18 Ağustos 2016 Perşembe

SEN BİZİ AZADLIK KABUL ETMEZ KÖLELERİN Mİ SANDIN

Yenikapıda demokrasi, milli birlik ve bütünlük adına ahkam keseceksin; sonra seni bulunduğun makamlara taşıyan insanların aynen bir zamanlar senin için yaptıkları gibi bir başkası yanında iradelerini ortaya koymalarına tahammül edemeyeceksin; adeta kin ve nefret kusarcasına; bir telaş içinde akibetine tedbir almaya yönelik ''Tedbirli ihraç'' sürecini başlatacaksın. ''Paralel'' iftirası tutmayınca son çareniz bu mu olacaktı. "Madem içeriye tıkatamadık, o zaman biz gereğini yaparız" der gibisiniz.
...
Demokrasi, milli birlik ve bütünlük adına sürekli inanmadıklarınla amel ediyorsun; samimi değilsin; İnansan sonuçlarına da katlanmaya yüreğin yeter ama inanmıyorsun ki. Demokrasi; hele ki seçim, senin en büyük kabusun ama bu korkuyla daha ne kadar yaşayacaksın ki.
...
Acelen nedir; neyi kimden kaçırma telaşındasın. Bizler "Kongreniz ne oldu" suallerine; "Şimdi derdimiz bu değil ki; derdimiz ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntıyı salimen atlatmaktır" derken; sen öne fırlayıp puan mı kapmak derdindesin. Bu son hamlen bizi birbirimizin yüzüne bakamaz hale getirmek midir. İşte bunu başaramayacaksın muhterem.
...
Bir belgesel izlemiştim. Tarla faresi bir seferde çok yavru doğuruyor ancak bir süre geçtikten sonra karnı acıktığında ilk önce en zayıf yavrusunu yiyerek açlığını gideriyor.
Bilmem, anlatabildim mi?
...
Galiba sen bizi; irademizi sana ipotek ettirip, sadakat nikahı kıyan, azat kabul etmez kölelerin olarak görüyorsun ama Cüneyt Öztürk kardeşimin dediği gibi seninle olmak, sana katlanmak zorundamıyız; hiç de değil.
Mehmet Soral

14 Ağustos 2016 Pazar

MHP GENEL BAŞKAN ADAYLARI SİZLERDEN NET TAVIR BEKLİYORUZ

Meral Akşener hariç diğer MHP Genel Başkan adayları; 
Meral Hanım'a yani ülküdaşımıza oradan, buradan şuradan; gücün arkasına saklanarak ipten, kazıktan kopmuş itlerin oluşturdukları algı lincine karşı hala net tavrınızı göremedik. Bu sessiliğinizi öfke ve kininize mi bağlayalım; ne diyelim söyleyin lütfen; adını ne koyalım. 

...
Sizlerin bildiği, bizlerin bilmediğimiz bir durum, hal ve bilgiye sahipseniz ve de bunu açıklamaktan imtina ediyorsanız bilesiniz ki vebal altındasınız. Ha, hiç bir durum sözkonusu değilse o zaman delikanlıca kalkın bu algı lincine karşı bir duruş ortaya koyun veya siz de lince katılın, ne diyecekseniz deyin. Bu ketumluğunuz devam ettiği sürece inandırıcılığınız azalacak, güven kaybına uğrayacaksınız.
...
Bilesiniz ki bu hareketin en azından kanaat önderleri olarak sizler; yaşanan olaylar,  hal ve durumlar karşında fikirlerinizi, düşüncelerinizi açıklamanız sizlere atfedilen değer gereği göreviniz, bizlerin de öğrenmemiz en doğal hakkımız. Eğer bunu beceremiyecek kadar ; söyleyeceğiniz sözler, yapacağınız açıklamalar için risksiz bir ortam, dikensiz gül bahçesi beklentisi içinde ehlikeyif haliniz devam edecekse; çekilin önümüzden yüreği yeten gelsin.

Mehmet Soral@hotmail.com
soralmehmet

13 Ağustos 2016 Cumartesi

İTİRAFLARINA İLTİFAT BEKLEYEN YÜZSÜZLER

Değerli dostlar,
Sizlere bir önerim olacak; itirafcı adı altında adeta dönüşümlü olarak her birisi her akşam bir başka TV'ye çıkan insan müsvettesi mahlukları TV'ler de gördüğünüz an lütfen izlemeyin, kanalı değiştiriniz. Hatta mümkünse sözkonusu TV kanalını arayarak protestomuzu iletelim.
....
Eğer bu adamları illaki izlememiz isteniyorsa mahkemelerde yargılanırken izlemek isteriz. Bu aşağılık, yeni türeyen itirafcı güruh adeta milli kahraman pozlarına bürünerek geçmişlerini detaylı bir şekilde anlatarak sanki millete üstün hizmet sunuyorlar. 

Bu alçakların Gazi Meclis'i bombalayan, halkın üzerine kurşun yağdıran ve insanımızın üzerinden tanklar yürüten; ezen, parçalayan zihniyetin bu hallere gelmesinde emelleri ve emekleri yokmuş gibi konuşmaları şahsen benim kanıma dokunuyor. İtiraflarını bir lütufmuş gibi sunmaları ve nerdeyse bizlerden alkış beklemek gibi yüzsüzlüklerini daha ne kadar izlemeye devam edeceğiz.
...
Bu insanlara artık ekranlar kapatılsın, mahkemeler açılsın. İtiraflarının kabahatlerinin kefaretine sayılmasını kabul edemeyiz. Hele bir de demiyorlar mı; "Sanıyordum, tahmin ediyordum, ben almadım ama alındığını biliyordum, yoktum ama olanları biliyordum, falancanın filanca ile görüştüğünü tahmin ediyordum ama görmedim" gibi insanları zan altında bırakan kasti isnatlarda bulunarak hem kamuoyunu yanıltıyorlar hem de kendilerini mümkün olduğunca masum göstermeye çalışıyorlar; bu arada zan altında bıraktıkları insanlar da işin cabası. Alçak adam "Falancanın acısı vardı; acısını fırsat bilip onu kafaya aldık, bağış yapmasını sağladık"derken aynı zamanda utanmadan ihbardada bulunarak sanki "Devlete üstün hizmet" de bulunuyordu.
...
Elbette konuşşunlar, itiraflarını dile getirsinler ama bunu tutuklu halde ve mahkeme huzurunda yapsınlar. Kesinlikle masum değiller; yedikleri haltın bedelini başta şehitlerimiz olmak üzere millet olarak ödedik. Müsebbibi oldukları yıkımın enkazını kaldırmak için belki de uzun yıllarımızı heba edeceğiz. Onların malum yapılanmadan kopmaları; devletin ve milletin bekasını düşündükleri için mi; kesinlikle hayır. Bunu fark edebilmeleri için kırk yıl mı geçmesi gerekiyordu; elbette hayır.
...
Evet itirafcı denen hainleri artık TV'lerde izlemeye son veriyoruz; onları mahkemelerin huzuruna havale ediyoruz.
İtiraflarına iltifat bekleyen yüzsüzler...
Mehmet Soral

soralmehmet@gotmail.com

9 Ağustos 2016 Salı

OZANIMIZ "SANA SÖVMENİN SEVABI VAR" DEMİŞ

Di gelde sövme; Ozan Arif üstadımız "Sana sövmenin bizim itikatımızca sevabı var" demiş. Ne de güzel söylemiş.
...
2012 yılına; yani milad olarak kabul edilen 17/25 Aralık'ın az öncesine kadar (Açıkgöz ya; kendisini af kapsamına alıyor) ayda 3.500.- TL maaş alıyormuşsun ve yine diyorsun ki; her kesim iş dünyasi, siyasi partiler, spor camiası, inanç ve meşrep grupları ile diyaloğa geçerek, tabiri caizse onları kafaya alarak cemaate kazandırmaya çalıştık.
....
Bugün müsebbibi oldugunuz alçaklığın dizaynında en sorumlularından birisi olacaksın; gün gelecek kırk yıldır bir yerlere getirdiğiniz hain ve alçakca yapılanmanın daha sonra nereye, ne şekilde evrileceğinizi bildiğinizden olsa gerek son anda "Ben tirenden zaten inmiştim" diyerek paçayı kurtaracaksın. Her şey bu kadar basit mi? Devlet senin bu numaranı yutacaksa yuh olsun derim ama sanmıyorum. Şemdin Sakık da bir çok şeyleri itiraf etti ama cezasını çekmeye devam ediyor, edecek de.
....
Yıllar önce elinizde çanta piyasaya "Akıl söğüşlemeye" çıkıp, kapı kapı dolaşırken; Milleti Allah, Kuran, namaz, niyaz ile kandırmanın revaçta olduğu yıllarda; her kapıda yal arayan itler gibi Meral Akşener'in de makamına gidip birşeyler istemiş olmalısınız ki; bugün çıktığın TV'te "Meral Akşener'in falanca ile muhabbetini bilirim" diyorsun. Senin muhabbet dediğin şey belli ki menfaat için yaltaklanma seansları. Dolaştığın kapıları değil, yediğin yaldan haber versene. Kimlerden ne menfaat sağladığınızı anlatıyorsun; hiç olmazsa şahit olduğun muhabbeten sağlanan menfaat nedir; sen ondan haber versene.
...
Anlaşılan her kapıya gitmişsiniz; birilerini kandırıp, şöğüşlemişsiniz; bir kısmını ise kandıramamışsınız.
....
Kırk yıl aşağılık olacaksın, son beş yılda pirüpak olacaksın öyle mi? Hala takiye yapmadığın ne malum; Utanmaz adam!..

Türkiye'nin içinde bulunduğu konjuktürü şark kurnazlığı ile fırsata çevirerek, geçmişte kapısında yal dilendiğiniz insanları; kalleş yapılanmaının inşasına katkı sağlayan üç beş hainden birisi olarak kendinizden daha suçlu gösterme, bundan yararlanmak isteyen leş kargalarına da alan açma, bahane üterme gayretinizi ve tekaşlınızı çok iyi anlıyoruz. Sizler için "Bunlar içki sofralarında alem de yaparlar ama kendilerini belki etmezler" denmiyor mu? Bence sende bu karekterterde birisisin ve icraatına devam ediyorsun.
....
Gerek devletin, gerekse TV'erin bu tip adamlara itibar edip, geçmişte namusu ve seferi ile hizmet etmiş insanları somut delillere dayanmadan zan altında bırakmalarına fırsat vermemelidirler.
...
Kuş beyinli ahmak; gezdiğin kapıyı değil, yediğin yalı anlat. Meral Hanım size ne menfaat sağladı. Zamanında bir siyasetçi için "Gülen" ile görüşememiş olmanın eksiklik olarak değerlendirildiği günlerde Meral Hanım'ın Bakanlık makamına gitmişsiniz; belli ki bir şey de koparamamışsınız; kandıramamışsınız yani.
Yoksa senin kuyuk acın o yıllara mı dayanıyor.
Mehmet Soral

7 Ağustos 2016 Pazar

SEN KAPININ ÖNÜNÜ TEMİZLE Kİ; KOKUNUN NEREDEN GELDİĞİ ANLAŞILSIN

Sahtekarlar, munafıklar Meral Akşener üzerine yazdığınız tüm senaryolar boşa çıkıyor. En sonunda itirafcı denen; kimi ne zaman satacakları belli olmayan; onu, bunu, şunu sata sata bugünlere gelmiş; Fetö denen hain yapılanmada en büyük katkısı olan; bugün de iktidara yaranmanın en çok pirim yaptığı bir dönemde; koskoca içisleri Bakanlığından Meral Hanım adına gönderildiği iddia edilen tarihsiz, giden evrak kayıt numarası olmayan bir mektubun resmi ve hukuki hiç bir hükmünün olamayacağını bile bile yine algı linci ile millete yutturmaya çalışan gafiller; yaptığınız bütün bu kalleşlikler Meral Hanım'ın ismi etrafında Türk milliyetçilerinin daha da kenetlenmesini sağlıyorsunuz. Devam edin; iyi geliyor.
....
Tarihli, giden evrak numaralı mektubu getirip koyun milletin önüne mesele sizin açınızdan da, bizim açımızdan da biter.
...
Ulan dangalak (sözüm muhatabına) içisleri Bakanı olmasını sağlayan adama sadece bir mektupla teşekkür etmeyi yeterli görecek kadar kifayetsiz insan hangi çapı ile Bakan olacaktır; hele ki Meral Hanım'ın kişiliğine hiç oturmaz. Hem çok nazik bir hanımefendi biokaar da delikanlıdır. Bişekilde teşekkür edecekse bunu bizzat muhatabına giderek yapar. Yine böyle bir mektubun yazılmasından hükümet adına zamanın başbakanının rahatsız olacağı, en azından nezaketsizlik olarak kabul edileceği aşikar değil mi.
....
Ey Aktroller şu anda sizden olup da; liderinize, partinize ve ülkemize ihanet eden; konjuktür gereği gündüz yalakalık yapıp dikkatleri üzerlerinden uzaklaştıtan geceleri de karılarının koynunda saklanan serefsizlerle meşgul olup, onları deşifre etseniz daha iyi olur. Mesela daha düne kadar Türk Bayrağı'nın altına azınlıkları temsil eden şeritler çekilsin diyen ancak bugün yaptığı TV programında masasına Türk Bayrağı asan "Hatun kişi'nin samimiyetini sorgulayıp, şimdi de onlar tarafından kandırılıp, kandırılmadığınızı takip eysenize.
....
İlk önce kapınızdaki çöpü temizleyin ki; gerçek kokunun nereden geldiğini fark edebilesiniz.
...
Artık algılara teslim olarak düşünmeyip, Allah"ın bahşettiği en güzel niğmet olan aklınıza "Danışarak" düşünün ve karar verin lütfen.
...
Şimdi düşündükçe anlıyorsunuz değil mi; iki ayyaş ile alnı secde gördüğünü sandığınız iki kalleş arasındaki farkı.
Mehmet Soral


6 Ağustos 2016 Cumartesi

NE İSTEDİLERSE ALMIŞLAR

Cemaat/Fetö, sadece AKP değil, DSP dahil kimlerden ne istedilerse almışlar. Kandırılan sadece Erdoğan ve AKP cenahı değil, tüm kesimler.
...
Şunu kendimce itiraf edeyim ki, başarısız darbenin Erdoğan'ın "Tek hakim ve yönlendirici" olduğu ve de siyasal İslamcı, muhafazaker anlayışın yönetimde olduğu zamana denk gelmesi belki devlet ve millet olarak ayrı bir şansımız. Diğer mevcut liderlerin böyle bir krizi bu denli başarılı savuşturacaklarını sanmıyorum. HDP eşbaşkanları ve Erdoğan dışında siyasi risklere talip olan lider göremiyorum. Olursa da olur; olmasa da olur düşüncesindeler.
....
O kadar olumsuzluklar yaşıyoruz ki; artık yaşadığımız kötülüklerden "Hayır" çıkarmaya çalışıyorum. Mesela Recep Tayyip Erdoğan artık siyasal görüşü dahil tüm yaşam felsefesini baştan sona revize edeceğini düşünüyorum. Özellikle siyasal İslamcı anlayışın yıllarca mücadelesini verip, sonra da bu anlayışın cellatları tarafından kendisi için darağacı hazırlanmış olması elbette insanın tüylerini diken diken eder. Erdoğan bütün bunların tek tek değerlendirmesini yapacaktır şüphesiz. Kendisini yanlızlığa iten en yakınlarının ihanetini görmüşken; bunlara karşılık gerek Ordu da gerekse sivil hayatta milliyetçi, ulusalcı, Atatürkçü, sosyal demokrat veya Kemalist diye ötelediği insanların devlete hatta kendisine nasıl sahiplendiklerine şahit oldu.
...
Anlaşılan her siyasal görüş, kişisel duruşlar yaşadığımız malum musibet nedeniyle kendini revize edecektir.
Mehmet Soral

BİR MELİH GÖKÇEK KLASİĞİ

Beyaz TV'de Melih Gökcek diyor ki; "Darbe sabahı Meral Akşener'in evinin yanındaki polis kulübesinin önünde yakılan kağıtlar neydi; açıklama bekliyoruz"
....
Mahalleli olarak söyleyeyim mi?
Meral Hanım'ın evinin yanında mezarlık var. Mezarlıktaki selvi ağaçlarına musallat olan bir tür sinek mahalleyi istila etmiş. Ankara'dan çok "Özel" birisi tarafından gönderilen yine çok özel bir ekip sineklere tütsü yaparak onları savmışlar ve mahalleli de böylece derin bir nefes almış. Meral Hanım'ın selvi ağaçlarına musallat olan sineklerle ilgili herhangi bir bağlantısı yoktur.
Bilginize.
Mehmet Soral

ÖFKENİN GİRDABINA KAPILMAK

Numan Kurtulmuş Bey Feto için "Dinler arası diyalog denen sapkın bir inançları var" diyor.
...
Evet, biz ülkücüler bu tesbiti sizden çok çok önce yapmıştık. Yine Türk milliyetçisi, ilahiyatcı Prof. Yümni Sezen bu saçmalığa reddiye amaçlı bir kitap yazmıştı. Cübbeli Ahmet Hoca "Dinler arası diyalog olamaz" dedi, hapse tıkandı. Yümni Hoca tedirginlikten kitabını tekrar bastıramadı; zira çok aradım bulamadım.
....
İktidar hariç diğer kesimler üzerinde cemaatin "Yaramaz" olduğu şeklinde genel kanaat vardı ama sadece sizlere anlatamadık. Ancak bu milletin dini bütün insanlar olarak gördükleri sizler; başka amaçlarla kandırılmayı yani 2010 yılını beklemeden bu sapkın inancın ilk telefuz edildiği zaman da iktidardaydınız ve 17/25 Aralık öncesiyd; keşke anında itirazınızı dile getirseydiniz.
...
"Dinler arası diyalog"a İslami-İmani nedenlerle zamanında itiraz edilebilseydi kesinlike bugünkü kalkışma gücüne erişemezlerdi. Bunu niçin ifade ettim; çünkü refleksleriniz iddialarınızla(Siyasal islam) uyumlu değil. İtiraz yönünde refleks gösterebilseydiniz "Paralel yapı" çok daha önce deşifre olacaktı.
...
Sayın Cumhurbaşkanı bugün "Olağanüstü Din Şurası"ın da malum hain ve alçak yapılanmaya zamanında inanmış, onlara güvenmiş olmaktan dolayı "Rabbim de milletim de bizi affetsin" diyerek; aslında bir itirafla beraber bundan sonra cemaatlere yeni bakışının, mesafesinin ne olacağı; "Lâik, antilaik" kutuplaşmasına karşı tavrının ne olabileceğini kestirebiliyoruz. Şahsen bunca yaşanmışlıklardan sonra temennim; insanların daha dindar, sistemin daha lâik olmasına özen gösteren bir yönetim anlayışı hakim olmasıdır. Bunun böyle olması gerektiğine yaşadığımız malum süreç kanıttır.
...
Dolayısıyla yaşanan olaylar, hal ve durumlar karşında; müslüman müslüman gibi, milliyetçi milliyetçi gibi; hümanist hümanist gibi hatta vicdanlı insan gibi davranmayıp; şahsımızın, partimizin, dünya görüşümüzün çıkarı doğrultusunda hareket edersek kişisel ve toplumsal travmalar yaşamamız kaçınılmazdır.
..
Bu manada darbeden elde edebileceğimiz en büyük kazanım; maliyeti yüksek olsa da; siyaset-dini cemaat hatta etnik kimlikler ilişkisi üzerinden güç devşirmek kısa vadede menfaat sağlasa da; uzun vadede kontrolden çıkan gücün dönüp menfaatperestleri sokan bir yılan olabileceğidir.
...
Artık seçim arifelerinde şu cemaat falanca partiyi destekliyor gibi haberleri basında duymayacağız; zira hiç bir parti böyle bir görüntüyü vermeye cesaret edemeyecek; çünkü ederse zaman gelip o cemaatin esareti altına girebileceği tehditini bileceklerdir.
...
Fetö'ye duyulan öfkenin girdabına kapılarak Türk Ordusu'nun Metehan'dan buyana gelen hiyerarşik düzeni bozuluyor; lütfen bu hatadan dönülmeli ve fetö yüzünden tekrar bir hatanın daha yapılmasına fırsat verilmesin.
Mehmet Soral

ORDUYA DARBE GİRİŞİMİ

Ben MHPl'liyim; ideallerim ve ülküm doğrultusunda taleplerimi partime iletmek ve gerektiğinde uyarmak en doğal hakkım. Çünkü bu partide sadece yönetenlerin değil hepimizin alın teri, emeğimiz ve göz nurumuz var. Partiyi keyfiliklere terk edersek ve susarsak; bunun da Allah'a hesabını vermek gibi bir sorumluluğumuzun olduğunu biliriz. 
...
Özellikle dün akşam CNN Türk'de eski Genel Kurmay Başkanını dinledikten sonra; Türk Ordusu üzerinde yapılan yeni düzenlemelerin vehametini daha iyi anladım. Sayın Devlet Bahçeli hala hükümet tarafından yapılmak istenen değişikliklere tepki göstermiş değil. Fark ediyorum ki aklı başında her Türk milliyetçisi olup bitenlere razı değil. MHP'nin varlık nedeni diğer hükümetlerin yapmak istediklerini gerçekleştirmekte koltuk değneģi olmak değildir. Özellikle Türk Ordusu üzerinde yapılmak isenen "Iğdış" etme operasyonuna her Türk milliyetçisinin ve özellikle de MHP'nin engel olması varlık nedenimizdir.
...
Türk ordusuna "Güven" degil, "Güvensizlik" esas alınmış. Sanki geleneksel ordumuzun varlığı hep hükümetlere darbe yapmak içinmiş de; hükümet bunu sona erdirmek istiyor ancak bunu yaparken de gerçek düşmanla savaşabilecek; emir komuta zaafiyeti olan, motivasyon eksiklikleri ile donatılmış bir ordunun inşasına neden oluyorlar.
...
Milli Savunma Bakanı Genelkurmay Başkanının haberi olmadan orduya her türlü şekilde emir verebilecek konumda.
....
Asker yetiştiren kurumların durmu ise bir felaket. Dünyanın her ülkesinde ordulardaki en belirgin şey kesinlikle emir komuta bütünlüğü ve askeri eğitimlerde ihtisasın baz alınmasıdır. Müthiş bir yetki karmaşası var. Askerî hastahaneler aynı zamanda savaş şartlarında nasıl hizmet verildiği üzerine de eğitim verip, varlığını sürdürürler ama şimdi kaldırılıyor, mevcutlar da Sağlık Bakanlığına bağlanıyor.
...
Ve sonuç itibariyle her zamanki gibi "Siyaset Kurumu" bu millete yaşattıkları olumsuzlukların nedeni olarak kendini değil bizatihi yine kurumları görüp, onların genleri ile oynayarak yeni bir probleme zemin hazırlıyorlar.
...
İlker Başbuğ siyaset kurumuna diyor ki; "Ulan (bu ifade bana ait) bir gencin fikri yapısı lise yıllarında oluşuyor ve bu çocuklar liseden çıkıp, sınavla harp okuluna geliyorlar. Bu gençlerin oluşan fikri yapılarına müdehale etmek artık mümkün olmayabiliyor. Sen milli eğitim bakanlığı olarak bu çocukları niçin cemaate kaptırdın. Senin yetersiz denetimin, oy kaygısı ile göz yumman sonucu malum şekilde sızmalar oluyor. Milli eğitim Türk Ordusu'na bağlı olsaydı biz bu sızmalara fırsat vermedik"
Aslında Başbuğ Paşa mealen bunu söylemiş oldu. Bu arada diğer Genel Kurmay Başkanlarının ketumluluklarını anlamak mümkün değil. Hele ki şu Özkök Paşayı çok merak ediyorum. Orduyu ığdış etme, sur da ilk gedik açma onun zamanında oldu.
...
Not:Bahçeli'nin bugünkü(2.8.2016) salı konuşması yukarıdaki görüşlerimi değiştirmemiştir; zira atı alan Üsküdar'ı geçince sonradan söylenenlerin hiç bir hükmü olamaz.
Mehmet Soral

DARBEDEN KAÇMAK, SELDEN KÜTÜK KAPMAK

Şu anda devam etmekte olan OHAL şartlarında yapılan sorgulama ve tutuklamaları dikkate aldığımızda; Fetö ile 10 sene yatak yorgan olan siyasi parti mensupları için ve yine aynı siyasi partinin en yetkilisinin itirafı olan "Ankara'yı cemaate parsel parsel veren" ile ilgili henüz gözaltı veya tutuklama olmaması manidar değil mi? Sürekli olarak delil olmasa bile; algı bombardımanı ile MHP içi muhalif kanat fetö üzerinden karalanmaya çalışılıyor; bu da çok manidar değil mi? Genel Merkeze karşı muhalif oldular diye fetö sopası ile terbiye edilmek istenen ülküdaşlarımıza karşı yapılan bu aşağılama ve horlama karşında MHP Genel Merkezi'nun adeta "Oh olsun, canıma değsin" tavrını anlamak mümkün mü; bu da çok manidar değil mi; nerede kaldı "Ülkücü ülkücünün kardeşidir" veya "Ülkücülük hukuku"
...
Anlaşılmıştır ki; OHAL şartları iktidar lehine kullanılmaya devam edilmektedir. Tayyip Erdoğan'ın başkanlık sistemine geçip, başkan olsaydı bile bugünkü yaptıklarını yapamaz, hayal ettiklerini gerçekleştiremezdi. Türk milletinin "Ordu millet" vasfı ortadan kaldırılarak, yüzelli ikiyüz yıllık kurumlar kapatılıyor. Ordu olabildiğince sivilleştirilmek isteniyor. Beyler aklınızı başınıza alın, sivilleştirilmiş orduda bugünkü ruhu bulamazsınız. İşin garibi bu yapılanları darbe mazereti ile izah etseler de; bu düşünce "Siyasal islamcılar"ın 1970'li yıllardan beridir kafalarında olan bir şey. Muhalefetin, kurumlar üzerinde yapılan bu kadar tahribatın hala farkında olmamaları veya olup da müdehale etmemelerini, olup bitenleri sadece izlemekle kalmalarını anlamak mümkün değil. Ödeyecekleri muhtemel tazminatlardan vazgeçilmesimi acaba muhalefeti sessizliğe itti(!)
....
Alçakca ve haince yapılmak istenen başarısız darbe girişimini ordu-millet def etmeyi başardık; ancak hükümet malum olağanüstü şartlar bahanesi ile ajandasındaki gizli niyetlerini; selden kütük kaparcasına uygulamaya koyarsa; o tankların önüne yatan ruha zarar verir. Allah korusun buna benzer durumlarda güven sarsılması nedeniyle aynı ruh tekrar tezahür etmez. "Kabataş Yalanı" örneğinde olduğu gibi. Dolayısyla kurumları kaldırmak yerine; yerinde değişim, dönüşüm ve islah çalışması yapılmalıdır.
...
Sayın Devlet Bahçeli'nin ve Sayın Kılıçtaroğlu'nun biraraya gelerek bu olup biten düzenlemelerin takipcisi olmaları ve bunun içinde ekip kurmalarını bekliyoruz. CHP'yi tebrik ediyorum; yargılamalarda mağduriyet yaşanmaması için komisyon kurdu. Bence MHP de bu komisyona isim vermelidir.
....
Hangi dönemde kaç tane Fetöcü askeri okullara girdiği, hatta isim isim sayıldığı halde niçin bunlar derdest edilmiyor da; askeri okullar kapatılıyor. Bu hal "Siyasal islamcılar"ın hep olagelen bir hayalleriydi ve ne yazık ki gerçekleşmek üzere, bunu da herkes bilmelidir.
...
Ne darbe olsun, ne de selden kütük kapılsın. Eğer er veya geç demokrasi hakim olacaksa; günler gelir geçer; iyiler güzellikler yad edilir; kötüler nefretle anılırlar ama hesapta sorulur.
Mehmet Soral

SAYIN BAHÇELİ SESİME GELİRMİSİN

Türkiye de darbe olmuş; insanlar tankların önüne yatıp, siper olmuşlar; sehit olanlarımız, gazilerimiz var; ordunun komuta kademesinin neredeyse yarıdan fazlası satılmış, hain çıkmış; 60 bin insan görevden el çektirilip; binlerce insan hapislere tıkanmış; bizim bilmediğimiz ama belli ki devleti yönetenlerin bildiği tehlike nedeniyle "Demokrasi nöbeti" devam etsin diye milyarlarca maliyete katlanıp, İstanbulda ulaşım bedava sağlanırken; darbe ortamını fırsat bilip mensuplarına iftiralar atılırken; hangi duygu, düşünce ve sorumluluk inancı Sayın Bahçeli'nin sessizliğe bürünmesini gerektiriyor.
...
Sayın Bahçeli?
Bütün bu olağanüstü yaşanmışlıklar varken; Allah'ını, kitabını seversen seni milletin önüne çıkmaktan alıkoyan nedir? Ulusal yayın yapan bir kanala çıkıp, soru cevap şeklinde olup, bitenleri anlatmana mani olan nedir; özgüven eksikliģimidir Allah aşkına? Seni bir "Tesadüf veya kaçınılmaz.mukadderat" Genel Başkan yaptı ancak liderleri de zor şartlar ortaya çıkarır. İşte fırsat bu fırsat; çık ortaya kendine ve temsil ettiğin kesime ait fikir ve düşüncelerini anlat. Bu kadar olağanüstü yaşanmışlıklar varken hala ortalıkta gözükmemeni anlamak mümkün değil. Partinin ideolojik manada dinamik isimlerini sindire sindire onları adeta ortadan sildin. Çok garip değil mi; TV'lerde Ümit Özdağ'ı, Özcan Yeniçeri, Yusuf Halacoğlu ve Sinan Oğan gibi isimleri artık görüp, dinleyemiyoruz; çünkü saniyorum ki disipline gönderilmek gibi bir endişeleri olabilir. Meral Hanım'ı kurtlar sofrasına attın, izlemekle meşgulsün.
...
Hiç kusura bakmayın; bu kadar olağanüstü yaşanmışlıklar varken, üstelik devletin, milletin birliğine, bütünlüğüne Kalkışma yapılmışken ve yine devletin kuruluş felsefesini kendisine şiar edinmiş bir partinin Genel Başkanı olarak basın toplantısı yapamayacak kadar koordine olamıyorsanız; hala gerek olmadığına İnanıyorsanız siz bildiğinizi okuyun ama bizden günah gider. Bugünkü haliniz çağdaş liderlerin hiçbirinde yoktur. Çağdaş lider tipleri gerekirse kanadı kırılan bir kuş üzerine basın toplantısı yapabiliyorlar ama milletin üzerinden tanklar geçmiş, evlere ateş düşmüş ama hala bir basın toplantısı yapmayı düşünmüyorsunuz.
...
Sayın Bahçeli size bir şey söyleyeyim mi; dedim ya şartlar lideri çıkarır; Ergenekon ve Balyoz tutuklusu olup, sonra beraat edenlerin içinden bile "Lider" çıkacak, belki de parti kuracaklar ve sizin liderliğinizdeki MHP ve mensupları bu "Delikanlı" insanları imrenerek izlemeye devam edeceğiz. Gene sizi kahraman gösterecek; "Darbe gecesi 1. Ordudan aranmış önemli insan" konumunuz üzerinden muhabbetler yapılarak, belki de "Darbeyi durduran adam" olduğunuz bile söylenecek; gene bizler "Bu kadar önemli bir devlet adamından ne istiyorsunuz" denilerek eleştirileceğiz. Sayın Bahçeli onlar ne derse desinler; ancak siz de biz de artık denizin bittiğine hazırız değil mi?
Mehmet Soral

27 Temmuz 2016 Çarşamba

VELED-İ ZİNALAR

Veled-i zinalar
Gerek Ergenekon, Balyoz davaları gerekse 15.7.2016 tarihli darbe girişimi yıllardan beridir T.C Devleti'nin kurucu felsefesini eleştirerek, oluşturdukları algılar üzerinden güç sahibi olan "Siyasal islam'cı" görüş ile "Bir dini cemaat"in izdivacından peydahlanmış veled-i zinalardır.
....
Gerek 28 Şubat süreci, gerekse 27 Nisan muhtırasında amaç başkaydı; "Siyasal İslama"a alan açmaktı. Milletin öfkesini ( Başörtüsü üzerinden mağduriyet edebiyatı yapmak) belli bir odakta toplayarak, sonra bunu siyasi ranta yani oya dönüştürmekti. Bu süreci de, bugünkü darbe girişimini de düşünen, uygulamaya koyan ABD ve onun devşirdiği hainler ordusu cemaattir. Elbette bu süreçten siyaseten nemalananlar olmuştur; bakmayın onların karın ağrılarına; onlar samimi olsalar "Fırsatı ganimet bildik fazla yüklendik, bilemedik dokunacağını" diyeceklerdir.


Yalancılar aynı zamanda aldatıcıdırlar
Kimse kusura bakmasın değilmi ki; "Üst kısımları çıplak, alt kısımları deri giyisili yaklaşık yetmiş kişi; çocuk arabasında bebeği olan başörtülü genç bir annenin üzerine işeyip, arabayı tekmelemişler, yerlerde sürüklenmişlerdir" gibi kendi itiraflarından öğrendiğimiz üzere yalan bir olay üzerinden yazılan senaryoya milleti inandıranların birinci derece muhataplarının söylediklerine inanmam ve güvenmem mümkün değil. 
....
Çok basit bir örnek.
Adeta hazırladıkları sözde darbe bildirgesinin dilinin FETO dili olmasından ziyade ulusalcı, Atatürkçü ve Milliyetçi bir dili kullanmayı tercih eden, yani darbe yaparken dahi kimliğini saklamayı tercih eden örgüt; niçin aynı gece Genel Kurmay Başkanını çetebaşı ile görüştürmek istemiş olabilir.
Böyle düşünmek benim kabahatim değil; "Kabataş yalanı"dır.
Demokrasilerde güven çok önemlidir.


Askeri liseler kapatılacak mı?
Bugün sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı bir toplantıya yönetiminde bulunduğum Dernek adına katıldım. Hükümete yakınlığı ile bildiğim bir bürokrat'ın "Askeri liseler kapatılmalı; ne o, darbeci zihniyetle yetişiyorlar" ifadesini kullanınca; "Ey vah gene ders alamıyacağız herhalde" diye içimden geçirdim. Oysa yıllardan beridir kurumsallaşmış ve bu kumsal kimliğin oluşması için ödenen maddi ve manevi bedel hesabını yapmak bile mümkün değil. Oysa o kurumlardan nice vatanseverler çıktığı ve halen de var olduğu içindir ki; malum darbenin savuşturulmasında etkin olabilmişlerdir. Dolayısyla askeri okullarımızın kapatılması değil; yerinde ve sistem üzerinde iyileştirilmesi düşünülmelidir. Darbeden darbe çıkarma fırsatçılığı yapılmamalıdır. Millet siyasi görüş farklılığı gözetmeden meydanlarda "Demokrasi nöbeti" tutarken darbenin müsebbibi olanlara karşı önlem alınması adına en az yüzelli, ikiyüz yıllık askeri kurumlarla hesaplaşma veya genleri ile oynamak gibi bir hata yapılmamalı; "Siyaset kurumu" kendisine çeki düzen vermeli. Ana referans kaynağı "Alnı secdeye değme"yi kabul ederseniz siyaset kurumu olarak her zaman aldatılmaya, suistimal edilmeye açıksınız demektir.
ASKERI OKULLARIMIZA DOKUMMAYIN

Tüm sırlarımız deşifre oluyor.
Bu nedir Allah aşkına. TV'lere çıkan her emekli ordu mensubu askerler, strateji uzmanı akademisyenler, gasteciler sayesinde Türk ordusunun gizlenebilecek hiç bir sırrı kalmadı. Nerede, hangi mevkide uçak, helikopter Pistleri ve.mühimmat; boğaziçi Köprüsünü koruyan top ve tank birliği nerede konuşlanmış...
...
Yahu yapmayın, etmeyin; hainin şerefsizliğini anlatabilmek için yine hainin vermek istediği zarara farkında olmadan taşoranlık yapıyorsunuz. Dünya alemin ordumuz hakkında bilmediği kalmadı. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanı "Darbeyi eniştemden öğrendim" demesini nasıl izah edeceğiz. Keşke "O da; bende gizli kalsın" deseydi; yine Rus uçağını düşüren pilotların darbeciler olduğunun söylenmesi kısa vade de bir müşgülatı izah açısından işimize gelse de uzun vadede ne faydası olabilir mi Allah aşkına.
...
Sayın Cumhurbaşkanının diplomasi dilinin zayıf olmasının olağan şartlarda negatif yansımaların telafi edebilmek.mümkündür ancak olağanüstü şartlarda mümkün olmayacağı belli. Çünkü zaman kısa ve başınız belada.
...
Halkın dilini bilip, nabzını çok iyi tutabildiği için onları meydanlara çağırarak darbeyi önlemiştir; buradaki ince zekayı tebrik ediyorum ancak hala diplomasi dilinde bu ince zekayı göremiyoruz maalesef. 


Teşekkürler Hande Fırat.
Kader işte; yıllarca "Ey medya..."diye azarlanan aşağılanan, horlanan medya Darbenin akışını değiştirdi, hatta önledi. Teşekkürler Hande Fırat.
...
Bu arada Allah "Enişte" den razı olsun. 
....
Herkes dostunu, düşmanını iyi tanıdı; insanların gerçek karekterleri ortaya çıktı. Umarım Cumhurbaşkanı o kadar lüzumsuz adamı yanında tutmaz, MİT'in başına da Enişte Bey'i getirsin.


OHAL
-Hey amca
-Buyur oğlum
-Bu Olağanüstü hal bizim "feysbuk"a bir şey yapar mı?
-Bilemem oğul; huyu, suyu bilimmez "At" gibi; sen gene de fazla kıçına yaklaşma.


Türkiye üzerindeki ABD hegomanyasına darbe indiriliyor
Bilmiyorum farkındamısınız; ağır bedeller ödüyor olsak da, aslında 1940'lardan beridir süregelen Türkiye üzerindeki ABD hegomanyasına darbe indiriliyor
Artık hiç bir siyasetçi ABD'ye sırtını dayayarak Türkiye de siyaset yapmayı düşünemeyecektir.
Terörün niçin bitirilemediğinin cevabını da bulmuş durumdayız; Allah'ın izniyle PKK da bitecek. 
...
Yüce yaratan ne diyor; "Sizin şer bildiğinizde hayır, hayır bildiğinizde de şer olabilir" Allah ne paralelin, ne AKP nin; ne de ABD"nin heves ettiklerinin gerçekleşmesine fırsat vermedi. Bundan belki de 16 yıl önce kurulan ittifakı tarumar ederek sarsılmak istenen Türk milletini tuttu tekrar ayağa dikmiştir.
...
Bundan sonra kavramlar ve anlamları yeniden gözden geçirilip, yorumlanacaktır şüphesiz. Ulusalcılar kimlermiş; milliyetçiler kimlermiş; Aleviler, Sünniler, ateistler kimlermiş; geziciler, alnı secde görenler, görmeyenler kimlermiş; Atatürkçüsü, koministi, sosyalisti kimlermiş; bunların hepisi karşılıklı olarak muhatapları tatafından ve de özellike iktidar partisi tarafından vicdanen tekrar muhasebe edilecek ve ister istemez ilk önce vicdanlar kendi sorgulamalarını yapıp aklandıktan sonra iç barış ve kardeşlik tesis olacaktır.
...
Artık umarım Sayın Cumhurbaşkanı kitleleri sadece AKP seçmeni olarak görmeyecek; kullandığı dil bunun üzerine olmayacak; olursa maalesef demokrasi nöbetleri sadece AKP'lilere kalır ki; bu durum meydanlarda sağlanan birlik ve beraberliģi sabote eder. Atılan sloganlar tamamen bir siyasi düşünceyi veya partiyi çağrıştırmamalı. Rabia isareti de, bozkurt işareti de terk edilmelidir.
...
Allah ülkemizi ve milletimizi belkide hiç bir şekilde hesabı yapılmamış sonuçlara savurdu. Ben bunu hayra yorumluyorum.
...
Allah'ım böyle dedim diye sen beni utandırma.
Amin.....


Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com



17 Temmuz 2016 Pazar

KONTROL ALTINDA ''ALLAH'IN LÜTFU DARBE'' BÖYLE OLUYORMUŞ

Tam demokrasinin işlemediği; hak, hukuk ve adaletin tecellisine inanıp, güvenilmediği; yıllardır devam edegelen süreçte Ergenekon ve Balyoz gibi sivil darbelerin gerçek müsebbibi olanların en azından bir kanadının hala yargılanma ihtimalinin olmaması; bugün ve bundan sonraki süreçte olup biteceklerin yine bir Ergenekon ve Balyoz senaryosunun başka bir versiyonu olup olmadığından nasıl emin olabiliriz ki.
Tam demokrasiyi yaşayamadığımız sürece olup bitenleri sunuluş şekline göre yorumlamak ne doğru, ne de sağlıklı olacaktır.
En büyük üzüntüm belki de hain komutanının nereye götürdüğünden habersiz; aldığı emir gereği peşinden giden masum erlerin sokağa çağrılan insanların içindeki ISID zihniyetli hainler tarafından linç edilip, boğazı kesilerek katledilmeleridir. Demokratik, hukuk devletinde yaşıyorsak  bunun da hesabı sorulmalıdır. Sorulmadığı sürece hukukun rafa kaldırıldığı;  bir başka darbe devam ediyor demektir.

...
Yine en büyük sevincim; Türkiye de antidemokratik uygulamaları vesile kılarak; fırsat düşkünlüğü yapıp meydanlara çıkarak kaosa sebebiyet verilmemesidir. Bu manada Gezi olaylarını bugün belki de daha iyi analiz edip, yorumlamak mümkündür. Demek ki Türk milleti sağ duyu sahibi olup, doğrudan demokrasiye müdahaleyi tasvip etmemiş ve devletinin yanında olmuştur. 

Cumhurbaşkanı muhalefete özellikle teşekkür etmesi gerekir.
Sosyal medyayı da bu arada takip ediyorum; Aman Allah'ım hükümet yanlıları özğüven patlaması yaşıyorlar; mazallah sanki farklı bir sivil darbe sürecine evrilme sözkonusu; idam edilmesini istedikleri isimleri listeleyerek paylaşıyorlar. Bu psikolojik hal doğrusu beni ürkütüyor.
...
Türk milletine geçmiş olsun. Büyük bir badire atlattık. Şehitlerimiz var; gazilerimiz var. Şehitlerimize Allah tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

ANCAK....
Bir darbe girişiminin akabinde 3000 küsur hukuk adamı görevden el çektirilip, tutuklanıyorsa bu nasıl iş dememek elde değil. 
Sanki darbeyi yapan askerler, müsebbibi olanlar yargıçlarmış. Demekki bu kadar hukukcunun görevden alınması için "Olağanüstü halin" mevcut olması gerekiyordu ve bunun için de "Kontrollü darbe" veya "Kontrol altında darbe" yapılması gerekiyordu.
Herhalde hocalarımız bizlere mantık dersi verirlerken az çok, böyle durumlarda mantık yürütelim diye emek verdiler.
...
Asker (Bir grup) hükümete, hükümet de yargıya aynı anda "Darbe" yapıyorlar. Bunun bir cevabı, açıklaması olmalı değil mi? Zerrece aklı olanın zihninden bunlar geçiyor.
Şimdi üç beş kuş beyinli, zeka fukarası "Sen darbe yanlımısın" diyecekler. Ben hiç bir darbenin yanında değilim. Her türlü darbeye kaşıyım ancak Ergenekon ve Balyoz darbelerinin işbirlikci ve tetikciligini yapanlar gibi de çifte standartcı; menfaatci fırıldak olmadığım gibi kandırıldım demeyi de ar sayarım.
Ben her şeyi kendi mantığı içinde ölçer, biçer tartarım, değerlendiririm. Aklımı, irademi birilenin iradesine ipotek ettirip nikah kıydırmadım.
...
Darbelerin de bir mantığı vardır. Hiç bir darbe akşam dokuzda başlamaz. İnternet, sosyal paylaşım siteleri herzamankinden daha hızlı çalışmaz. Ulusal yayın yapan kanallar yayına devam edemezler; çünkü ilk önce onlara el konulur. Çok ileri saatlerde darbeciler ekranı karartıyor ancak halk gidip müdahale ediyor tekrar açılıyor(Biraz tebessüm lütfen) Hükümet yanlısı hiç bir TV kanalı ve medya merkezinin faaliyeti durmuyor, yayınlarına kesintisiz devam ediyorlar.(Burada biraz kahkaha lütfen). Hayli ilerleyen saatlerde sokaklara çıkın anonsu yapıldıktan sonra her ne hikmetse darbe inisiyatifi bundan sonra başta TV kanalları olmak üzere bazı yerleri ele geçirmeyi düşünebiliyor; oysa hiç olmazsa darbe başladığı saatte yapılması gerekmezmiydi. Cumhurbaşkanı kaldığı otelden ayrılıyor, kendisini emniyete alıyorlar, bu arada darbeci F-16 lar yolculuk sırasında uçağını taciz ediyorlar ama gene her ne hikmetse
Meclisi bombalayan şerefsiz güruh Cumhurbaşkanının uçağına bir şey yapmıyor, torpil geçiyorlar(!) Havalimanına inince adeta darbecilere ben buradayım diyerek kendi ağzından yine kendisini ihbar ediyor. Yine Sayın Cumhurbaşkanı gece boyunca çok rahattı sanki şehir meydanında seçim mitingindeydi ve ortalık güllük gülistanlıktı...
Ve daha neler, neler....
Ama "Bunca insan öldü" diyeceksiniz...
Kimin umurunda
Mehmet Soral


15 Temmuz 2016 Cuma

ISID'I ANLAMAK VE TETBİRİNİ ALMAK

ISID bütün bu vahşetine rağmen kendince hangi gerekçelere binaen gençleri yanına çekip, ikna edebiliyor; bunun alt yapısı, argümanları nedir. Bu konularda ülkemizde hala bir çalışma yapılıp da özellikle camilerimizde yeterince halka bilgi verilmediği kanaatindeyim. 
.....
Sürekli dile getirdiğim şeyi tekrar hatırlatmak isterim ki; Türkiye de din eğitimi, öğrenimi ve yaşamı maalesef algılar ve ritueller üzerinden oluyor, imani tarafı adeta görülmüyor. ''Namaz kılmaz, oruç tutmazsan Allah seni cayır cayır yakacak'' denilmesi alışa gelen din öğretisi. Korku temelli din öğretisi sadist insan yetiştiriyor. Allah korkusundan ziyade, Allah'a minnet duygusundan hareketle Allah sevgisini vermek lazım. Allah'ın şefkatini, merhametini; esirgeyen ve bağışlayan olduğunu anlatacak; dini bilgiler yanında fizik, kimya, biyoloji, matematik hatta uzay bilimlerine az çok vakıf insanların yetişmesi gerekiyor ki; insanları ikna edebilme kaabiliyetleri yüksek olsun.
...
Mesela sürekli sokak iftarları yapmak, teşvik etmek; olur, olmadık yere islam esettiğine dikkat etmeden camiler yapıp, adına dernek kurup, yanına da bir çay ocağı açarak akşama kadar geyik muhabbeti yapıp bir siyasi partinin arka bahçesi konumunda faaliyette bulunmak...
Mesela Allah'ın gücü ve kudreti üzerine derin sohbetlerin yapıldığı vaki olmadığı gibi bir mekan da bulamazsınız; tasavvuf denen şey zaten yoktur. Oysa malum kişinin inadı uğruna her tarafa imam hatip okulu açılacağına; bu okulların sayıları azaltılarak, nitelikleri artırılıp dini bilgisi müsbet isimlerden de beslenen; ikna gücü yüksek, özgüveni tam ve aynen ISID misyonerleri kadar sonuç alıcı; önce eğitilmiş sonra da eğitimci konumuna gelmiş insanların yetiştirilmesine şiddetle ihtiyaç vardır. Bu alanda yetişmiş insanların uzmanlıkları o kadar kıymetli olacak ki alacakları maaş da bunu teyid edecek kadar tatmin edici olacaktır.
...
Yaşadığımız modern çağın çelişkilerle dolu günlük yaşamdan kaynaklanan sorunlar karşında manevi dünyamızı ilgilendiren sıkıntılara adeta bir psikolok gibi cevap verebilecek "Dini sorunlara bakan" görevlilere ihtiyaç var. Klasik mantalite ile yetişmiş din adamları; modern çağ ile yeterince iletişim kuramadıklarından; dolayısıyla da sorunlarından da habersiz olduklarından özellike gençlerin çok zekice sordukları sorular karşında yetersiz kalabiliyorlar.
...
Mesela Türkiye de klasik din anlayışı perşembe aksamları yatsı namazından önce ertesi günün cuma olması nedeniyle cami minarelerinden "Sala" verilmesini çok önemsiyor ama gençlerin ISID veya sosyal bir yara olan uyuşturucu belasından nasıl korunabileceklerini sorun yapmıyor.
...
Bu ISID denen yapılanmanın menbağından ülkemize göç etmiş resmi 3 milyon, gayri resmi belki de 4 milyon insanın, üstelik de vatandaşlığa kabullerinden sonra ülkemizde yeni bir ISID menbağı oluşturmayacakları ne malum. Dolayısyla yukarıda tanımlamaya çalıştığım "Din hekimlerine" ihtiyacımız bugün var yarın daha da çok olacaktır; şimdiden tedbirini almak lazım.
Mehmet Soral

11 Temmuz 2016 Pazartesi

TÜRKİYE ÇİÇEK BAHÇESİ Mİ, MOZAİK Mİ YOKSA MERMER Mİ?

Erol Mütercim'i dinliyorum. Birara ''Ben devlet tarafından, Deniz Kuvvetleri marifeti ile çok iyi ikinci adam olarak yetiştirildim; bakınız birinci adam demiyorum, ikinci adam olarak yetiştirildim. Birinci adam olmayı hiç düşünmedim, çünkü işim o değildi. Bütün gayretimle de bunun gereğini yapmaya çalıştım'' dedi.
...
Erol Mütecim'in bu sözünü niçin önemsedim; çünkü doğrudan bana Sayın Devlet Bahçeli'yi hatırlattı da ondan.
...
Evet aynen Erol Mütercim'in kendisini tanımlamasında olduğu gibi; Sayın Devlet Bahçeli de bu devlet tarafından yetiştirlmiş, görevlendirilmiş ''En değerli ikinci derecede adam'' konumunda misyonunun gereğini yerine getirmeye devam etmektedir.
...
Misyonu ne; bu devletin bekası için her zaman varlığına ihtiyaç duyulan ancak güçlenmesi durumunda da kontrol edilemeyeceğinden ürkülen Türk milliyetçiliği ideolojisini kontrol altında tutmak, mensuplarını da bu minvalde ''Terbiye'' etmektir.
...
Sayın Bahçeli'yi MHP'nin Genel Başkanı olarak değil, Devletine sadık, görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışan ve kendisine biçilen misyonun gereği olarak ''En iyi ikinci adam'' olmaya çalışan bir ''Görevli'' olarak görmek lazımdır. Hiç bir zaman Sayın Erdoğan'ın yönettiği devlet; Sayın Bahçeli'yi Erdoğan'a alternatif yapmaz; lütfe
n bunu kabul edelim artık. 
...
Şunu bilmeliyiz ki; Devlet geçmiş zamanda şuna karar vermiş; ''Türk milliyetçiliği bu Devlet için çok elzem olan bir şey. Devletin yaşaması için adeta bir mayası konumunda. Ancak bu maya aslının yerine de geçmeye çalışırsa tehlikeli olur, kontrol edilemez bir hal alır''. 
Şunu da belirtmek isterim ki alınan bu karar özellikle Atatürk sonrası ve de ABD ile mütfefik olduktan sonraki dönemde olmuştur; yani ABD'nin de inisiyatifi sözkonusu. 
...
Değerli Türk milliyetçiliğine gönül vemiş dostlarım; belki de inançlarımız, ilkelerimiz ve ülkümüzle ilgili çok önemli karar aşamasına geldiğimiz günleri yaşıyoruz. Ya, Sayın Bahçeli'nin kabullendiği ve son derece başarılı bir şekilde götürdüğü ''İkinci adam'' görevlendimesi gereği; bugünkü şekliyle kendisine sadakatta kusur etmeyip, destek vermeye devam edeceğiz; MHP de bir ''Devlet Partisi'' konumunu sürdürecek veya T.C Devletini kuran ''Türk milliyetçiliği iradesi''ni bugün için devletin yaşamasına elzem olan ''Maya'' yani tamamlayıcı unsur olmaktan kurtarıp, terfi ettirerek asli unsur veya hakim unsur konumuna getirip, hakim kılacağız. 
...
Sayın Bahçeli zannımca şöyle düşünüyor; ''Ne yani her parti iktidar, her genel başkan başbakan olacak diye bir kural mı var. Eğer mevzubahis devlete hizmetse bunun gereğini her türlü şekilde yapabiliriz. Zaman zaman devlet siyasi çekişmeler gereği darda ve zorda kalabilir hatta sistem tıkanabilir. Böyle durumlarda devletin önemsediği ikincil konumda olan inisiyatifler devreye girerler ve duruma müdahale ederek gerekeni yaparlar. İşte bugünkü günde o inisiyatif ben ve partim MHPdir.''
...
Korkarım böyle giderse gün gelecek federal yapılanmanın önünü açacak olan başkanlık sisteminin icra safhasına geçildiğinde Sayın Bahçeli'nin buna hiç müdehalesi olmyacak; zira misyonu buna itirazını gerektirmiyor. Niye mi?
2006 Yılında sanırım miting alanında Sayın Bahçeli şöyle demişti ''Türkiye bir çiçek bahçesidir''. Bu cümlenin kullanılması, çok etnik kimlikli millet tarifinin ta o zamanlar kabul edilebilirliğinin ilanı demektir.
Yine daha da eskilere gidelim ve hatırlamaya çalışalım. Yine bir TV programında rahmetli Başbuğ; kendisi ile program konuğu olan muhatabının ''Türkiye moziktir'' benzetmesine karşılık hiddetlenerek ''Ne mozeği ulan! mermer, mermer'' diyerek muhatabını uyarmıştı. Şimdi lütfen rahmetli Başbuğ ile O'nun halefi olan Sayın Bahçeli'nin bu sözlerini tahlil edelim ve her ikisini de anlamaya çalışarak, Sayın Bahçeli'nin de bundan sonra ne yapıp, yapamayacağının da hükmünü verelim. 
...
Türk milliyetçileri olarak devletin ihtiyaç duyduğu durumlarda devreye girerek; sürekli ortalığı toparlayan, evde pişen aşa minnet duymaya zorlanmanın dışında bir defa olsun iltifat görmeyen, her şeye razı edilmiş, evde kalmış kız muamelesine tabi tutulmaktan bıkmış, usanmış olmamız gerekmiyormu. Dolayısıyla MHP de değişim talebinin arkasında durup, destek vererek; yıllardan beridir itilmiş, kakılmış muamelesine tabi tutulmaktan kurtulalım. Bizler T.C Devletini kuran ve bize ait olan iradeye rücu etmek durumundayız. Sayın Bahçeli ''Devlet için önemli ikinci adam'' konumunu varsın sürdürsün ama bizi de rahat bıraksın.
Mehmet Soral

5 Temmuz 2016 Salı

ÖPECEKSİN ELİMİ YOKSA SİLERİM SENİ

Sayın Bahçeli, sevdiklerimizle, sevenlerimizle nerede, ne zaman ve nasıl bayamlaşacağımızı size mi soracağız. 
...
Şunu artık bilmelisiniz ki; boynuz kulağı geçebilir. Birileri senden sonra gelip, seni geçip, saygınlığı ile gönülleri feth edip, kitlelere maal olabilir. Sonra, kendisine değer atfeden insanları ağırlamak için evleri yetersiz kalabilir. Dolayısıyla daha geniş mekanları ayarlayarak bayramlaşma programı düzenleyebilirler. Nitekim Meral Hanım; (Kendisi komşumuz olur) Belki bilmiyor olabilirsiniz; evi binlerce insanı ağırlayacak kadar musait değil. Hanımefendi kendine dostları ve sevenleri ile bayramlaşmak için Ankara da bir mekanı ayarlamış olabilir. Bu programı vesile kılıp, disiplin sürecini işletmenin ve de yine arkasına paralel yaftasını yapıştırmayı koltuğunuz için bir tedbir olarak düşünüyorsanız; beyhude, uğraşmayın. Meral Hanım'ın bir çaba sarfetmesine gerek yok ki; akla, mantığa ve vicdana uymayan atraksiyonlarınızla camiayı Meral Hanım'ın yanına yönlendiriyorsunuz, iyi de yapıyorsunuz. Üslubunuzu devam ettirin ki değişim çabuklaşsın.
...
Sayın Bahçeli eğer Meral Hanım'ın paralel bağlantısı var ise ve buna da samimi olarak İnanıyorsanız; sanırım 2001 den beridir sizin davetiniz ile partiye gelip İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı, milletvekili ve meclis Başkan vekili olmasını temin etmeniz neyin nesidir Allah aşkına. Hanımefendi gün geliyor delege iradesine binaen "Sayın Bahçeli bu harekete çeki düzen verelim, bulunduğumuz nokta hak ettiğimiz nokta olamaz" dediğinde kendisinin paralel organizasyonu olduğunu fark edebilmişseniz şayet; bu partiyi ilk önce siz, sonra Hanımefendi terk etmelidir. Kırk yıllık partiye üç günlük cemaat hakim olmuşsa şayet bu sizin başarısızlığınız, hatta sorumsuzluğunuz olmalı. Bu partiye birileri uçkur zaafiyetleri ile, birileri de paralel zaafiyeti ile musallat olmuşlarsa şayet; bedel ödeyen hep MHP kurumsal kimliği ve bu kimlik ile bütünleşmiş bizler mi ödeyeceğiz; sen ve diğer Balgat müdavimleri niçin ödemiyorsunuz.
...
Sayın Bahçeli dedel ödeme sırası nihayet size geldi, öyle yağma yok. Sandığımızı koyacağız, kararımızı vereceğiz. MHP delegasyonunun entellektüel seviyesi seni ablukaya alan zevatin ortalama algı düzeyinin çok üstünde. Dolayısıyla bu delegasyona "Bunlar kim ki, birşeyden anlamaz, kafaları da basmaz" muamelesi yapamazsın. Eğer bu harekete Paralel çengel atmışsa; sizin kadar delegeler de fark edip, gereğini de yapar, kararını da verir; yeter ki gölge etmeyiniz.

Mehmet Soral

1 Temmuz 2016 Cuma

ESAS OLAN İDEOLOJİNİN YAŞAMASIDIR

Türk milliyetçileri artık karar aşamasına gelmişlerdir. Ya T.C Devletini kurmuş olan Türk Milliyetçiliği ideolojisi; Genel Başkanı Devlet Bahçeli olan "MHP'ye kıyamama" lüksüne binaen olduğu gibi Bahçeli'nin inisiyatifine bırakıp, kendi haline terk edeceğiz; ya da muhalifler olarak bu duruma itiraz edip, halihazırda var olan bir partinin listesinden "Milliyetçi Cephe" nin adayları olarak gösterilerek işbirliği yapılıp, muhtemel bir erken seçimde MHP'nin baraj altında kalacağı bir durumda Türk milliyetçiliğinin siyasi kurumsal kimliğinin baraj altında kalmasına mani olacağız.
...
Bu senaryo gerçekleşirse Bahçeli'ye rağmen Milliyetçiler kurumsal olarak baraj altında kalmayacakları gibi, AKP de 400 milletvekili çıkaramayacak ve iki partili başkanlık sisteminin; azu edenleri tarafından artık hayali bile kurulamayacaktır.
...
Bu senaryo çaresizliğe bir çözüm olup, kesinlikle arzu edilen bir durum değildir. Göz göre göre ülkemizi iki partili, federal yapılı başkanlık sistemine götüren sürece engel olabilmek adına üretilen bir çözümdür.
...
Baraj altında kalan MHP' ye; bu akıbetin müsebbibi olanlar artık sahip çıkabilecek yüzleri olmayacağından çekip gidecekler; seçime girdikleri partiden milletvekili seçilen milletvekilleri ise istifa ederek MHP'ye dönecekler ve böylece Türk milliyetçileri yine tarihi bir misyonun gereğini yerine getirmiş olacaklardır.
...
Böyle bir senaryoyu gündeme getirmenin meşruluğu hususunda Devlet Bahçeli ve Balgat müdavimleri ne gerekiyorsa yapmışlardır. Bu hususta gerekeni yapmak hiç bir ülkücü vicdanda rahatsızlık yaratmayacaktır; aynen geçmişte refah partisi çatısı altında MHP milletvekillerinin seçilmelerinde olduğu gibi.
...
Ancak bu senaryonun meşruluğu konusunda milleti ve özelikle de ülkücü vicdanı ikna için bugünkü muhalif adaylar arasında tam mutabakatın sağlanması ve daha sonra kamuoyuna anlatılması gerekir.
....
İzah etmeye çalıştığım senaryo dışında yeni bir partinin kurulması sadece ve sadece başta Bahçeli olmak üzere AKP ve Erdoğan'ın projelerine taşoranlık vazifesi göreceği gibi, pratikte bir sonuç getirmez; atı alan Üsküdar'ı geçmiş.olur, ham hayalden öteye gidemez. Zaten bugünkü muhalif adaylar bu senaryo gereği bir araya gelemezlerse; MHP'nin baraj altına kalacağı ihtimali üzerinden diğer partiler teke tek görüşmelerle milliyetçi adayları listelerine koymayı düşüneceklerdir ve her ülkücü vicdan da bu durumu makul karşılayacaktır. Şahsen; Meral Akşener, Ümit Özdağ, Sinan Oğan, Yusuf Halacoğlu, Özcan Yeniçeri, Suat Başaran, Sait Gönen, Süleyman Sazak gibi isimler böyle bir tercihte bulunmaları durumunda hangi partinin listesinde olurlarsa olsunlar tercihimi onlardan yana kullanırım. Çünkü biliyorum ki MHP'nin bugünkü hali ile seçime girmesi durumunda CHP ve AKP den oluşan iki partili sisteme fiilen geçilmiş olunacaktır. Örülen bu duvarda kesinlikle bir tuğla olmak istemem.  Asıl olan ideolojinin yaşamasıdır
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com


30 Haziran 2016 Perşembe

BAHÇELİ PARALEL MİT MÜSTEŞARI MI?

Milliyetçi Hareket partisinin yönetim anlayışı; eğer kendisinin var oluş nedenine gönül vermiş insanların bir kez olsun dahi isteklerine cevap verecek doğrultuda olmamışsa; ve ille de iktidarların ihtiyaç duydukları, zorda kaldıkları durumlarda ona destek olmak, daha da güçlenmesi için önünü açmak; yani bir yerde devletin adeta başbakanlığa bağlı paralel MİT’i gibi görev ifa ediyorsa; bunun manası şudur; MHP Milli istihbaratın güdümünde ve kontrolünde bir partidir vesselam. Dolayısıyla; bu parti
parti olmaktan çıkmış, devlete bağlı müsteşarlık seviyesinde bir kurum haline gelmiştir. Bizler de Maaşsız gönüllü çalışanları olmuşuz haberimiz yoktur.
...
Devlet Bahçeli'nin amacı; Türkiye'yi iki partili başkanlık sistemine doğru götürmek isteyen Hükümet ve Cumhurbaşkanının vermiş oldukları karar gereği ''Paralel MİT müsteşarı '' gibi görevini ifa etmektir.
...
MHP de değişim olmadan olası bir erken seçimde HDP ile baraj altında kalacakları aşikar; CHP'nin de en azından yerinde sayacağı malum. Dolayısyla böyle bir seçim sonucunda AKP'nin çıkaracağı milletvekilinin 400 den aşağı olmayacağı besbelli. İşte Bahçeli'nin değişime direnmesi; taşıdığı müsteşarlık sorumluluğu gereği bu hedeflenen yolun önünü açmaktır.

Eğer değişim gerçekleşirse MHP tekrar parti hüviyetine kavuşacak; birilerinin başkanlık sistemi hayalleri suya düşecek; aksi durumda başkanlık sistemine geçiş gerçekleşecek ve MHP de artık doğal bir sürece, yani tasfiye sürecine girecektir. Çünkü parti kimliği ile hiçbir inandırıcılığı kalmamış olacak.
...

Günlük hayattat iki ters olay üst üste gelince; moralim bozuluyor, şaftım kayıyor, elim ayağıma dolanıyor ve hemen hanım olaya mümkünse müdahele edip "Hele sen şöyle dur, her şeyi berbat edeceksin gene " der.
...
Adam üst üste, üstelik de çok ciddi ameliyatlar geçirmiş. Konumu gereği Türkiye ve dünya meselelerini takip (ediyorsa tabi) ediyor. Partiyi yönetiyor, binlerce insan yedisinde, yetmişinde demeden elini öpmek için sıraya geçmişler, parti içi meseleler ve daha neler, neler.
....
Hangi hırs, hangi görev aşkı insana bu kadar dayanma gücü verebilir; şaşıyorum. Altı aydır her türlü atraksiyona karşı yeni bir hamle geliştirmek ne demek; bence başarı demektir. Yahu be Allah'ın kulu bu Türk milliyetçilerinden ne alıp, veremediğin var ki; bir defa olsun enerjini bu bahtsız insanların ideallerinin gerçeklesmesi, yüzlerinin gülmesi için kullanmadın.
....
Vallahi ne diyeyim; bu dayanma gücünün arkasında kanaatimce tehdite dayalı bir görevlendirmen olsa gerek. Aksi durumda bu fani dünyada 5000 ülkücü şehidin emanetcisi ülkücü iradenin tecellisinden niçin korkasın ki.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

24 Haziran 2016 Cuma

BİR YAŞAR NURİ GELDİ GEÇTİ

Prof..Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hak'a yürüdü. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah.
Şakirin Camiindeki cenazesine katıldım. Malum bugün aynı zamanda cuma namazı vardı. camiinin içi de, dışı da adeta tamamen dolmuştu.
 ...
Ve acı olan da neydi biliyormusunuz; cuma namazını kılmadan önce camii hocasının verdiği vaaz sırasında bu kadar yoğun kalabalığın niçin bu camide bir araya geldiklerini bildiği halde ''Merhuma Allah rahmet eylesin'' dilek ve temennide bulunmaktan özellikle kaçınmasıdır. Bu hal olsa olsa bir öfkenin, kinin yansımasıdır diye düşünüyorum.
..
Başka milletleri bilemem ama Türk-İslam geleneğinde eğer musalla taşında bir cenaze varsa kılınacak vakit namazından önce veya sonra camii imamı bişekilde ''Allah musalla taşında bekleyen meftaya rahmet eylesin'' der. Bu gelenek İslam edep ve adabı gereğidir. Bu dini gelenekten bihaber din adamlarının insan sevgisinden bahsedebilmeleri mümkünmüdür Allah aşkına.
...
Ve bir de CHP'li dostlardan ricam; lütfen zırt pırt şu alkışı ve en ufak terslikte protesto işini bıraksınlar. Bu hal orada bulunma nedeninizle çelişiyor. Merhum Hoca size çok şey anlattı, çok da faydalı oldu; daha da olacaktı ama bırakmadınız ki.

...
Hayatımda etkilendiğim belki de önemli üç beş insandan birisidir. "Allah ile aldatmak" sözünü ilk duyduğumda şimşeğin kafamda çaktığı andan itibaren bir çok ön kabulüm olan şeyleri tekrar tekrar gözden geçirmeme neden olmuştur. İmanımı kuvvetlendiren gerekçeleri O'nun sayesinde daha gerçekçi ve makul nedenlere dayandırdığımda müthiş bir rahatlama hissetmiş, aynı zamanda özgüvenim artmıştı. O insan sürekli Allah korkusundan ziyade Allah sevgisini telkin ederek, insanlara umut aşılamış, güven vermiştir.
...
İslam dinini yüzyıllar öncesinden gelen "Nakli ilimler"in sultasından kurtararak, pozitif ilmin ışığında "Akli ilimlerin" penceresinden anlatmaya çalışmış ve muvaffak olmuştur. Klasik bir ilahiyatcı olmadigindan anlattığı her şey adeta bir manifesto niteliğindeydi. Müslümanların ufkunu aćtığı için her söylediği, anlattığı şeyler dikkat çekiyor; din bezirganları sermayeden olma korkusu ile ona saldırarak, adeta linç etmeye çalışıyorlardı. Özellikle belli bir İslamcı(Dinci) görüşün arka bahçesi olmayı red ettiği, hatta eleştirdiği için sürekli haksızlığa uğramıştır. Çünkü o birilerinin günahlarına meşru gerekçeler uydurmak için fetvayı verecek bir ilahiyatcı olmamıştır.CHP de siyaset yapmış olması kendisi için değil ama elbette CHP için bir şanstı. CHP üzerine yapışıp kalmış olan bazı algıların kalkmasına vesile olmuştur.
...
Cumhuriyet değer ve kazanımları aleyhine konuşmayan, hatta her vesile ile övgü ile bahseden ender ilahiyatcılardan birisiydi.
...
Düşüncelerini yeterince anlatamama, belki anlaşılamama veya gelenekselleşmiş ve tabu haline gelmiş algıları, alışkanlıkları ortadan kaldırmak için verdiği savaştaki yanlızlığı ve çaresizliği onu biraz agresif yapmıştı. Son derece milli düşünen, milliyetçi birisiydi. Tekraren Allah rahmet eylesin, Peygamber Efendimiz (S.A) ile komşu olsun inşallah.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

21 Haziran 2016 Salı

MERAL HANIM'IN PARALEL LİNCİNE GÖZ YUMANLAR

Kongre de Meral Hanım ve ekibinin öne çıkma gayreti içinde oldukları; süreci kendi lehlerine çevirmeye çalıştıkları hususundaki eleştirileri okuyor, dinliyoruz.
...
Bu eleştirileri bir de Meral Akşener'in nefsi üzerinden, empati yaparak değerlendirmek gerekir. İşin doğası gereği ; selden odun kaparken hiç kimse "acaba sel bu odunu hangi garibanın kapısından kaptı getirdi " deyip, odunu kapmaktan vaz geçmez. Nitekim bu ekibin ne denli işi ciddiye alıp, önergeler hazırlayıp, hazırlıklı halde olduklarını fark ettik. Peki diğer adayların hazırladıkları önergeler yokmuydu, yoksa vardı da divana sunmaya mı gerek görmediler. Meral Hanımın ekibi iyi ki tüzük değişikliği ile ilgili önergeler hazırlamışlar; ya onlar da hazırlamamış olsalardı kaosmu yaşanacaktı; belki de. 
...
19 Haziran kongresi bir anlamda güçlerini gösterme veya hissettirme fırsatıydı. İtirazlar niçin yapılıyor. Yapılan hangi değişiklik ülkücü vicdanı rahatsız etti veya ediyor ona bakmak lazım. Sanırım burada esas husus güç gösterisinde birilerinin kendilerini yeterince ifade etme fırsatını değerlendirememiş; bazılarının ise değerlendirmiş olmalarıdır. Sıkıntı, fırsatı yeterince değerlendirememe pişmanlığından kaynaklanıyor.
...
Aslında benim çok önemsediğim bir konu var; MHP Genel Merkezi yetkilileri ve özellikle Sayın Bahçeli ve Aktroller Meral Hanımı Paralel lincine tabi tutarlarken diğer adaylar mütemadiyyen net duruş sergileyemediler; bu ''ortak halleri'' Meral Hanım'ı kendilerinden ötelemeye yönelikti ve Meral Hanım da bu nedenle MHP iç siyasetini "Ben ve diğerleri" düşüncesi üzerine oturtmuş olabilir. Genelde bu ayrıntının gözden kaçırıldığını görüyorum ve ne gariptir ki kimse işin bu tarafını dikkate almıyor. Zaten daha önceden Koray Aydın Bey açık açık Meral Hanım ile ilgili düşüncesini ifade etmiş, Sayın Bahçeli tarafından da ülkücülüğü teyid edilmişti. Eğer Meral Hanım kendisini değerli bulup, söylenenleri iftira olarak kabul etmişse; Koray Bey ile işbirliğinden kaçınmasının onun en doğal hakkı olduğuna inanıyorum. Ayrıca değişim talebi sürecinde Sayın Bahçeli ve Aktroller ''Değişim talebinde ve muhalif kanat da'' muhatap konumuna Meral Akşener'i oturttular ve ''Muhalif hareket''i sürekli Meral Hanım üzerinden vurmaya çalıştılar. Bu durumda diger adaylar "Yahu sürekli oyunu bozmaktan bahsediyorsunuz; tamam da bu oyunda olanlar olarak kimleri kasdediyorsunuz" sorusunu hiç sormadılar. Peki bu hal etik miydi. Sayın Bahçeli'nin Meral Hanım'ı hedef alarak MHP de değişim taleplerine dair oyunu bozmaya and içerken; diğer mevcut adayların değişim taleplerine razı mı olmuş oluyordu. Dolayısıyla MHP de değişim için verilen mücadelede Meral Hanım diğer adaylar tarafından belki de paralelci olduğuna inandıkları için ötelediler. Eger bu düşüncede samimi iseler kendisi ile işbirliği arayışında olmalarının bir mantığı yoktur; keza faili meçhuller konusunda da Meral Hanım'a destek verici görüşler belirtmeliydiler. Ateşin koru sönmesin diye ateşi sürekli Meral Hanım'a üfleteceksiniz ancak kebabı siz yiyeceksiniz; olmaz öyle şey. Nitekim Meral Hanım da buna bilerek fırsat vermek istememiştir. Olup bitenlere bir de bu pencereden bakmak, bireysel çıkış ve duruşlarını buna göre değerlendirmek lazımdır diye düşünüyorum.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com