hala tamamen etkisiz hale getirilememiş Fetö yapılanmasına ikinci bir kalkışma için fırsat doğabileceği'' ihtimali. Sayın Bahçeli buna mani olmayı devleti ve milleti için görev kabul görmüş olabilir. Sayın Bahçeli'nin genel teamüllerine göre böyle düşünmesi beklenebilir. Bu benim şahsi inancım, tesbitim değil; Sayın Bahçeli'ye atfedilen ''Sıfat/sıfatların'' beklentisidir. Dolayısıyla ülkücü vicdanın terazisinde tartılması başarılamamış ''Bahçeli'' algısı üzerine bu senaryo pekala oturtulabilinir.
...
Eğer bu senaryonun doğruluğunu kabul edecek olursak; peki ülkücü bir vicdan olarak sormak istiyorum; Sayın Bahçeli şayet bu kadar ülke ve millet yararına atraksiyonlar geliştirme, çözüm yolları bulmayı görev kabul etmişse, kabiliyeti buna müsaitse bu hünerlerini niçin tüm ülkücüleri kucaklayarak yapmak istemiyor da bu hizmetinden başka siyasi parti veya çıkarların nemalanmasını sağlıyor.
...
Belki de işin arka pilanında ''Bylock'' kullananlar arasında sözde darbe sonrasının Başbakanı Meral Akşener'in isminin çıkmamasının yarattığı hayel kırıklılığı ve atılan iftiralar karşısında masumiyetinin anlaşılacağı korkusu olabilir mi? Kamuoyu vicdanında atılan iftiralar nedeniyle aklanmış bir Meral Akşener'in tekrar estireceği rüzgar elbette korkulacak bir rüzgardır ve şahsen Sayın Bahçeli'nin gündemi değiştirme telaşını buna bağlıyorum.
Ayrıca Meral Akşener MHP'ye genel başkan olmanın ötesinde ülkücü vicdanın sesi olma konumunda olup, her ne kadar partiden ihraç edilmiş olsa bile ülkücü vicdanlardan ihraç edilemeyeceğinden; yüklendiği misyonun gereğini her tür engellemeye karşı yerine getirmeye devam etmektedir. Diğer muhalif MHP adaylarının suskunlukları devam ediyor. Böyle bir misyonun gereğinin yerine getirilmesi konusnda ketum davrandıkları için onlar hakkında bir yorum yapamıyorum; bunu da özellikle belirtmek isterim.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
BeğenDaha fazla ifade göster
Yorum Yap

13 Ekim 2016 Perşembe

AHMET KALELİ UÇMAĞA VARDI

Değeli Gönüldaşlar,
1978 yılında uğradığı silahlı saldırıda vücudunda oluşan tahribat sonucu  38 sene boyunca ve bilhassa yüzüstü yatağa mahkum olarak yaşamak zorunda kalan Ülkücü Gazimiz Ahmet Kaleli ağabeyim Hak'a yürüdü.  

Cenazesini bugün öğlen namazına müteakip Üsküdar Yeni Valide Sultan Camiinden  kaldırılıp,Çengelköy Mezarlığına defnettik. 
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Başta ailesi olmak üzere tüm ülkücü camiamızın başı sağ olsun.


Ozan Arif şöyle der; 

"Büyük ruhlu insanda,
Büyük büyük dert olur.

Mert olan insanların,
Talihi namert olur..."

Ahmet abim aynen bu dötrlükte tarif edildiği gibi bir dava adamıydı.

Ahmet abim iyi bir ülkücü, Türk milliyetçisi olduğu gibi aynı zamanda iyi bir mümin ve Alpren di. İbadetlerini aksatmaz, namazlarını kılardı. O kendini ölüm denen gerçeğe o kadar hazırlamıştı ki; yoğun bakımda o psikolojik halde dahi gözgöze gelmese bile sesini duyduğu herkesten bilhassa helallık almaya çok özen gösterdiğine şahit olduk. Musalla taşındayken bir yakını tarafından okunan vasiyeti ve özellikle ülküdaşlarına vasiyeti çok anlamlı ve o kadar da manidardı. Kısaca ebedi yolculuk için valizini hazırlamış bekliyormuş sanki.

Özellikle ''Dava'' adına yanlış giden hususlarda haykırırcasına söyleyebileceği çok şey olduğu halde; daima sükut ederek mümkün oldukca ortalığı yatıştırmaya ama ille de adamın adamı değil, davanın adamı olunması gerektiğini öğütlemiştir. Mağduriyetini ne suistimal etmiştir, ne de etmek isteyenlere cesaret vermiştir. Her defasında ''Abi bir resmimizi alalım'' dediğimde ''Memedim boş ver, gerek yoktur'' diyerek resmini bile paylaşmamıza müsade etmezdi. O'nun bu hassasiyetinin nedenini elbette kendisini yakinen tanıyan anlayabiliyorduk. 
...
O'nu ülkücü olup da oraya, buraya, şuraya savrulmuş herkes ziyaret ederdi. Mümkün olduğunca herkes ile diyalog halindeydi. Hareket içinde gruplaşmalardan kaynaklanan karşıtlığı kaşımak isteyen ve güçlü bir referans olarak yanlarında görmek isteyenlere de fırsat vermemiştir. Daima derleyici, toparlayıcı ve nihayetinde bütünleştirici olmaya gayret göstermiştir. Dava adına yaşanan siyasal dalgalanmaları sürekli haberdar olmuş, takip etmiştir ama taraf olmamaya sürekli özen göstermiştir.
...
Samimi bir dava adamı daha bu dünyayı terk edip, uçmağa vardı. Allah Ahmet Abime yeni çıktığı yolculuğunda yolunu açık etsin, menzilini cennet eylesin, Pegamber Efendimiz (S.A) ile komşu kılsın inşallah.
Mehmet Soral
Soralmehmet@hotmail.com




DOKUNMAYIN BENİM KABATAŞ'IMA


Hayatımda gurur duyduğum aidiyetlerimden birisi Allah'ın beni Müslüman ve Türk olarak yaratması; bir diğeri ise Kabataş Erkek Lisesi mezunu olmamdır. Ancak ne gariptir ki her iki aidiyetlerimle birileri uğrayaşıp, bu değerler üzerinden düşmanlıklar üretiyorlar.
....
"Proje okullar" adı altında sınıflandırılan okullar arasında Kabataş Erkek Lisemiz de var. Bu okulların ortak özelikleri; yine bu okullarda kendilerine özgü Kurumsal kimliklerinden ve zenginlillerinden kaynaklanan cumhuriyet değerleri ve kazanımları ile barışık, hatta bu kazanımlarını daha sonra hangi fakültelere giderlerse gitsinler; hangi makamlara gelirlerse gelsinler; koruyan, kollayan nesiller yetişmesidir. Işte bütün mesle bu tür yetişen nesillerin önüne set kurup, devamlılığına mani olmaktır. 
...
Hükümet, daha doğrusu AKP iktidara geldiğinden beridir sürekli "Cumhuriyet değerleri ve kazanımları ile barışık" kurumların karşına sürekli kendi alternatiflerini oluşturmak istemişlerdir. Bunu gelenek haline getirdiler. Mesela basın ve medyada bunu yaptılar, "Yandaş Medya" yı oluşturdular ancak bütün desteklerine rağmen aslının "Muadili" olamadılar; kendileri de dahil Habertürk, CNN Türk ve NTV'yi izlemeye devam ediyorlar. 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı millete hitap etmek için A Haberi değil, CNN Türk'ü tercih etti. Eğitimde de "İmamhatipleşme"de yoğunlaşma sağlanarak "Kabataş Erkek, İstanbul Erkek. ..vb muadili okullar yaratmak istediler ama gene istediklerini elde edemediler. Bu sefer bu okullara doğrudan müdehale ile "Mademki İmam Hatipleri istediğimiz seviyeye getiremedik öyleyse kıskandıklarımızı ortadan kaldıralım" dediler. Bütün bu yapılanlar açıklamaya çalıştığım niyetlerinin fiili uygulamalarıdır.
...
Ey muhteremler size bir şey söyleyeyim mi; niyetiniz bu ise boşuna uğraşmayın. Kabataş Erkek Lisemizin kurumsal eğitim şifrelerini sadece biz biliriz. Kozmik odalarındaki eğitim sırrını bilir, anlatılanları da sadece biz anlarız; çünkü sadece bizim kafamız basar o anlatılan ve söylenenleri. Sen hiç bilip, anlayabilirmisin ki; dersanemizin beş metre yükseklikte tavanındaki süslemedem önce beynimize, sonra da kişiliğimize doğru akıp gelen sinerjinin sırrını veya küflü duvarlarından hergün içimize çektiğimiz ancak 150 yılda değerini bulmuş en değerli parfümün üzerimize sindiğini.
Boşuna uğraşmayın; ne bu parfümü üretecek kabiliyetiniz var ne de zamanınız.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

8 Ekim 2016 Cumartesi

ERHAN AFYONCU VE GÜNDEME DAİR

Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Erhan Afyoncu'ya dair...
Milli Savunma Üniversitsi rektörü
Erhan Afyoncu
Cumhurbaşkanı kafasındaki gizli ajandayı uygulamak için Erhan Afyoncu hocayı bilerek Milli Savunma Üniversitesi rektörü olarak atamıştır.. Hoca da Cumhurbaşkanı'nın kendisinden beklentilerinin gereğini yerine getirmek için gerekeni yapıyor. İlk icraatı kendisine ısmarlanan ve çocuklarımıza dağıtılan 15 Temmuz'u anlatan kitapçığa Cumhurbaşkanı'nın yazdığı önsöze imza açarken "Türkiye Cumhurbaşkanı" diye açmış. T.C ' yi kaldırmış yani. Bu yanlışlık veya kasıt kendisinden kaynaklanmıyorsa uyarması gerekirdi; bilerek yapmışsa da zaten bir felaket, ciddi bir haftadır.
...
Ayrıca darbe bahane edilerek yapılan "Gerici Devrim" ile ordunun genleri ile oynanıp, geleneksel "Türk askeri" yetiştirme geleneğini, hatta sanatını ortadan kaldıran düşüncenin "İcracı başısı" olmasını ve üstelik de bu yeni yapılanmanın kurumsallaştırılmasının dediğim gibi icracıbaşısı olmasını kabullenmek mümkün değildir. Eğer Erhan Bey Türk milliyetçisi ise bu görevi kendisine telif edenleri milliyetçi bir duruşla uyarıp, görevi de kabul etmemeliydi. Erhan Bey'in ne bilim adamlığına, ne de değeri yüksek eserlerine bir sözümüz yoktur. Kısa zamanda çok eser üretmesi takdire şayan bir durumdur. Keşke bu ilmi zenginliğini "Peygamber Ocağı Türk Ordusu"na yapılmak istenen operasyona omuz vererek değil, karşı duruş sergileyerek, taçlandırabilseydi.
...
 Üzüldüğüm diğer bir husus Erdoğan'ın gizli ajandasındakileri bazı niyetlerini; Türk Milliyetçisi olduklarını bildiğimiz bilim adamlarının dahi kabul edip, icraya koymaya hevesli olmalarıdır.
...
Görünen o ki; Üniversiteden doğan Türk milliyetçiliği hareketine yine üniversite içinde milliyetçi akademisyenlerce yeni bir yorum getirilerek, revize edilmek isteniyor; dolayısıyla bundan sonra bir kırılmanın yaşanacağı besbelli.
Aktrol kardeş...
Bugün TV'ler de gücü arkanıza alarak malum yapıdan dolayı "kabahatli olma" riskini kırk yıl öncesine kadar götürüp, sonra keyfinizce dağıtarak günümüze kadar getirip, payınıza düşeni de "Miniminnacık" yapmanız her ne kadar paşa gönlünüzce mümkün olsa da; tarihin kamerası her şeyi olduğu, bittiği şekliyle kaydediyor. Ne kötü değil mi; bir de google belası çıktı karşınıza her şeyi o da kaydediyor. TV'ler de yaptığınız o laf cambazlıkları da kaydediliyor. Yazık,işinize gelen "Milad "ları da keyfinizce belirleyemeyeceksiniz.
...
Bu millet Kenan Evren'nin yaptıklarına, ettiklerine % 92 oy oranı ile "Aman paşam, canım paşam, yiğit paşam; sen olmasan biz ne yaparız" diyerek "He" demişti. Peki otuz sene sonra muktedir olanlar değişince millet aynı "Paşa" için ne dedi; GÖMÜN ULAN.......
...
Sizleri vebalden kurtaracak olan hak, hukuk ve adalete sadakatınız olacaktır. Çocuklarınızı da kendinize benzettiniz belki, hiç olmazsa torunlarınızın yüzüne bakacak bir rezerv bırakınız. Yıllar sonra youtube'e girerek konuşmalarınızı izleyecek olan torunlarınızı utandırmayınız veya torunlarınızı sizden uzak tutun. 
Ne oluyoruz yahu
Sahi, bu darbe geçmişle hesaplaşma için mi yapıldı yoksa hesaplaşmaya fırsat mı oldu ki; Cumhurbaşkanı Lozan'ı masaya getirdi. Daha önce azınlıkları temsilen Türk Bayrağı'nın altına farklı bir renkte şerit çekilsin diyen Hilal Kaplan yeni bir Osmanlı'ya dönüşten bahsediyor. İnsanın "Ne oluyoruz yahu" diyesi geliyor.
Aktroller sürekli zihinlerindeki gizli ajandayı her vesile ile deşifre ediyorlar. Bilerek mi, bilmeyerek mi; ama besbelli her halukârda bizleri birşeylere alıştırıyorlar.
...
Vallahi sizi bilmem ama fazla sürmez; bir süre sonra belki de darbenin başını, gelişimini ve sonunu bugüne kadar olduğundan çok farklı görüp, değerlendireceğiz gibime geliyor. 

Bırakınız Yapsınlar Bırakınız geçsinler

AKP'nin kendisi muhafazakar yapıda olmasına rağmen; öncesi cemaat, ortası paralel, sonrası fetö olan yapılanmaya "BIRAKINIZ YAPSINLAR, BIRAKINIZ GEÇSİNLER" liberal görüşe ile yol verince onlar da istediklerini yaptılar, istedikleri yerlere de yerleştiler.
...
Bu süreçte hata yapan bireylere tek tek bedel ödetiliyor ancak siyaset kurumu niçin bedel ödemiyor. Eğer siyaset kurumu da bedel ödemezse; "Gelecekte artık darbe olamaz" güven ve rahatlığında olmamız mümkün olamaz. 
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

4 Ekim 2016 Salı

GÖRDÜKLERİMİZ ZANNETTİKLERİMİZ Mİ

Bir milletin milli düşünen bütün unsurları bertaraf edilip, makamları gasp edilip, esir alınmışa; o devlet de her istenilen operasyon gerçekleştirilebilinir. 
İşte o nedenle darbeden önce işe MHP'yi halletmekle başladılar. Nasıl mı? 
...
ABD aklı, fetö icraatı ile Meral Akşener ismi etrafında, hem de güçlüce esen Türk milliyetçiliği rüzgarını kesmek için "Paralelci" senaryosu yazıldı, uygulamaya konuldu ve istenilen başarı elde edildikten sonra da darbeye geçildi. 
...
Meral Hanım değil, başka isim de olsaydı aynı senaryo yazılıp, uygulanacaktı. Nitekim Sayın Bahçeli 2006 yılında benzer rüzgarı estiren Ümit Bey'e CIA ajanı demişti. Genel Başkanlığını sağlama alınca da partiye aldı, yardımcısı yaptı ve bağrına bastı. Yine Sayın Bahçeli ortalıkta yokken, rahmetli babası rahmetli Başbuğ ile parti binasında çalışmalar yaparlarken; kısa pantolonlu bir çocuk olarak koridorlarda koşuşturan Ümit Özdağ'ın ve yine üstelik 12 Eylül öncesi kendisi 18 yaşında genç bir kız iken abisi Kocaeli MHP il başkanı olan Meral Akşener'in de ülkücü olmadığını Sayın Bahçeli marifeti ile öğrenmiş oluyoruz. Yani bahsettigim bu iki ismin aile yapıları ve ortamları gereği; ülkücü olarak yetişme ve dolayısyla ülkücü olmak dışında bir seçenekleri olmamıştır. Sayın Bahçeli'yi bilmeyiz ama ağabeyin ülkücü olduğu bir ailede kız kardeşin başka bir siyasi seçeneği olmaz. Sayın Bahçeli'ye "Ülkücü değildir" deme edesizliğini yapmaya dilim varmıyor ama belli ki "Ülkücü aile" yapısı hakkında da bir bildiģi yoktur. 
...


Bence Türk siyasetindeki kişileri görünümleri ile değil, yaşanan olaylarda; neden sonuç bağlantılarındaki fonksiyonları üzerinden değerlendirmek lazımdır. Şahsen bunu başardığım için gözüm açıldı ve "Sağın ihanetini yaşaya yaşaya; solu anlamaya başladım" diyebildim. Solcuların da aynı sorgulamayı yaptığının farkındayım ki; "Milli sol" diye tanımladığım bir kesim büyük bir heyecanla Meral Akşener rüzgarını takip ediyorlar. l 
...
Belli ki "Sol" da zamanında (SODEP-Sosyal Demokrat Parti listelerinden meclise giren Kürt milletvekilleri) masum bölge halkının mağduriyetlerini dile getirmelerine ve bunun da resmi ve meşru zeminde olmasını teminen meclise girmelerini sağlamak üzere zamanında şans tanıdıkları "Kürt siyasal Hareketi" daha sonra terörize olup, nihayetinde PKK'laşmasi nedeniyle; sanırım bugün "Sol"cular "PKK'nın ihanetini göre göre milliyetçileri anlamaya başladım" demektedirler.
...
İşte milliyetçiler ve milli soldaki bu şuurlaşma ve sorgulama sürecinin "Milli düşünce" etrafında ittifaka evrilmesinden korkanlar başta MHP Olağanüstü Kongresine müdehale ederek sivil siyasete, Ordu içinden darbeye kalkışarak da Orduyu itibarsızlaştırmak istemişlerdir.
...
Amaç milli Türk Devletini ortadan kaldırmak ve belki de Osmanlı tipi, kozmopolit yapıda yeni bir "Oluşum" icat etmektir. Sürekli Osmanlı'ya atıf yapıp, Lozan'ı beğenmemeyi; bunca anlattıklarım ve yaşanmışlıklardan sonra sizce nasıl yorumlamamız gerekir. Aslında ne gördüklerimiz zannettiklerimizi; ne de zannettiklerimiz görüklerimizi doğruluyor.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

2 Ekim 2016 Pazar

LOZAN ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ DAHA

Lozan hezimettir diyenler bir tık ötesinde ne diyecekler biliyormusunuz;
"Her etnik kimliğin aidiyet hissettiği Osmanlı İmparatorluğu yerine yeni kurulan devlet sadece Türklere aitmiş gibi adının Türkiye olması yanlış olmuştur. Bu devletin adı; her kimliği kapsayacak şekilde değiştirilmelidir. "
diyeceklerdir. 

...
İşte Lozan'a hezimet denilmesinin arkasındaki asıl niyet de budur. Musul, Kerkük adalar bahane. Daha dün bir tek kurşun atmadan Suriye'de ki Süleyman Şah Türbesi taşıyıp, on dönümlük toprağımızı terk edenler hangi yüzle Lozan'ı sorgulayabilirler ki.
...
Lozan üzerinden yaratılan "Muhabbetin" gerçek amacı; alıştıra alıştıra yeni bir devlete ve yeni bir sisteme geçmektir.

...
Bugün "Devleti yönetme" konumunda olanlar özellikle Lozan ile nihayetlenen bir mücadele sonrası; Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının tıpkı "Paralel yapı" gibi Osmanlı'ya sızarak devleti ele geçirdiklerini; yeni bir devlet ve yeni bir sistem kurduklarını; işte zamanında Osmanlı'ya karşı yapılmış sözde bu "Darbe" nedeniyle kendilerince gerekeni yaptıklarını ve aslına rücu etmek için mücadele ettiklerini düşünüyorlar.
15 Temmuz'u isterseniz çok yakından değil, biraz daha geriye çekilerek, daha geniş perspektifden okumaya, anlamaya çalışalım lütfen.
...
Önce Ergenekon, Balyoz ve askerî casusluk kumpasları ve sonra fetö darbesi ile doğrudan etkilenen kurum hangisi oldu; ordu. Ve bütün bu olup bitenlere karşı mukavemet gösterebilecek siyasi duruş kimlerden beklenirdi; "Türk milliyetçiliği"nden. Peki bunun için ne yaptılar; devletin tüm imkanlarını kullanarak ne yapıp, edip MHP'ye kongre yaptırtmadılar ve koskoca kitleyi adeta mensup oldukları partiden (Kurumsallığından değil) nefret eder hale getirdiler. Sebep; devlete sadık muhalif bir direncin oluşmasına mani olmak.
...
Sözde izlediğimiz kavganın tarafları kim olursa olsun hedef "Türk Ordusu" ve "Türk milliyetçiliği" olmuştur. 
...Bütün bu olup bitenler uzun vadeli yapılan plan ve projenin uygulama aşamalarıdır.
Darbeye kalkışanlar ile Lozan'a hezimettir diyenlerin özellikle de Cumhuriyet tarihi boyunca hangi tasdan su içtiklerine bir daha bakalım derim.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

30 Eylül 2016 Cuma

İTİRAZIM VAR SAYIN CUMHURBAŞKANIM

İtirazım Var Sayın Cumhurbaşkanım
...
Lozan hezimet değil, zaferdir. Sakın Sevr anlaşması ile karıştırıyor olmayasınız? "Yunan adaları bizimdi, Yunan'a kaldı" diyorsunuz. Sevr de tüm Yunanistan ile birlikte Anadolu'yu da teslim etmemiz istenmişti. Biliyor olmanız lazım. Ancak Sevr'e itiraz edilerek mücadele verilip, emperyalistler def edilip, elde edilen zafer Lozan ile tescillenmiştir. 
..
Biliyorum ki asıl sıkıntınız; Lozan Antlaşmasını yeni bir Türk devletini inşa edenler tarafından imzalanmış olmasıdır. 
Eğer o anlaşmayı bir Osmanlı halifesi imzalamış olaydı, şimdi onu belki de "Son evliya" olarak görüyor olacak, kıymet atfedecektiniz.. Bilge Kaan'ın sözlerine atıf yapıp; ''Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer yarılmadıkça, senin ilini ve töreni kim bozabilir" sözünü birgün önce söyledikten sonra ecdadı rencide edercesine ''Lozan bir hezimettir'' demeniz tamamen bir çelişki olduğu gibi, kabul edilebilir de değildir. 
...
Lütfen benim gibi kıt tarih bilgisi olanlardan değil, eli ayağı düzgün tarihci danışmanlar edininiz. Adınıza "Türkiye Cumhurbaşkanı" değil, "Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı" diye doğru şekilde imza açan Prof.'ları danışman seçiniz. 15 Temmuz'a dair hazırlanan ve çocuklarımıza dağıtılan kitapçık da isminize açılan imzanızı kontrol ediniz lütfen.
....
Lozan'a gelene kadar mücadele verip, sonra Lozan'ı imzalayanlar ilk önce devletin kadrolarına hainleri yerleştirip, sonra da aynı hainlerden vatanı kurtarma mücadelesi vermediler. Onlar, cebren gelip, vatanı işgal eden yedi düvele karşı savaşarak vatanı kurtarmışlardır. Yine de yapılanları yetersiz buluyorsanız buyurun, sizin muktedir olduğunuzdan beridir geçen süre kadar bir süre de istiklal savaşı verip, ardından devlet kuranların yaptıklarını siz de yapabilirsiniz. Lozan anlaşmasını tanımıyorum deyiniz. Hazır, Suriye ve Irak'a da girmişken ezip, geçelim. Musul, Kerkük'ü de alalım; hiç de fena olmaz hani(!)
...
Bir daha Lozan yaşanmasın diye 2. Dünya savaşına hazırlık amacıyla uzun süre askerlik yapmak zorunda kalan; annemin dahi tanıma fırsatı bulamadığı; vatani görevini yaparken vefat eden; yoksulluk ve kimsesizlik nedeniyle sahip çıkılamadığından mezarı dahi aranıp, bulunamayan; nerede olduğu bilinmeyen; dört çocuğu yetim kalıp, köyün merhametli ailelerinin sahip çıkması ile büyütülen bir Türk askerinin torunu olarak Lozan'a laf söyletmem.
Sayın Cumhurbaşkanım.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

28 Eylül 2016 Çarşamba

BAŞIMIZA GELENLER


Özellikle AKP önce iktidara geldi, yetmedi "Muktedir" olmak için de o zamanlar İslamcı siyasal görüşü şiar edinmiş olan "Cemaat" ile işbirliği yaparak güç kazandı. Peki cemaat bu gücünü nereden alıyordu; elbette ''Misafir edildiği ABD'' ve sermayeden. 
...
Cemaat ABD'nin kendisine yüklediği misyonunn gereği hükümetten isteklerde bulundu. Bunun için de; hükümet devlet ve hükümet imkanlarını cemaate sunmuştur. Nitekim Sayın Erdoğan "Ne istediniz de vermedik" derken tam da bunu kasdetmiştir. Cemaat, hükümet tarafından kendisne atfedilen misyon gereği ilk önce Ergenekon, daha sonra da Balyoz ve askerî casusluk davaları ile milli duruş sergilemeleri muhtemel ordu mensupları ve sivil unsurları bertaraf ederek, tolumun da gözünü korkutarak hükümetin istediği anlamda "muktedir" olmasının önünü açmıştır.
..
Geçilen süreçlerden sonra yaşanan darbe girişimi göstermiştir ki; aslında Cemaate; hükümetin "Muktedir"olmasını sağlamak üzere talimat veren ABD dir. 

...
ABD hükümetin muktedir olmasını sağlarken aynı anda Sayın Erdoğan'a BOP eşbaşkanlığını vermişti.
...
Devleti henüz yeterince tanıyamadan Başbakan olan Erdoğan ABD'nin kendisini niçin bu kadar önemsediği yeterince sorgulayıp, analiz edemedi. Oysa 57. Hükümete yapılan uluslararası ekonomik komploları ve Kemal Derviş'in gelişini iyi analiz edebilseydi ABD'nin şu veya bu şekilde bedel isteyeceğini fark edebilecekti. Ancak tek adam otoritesinin yarattığı "Sorgu, sual yok; tam itaat var" tehditi nedeniyle devleti yönetme tecrübesine sahip insanlara kendisini uyarmak için yeterli cesareti vermemiştir. Muhalefetin dediğini kaale almayı zaten akıllarından geçirmeleri mümkün değildi; zira aynı zamanda özgüven patlaması yaşıyorlardı.
...
Sayın Erdoğan BOP eşbaşkanı olması hasabiyle tıpkı Obama gibi malum bölgede kendi inisiyatifini kullanarak gerekirse Ortadoğu'nun nizamina dair fikir beyan etme ve eylemde bulunabileceğini düşünerek (ABD'ye göre haddini aşarak) ilk önce İsrail'e rağmen Filistin meselesine müdehale etti; daha sonra Libya, Mısır ve Suriye de olup bitenleri ABD'ye rağmen eleştirdi, karşı tavır ortaya koydu. Bu durum ABD de ''Kendi ellerimizle getirdiğimiz başımıza bela oldu'' hissini uyandırdı.
...
İşte ABD büyük umutlarla 57. Hükümeti bişekilde yarattığı ekonomik krizle devrip, sonra da önünü açtıp iktidara getirdiği, "Cemaat" ile de muktedir ettiği AKP ve Sayın Erdoğan'ı yine cemaat vasıtası ile iktidardan indirip, nihai olarak adeta Türkiye'yi ABD'nin 51. eyaleti yapmayı düşündü ancak yüce Türk milletini seven Allah (C.C) bu fırsatı vermemiştir. Bu durum şimdi ABD'yi Türk milletini yeniden analiz etme sevk edecek ve milli reflekk ve karşı duruşun hesabının, kitabının yapılmasının ne derece çetin bir iş olduğunu anlatacaktır. 
...
Artık darbenin arkasında olduğuna kesin gözüyle baktığımız ABD'nin niçin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ele geçirmek için tarihte AKP gibi bir partinin iktidara gelmesine ve yine Sayın Erdoğan gibi karizmatik bir liderin önce Başbakan sonra da Cumhurbaşkanı olmasının önünü açtı; yarattığı krizlerle böyle bir süreci sağladı. 
...
Çünkü Cumhuriyetin kuruluş felsefesini yanlış bulan, kabullenmeyen, kazanımlarını inkar eden, değerleri ile sürekli kavga eden geniş bir siyasal ortam oluşmuşken, Apo'yu vererek daha kontrol altında bir PKK'nın varlığı temin edilmişken, aristokrat kesimin de milleti anlamak yerine "Millet ne boktan anlar" küçümseme, hafife alma anlayışı da buna eklenince; Türkiye de siyasi ortam tam da ABD'nun istediği kıvama gelmişti.
Zaman geldi ABD "Cemaat" ile kafa kafaya vererek Cüneyt Zapsu mihmandarlığında Sayın Erdoğan'ın ABD ziyaretleri ile AKP'nin kuruluşu dahil olmak üzere adım adım şu anda içinde bulunduğumuz sürece gelinmiştir.
...
Geçmişi kırk yıla dayanan Cemaat ilk otuz yılını kendini tanıtma ve kitle edinmeye ayırmış ancak belli ki devlete sızmak için de uygun zemin olarak "Siyasal İslamcıların" iktidara gelmesini beklemişler; ABD de bunun taşoranlığını verince tabiri caizse "Cuk oturmuştur". Diğer partilerin veya siyasal görüşlerin cemaat ile ilgileri özellike kızıştırılan başörtüsü problemi ve diğer sorunlara karşı empati yaparak, çözüm bulmaya yönelik iyi niyetli yaklaşımlardı. Dolayısyla AKP'nin cemaat ile olmuş olan işbirliği ile diğer partilerin ilişkileri arasında hiç bir benzerlik yoktur. Belli ki AKP "Bunlar her partiye sızdılar ve her parti geçmişe dönük vebal altındadırlar" diyerek aslında tamamen kendine ait vebali paylaşarak riski dağıtmak istiyor. Bilerek ve kasten bu algıyı oturtmak istiyor. 
....
Sonuç itibariyle eğer devleti kuran felsefeye inanıp, cumhuriyet değerlerine ve kazanımlarına sahip çıkılmış olunsaydı ne Türkiye ABD'nin operasyon sahası olurdu, ne de fetö gibi hain yapılanma devlete sızabilirdi.
...
Erdoğan şimdi her şeyi fark etti ancak bu tecrübeyi edinebilmek için devlet ve millet olarak büyük bedeller ödedik. Maalesef hala iç siyasete dönük kontrolü kaybetmemek, AKP oylarını konsolide etmek uğruna hata yapmaya devam ediliyor. Milli Eğitim Müdürlerinin abuk, sabuk beyanatlar vermeleri ve karşılığında hükümet tarafından görevden alınmaları gibi bir yaptırımla karşılaşmamaları, Meclis Başkanı'nın siyasal İslamcıların simgesi olan Abdülhamit sempozyumu düzenlemesi (mesela aynı hafta Türkçe dil Bayramı var ama bu özel gün bunları ilgilendirmiyor) OHAL bahanesi ile ordunun eğitim kurumlarında yapısal değişikliğe gidilmesi, kapatılan ilköğretim cemaat okullarının imam hatip okullarına dönüştürülmesi gibi uygulamalar "Yenikapı Ruhu"na ters ve toplumun diğer kesiminde güven kaybettiriyor. Oysa bu çok ciddi ve büyük yıkımlara sebep olan malum kalkışmanın üstesinden gelinmesi sadece AKP'ye oy veren insanlarla değil, diğer siyasal partilere de mensup insanlarla sağlanmıştır. Milletin sağladığı bu ''Milli koalisyonu'' madara etmemek, güvensizliğe itmemek lazımdır. Darbenin ikinci günü milli eğitim camiasına "Okullarınızı Atatürk posteri ve Türk Bayrakları ile donatınız" talimatı yoksa bir takiyemiydi; örnekleme çalıştığım gerçeklerle bunlar bir çelişki değil mi. 
Bu hükümetin ve Erdoğan'ın yapması gereken çok önemli bir şey var; o da lâik kesimle diyaloğa girlmesii; onların iç dünyalarına girerek, empati yapılması gerekmektedir. Yapılan konuşmalarda lâik söylemlere daha çok yer verilmesi, bu da yetmez inandırıcılığın da o derece artırması lazımdır.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

24 Eylül 2016 Cumartesi

SESSİZ ADAMLAR ETKİSİZ ADAMLAR


Meral Akşener
Devlet Bahçeli
Gerek Yandaş Medya gerekse Merkez Medya tarafından TV ekranlarına çıkmasına ambargo konan Meral Akşener Hanım'ı Türkiyem TV deki gazeteci Yavuz Selim Demirağ ile sohbetini izliyorum. 
...
Meral Hanım'ı izledikce ister istemez bir siyasetçi olmasının dışında aynı zamanda entellektüel Türk aydını ve Türk kadını olarak kendisini fark ettiriyor; her geçen gün de dikkatleri üzerine çekerek genel kabul görüyor. Ancak bu özelliği aynı zamanda başına bela oldu ve TV kanallarına talimatlar uçurularak ismine ambargo konuldu.
Tabiki bu özelliği ile saatlerce süren canlı bir TV programında sorulan her soruya cevap vermesi, sohbetindeki entellektüel zenginlik ve derinlik kendisini izletiyor. Bunun kaynağı elbette kişinin kendisne olan özgüvenidir. Sayın Bahçeli nin "Ben varken onlar da kim oluyormuş" edasına karşılık; Meral Hanım'ın özellikle milliyetçi hafızaya atıf yaparak Atatürk, Başbuğ Türkeş, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Ziya Gökalp ve daha birçok değerli isimden bahsetmesi sanırım onun ülkücü ve Türk milliyetcisi kimliğini tartışanları utandırıyordur.
...
Başbuğ Türkeş dönemi hariç son 19 yıllık MHP nin mazisine ve onun genel başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin liderlik, entelektüel birikim ve "Sosyal insan" vasıflarını gözden geçirdiğimizde; düşünebiliyormusunuz 19 yıl boyunca seçimler arifesi dışında bir kez olsun iç ve dış siyasete dair bir sohbet ortamında TV'ye çıkıp, güncel olayları her türlü yönüyle değerlendiren entellektüel derinliği olan bir sohbetine şahit olamadık.

Ahmet Necdet Sezer
...
Bu kadar önemli sorumluluk taşıyan mevkilerde bulunan eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Devlet Bahçeli'nin TV ekranlarından korkmalarına hiç bir zaman anlam veremedim; aksine kendilerini millete o kadar alıştırdılar ki; neredeyse suskunluklarındaki "Derinliğe" keramet etfettiler adeta.
...
Türkiye de çok haince ve alçakca bir kalkışma oldu ama bu devlete Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Ahmet Necdet Sezer den hiç bir yorum alamadık ancak ve de maalesef sol veya sosyal demokrat dostlar Tarık Akan'ın cenazesine katılımını çok önemsediler ve Tarık Akan'ın genel duruşuna uygun hiç bir davranışına şahit olmadığımız muhtereme methiyeler düzüyorlar. Yine Devlet Bahçeli benzer şekilde malum kalkışmadan sonra; üstelik de kendisine darbe gecesinin kahramanlarından birisi olması payesi verilmişken; hala Meral Akşener'e ayaküstü sorularla kara çalma çabaları dışında sesini duymadık, soluğunu hissetmedik.

...
Bilim adamı falan değilim. Dolayısıyla hangi görevler için hangi meziyetler gereklidir onun hükmünü veremem ancak herkesin bildiği; siyasetcinin en belirgin özelliği özgüven duygusunun yüksek oluşu ve herhangi bir durum/haller karşında adeta hazırda bekleyen, söyleyecek bir çift sözünün olmasıdır. Devlet Bahçeli hiç bir zaman böyle birisi olamadığı için Türk milliyetçileri iktidar yüzü görmemiştir. Recep Tayyip Erdoğan da aksine bunu sürekli başardığı çin de zirveden inmemiştir. Bunca yanlış ve kendi itirafı olan aldatılmışlığına rağmen sahip olduğu aşırı özgüveni sayesinde hala zirvede tutunmayı başarabiliyor.
...
Ha, peki bu "Sessiz, etkisiz adamlar" bu makamlara nasıl geliyorlar; gelmiyorlar ki getiriliyorlar. 
İrademizle gelmedikleri için irademizle göndermek istedigimizde de doğal olarak gitmek istemiyorlar.
Velhasıl kelam; sessiz adamlar aynı zamanda etkisiz ve de sorunlu adamlar oluyorlar.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

GÜNDEME DAİR: ORADAN BURADAN ŞURADAN

"Yurta sulh cihanda sulh" cahili

"Yurta sulh cihanda sulh" vecizesinin kime ait olduğundan bihaber olanların iradesinin; Türkiye'nin içinden geçmekten olduğu süreç içinde devlete ve millete dair beyanlarda bulunmaları; akıllarına baş vurularak, düşüncelerinden faydanılma konumunda olmaları; kendilerine böyle bir fırsatın verilmiş olması verenler açısından kabahat millet açısından felaketir. Bunlar mı milleti aklı selime götürecekler Allah aşkına.
...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuran Türk milliyetçiliği iradesinin sembol ismi Atatürk'ün veciz sözüne atıf yapıp, manasından güç ve ilham alarak Türkiye de siyaset yapmak, millete hitap etmek en doğal hatta zekice usul ve yöntemdir bence.
...
Efendim neymiş "Yurtta sulh Konseyi"inden hareketle darbe arifesinden günler önce Atatürk'ün malum vecizesi üzerinden meramını anlatmaya çalışan Meral Hanım'ın telaffuz etmiş olduğu "Yurtta sulh, cinanda sulh.." ifadesi için "Bu kadar da tesadüf olamaz" diyerek arasında ilinti kurmak ve Meral Hanım'ı buradan vurmaya çalışmak; aslında yaşanan hezeyanların bir şekilde dışa vurumudur.
...
Vah zavallılar ne kadar da malzeme sıkıntısı çekiyorlar ki; ancak bu kadar saçmalayabiliyorlar.
...
Yanarım yanarım da, neye yanarım biliyormusunuz; bütün bu ipe sapa gelmez uydurma ve çıkarsamaları peşinen kabullendiği "SANILAN" ülkücü bir camianın olduğu ve benim de buna dahil olduğumun sanılmasıdır. Böyle sanılıyor ama ülkücülerin en az %80 ni bu hikayeleri ciddiye almıyor. İşte bu nedenle farkında olanlar da ülkücü iradenin tartısına çıkmaya yürekleri yetmediğinden hükümet marifeti ile devletin bütün imkanları kullanılarak ülkücü iradenin kendi kaderini kendisinin belirlenmesine müsade edilmiyor.

Görünürde Anket Aslında Zorlama
CNN Türk'ü izliyorum
CHP milletvekili ceza evlerinde CNN Türk gibi kanalların izletilmediğini ifade edince ceza infaz müdürü canlı bağlantı ile programa bağlandı ve "Mahkûmler arasında yapılan anketle hangi televizyonl kanallarının izleneceği belirleniyor" diyerek aklısıra konuya açıklık getirdi. 
...
Tabi ki bu durumda ister istemez insan sormadan edemiyor; 15 Temmuz da Cumhurbaşkanı canlı ve görüntülü telefon bağlantısı ile millete seslenmek için niçin ahaber'i değil de CNN Türk'ü tercih etmış olabilir. CNN Türk az izlendiği için mi, çok izlendiği için mi?
...
Ben işi çözdüm. Mahkümler ankette bilerek yandaş kanalları işaretlemiş olabilirler; karavana daha zengin ve leziz çıksın diye.
Anlarsınız ya; bunlar bizden diyecekler, yemekleri bol kepçeden verecekler.
...
Çok komik değilmi? Sayin Müdür Bey komiklik yapınca ben de bir komiklik yapayım istedim.

 

Kod Adı:Bozkurt

Cüneyt kardeşim özellike imzalayıp, yine müşterek bir gönüldaşımız vasıtasıyla göndermiş olduğun "Kod Adı: Bozkurt" isimli tarihi romanını büyük bir heyecan ve zevkle okudum.
....
Yakın tarihimize dair şahane bir eser. Milli değerlerimizden bihaber birisi/birilerinin Nobel dahil eş dost, hatta emperyal kayırma ile ödül alarak onura edildikleri bir dönemde; milli düşünen ve milli bir konuyu seçip, üzerine roman yazan birisi olman Türk okurlar için süpriz ancak senin için onur verici bir durum. Tebrik ediyorum.
Özellikle içinden geçmekte olduğumuz sürecin yarattığı bıkkınlık, psikolojik hal içinde yazmış olduğun bu eser moral ve ümit kaynağım oldu.
Allah razı olsun değerli kardeşim. Eline, diline, yüreğine sağlık.

Mehmet Soral
Soralmehmet@hotmail.com

AHMET KALELİ ABİM

Ahmet Kaleli abim.
Değerli gönüldaşım, ülküdaşım.

1978 yılında terörün kahpe kurşunlarına hedef olmuş. Vücudunda oluşan tahribat nedeniyle omurilik felci olup, o gün bugündür yüzüstü yatarak yaşam mücadelesi vermekteyken; iç organlarındaki aşırı tahribat neticesi vücut fonksiyonlarındaki yetersizlik nedeniylele Ümraniye Devlet Hastanesinde yaklaşık iki aydır yaşam mücadelesi vermekte. Bacaklarındaki iyileşmeyen aşırı yaraların neden olduğu kan değerlerindeki bozulma vücud direncini tamamen yitirme aşamasındayken hekimler son çare olarak ayaklarının kesilmesine karar verdiler. İlk gün kalbinin durması medeniyle ameliyattan vaz geçildi ancak ertesi gün bir ayağı kesildi ve şu anda şuuru yerinde olup, yoğun bakımda. Diğer ayağı da kesilmesi halinde inşallah kanının zehirlenmesine neden olan unsurlar ortadan kalkmış olacak.
...


Soldan sağa; Mehmet Soral,Ayla Ağabegüm,
Yılmaz Polat, Reşat Güler, Ahmet Kaleli,
Bekir Doğan, Süleyman Tıraş


Saygıdeğer büyüğüm, Değerli Ahmet abim
Ne olur biraz daha dayan, az kaldı. Daha devlet, millet meselelerine dair konuşacağımız çok şeyimiz var; zaten neyi konuşup, halledebildik ki Ahmet abi.
...
Küplüceliler olarak sana geliyoruz dediğimizde; "Gelin Goçum" diyen, "Memedim çay ile sen ilgilen" diyen sesini özledim Ahmet Abi. Vallahi de, billahi de tekrar tekrar çay demleyeceğim sana, söz veriyorum Ahmet abi. İsyanlarımızı haykırırken, öfkemizi yatıştıran senin öğütlerine ihtiyacımız var abi.
...
Bahçendeki tekir, kafesteki muhabbet kuşu hep beraber seni bekliyoruz Ahmet Abi...
Ne olur, şunun şurasında ne kaldı ki; dayanmalısın Ahmet Abi....
...
Ahmet Kaleli abimiz için lütfen dualarınızı eksik etmeyin.
Allah cümlenizden razı olsun.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

AHMET KALELİ ABİM

Soldan sağa; Mehmet Soral,Ayla Ağabegüm, Yılmaz Polat, Reşat Güler, Ahmet Kaleli, Bekir Doğan, Süleyman Tıraş
Ahmet Kaleli abim.
Değerli gönüldaşım, ülküdaşım.


1978 yılında terörün kahpe kurşunlarına hedef olmuş. Vücudunda oluşan tahribat nedeniyle omurilik felci olup, o gün bugündür yüzüstü yatarak yaşam mücadelesi vermekteyken; iç organlarındaki aşırı tahribat neticesi vücut fonksiyonlarındaki yetersizlik nedeniylele Ümraniye Devlet Hastanesinde yaklaşık iki aydır yaşam mücadelesi vermekte. Bacaklarındaki iyileşmeyen aşırı yaraların neden olduğu kan değerlerindeki bozulma vücud direncini tamamen yitirme aşamasındayken hekimler son çare olarak ayaklarının kesilmesine karar verdiler. İlk gün kalbinin durması medeniyle ameliyattan vaz geçildi ancak ertesi gün bir ayağı kesildi ve şu anda şuuru yerinde olup, yoğun bakımda. Diğer ayağı da kesilmesi halinde inşallah kanının zehirlenmesine neden olan unsurlar ortadan kalkmış olacak.
...
Saygıdeğer büyüğüm, Değerli Ahmet abim
Ne olur biraz daha dayan, az kaldı. Daha devlet, millet meselelerine dair konuşacağımız çok şeyimiz var; zaten neyi konuşup, halledebildik ki Ahmet abi.
...
Küplüceliler olarak sana geliyoruz dediğimizde; "Gelin Goçum" diyen, "Memedim çay ile sen ilgilen" diyen sesini özledim Ahmet Abi. Vallahi de, billahi de tekrar tekrar çay demleyeceğim sana, söz veriyorum Ahmet abi. İsyanlarımızı haykırırken, öfkemizi yatıştıran senin öğütlerine ihtiyacımız var abi.
...
Bahçendeki tekir, kafesteki muhabbet kuşu hep beraber seni bekliyoruz Ahmet Abi...
Ne olur, şunun şurasında ne kaldı ki; dayanmalısın Ahmet Abi....
...
Ahmet Kaleli abimiz için lütfen dualarınızı eksik etmeyin.
Allah cümlenizden razı olsun.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

21 Eylül 2016 Çarşamba

MHP DE BUDAMA DEVAM EDİYOR

Meral Akşener İzmir Açıkhava mitingi
Yahu adam bahçesindeki ağaçları bile bu kadar, keyfince budayamıyor; ya yoldan geçen veya komşusu "Aman dikkat et, yanlış budama" diyerek uyarırlar. Her gün fütursuzca üye ve teşkilat "Katliamı''na devam ediliyor. Amaç öfkeyi doruk noktasına çıkarıp, bölünmeye yönelik yeni bir oluşuma gerekçe oluşturmak ve böylece parti içi muhalefetten kurtulmak.
.....
Ancak MHP de bu olup, bitenleri "Esir alınmış komutan"ın "Esir iradesi"ne dikte ettirilen şeylerin tezahürleri olarak görüyorum. MHP adeta göz göre göre bitirilmek isteniyor. Yedi kat yukarıdan bakanlar aşağıda ne olup, bittiğini fark edemiyorlar ama ayakları yerde olan bizler her şeyi fark edip, görebiliyoruz.
....
Türk milleti, bu hali şimdilik belki MHP'nin iç meselesi olarak görüyor, izlemeye devam ediyor ama inanın ki durum sanıldığı gibi değil. 

MHP Çağrı Heyeti ihraç edildi
...
ABD her zaman darbeler sonrası dahil yaşanan kırılmalardan sonra Turkiye de siyaseti yeniden kendi kontrolüne almayı geleneksel hale getirmiştir. Özellikle AKP'nin tek başına süregelen iktidarının yarattığı alternatifsizliğin 7 Haziran seçimlerinden sonra daha da kendisini hissettirince Erdoğan'a karşı ihtiyaç duyulan güçlü bir lider boşluğunu kendi kontrolü dışındaki inisiyatifler tarafından doldurulmasını istemediğinden Meral Akşener inisiyatifinde gelişecek "Milli bir duruş"u temsil edecek "Muhalefetin" oluşmasına fırsat vermek istememiştir. Çünkü Türkiye de alternatif lider boşluğu vardı ve becerebilen hemen bu boşluğu doldurup, alternatif olabilirdi.
...
Her şeye ve bütün ters düşmelerine rağmen ABD yine de AKP ve hükümeti ayakta tutmaya çalışacaktır. Çünkü ABD fetö kalleşleri ile neden oldukları yıpratmanın vehametinin çok iyi farkındalar ve AKP'nin ve hükümetin kendisne karşı yeni atraksyonlar geliştiremeyecğini; buna mecalinin kalmadığı noktasından hareketle Fetö'yü teslim etmeyerek kullanmaya ve pazarlık şansını sürdürmek istemektedir.
...
Dolayısıyla, bırakalım Meral Akşener'i hiç kimseye Turkiye de alternatif lider adayı olmasına fırsat verilmeyecektir. ABD için en büyük kabus "Türkiye de milliyetçiler ile milli solun ittifakından oluşan MUHALEFET" tir. Meral Akşener ismi MHP Genel Başkanı olması durumunda dahi bahsettigim muhalefetin lideri olarak kabul göreceğini düşünüyorum. İşte bu genel kabul fark edilip, görüldüğü için Hanımefendi'ye karşı her türlü kumpas ve karalama linci devam ediyor.
...
Devlet Bahçeli göreve geldiğinden beridir Türkiye de yaşanan kırılmalar sonrası almış olduğu tüm kararlar ABD projesi iktidarların önünü açmıştır. Ne zamanki millet MHP'ye teveccüh göstermek istemişse Devlet Bahçeli'nin siyasi yetersizliği bu kucaklaşmayı sağlayamamıştır. 

Peki o makamda kendisini koruyan gücü nereden alıyor; mevcut siyasi partiler yaşasından ve masa başında belirlenen delegasyon sistemimden.
Teşkilatların yönetim kurulu üyesi; eşi, baldızı, bacanağı, bacısı, eniştesi ve buradan süzülüp gelen nur topu gibi demokrasi.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com