29 Ağustos 2017 Salı

GÜNDEME DAİR ORDAN BURDAN ŞURDAN

Kozmik odaya girenin cesareti, izin verenin ihaneti...
Sivil ama dini bir cemaat ile siyasi bir parti adeta entegre olmuş vaziyette seçime giriyorlar ve muktedir olup ülkeyi yönetiyorlar. Sonra gel zaman, git zaman birbirlerini test ederlerken; yine kendilerince ihanete uğradıklarını düşünüp; cemaat kadro gücüyle, siyasi parti ise devlet gücüyle karşılıklı birbirlerine operasyon yapıyorlar. 
...
Dikkatinizi çekerim, her iki taraf için de bu operasyonların temel amacı; hiç öyle sanıldığı veya söylendiği gibi devletin ve milletin bekasının düşünülmesi değildir. Düşünülmüş olunsaydı hiç bir kuvvet kozmik odaya girebilirmiydi Allah aşkına. Girebilenin cesareti ile izin verenin ihanetini göz önüne alıp, sonra da devletin bekasını düşündüğümüzde insanın tüyleri diken diken oluyor. 
...
Peki bütün bunlar olup, biterken millet ne yapıyor; Türk devlet geleneğinde geçmişte bir benzeri dahi görülmemiş en büyük ihanet şebekesi ile yaptığı işbirliğinde kandırılmış bir siyasi partiyi; her seçimde iktidara taşıyarak ihya etmeye devam ediyor. 
...
Oysa aynı millet ikinci dünya savaşına girme ihtimaline karşı asker gıdası için stoklanan; savaşa girmeyince de hemen tüketilemeyen, doğal olarak çürüyen buğdayın hesabını ''Devlet buğdayları silolarda çürüttü'' diyerek hala sorgulamaya devam ediyor. 
...
Peki sosyoloji bilimine göre; bir cemaat ve onunla işbirliği yapan bir siyasi partinin yapmış oldukları izdivaçtan hasıl olan 15 Temmuz Veledi zinası ortalıkta dolaşırken; millet, bütün bu süreçlerin hiç bir aşamasında, hiç bir kusuru olmayan diğer siyasi kesimlere niçin şans vermeyi düşünmeyip de; hatta cezalandırma yoluna gidebilir; bu nasıl izah edilebilir acaba. 
...
Her kim ki; Türk toplumunun her türlü durum ve haller karşısında tutum, davranış, eylem, kavrayış ve anlayışını sosyoloji ilminin temel kaideleri üzerinden izah etmeye çalışırsa yanılacağı muhakkaktır. Dolaysıyla ''Türk milletinin sosyolojisi'' yoktur tespitinin; yapılacak olan çalışmaların son cümlesi olabileceği garantisini verebilirim(!)


Meral Akşener sopası ile AKP'yi dövme özlemi(!)
AKP'ye karşı olan kin ve nefretlerini en iyi biçimde tatmin edebilme yolunu AKP ve Erdoğan iktidarının sonra ermesinde gören ve doğal olarak bunun da ancak ve ancak güçlü alternatif bir cumhurbaşkanı adayı ile mümkün olabileceğini düşünen kaçak, yavşak bir takım fetö mensupları; bu manada güçlü gördükleri Meral Hanım için attıkları "Meral Akşener Cumhurbaşkanı olacak" twit'lerinden mana çıkaran yine art niyetli bir takım troller "Bakın işte demedik mi; cemaat Meral Akşener'i destekliyor" gibi mantık yürütmelerinde tek doğru olan Meral Akşener'in güçlü bir aday olarak kazanacak olmasıdır. Ancak Meral Akşener, cemaat istediği için değil, Türk milleti istediği için Cumhurbaşkanı olacaktır.
...
Dolayısıyla, trol şifreleri çözülünce, algı operasyonlarını çözümlemek hiç de zor değil. Mesela bu çözümlemeden hareketle; pekala, Fetö'nün hükumete yaranma adına, Meral Hanım aleyhine senaryolar yazarak sulh yolunu aramaları mümkündür. Niçin olmasın ki; kazanma uğruna mühendislik harikaları yaratılarak; PKK ile masaya oturma, Oslo görüşmeleri, Habur süreci, açılım, saçılım ve hendek süreçlerini unutmadık.


Milad 17/25 Aralık değil 2001 dir.
Gelecekte fetö yargılaması; cemaat ile 2001 yılında rol paylaşımı yapıp, "Gel beraber askeri ve Cumhuriyet vesayetinin defterini dürelim" diyenler üzerinden devam etmediği sürece, ne olursa olsun gerçek adalet tecelli etmiş olmayacaktır. Yani gerçek milad 17/25 Aralık değil, 2001 yılı, hatta daha öncesi ABD-CEMAAT ittifakı ile Türkiye üzerine yazılmış senaryonun uygulamaya konulmasıdır.

Ülkücüler nerede olursak olalım karşılıklı olarak üslubumuza dikkat etmek durumundayız
Sayın Devlet Bahçeli bugün görevi ehline bıraksa; bütün gönüldaşların kucaklaşmaları kesinken niçin birbirimizin kalbini kıralım ki. Süreci germenin hiç bir manası yoktur. Yeni oluşumda olsak da; MHP deki değişime yardımcı olmak lazım. Yarın Sayın Devlet Bahçeli görevi bıraktığı an tüm Türk milliyetçileri bir bütün olarak hareket edebileceklerdir. Yeni sistemin sağladığı bir avantajdır bu aslında. Amaç Cumhurbaşkanlığını almaksa şayet; benim için kazanılan milletvekilinin hiç bir önemi yoktur ki. Nasıl olsa, kim Cumhurbaşkanlığını kazansa; istemesi durumunda gelip bizim köy derneği üyelerinden bakanlar kurulu atayabilecek; öyle değil mi😊 hiç bir partinin tek başına 301 milletvekili çıkarıp, istediğini yapıp, cumhurbaşkanını aşamayacağına, onu yönlendirmeye gücü yetmeyeceğine göre en akıllıca strateji, Cumhurbaşkanlığını kazanmaya yönelik olmalıdır. Buna da tek engel Devlet Bahçeli'dir. Çünkü onun görevi o an için Cumhuriyet hükümeti ne istiyorsa onu yapmaktır, yani; Recep Tayyip Erdoğan'ı tekrar Cumhurbaşkanı seçtirmektir.

Elit olmak olmak...
Sözüm "Elit olmayı" küçümseyen güruha. Elitim tabi ulan.... 
Okumuşum, tahsil yapmışım. Her sabah kalkıp, akşama kadar en az beş on tane köşe yazısı okuyorum, kitap okuyorum, dert dinleyip, çözüm üretiyorum. Fikri, siyasi gelişmeleri takip edip, bunlar adına oluşmuş siysi kurum, kuruluş veya sivil toplum örgütlerinde görev yapıyorum. Şimdi ben bütün bunları yaparken; "Elitler de kimmiş, millet adına konuşup, hep akıl veriyorlar" şeklindeki hadsizliğinize sessiz kalıp; yeyip, yeyip geğirmene ve sonrada "Nasıl olsa bunlar benim oyumun peşinden gelen zavallılar" keyfiyeti ile ellerin arkanda yellenip, volta atıp aynı zamanda ahkam kesmene artık tahammül edemiyorum. Cehennemin dibine kadar yolun var. Neye laiksen öyle yönetilirsin. Rencide olabilirmişin, alınabilirmişin falan, filan. Ulan bir gün de bilmediğini düşünüp, haddini aşmaman gerektiğini de sen hatırlasan ya. Evet, bu dil "Elite" yakışmaz ama sana başka nasıl anlatabilirdim ki.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

23 Ağustos 2017 Çarşamba

GÜNDEME DAİR ORDAN BURDN ŞURDAN

Dinimizi öğrenmek nasıl olacak; akıl yolu ile mi nakil yolu ile mi?
Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethinden beri içine battığımız nakli din anlayışından kurtulup; yine Hoca Ahmet Yesevi'nin akli din anlayışına geçelim derken; maalesef AKP sayesinde tekrar nakli din anlayışı bataklığına saplanıp, kaldık.
...
Hele ki ramazanlarda bunu "Dibine" kadar hissediyoruz. Veriyorlar adamın eline mikrofonu; saatlerce "Din naklediliyor" Akıldan değil, nakilden gelen bilgi olduğundan, doğal olarak şuurlu bir bilgilenme olmuyor. Saatlerce menkıbeler; doğru mu, yanlış mı belli değil. Aslında bir anlamda ''Dedikodu'' üzerinden din anlatımı. Vatandaşın kafasına bir şey takılacak olsa artık seneye ramazan ayında, Sultanahmet meydanında Hatipoğlu Hocayı veya ellerinde cep telefonları ile TV programlarına bağlanmayı bekleyecekler
...
Şimdi bir çokları din adamı olmadığımı ama niçin ahkam kestiğim üzerinden beni eleştirecekler ama bu tespitleri yapabilmek için din alimi olmaya, hatta din ile iştigal etmeye bile gerek yoktur. Türk tarihi üzerine çalışmış bir Norveçlinin bile düşüncelerini almak isteseniz bunları söyleyecektir. 


Erkek egemen toplumdan kadın lider çıkması...
Erkek egemen toplumda bir kadın inisiyatifini ortaya koyarak, ülkenin geleceği için bir şeyler yapabilmeyi kendisine dert edinmişse ve hayli de yol almışsa; çok şey değişecek demektir. Erkek egemen siyasetin yarattığı bıkkınlık ve nihayetinde sebep olduğu yorgunluktan kurtulma umudu; ülkemizde siyasetin önünü açacaktır. Türk kadını meseleye el atmıştır. Beni yüreklendiren de; bir erkeğin hoyrat elleri yerine, Türk milletinin her ferdinin, her daim bir ananın başını okşayan ellerini hissedecek olmasıdır.

İslamın ilk emri oku değil mi; öyleyse...
İslam'ın ilk emri oku ile başlıyor ama şartını beş ile sınırlamışlar ve ilk beşin içinde yoktur. Kimler belirlemiş, niçin bu şekilde düzenlenmiş; zamanın muktedirlerinin kendilerince belirledikleri OHAL şartlarında tabi ki. 
...
Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk ise "İslam'ın şartı beş değil, tüm Kuran'dır" diyor. Bence de öyle olmalı. Bu tespit siyasal İslamcıların işine gelmediği için rahmetliye kin kustular sürekli. Okumadan nasıl anlayacaksın ki bilesin. 
...
Eğer ille de sayılarla şartlara bağlanmış bir İslam yaşayacaksak; içinde "Okumak" Kesinlikle olmalıdır. Zaten okunması içindir ki; Kuran yazılı hale getirilerek, kalıcılığı ve değişmezliği sağlanmıştır.
...
Şimdi biz manasını bilmediğimiz yazıyı okuyarak Kuran mı okumuş oluyoruz. Bu halin hükmü nedir Allah aşkına. Bugün iddia ediyorum Müslümanım diyen insanların neredeyse tamamına yakını, günlük yaşamımızda Allah'ın ilk emri "Oku"maya ilişkin hiç bir eylemi olmuyor. Tabi ki burada kastedilen; muhakkak ki sadece Kuran'ı okumak değil; bilgilenmek adına her şeyi ve yine tabii ki anlayarak okumaktır. Ancak, ne yazık ki Ortadoğu toplumlarının geleneksel kültürlerine ilaveten bir de okuma denince sadece "Kuran okuma İslam anlayışı'' eklenince; İslam toplumları ilim ve fen de geri kalmışlardır. Bu hal de İslam toplumlarını yönetenlerin işine geldiği için Yaşar Nuri Öztürk gibi ilahiyatçıların "İslam'ın şartı tüm Kuran dır" demeleri işlerine gelmemiştir.
...
Oh ne güzel; içinde okuma(Dolayısıyla bilinçlenme) hak, hukuk, adalet, merhamet, iyilik, sahiplenme, koruma, kollama duyguları olmadan ''Günlük yaşamda'' İslam'ı yaşamak; bundan kolay ne var ki. Tabi ki siyasal İslamcılar; din adına gerçek anlamda iman etmiş bir insan için günlük İslami yaşamımızda daha çok hassasiyet gerektiren; ''İslam'ın şartı tüm Kuran'dır'' diyen Yaşar Nuri Öztürk'ün durduk yerde nefislerine zorluk çıkarmasına kin ve öfke duymalarını anlamak mümkün. 


AKP'yi ürküten?
TV programlarını izliyorum; her ne hikmetse AKP yanlısı konuşmacıların en çok korktukları şey; 2019 seçimlerinde, yeni kurulan parti ve CHP'nin ortak adayının Meral Akşener olması ihtimalidir. İzleyin lütfen, siz de fark edeceksiniz. 

Kılıçtaroğlu'nu ''Seni hapise atarım'' diye tehdit et sonra...
Yahu onbeş gündür Kılıçtaroğlu'na hapis yolu gösteren muhterem; "Ben mi demişim, kime demişm, ne zaman demişim, nasıl demişim, niçin demişim. Uydurmayın canım" diyor.

Koray Aydın üzerine bir kaç kelam
Biz "Adamlığımızı" önümüze koyar, peşinden de yürür, gideriz. Bu duruşumuz gereği bir konuda düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum. 
...
''Meral Akşener inisiyatifini ortaya koymalı, Türk siyasetine bir kadın eli değmelidir" dediğim günlerde; Koray Aydın Meral Hanım'a yapılan "Paralelci" iftirası karşısında "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" diyordu. Dolayısıyla, Koray Aydın'ın yeni partiye katılması, üstelik de teşkilatlanmadan sorumlu olacak olması; Meral Hanım için olmasa bile benim için ciddi bir sorundur.
...
Doğrusu şüpheleniyorum; Sayın Bahçeli Koray Aydın'ı niçin disipline verip, ihraç etmeyi hiç düşünmedi de Meral Hanım'ın sadece toplantılarına katılan başkanları ihraç edip, teşkilatları feshetmiştir. Ülkemizde insan kıtlığı mı var; bazı isimlerin her yerde ille de olması mı gerekiyor? Dikkatinizi çekmek isterim; 1997 yılında Devlet Bahçeli'yi genel başkan seçtiren Koray Aydın dır.
...
Ancak bu eleştirimden kesinlikle başka bir anlam çıkarılmamalıdır. Yeni oluşumdan umutluyum, destekliyorum, sonuna kadar da arkasında olacağım ama Mehmet Soral olarak gördüğüm yanlışlar karşısında doğru bildiklerimi doğal refleksim gereği söylemeye de devam edeceğim.


Troller aşırı gidimce muhterem recon kesme işine el attı
Aklıma her şey gelirdi de Aktrollerin "Reis" ten fırça yiyecekleri aklıma gelmezdi. Adamlar trollükde o kadar aşırı gidince "Reis"i bile çileden çıkardılar, " Kesin artık, reconu ancak ben keserim" dedi. Küçük Cem ne yapacak şimdi. Muhtemelen hiç de üzerine alınmayacak, yine trollüğe devam edip "Reis'i üzen alçaklar..."diye başlayıp, devam eden cümlelerini şimdiden duyar gibiyim

Troller savaşı başlamıştır. "Reis"i üzen alçak trollerle, icazetli troller karşı karşıya. İşte bakın, bu troller savaşında; "Falancanın düğününde giydiğin, filanca renkli donu benden almamışmıydın kız" şeklindeki itirafları bir çok şeyi açığa çıkaracaktır.

Sana yapılmasını istemediğini sen niçin başkasına yapıyorsun hünkarım
Aman Allah'ım Almanya'yı bile biz yönetiyormuşuz da haberimiz yokmuş. Sanki orada Merkel'e karşı bir partimiz var, kendisine taktik veriyoruz, kazanırsak da Almanya'yı biz yöneteceğiz. 
...
Almanya'ya karşı kullandığınız bu dilde samimiyseniz eğer; ilk önce siparişini verdiğiniz Mercedes'leri iptal edin, sonra da tüm kamu sektöründeki Mercedes makam araçlarını toplu ihale ile devletin demirbaşlarından tasfiye ediniz. Öyle mikrofonlardan; algılara teslim olmuş, iki satır yazı okumaktan aciz, iradesini birilerine ipotek ettirmiş güdülesi kalabalıklara üfürmekle olmuyor. Konuşma yapacağın mekana 200 tane Mercedes ile geliyorsun sonra da Almanya'ya karşı esip gürlüyorsun. Nerde burda samimiyet. Belki de haklısın, metal yorgunluğunu millete gaz vererek geçiştirmeye çalışıyorsun.


Kim kimi peydahladı
Hani diyorum ki; AKP kurulup, iktidar olana kadar daha önceden otuz yıllık geçmişi olan ''Hizmet Hareketi'' niçin durduk yerde ''Hain Hareket'' olma sürecine evrildi. 
AKP'mi onları baştan çıkardı, yoksa onlar mı AKP'yi baştan çıkardı; veya ABD her ikisinide mi kandırıp, Türk milletini birbirine kırdırmak istedi. 
...
AKP'nin iktidar oluşundan bugüne kadar veya bir süre daha olup bitenleri; anlatıldığı veya gösterildiği şekliyle görmeyi, inanmayı en azından kendi adıma çok erken görüyorum.
...
Şöyle geriye doğru çekilip, iktidarın da değişmesinden sonra ancak; manzaranın bütünlüğüne ve derinliğine hakim olup, yaşadıklarımızı doğru bir şekilde analiz etmek, yorumlamak mümkün olabilecektir.
...
Şimdi millet olarak bize yapılan; bir tuvali burnumuza değecek şekilde gözümüze dayayıp, sonra da ''Söyle bakim, bu tuvalde ne anlatılmak isteniyor'' dayatmasıdır. Her şeyden önce, tuvalin biraz uzaktan tutulması ve sınav korkusunun da olmaması lazım; öyle değil mi. 

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

19 Ağustos 2017 Cumartesi

HE SAHİ; BİZ BURAYA NASIL GELMİŞTİK

Sayın Devlet Bahçeli 2002 seçimlerinde MHP'nin baraj altında kalmasını başardıktan sonra "Başarısız olan istifa etmelidir" algısı yaratıp, alel acele ( Bizlerin de göz yaşlarımız eşliğinde) istifa ederek; Tansu Çiler ve Mesut Yılmaz'ın İstifa etmelerini sağlayarak, merkez sağ boşaltıldı. Ama ne gariptir ki; bu operasyon başarıldıktan sonra Sayın Bahçeli istifasını geri aldı. Çünkü dört aylık hapis hayatı ile kahraman ilan edilen ve bu kahramanlık üzerinden lider inşa edilmesi sürecine uygun olarak ''Merkez sağ''ın boşaltılması ve Recep Tayyip Erdoğan'ın bu boşluğa oturtulması gerekiyordu.

İşte o gün, bugündür Devlet Bahçeli,Türkiye'ye BOP projesi altında dayatılan "Erdoğan senaryo"nun devreye girip, bugünlere gelmesinin öncüsü ve tetikleyici olmuştur. Yani demem o ki; Sayın Devlet Bahçeli hiç bir zaman Türk milliyetçiliği hareketinin iktidar olmasını dert edinmemiş; döneminin cumhuriyet hükümetlerinin ihtiyaç duydukları siyasi destekler için gerekeni yapmıştır.

Sanki bizim anayasamızda gizli bir madde var; ve sanki bu gizli madde kozmik odada saklı, ihtiyaç hasıl olduğunda devreye sokuluyormuş gibi bir gizemi var. Bu madde "Görünürde diğer partiler gibi varlığını sürdüren ancak gerçek varlık nedenini millettin bilmediği ama derin devletin bildiği bir parti olup; bu parti devleti bizzat yöneten diğer partilere destek olup, adeta görünmeyen el gibi gerektiğinde hükümetlere çalışır gibi bir hali sözkonusu. İşte bu parti MHP dir.

Türk milliyetçileri fark edip, alternatifler düşünmeye başladığı andan itibaren "Devlet veya derin devlet" her türlü engeli devreye sokarak ''Oluşan şuru'' ürkütmek, dağıtmak istiyor.

Sayın Devlet Bahçeli Türk milliyetçiliği ideolojisi doğrultusunda tarihin hafızasında yer edecek hiç bir icraatı, eylemi olmamıştır. Türk milliyetçisi kanaat önderlerinin hiçbirisi ile barışık değildir. Bu isimleri ilk önce partiye almıştır, sonra da itibarsızlaştırma yoluna gitmiştir.

Allah aşkına bir siyasi partinin genel başkanının değişip, değişmeyeceğine; kongresinin yapılıp, yapılmayacağına "Devlet" karar verebiliyorsa o partinin kendine ait bağımsız siyaseti ve duruşu olur mu hiç.

İşte, özellikle de AKP ve yukarıda izahına çalıştığım görevli MHP desteği ile iki partili yeni sisteme geçilmesi süreci; yıllardan beridir karşılığını aradığımız sorumuzun cevabını bulmamızı sağladı. Kısaca gözümüz açıldı. Bağımsız, hür düşünen; iradesini ipotekten kurtarmış Türk milliyetçileri; yeni bir oluşum etrafında irade beyanı ile siyasette var olma mücadelesi başlatmıştır. İnşallah, Allah'ın izniyle 1918 tükenmişliğinden 1919 umuduna doğru yelken açan bu inisiytaif başarılı olacaktır. Bu hareket, oluşum Türk milleti için belki de son bir şanstır.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

18 Ağustos 2017 Cuma

KURULAN PARTİDE "BEN DE OLACAĞIM" DİYEN İŞ ADAMININ OCAĞINI SÖNDÜRÜRLER BE.

Değerli dostlar sözüm elbette muhataplarınadır.
Sürekli olarak yeni kurulmakta olan partinin vitrinini oluşturan isimlerin kimler olduğu veya kimlerin olabileceğine dair yakıştırmalar karşısında; net cevap alamayıp, umdukları isimleri göremeyenler ''Hani ortalıkta kimse yok ki; bu nasıl bir parti, muhabbeti var, kendisi yok'' gibi serzenişleri dinliyor, okuyor, öğreniyoruz.

Özür dilerim, bu millet hala Türkiye'nin içinde bulunduğu şartların sanırım farkında değiller. Her şeyden önce Türkiye OHAL ile yönetiliyor. Hem OHAL idaresi, buna ilaveten keyfi, daha da ilerisi ferdi idare karşısında bütün bu hesapsız ve kitapsızlıkların hesabının sorulacağı iddiası ile kurulmaya çalışılan partinin orasında, burasında, şurasında yer alarak, inisiyatifini ortaya koyan isimler üzerine ne gibi yıldırma ve caydırmaları olabileceğini hiç tasavvur ettiniz mi? 

Sormak isterim, bugün hangi iş veren ''Meral Akşener''i destekliyorum, oluşumun içinde olacağım'' diyebilir veya hangi bürokrat bu anlamda beyanda bulunabilir. Haşim Kılıç veya Ali Bayraktaroğlu hangi Türkiye'nin, hangi demokrasisinin güvencesi altında ''Evet, bizler yeni oluşumda olacağız'' diyebilirler ki. Bugünkü ''Türkiye rejimi''nde en akıllıca verecekleri cevap elbette ''Biz yokuz'' demektir.Bu insanlar sadece kendilerinden müteşekkil değiller ki; çocukları var, torunları var, yakınları var ve bir yerlerde istihdam edilen insanlar. Onlarca ülküdaşım, gönüldaşım çocukları devlet memuru oldukları için yazılarıma beğeni dahi koyamıyorlar.

Bu iktidar cemaatin ''Paralel yapılanması'' ile kurduğu kumpaslarla muktedir oldu ve cemaatten edindiği bu alışkanlığını hiç de terk etmeyerek, devam ettiriyor. Örneğin Meral Akşener ismi telaffuz edildiğinden beridir sürekli kendisine kumpaslar kuruluyor. İlk önce özel yaşantısı üzerinden kaset kumpası, sonra kes yapıştır yöntemi ile ''Ayın 15'in de başbakan'' olması ve hiç bir somut delil ortaya konmadan devam eden kumpas süreci. Nitekim bugünkü ''Kumpas nöbeti''nde sağlık bakanı olmalı ki; o da ''Fötö Meral Akşener'i destekliyor'' demiş. 
Kumpas sadece Meral Akşener'e karşı mı ki; Sayın Kılıçtaroğlu'nu da, CHP'yi de dahil ettiler. Bugün devleti yönetenlerin en yetkilisinin ağzından kumpas itirafı yapılıyor, Sayın Kılıçtaroğlu'na ''Bizi daha fazla rahatsız edersen, seni içeriye tıkarız'' denilmektedir.

Değerli dostlar, bu ülkede bir parti kanuna, tüzüğe ve oturmuş geleneklere göre tüm delegelerinin 2/3'sinin imzasını topladığı halde özellikle ''Devlet eliyle'' müdahale edilip, olağanüstü kongresi yaptırılmadı. ''Ben Meral Akşener'in partisinde kurucu olacağım'' diyen iş adamının, esnafın ocağını söndürürler; siz ne diyorsunuz. Lütfen bunu fark edelim artık. İşte insanlar bunu bildikleri için temkinli hareket ediyorlar. Bu gerçeği de bilmek de fayda var.
Dolaysıyla, yeni parti hazırlıkları tamamlanıp, dilekçe teslim edilene kadar isimler konusunda biraz daha sabırlı olmak lazım. 
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

16 Ağustos 2017 Çarşamba

MHP UMURUMDA BİLE DEĞİL MESELE DÖNÜŞÜME DİRENEBİLMEKTİR


Kusura bakma muhterem; bir çok şeyi bu kadar aşikar yapacaksın ve sonra aptal yerine koyduğun bizler bunları fark etmeyeceğiz öyle mi? sizin niyetinizin ne olduğunu 16 Temmuz'dan itibaren anladık.
İlk değişikliği Cumhurbaşkanının imzasında yaptınız. Milli Savunma Üniversitesi rektörü, sözde milliyetçi Erhan Afyoncu 15 Temmuz üzerine okullarda öğrencilere dağıtılmak üzere bir kitapçık hazırladı ve ön sözünü Cumhurbaşkanı'na ayırarak imzayı; "Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhurbaşkanı" şeklinde açmıştı. Biz bu konuya o zaman dikkat çekmiş, özellikle Türk Ordusu'na Kurmay yetiştirerek bir kurumun başındaki kişinin böyle bilinçli bir değişikliği yapmasını oldukça manidar bulmuştum. Bugünkü konjonktür, o günkü yapılanın kasıtlı olduğunu gösteriyor artık
Ayhan Oğan
Yine referandum öncesi; eski komünist artığı Mao'cu, cumhurbaşkanı başdanışmanının "Yeni sistemde halk kendi devletini kuracak" sözü, AKP Bursa milletvekili bilmem ne kıytırığının ağzından "Gerekirse anayasanın ilk dört maddesini de değiştirebiliriz" ifadesinin çıkması ve geçen hafta AKP'li Ayhan Oğan'ın "Yeni bir devlet kurduk, kurucusu da Recep Tayyip Erdoğan'dır" üfürmesi ve en son olarak da resmen Cumhurbaşkanının imzasının "Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Devlet Başkanı" diye açılması. Dikkatinizi çekerim; AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bu şahıslara karşı en ufak bir uyarı yapıp, görevlerinden uzaklaştırmadı. Göğsünde ''Herro'' yazanın amacı ile ''Halk kendi devletini kuracak'' diyenin amacı aynı değil mi; her ikisi de mevcut devleti yıkmış olmuyorlar mı?
Erhan Afyoncu
Bütün bu arka arkaya gelen bilinçli değişiklikler, bizlere AKP'nin nihai hedefinin, artık nasıl bir devlet tasavvur ediyorlarsa; 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan T.C Devletinin değiştirilerek, başka bir devlete dönüştürülmek istendiğini aşikaren göstermiyor mu. Öyle ya; Sayın Cumhurbaşkanı "T.C Cumhurbaşkanı" diye açılan imzadan niçin rahatsızlık duyar ki. Ne yani; suyunu mu az buluyor, yağını mı az buluyor da; makamını tanımlayan sıfatları değiştirme ihtiyacı duyuyor.
Bu arada olağanüstü kongre isteyen parti mensuplarını partiden atan Sayın Devlet Bahçeli, her ne hikmetse AKP tarafından Cumhurbaşkanlığı makamı başta olmak üzere 20 Temmuz da başlayan ve devam eden devletin yapısındaki "Dönüştürme" eylemleri karşısındaki suskunluğunu anlamak mümkün değil. Ara sıra esip, gürlemesi ise tamamen biz muhalif milliyetçilerin feryadı arşa değince lütfen buyurup, tepki göstermesidir.
Dolayısıyla AKP'nin yapmak istedikleri, MHP'nin bunlara tepki vermesi şöyle dursun, hatta el vermesinden kaynaklanan endişeler karşında gerekli tepkiyi verecek, duruşu sergilenecek güçlü bir siyasi yapıya, siyasi cepheye ihtiyaç doğmuştur. İşte bunu ideolojik edep, adap, bilgi ve birikim ile yetişmiş Türk milliyetçilerinin kurucu iradesi ve bu iradenin "İdeolojik kaygıları olmayan merkezi" de kucaklayan, kapsayan yaklaşımları ile yeni bir partinin kurulması aşamasına gelinmiştir.

Yeni oluşum üzerine niyet sorgulaması yapıp,hafife alanlar; MHP'de genel başkanlığı alamamanın yansıması olarak görenler halt etmişlerdir. Bu mesele MHP'yi çok çok aşan; T.C Devletine karşı sinsice yürütülen; yeniden yapılanma ve tanımlamalar karşısında milletin bir kısmının, özelde de Türk milliyetçilerinin taşımış oldukları endişelere binaen gösterdikleri doğal refleksin ete kemiğe bürünmesini sağlama gayretidir.

Allah'ın izniyle ilk defa ABD'ye gidip, icazet almayan bir oluşum olarak; iradesini ortaya koyan Türk milliyetçiliği inisiyatifi süreci başarı ile tamamlayacaktır.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

14 Ağustos 2017 Pazartesi

NEDİM ŞENER TROLLÜK YAPMA

Nedim Şener diyet mi ödüyor, nedir. Fetö'nün kendisine kurduğu kumpasın, haklı olarak içinde biriktirdiği fetö kini ile olayları değerlendirdirirken; yaşananlar ile ülke gerçeklerini birbirine karıştırıyor. 
...
Efendim neymiş; 15 Temmuz gecesi Binali Yıldırım'ın önerisi ile Kılıçtaroğlu niçin taraftarlarını meydanlara çağırmamış; aksine, niçin "Halkın güvenliği nasıl sağlanacak" sorusunu sormuş; savaş halinde böyle soru mu sorulurmuş.
...
Nedim Şener Bey siz gazetecisiniz, bilmelisiniz. Hükumet elindeki mit raporlarından bir çok bilgiye sahip olmanın avantajına sahip olarak gardını almış olabilir ancak muhalefetin hiç bir istihbarat bilgisine sahip olmadan, fiili bir durum karşısında, o gece Sayın Cumhurbaşkanı kadar olup, bitenlerden nasıl emin olup da insanları meydanlara çağırabilirdi. Kılıçtaroğlu'nun tereddüdünün nedeni sanırım, devleti yönetenlerin yaratmış oldukları güvensizliktir.
...
Cumhurbaşkanı veya hükumete sor bakalım; 16 yıllık iktidarları süresince hükumet ''Devletin milli güvenliği'' ile ilgili olarak ana muhalefete veya diğer muhalefet partilerine hiç brifing vermişler midir. Dikkatinizi çekerim, 16 yıl boyunca özellikle mecliste bulunan siyasi parti liderleri bir defa olsun batı demokrasilerinde olduğu gibi bir araya gelip, sohbet etmek gibi demokrat olabilme yürekliliğini gösteremediler. Bunun müsebbibinin de kim olduğunu pekala biliyorsun.
...
Bu denli diyalogsuzluğun yarattı güvensizlik ortamı hangi kahramanlıklara yürek olabilir ki.
Hükumet erkanı, elindeki Fetö'nün darbe yapabileceğine dair mit raporlarına güvenerek 15 Temmuz'da vaziyet almış olabilir; peki Sayın Kılıçtaroğlu elindeki hangi rapora göre vaziyet alabilirdi.
...
Halkın yüzde 50+1'si bana yeter deyip, geriye kalanın da ötelendiği sürece; milletin yarısının güveni, diğer yarısının da güvensizliği devam eder, gider.
...
''İktidar ben isem, devlet de benim'' düşüncesi ile hareket edildiği sürece; sık olmasa da ama olduğunda aynen deprem gibi çok ciddi yaralar açan ''Darbe girişimleri'' karşısında toplumda her kesimin refleksi aynı olmayabilir. Hükumette siz varsınız ama devlette sizinle beraber muhalefetin de yeri var.
...
Demek ki normal zamanlarda muhalefete ihtiyaç duymayabilirsiniz ama fiili durumlarda; yani örneğin ''Darbelerde'' muhalefete pekala ihtiyaç duyabilirsiniz; niçin, çünkü devletin bekası söz konusu da ondan.
...
Sayın Nedim Şener keşke aktrollere bunları anlatabilseydiniz ama siz onların ağzıyla konuşmayı yeğlediniz.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

13 Ağustos 2017 Pazar

2019 SENARYOSU

Sayın Bahçeli "İktidar partisi ile MHP arasında gerilim üretmek isteniyor" demişsiniz. 
Olur mu öyle şey, müsterih olun lütfen; biz MHP-AKP entegrasyonunu zihinlerimizde çoktan sağladık bile. Hatta size yardımcı olmak adına beyin Jimnastiği bile yaptık. 2019 seçimleri yaklaştıkça ülkenin içinde bulunacağı ahval ve şeraiti bahane kılıp, ''Önemli olan devlete hizmet etmektir'' deyip, "Hayırcı" cephenin başarılı olmaması ve banisi olduğunuz; tek adamın iradesine dayalı ''Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi"nin akamete uğramaması için cumhurbaşkanı adayı olmayacaksınız, partner'iniz Erdoğan'ı destekleyeceksiniz. Çünkü tarih sizi ''Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi''nin mucidi olarak anacak; bu da size egonuzun tatmini için yeterli olacaktır.
...
2019 seçimlerinden ''AKP-MHP entegrasyonu''nun başarılı çıkması durumunda; MHP'nin artık parti olarak fonksiyonu biteceğinden, bu sonucun müsebbibi olan size ve etrafınızdaki müdavimlerinize Cumhurbaşkanlığı uhdesinde dağıtılacak olan payeler ile ''Başkanlık Sistemi''ne geçiş sürecini salimen tamamlamış olacaksınız. Tüm bakanlar veya tüm müsteşarlar Balgat müdavimlerinden oluşacak olsa kime ne ki; nihayetinde sisteme ters bir durum söz konusu olmayacaktır. Zaten böyle bir durumda paylaşım kolay olsun diye mütemadiyen disiplin yolu ile ihraçlara hız verdiniz.
...
Böylece yıllardan beridir başkanlık sistemine karşı çıkmak adına kutsallarız üzerine ant içerek ortaya koymuş olduğunuz inancınızı inkar etmenin senaryosundan sonra, sahneye konmuş haline de şahitlik edeceğiz. Sizin senaryonuz muhtemelen bu olsa gerek.
...
Her ne kadar siz bu oyunu böyle yazmış olsanız bile; millet bizim yazdığımız hakikate inanacak ve güvenecektir zira bu hakikatin içinde bizatihi milletin kendisi olacaktır.
Üzgünüz Sayın Bahçeli senaryonuz tutmayacak.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

ORDAN BURDAN ŞURDAN

Erdoğan İsparta da Coca Cola fabrikasının açılışını yaptı.
Dönem dönem "Coca-Cola" nın yazılışı üzerinden mühendislik harikaları yaratarak, siyonizm üzerine anlamlar çıkaran ahmaklar, ne oldu şimdi; şaba oturdunuz değil mi. Artık bundan sonra geğire geğire bolca içersiniz, ruhsatı Reis'ten nasıl olsa.

Siyaset kurumu
Siyaset her türlü kalleşlik ve alçaklığa teşne bir "Yataklık" gibi. Orada her türlü piç peydahlanabiliyor. Doğal olarak buraya bakire girip, dul çıkıldığı ihtimali herkesin genel kabulu olup, bu kanaati değiştirecek namuslu, devrimci ruhlara ihtiyaç var. Bunu başarmak elbette mümkün; yeter ki Şeref'ler de şerefsizler kadar cesaretli olabilsinler

Eberji bakanı Damat
Şaşıbakan "Eski Türkiye'den kalan termik santraller....." derken; bir Türkiye vardı da yıkılıp, yerine yeni bir Türkiye mi kuruldu; yoksa bunu söyleyenin sıcak çarpması ile felç geçirip, ağzı mı çarpıldı

Cihan Paçacı
Cihan Paçacı İngiltere veya İsveç'de siyaset yapmıyor ki; Türkiye' de ve Türk milletinin gerçeklerine göre siyaset yapıyor. Dolayısıyla, MHP Genel sekreterliğinden ayrılış nedenleri belliyken; yeni oluşum üzerine Ahmet Hakan'a röportaj vermiş olması abesle iştigaldir. 
...
Olumsuz bir şey söylememiş olmakla birlikte, söyledikleri kendisini bağlar; yeni oluşuma gönül verip, umut bağlayan bizleri ilgilendirmez. 
...
Her T.C vatandaşı gibi yeni oluşumla ilgili umut ve beklentiler üzerine görüşleri sorulup, cevapları alınmış. Bunun dışında bu röportaja bir anlam yüklemek beyhude çabadır. 


Saldığın korku
Evimde ilk önce kütüphanemi, sonra her köşesini didik didik aradım "Ulan ne olur, ne olmaz; az çok okuyan yazan birisiyim, belki peşinden binlerce insan giden bu adam kimdir, ne demek istiyor" diye düşünerek, Gülen adına yazılmış bir kitap veya kaset alıp, bir yerlere koyup, unutmuş olabilirim diye. Bu psikolojik hal içindeyken bir Alman gazeteci halimi hatırımı sorsa; ne diyeceğim? 
...
İdeolojik inançlarım açısından tamamen kendilerine oldum olası muhalif olduğum cemaate bu kadar uzak olmama rağmen, bana bu psikolojik zulmü yaşatan muktedirlere methiyeler düzmem mi gerekiyor.

Saldığın korkudan sana methiye çıkmaz, bilesin.

Fetö'nün siyasi yapılanması
Fetö'nün o yapılanması, bu yapılanması, şu yapılanmasına dair yakalama haberlerini her gün dinliyoruz. Eğer hala siyasi yapılanmasına dair bir haber duyamıyorsak; bunların, hükumet edenlerin içinden olmasıdır. Yahu, Ankara'yı cemaate parsel parsel sattı diyen de; satan da ahanda orada değiller mi. Peki operasyon için niçin bekleniyor

Devlete sızmak mı, yerleştirmek mi?
Evet, millet olarak kabul ediyoruz ki; kırk yıldır "Cemaat" gerçeği var. Bunlar ilk 30 yıl devlete sızdılar ama sonraki 10 yılda bizzat devlete yerleştirildiler. Öyle, "Geçmişteki tüm iktidarlar fetö'den sorumludur" demekle vebalinizin vehametinden kurtulamazsınız. Geçmiş hükumetler veya siyasi partiler cemaatin oy gücünden faydalanmak için iş birliği yaptılar ancak AKP hükumet olduktan sonra muktedir olmak için kadrolarını işbirliği yaptığı cemaat mensuplarından kurdu. Bu farkı görüp, sonra geriye doğru vebal altında olanları yargılayalım. 
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

9 Ağustos 2017 Çarşamba

DARBENİN SİYASİ AYAĞI AÇIKLANMALIDIR

Siz şimdi eğer fetö başarılı olsaydı 16 Temmuz sabahı bakanlar kurulunun hangi siyasi isimlerden oluştuğunun listesinin bu devleti yönetenler tarafından bilinmediğini mi sanıyorsunuz.
...
Bu listenin ve isimlerin hala açıklanmamasına tek bir gerekçe olabilir o da; tümünün AKP'li olma olasılığdırı. İnanın k; eğer o listede şimdiye kadar bir tek dahi doğrudan MHP'li (Hele ki muhalif) veya CHP'li olmuş olsaydı; aktroller bunlar üzerinden ne mühendislik harikaları yaratırlardı değil mi? Bu nedenle hükümet devleti mi kurtardı veya kurtarmaya çalışıyor yoksa AKP'yi mi; darbenin siyasi ayağı açıklanmadığı sürece bu bilinmemezlik ve şüphe devam edecektir.
...
Cumhurbaşkanına suikasta; nerede, ne zaman, hangi yolla, kaç kişi ve kimlerin gideceğini düşünmüş olan akılın; darbenin ertesi gününde bakanlar kurulunun kimler tarafından oluşacağını düşünmemiş olması mümkün mü sizce. Peki 15 Temmuz da hainlere karşı meydanlarda cihata çağrılan bu millete; haince ve alçakça yapılan kalkışmanın siyasi ayağı niçin açıklanmıyor?
...
Biz buna niçin dikkat çekiyoruz. Çünkü bu devlete ve millete karşı özelikle de doğrudan ABD ve NATO bağlantılı bir operasyon yapılmak istendi ama bu "Ordumillet" onların oyunlarını başına geçirdi. Ancak milletin, fetö ile birlikte bu ihanetin içinde başka kimlerin olduğu veya olabileceğine dair şüphelerinin kalmaması gerekir ki; devletin ve milletin arkasında bütün şüphelerden münezzeh topyekun destek kesintisiz devam edebilsin.
...
Ayırmacı, kayırmacı bir stratejinin güveni sarsacağı besbelli. Siyasi ayağı olmayan hiç bir darbeye şahit olmadık, tarih de pek yazmıyor; peki 15 Temmuz kalkışmasının siyasi ayağının kimleden olştuğunu niçin öğrenemiyoruz.
...
Verdiğimiz oyun, yaşadığımız toprakların, mensubu olduğumuz milletin değerini bilen her bir vatandaş; şüphelerimizi dile getirmeye, hesabını sormaya devam edeceğiz elbette. Kendi adıma; en azından köprüde şehit olan, hemşehrim, mahallemizin çocuğu, geriye iki yetim bir dul bırakan Cengiz HASBAL kardeşim adına sormaya, sorgulamaya devam edeceğim. Darbenin siyasi ayağının ve mensuplarının açıklanması; devleti yönetenlere güveni artıracaktır.
Mehmet Soral

BOĞAZ ÖN GÖRÜNÜM VE RANT...

Beylerbeyi Astsubay Okulu'ndan Beşiktaş ve arka görünüm
Boğazı gören bu devasa binalar bilmem hangi holding veya bilmem hangi trilyonerin binaları. Beylerbeyi'nin karşı yaksı; Levent, Etiler, Ulus, Zincirlikuyu civarı.
...
Şimdi aynı mesafe kadar uzaklıktan boğazı gören Beylerbeyi-çamlıca eteklerine bundan 45 yıl önce gelerek, el arabası ile malzeme taşıyarak yaptığımız evler kentsel dönüşüm ile yıkılıp, 0.15 taban oturumlu binalar yapabilecekmişiz. Fazlasını yapamıyormuşuz. Neymiş efendim; "O kenan Evren var ya, o Kenan Evren; Boğaz imar yasasını öyle bir anayasal hükme bağlamış ki; gelmiş, geçmiş AKP hükümetleri bunu değiştiremiyor"muş. Yahu ne yasası; Kenan Evren anayasasının %80'ini, devletin sistemini değiştirdiniz be. Siz kime neyi anlatıyorsunuz.
...
Allah yüzümüze baktı, onlarca yıldır kahrını çektiğimiz arsalarımızın artan değerinden, rantından faydalanmamızı istemiyorsunuz. Bir dönüm yere en fazla dört katlı bina yapabilecekmişiz. Peki paylaştığım bu ucube yığın buraya nasıl oturtulmuş, öyle değil mi. Oysa ki bu ucubenin olduğu bölge de tüm Boğaz'a hakim.
...
Biz bölge halkı olarak elbette bu imar şekline razı olmayacağız. Rantının oldukça yüksek olduğunu, bundan sonra daha da artacağını düşündüğümüz gayrimenkullerimize elbette sahip çıkacağız. Kahrını biz çekip, rantının başkalarına peşkeş çekilmesine fırsat vermeyeceğiz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

BUNLAR SİYASAL İSLAM AFİŞLERİ Mİ; YOKSA...

8.8.2017. Anadolu Hisarı Otağ tepesi
8.8.2017 Anadolu Hisarı sahil yolu
Bugün günlerden 8 Ağustos ve Tüm Türk milletinin 15 Temmuz Destanı vesilesi ile Cumhurbaşkanlığı makamının finansörlüğünde yapılan yıl dönümü hazırlıkları kapsamında bastırılan bu afişler; Türk Askerinin içine düştüğü aciziyeti, itilmiş, kakılmışlığı üzerine oluşturduğu algı nedeniyle büyük tepki çekmişti ancak malum afişler Kavacık Otağ Tepesi ve Anadoluhisarı'nda yerinde durmaya devam ediyor.
...
Pardon hükmedenler; biz mi yanlış anladık, yoksa siz mi yanlış resmediyorsunuz. Biz bu 15 Temmuz zaferini Türk Ordusuna karşı mı kazandık, yoksa FETÖ-ABD ittifakına karşı mı. Peki bu afişlerde her iki unsura karşı kin ve nefretimizi gösteren ne var Allah aşkına. Güleni'nin kafasına indirilen bir balyozmu veya ABD' nin kafasına geçirilen bir çuval mı; yoksa aciz bir Türk askeri mi?
...
Değerli dostlar size bir şey söyleyeyim mi; bu hala bekletilen afişler "Siyasal İslam"ın afişleridir ve siyasal İslam'ın yıllardan beridir en büyük emeli; Türk Ordusu'ndan intikam almaktı.
Şimdi bu manada Siyasal İslam'ın intikam alıp, almadığını 15 Temmuz sonrası da dahil olmak üzere sizin takdirinize bırakıyorum.
Siyasal İslam'ın ordudan intikam alma hırsı; Fetönün devletin kılcal damarlarına kadar sızması için tüm kapıların sonuna kadar açılması ile olmuştur. Buna da siyasi iktidar bilerek veya kandırılarak sebep olmuştur. Nihayetinde sorumlusu geçmişte ve bugün hükümet edenlerdir. Bu afişlerden müthiş derecede rahatsızlık duyuyorum. Türk Ordusuna sızmış üç beş hain alçağın yapmış oldukları üzerinden; Türk Ordusuna bu afişlerde gösterilen algıyı oturtmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.        
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com


6 Ağustos 2017 Pazar

GÜNDEME DAİR ORDAN BURDAN ŞURDAN.

Siyasetçi için ekranlar çok önemlidir.
Sayın Bahçeli cep telefonu kullanmıyorsun, keşke twitter'ı da kullanmasan; sizi ara sıra TV ekranlarında, canlı performansını izleyebilsek. 
...
Bir siyasi liderin em büyük dezavantajı ekranlardan korkmasıdır. Sayın Bahçeli'nin ekranlardan çekindiğini düşünüyorum. Tek taraflı ve ısmarlama ekran pozlarını ciddiye bile almıyorum tabi ki. 15 Temmuz'un değerlendirmesini bile twitter'dan yapmıştı. 


Etik siyaseti sorun etmese, aslında CHP için bir fırsat
Eğer CHP siyasi etik kaygısı gütmeden, aynen her gece TV'lere çıkan aktrollerın yaptığını yapıp; "Saldır ki, susturasın" psikolojisi ile "Kontrollü darbe söylemimiz bizim uydurduğumuz bir şey değil ki; yeni bir devlet kurduk, kurucusu da Recep Tayyip Erdoğan'dır diyen AKP'lilerin itirafıdır" diyerek her türlü taarruza geçebilirler. 
...
Bu arada AKP'liler bu fütursuzca üfürmelerine devam ettikleri sürece" Kontrollü darbe" söylemlerine meşruluk kazandırmış olacaklardır. Bizlerin de bu söylenenlerin birer üfürmeden ibaret olduğunu düşünebilmemiz için Ayhan Oğan'ın Sayın Erdoğan tarafından bizzat AKP den istifası sağlanmalı ve akabinde hakkında dava açılmalıdır.


Kontrollü darbe sizin itirafınız; kime ne diyorsunuz ki
Sayın Erdoğan içinizden birileri çıkıp "Yeni bir devlet kuruldu, kurucusu da Erdoğan"dır gibi fütursuzca sözler sarf ettikleri sürece " Kontrollü darbe" söylentilerinin müsebbibi de kendinizsiniz. 

Beklenen doğal refleks geciktirilmemelidir
MHP Kurumsal olarak "Yeni bir devlet kurduk, kurucusu da Erdoğan"dır diyen AKP'nin MYK üyesi Ayhan Oğan'a anayasanın ilk dört maddesini ihlalden dava açmalıdır. Nasıl olsa" "Uygun mahkeme"yi bulmak da mahirler. 

Şerefsiz mahluklar her yerden çıkabilir
Cumhurbaşkanı Erdoğan demiş ki; ''Camiden, mescitten, o minberlerden, o mihraptan, o vaaz kürsüsünden terör ve terörist çıkmaz.'' Bu dediğiniz olsa olsa bir ütopyadır.
...
Sayın Erdoğan siz bu tespiti elbette bildiğiniz bir şeylere dayandırıyor olabilirsiniz; keşke ben de sizin kadar rahat olabileceğim gerçeklere vakıf olabilsem. Ancak, 55 yaşımdayım, lise yıllarımdan beridir varlığından haberdar olduğum, önce ''cemaat'' sonra ''Fethullah Gülen Hareketi'', sizinle beraber olduklarında ''Hizmet Hareketi'', ittifakınız bozulduğunda ''Paralel yapı'' ve en nihayetinde millet olarak ihanetlerini gördükten sonra da ''Fetö'' olan malum yapının bildim bileli tüm referans kaynakları cami, mescit, minber, mihrap ve vaaz kürsüleri olmuştur.
...
Dolayısıyla, bunca yaşanmışlıklardan sonra buralardan terörist çıkmaz dediğiniz yerlerden en büyük ihanet odaklarının yeşerebileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak, gene de her türlü tedbirimi ihmal etmeyeceğim. Bu ihanetlerin tekrarı durumunda siz siyasi gücünüze dayanarak ''Kandırıldım'' deyip, kendinizi kurtarabilirsiniz; ya bizler. 

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com


5 Ağustos 2017 Cumartesi

BEKLENEN REFLEKS GECİKİNCE ANLAMSIZLAŞIR.

''Şimdi biz yeni bir devlet kuruyoruz, beğenin beğenmeyin bu yeni devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır','' sözü; karşılığı twitter'dan verilecek kadar hafife alınacak bir söz değildir. Sayın Bahçeli bu meydan okumaya twitter'dan cevap vermemeliydi.
...
Belli ki benim gibi feryad-ı figan eden insaların ahı arşa değince; twitter'dan da olsa bir açıklama yapma ihtiyacı duydular.Ne diyelim, buna da şükür.
...
Her seçim gecesi, alel acele basın toplantısı yapıp, partiyi bağlayıcı kararlar alıp, görüşler sunan; hükümetlere hareket alanı açan Sayın Devlet Bahçeli; her ne hikmetse ''Umulan'' tepkisini ancak ve ancak bir gün geçtikten sonra gösterebilmiştir.
...
Şimdi Türk kamuoyu şunu beklemektedir. Sayın Bahçeli ulusal yayın yapan TV kanallarından birisne canlı programı yapma önerisi göndersin. Hiç şüpehsiz ve tereddüdsüz her TV kanalı teklifine olumlu cevap verecektir. Daha sonra uygun gördüğü kanalda; 15 Temmuz sürecinden günümüze kadar tüm yaşanmışlıklar üzerine görüşlerini dile getirip, en son olarak da malum müptezel üzerinden AKP'yi uyarıcı, Türk milletini yüreklendirici, adeta özgüven dolu, umut vaad eden performansını izlemek istiyoruz.
...
Böyle bir görüntüye yirmi sene boyunca şahit olamadık, şimdi bunu yapabilir mi; sanmıyorum.Her ne hikmetse daima ''Sözlüyü değil, yazılıyı'' tercih ediyor. Okul yıllarım aklıma geldi; özgüven eksikliği olan arkadaşlarım sözlü olmak istemezler, mümkün olduğunca yazılıyı tercih ederlerdi.


Öyleyse, kurdukları yeni devletin kahramanları arasında Devlet Bahçeli'nin de ismini anacaklardır.
Bunlar bugünkü MHP ile 2019 seçimlerini alırlarsa; ki yeni oluşum gerçekleşmezse kesinlikle alacaklar; AKP'li Ayhan Oğan'ın kurduklarını söylediği yeni devletin kahramanları arasında Sayın Devlet Bahçeli'nin ismini de sık sık anacaklardır şüphesiz.
...
Ama tabiki, Allah'ın izniyle Meral Akşener ve yanındaki inanmış, adanmış arkadaşları ve biz gönüldaşları hep beraber yeni oluşumu gerçekleştireceğiz, o "Yeni devlet kurduk" diyenlerin de hayallerini başlarına geçireceğiz. 


''Etnik piçler''
Bu aralar sürekli olarak "T. C Devletini içine sindiremeyenler; soyunu, sopunu gizleyen etnik piçlerdir" tezime "Ben de, ben de" diye karşılık verenlerin sayısı ne kadar da arttı

Devlet aklı ''Ey....'' üfürmelerine gelmez
Ey...... 'lere aldanmayın. Siz hiç Almanya'dan silah alımı, helikopter ve tank siparişlerinin durdurulduğunu veya iptal edildiğini duydunuz mu; elbette duymadınız. Devletin bir "Devlet aklı" bir de "Siyasi aklı" vardır. Devlet aklı, siyasi aklın söylediğini duymaz, duysa bile umursamaz. Dolayısıyla, öyle ara sıra "Ey...." diye başlayıp, devam eden efelenmelere aldırış etmeyin. O efelenmeler, yenen yağlı börek üzerine harareti gidermeye matuf, içilen maden suyu hükmündedir; geğirtir, mideyi rahatlatır. Merak etmeyin, devlet aklı her şeyi takip eder. 
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

4 Ağustos 2017 Cuma

AKTROL AYHAN OĞAN

Bu Ayhan Oğan denen ukala da kesinlikle etnik özürlülük var. Referans kaynağım; T.C Devleti'nden rahatsızlık duymalarıdır. 
Her zaman olduğu gibi yine T.C Devleti'ni kimmiş ki neymiş ki edası içinde yıktı; yerine ismine üstün sıfatlar atfedip, kahramanlıklar yüklediği muhtereme yeni bir devlet kurdurdu.
...
AKP'nin buna benzer bir kaç tane trolü var. Özel eğitim almışlar adeta; muhatabının kimyasını bozmak üzere ortalığa salınmış insanlar. ''Sen bugün şu TV'ye çıkacaksın, şunu şunu yapacaksın'' şeklinde görevlendirilmiş kişiler. Şımarık, ukala ve olabildiğince şirret insanlar. Güç dengesi değişince çitin hemen öbür tarafına atlayacak kadar da kaypaklar.
...
Eğer 15 Temmuzun geldiği noktayı bu adamın baktığı pencereden ve ''Elde ettiklerini sandıkları'' sonuçtan bakarak değerlendirecek olursak; demek ki bunun evveliyatı Türk Ordusu'na kurulan Ergenekon ve Balyoz kumpaslarına kadar gidiyor. Allah'tan bu tür gaflarla kendilerini de ele veriyorlar; ya cemaat gibi yapıp, gerçek kimliklerini gizleyecek olsalar.
...
Adam resmen ''Unutun artık T.C Devlet'ini; yıktık onu; yenisini kurduk; banisi de Recep Tayyib Erdoğan dır'' diyor. Belki de bu cür'etin temelinde, 2002 de bir şeye inanarak çıktıkları yolun, geldiği son noktasıdır. Ne dersiniz? Öte yandan ''Bu darbe bizim için Allah'ın bir lütfüdür'' şeklinde söylenmiş söz de var. Olup bitenler ile söylenmiş sözleri örtüşünce; kimse kusura bakmasın, ben hala hiç bir şeyden emin değilim.
...
Şimdi Sayın Bahçeli'ye sormak isterim; ''Ne düşünüyorsunuz'' diye.
Rahmetli Atatürk'ün ''Yurtta sulh, cihanda sulh'' sözünden işkillenip, buradan cemaatle paralellik çıkaran bilgeliğinizle; “Şimdi biz yeni bir devlet kuruyoruz, beğenin beğenmeyin bu yeni devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır” sözünü söyleyen Ayhan Oğan için de söylenecek sözünüz ve yakıştırdığınız bir geometrik şekil olmalı; öyle değil mi?
...
Meral Akşener, Sinan Oğan, Yusuf Halacoğlu, Ümit Özdağ, Özcan Yeniçeri, Nuri Okutan, İsmail Ok gibi daha bir çok değerli Türk milliyetçisi isimlerin Türk siyasetinden tasfiyesine karar verenler; Ayhan Oğan gibi zihniyetteki insanlara da siyaset yapma fırsatını bahşetmişlerdir. Ayhan Oğan 2019 seçimlerinde ilk sıralardan aday olup, devleti yönetecek kadroda kesinlikle olacak bir isimdir.
...
Sayın Bahçeli hayrını görünüz. Ama yeni siyasal yapılanma bütün bu riskleri Allah'ın izniyle ortadan kaldıracaktır. Bunu da bilesiniz..
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

2 Ağustos 2017 Çarşamba

AKLIMDAN GEÇENLER

İdam da gelmez, Fethullah Gülen de gelmez.
Peki Fethullah Gülen iade edilse ve "Hakim Bey, evet biz kırk yıllık blr hareketiz ama hiç bir iktidar döneminde aklımızdan geçini yapmaya yüreğimiz yetmedi. Aklımıza karpuz kabuğunu sokan da şunlar olup, ne düşündüysek ahanda şurada, şu tarihte, şu kişilerle oturup, anlaşarak; hatta kadroları bile paylaşarak düşündük, yaptık. O zamanlar benimle birinci derecede muhatap olanların da bu salonda olmalarını istiyorum. Ben bu işleri tek başıma düşünüp, yapmadım ki" diyecek olsa...
...
İşte hiç bir zaman böyle bir mahkeme kurulamayacağına göre, Fethullah Gülen de hiç bir zaman iade edilmeyecektir. İdamın muhabbetini yapanlar her ne hikmetse getirilmesiı için girişimde bulunmuyorlar.
...
Mesela, Sayın Devlet Bahçeli, yönetim sistemimizin değiştirilmesi için alel acele gündem belirleyip, sistem değişikliğini sağlarken; niçin aynı hassasiyeti eli kanlı katillerin idamı için göstermez. Geçiniz bunları. Çok iyi biliyorlar ki; suçlular, ülkelerinde idam varsa kesinlikle iade edilmezler. Peki böyle söyleyip de gereğini yapmamak ne demek oluyor; çünkü kurulacak mahkemelere diğer muhatapları da çağrılacaktır ondan.


laiklik; devletin tüm inançlar karşındaki tarafsızlığını ifade eden bir duruşudur.
Geniş bir kesim laikliği hala din olarak görüp, "Ben Müslümanım, laik değilim ki" diyebiliyorlar. Din, insanın inancını ilgilendiren bir durum; laiklik ise devletin tüm inançlar karşındaki tarafsızlığını ifade eden bir duruşudur.
...
Türkiye de özelikle son otuzbeş, kırk yıldır oluşturulan "Algı zorbalığı" ile T.C Devleti'nin kuruluş felsefesinin laiklik gibi ana taşıyıcıları üzerindeki tahribat, beraberinde anlam kaymalarına neden olmuştur. Bu mevzuyu tartışanların bir tarafının, laikliğin gerekçesini dinin sosyal yaşamdan mümkün oldukça soyutlanması şeklinde anlatmaları; bunların karşısında da Kadir Mısıroğlu gibi etnik özürlü ama bunu gizleyen Türklük düşmanı "Siyasal İslamcı" birileri de tüm rahatsızlıklarını, T.C Devleti'ne olan kinlerini laiklik üzerinden, dini kayıplar şeklinde anlatmaları ile kavramlar asıl taşıdıkları anlamların dışına, hiç de murat edilmeyen manalara evrildiler. Bir zaman sonra da siyasal görüşlerin, ihtiyaç duyduklarında kendi aralarındaki bütünleşmeyi sağlamak için kullandıkları, sürekli boyunlarına takarak, ara sıra çıkarıp, öptükleri sihirli muska oldu.
...
Türk milliyetçileri ise bu iki ayrıştırıcı kutuplara rağmen, tam da Atatürk'ün kastettiği anlamda bir laiklik anlayışını benimsemiş ve onu takip etmenin gayretinde olmuştur. Ancak kim derdi ki; MHP'nin gün gelip ''Siyasal İslamcıların'' kontrolündeki emrivakilerin emir eri olacağını.
...
MHP yönetimi kurumsal olarak böyle bir süreci tercih etmiş olsa da Türk milliyetçilerinin, referandum sonuçlarından da anlaşılacağı üzere %85'i MHP'nin kurumsal olarak yürüttüğü politikaları benimsemiyor ve o nedenle alternatif arayışlar içindedirler; bu birinci nedendir; diğeri ise MHP'nin müsebbibi olduğu yeni sisteme siyasi entegrasyon için hiç bir hazırlığının olmayışıdır.
...
Aslında var; 2019 seçimlerinde AKP ile ittifak yaparak Sayın Erdoğan'ı tekrar Cumhurbaşkanı seçtirmek için tüm hükumet imkanlarını kullanarak Meral Akşener inisiyatifine engel olmaktır.


Diyanet işleri başkanı Mehmet Görmez emekliye ayrıldı
Mehmet Görmez'i vicdanı ile başbaşa bırakıyorum. Hakkımı helal edip, etmeme meselesine gelince; inisiyatifi kula bırakıp, kedisini aradan çıkaran, aynı zamanda her şeye kadir olan Allah(C.C) bile bu konuda "O işi bana bırakın" demediğine göre, kendimi bu konuda hüküm verecek kadar "Yüce" görmediğim için hakkım üzerinden şahsımı ilgilendiren hükmü ben yine de Allah'a havale ediyorum. Bu benim benimsemiş olduğum genel prensibimdir. Dolayısıyla, üzerimde hakkı olanlar rahat olabilirler

İmamların resmi nikah kıymaları
Yahu niye kavga ediyonuz ki. Emekli bankacıyım, boş vaktim de var. İsteyen herkesin nikahını kıyarım. Wahtsapp, görüntülü telefon üzerinden de olabilir. Para pul istemem, dua edin yeter. İnanın ki ne 32 farzı, ne de 52 farzı soracağım. Soranlar ne halt ediyorlar ki. Nikah kıyarlar, şahitlik yaparlar, "mehir" keserler ama 55 yaşımdayım, şimdiye kadar kesilen mehrin gereğinin yapılmasına şahit olmadım. Size sadece İki sorum olur; gız sen bunu seviyon mu, len sen bunu seviyon mu; o kadar. Devleti ne diye abuk, sabuk işlerle meşgul ediyonuz ki.
...
Varmısınız; laikim diyenler medeni kanuna göre hak sahibi olsunlar, dindarım diyenler de mehir sözleşmesine göre hak sahibi olsunlar. Boşanmalarda nedeni kanuna göre evlenenler hakim karşısına, mehir sözleşmesi ile evlenenler ise imam karşına çıksınlar ve sorunları çözsünler, boşanmayı gerçekleştirsinler. Dini usulle evlenen, medeni kanunla, medeni kanunla evlenen de dini usulle hak aramasın. Mağdur olanlar da tercih ettiği usulün bedelini ödemiş, kimsenin kimseye de söyleyeceği sözü olmaz

CHP gene AKP'nin oyununa geldi.
Sayın CHP yetkilileri, Sayın Kılıçtaroğlu'nun 450 km'lik emeğini boşa harcamayın, gündemden düşürmeyin lütfen. Yine AKP'nin oyununa geldiniz, imamların nikah kıyması meselesi üzerinden dini tartışmaya çekildiniz. Yapmayın, etmeyin Allah aşkına. Şeriat gelse sizler bizler uyarız ama inanın ki bunlar uymazlar. Peki dini mevzular üzerinden niçin tartışma yaratıyorlar; çünkü 2019 seçimlerine şimdiden hazırlanmaya başladılar ve bunu da en iyi şekilde dini tartışmalar üzerinden yaparak, oylarını konsolide etmek istiyorlar. Bunların en çok istedikleri; ellerini ovuşturarak CHP'yi yarattıkları tartışmanın içine çekebilmektir. Lütfen kim nikahını nerde kıyarsa kıysın; bu nikah şeklini benimseyen de mağdur olursa bedelini öder. Bundan mağdur olacak olanlar da yine kendi seçmenleri olacaktır. Bence hiç de umursamayın, rahatınıza bakın
 Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

31 Temmuz 2017 Pazartesi

BİZE DAİR ORDAN BURDAN ŞURDAN

 Bu da bizim fıkramız
 Sene, muhtemelen 1999. İstanbul'da Boğaza nazır mükemmel bir MHP teşkilatımız var, en büyük mütivasyon kaynağımız İstanbul İl başkanımız rahmetli Mehmet Gül ve Üsküdar İlçe teşkilatımız.
...
Teşkilatımız bir Ülkü Ocağı gibi gençlerle dolup, taşıyor. Sürekli olarak düzenli seminerler veriyoruz.
...
Bu arada eğer yanlış hatırlamıyorsam, Tonyalı bir hocamız da zaman zaman gelip dini sohbetler veriyordu. Hocamıza baştan söyledik ''Hocam teşkilatımızda küfürlü konuşmak yasak, eskaza her kim ki ağzından kem söz çıkarırsa kumpara girişte, gider küfür başına para atar''.
...
Malum Hocamız Karadenizli illaki bir şekilde ağzından kaçırıyor; o kaçırır kaçırmaz hep bir ağızdan ''Aman hocam...'' der demez, gençler kumparayı getiriyor, hoca parayı atıyor.
...
Bir böyle oldu, iki böyle oldu derken; bir gün hoca ''Beyler bu böyle olmayı, ikide bir lafimu keseysinuz, alun pakayum şu peşinatu, sözümü de kesmayun pirdaha''


Vay efendim, yeni oluşum parayı nereden buluyormu.
Efendim neymiş; Meral Akşener ve ekibi parayı nereden buluyormuş. O zaman ben de şunu soruyorum; rahmetli Mehmet Gül İl Başkanımız olduğu yıllarda, Üsküdar İlçe teşkilatına uğramadan, kurmuş olduğumuz Üsküdar Boğaz Bölge teşkilatımıza gelerek teşkilatımızı onurlandırmasının sebebi neydi. Çünkü teşkilatçılık anlamında başarı üstüne başarı gösteriyorduk.
...
Düzenlediğimiz futbol turnuvaları en az ikibuçuk ay sürüyordu. Motivasyon kaynağımız ilçe ve bölge teşkilatlarının koordineli çalışması, teşkilat disiplini ve her şeyden önemlisi yarınlarımız için umudumuzdu.
...
İktidar olabilme özleminin yarattığı sinerjisi ile dernek ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile düzenlediğimiz futbol turnuvaları gelir kaynağımızdı. Aylık aidatlarımız yanında, ağzından küfür çıkan her kim olursa; teşkilat kumparasına para atıyordu. Şimdi soruyorum size Balgat müdavimleri; bölge teşkilatı olarak üç katlı bir binada senelerce istihdam ettiğimizde bize veya bir başka teşkilatımıza kaç kuruş gönderdiniz.
...
Bütün mesele inanmışlık ve adanmışlık meselesidir. Atalarımız ne demiş, "At sahibine göre kişner". Merak etmeyin, biliyoruz gene de kolay olmayacak ama inanmışlık ve adanmışlık finans sorununu çözecektir. Ama inanın ki çok üzülerek belirtmek isterim ki Balgat olarak bütün teşkilatların masraflarını karşılasanız bile koltuğa oturacak bir inanmış adam dahi bulamayacaksınız.


MHP den niçin ümidimi kestim?
Benim MHP den ümidimi kesmem, hatta yirmi yıl sonra aldatıldığımı hissetmem; elbette sadece Genel Başkan ve yönetiminin yetersizliği olmayıp; MHP'nin, Türk milliyetçiliği ana gövdesi üzerine inşa edilmiş, banisinin de Atatürk'ün olduğu T.C Devleti'nin kurucu felsefesini terk ederek, millet iradesinin doğrudan temsil edildiği parlamenter(600 milletvekili masada tuzluk konumunda olacaklar) sistemi devre dışı bırakıp, yasama, yürütme ve yargı gibi tüm güçlerin her türlü tasarrufunun tek kişinin inisiyatifinde olduğu "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi"ne geçilmesinin doğrudan baş sorumlusu olmasıdır. Şunu kesinlikle bir yere not edelim ki; bu ucube sistemin başımıza musallat edilmesinin mucidi Sayın Devlet Bahçeli dir. Dolayısıyla bu manada Sayın Devlet Bahçeli'nin sorumluluğu Sayın Erdoğan'dan çok daha fazladır.
...
Dolayısıyla, sistemin kalıcı olmasına mani olmak, AKP-MHP ittifakının neden olduğu ve 2019 seçimlerinde yapacakları muhtemel ittifak ile tekrar cumhurbaşkanlığını kazanmaları durumunda neden olabilecekleri tahribatı durdurabilmek adına ana dinamosunu Türk milliyetçilerinin oluşturduğu, merkezi de kapsayan ve birinci sloganı "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter sisteme geçmek" olan partileşme sürecine vatansever herkesin omuz vermesi, destek olması devletimizin ve milletimizin istikbali için elzemdir.
...
O zamanlar bu teşkilatlara ''Biz para göndermediğimiz halde bütün bunları nasıl yapabiliyorlar'' diye sormayanların; şimdi aynı teşkilatçıların benzer şeyleri yapmalarını sorgulamaları çok garip, tuhaf hatta hadsizlikdir.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

29 Temmuz 2017 Cumartesi

VATANDAŞ OLARAK SEYRETTİKLERİMİZDEN ANLADIKLARIMIZ


Hüseyin Gülerce otuz yıl boyunca Fethullah Gülen'in sözcülüğünü yapacak, bugünlerde yandaş TV'lerde kripto fetö'cüler üzerine ahkam kesecek, akıl yürütüp fetö'nün ve mensuplarının ne kadar mendebur olduklarını anlatacak, belki de bütün bunlar üzerinden program başına maaş alacak, hükümetin teminatı ve güvencesi altında keyfi tıkırında olacak; ama bazıları da ekmek parası niyetine, belki daha dindar olma hayaliyle, devlet adamlarını dahi kandıran cemaate bulaşmış, dershanesinde öğretmenlik yapma talihsizliğini yaşamış insanlar da hapiste olacaklar.
...
Hüseyin Gülerce'nin suçsuzluğunu gösteren ''Turnusol'' ne ola ki. Yoksa Hüseyin Gülerce gibi tarihen tescilli fetö mensuplarının ekran show'ları, tutuklu fetö mensuplarına karşı farklı ikinci bir psikolojik ceza şekli mi dir.
...
Nazlı Ilıcak-Kadri Gürsel deyince hemen Ergenekon, Balyoz ve Cemaat konusunda iki karşıt görüşlü insanların hararetli tartışmalarını hatırlıyoruz değil mi? Çok garip, bu iki insan fetö davasından hapiste olacaklar ama Hüseyin Gülerce "Fetöcü olmadığı için" mi; TV ekranlarında ülkemizin geleceği, birlik bütünlüğümüz, 15 Temmuz ve fetö üzerine ahkam kesecek. Sonra da adalete güvenin kalmadığından bahsedenlere "Hadi ordan halt etmişsiniz" diyecekler. Asıl siz halt etmişsiniz. ...
Hüseyin Gülerce, Nurettin Veren, Latif Erdoğan gibi tarihen tescilli fetöcü isimler kodese girmediği sürece yürekler ferahlamayacaktır. 250 insanımızın şehit eden katillerin cemaatçi hayatlarının kim bilir ne kadarlık bir sürecinde Hüseyin Gülerce, Nurettin Veren, Latif Erdoğan ile yolları kesişmiştir. Bunların hiç sorgu, sualleri yapılmayacak mı; sallana sallana ortalıkta gezecekler mi. Bu ve bunlara benzer insanların ortalıkta dolaşıyor olmalarıı vicdanları yaralıyor.
...
TV'lerde, filmlerde sigara ve içki sahneleri puslu gösterilip, sansür uygulanırken cumhuriyet tarihinin en alçak örgütünün mensubu bu gibi insanlara niçin ekran yasağı konmaz anlamak mümkün değil. Efendim neymiş bunlar; itirafçılarmış, 17/25 aralıktan sonra da pişmanız demişler. Tabi ki pişman olurlar; çünkü cemaatin çekirdeğinde konumlanmış olan bu insanlar olup, bitenleri yakinen görüyor, fark edebiliyorlardı. Dolayısıyla, kendileri için en makul kurtuluş yolunun kendilerini cemaat karşıtlığında, itirafçı kanatta konumlandırmaktı; nitekim de onu yaptılar. Oysa cemaat dershanesinde, Allah rızası için bir şeyler yaptığını sanan zavallı öğretmen; Hüseyin Gülerce'nin bildiklerini nereden bilecekti ki; tedbirlerini alıp, pişmanlık duyup, itirafçı olabilsin. Hele ki o zamanlar işsizliği dikkate aldığımızda hiç bir dershane öğretmeni 17/25 Aralık sonrası devletin tepesi ile cemaatin tepesindeki savaşın vahametini tahmin edip, çalıştığı dershaneye "Ben size artık inanıp, güvenmiyorum, istifa ediyorum" demeleri mümkün olamazdı. Empati yapabilen herkes bunu pekala düşünebilir.
...
Belki de bizler böyle düşünürken, devlet erkanı da ''Siz ne biliyorsunuz ki'' diyebilirler. Haklı da olabilirler; ancak vatandaşın vicdanının da tatmini sağlanmalıdır ki; şer odaklara karşı millet şüpheden uzak, topyekün savaşını verilebilsin.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com