25 Kasım 2016 Cuma

BENİM SEVGİLİ ÖĞRETMENİM

Sene 1978. Hayata pamuk ipliği ile tutunmaya çalışan ben, ya uçurumdan aşağıya yuvarlanıp gideceğim veya bir merhametli el bana doğru uzanacak ve beni kurtaracak.
...
İşte zayıflığım ve çaresizliğim karşında âciz kalan annemin yetmediği anda bir elin parmaklarını hissettim; saçlarım arasında gezinen, başımı okşayan. Ve sonrasında bir hışımla beni sırtındam kavrayarak kendimi bırakmaya ramak kaldığım uçurumun kenarından çekip alan yürekli, vefakar, bir o kadar da cefakar bir kadın; benim çok sevgili ve değerli Mine Bergüzar öğretmenim seni çok seviyorum. Hayatımda yaşadığım kırılmalarda üç kadın bani hayata bağladılar; annem, Mine öğretmenim ve eşim. Allah onlardan razı olsun.
....
Kişiliğimi bulmamda ve özgüvenimin oluşmasında beni yüreklendiren ve hala koruyup, kollayan çok muhterem sevgili öğretmenime teşekkür ediyor, kendisinin şahsında tüm eğitim camiamızın öğretmenler gününü kutluyorum.
Canım öğretim ellerinden öpüyorum.
Seni çok seviyorum.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

19 Kasım 2016 Cumartesi

ESAS MESELE İMAMIN KİM OLACAĞI KAVGASIYDI




Türkiyemiz de her şey sadece bir kişinin heves ettiği Başkanlık sistemine kilitlenmişse ve hatta 15 Temmuz darbe girişimini dahi gölgede bırakmışsa; 150-200 yıllık askeri okul ve hastaneler kapatılıp, ordunun gen yapısı ile oynanmışsa ve bunun gerekçesi olarak da Türk Ordusu'nun genelinde %1.5 dahi olmayan hain puşt gösterilmişse; buna mukabil en az bu oranda din görevlisi Fetöcü çıkmasına rağmen Diyanet İşleri tasfiye edilmemişse; kimse kusura bakmasın, olup bitenler bizlere dayatılan algılarda gösterildiği gibi değildir. Kabul etmiyorum.
...
Şeklen 15 Temmuz gibi olmasa bile AKP-Cemaat ittifakının ruhunda önce sistem, sonra rejim değişikliğini gerçekleştirmek üzere bir sürec planlanmıştı. Ancak burada "İmam veya Halifenin kim olacağı kavgası'' Türkiye'ye 15 Temmuz'u yaşattı. Bu arada Erdoğan da Gülen de; ABD de, BOP da dahil olmak üzereTürkiye üzerine dizayn edilen ortak projede elbette ABD'nin aracı olduğundan karşılıklı olarak haberdardılar. Türkiye Başbakanı veya Cumhurbaşkanı ABD den randevu alamazlarken, Erdoğan'ın Cüneyt Zapsu marifeti ile ABD Yahudi kuruluşları ve sermayesi ile tanışmasını dün gibi hatırlıyoruz. Bu iltimaslara o zamanlar belki bir anlam yüklemek mümkün değildi ama bugün çok iyi anlayıp, yorumlayabiliyoruz.
...
Aslında yıllar önce T.C Devleti'nin tedricen Siyasal İslam Devleti'ne evrilmesine karar verip, anlaşan taraflar(Cemaat-AKP) birbirlerinin gücünün ne olduğu çok iyi biliyorlardı ve pazarlıklarını da bunun üzerinden yaptıkları besbelli.
Mesela itiraflardan öğrendiğimize göre HSYKya seçilecek 160 hakim ve savcıdan 120'nin cemaatci olması pazarlığı bunun en basit örneğidir. Yüksek yargıya seçilen cemaatçi hakim ve savcıların sayısı ve kimliklerini bizzat hükumete bildiren, hatta dayatan cemaatin; orduya ne zamandan beridir sızıp, hangi komutanlıklarda kimlerin olduğunu bildirmemiş olmalarının mümkün olmayacağını düşünüyorum.
...
Kandırıldık diyenlere sormak isterim; İslam referanslı bir cemaatin sizinle bu pazarlıkları yapıp, ısrarla kadrolaşmak istemelerindeki nihai amaçlarının daha Atatürkçü, daha Cumhuriyetçi ve daha milliyetçi bir Türkiye hayal etmelerimiydi? Buna; bırakalım sizi, sıradan sade bir vatandaşın bile inanması mümkün değildir. Dolayısıyla "Kandırılma" hikayesi; millete bir şeyler izah etme zorunluluğundan kaynaklanan; teskin etmeye yönelik çabanın hikayesidir.
...
Erdoğan 2002 de ne düşünüyorsa hala o noktadır. Sistem değişikliğini başarabilirse, elde ettiği yetkilerle rejim değişikliğine gidecektir. Atatürk'ün bambaşka saiklerle söylediği "Yeni Türkiye" sözüne atıf yapıp, kendisinin icat ettiği ''Yeni Türkiye'' ve "Osmanlıcılık" gibi sinsice algı oluşturma gayretlerinden bunu çok iyi anlayabiliyoruz. Bunu başarmak için cemaatten umduğu destek malum nedenlerle ortadan kalkınca; aynı güce olan ihtiyacını kendisinde toplamak istediği yetkilerle aşmak istiyor ki; ısrarla Başkanlık sisteminde diretiyor. Üstelik henüz 15 Temmuz'un yaraları bile sarılmamışken, etrafımız ateş çemberindeyken, her gün şehit cenazesi kaldırılırken. O'nun niyetinin ne olduğunun Bahçeli bile farkında olmadığındandır ki; her geçen gün " Ülkücülerde birlik, Bahçeli'ye de karşıtlık"artıyor.
Dolayısyla; ne yapıp, edip milletce başkanlık sistemine hayır demeli, bunu başarmalıyız.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
BeğenDaha fazla ifade göster
Yorum Yap

16 Kasım 2016 Çarşamba

SUSKUNLUĞUNUZUN ADINI KOYUNUZ LÜTFEN

Ben MHP ve Türk milliyetçiliğinin geleceğinden endişe duyarak; ne düşünüyor, ne yapıyorsam bu mival üzerine yapıyorum. 
....
Ancak itiraf etmek isterim ki; MHP Genel Başkanlığına niyetlenen adayların ne oldukları ve ne yapmak istediklerine dair epeydir zihnimde süregelen netlik yerini sisli, buğulu bir hale terk etmeye başladı. Ancak Devlet Bahçeli ve Balgat müdavimlerine karşı muhalif tavrım değişmeyecek, net duruşum devam edecektir.
...
Bizim muhalifliğimiz devletin ve milletin bekası konusunda duyduğumuz endişeye karşın Devlet Bahçeli ve yönetimindeki MHP'nin yetersiz kalması yanında, bize özgü hem camia olarak, hem de ideolojik doğal refleksi gösterebilme yeterliliğini ve yeteneğini gösterememesidir. Yani demem o ki; benim sorunum beka sorunudur.
...
Doğrusu muhalif adayların arkasında, sağında, solunda olmamın nedeni de bu düşüncelerimdendir. Ancak adayların 19 Haziran dan bugüne bir araya gelerek süreç hakında müşterek bir yol izlemek gibi yapıcı düşünce ile hareket etmemeleri de benim için ciddi bir sorun. 

...
Anlaşılıyor ki onların işi MHP yönetimine gelebilmek; bizim umudumuz ise bu adaylardan birisinin Genel Başkanlığında MHP yönetimine gelinerek devlete ve millete sahip çıkıp, endişe duyulan beka endişesini ortadan kaldırmaktır. Hele ki bazı adaylar var ; 19 Haziran dan bu yana ölüler mi, diriler mi haberimiz yoktur. Kardeşim 19 Haziran dan bu güne Türkiye de onlarca olaylar yaşandı bu olup bitenlerle ilgili bir düşünceni bile açıklama gereğini duymamışsan; ''Hangi niteliklerin ile koskoca camiaya lider olmaya niyetlendin. Amacın neydi'' demezler mi adama.
...
Artık iş öyle bir kerteye geldi ki; adaylar bir araya gelip, genel başkanlığı öncelikten çıkarıp müşterek program dahilinde çalışma yapmaları, oluşturdukları sinerjiyi birleştirmeleri gerekmektedir. Aksi durumda samimiyetlerinden şüphe duymamız aşikardır.
...
Meral Akşener'e malum iftira/iftiralar karşısında net tavırlarını dahi ortaya koyamamış adayların suskunlukları onlara birşey kazandırmadığı gibi "Susma, sustukca sıra sana gelecek" sloganının kendi üzerlerindeki tecellisine teker, teker şahit olacaklardır. Zor şartlarda inisiyatif ortaya koyabilenler ancak lider adayı olabilirler. Türk milleti ve Devleti zor bir süreçten geçmekte ve sizler bu konjoktürde iddianızı ortaya koyamıyorsanız; ne Türk milliyetçilerine, ne de Türk milletine umut olabilirsiniz.
...
Yazık oluyor. İnandırıcı olabilmeniz  ve kendinize güvebilmemiz için ne yapıp, edip bir araya gelmelisiniz. Bir adım öne çıkmışsanız bunun gereğini yapınız ya da ''Bizden bu kadarmış'' deyip kenara çekiliniz.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

13 Kasım 2016 Pazar

BİLİM ADAMI, ÇOBAN VE DEMOKRASİ PARADOKSU

Cumhurbaşkanı Boğaziçi Üniversitesinin kendi bünyesinde yaptığı rektörlük seçiminde aday olan ve  %86 oy alanı değil, oylamaya dahi girmeyen, YÖK'ün önerdiği isimlerden birisini atadı.
...
Hani, Cumhurbaşkanı her vesile ile sandıktan çıkana saygı duyulması gerektiğine vurgu yapıyordu. Peki bugün bilimin eşiği, beşiği olan üniversitelerde rektörlük seçimlerinde bu olup bitenlere ne diyeceksinz sayın aktroller. 
Cumhurbaşkanı bu manada en çok oyu alanı atamak gibi bir hakkın teslimini düşünecek olsaydı inanınki 15 Temmuz gecesi olduğu gibi muhalifler bile kısmen de olsa yanında saf tutar, başkanlık sistemi adına ümitvar olabilirdik ama hepimize, "Başkanlık sistemi mi; Allah korusun" dedirtiyor.
...
Cumhurbaşkanı hep fiili durum yaratıyor ya; bu rektörlük seçimleri için de fiili durum yaratıp, en çok oy alan adayın atamasını yapsaydı ya. Mevcut demokrasinin bu millete dar geldiğini idda edip, daha ileri demokrasyi vaad edenlerin; yüzlerce bilim adamının hür iradeleri ile düşünerek seçip belirlediği adayın seçilme amaçlarına uygun olmadığı kararını vermek hangi ''Demokrasi namusu'' kaldırabilir.
...
Türkiye'nin halihazırda sahip olduğu demokrasi kültürü Başkanlık sistemini kaldıracak olgunlukta olmayıp, başkanlık sistemine geçilse bile her seçim sonucunda dikdatörler yenilenmesi dışında bir halt olmaz.



Devam ediyorum;
Türkiye de demokrasi kültürü içselleştirilmiş değil. Buna başkanlık sistemine öncülük edenler de dahil.
Türkiye de ''Olağanüstü Hal'' şartlarında; her gün bir yerlere baskın yapılarak, muhalefetin susturulması tehditi altında, insanlara salınan korku ile kim muhalefetliğini nasıl yapabilecek Allah aşkına. ''Baba yeter artık yazma'' diyen evlatlarımın tedirginlikleri benim yanlışlarımdan değil, ülke yönetiminin ta evimize kadar girerek; çocuklarımıza dahi yaşattıkları korkudandır
...
"Çoban'nın oyu benim oyum ile aynı mı sayılacak" diyenleri millete şikayet edip, "Seni aşağılıyorlar" diyen; bırakalım çobanı, akademisyen oylarını hiç hükmünde değerlendiren muhterem; çobanın oyuna sahip çıktığı kadar niçin akademisyeninkine sahip çıkmaz. İşte böyle bir zihniyetin öncülüğünde sistem değişikliğine gidilmesi tehlikelidir.
...
Gerek Bahçeli, gerekse Erdoğan; demokrasiyi kendi amaçları doğrultusunda kullandıkları sürece helal, başkaları için ise haram olarak görüyorlar. Kendisine içkiyi serbest, millete ise yasaklayan padişah gibiler



...
Yahu siz kimi kandırıyorsunuz be.
Biriniz Türkiye'nin en yetişmiş insanlarının %86'nın oyu ile seçilmiş akademisyenine bir "Çoban" kadar değer vermiyor; diğeriniz delegenin %60'nın yasalarla teminat altına alınmış hakkını gasp edip, kullanmasına izin vermiyorsunuz. Ve çok gariptir ki; demokrasimiz ile ilgili değişime; demokrasiye çifte standard getiren, içselleştirememiş sizlerin öncülüğünüzde gidilmesi Türk milleti için büyük bir talihsizliktir.
...
''15 Temmuz Darbe girişimi'' ile demokrasimize müdehaleyi fırsata çeviren, Eminönü meydanındaki eski karambolcüler gibi ülkücü iradenin tecelli etmesini bir karambolle, siyasi hasmımızla işbirliği yapıp, engel olanların eylem birlikteliği ve otoriteyi korumak adına güç birliktelikleri kesintisiz devam ediyor. ''Alo Fatih hatları'' devam ediyor. 19 Haziran 2016 dan beridir Ümit Özdağ, Sinan Oğan, Özcan Yeniçeri, Yusuf Halacoğlu gibi strateji ve tarih uzmanı kişiler, konjukturel ortamın da var olmasına rağmen; sadece ve sadece siyasi kimliklerinden dolayı CNN Türk, Habertürk, NTV gibi çok izlenen Merkez Medyaya ait kanallarında çıkarılmıyorlar veya davet edilmiyorlar. İslam'dan öte icat edilmiş din ile efsunlanımış beyin bana soruyor ''Meral Akşener ortalıkta gözükmüyor, milletten kaçıyor'' diyorlar. Oysa başkanlık sitemine gidilen yol kesinlikle kazanmaya yönelik olup, şartları da  bilhassa Erdoğan, Bahçeli ve hükümet tarafından belirlenip, uygulamaya konuyor. Dolayısyla çıktıkları bu yolda en büyük ciddi engel olarak MHP parti içi muhalefeti gödükleri için muhalefeti milletin önce gözü önünden, sonra da gönlünden uzak tutmak istiyorlar. Allah aşkına bir Ümit Özdağ veya Sinan Oğan'ın özellikle 19.6.2016 dan buyana Irak ve Suriye de olup, bitenlerle ilgili bir kelam edememe ihtimali olabilir mi; ama edemediler, ettirmediler; niçin, MHP de muhalif sesler unutulsun; milletin ve ülkücülerin vicdanlarına hitap edilemesin, MHP ülkücü vicdanın inisiyatifine geçmesin; dolayısyla başkanlık sistemine doğru sağlimen gidilebilsin.    
...
Dolayısıyla ülkesini ve milletini seven herkesin hayır demeye hazırlanması ve bu amaçla çalışma yapması gereklidir. Malum iki kafadara ne inanıyorum, ne de güveniyorum.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

9 Kasım 2016 Çarşamba

DONALD TRUMP ÜZERİNE.....

DONALD TRUMP kazandı. Bu adam; benim ülkemin milliyetçisi olmam gibi, o da kendi ülkesinin milliyetçisi; bu kadar basit.
...

Neymiş efendim; adam müslüman göçmen kabul etmiyormuş falan, filan. Trump'ın bu tavrını yadırgayanlar "Müslüman veya İslam dünyası" denildiğinde; özellikle tam demokrasinin hakim olduğu, insan haklarına saygılı hukuk devletlerinde neyin anlaşıldığının farkında değiller.
... 
Beyler siz hala Türkistan Alperenleri'nin Türk ve İslam olmanın şuuru ile gönülleri fethettikleri çağlarda olduğumuzu mu sanıyorsunuz Allah aşkına. Bugün maalesef batı dünyasında İslam denince akla kan ve gözyaşından başka bir şey gelmiyor.
...
Bir Norveç vatandaşı olduğumuzu ve bir an için kendimize iman edeceğimiz bir din aradığımızı düşünelim. Sormak isterim; hangi akıl bugünkü müslümanların haline ve İslam coğrafyasına bakarak müslüman olmayı ister. Kendi ülkemizde dahi çocuklarımızın din seçimini serbest bırakacak olsak yine kaç ailemizin çocuğu anne ve babasına imrenerek İslam'ı seçer. Müslüman veya iman ehlinden olmak isteyenlere ilham kaynağı;  rafta Kuran-ı Kerim'in olması, iki büklüm bir ihtiyarin arasıra namaz kalması veya kastının ne olduğu bilinmeyen ezan sesinin duyulması değildir elbette. İslam, ritueller üzerinden değil, insanlığa kazandırdığı erdemler üzerinden anlatılmalıdır. Bugün özellikle de üçyüz yıl önceki camilerin kötü taklidi olan görkemli beton yığınları dışında ne yapılıyor islam adına. Müslümanlar düşünüp, sorgu suale kalkışmasın diye tasavvuf ve İslami felsefe dersleri kaldırıldı.
...
Türkistan Alperenleri; Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Hz. Mevlana, Somuncu Baba, Güllü Baba gibi İslam öncüleri bugünkü İslam coğrafyasında var olabilselerdi şayet; Trump da aynen İstanbul'un fethinde papazların yaptığı gibi müslüman göçmenlere "Buyurun efendim, şeref verirsiniz" diyecekti belki de. ...
Dolayısıyla her ne hikmetse Trump'dan ümitliyim, çünkü gerçekçi ve adam kıvırmadan içidekini dışarıya aksettirdi. ABD çıkarları için göç politikasını yanlış buluyor ve kendi kafasındaki "Terör ile özdeşleşmiş, kafa kesen caniler" her ne şekilde olursa olsun, ABD sınırları içinde barınmamalıdır diyor. Hepimiz kendi ülkemiz için benzer şeyleri düşünebiliriz.

...
Trump paraya doymuş adam. Belki bundan sonra insanlığa vereceği hizmetler ile kendini tatmin etmeyi düşünecektir. İş dünyası ve sermayeyi tanıyor. Bu alemin dilini, daha doğrusu puştluğunu bildiği için her zaman niyetlerinide okuyabilir. Yani demem o ki; uluslararası emperyal sermayenin niyetlerini çok iyi okuyabilir. Şimdiye kadar ABD başkanlarını sermaye yönlendirediliyordu oysa bugün bizzat sermayenin içinden birisi başkan oldu. Dünya alem kampanyayı Trump aleyhine yürüttü ama lehine sonuçlandı. 
 Alışılagelen usullere kafa tutup istediği sonucu elde etti. Her ülke özellikle dış siyasetlerini güncellemek durumundalar artk.
....
Turkiye okarak mademki her şeye burnumuzu sokup eş başkan olabiliyoruz, Trump'u da "Sen insanlığın içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulabilmesi için bir şanssın" denilerek bu yönde motive edilebilinir. Bence Erdoğan kutlama mesajında bunu dile getirmelidir.
...
Evet, ben Trump dan ümitliyim. En azından dayatılan isim değil; buna rağmen başkan oldu. Dünya insanlık alemi için bir şans olabilir.
...
Bu arada ciddi ciddi Fethullah Gülen iade edebilir ve Gülen de gelip mahkeme huzuruna çıkarak "Ne yaptıysak beraber yaptık; ahanda tarih, cilt, sayı, sayfa, paragraf da şu...." derse; yandı gülüm, keten helva.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

7 Kasım 2016 Pazartesi

ERKEK GİBİ KADIN DEĞİL ERKEKLERE ÖRNEK KADIN



Meral Hanım'a daha önce paralelci olduğu iftirasını atan ama karşılığında "Bu iddiasının delilini ortaya koymayan alçak oğlu alçak, şerefsiz oğlu şerefsizdir" sıfatını alıp, kabul edenler aynı yönteme kaldıkları yerden devam ederek; bu sefer yine Meral Hanım'ın HDP'yi ziyaret ettiği iddiasını ileri sürerek "Şerefsiz oğlu şerefsizliklerine" devam ediyorlar.
...
Aslında Meral Hanım'a yapılan bu psikolojik zulüm; kendisinin ne derece ciddiye alınarak mevcut otoriter (MHP yönetimi de dahil) yapının çekindiği figür olduğunu gösteriyor. Oluşturmak istedikleri algı üzerine boşluk bırakmıyorlar ki; Türkiye de muhalif güçlü bir sese karşı teveccüh oluşmasın. Onlar da çok iyi biliyorlar ki bırakalım yandaş medyayı; eğer Meral Hanım'a Merkez Medya kanallarında (CNN Türk, NTV, Habertürk) üst üste programa çıkma fırsatı tanınsın; siyasi arenanın yapısı, kimyası değişecektir. İşte ondandır ki hükümet MHP ilişkilerinde tarihi bir süreç yaşanıyor.
...
 Yine her vesile ile milleti önemsediklerini onlardan aldıkları oy ile ifade edenlerin; bu kadar ahmakça hazırlayıp, uygulamaya koydukları "Meral Akşener senaryoları"na ülkücüleri inandırabileceklerini sanan ahmaklar; savunmasız insanlar üzerine yazdıkları bu iğrenç senaryolar hakkında tarih elbette bir gün yazacak; aynen 1960 ihtilalinden sonra yazılan don, külot davaları veya gençlerin kıyma yapılması hikayeleri veya Ergenekon davasında camilerin bombalanacağı; ya da Kabataş da yetmiş gencin türbanlı bir kadının üzerine işemeleri senaryoları gibi.
...
Ancak çok garibime giden MHP'deki diğer muhalif adayların Meral Akşener için ortaya net tavır koyamamaları. 
Kardeşim delikanlıca ortaya çıkın; ya inandığınızı ya da inanmadığınızı söylesenize. 
...
MHP Genel Başkanlığına soyunan insanlar olarak sizler mağdur edilen, itilen kakılan, psikolojik baskıya ve siyasi işkenceye tabi tutulan, ülkücülük hukukunuz olan bu insan için net tavır ortaya koyamayacak kadar acizseniz hangi hakla önümüze düşüp, bizler için liderliğe soyunuyorsunuz. Eğer bildiğiniz somut bir şey var da Türk milliyetçilerinden bunu saklıyorsanız, en azından kendi adıma sizlere hakkımı helal etmem. Sizler yüklenmek istediğiniz misyonun gereğini yapmadığınız sürece MHP üzerine oynanan oyunların taşoranı konumunda kalıyorsunuz bilesiniz. Ekranlar Meral Hanım'a kapatıldı da size kapatılmadımı ki. Aklınızı başınıza toplayın Türkiye'nin geçmekte olduğu tarihi bir dönemeçte Türk milliyetçileri adına inisiyatifinizi ortaya koymanızı bekliyoruz. Mearl Hanım'a karşı yapılan zulüm karşısında sessizliğiniz utanç verici.
...
Size bir şey söyleyeyim mi; bu sessizliğiniz Meral Hanım'ı yüceltir, sizi de unutturur bilesiniz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

5 Kasım 2016 Cumartesi

KILIÇTAROĞLU KENDİNE GEL


İşte CHP'nin handikapı bu; geleneksel sol ideolojinin hümanist düşüncesinin sınırının CHP de nereye kadar olduğunun belirlenememiş olmasıdır.
...
Zamanında Erdal İnönü'nün SHP'si etnik bölücü Kürt hareketini meclise taşıyarak meşrulaştırıp, bugün olup bitenlerin müsebbibi olmuşlardır. CHP geleneğinin geçmişte etnik ayrımcılın meşrulaşmasına verdiği bu destek ile AKP'nin iktidara geldiğinden beridir; bırakalım HDP'yi, PKK ile doğrudan muhatap olması ve nihayetinde açılım süreci ile hendeklerin kazılmasına, mühimmatların malum bölgemizin her köşe bucağına yığılmasına göz yumulması gibi tarihi vahim hatalar güzelim ülkemizi bu hale getirdi.
...
Maalesef bugün AKP muktedir olma gücünü koruma ve kollama adına; CHP de sol jargonun hümanist felsefesine takılarak bu devleti kuran ve kendi uhdesinde anlam kazanıp, icraya dökülen kurucu felsefeye ters mantalite ile HDP'lilerin tutuklanmalarına yaklaşımlarında olduğu gibi Güneydoğu da olup bitenleri ABD tezgahı olarak (Fetö de olduğu gibi) görmeyip, sürekli  ''Kürt sorunu'' olarak görmek gibi tarihi hataların bedelini ödüyoruz.
...
Sayın Kılıçtaroğlu şimdi de hiç bir zaman Mehmetciğe, hatta kundakdaki bebeğe dahi kurşun sıkanlara otuz senedir terörist diyemeyen ve mecliste olup da tüyü bitmemiş yetimin hakkı üzerinden maaş alanların tutuklanmaları karşısında "Seçimle gelen, seçimle gider" diyor.
...
Sayın Kılıçtaroğlu, onlar seçimle gelmediler ki; terörün omuzlarında meclise taşındılar.

... 
Sormak isterim ki; MHP'nin Şırnak Hakkari, Silopi veya Mardin de seçim bürosu açma veya sade bir vatandaşın arabasında bu ülkenin bayrağı olduğu halde saydığım kentlerde dolaşma şansı olmuşmudur? Ama HDP bu ülkenin her yerinde istedikleri gibi teşkitlanabilmişlerdir. Ama şunu söylemekle sonuna kadar haklısın; hendekler kazılılırken, tüneller açılırken iş makinalarını verenlerin yanında, bunları gördüğü halde görmemezlilten gelen açılımı yürütmekten sorumlu Beşir Atalay, Afkan Ala, Davutoğlu ve tabi ki esas talimatı veren reis; bunlar nerelerde diye haykırarak demokrasiye asıl böyle sahip çıkarak millet adına hesap sormayı deneyip, savcıları göreve çağrsana.
...
HDP'nin "Seçimle gelmesi" hadisesi; malum terör örgütünün inisiyatifinde yaratılan fiili dayatmalarla gerçekleşen bir neticedir. Seçim ve demokrasi ile hiç bir alakası yoktur. CHP'nin sol jargonun hatırı için hümanist duygularla HDP'ye sahip çıkmak; belki bazı siyasal görüşlere yakışabilir ama devletin kuruluş felsefesine imza koymuş CHP'ye hiç yakışmaz.
...
Töre pirim veren ve arasına mesafe koymayanlar her ne gerekçe ile olursa olsun; demokrasinin niğmetlerinden yararlanamaz, koruyucu şemsiyesi altına da giremezler; bedeli de neyse öderler.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com



30 Ekim 2016 Pazar

HAS ADAM YUSUF HALACOĞLU


Mehmet Soral-Yusuf Halacoğlu
Bu akşam(29.10.2016) "Ahde Vefa 78'liler Derneği"in de MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halacoğlu Hocamızı dinledik.
...
Hocamız insanın birey olarak ilk önce kendisini tanımanısı gerektiğini; bunun başarabilinmesi için de insanın en büyük dayanağının Kuran-ı anlaması ve rehber edinmesi gerektiğini bilhassa vurgulayarak; başkalarının aklına, fikrine kudsiyet atfederek; peşlerinden gidilmesinin Islami anlamda da doğru olmadığı üzerine adeta bir ilahiyatcı gibi bilgiler verdi. Kuran'ın anlaşılması konusunda din adamlarının çabalarının olmadığını, bu konuları ilahiyatcı hocalara da söylediğini ifade etti. Özellikle Kuran-ı Kerim'in mealinin okullarımızda okutulması gerektiği hususunu dile getirdiğini ama AKP tarafından bilhassa kabul edilmediğini hayretler içinde dinledik.
...
Bir tarihci olarak olarak Geleneksel Türk Devlet yapısı ve yönetimi üzerine geniş izahatlardan sonra günümüzde hükümet etme ve yönetme zaafiyetleri üzerine görüşlerini aktarıp, kendince gördüğü eksiklikler ve giderilmesi üzerine projelerini anlatarak ne kadar Türkiye ve Türk milleti üzerine kafa yorduğuna dinleyerek şahit olduk.
...
Özellikle 15 yıl süren Türk Tarih Kurumu başkanlığı döneminde Atatürk " ün vasiyeti gereği açtığı dava ile İş Bankası gelirinden aktarılması gereken parayı alabildiklerini ve böylece bir çok çalışma için imkan elde edildiğini ifade etti. Bu imkanlar ileTürklerin Ermenilere değil, Ermenilerin bizzat Türklere karşı yaptıkları katliamları; yaptıkları kazı çalışmaları ile toplu mezarları bulup, belgelediklerini ve arşivlediklerini geniş açıklamalarla izah ettiler. 
...
Özellikle malum Ermeni meselesi üzerine Ermeni Diasporası'nın tezlerini cürütmek ve Türk tarihini iftiralara karşı aklamak için özel gayretleri ile özellikle Rus ve Amerikan arşivlerini tarayarak binlerce sayfa belgenin tasdikli süreçlerini alarak Devletin arşivlerine kazandırdığını ifade etti. Hakikaten Allah razı olsun; Yusuf Hoca sayesinde artık özgüven dolu bir şekilde T.C Devleti onlarak her zaman ve her yerde Ermeni meselesinde devlet olarak kendi tezlerimizi belgelere dayandırarak hodri meydan diyebiliyorsunuz.

Bu arada tarihi belgelerin tasnifi ve arşivleme ve yedekeleme sistemi üzerine Japonya'ya giderek bilhassa araştırma yapıp, kendilerine has bir ''Analitik sistem'' geliştirip, uygulamaya koyduklarını ve artık bir çokları tarafınadn bu sistemin kullanılır olduğunu ifade ettiler.
...
Özellikle MHP iç siyasetine girmek istemedi. Bilim adamı ahlakına sadık kalmak suretiyle doğru bildiğini her zaman ve her yerde  ifade etmeyi ilke edildiğini belirterek; gerek mecliste, gerekse parti içi siyasette de buna özen gösterdiğini ifade etti. 
...
Hem ülkücü, hem bilim adamı; hem de çalışkan bir insan olunca; elbette insanın hası da o oluyor.
...
Sayın Erhan Öztunç abimin şahsında Ahde Vefa 78'liler Derneği yetkililerine ve Sayın Hocamıza oğlum ve kedim adına teşekkür ediyorum.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

27 Ekim 2016 Perşembe

FATMA ŞAHİN'İN BİR KONUŞMASINA DAİR...

Bu "Cemaat" denen yapıdan ilk şüphem; yıllar önce, zaman gazetesinde Herkul Milas denen adamın "Milliyetçilik bir ruh hastalığı halidir, bu tip insanlardan uzak durulmalı" şeklinde özetlenebilecek bir yazısından sonra netleşmişti. O zamanlar henüz AKP bile kurulmamıştı. Bu aşağılanmanın öfkesi ile zaman gastesini arayıp, benim paramla sizi bana sövdüremem deyip, aboneliğimi derhal iptal etmelerini istemiştim. Yine öfkem dinmeyince zamanda yazan Yavuz Bülent Bakiler'i arayarak Herkul Milas denen bu adama nasıl göz yumabilecekkerini sorgulamıştım. O da "Ha öyle mi; bi bakayım" demişti. (Şimdi de Atatürk'ün müslüman olmadığını söylemiş; o da ayrı bir garabet. Velevki müslüman değil; benim için Türk olması da yeterli. Öyle müslüman var ki; onların şerrinden Türklüğüme sığınırım)
...
Yani demem o ki; biz duruşumuzu inanç ve ilkelerimiz paralelinde belirleyip, yaşantımız da ona göre dizayn ederiz.
...
Sayın zamanın Bakanı ve günümüz Antep Belediye Başkanı Fatma Şahin Hanım yazımın eki olan konuşmasında; Fethullah Gülen için övgüye dair söylenmedik bir söz bırakmamış ve benim gerçekten tüylerim diken diken oldu dinledikce.
...
Her siyasal görüş geçmiş dönemlerde bu cemaati kendi perspektifinden takip etmiş, değerlendirmiş olsalardı; işin foyası ortaya çıkacaktı ama çıkmadı. Niçin; çünkü gücü elde tutup, iktidarda kalmak ve menfaat ilişkisini maksimum noktada tutmak gerekiyordu.
...
Belki de biz Türk milliyetçilerinin ve MHP'nin paralele dair zokayı yutmamamızın nedeni sorgulayıcı olmamızdı. Eğer AKP varlığını ve gayesini üzerine oturttuğu İslami geleneğe dair "İnanmışlık ve adanmışlık" üzerine değerlerini muhafaza edip, koruyup, kollamaya iktidar olmak kadar önem verseydi "Paralel zokası"nı yutmayabilirdi. AKP "Dinler arası diyalog" ucubesini duyar duymaz "Ne iştir lan bu saçmalık" diyebilseydi ama diyemedi, diyemediği gibi cemaat telkinleri ile "Üç mabet bir arada" ortak projeler üretip, uygulamaya koydular. İnanç ve ilkelerini kaybetmeyi iktidar gücünü kaybetmeye yeğlediler. Ama o zamanlar Türk Milliyetçisi bir Prof. ,Yümni Sezen Hocamız "Dinler arası diyalog" saçmalığına reddiye anlamında kitap yazdı; bu kitap bile AKP'yi uyandırmaya yetmemişti.
...
Siyasal alt yapını islami referanslara atıflar yaparak oluşturacaksın ama islam'a en büyükk darbeyi vuracak olan "Dinler arası diyalog" zoksını kabulleneceksin; olacak iş mi Allah aşkına. Buna karşı çıkmak sizin doğal refleksiniz olmalıydı. Yümni Hoca niçin yutmadı, ben niçin yutmadım. Çünkü o da, ben de her zaman için gücün değil inanç, ülkü ve ideallerimizin takipçi olduk da ondan.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
https://www.izlesene.com/liste/fethullah-gulen

BAŞKANLIK İÇİN DEĞİŞİME ENGEL OLDULAR

Başta görüş ve düşüncelerine çok değer verdiğim abilerim, dostlarım olmak üzere bir çok ülkücü gönüldaşım; yapılacak bir seçimde MHP'ye oy verip vermeyeceği hususunda görüş belirtirlerken bütün muhalifliklerine rağmen "Yine çalışacağım, oyum elbette MHP'ye olacak; ya kime olacak ki" diyorlar. 
....
Oysa yıllardan beridir Sayın Bahçeli'yi o makamda tutan "Garantinin" müsebbibi bu zihniyet olmuştur. Her defasında MHP seçmeninin oy gücü, za
manın iktidarlarının müşgül durumlarında güç toparlanması için kaldıraç vazifesi görmüştür. Sürekli olarak irademizin gücünün bir başkalarının lehine ihale edilmesinden bıkıp, usanmadık mı.
...
Oyumun renginin güvencesini kimseye garanti edemem; hele ki son bir yıldır ülkücü iradenin değişim taleplerinin öncülerini yalan, dolan, entrika ve iftira ile suçlayıp giyotine gönderen, fetö sopası ile ülkücü kanaat önderlerini terbiye etmeye kalkan Balgat müdavimlerine hangi garantiyi verecekmişim ki. Hala bu zihniyeti, parti kurumsal kimliği ile özdeşleştirerek her şeye rağmen oyum MHP'ye demek; zulmün kanırtılarak devamına katkı sağlamaktır. Bu tür beyanatları, üstelik de hareket içinde ismi öne çıkmış kişilerin vermesi; Balgat mudavimlerini gelenekselleşmiş tarzlarının devamı konusunda cesaretlendirecektir.
...
İçinden geçmekte olduğumuz süreçte herhangi bir seçim ve referandum durumunda MHP yönetiminin yönlendirmesi ile kullanılacak oy Recep Tayyip Erdoğan'ın gizli ajandasında ne varsa onların gerçekleşmesine katkı sağlayacaktır. Şu anda Erdoğan'ın nasıl bir başkanlık düşündüğü bile açık değil, çalışması dahi yoktur.
...
Dolayısıyla kimseye oy garantim yok ama oyumun rengi belli. Referanduma ve Başkanlık sistemine evet diyen babamın oğlu da olsa oyum hayır olacaktır. Her defasında MHP için kullandığım irademin başka mihvallere ihale edilmesinden bıktım, usandım. 
...
Ayrıca siyasi bir parti olarak; avlunun kapısını açacaksın, sürüyü salacaksın ama sürüyü güdecek çonbanın bile ortada yoktur. Bir kurnaz sürüyü alıp, götürecek haberin yoktur. Çoban ortada yok, avlunun kapısını niçin açıyorsun be kardeşim.
Senin başkanlık sistemine dair hiç bir çalışman yoksa ve buna rağmen avlunun kapısını açıyorsan bunda senin bir kastın var ki; o da ülkücü iradenin yine birilerine peşinen ihale edilmiş olma ihtimalidir. İşte bu nedenle her şeye rağmen oyum MHP'ye dir diyemiyorum, diyenler de bu hareketin istikbali için iyi şey yapmadılarını söylemek isterim. Çünkü onlar şunu bilmelidirler ki; başkanlık sistemine geçilir se MHP siyasi partiler mezarlığına gömülecek, AKP ve CHP den oluşan iki partili sistem yeni demokrasi rejimimiz olacaktır.
Dolayısıyla; başkanlık sistemine geçebilmek için MHP'de değişim talebi engellenmiştir.
Hayırlı olsun (!)
Mehmet Soral

19 Ekim 2016 Çarşamba

GÜNDEME DAİR ÜÇ BEŞ KELAM

Darbe gecesinden çakma kahraman çıkarmak

Birinci ordu komutanının "Sayın Cumhurbaşkanım beni Bahçeli'ye sorun" yalanının ve bunun gönüllü taşoranlarının çakma kahramanlıkları ancak dört ay sürebildi. Tüh be, senaryolarda yarım kaldı. Oysa daha yazılacak nice senaryolar vardı. Bu çakma ama güçlü yalanlar MHP de bir sürecin daha savuşturulmasını sağladı nasıl olsa. Önemli olan da budur zaten. 
...
Bu çakma kahramanlıklar anlatılırken, hatta kitaplara bile girmişken sessizliği tercih ettiler. Demedilerki "Estağfurullah efendim, olurmu öyle şey, bunların hepisi uydurma" ama nefis işte, çakma da olsa hoşlarına gitmişti.  ...
O gece darbe etkisiz hale getirilmeye çalışılırken aynı anda yine o gecenin çok önemli iki yalanı üzerinden MHP'nin istikbaline yönelik senaryolar devreye sokuldu.
O yalanlar,
1- Devlet Bahçeli'ye bir kahramanlık payesi çıkarıp, güçlendirerek değişim taleplerine karşı güçlü kılmak.
2- Daha Cumhurbaşkanı havadayken Meral Akşener'i "Yurtda Sulh Konseyi" Başbakanı ilan ederek yine aynı şekilde Meral Akşener'i yıpratmak ve değişim talebine engel olup, etkisiz kılmak. l
Peki şimdi ne oldu; çakma kahramanlar madara, mağdurlar kahraman.
...
Bir dört ay daha geçtikten sonra belki de birileri çıkacak "Aslında Fetö darbenin görünen veya gösterilen kısmıdır; esas olan şunlar, şunlardır " derlerse hiç de şaşırmam.


Bahçeli'nin her söylediği; ülkücü vicdanın kabullendiği manasına gelmez.
Sayın Bahçeli diyor ki "Başkanlık sistemine dair meclise bir metin gelirse; biz de gerekeni yaparız"
...
Sayın Bahçeli, iddia sahiplerinin en azından dört aydır gündeme getirmeye cesaret edemedikleri bir konunun sizin aracılığınız ile gündeme getirilmiş olması; metnin meclise gelmesi durumunda tavrınızın ne da olacağı aşikar. 
Sizin bu atraksiyonlarınız kişiliğiniz ve size kılınan vazife ile örtüşüyor ama ideolojik manada biz Türk milliyetçilerinin umurumuzda bile değil. Demokratik usullerle bunu bize kabullendirmeniz mümkün olmadığı gibi sizinle beraber hareket etmemiz de mümkün değil. Size bunları vazife kılanlar da bütün bunları çok iyi bilsinler.
...
Alternatifini düşün yaz, ortaya koy; peşinden gelmezsem namerdim.
Bizi bir sürü gibi peşine takıp, akibeti belli olmayan diyarlara doğru götüremezsin. İllaki sistem değişikliğine gidilmesi gerekir diyorsan; yerle yeksan ettiğin "Aksakal"lılarımızı biraraya getir adını da bize özgü ve orjinal olmak üzere "Kaanlık" mı dersin, "Türk Otağı" sistemimi dersin artık ne dersen; alternatif sistem çalışması yap/yaptır millete sun.
...
Başka fikir sahiplerinin kendilerince birşeyler hazırlayıp sonra da bizlere dayatacakları yaptırımlara evet veya hayır diyerek fikir beyan etmek; ideolojik fikir hareketinin en aciz durumudur ki; bu hal sadece Rahmetli Başbuğ'un değil bu harekete fikren, zikren emeği geçmiş herkesin kemiklerini sızlatır; bilesiniz.
TV ve Sosyal medyada ileri sürdüğünüz düşünceleriniz ve şahsınız üzerine methiyeler düzenler niçin sadece Türk milliyetçileri değil de Aktroller; hiç düşündünüz mü. Biz düşündük.
...

Çocuk gözünü açtı Sayın Bahçeli; bunu da bilesiniz. 

Gerçekten Gülen'in iadesi isteniyor mu?
Yahu bir gecede darbe yapıp, halkın oyu ile seçilmiş başbakanları değiştirebilen irade; lütfen buyurunuz talimat veriniz, "İdam kalksın" önergesi meclise gelsin. Bunu yaptıracak güç sizde var. Niçin evleyip, geveleyip duruyorsun.
...
Sizin "İdam gelsin kararı önüme gelirse ben imzalarım" demeniz aslında ABD'nin Fethullah Gülen'i iade etmemesi için kendisine gerekçe oluşturmanız demektir. . 
...
O adam gelir gelmez elbette hemen asılmayacak; mahkeme edilecek ve mahkeme sürecinde "Neler isteyip de aldığı" süreci anlatırken muhakkak başka şeyler de anlatacak ve bu da hiç bir şekilde işinize gelmeyecektir.
...
Yani demem o ki; idam konusunda mevcut durum devam etse bile Erdoğan ve hükümet sürekli "idam geri gelecek" dedikodusu yaparak veya yaptırarak ABD'ye "Sakın Gülen'i iade etmeyin" demek istenmektedir. ABD dünya kamuoyunca "Türkiye de idamın geri geleceğini bile bile niçin Gülen'i iade ettiniz" eleştirisinin olacağını bahane ederek, iadeyi hiç bir zaman düşünmeyecektir. Erdoğan'ın da istediği tam da budur. 


Arsızlık Hudut Tanımaz
Sizlere bir şey söyleyeyim mi; eğer yakın bir gelecekte AKP "Paralel yapıyı kurup, başına da Fethullah Gülen'i getiren CHP dir" derlerse inanın hiç şaşırmayacağım.
...
TV'ye çıkan Aktroller sanırım bu konuda özel eğitimden geçirilip, sonra TV'lere çıkarılıyorlar. 
Bunlar nasıl insanlar biliyormusunuz; diyelim adam cinayeti işlemiş, elinde kanlı pıçak, üstü başı kan revan icinde, cesetin başında hala "Ben yapmadım, görünen halim katil olduğum manasına gelmez" diyebilen tipler.
Böyle tipler karşında CHP temsilcilerinin doğal olarak kimyaları bozuluyor, şaftları kayıyor; dilleri peltekleşip sonra da ne dedikleri anlaşılmaz oluyor. Ben olsam ne yaparım; dayanamam söverim, sonra da sütütyoyu terk ederip, çeker giderim herhalde. Ya MHP milletvekilleri ne yaparlar; onlar TV'lerde yoklar ki bir şey de yapabilsinler.

BAHÇELİ VE BAŞKANLIK SİSTEMİ ÜZERİNE

Tam da basın ve medya yoluyla ''Bylock'' kullanan ve darbenin siyasi ayağında olan AKP'lilerin deşifre edilmesini zorlama konusunda algı oluşup, oturmuşken Sayın Bahçeli'nin ''Başkanlık sistemi''ni gündeme getirmesi; kendisine isnat edilen teamüllerine ''Cuk'' diye oturuyor aslında. Nasıl mı?
....
Oluşturulmuş olan ancak bir türlü demokratik usullerle ülkücü vicdanın sınavından geçmesine fırsat verilmemiş olunan ''Devletin ve milletin çıkarlarını parti çıkarlarından önde gören Devlet Bahçeli'' algısının sahibi Sayın Bahçeli'nin başkanlık sistemi üzerine durduk yerde yaptığı atraksiyondaki mantık; ''Bylock kullanan 80 AKP milletvekili deşifre olurlarsa AKP den istifa etmek, hatta tutuklanmaları zorunlu hale gelir; dolayısıyla hükümet düşer, ülkede kriz doğar, zaafiyet oluşur ve hala tamamen etkisiz hale getirilememiş Fetö yapılanmasına ikinci bir kalkışma için fırsat doğabileceği'' ihtimali. Sayın Bahçeli buna mani olmayı devleti ve milleti için görev kabul görmüş olabilir. Sayın Bahçeli'nin genel teamüllerine göre böyle düşünmesi beklenebilir. Bu benim şahsi inancım, tesbitim değil; Sayın Bahçeli'ye atfedilen ''Sıfat/sıfatların'' beklentisidir. Dolayısıyla ülkücü vicdanın terazisinde tartılması başarılamamış ''Bahçeli'' algısı üzerine bu senaryo pekala oturtulabilinir.
...
Eğer bu senaryonun doğruluğunu kabul edecek olursak; peki ülkücü bir vicdan olarak sormak istiyorum; Sayın Bahçeli şayet bu kadar ülke ve millet yararına atraksiyonlar geliştirme, çözüm yolları bulmayı görev kabul etmişse, kabiliyeti buna müsaitse bu hünerlerini niçin tüm ülkücüleri kucaklayarak yapmak istemiyor da bu hizmetinden başka siyasi parti veya çıkarların nemalanmasını sağlıyor.
...
Belki de işin arka pilanında ''Bylock'' kullananlar arasında sözde darbe sonrasının Başbakanı Meral Akşener'in isminin çıkmamasının yarattığı hayel kırıklılığı ve atılan iftiralar karşısında masumiyetinin anlaşılacağı korkusu olabilir mi? Kamuoyu vicdanında atılan iftiralar nedeniyle aklanmış bir Meral Akşener'in tekrar estireceği rüzgar elbette korkulacak bir rüzgardır ve şahsen Sayın Bahçeli'nin gündemi değiştirme telaşını buna bağlıyorum.
Ayrıca Meral Akşener MHP'ye genel başkan olmanın ötesinde ülkücü vicdanın sesi olma konumunda olup, her ne kadar partiden ihraç edilmiş olsa bile ülkücü vicdanlardan ihraç edilemeyeceğinden; yüklendiği misyonun gereğini her tür engellemeye karşı yerine getirmeye devam etmektedir. Diğer muhalif MHP adaylarının suskunlukları devam ediyor. Böyle bir misyonun gereğinin yerine getirilmesi konusnda ketum davrandıkları için onlar hakkında bir yorum yapamıyorum; bunu da özellikle belirtmek isterim.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
BeğenDaha fazla ifade göster
Yorum Yap

13 Ekim 2016 Perşembe

AHMET KALELİ UÇMAĞA VARDI

Değeli Gönüldaşlar,
1978 yılında uğradığı silahlı saldırıda vücudunda oluşan tahribat sonucu  38 sene boyunca ve bilhassa yüzüstü yatağa mahkum olarak yaşamak zorunda kalan Ülkücü Gazimiz Ahmet Kaleli ağabeyim Hak'a yürüdü.  

Cenazesini bugün öğlen namazına müteakip Üsküdar Yeni Valide Sultan Camiinden  kaldırılıp,Çengelköy Mezarlığına defnettik. 
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Başta ailesi olmak üzere tüm ülkücü camiamızın başı sağ olsun.


Ozan Arif şöyle der; 

"Büyük ruhlu insanda,
Büyük büyük dert olur.

Mert olan insanların,
Talihi namert olur..."

Ahmet abim aynen bu dötrlükte tarif edildiği gibi bir dava adamıydı.

Ahmet abim iyi bir ülkücü, Türk milliyetçisi olduğu gibi aynı zamanda iyi bir mümin ve Alpren di. İbadetlerini aksatmaz, namazlarını kılardı. O kendini ölüm denen gerçeğe o kadar hazırlamıştı ki; yoğun bakımda o psikolojik halde dahi gözgöze gelmese bile sesini duyduğu herkesten bilhassa helallık almaya çok özen gösterdiğine şahit olduk. Musalla taşındayken bir yakını tarafından okunan vasiyeti ve özellikle ülküdaşlarına vasiyeti çok anlamlı ve o kadar da manidardı. Kısaca ebedi yolculuk için valizini hazırlamış bekliyormuş sanki.

Özellikle ''Dava'' adına yanlış giden hususlarda haykırırcasına söyleyebileceği çok şey olduğu halde; daima sükut ederek mümkün oldukca ortalığı yatıştırmaya ama ille de adamın adamı değil, davanın adamı olunması gerektiğini öğütlemiştir. Mağduriyetini ne suistimal etmiştir, ne de etmek isteyenlere cesaret vermiştir. Her defasında ''Abi bir resmimizi alalım'' dediğimde ''Memedim boş ver, gerek yoktur'' diyerek resmini bile paylaşmamıza müsade etmezdi. O'nun bu hassasiyetinin nedenini elbette kendisini yakinen tanıyan anlayabiliyorduk. 
...
O'nu ülkücü olup da oraya, buraya, şuraya savrulmuş herkes ziyaret ederdi. Mümkün olduğunca herkes ile diyalog halindeydi. Hareket içinde gruplaşmalardan kaynaklanan karşıtlığı kaşımak isteyen ve güçlü bir referans olarak yanlarında görmek isteyenlere de fırsat vermemiştir. Daima derleyici, toparlayıcı ve nihayetinde bütünleştirici olmaya gayret göstermiştir. Dava adına yaşanan siyasal dalgalanmaları sürekli haberdar olmuş, takip etmiştir ama taraf olmamaya sürekli özen göstermiştir.
...
Samimi bir dava adamı daha bu dünyayı terk edip, uçmağa vardı. Allah Ahmet Abime yeni çıktığı yolculuğunda yolunu açık etsin, menzilini cennet eylesin, Pegamber Efendimiz (S.A) ile komşu kılsın inşallah.
Mehmet Soral
Soralmehmet@hotmail.com




DOKUNMAYIN BENİM KABATAŞ'IMA


Hayatımda gurur duyduğum aidiyetlerimden birisi Allah'ın beni Müslüman ve Türk olarak yaratması; bir diğeri ise Kabataş Erkek Lisesi mezunu olmamdır. Ancak ne gariptir ki her iki aidiyetlerimle birileri uğrayaşıp, bu değerler üzerinden düşmanlıklar üretiyorlar.
....
"Proje okullar" adı altında sınıflandırılan okullar arasında Kabataş Erkek Lisemiz de var. Bu okulların ortak özelikleri; yine bu okullarda kendilerine özgü Kurumsal kimliklerinden ve zenginlillerinden kaynaklanan cumhuriyet değerleri ve kazanımları ile barışık, hatta bu kazanımlarını daha sonra hangi fakültelere giderlerse gitsinler; hangi makamlara gelirlerse gelsinler; koruyan, kollayan nesiller yetişmesidir. Işte bütün mesle bu tür yetişen nesillerin önüne set kurup, devamlılığına mani olmaktır. 
...
Hükümet, daha doğrusu AKP iktidara geldiğinden beridir sürekli "Cumhuriyet değerleri ve kazanımları ile barışık" kurumların karşına sürekli kendi alternatiflerini oluşturmak istemişlerdir. Bunu gelenek haline getirdiler. Mesela basın ve medyada bunu yaptılar, "Yandaş Medya" yı oluşturdular ancak bütün desteklerine rağmen aslının "Muadili" olamadılar; kendileri de dahil Habertürk, CNN Türk ve NTV'yi izlemeye devam ediyorlar. 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı millete hitap etmek için A Haberi değil, CNN Türk'ü tercih etti. Eğitimde de "İmamhatipleşme"de yoğunlaşma sağlanarak "Kabataş Erkek, İstanbul Erkek. ..vb muadili okullar yaratmak istediler ama gene istediklerini elde edemediler. Bu sefer bu okullara doğrudan müdehale ile "Mademki İmam Hatipleri istediğimiz seviyeye getiremedik öyleyse kıskandıklarımızı ortadan kaldıralım" dediler. Bütün bu yapılanlar açıklamaya çalıştığım niyetlerinin fiili uygulamalarıdır.
...
Ey muhteremler size bir şey söyleyeyim mi; niyetiniz bu ise boşuna uğraşmayın. Kabataş Erkek Lisemizin kurumsal eğitim şifrelerini sadece biz biliriz. Kozmik odalarındaki eğitim sırrını bilir, anlatılanları da sadece biz anlarız; çünkü sadece bizim kafamız basar o anlatılan ve söylenenleri. Sen hiç bilip, anlayabilirmisin ki; dersanemizin beş metre yükseklikte tavanındaki süslemedem önce beynimize, sonra da kişiliğimize doğru akıp gelen sinerjinin sırrını veya küflü duvarlarından hergün içimize çektiğimiz ancak 150 yılda değerini bulmuş en değerli parfümün üzerimize sindiğini.
Boşuna uğraşmayın; ne bu parfümü üretecek kabiliyetiniz var ne de zamanınız.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

8 Ekim 2016 Cumartesi

ERHAN AFYONCU VE GÜNDEME DAİR

Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Erhan Afyoncu'ya dair...
Milli Savunma Üniversitsi rektörü
Erhan Afyoncu
Cumhurbaşkanı kafasındaki gizli ajandayı uygulamak için Erhan Afyoncu hocayı bilerek Milli Savunma Üniversitesi rektörü olarak atamıştır.. Hoca da Cumhurbaşkanı'nın kendisinden beklentilerinin gereğini yerine getirmek için gerekeni yapıyor. İlk icraatı kendisine ısmarlanan ve çocuklarımıza dağıtılan 15 Temmuz'u anlatan kitapçığa Cumhurbaşkanı'nın yazdığı önsöze imza açarken "Türkiye Cumhurbaşkanı" diye açmış. T.C ' yi kaldırmış yani. Bu yanlışlık veya kasıt kendisinden kaynaklanmıyorsa uyarması gerekirdi; bilerek yapmışsa da zaten bir felaket, ciddi bir haftadır.
...
Ayrıca darbe bahane edilerek yapılan "Gerici Devrim" ile ordunun genleri ile oynanıp, geleneksel "Türk askeri" yetiştirme geleneğini, hatta sanatını ortadan kaldıran düşüncenin "İcracı başısı" olmasını ve üstelik de bu yeni yapılanmanın kurumsallaştırılmasının dediğim gibi icracıbaşısı olmasını kabullenmek mümkün değildir. Eğer Erhan Bey Türk milliyetçisi ise bu görevi kendisine telif edenleri milliyetçi bir duruşla uyarıp, görevi de kabul etmemeliydi. Erhan Bey'in ne bilim adamlığına, ne de değeri yüksek eserlerine bir sözümüz yoktur. Kısa zamanda çok eser üretmesi takdire şayan bir durumdur. Keşke bu ilmi zenginliğini "Peygamber Ocağı Türk Ordusu"na yapılmak istenen operasyona omuz vererek değil, karşı duruş sergileyerek, taçlandırabilseydi.
...
 Üzüldüğüm diğer bir husus Erdoğan'ın gizli ajandasındakileri bazı niyetlerini; Türk Milliyetçisi olduklarını bildiğimiz bilim adamlarının dahi kabul edip, icraya koymaya hevesli olmalarıdır.
...
Görünen o ki; Üniversiteden doğan Türk milliyetçiliği hareketine yine üniversite içinde milliyetçi akademisyenlerce yeni bir yorum getirilerek, revize edilmek isteniyor; dolayısıyla bundan sonra bir kırılmanın yaşanacağı besbelli.
Aktrol kardeş...
Bugün TV'ler de gücü arkanıza alarak malum yapıdan dolayı "kabahatli olma" riskini kırk yıl öncesine kadar götürüp, sonra keyfinizce dağıtarak günümüze kadar getirip, payınıza düşeni de "Miniminnacık" yapmanız her ne kadar paşa gönlünüzce mümkün olsa da; tarihin kamerası her şeyi olduğu, bittiği şekliyle kaydediyor. Ne kötü değil mi; bir de google belası çıktı karşınıza her şeyi o da kaydediyor. TV'ler de yaptığınız o laf cambazlıkları da kaydediliyor. Yazık,işinize gelen "Milad "ları da keyfinizce belirleyemeyeceksiniz.
...
Bu millet Kenan Evren'nin yaptıklarına, ettiklerine % 92 oy oranı ile "Aman paşam, canım paşam, yiğit paşam; sen olmasan biz ne yaparız" diyerek "He" demişti. Peki otuz sene sonra muktedir olanlar değişince millet aynı "Paşa" için ne dedi; GÖMÜN ULAN.......
...
Sizleri vebalden kurtaracak olan hak, hukuk ve adalete sadakatınız olacaktır. Çocuklarınızı da kendinize benzettiniz belki, hiç olmazsa torunlarınızın yüzüne bakacak bir rezerv bırakınız. Yıllar sonra youtube'e girerek konuşmalarınızı izleyecek olan torunlarınızı utandırmayınız veya torunlarınızı sizden uzak tutun. 
Ne oluyoruz yahu
Sahi, bu darbe geçmişle hesaplaşma için mi yapıldı yoksa hesaplaşmaya fırsat mı oldu ki; Cumhurbaşkanı Lozan'ı masaya getirdi. Daha önce azınlıkları temsilen Türk Bayrağı'nın altına farklı bir renkte şerit çekilsin diyen Hilal Kaplan yeni bir Osmanlı'ya dönüşten bahsediyor. İnsanın "Ne oluyoruz yahu" diyesi geliyor.
Aktroller sürekli zihinlerindeki gizli ajandayı her vesile ile deşifre ediyorlar. Bilerek mi, bilmeyerek mi; ama besbelli her halukârda bizleri birşeylere alıştırıyorlar.
...
Vallahi sizi bilmem ama fazla sürmez; bir süre sonra belki de darbenin başını, gelişimini ve sonunu bugüne kadar olduğundan çok farklı görüp, değerlendireceğiz gibime geliyor. 

Bırakınız Yapsınlar Bırakınız geçsinler

AKP'nin kendisi muhafazakar yapıda olmasına rağmen; öncesi cemaat, ortası paralel, sonrası fetö olan yapılanmaya "BIRAKINIZ YAPSINLAR, BIRAKINIZ GEÇSİNLER" liberal görüşe ile yol verince onlar da istediklerini yaptılar, istedikleri yerlere de yerleştiler.
...
Bu süreçte hata yapan bireylere tek tek bedel ödetiliyor ancak siyaset kurumu niçin bedel ödemiyor. Eğer siyaset kurumu da bedel ödemezse; "Gelecekte artık darbe olamaz" güven ve rahatlığında olmamız mümkün olamaz. 
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

4 Ekim 2016 Salı

GÖRDÜKLERİMİZ ZANNETTİKLERİMİZ Mİ

Bir milletin milli düşünen bütün unsurları bertaraf edilip, makamları gasp edilip, esir alınmışa; o devlet de her istenilen operasyon gerçekleştirilebilinir. 
İşte o nedenle darbeden önce işe MHP'yi halletmekle başladılar. Nasıl mı? 
...
ABD aklı, fetö icraatı ile Meral Akşener ismi etrafında, hem de güçlüce esen Türk milliyetçiliği rüzgarını kesmek için "Paralelci" senaryosu yazıldı, uygulamaya konuldu ve istenilen başarı elde edildikten sonra da darbeye geçildi. 
...
Meral Hanım değil, başka isim de olsaydı aynı senaryo yazılıp, uygulanacaktı. Nitekim Sayın Bahçeli 2006 yılında benzer rüzgarı estiren Ümit Bey'e CIA ajanı demişti. Genel Başkanlığını sağlama alınca da partiye aldı, yardımcısı yaptı ve bağrına bastı. Yine Sayın Bahçeli ortalıkta yokken, rahmetli babası rahmetli Başbuğ ile parti binasında çalışmalar yaparlarken; kısa pantolonlu bir çocuk olarak koridorlarda koşuşturan Ümit Özdağ'ın ve yine üstelik 12 Eylül öncesi kendisi 18 yaşında genç bir kız iken abisi Kocaeli MHP il başkanı olan Meral Akşener'in de ülkücü olmadığını Sayın Bahçeli marifeti ile öğrenmiş oluyoruz. Yani bahsettigim bu iki ismin aile yapıları ve ortamları gereği; ülkücü olarak yetişme ve dolayısyla ülkücü olmak dışında bir seçenekleri olmamıştır. Sayın Bahçeli'yi bilmeyiz ama ağabeyin ülkücü olduğu bir ailede kız kardeşin başka bir siyasi seçeneği olmaz. Sayın Bahçeli'ye "Ülkücü değildir" deme edesizliğini yapmaya dilim varmıyor ama belli ki "Ülkücü aile" yapısı hakkında da bir bildiģi yoktur. 
...


Bence Türk siyasetindeki kişileri görünümleri ile değil, yaşanan olaylarda; neden sonuç bağlantılarındaki fonksiyonları üzerinden değerlendirmek lazımdır. Şahsen bunu başardığım için gözüm açıldı ve "Sağın ihanetini yaşaya yaşaya; solu anlamaya başladım" diyebildim. Solcuların da aynı sorgulamayı yaptığının farkındayım ki; "Milli sol" diye tanımladığım bir kesim büyük bir heyecanla Meral Akşener rüzgarını takip ediyorlar. l 
...
Belli ki "Sol" da zamanında (SODEP-Sosyal Demokrat Parti listelerinden meclise giren Kürt milletvekilleri) masum bölge halkının mağduriyetlerini dile getirmelerine ve bunun da resmi ve meşru zeminde olmasını teminen meclise girmelerini sağlamak üzere zamanında şans tanıdıkları "Kürt siyasal Hareketi" daha sonra terörize olup, nihayetinde PKK'laşmasi nedeniyle; sanırım bugün "Sol"cular "PKK'nın ihanetini göre göre milliyetçileri anlamaya başladım" demektedirler.
...
İşte milliyetçiler ve milli soldaki bu şuurlaşma ve sorgulama sürecinin "Milli düşünce" etrafında ittifaka evrilmesinden korkanlar başta MHP Olağanüstü Kongresine müdehale ederek sivil siyasete, Ordu içinden darbeye kalkışarak da Orduyu itibarsızlaştırmak istemişlerdir.
...
Amaç milli Türk Devletini ortadan kaldırmak ve belki de Osmanlı tipi, kozmopolit yapıda yeni bir "Oluşum" icat etmektir. Sürekli Osmanlı'ya atıf yapıp, Lozan'ı beğenmemeyi; bunca anlattıklarım ve yaşanmışlıklardan sonra sizce nasıl yorumlamamız gerekir. Aslında ne gördüklerimiz zannettiklerimizi; ne de zannettiklerimiz görüklerimizi doğruluyor.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com