15 Haziran 2017 Perşembe

GÜNDEME DAİR

Enis Berberoğlu ve adalet yürüyüşü
CHP'nin demokrasinin edep ve adabına uygun "Adalet Yürüyüşü"nü ve arayışını canı gönülden destekliyorum.
Demokrasi ve adalet; ekmek, hava, su kadar hepimizin ortak müştereklerimiz olan ihtiyaçlarımızdır. Haksızlık, hukuksuzluk ve zorbalık karşısında insan onuruna yakışan karşı duruşu sergileyebilecek her insanımızın muhatap olabileceği adalet arayışına sahip çıkmamız gerekiyor.
En büyük risk; adaletsizliğe, haksızlık ve hukuksuzluğa karşı duyarsızlığın neden olacağı enkazın altında er veya geç hepimizin kalabileceğimiz gerçeğidir.

Enis Berberoğlu malum MİT tırlarını haber yapması nedeniyle yargılandı ve hapsedildi. Peki "Vallahi de, billahi de o tırlar Suriye Türkmenlerine gitmiyordu" diyen Tuğrul Türkeş'e ne diyeceğiz. Elbette Tuğrul Türkeş de hapse atılsın istemiyoruz ama orada öyle olan, burada nasıl böyle oluyor. Bu hukukun belli ki kendine has bir mantığı var ancak adalete dayanmadığı için er veya geç adalet birgün gelip, bu absurt durumun müsebbibi olanların da kapısını çalabilir.

Hep aynı iktidar ama milli eğitim müferdatı sürekli farklı
15 senedir ülkemizi aynı partinin yönetiyor olmasına rağmen niçin her yeni milli eğitim bakanı farklı müfredat getirir. Şahsen bu müfredat değişikliklerinde eğitimdeki kalitenin artırılması düşüncesinden ziyade; müfredat programının değişimi nedeniyle eğitim meteryallerinin yenilenmesi üzerinden elde edilecek rant aklıma gelir. Öyle ya; aynı parti ve aynı partinin eğitim politikası belli ise, niçin her bakan değiştirildiğinde müfredat da değiştirilir.

Erken seçime zemin oluşturma
Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasının amacı Türkiye'yi erken seçime götürmektir. Özelikle Meral Akşener isminin siyasi arenada ön plana çıkıp, ismi üzerinde teveccühün her geçen gün yoğunlaşması; hem mevcut MHP yönetiminde, hem de AKP üzerinde tedirginlik yarattı. Dolayısıyla, Türkiye'deki siyasetin kendi kontrollerinden çıkmaması için ellerini çabuk tutmak istiyorlar. Şimdi de yapılmak istenen, CHP'nin tahrik edilerek sine-i millete dönmesini sağlayarak, erken seçime gerekçe oluşturmaktır. Umarım CHP bu tuzağa düşmez.

MHP Genel sekreteri İsmet Büyüktaman'ın hadsizliği
Türk-İslam terbiyesi ile yetişmiş bir insan; hele ki bir bayana cehennemde konum belirleyemez. Elbette gerek Meral hanım, gerekse Ümit Özdağ, Sinan Ogan, Yusuf Halacoğlu ve diğer saygın isimler cehennemde direk olmağa değil, Türk milletinin geleceğine yön vermek için kurulan yeni "Otağ"a direk olmağa karar vermişlerdir. Sizi de korkutup, telaşlandıran budur zaten. Evet, canınız yanmış olabilir ama sıkın dişinizi biraz canım! o da geçer. İlk zamanlar böyle acılar olabilir, zamanla alışınca geçecek elbette(!) Yıllardır bizim gücümüzü "peşin satış" keyfinde hovardaca kullanıp, tükettiniz. Bize yaşattığınız hayal kırıklığı ve acılar karşında kendimize bir çıkış yolu arıyoruz, size ne oluyor ki! Hepimiz "Dedeyiz" var mı daha ötesi.

Arda Turan vakası...
Ne lan bu afra, tafra. Neymiş efendim; başka takım arkadaşları da kendisi ile milli takımı bırakmak istemişler. Cehennemin dibine kadar yolunuz var. Sizi ananız altın leğende mi doğurdu, nesiniz lan siz? O "Mal boku" havayı aklınıza basan, aslında önde giden hocanızdır maalesef. Adi herifler, milli meselelerimiz uğruna patır patır toprağa düşen evlatlarımız pirim pazarlığı yaparak mı göreve gidip, şehit oldular.

"HAYIR" oylarının konsolide halini canlı tutmak için adayı belirlemek lazım.
Bugün için parti kurulmasından ziyade öncelik "HAYIR" oylarının konsolide halini canlı tutup, muhafaza ederek Erdoğan'ın karşına 2019 seçimleri için güçlü bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarmak olmalıdır.
Meral Hanım'a güçlü bir teveccühün olduğu besbelli. Türk milliyetçiliği adına kurulacak bir partinin lideri olması kendisine olan teveccühün daha da artacağı anlamına gelmez; aksine, kendisini farklı siyasal görüşlere sahip insanlardan ayrıştırmış olur. Şu an için partileşmeye öncülük vermek, yaratılan sinerjiyi heba etmek demektir.
...
Partileşme için özelikle Abdullah Gül'ün ne yaptığı üzerinden ne yapabileceği iyi takip edilmelidir. Tahminim o ki ; Erdoğan, "Hayır" blokunun gücünün baş edemeyeceği kerteye geldiğini hissettiği an Abdullah Gül üzerinden yeni bir partinin kurulması da dahil olmak üzere projeler geliştirerek, güçlü hayır sinerjisini kırmak isteyecektir.Bu ihtimal devreye girdiği an partileşme süreci hızlandırılabilir.
...
Bugünkü MHP yönetimi muhalif Türk milliyetçilerini demoralize ederek, tahrik etmek için abzurt nedenlere dayanan görevden almalarla yeni bir partinin kurulmasını sürekli teşvik ediyor. Bu oyuna gelmemek için yeni sisteme göre önceliği Cumhurbaşkanı adaylığına vererek, o aday etrafında siyasi bir güç oluşturarak, konjonktürü takip etmek lazım. Bu gücün genel kabul görmesi ile partileşme süreci başlatılabilir. Acele etmenin gereği yoktur. Süreç kendi doğal akışına bırakıldığında, partileşme zaten vicdanlarda genel kabul görecektir.
...
Dolayısyla, en azından bugün için Sayın Meral Akşener'in her vesile ile yaptığı toplantıların gayesini yeni bir parti çalışması olarak görmek çok yanlıştır; ısrarcı olmak ise MHP Balgat yönetiminin ve Erdoğan'ın istediğini yapmak olacaktır..

10 Haziran 2017 Cumartesi

SİYASETİÇİNİN ÖZGÜVEN MESELESİ

Düşünebiliyormusunz; Türkiye'yi yönetmeye talip olan bir muhalefet lideri kitlelerle yüz yüze gelmekten kaçıyor. TV`ler de gazeteciler ile soru cevap şeklindeki programlara ancak seçimden seçime bir defa çıkabiliyor. Fakat aynı insan kendi halinde, klavye başında olunca sosyal medyayı "tweet" bombardımanına tutabiliyor. 
...
Türkiye 15 Temmuz musibetini yaşadığında Sayın Bahçeli tam kırk gün sonra yazılı metin üzerinden değerlendirme yapabilmişti. Oysa bir siyasi lider olarak kağıt üzerindeki metni okumasını değil, ulusal yayın yapan bir TV programında seçkin gazetecilerin özel bir programına çıkması beklenirdi. Peki bu ürkeklik nedir; tek izahı olabilir, o da öz güven eksikliğidir diyeceğim ama dilim varmıyor.
...
Sürekli metin üzerinden meramını anlatan insan teknik konularda başarılı olabilir ama siyasette asla mümkün değil. Bir İnsanın sırtına elini dokunup, yüzüne bakarak "Nasılsınız" gibi sevecen, sempatik davranışı sergilemeyi zul gören insanın yürekleri heyecanlandırıp, motive etmesi mümkün olabilir mi.
...
Ceketime kıl düşer, kravatım bozulur, pantolonum kırışır, elim kirlenir gibi günlük yaşamın içindeki bilumum detaylar yine günlük yaşamın önemli bir kısmını işgal edebiliyorsa; siyaset böyle insanın mizacına ters olup, belki yapacağı en iyi iş iyi bir teknokrat olmasıdır. Sayın Bahçeli bu manada ''Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi''ne geçiş sürecinde siyasi lider olarak değil ama bir teknokrat olarak iyi görev ifa etmiştir. Aslında Sayın Bahçeli MHP genel başkanı olduğundan beridir MHP'yi iktidara taşımaktan öte kurulan hükumetlerde çok iyi bit teknokrat olarak görev yapmıştır. Belki de MHP'nin de, kendisinin de misyonu bu idi ama bizler fark edemedik; ama olsun, artık fark etmiş durumdayız. Buna da şükür.
 ...
Milletle iç içe, kucak kucağa olamayanlar, sırtına elini dokunamayanlar, yüzüne bakıp tebessüm edemeyenler siyasette başarılı olmak için gerekli sinerji yaratamazlar. Parti programları çok mükemmel olsa bile yukarıda izah etmeye çalıştığım handikaplara sahip siyasi bir lider partisi için en büyük handikaptır.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

5 Haziran 2017 Pazartesi

KILIÇTAROĞLU-AKŞENER BULUŞMASI

Değerli dostlar,
Yılların birikimi, tecrübesi ve en az kırk yıl inanmış ve adanmışlık psikolojisi içinde bu kadar siyaset odaklı yaşamış ama sonunda hayal kırıklığına uğrayarak "Siyaset Kurumu"nun ihanetini dibine kadar hissetmiş birisi durumundayken; bu paylaştığım fotoğraf benim için umut olmuştur. Özellikle paylaşımlarımda özlemini duyarak, dile getirdiğim gibi yeni sistemin mantığına göre geliştirilip, sonra da ete kemiğe büründürülmesi gereken projenin fotoğrafı olarak görüyor, canı gönülden destekliyorum.
...
Dünkü iftar yemeğinde bir araya gelen Kemal Kılıçtaroğlu ve Meral Akşener son 15 Yılın dayatmalarına karşı alternatif siyaseti üretmek için gerçekçi bir adım atmışlardır. Bu iki saygın ismin ortaya koyacakları inisiyatif artık Türkiye de özlemini duyduğumuz ''Güçlendirilmiş, demokratik, parlamenter sistem''e dönüşün öncüleri olacaklar. Bu iki ismin etrafında bir çok saygın isim yer alacaklardır şüphesiz. Kendilerini tebrik ediyorum.
...
Yine bu fotoğraftan çıkardığım; her iki insanın bir araya gelmesini yorumlayacak olursak; Sayın Kılıçtaroğlu sadece kendisi değil, hiç bir CHP adayının önümüzdeki ilk seçimde siyasi yelpaze ve konjonktür gereği cumhurbaşkanlığını kazanamayacağı bilincinde olduğu gibi, Meral Akşener gerçeğini de kabullenmiş durumda.
...
Tayyip Erdoğan'a alternatif olabilecek en makul fotoğrafı vermişlerdir. Yine Meral Akşener de ''Ben her şeyden vaz geçtim, evime dönüyorum, torunumu sevmeye gidiyorum'' deme lüksüne sahip olmadığının farkında. Şartlar gereği MHP muhalif hareketinin liderliğine talip olmuş olsa bile artık Sayın Kılıçtaroğlu da dahil olmak üzere Türk milleti kendisini farklı şekilde konumlandırmış durumdadır. Zaten bu gerçek çok önceden fark edildiği için gerek Recep Tayyip Erdoğan, gerekse Bahçeli önlemlerini alarak, altını da iftira ve algı operasyonları ile besleyerek Meral Akşener'i itibarsızlaştırma, siyasetten tasfiye yoluna gitmişler, kısmen de başarılı olmuşlardır.
...
Bence bu güzel gelişmelere hayırlı olsun diyelim.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

ÜMRANİYE TÜRK EĞİTİMSEN VE TÜRK OCAĞINDA İFTAR

Türk milliyetçileri "Ailesi"ne mensup bir grup insan iftar sofrasında bir araya geldik. Bizleri, hazırlamış oldukları mütevazi, nezih iftar sofralarına buyuran Ümraniye Türk Ocağı Başkanı Sayın Faruk Ülker ve Türk Eğitim-Sen 3. nolu şube Başkanı Sayın Ali İhsan Hasanpaşaoğlu 'na ve misafirperver mensuplarına çok teşekkür ediyoruz. İftar yemeğinin teneffüs ettiğimiz havası ve güzel atmosferiyle beraber; Türk milliyetçilerinin aslında teşkilatçılık ruhunun dimdik ve ayakta olduğunu bir kez daha müşahede ettim. Bu nezih ortam aynı zamanda bir partiye, daha doğrusu MHP'ye angaje olmuş, konumlanmış düşünce, eylem ve tarz birlikteliği çabasının Türk milliyetçiliği hareketini körelttiği hususundaki acizane genel bir tesbitimi de tekrar hatırlamama vesile oldu. Ancak belli ki son bir buçuk-iki yıldır gerek şahıslar bazında, gerekse kurumsal anlamda milliyetçi sivil toplum örgütleri öncülüğünde bu kısır döngüye son verildiğinin emarelerini, özgüven dolu çalışmaları görebiliyoruz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

GÜNDEME DAİR

Artık MHP etrafında dönüp durmanın bir anlamı yoktur.
Artık Türk milliyetçileri MHP'yi de aşan bir siyasi hedefi, yapılanmayı düşünmek durumundadır. Sürekli MHP etrafında dönüp durmak, yeni sisteme göre alternatif yaratacak alanı kısıtlamak, dar tutmak demektir.
...
Şunu herkes bilmelidir ki; 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP dışındaki hiç bir partinin kendisi adına çıkaracağı adayın kazanma şansı olmayacaktır. Sadece ve sadece referandumdaki "Hayır" cephesinin oylarının konsolidasyonunu sağlayabilecek ortak aday kazanabilir.


15 Temmuzda ne oldu, sonra ne oldu?
15 Temmuz sonrası Türkiye de yapılan değişiklikler ve akabinde yaşanan değişimin getirip, götürdüklerinin hesabını yaptıktan sonra; eğer Cumhuriyet kurulduğundan beridir yaşanmamış, hatta akıldan geçirmeye bile cüret edilememiş değişimi görebiliyorsak; 15 Temmuz kalkışmasının kontrolü olup olmadığı veya "Allah'ın lütfu" görüp, başka bir sonuçlara evrilmesi üzerine çok şeyler söyleyebiliriz. Ancak şuna kesinlikle inanıyorum ki; ABD cemaat marifeti ile ülkemizi paket servis ile teslim almak istemiştir.

''Türkiye AKP Devleti" muhatapları için hayırlı olsun(!)  
Herkes aklını başına almalı. Parti devletine son vermek ve demokratik parlamenter sisteme rücu etmek için 1.11. 2019 Seçimlerine yeni sistemin mantığına uygun hazırlıklarla gidilmesi ve yapılacak çalışmalara da şimdiden başlanılması gerekmektedir.
...
Kesinlikle ve kesinlikle, partileşmek de dahil yapılan her türlü çalışmanın nihai hedefi Cumhurbaşkanlığını elde etmeye yönelik olmalıdır. Bunun için şimdiden sanal koalisyonlar kurulmalıdır.
...
Bu yeni ''Parti Devleti Sistemi''ne göre 2019 seçimlerinde diyelim ki AKP 275 milletvekili aldı, diğerlerini de diğer partiler aldı ve Cumhurbaşkanlığını da tekrar Erdoğan kazandı. Diğer partiler ne kadar milletvekili çıkarırlarsa çıkarsınlar, her ay belli bir miktarda maaş alan seçkin insanlar olmanın dışında hiç bir etkinlikleri ve yetkinlikleri olmayacaktır. Böyle bir durumda, AKP ve Erdoğan'ın etkinlikleri ve yetkinlikleri açısından hiç bir kayıpları söz konusu olmayacaktır. 600 milletvekili; bırakalım muhalefetinkileri, iktidar milletvekilleri dahi tuzluk konumunda olacaklardır. O nedenle muhalefet cephesi Cumhurbaşkanlığı seçimine patiler üstü koalisyon ile gitmelidir. Partiler kurumsal kimliklerini muhafaza edecekler ancak bu koalisyonun belirleyeceği Cumhurbaşkanı adayı ve yardımcıları için yek vücut olup, çalışılması gerekecektir. Vaatleri de; kuvvetler ayrılığının kesin çizgilerle ayrıldığı, siyasi partiler ve seçim yasalarının daha idealizme edilerek, düzenlendiği parlamenter sisteme dönüş olmalıdır.


Otobanlar Boyunca Peysaj Çalışmaları; Nedir bu israf?
Nedir bu Allah aşkına; canlı bitkilerle, o da yetmiyor mobilya süslemelerle otobanlar boyunca yapılan peyzaj çalışmaları...
...
Yeşil alanlar yetmiyormuş gibi beton duvarları da yeşil bitkilerle giydiriyorsunuz. Nedir bu israf. Yahu mevcut doğal yeşili koruyun o bize yeter. Neredeyse mercimek tarlalarını, peyzaj çalışmaları için yetiştirilen bitki tarlalarınıza dönüştürdünüz.

Sizi gidi uyanıklar sizi. Bütün bunlar; kendi zengininizi yaratmak için belirlediğiniz bir yöntem olduğunu elbette biliyoruz. Yahu dağı, taşı, toprağı süslemeyi bırakın; hak, hukuk, adaletin teminatı demokrasi ne alemde, siz ondan haber verin.

Antidemokratik uygulamalar, hukuk skandalları karşısında ''Nasıl olsa fetöcü değiliz'' rahatlığı içindeyken şimdi de bambaşka saiklerle yaptıklarımız, ettiklerimiz, düşündüklerimiz Fetö'nün yaptıkları ve söyledikleri ile örtüşecek olursa; "Gel bakayım buraya" tedirginliğini yaşıyoruz. 15 Temmuz üzerine aklımıza yatmayan bir şeyler söyleyecek olsak "Bak hele fetöcüler de aynısını söylüyor" tehditi ile karşılaşıyoruz. Bakın bizden söylemesi; gene kandırılıyor olmayasınız?

Bir zamanlar aynen sokaklarda kağıt toplayanların geniş, büyük çuvalları gibi elinize geçen her şeyi Ergenekon çuvalına atmıştınız (Yapanlar fetöcüler olsa bile, iktidar sizdiniz) şimdi de işinize gelmeyen ama kendinizce ''Terbiye etmek'' isteğiniz her kim olursa olsun Fetö çuvalına atıyor, sizden olmayan her muhalif sese bu tedirginliği yaşatıyorsunuz. Bir insanın canını acıtmak istediğiniz de otuz yıl önce cemaat yurdunda kalmış olmayı bahane ederken; daha dün Gülen ile aynı masada şen şakrak yemek yiyen mensubunuz olunca ''Bizim partimize sızmış fetöcü yoktur'' arsızlığını sergileyebiliyorsunuz. Hesaba, kitaba gelir; ölçülebilir bir tarafınız yoktur. Ne diyebiliriz ki.

Peyzaj işlerini bırakın artık, demokrasiye bakın. Yaptıklarınız geleneksel hale gelirse; size lazım olmasa bile torunlarınıza lazım olacaktır bilesiniz.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

26 Mayıs 2017 Cuma

KENDİMLE HASBIHAL

Türk milliyetçileri içinden niçin sol kadar sanatçı çıkmaz; bilgi ise bilgi, yürek ise yürek; hepsi var ama niçin sol kadar sanatçı yetişmez. Mesela Sayın Devlet Bahçeli'nin ülkücü bir yazarın imza gününe veya ressamın sergisinin açılışına katıldığı duyulmuş veya görülmüş müdür. Maalesef  ''Lider, doktrin, teşkilat eleştirilemez'' gibi sosyoloji biliminin  mantığına aykırı, şahsiyetli kişiliğe sahip hiç kimsenin kabullenemeyeceği uydurma kaidenin; kurumsal kimliğin dayattığı tehdide dönüşmesi ile ne sanatsal ne de fikri gelişim sağlanamamış, dolayısıyla üretim de olmamıştır.  
...
Aşağı yukarı lise yıllarımdan beridir sürekli bunun nedenlerini sorgulamışımdır ama kendimce bulduğum sonuçları da söylemekten çekindim doğrusu. Bir yerde mahalle baskısı diyebiliriz. Türk milliyetçileri olarak sürekli doğru dürüst muhalif duruş sergileyerek, doğru bildiğimizi anlatamadık. Hep savunma pozisyonunda kaldık maalesef.
...
'Milliyetçi sermaye Liberal sermaye karşısında tamamen eridi, hatta çengel atılarak gasp edildi. Diğer yandan hareketin nitelikli insan gücünün yıllarca hapishanelerde ömür tüketmesi; üstüne üstlük Sayın Devlet Bahçeli'nin milliyetçi sivil toplum örgütlerine, hele ki iş adamlarına soğuk davranması, adeta onlardan kaçması özellikle ''Milliyetçi Sermaye''nin gelişmesine, güçlenmesine ve bunun da siyasete yansımasına mani oldu. Siyasi görüşümüzü destekleyecek sermaye güçlü olmayınca, doğal muhalefetimizi ortaya koyup, alternatif olma talebimizi güçlü gösteremedik.
...
Lise yıllarımda neredeyse ''Sanatçı'' olmayı ''Muhalif olmak'' şeklinde anlıyordum. Hatta bir ara ''Sanatçılar niçin hep solcu oluyorlar''diye düşündüğüm de olmuştur.
Kendim sanatçı falan değilim ama en azından ''Aykırı insan görünümüm'' ile Türk milliyetçilerinin üzerine sinmiş algıyı def etmek, mesaj vermek adına kendimce saçımı uzatarak protesto şekli geliştirdim. Bulunduğum toplantılarda, kendi cemaatimiz içinde daha önce söylediklerim dikkate alınmıyorken, saçımı uzattıktan sonra söz alıp, konuşmak istediğimde baktım ki insanlar ''Hele durun bakalım, şu uzun saçlı adam da kimmiş, ne söyleyecek'' diyen bakışlarını üzerimde hissetmişimdir. Yani demem o ki, çakma sanatçı görünümüm  ile iddialarımı anlatma yolunu seçtim, kısmen de başarılı oldum diyebilirim. Şimdi de ''Abi komünist görünümlü milliyetçi olarak aramızda olmanla farklı bir görüntü veriyoruz, iyi de oluyor'' şeklinde esprilerle de karşılaşıyorum.
...
Türk milliyetçiliği Hareketinin; aynen bugün de olduğu gibi sürekli sağ iktidarların yanında olmak gibi bir talihsizliği sonucu ''Muhalif' duruş' veya 'İtiraz' kültürü'' sol kadar gelişmemiştir. Dolayısıyla, muhalif olma kültüründen beslenen sanatçının ''Milliyetçisi'' yeterince yetişmemiştir. Maalesef MHP'yi yönetenler olanları da adeta ''Kapı kulu'' gibi görmüşlerdir. Muhalif olanların adeta aç ve sefillikleri uzaktan uzaktan seyredilmiştir.
...
Artık sağın ihanetini göre göre solu (Sosyal demokrat ulusalcı sol) anlamaya çalışan Türk milliyetçileri; ''Biz sağcı değiliz, Türk milliyetçisiyiz'' diyerek yeni bir konsepte, ''Başkalaşmadan değişimi'' hedefleyerek muhalif duruş ile itiraz kültürünü geliştirerek kısa zamanda pratiğe döküp, gereğini de yapmaktadır. Bunu özellikle 1 Kasım seçim sonuçları zihinlerde olanı tetiklemiştir. Bu gelişmeyi sanıldığı gibi özellikle de işine gelmeyenler tarafından partileşme için yaşanan bir süreç olarak görmek mümkün değil. Türk milliyetçileri, mensupları oldukları kurumsal kimliğin aldığı karara muhalif olmuş, itiraz ederek geleneksel yapısındaki alışkanlığını terk ederek devrim yapmıştır. Bu nedenle Türk milliyetçiliğinde yaşanan bu gelişme ile şimdiye kadar ne yapıldığından ziyade bundan sonra ne düşünüp, yapacağı çok önemli hale gelmiştir.
...
Tekrar hatırlatmak isterim ki; yeni bir sisteme geçtik ve devleti yönetmede muktedir olmak anlamında Cumhurbaşkanlığı kurumu partilerden çok daha önemli etkin ve yetkindir. Dolayısıyla Türk milliyetçilerinin yeniden partileşmelerinden ziyade ''İnanmışlık ve adanmışlık'' duyguları etrafında bütünleşme sağlanarak, ortak hareket edebilmeyi inşa etmek lazımdır. Muhalif isimlerin ne yapıp edip 2019 yılı seçim takvimine göre kendi aralarındaki görev dağılımı da dahil olmak üzere yapıp; belirleyecekleri cumhurbaşkanı adayı etrafında kenetlenerek çalışmalarına şimdiden başlamaları gerekmektedir. Acizane bu manada, diğer siyasal görüşteki insanların da teveccühlerinin olduğunu gözlemlediğim, hatta CHP'nin de aday çıkarmayarak, destekleyeceğini düşündüğüm Meral Akşener, Erdoğan karşısında yeni sisteme göre başarılı olma ihtimali çok yüksektir. Bu ekibe toplumda genel kabul görmüş saygın isimlerin de ilave edilmesi gerekir. Bu manada başarılı olup, sonuç alınabilecek; milletin de alternatif görüp, teveccüh gösterebileceği seçenek ise seçenek, proje ise proje budur. Doğrusu böyle bir sürecin içine de girildiğini hissediyorum. Bunun dışındaki tüm seçenekler veya ayrışmalar  MHP Genel Merkezinin ne istiyorsa onun olmasına vesile olacaktır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com     

HATALAR İÇİN BEDEL ÖDENİR MAHSUP YAPILMAZ

Aktroller şunu biliniz ki bugün yaptığınız hatalar geçmişte başka iktidarların yaptıkları hatalardan mahsup edilmiyor. 

...
Dün Burhan Kuzu, bugün ise bir başka trol, günümüzle ilgili TV de kendilerine olumsuz bir uygulama, hal ve gidişat hatırlatıldığı an "Ama eskiden de şöyleydi, böyleydi" hatırlatmasında bulunuyorlar. Şunu biliniz ki bu tür savunmalar sizi vebalden kurtarmaz. Tamam, o iktidarlar yapmış oldukları hataların bedelini birilerine ödetmiş olabilirler ama bizler de sizlerin hatalarınızın bedelini her defasında ödemek zorunda değiliz ki.
...
2010 yılında yapılan anayasa değişikliğine; özellikle yargıda keyfi yapılanmayı getireceğine dair inancımız ve sizlerin de bu yöndeki gayretinize binaen hayır demiştik ama bu çırpınış ve karşı duruşumuzu dikkate almamıştınız. Referandum ile doğruluğuna çok inandığınız değişiklik kabul edilerek, cemaatin paralel yapılanmasına engel olabilecek hiç bir enstrüman bırakılmamıştı. Ne oldu sonra; siz hala "28 Şubat da şu yapıldı, başörtülü kadınlara bu yapıldı, falanca zamanda ezan Türkçe okutuldu, filanca zamanda camiler ahır yapıldı, bilmem nerede halka b.k yedirildi, hani Ermeniler de pek haksız değillerdi, Dersim de halk mağaralarda zehirli gaz ile toplu katledildi, ben de Kürt olsaydım dağa çıkardım, Apo namazında niyazında bir adamdı, devlet onu bu hale getirdi" edebiyatı ile hatalarınızı tarihi sorgulayarak gerçekte olmayan bir hesaplaşma üzerinden mahsuplaşma gayretindeyken; CEMAAT-ABD ittifakı ülkemizi 15 Temmuz da teslim almaya kalkıştı.
...
Şimdi de lütfen bizler muhalif olsak bile uyarılarımızı dikkate almalısınız. Çünkü tarih bizi haklı çıkardı. Hala yargıda liyakat esasını terk edip, yandaş yapılanmaya fütursuzca devam ediyorsunuz. Şu anda bile kripto bir yapılanmanın olmayacağı garantisi var mı? 2010 referandum öncesi de kendinizden çok emindiniz değil mi? Peki sonrasına ne oldu;15 Temmuz olarak bedelini ödedik. Bu millet ve devletin bir daha benzer bedeller ödememesi için liyakat esaslı yargı yapılanmasına özen gösterirseniz; inanın ki siz de rahat edersiniz, bizler de. Çünkü kandırılma ihtimaliniz ortadan kalkmış olacak, oto kontrol ile sistem kendisini kontrol edebilir olacaktır.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

18 Mayıs 2017 Perşembe

GÜNDEME DAİR KISA KISA

İzmir marşı ve ''Etnik piçler''
Müptezel, şerefsiz bir grup malum İzmir marşının sözlerini değiştirip, yerlerine sinkaflı kelimeyi koyup, Atatürk'in isminin geçtiği yerlere de Cumhurbaşkanı ''Recep Tayyip Erdoğan'' ismini koymuşlar, sözde marşı söyleyip, kendilerince anırıyorlar.
Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere T.C savcıları bu adamlardan bunun hesabını kanırtarak sormalıdırlar. 
...
Hep diyorum ya; bu adamlar T. C Devleti kurulduğundan beridir "Türklük vurgulu" yeni bir devleti ve yapılanmasını bir türlü kabul edemeyen ama aidiyetlerini ancak Osmanlı kimliğinde bulabilen; bugün de bunun özlemini duyan; bu özlemi acıkça dile getiremedikleri için de T.C Devletinin banisi Atatürk'e hakaret ederek, tatmin olmaya çalışan; esas kimliklerini de, niyetlerini de saklayan "Etnik piçler" dir.
Bunun dışında "Ne mutlu Türküm diyebilen" hiç kimsenin Atatürk'ten ve banisi olduğu T. C Devlet'inden rahatsız olması mümkün olamaz. İzmir marşı sadece İzmir'e methiyeler için değil, İstiklal mücadelesinin heyecanını ve mutluluğunu ifade eden; bu şanlı mücadelenin isimleri bilinen veya bilinmeyen kahramanlarına karşı vefa duygusunu dile getiren bir marştır.
Allah bu marşı yazandan, besteleyenden ve söyleyenlerden razı olsun.


Atatürk'e hakaret için çanak program yaptıranlar da suçludur
"Adamın" Atatürk hakkındaki fikrini, zikrini; yazdığı kitabı ve sarf ettiği sözlerini biliyorlar. Muhtemelendir ki bu bilinen yönü nedeniyle moderatörlüğünü yaptıkları programlarına davet edip, "Çanak program" yapıp, adama dağarcığındaki kinini kusmasına imkan sağlıyorlar. Kim bu kişiler; Yavuz Bahadıroğlu ve Mustafa Armağan. Ama söz konusu meczup için 7.5 yıllık hapis cezası istenirken moderatörler için herhangi bir işlem yapılmamasına karar verilmiş. Oysa en azından programın namusundan sorumlu olmaları hasebiyle bir yaptırıma maruz kalmalıydılar.
...
Sözk onusu video'yu izledim; moderatörler, adamın ne söylediklerine itiraz ettiler,ne de düzeltme yapması için uyarıda bulundular.
Bence sözü söyleyenden çok, söyletenlere bakmak lazım. Umarım dava açanlar bu hususa mahkemede dikkat çekerler.
...
Kaza ile oluşmuş, ağızdan kaçmış, ''Sarhoştum hakim bey'' diyerek telafisi için mazeret üretilebilecek bir durum söz konusu değil. Bu program ısmarlama bir program olup, yeni sistemde ileriye dönük yapılanma sürecinde milletin sinir uçlarına temas ederek, tepki ölçme provalarıdır.


Sahi, Cüneyt Zapsu nice oldu...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, henüz AKP'yi bile kurmamışken, ABD'de sanki daha çok ilgi ve alaka görüyordu. Mesela, bir Cüneyt Zapsu vardı; Erdoğan'ın elinden tutup, güçlü ABD lobileri ile görüştürüyordu değil mi? Sahi, bu adam nerede şimdi. "Cemaat" ile o zamanlar ne gibi bağlantısı vardı, bugün ne yapıyor....? 
...
Tertemiz insanlara, kıçlarından uydurdukları isnatlarla fetöcü yakıştırması yapan gafil ve aynı zamanda şirret tipler; boyunlarına takılan "ALGI TASMASI" ile nereye istense saldırtırken keşke biraz da maziye doğru salınsalar. Salamazsınız değil mi; neme lazım, toprağa gömdüğünüz leşlerinizi çıkarabilirler belki.


ABD'nin Gülen'i iade edeceğine ihtimal verecek kadar ahmak değilim
Ben şahsen adım gibi biliyorum ki; 15 Temmuz kalkışması CEMAAT-ABD ortak operasyonudur. Dolayısıyla, ABD'nin de Fethullah Gülen'i iade edebileceğine veya tutuklayabileceğine inanacak kadar da ahmak değilim. Bunu ABD'nin Gülen'e vefa duygusu/borcu gereği değil; içinde, hatta başında olduğu projesinin deşifre olmasının ABD milli çıkarlarına ters düşeceğindendir. İşin tuhaf tarafı TV'lere çıkan Aktroller de kalkışmanın arkasında ABD var diyorlar, hemen peşinden de Gülen'in iadesini istiyorlar. Adamın iadesini isterken "Kesinlikle kendisine sizinle ilgili bir soru sormayacağız" garantisi mi verilecek.

Kırk gün süren demokrasi nöbetlerine sağlanan güvenlik niçin Beşiktaş 19 mayıs festivaline sağlanmaz iptal edilir
15 Temmuz sonrasında, kırk gün boyunca yapılan demokrasi nöbeti ve mitingleri sırasında her gün yüreğim ağzıma gelmiş, dua etmiştim; 'Allah'ım bu demokrasi nöbetleri hain şer odakları için fırsat olarak görülebilir; sen bakma devleti yöneten cahil, cühelanın bu cüretine; tüm canları koru, hiç bir ailenin içine ateş düşmesine fırsat verme'' diye.
...
O zamanki toplantı ve gösteriler bakımından en riskli günlerde; kesintisiz kırk gün süren demokrasi nöbetlerinde muhtemel terör ve suistimallerden endişelenmeyenler,her ne hikmetse Beşiktaş Belediyesinin düzenlediği geleneksel 19 Mayıs Festivali etkinlikleri endişelendirmiş. Valilik kararı ile terör ve kalkışmaların olabileceği endişesi ile etkinlikler iptal edilmiş.
...
Benim tespitim şu ki; kalleşçe yapılan 15 Temmuz kalkışması bahanesi üzerinden sürekli olarak cumhuriyet kazanımları ve değerleri itibarsızlaştırılmaya, unutturulmaya çalışılıyor. O günkü günlerde, kırk gün süresince Kısıklı meydanında hangi tedbirler alındıysa, bugün de Beşikyaş meydanında yapılacak olan festival için benzer önlemler alınabilirdi.
...
''Reklam arası'' muhabbetini boşuna yapmıyorlar. Rastgele söylenmiş sıradan sözler kesinlikle değil. Niçin; her ne hikmetse bir defa olsun reislerini gücendirecek bir sözü ağızlarından kaçırmazlar da; hep bizleri gücendirecek sözleri kaçırıverirler. öyle değil mi?
Mehmet Soral


Ülkücü olmak için bozkurt işareti yapmak yeterli mi?
Vay be! ne büyük iş başarmışlar da; kadri kıymetini bilememişiz(!) Neyi başarmışlar; Cumhurbaşkanı ve Başbakana bozkurt işareti yaptırabilmişler. Bence bu işi o kadar önemsiyorsanız, ilk önce Ekmeleddin Bey'den başlayınız. 
...
Bir ideolojik inancın avuntusuna bakarmısınız. Bu hal olsa olsa kendi karikatürünü çizmektir. Yazık, çok yazık.


Atatürk'e yapılan hakaretlere kurumsallık adına yeterli tepkiyi gösteremeyen MHP
Türk milliyetçisi olacaksın; bu devletin kurucu iradesi, Türk milliyetçiliği hareketinin önderi yüce Başbuğ Atatürk'e ve ailesine yapılan alçakça iftira, itibarsızlaştırmaya tepki için Salı gününü bekleyeceksin. Sahi, 7 Haziran gece yarısı, pürtelaş bir şekilde, hangi saiklerle yaptığınızı bilmediğimiz seçim değerlendirmesinden daha mı önemsizdi. Grup toplantıları ayda bir olsaydı bir ay daha mı bekleyecektik. 
...
Canınız istediğinde, Anadolu'nun bilmem neresinde ülkücü iradeye mani olmak için mahkemeler ayarlarsınız ancak Türk milliyetçiliğinin ve kurucu iradenin önderine atılan iftiraların muhataplarını şikayet için mahkeme aramazsınız. Çünkü ortada koltuk bekasını ilgilendiren bir sorun yoktur.
...
Onun için diyorum ki; MHP'de yaşananlar sanıldığının çok ötesinde, ideolojik sapmadan kaynaklanan fikir ayrılıklarının çarpışmasıdır. Zaman zaman aynen yukarıdaki mevzuda olduğu gibi ''beklenen'' tepki gecikerek verilse de; bunun nedeni ''Bir kenarda dursun, gerektiğinde belge niyetine kullanırız'' düşüncesidir.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

15 Mayıs 2017 Pazartesi

MİLLETİN DİNİNİ BAŞINA ''BELA'' EDENLER

Siyasal İslam ve AKP Zihniyeti sürekli Türk milletini "Dini" ile başını belaya sokmuştur. Bu millet, tarihin akışına baktığımızda aslında çok bir şey istemedi ki; her defasında uhrevi bir yolculuğa hazırlandı ama maalesef; dini lezzeti tadamadan kafası gözü yarılarak hayal kırıklığına uğrayıp, geriye dönmek zorunda kaldı. 
...
''Güvenilir yer, güvenilir insanlar'' ön kabulü ile ''Günahtan uzak dursun; yetimliğini ve yoksulluğunu hissetmesin, dezavantajını yaşamasın, tahsil yapsın'' diye bilmem şu cemaate, bu meşrebe teslim edilen ana kuzusu evlatlara; devleti yönetememenin, kandırılmanın bedelini ödettiriyorlar. Allah'a daha yakın olacağını sananlar kendilerini hapishanelerde buldular. Bu sonucu hak edip, etmediklerini bilemem ama sosyolojik bir gerçek var ki; o da ne geldiyse başlarına dine, inanca; hatta buna bağlı ahlaka olan güvenceleri yüzünden gelmiştir. İşte bu nedenle ''Milletin dinini başına bela ettiler'' diyorum. Yahu be kardeşim; ön kabulümüz olan en güvenilir yer dini mabetler ve din adamları değil midir. Sıradan bir vatandaş bu ön kabul ortada iken ''Bütün dini mabetler ve din adamları yoldan çıkmıştır, gayri meşrudurlar'' dese; bu sefer de onlara ''Bunlar külliyen kafirdir'' demiyecekmisiniz. 
...
İnsanlarımızın inançlarından kaynaklanan imani teslimiyet yüzünden çekmediği zulüm kalmadı. Bunu söylerken elbette dini özgürlüğün kısıtlanmasını değil aksine; dini özgürlüğün tanıdığı imkanları kullanarak, daha uhrevi bir hazza ulaşmaya giden masum insanlara, bu yolculukta din simsarlarının çengel atması ile uğranılan yol kazalarında tahribata uğrayan dinimizi ve imanımızı kastediyorum. 
...
Bu millet, imani tarafı terk edilmiş dini ritüeller üzerinden tokatlana tokatlana, işin tasavvufi tarafını tatmasına hiç bir zaman fırsat verilmedi. Çünkü bu din bezirganları şuna inanıyorlardı ki; İslam dininin tasavvufi yönüne meyil eden insanları siyasallaştırmak bugünkü kadar kolay olmayacak, belki de hiç olmayacaktır. Çünkü tasavvufa dalan insan; soracak, sorgulayacak, muhakeme edecek ve karar verecek. Oysa ''Siyasal İslam''a böyle insan yaramaz; başlarına iş açarlar. 
...
Bugün ''Din'' veya ''Dinimiz'' dediğimiz olgu; sihirli bir değnek gibi her türlü şekilde önce siyasi, sona da ranta dayalı gücü elde etmek için adeta vasıta bilinen bir emtia haline getirildi. Artık sararan bir yaprağın; dalından kopup, yere düşene kadar geçen süreçte yaşadığı serüveni; Allah'ın gücü ve kudretine atıf yaparak anlatan ne din alimi var, ne de devlet politikası. 
...
Dolayısıyla bundan sonrası için benim korkum; "İslamcı referanslı yapılanmaların hükumetten güç ve destek aldığı" ön kabulünden beslenen kripto cemaat veya gruplaşmaların yaygınlaşarak, bunlar arasındaki çıkar çatışmalarının daha sonra tekrar kaotik ortamı tetikleyecek olmalarıdır. Nitekim bunun örneğini geçtiğimiz günlerde Umre ziyaretinde bir cemaatin mensupları arasında yaşanan kavgada gördük. 
...
Camiden çıkan insanlar bir sonraki vakit namazını beklerken hiç bir zaman bu dinin bir de ahireti ilgilendiren tarafının olduğu bilinci üzerinden sohbetlerine rastlamadım. İnsanlar siyasal düşüncelerini o kadar içselleştirmişler ki; her inanç, düşünce ve fiili yaşamlarını bunlar üzerinden anlatıp, olayları bunlar üzerinden yorumlayabiliyorlar. 
...
Özellikle AKP ve Erdoğan; taraftarlarını daima konsolide etmek, ''Dindar insanlara'' cami girişinde, cami çıkışında, çay ocağında sürekli siyasal sohbetler yaptırarak neredeyse bir buçuk yılda bir seçim süreci başlatarak seçmenini diri tutmak gibi kendilerine has genel bir tarzı benimsemişlerdir. Artık evet bloku neredeyse tek başına AKP seçmeninden oluştuğu ve de hayır blokunun her siyasal zeminden destek görüp, her geçen gün güçlenmesi nedenle; 2019 yılı beklenmeden erken seçime gidilebileceğini düşünüyorum. Buna anladığımız kadarıyla MHP de hazırlanıyor. AKP ve MHP oluşturdukları ittifakı daim kılmak ve en azından bu ittifaktan kaynaklanan güçlerini korumak için MHP Genel Merkezi kongre sürecini en kısa zamanda tamamlamak istiyor. Bunun nedeni hayırcı Türk milliyetçilerine yeni bir parti kurma sürecini ve fırsatını vermemek. Oysa MHP'nin bu tavrı yeni sistemde hayırcı Türk milliyetçilerine daha çok güç verecek, hayır blokunu daha da konsolide edecektir. Buradan hareketle yeni parti kurulması düşüncesi; hayır blokunun dağılmaması adına iyi düşünülmesi gerekmektedir. Belki şu veya bu şekilde meclise girebilecek bir parti kurulabilir ama aynı zamanda hayır cephesinin kazanabileceği bir cumhurbaşkanlığı da kaybedilebilir. Bu süreci çok iyi götürmek lazımdır. 
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

 

 
 


12 Mayıs 2017 Cuma

HAFIZAMIZI DİRİ TUTALIM, OLUP BİTENLERİ UNUTMAYALIM DİYE...

Belki tekrar oluyor ama biraz balık hafızalı olduğumuz için geçmişten bugüne olup bitenleri zaman zaman hatırlamamızda fayda var.
...
ABD  2001 yılında cemaat ile anlaşarak, kafa kafaya verip bir isim belirlediler. Diğer siyasi partilere suikast düzenleyip, yeni siyasi oluşumun önünü açarak AKP'ye yol verdiler. ABD-CEMAAT-AKP işbirliği ile yeni kurulmuş olan Adalet ve Kalkınma Partisi siyaseten yaratılan dikensiz gül bahçesinde iktidara geldi, cemaat yapılanması ile de muktedir oldular.

http://www.internethaber.com/ali-bulac-sahidi-ak-parti-nasil-kuruldu-bombasi-749964h.htm
...
Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat kendi ifadesi ile eş başkanı olduğunu söylediği ABD'nin BOP projesine; muhtemelen mukavemet gösterecekleri kesin görülen ordu ve sivil halk mensubu milliyetçi, ulusalcı tüm kişi ve kurumlar hedef seçilerek Ergenekon, Balyoz, Casusluk davaları ismi altında açılan kumpas davaları ile zindanlara atılarak tasfiye edildiler.
...
Uzun süre AKP-Cemaat dayanışması ile süre giden iktidar ortaklığı; "En yetkilimiz hangimiz olacağız" kavgası ile çıkar çatışmasına dönüştü ve bu çatışma Türkiyeyi 15 Temmuz sürecine getirdi. Cemaati ve AKP'yi birbirine düşürmeyi başaran ABD'nin; böylece istediği zemin oluşunca, cemaat marifetiyle 15 Temmuz da Türkiyeyi teslim almak istediler ama ordunun %98 onurlu vatansever askerleri kışlalarından dışarı çıkmayıp, millet ile işbirliği yaparak buna fırsat vermemiştir.
...
Müslüman Türk milleti, 15 Temmuz da ABD emperyalizmine, ilk baştan itibaren içimizdeki hainlerin ''Buyurun'' demelerine rağmen geçit vermemiştir. İşte Müslüman Türk bunu yapabildi ancak diğer Müslümanlar bunu başaramadıkları için emperyalistler her Müslüman coğrafyasında kan dökmeye devam ediyorlar. Dolayısıyla demem o ki; fiili durumlar yaratarak, Türk milletine dayatılmak istenenler karşısında yukarıda izah etmeye çalıştığım gelişmeleri dikkate alınarak, kendi inisiyatifimizi belirleyip, geliştirebiliriz. Şunu hiç unutmayalım ki; Zekeriya Öz gibi bir hainin zamanında vatansever insanlara yaptıkları karşısında bizler aynen bugünkü gibi "Hayır, bu insanlara böyle muamele yapılamaz" dediğimizde bugün devletimizi yönetenler malum haine kurşun geçirmez araç tahsis edip, en itibarlı kişi ilan etmişlerdi. İlk önce aklımızın peşinden gitmeyi, sonra da ihtiyaç duyarsak güvendiklerimizin peşinden gitmeyi düşünelim ama asla isimleri ilahlaştırıp, onlara sadakat yemini yaparak tanrılık atfedip "Ne yaptıysa o yapmıştır, doğrusunu yapmıştır; amenna" dercesine teslim olmayalım.
...
Bunları, ülkemizin tek adamla yeni bir sürece girerken ve de ABD'nin BOP projesi dahilinde PYD'yi ağır silahlarla donatarak, yeni bir süreç başlatması arifesinde söylüyoruz ki; millet olarak uyanık olalım "İlahlaştırdıklarımızın" yaptıklarını takip edelim ki; bir daha kandırılmayalım.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

9 Mayıs 2017 Salı

TÜRK MİLLİYETÇİSİ ERMENİ; LEVON PANOS DABAĞYAN

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/levon-dabagyan-hayatini-kaybetti-163088h.htm
Bir Ermeni'den Türk Milliyetçisi Nasıl olur;Levon Panos Dabağyan
Türk milliyetçilerini yıllarca ırkçılıkla itham edip, suçlayanları mahcup eden,utandıran insandı; Levon Panos Dabağyan. Allah rahmet eylesin,toprağı bol olsun.
...
Türk Dünyası Araştırmaları Vakfında verdiği bir konferansda dinlemiştim. Kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayıp, rahmetli Başbuğ için heyecanla ''O benim de başbuğumdu'' demişti.
...
Bir defasında Ankara da Ermeni meselesi üzerine yapılan toplantıya zamanın hükümeti tarafından Ethen Mahcupyan'ın, Hırant Dink'in davet edildiğini ancak özellikle Ankara'ya meclise gidip, toplantıya katılma talebinde bulunmasına rağmen toplantıya alınmadığını, bunun da çok manidar olduğunu ifade etmişi.
...
''1915 olayları Rusların kendi topraklarındaki Ermenileri Anadolu'ya doğru göçe zorlayıp, kışkırtrak bilinen olayların meydana gelmesine vesile olmuşlardır. Benim Anadolu Ermenisi olarak devletimle bir problemim varsa devletimle oturur, sorunumu görüşüp, konuşabilirim, bundan kime ne. Özllikle Türkiye dışındaki Ermeniler Emperyalist devletlerin kışkırtmaları ile Devletimiz sürekli zor durumda bırakılmaya çalışılmıştır. Bu ülkenin vatandaşı olarak Başbuğumun daveti ile MHP'ye üye, sonra da milletvekili adayı olmuştum. Ermeniyim diye Türk milliyetçisi olmamı garipseyenlere diyorum ki; evet Türk miliiyetçisiyim ve Başbuğumun yolundayım'' diyerek heyacan ve duygu yüklü bir konuşma yapmıştı.


Herkes İdamı Masaya Getirmek İstiyor Ancak Bir Samimiyetsiz Mani Oluyor
Sayın Devlet Bahçeli'nin bugün ayaüstü basın karşısında idama dair "Gösterisi"ni; hayırcı, bağımsız, müstakil Türk milliyetçilerinin alternatif oluşturma ve geliştirme çabaları karşısında "zihinlere kılçık atmak" ve farkına vardıkları duygusal kopuşu durdurabilme çabası olarak görüyorum.
...
AKP ve MHP'nin referandum maddeleri üzerine yaptıkları görüşmeler öncesinde AKP'nin yapılmasını istedikleri anayasal değişiklikleri içeren maddeler 18 maddenin hayli üstündeydi. Ancak MHP'nin itirazları neticesinde 18 madde değişikliği üzerinde mutabık kaldılar. Peki şimdi sormak istiyorum MHP yönetimine; bir çok maddeye itiraz edip, kabul etmediniz, aferin size; peki niçin idamın geri gelmesini sağlayacak bir 19. maddeyi daha ilave ettirmediniz. Erdoğan idamı getirin masaya diyor; keza siz de. O halde samimi olmayan birisi var, lütfen açıklayınız; mani olan kim veya nedir?
...
Bütün bunları elbette soracağız, sorgulayacağız. Çünkü en azından kendi ailem adına söyleyeyim ki; ailece vebal altında olduğumuzu hissediyoruz. Vermiş olduğumuz oyumuzun özgül ağırlığının farkındayız. Oyumun değerini siz değil, ben belirlerim ancak. Aslında siz de biliyorsunuz; sıkıştığınız yerden yükselen feryatlarınızdan anlıyoruz.
...
Semih efendiyi o ahkam kestiği koltuğa oturtan da; kendisini ailece verdiğimiz güçten güç alarak bizi yokmuşuz gibi görmesini sağlayan da biziz. Dolayısyla, kimseye sözümüz yok; sadece emanetimizin peşindeyiz o kadar.


Atatürk'e Sahip Çıkamayanlar Türk Milliyetçiliğinden Bahsetmesinler; Dilleri Lal Olur
Atatürk ve ailesine günlerdir hakaret, iftira ve aşağılama ile saldırılıyor ancak hala Türk milliyetçiliğinin kurumsal kimliği konumunda olduğu "Sanılan" MHP'den çıt yok. İşte ben bu nedenle, daima yaşanan meselelerin sadece partiyi yönetme, genel başkanlık sorunu olmadığını; bunun paralelinde ideolojik hassasiyetin ığdış edilerek, tepkisizliğin alışkanlık haline getirilmesini, ideolojik sapmanın olduğunu dile getiriyorum.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/meral-aksenerden-ataturk-cikisi-163186h.htm
...
Yahu be kardeşim; referandum arifesinde adım adım muhalif isimleri takip edip, daha ne söyleyecekleri bile belli değilken salonları basıp, insanları taciz ederkenki hassasiyetinizi Atatürk'ü aşağılamak, itibarsızlaştırmak isteyenlere karşı niçin göstermiyorsunuz? Çünkü bu tepkiyi gösterenler gerekçelerini ideolojik inanmışlık ve adanmışlığa değil, iradelerini ipotek ettikleri birilerine sadakatlarını göstermek için yapıyorlar.



Altda B''lue Jean" pantolon, üstte "t-shirt"; özgürlüğün Simgesi Olarak Görüyorum. 
Hayatında bir defa olsun "Blue Jean" pantolon, üstüne de "t-shirt" giymeyi denemeyi dahi düşünmemiş insanlardan değişim beklemek beyhudedir. İsterseniz deneyiniz; yerinden bile kımıldatamazsınız. Yerinden kımıldatılamayacak en ağır yük; muhafazakarlıkla bezenmiş statükoculuktur. Böyle kişiden de kurumdan da kaçıp kurtulacaksınız. Ne gerek var ki; hayatınızı karartmasına müsaade etmeyeceksiniz.
...
Gelmişse şayet oğul verme zamanı; ya kuytu bir köşe veya sarılacak dal bulup, tutunacaksın ama kesinlikle bir daha arkana bakmayacaksın.


Düşün Yakamızdan Artık
Kardeşim siz bu insanları partiden ihraç etmediniz mi. Onların ne yapıp, ettiklerinden size ne ki. Daha ne diye muhatap alıp, onlar üzerinden mesaj gönderme derdine düşüp, güzel dilimizde kullanmadık sıfat bırakmadan, kafasını gözünü de yararak bir şeyler anlatmaya çalışıyorsunuz. Gidenler artık sizi ilgilendirmiyor, yapacaksanız bir şey; kalanlarınıza mukayyet olun.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

4 Mayıs 2017 Perşembe

SEN MANYAKMISIN OLUM

Sayın Devlet Bahçeli'ye soruyorlar; "Efendim gününüz nasıl geçiyor. Müzik dinler misiniz,film izler misiniz; klasik araba sevdanız var, biliyoruz..."
...
"Evet, klasik araba tutkunluğum var. Zaman zaman kendim kullanır, gezerim. Ferdi Bey'i beğenirim; dinlerim kendisini. İki tane dizi var, onları kaçırmam, izlerim...'' Bu arada Ferdi Tayfur da ısrar devam ediyor. 

...
Günlük yaşamında bu kadar muhafazakar ve aynı zamanda dingin olan birsinin sistem değişikliği gibi oldukça değişkenliğe ve hareketliliğe gebe yeni durumun mucidi olmasını psikologlar, sosyal bilimciler nasıl değerlendirirler; açıkçası merak ediyorum. Zaman zaman aklıma ''Haydi aslanım sen yaparsın, bir şey olursa sorumlusu benim'' gibi günlük yaşamda karşılaştığımız bir durum aklıma da gelmiyor değil. 
 ...
Doğrusu, daha önceden cep telefonu kullanmadığını yine seçimlerden seçime çıktığı bir TV programında öğrendiğimiz Sayın Bahçeli'nin; haftada (Son yıllarda bir dizinin en az 1.5 saat sürdüğünü düşünecek olursak) üç saat dizi izliyor olmasına imrendim; vakti bol bir emekli olarak da kıskandım doğrusu. Belki de Sayın Bahçeli ancak şimdi beni ikna edebildi; Türkiye de her şeyin yerinde ve güllük gülistanlık olduğuna(!) Demek ki söylediklerinden çok yaşantısı ikna ediciymiş(!) 
...
Vallahi, ya ben çok garip insanım ya da Sayın Bahçeli. Günümüz dünyasında; hele bir de yüksek riskler taşıyan bir süreçten geçen Türkiye'mizde bırakalım sıradan bir vatandaşı, devletin sisteminin değişmesinin tek tetikleyicisinin; cep telefonu kullanmayan, haftada üç saat dizi filim izleyen birisinin olmasını garipsediğimi; neyse, bilge kişiye laf söylenmez, şahsi tuhaflığıma, hatta manyaklığıma bağlıyorum(!) 
...
Sayın Bahçeli'nin günlük yaşantısını dikkate alınca kendime ne kadar haksızlık yaptığımı fark ettim. Ulan diyorum kendi kendime; tırışkadan emekli bir bankacısın ve aynı zamanda kuş konmaz kervan geçmez; Anadolu'nun ücra bir köyünün İstanbul'daki derneğinin yönetim kurulu üyesisin. Falanca dernekte şusun, busun...
...
Neyine ulan senin; her gece sabahlara kadar ülkemizde ne oluyor, ne bitiyor programlarını izlemeye. Neyine ulan senin, kişiliğine değer verdiğin insanın namusuna dil uzatanlarla savaşmaya. Neyine ulan senin, güce sığınmış üç beş alçağın, şerefsizin söyledikleri üzerinden ''Hayır o öyle değil, böyledir'' diye millete doğruyu anlatma gayreti. Neyine ulan senin, cep telefonuna haber sitelerini indirip, son dakika haberlerini almak. Neyine ulan senin, hemşerilerinin gece seni arayabileceğini, hastasının, sıkıntısının olabileceği düşüncesi ile sabaha kadar yatağımın başucunda ''Cep telefonu''nu açık tutmak ve neyine ulan senin; bu nedenlerle her telefon çalışında ayağa fırlayan hanımından ''Gene kim ölmüş'' fırçası yemek.
...
Çık Çamlıca'nın tepesine; zırt, pırt çalan telefonunun sık boğazını öldür. Bunca senedir iyi gitmeyen devlet,millet, parti meselelerinin hıncını aldığın hanımını al yanına; Boğaz'ın püfür püfür esen rüzgarına dön yüzünü; söyle, islenmiş kömür karası çaydanlıktan ince belli bardakta demli bir çay ve olabildiğince haykır ''İstifa ettim ulan bu memleketin her şeyinden'' diye. 
 ...
Olum sen manyak mısın be...
Adam devletin koskoca sistemini değiştiriyor ama aynı zamanda tespihini çekiyor, dizilerini izliyor, klasik arabalarını kullanıyor, cep telefonu kullanmıyor nedense...
Herkesin keyfi yerinde; sen manyakmısın olum.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

3 Mayıs 2017 Çarşamba

BAHÇELİ AKP HÜKUMETİNE KESİNLİKLE BAKAN VERMEZ

Bahçeli kendisini gölgeleyecek hiç bir ismin parlamasını istememiştir.
Bahçeli hiç bir zaman bakanlık falan istemez. Onun her zaman için en büyük korkusu; partili birisinin kamuoyunca tanınıp, popülaritesinin artması ile kendisine rakip olabileceği korkusudur.
...
Mesela, rahmetli Mehmet Gül'ün Ermeni ve Kıbrıs meselelerine dikkat çekmek üzere düzenlenen bayrak mitinglerine katılması; sözde Ermeni soykırımı iftirasının kabulüne dair İsviçre gibi ülkelere karşı protesto amaçlı düzenlenen etkinliklere katılması Devlet Bahçeli'yi daima rahatsız etmiştir. 

Yine Sinan Ogan'ın Hocalı katliamı ile ilgili Almanya da yapılan sergi ve konferansa katılmasını eleştirmiş; parti disiplinine aykırı bulmuş; üstelik  de zamanın genel başkan yardımcısı Yusuf Halacoğlu'nun haberi olduğu halde. Daha sonra şahsen Almanya da yaşayan bir dostuma bunun nedenini sorduğumda kendisi genel merkez ağzı ile ''Ama abi kendisini burada kaç tane otobüsle karşıladılar, bu değirmenin suyu nereden geliyor'' demişti. Ben de kendisine ''Ne yani Azerbaycan'ın, hatta tüm Türklerin milli bir davası olan bir konuda Azerbaycanlı petrol şirketi sahibi birisi için büyük bir masraf mı; karşılamış olamaz mı'' demiştim.
...
Yine Meral Hanım'ın 28 Şubat sürecinde dik duruşu, dikkat çekici adil meclis yönetimi ve bunun tüm toplum kesimlerinde yarattığı sempati. 
...
Yine MHP adına Ankara Belediye Başkanlığını neredeyse kesin olarak kazanacak olan Mansur Yavaş'ın allem edip, kullem edip MHP'den tasfiye edilmesi. Mesela bugün Anadolu'nun herhangi bir yerinde bir vatandaşa MHP'li olan üç isim söyleyin dense; inanın ki verecekleri üç isim de ihraç edilmiş isimlerden olacaktır. Dolayısıyla yeni dönemde bence de kesinlikle hükumette MHP'li bakan olmayacaktır. MHP de halihazırda görev yapıyor olup da kamuoyu tarafından tanınan bir isim bulamazsınız. Bahçeli'nin huyudur, öne çıkan ismi budar. Sormak isterim, Oktay Vural nerelerde.... 
...
Devlet Bahçeli hiç bir zaman Genel Başkanlık koltuğundan vaz geçmez, diğer yüksek koltuklara da talip olmaz; aynı zamanda MHP li hiç bir ismin de kendi kontrolünden çıkmasını istemez; dolayısıyla bakan olmasını da istemez.


Yeni sistemin mucitleri Meral Akşener'in siyasetten bir şekilde tasfiye edilmesini uygun gördüler
Yandaş gazeteci Nevzat Çiçek diyor ki; "Erdoğan ile Bahçeli arasındaki diyalog 7 Haziran sonrası Davutoğlu seçim Hükumetinin kurulması ile başlamıştır.
...
İşte "Meral Akşener kin ve nefreti"nin altında yatan gerçek neden, Meral Akşener'in Erdoğan-Bahçeli ikilisinin senaryosunu kurguladıkları Davutoğlu seçim hükumetinde bakanlık teklifini red etmiş olmasıdır. Bu durum Bahçeli'nin hiç de hoşuna gitmemişti. Bahçelil Akşener'in bu tavrını doğrudan kendisine rakip olacağı şeklinde yorumladı.
...
Dikkatinizi çekmek isterim; bu aşamada henüz 15 Temmuzu yaşamamıştık. Hatta tam o ara "Bazı MHP'liler Erdoğan ile görüşmeler yapmış" söylentisi karşısında, kimmiş bunlar dendiğinde Tuğrul Türkeş; "Sayın Bahçeli'ye sorun, o biliyor" demişti. Aslında Tuğrul Türkeş doğru olanı söylemişti. Nitekim Tuğrul Türkeş AKP'ye geçtikten üç beş gün sonra meclis sıralarında Tuğrul Türkeş ve Bahçeli'nin kafa kafaya vererek çok mutlu şekilde etrafa gülücükler dağıtan görüntülerine basında ve sosyal medyada hep beraber şahit olmuştuk.
...
Daha sonra 15 Temmuz önemli bir devlet adamımızın dediği gibi Allah'ın bir lütufu olduğu gibi aynı zamanda MHP Genel Başkanlığını kurtarmak için de yine Devlet Bahçeli için Allah'ın bir lütufu olmuştu(!)

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com 

GÜNDEME DAİR DEĞERLENDİRME

Türk Milliyetçileri Muhalif Hareketi; beraber yürümek zorundasınız; vebal altındasınız
Sayın Meral Akşener, Ümit Özdağ, Sinan Ogan, Koray Aydın ve diğer saygın isimler; ne yapıp, edip tek ses olmanız gerekiyor. Başlattığınız "İtiraz hareketi"nin kurumsal kimliğe kavuşmasına kadar, sizlere bağlanan ümitlerin akamete uğramaması için gerekirse eş başkanlığa bağlı bir süreci de göze almanız ile Türk tarihinde yaşanmakta olan bir kırılmayı salimen atlatabiliriz.
...
Aksi durumda yüklendiğiniz misyon gereği nefsi arzularınızın peşine takılmış olmanın vebali altında ezilir gidersiniz; bu da yetmez, bundan sonraki siyasi itiraz kültürüne kötü bir örnek olarak kalırsınız. Şunu özellikle bilmelisiniz ki; Türk milliyetçilerinin dile getirdiği hayır söyleminin önündeki onurlu isim tek bir kişi değil; tek tek önce sizlersiniz, sonra da bizleriz.
...
Birileriniz anaç, diğerleriniz babaç rolünüzü ortaya koyarak, beklentilerimizin gereğini yapmak zorundasınız. Sizler bizim önümüzde gittiğiniz sürece; güvenimizi, inancımızı oraya, buraya, şuraya peşkeş çekmediğiniz sürece sırtınızı dayayabileceğiniz dağ olmaya hazırız.
...
Lütfen hata yapmayınız. Başlattığınız hareket umulanı verdiği an ilelebet Türk gençliğinin ilham kaynağı ve aynı zamanda haksızlık, hukuksuzluk ve keyfiyete karşı isyanın sembol isimleri olacaksınız.


Tarafsız Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan; Seni çok özleyeceğiz(!)
Vay be, ne sürprizler yaşıyoruz değil mi?
Tüh be, işler ne de güzel; tıkır tıkır gidiyordu oysa ki. Allah'ı var; çok da tarafsızdı Sayın Cumhurbaşkanımız(!) O kadar hassastı ki; her davranışı, icraatı adeta bizlere Hz. Ömer'i hatırlatıyordu(!) Seçimler arifesinde ezkaza yanlış anlamalara meydan vermemek ve haksız rekabet kanaati oluşmaması için makam arabalarından inip, garajda bekleyen özel arabalarına binerdi(!)
....
Hele ki bir ara öyle bunalmıştı ki özel sohbetlerde içinden geldiği partisinin taraftarları adeta isyanlarını dile getiriyorlardı; "Seni bu makamlara biz taşıdık; bizlere bunu nasıl yaparsın'' diyerek, kendisinden iltimas bekliyorlardı(!) Oysa İslam ahlakı iliklerine kadar işlemiş, günlük yaşantısını da bunun üzerine dizayn edip, sürdürüyordu(!)
...
Sahip olduğu kamu otoritesi gereği millete dağıttığı hizmetler sırasında sanki Hz. Ömer elinde keskin kılıcı ile karşısına dikilip kendisini gözetliyordu(!) İşte bu psikolojik halini; içinden çıkıp geldiği partisinin mensuplarına anlatamamanın sıkıntısını yaşıyordu her defasında(!) Bir tarafta kendilerine çok şey borçlu olduğu partisinin mensupları; diğer tarafta eşit dağıtılması gereken hak, hukuk, adalet(!) Oysa ki en ufak bir iltimas karşısında Allah'ın huzurunda nasıl hesap verebilirdi ki(!) Hatta bir ara bu konuda taraftarlarını bilgilendirmek, öfkelerini yatıştırmak için bir ilahiyatçıya talimat vererek, görevlendirmişti(!) O ilahiyatçı da ''Sen koskoca bir devleti yönetiyorsun; devletin bekası için sana öfkesini ifade eden taraftarlarına iltimas geçebilirsin'' diye fetva verince doğrusu çok rahatlamıştı(!)
...
Artık Sayın Cumhurbaşkanımız çok rahat edecek bundan böyle. Çünkü tüm milleti kucaklayabilme ve tarafsız gözükme adına kendisini çok yıpratıyor, telef oluyordu(!) Bu hassasiyeti nedeniyle de partisinden hayli uzak kaldı. Artık hasret bitti. Sayın Cumhurbaşkanı yüce Türk milletinin ''Kahır ekseriyetinin'' kabul ettiği anayasadan aldığı yetki ve güç ile partisine döndü(!) Bu hasretin bitmesinin yarattığı mutluluğun yansımaları uzun süre kutlamalarla devam edeceğe benziyor. Yalnız, bu arada Melih Gökçek'e söylesinler; yanlış saat kurup, gündüz ışığında havai fişek gösterisi yapmasınlar, gece karanlığını beklesinler. 

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

29 Nisan 2017 Cumartesi

UMRE DE CEMAATLERİN KAVGASI

Türkiye de bizim gibileri yetersiz görüp, her vesile ile hidayete davet eden cemaatler Umre de kavga edip, birbirlerinin kafalarını, gözlerini dağıtmışlar. Elleriniz dert görmesin; ne diyeyim. 
...
Ne güzel, tatbiki güzel sanatlar akademisine gider gibi.... 
Şimdi orada tatbiki şeriat uygulamasına maruz kalacaksınız. Sizler için ne büyük şans değil mi; gökte ararken yerde bulduğunuz bir imkan; şeriat stajı. 
Tabi ne demişler; tabiat boşluk tanımaz; Avrupa dan çekiliyorsak, gireceğimiz bir yer olmalı; neresi; Ortadoğu. Demek klasik Ortadoğu ülkesi olmak için bir yerden başlamak lazım. Aslında emarelerini çok öncesinden beridir görüyoruz ama en büyük eksiklik dini cemaatler arası çatışmaydı. Böylece bu eksiğimizi de Umre de tamamlanmış olduk.
 ...
Cemaatler arası çıkar çatışmasından kaynaklanan rant paylaşımı ve buna bağlı cemaat kavgası. Bizde bir söz vardır; bir şey sık yapılır hale gelince "Su yolu oldu" derler. Şimdi de Umre ziyaretleri su yolu oldu sanki. Para yok, torun üniversiteye gidecek ama muhterem Umre seyahatinde. Özellikle hükümetin teşviki ile cemaatlerin kurmuş oldukları tur şirketleri ile geniş bir sektör oluşturuldu.
...
Diğer bir önemli husus; giden Türk insanı gönüllü asilime olup, adeta Araplaşarak geliyorlar. Anadolu kadınını; renk cümbüşü entarilerinin, fistanlarının içinden çıkarıp, Arapların tek parçalı "Ferace" denen elbisenin içine tıkadılar. Bu tarz, Arapların milli giyimleri olabilir; ayıplamıyorum, kınamıyorum da; ancak kardeşim insan bu kadar da her gördüğüne yapışmaz ki. Aslında bunun temel kaynağı İslam'ı ilim ile değil, şekil ile takip etmenin alışkanlık haline gelmiş olmasıdır.
...
Yine dikkat çekmek istediğim diğer bir husus; devletin her kademesine sızmış fetö unsurları ayıklandıkça; oy kaygısı veya arka bahçe oluşturma düşüncesi ile diğer cemaatlere sağlanan imkanlar dahilinde; bu cemaatlerinde menfaat çatışması ile birbirlerine karşı kurgulayabilecekleri muhtemel kumpaslar. Allah korusun bu milletin de, devletin de tekrar kandırılmayı kaldıracak mecali kalmamıştır. Yine bir ilahiyatçının belirttiği gibi ''Fethullah Gülen cemaati bunların kravatlısı olup, bunları yaptıklarına göre; kravatsız olanları neler yapmaz ki; dolayısıyla diğer cemaatlere de çok dikkat etmek lazım''
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

LİDERİN DEĞİL ÜLKÜCÜ İRADENİN DAYATMASI

Meşru Olmayan Lider Dayatmasına Hayır Dedik
Siyasi tarihimizde çok partiler ve liderleri gelip geçti. Ve bu partilere, liderlerine inanmışlık, adanmışlık uğruna çok bedeller ödendi.
...
Ancak son bir yıl süresince yaşananlar bakımından siyasi tarihe; önemine binaen not düşülecek olan duruşu sergileyen ''Ülkücü Hareket''in mensubu olmanın onurunu yaşadım, yaşıyorum.
...
Liderin dayatması, devletin tehdidine rağmen doğru bildiğimizi yaptık, ''Hayır'' dedik. Sadakatımızı şahsi emelleri için siyasi ranta devşirmek isteyenlere haddini bildirdik, hayır dedik. Tüm ülküdaşlarımı tebrik ediyorum.

Çocuklarımla oy kullanmaya giderken ilk defa onlara ''Sakın ha yanlış yapmayın'' deme ihtiyacı duymadım; zira ailece ''Hayır'' demek için can atıyorduk. Hayatımda bu kadar istediğim oyu kullanmanın hazzını yaşamamıştım. O kadar özen gösterdim ki; bir balığı kılçığından ayırırcasına; özen ve itina ile bereket simgesi toprak rengine, mührü bastım
...
Evet, belki kazanamadık ama nasıl olsa er veya geç ''Matbaa Türkiye'ye gelecek, biliyorum'' öyle değil mi?
...
Lütfen not düşünüz; belki de siyasi tarihimizde ilk defa bir siyasi partinin seçmeni partisnin aldığı karara uymadı. Biz ülkücüyüz, işimizi yarım bırakmayız.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türkiyeyi yeniden takibe aldı
Telefonum ısrarla çalıyor. Arkadaşım "Sizin mahallede polis operasyon yapmış, seninle ilgili bir sıkıntı var mı" diyor.
...
Arkadaşımın zihninde oluşmasına neden olduğum bu algının gerekçesi olarak hem partim içi, hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükumete karşı olan muhalif oluşumdur diyebilirim. 
...
Anamın ak sütü gibi hak ve helal gördüğüm doğruları; her türlü bedelini ödemeye hazır olup, söylemeye de devam edeceğim. 
...
Burada esas vurgulamak istediğim; Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin Türkiye ile ilgili almış olduğu karara gösterilen tepkinin benim muhalifliğime gösterilen tepki gibi olduğudur.
...
Yahu el insaf be; OHAL şartlarında; doksan küsur yıllık sistem değişikliğine gidiyorsun; sırtına taş yükleyip de, haydi yarışalım dediğin ve şartlarını kendin belirleyip, sonucunu da adeta kendin ilan ettiğin bir yarış düzenliyorsun ve sonra da izleyenlerin (AKPM) bu olup, bitenlere kör veya şaşı mı bakmasını bekliyorsun. Bir siyasi partinin parti içi demokrasi yarışına; devletin her türlü gücünü, yargısı da dahil olmak üzere kullanarak müdahale ediyorsun. Bu manada işlenmedik ayıp mı kaldı Allah aşkına.
...
Bu ülkenin sade bir vatandaşı olarak arkadaşımın benim için gözlemlerini, kaygılarını aynen AKPM de gözlemliyor, kaygılanıyor; aynen Refah Partisinin kapatılması durumunda Türkiye de demokrasinin yara alacağını dile getirmiş olduklarında olduğu gibi. Zira biz de; belirlenmiş, karşılığında söz verilmiş yükümlülükler dahilinde bu ailenin parçası olmayı kabul edip; Ankara da Avrupa kriterleri için saat kurup, geceyi bekleme sabrını dahi göstermeden gündüz ışığında havai fişek gösterisi ile kutlamıştık. Öyle değil mi?
...
Bu arada CHP'nin; Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin almış olduğu kararı; belli ki Erdoğan, Bahçeli ve Hükumetin hışmından korunmak için olsa gerek ''AKPM'nin gözlemleri Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlara göre, maalesef bizim de tespitimiz olan gerçekler ile örtüşüyor'' diyemediğini fark ediyoruz. CHP'nin bunu ifade edemeyişinin belli olan nedenleri bile AKPM için yeterli bir veri değil midir?
Batı'nın Türkler ile ilgili bir şark meselesinin olduğunu; daha yakın tarihte Bosna Hersek de yaşanan katliamların müsebbibi olduklarını; Orta Doğun'nun kan gölüne dönmesinin mimarı olduklarını; bütün bu gerçekleri biliyorum ama AKPM'nin, Türkiye'nin içinde bulunduğu şartları dikkate alarak almış olduğu kararların gerekçelerinin de doğru olduğunu görüyorum.
...
CHP dile getirmeyince biz getirelim dedik.