Genel de kurumlar, buna devletler de dahil; problemleri görüşmek, çözüm üretmek veya iş birliği kurmak ve geliştirmek, üzere günün bir vaktinde müşterek bir yemeği vesile kılarak fırsat oluşturulmaya çalışırlar.
...
Belli ki Hollanda Başbakanı da bu niyetle bizim başbakanımıza malum sorunlarımızı görüşmek, belki de tatlıya bağlamak üzere yemekte buluşmayı önermiş. Başbakan da "Ne münasebet, terbiyesiz adam" dememiş; "Belki veya olabilir" şeklinde geçiştirdiğini bizzat kendi ağzından dinledik. Peki Cumhurbaşkanımız Erdoğan ne diyor "Şuna bak, terbiyesiz adam; beraber yemek yiyelim diyor, dalga geçiyor".
Oysa Hollanda Başbakanının önerisi; diplomasi diline uygun, en nezaketli cümle ile yapılmış bir teklif.
...
Artık Cumhurbaşkanının "Terbiyesiz adam" sıfatını kullanmış olması Başbakan Binali Yıldırım'ın malum sorunla ilgili olarak inisiyatifini ortaya koyma şansını ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla Hollanda ile Türkiye arasındaki her türlü bürokratik işlemler kilitlenecek, Erdoğan'ın ne düşündüğü veya düşüneceği takip edilecektir.
...
Bence asıl kullanılan bu dil devletin bekası ile ilgili sorun yaratacaktır. Bu dili kullanan insanı kimseler aralarına almak, görmek istemeyecekler ve o kimseler dediğimiz devlet adamları bir araya geldiklerinde sürekli olarak Türk Devleti ve milletine karşı düşmanlık için ortak eylem ve işbirliği geliştireceklerdir. Oysa ''Monşerler'' denilerek dışlanan, horlanan ve büyük emeklerle yetişen bu diplomatlarımızın danışmanlığında; Türk milleti ve Devletine karşı düşmanlıkta konsolide olmalarına her geçen gün vesile olduğumuz devletlerle görüşmeler yapılarak; ülkemiz adına oluşan riskleri azaltmak mümkün olamaz mı?
...
Keşke her efelendiğimizde; aynı anda ülkemizde fabrikalar kuruluyor olsa, işsizlik azalıyor olsa, Hollanda'dan silah ithal etmeyecek duruma gelmiş olsak. Almanya'dan artık tank, helikopter almıyor, tüm bakanlıklarımızın makam arabalarını ithal etmiyor olabilsek; keşke, keşke... Ama gerçekler tam tersi. Çözüm efelenmekte ise şayet; statlar bom boş. Gerekirse seksen milyon statları doldurup, efelenmenin alasını yaparız öyle değil mi?
...
Yukarıda anlatmaya çalıştığım yaşanmışlıkları dikkate aldığımızda; getirilmek istenen partili Cumhurbaşkanlığı sistemi; tek adamlılığın gayri hukuki ve kanuni olarak fiilen uygulanmaya konulmuş şeklidir.
...
İşte bizler, Tük milliyetçileri bilfiil daha önce yaşadıklarımızı, yaşamakta olduklarımızı dikkate alıp, düşünerek #Hayır diyoruz. Algılara teslim olmak, peşinden sürüklenmek yok. Eğer partimizin liderine vicdanımızı ipotek ettirip, bu da yetmeyip sadakat nikahı kırdırmış olsaydık; elbette aklımızdan bu tür sorgulamalar geçmez, analiz yapıp, hükümlere varamazdık.
...
Bugün Türk milliyetçileri, ülkücüler olarak referandum üzerinden oluşan ayrışma gibi bir sorun yaşıyorsak; uğruna inanmışlık ve adanmışlığımızı içselleştirdiğimiz ülkücülüğümüzden değil; aksine ülkücülüğümüzden gelen şahsiyetli duruşumuzdan kaynaklanıyor. Birileri irademizi kendilerine ipotek ettirmedik diye bizleri ülkücülüğümüzden aforoz etmeye kalkışıyorlar. Adama ''Bu şahsiyetliliğin üzerinde senin ne kadar hissen var ki. Hadi oradan, sen de kimsin'' derler.
...
Ülkücüyü zapt etmek zordur, hele ki boynuna kement atmaya yeltenmek. Saygınlığını kazan, canını sana feda etsin; ta ki koruyana kadar. Bizi yetiştiren peşinden sürüklendiğimiz algılar değil; saygınlığın, güvenin sağladığı sadakat ve kitaplarımızdan elde ettiğimiz öğretilerdir.
Kötü bir huyumuz var ki; öz güven sahibiyiz ve ''Düşünüyoruz''(!)
Adam boşuna dememiş ''Düşünüyorum; öyleyse varım'' diye.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Bir şeyler yapmak lazım, birşeyler... Düşünecek, yazacaksın ki üretebilesin. Yaprağı bile öteye itecek, bir yel gerekecek elbet. Mehmet SORAL
18 Mart 2017 Cumartesi
16 Mart 2017 Perşembe
BİR DAYI İLE HASBIHAL
İlk okul mezunu hemşehrim diyor ki;"18 yaşındaki torunumu bakkala gönderdim. İki ekmek, bir kilo şeker alması için. İki ekmek, bir kilo çay ile geldi.
Ulan oğlum ben sana şeker al demedim mi? Bu çay da nereden çıktı. Bir de senin gibiler milletvekili olup, devletin ve milletin başına bela olacaksınız, öyle mi.
Kızdım, bağırdım, çağırdım. Adamın umurunda bile değil.
"Aman be dede! büyütme. Karıştırmışım işte". diyor.
Anladım ki aslında hemşehrim içinde biriken öfkeyi dağıtmak için bahane arıyormuş. Ve devam etti sözlerine...
"Yahu her şeye Cumhurbaşkanı karar verecekse; milletvekillerinin sayısının artması neyin nesi oluyor; sayının azalması gerekmez mi? Şuraya bak! aha biraz önce ödedim. Elli liralık faturanın yarısı vergi. Bu vergi şimdi 18 yaşında, üstelik de askerlikten muaf edilmiş, milletvekili olacak olan dürzüye maaş olarak mı ödenecek; ne lan bu?
Askerliğini yapmamışa kız verilemez diyoruz ama devleti teslim ediyoruz. Böyle rezillik olmaz arkadaş. Devlet ve millet işleri ciddi işler. Ne bu yahu! çoluk çocuk; tövbe estağfurullah... neyse, ağzımı bozmayayım."
Kabahat bizde. Adam millet olarak bizden ne istediyse verdik; hem de defalarca. O bir istedi biz iki verdik. Yahu atın önünden arpayı almazsan, üstelik de tutup bir de su içirirsen çatlayıp, ölecektir. Biz galiba biraz bunu yaptık. O kadar güç verdik ki; sıkıp canımızı çıkaracak hepimizin.
''Dayı çayın soğudu, tazelensin mi'' dedim, öfkesini dağıtmak istedim.
Bir ara ''Dayı yeni sistemde Cumhurbaşkanı isterse hanımını, çoluğunu çocuğunu yardımcısı olarak atayabilecekmiş'' diyecek oldum ''Ne diyon ulan sen'' deyince irkildim. Doğrusu peşinden bir tokat bekledim. Sohbeti devam ettirmeye cesaretim kalmadı ancak son bir konuda fikrini alayım istedim;
''Dayı bir de şu anayasa mahkemesinin üyelerinin seçimi ve atanmaları usulü var, ona ne diyeceksin''. Gayet mütevazi bir şekilde ''Yeğenim benim onlara kafam ermez, onları senin gibiler bilecek ancak''.
Dayı biz bildiklerimizi söyleyince karşımızdakiler de bize sizlerin yani milletin bileceğini söylüyorlar.
Ulan oğlum, ben onlara atın nalında kaç delik olduğunu soruyor muyum? Bana sorulacak şey var, sorulmayacak şey var. Bu devlet kurulurken sorulması gereken sorulmuş, alınması gerekli cevaplar alınmış.
Dayı bir ara kulağıma eğildi ''Oğlum bütün mesele bu topraklardan Türk mührünü kaldırmaktır, sen okumuş adamsın, tüm yönetenlerimizin şeceresine bir bak hele; kaç tanesi Türk çıkacak''
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
12 Mart 2017 Pazar
HAYIR DİYENLER TERÖRİST OLUNCA...?
Yüce Türk milletinin meclisi referanduma gidilmesine ve seçmenlerin meclis kararı ile teminat altına alınmış olan sadece Evet-Hayır seçeneklerinden bir tanesini tercih edilebileceğine karar vermiş.
Peki sonra ne oluyor; devletin başındaki en sorumlu insan bu seçeneklerden #Hayır'ı tercih edenleri terörist olmakla itham ediyor; yüce Türk milletinin meclisinin teminat altına aldığı irade beyanını tehdit ediyor. Tabi ki bu açıkca TBMM'nin almış olduğu kararı yok farz etmek, tanımamaktır. Yine alışkanlık haline getirilen fiili durumun bir başka şekilde tezahürüne şahit olmuş oluyoruz. İşin en tuhaf tarafı da; bu dayatmalarla yürütülen bir süreç sonunda ''Büyük Türkiye'' hayali kuran anlı, şanlı sözde aydın akademisyenlerin var olmasıdır.
Aslında Türk milleti olarak galiba Erdoğan'ın genel halini kanıksamış olacağız ki; müsebbibi olduğu anti demokratik hal ve tarzının vahametinin farkında değiliz ama dünya ülkemizde olup, bitenleri elbette takip ediyor. Sonuçta ekonomiler bağımsız değiller. Her ülkenin şu veya bu şekilde değişik ülkelerde yatırımları olabiliyor ve dolayısıyla daima menfaatlerini koruma ve kollamayı düşüneceklerdir.
İsterseniz bir sabah uyanalım ve kendimizi Almaya ve Hollanda'nın devlet yönetiminde inisiyatif sahibi olduğumuzu düşünelim.
Ülkemizde ciddi oranda Türkler var ve bunların ülkesinde belkide doksan küsur yıllık, geleneksel hale gelmiş, oturmuş olan bir sistemleri var; değiştirilip, değiştirilmeyeceğine karar verilmek üzere kampanyalar yürütülüyor. Ancak mevcut cumhurbaşkanı ülkesinin insanının yarısını, yapacakları tercih nedeniyle terörist olmakla itham ediyor. Her geçen gün bu üslup kutuplaşma ve ayrışmaya dönüşürken, özellikle de devlet imkanlarını kullanan bir cephe, yani ''Evet'' lehine orantısız fırsat yaratılarak siyasi sonuç elde edilmek isteniyor.
Bu tehdidin gerek ülkemizde gerekse Avrupa'da ki yansımalarını tüm dünya takip ediyor; zira tüm ülkeler ve ekonomileri birbirleri ile entegre olmuş durumdalar. Özellikle Almanya ve Hollanda'da epeyce Türk olunca; Türkiye de yaratılan kutuplaşmanın kendi ülkelerine yansımasına mani olmak adına tedbir almayı düşünmüş olabilirler. Nitekim Almanya ve Hollandayı en çok rahatsız eden; Erdoğan tarafından yapılan Nazi benzetmesidir. Türkiye'de biz hayırcılara terörist denilmesi karşısında hukuk önünde hesap sorma şansımız olmayabilir, sindirilmiş olabiliriz ama elin oğlu son yüzyılın en aşağılık suçu ile suçlanmayı sineye çekmeyebilir. Burada bir şeyin farkında değiliz sanırım, o da şu; Türkiye de istenildiği an fiili durum yaratılabilir, bu alışkanlık haline de gelmiş olabilir ancak bu demek değildir ki; Avrupa'da da her istenildiğinde aynısı yapılabilir. Olup, biten meselelere bir de bu pencereden bakmak lazım.
Yabancı siyasetçilerin başka ülkelerde kampanya yapmasına ilişkin hukuku değerlendiren Uluslararası Hukuk Profesörü Ove Bring de ‘‘Temel kural olarak ifade özgürlüğü hakkı geçerlidir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesi gerekli görmeleri durumunda diğer ülkeler kaynaklı politik kampanyaları yasaklama hakkını da tanımaktadır’’ dedi.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Peki sonra ne oluyor; devletin başındaki en sorumlu insan bu seçeneklerden #Hayır'ı tercih edenleri terörist olmakla itham ediyor; yüce Türk milletinin meclisinin teminat altına aldığı irade beyanını tehdit ediyor. Tabi ki bu açıkca TBMM'nin almış olduğu kararı yok farz etmek, tanımamaktır. Yine alışkanlık haline getirilen fiili durumun bir başka şekilde tezahürüne şahit olmuş oluyoruz. İşin en tuhaf tarafı da; bu dayatmalarla yürütülen bir süreç sonunda ''Büyük Türkiye'' hayali kuran anlı, şanlı sözde aydın akademisyenlerin var olmasıdır.
Aslında Türk milleti olarak galiba Erdoğan'ın genel halini kanıksamış olacağız ki; müsebbibi olduğu anti demokratik hal ve tarzının vahametinin farkında değiliz ama dünya ülkemizde olup, bitenleri elbette takip ediyor. Sonuçta ekonomiler bağımsız değiller. Her ülkenin şu veya bu şekilde değişik ülkelerde yatırımları olabiliyor ve dolayısıyla daima menfaatlerini koruma ve kollamayı düşüneceklerdir.
İsterseniz bir sabah uyanalım ve kendimizi Almaya ve Hollanda'nın devlet yönetiminde inisiyatif sahibi olduğumuzu düşünelim.
Ülkemizde ciddi oranda Türkler var ve bunların ülkesinde belkide doksan küsur yıllık, geleneksel hale gelmiş, oturmuş olan bir sistemleri var; değiştirilip, değiştirilmeyeceğine karar verilmek üzere kampanyalar yürütülüyor. Ancak mevcut cumhurbaşkanı ülkesinin insanının yarısını, yapacakları tercih nedeniyle terörist olmakla itham ediyor. Her geçen gün bu üslup kutuplaşma ve ayrışmaya dönüşürken, özellikle de devlet imkanlarını kullanan bir cephe, yani ''Evet'' lehine orantısız fırsat yaratılarak siyasi sonuç elde edilmek isteniyor.
Bu tehdidin gerek ülkemizde gerekse Avrupa'da ki yansımalarını tüm dünya takip ediyor; zira tüm ülkeler ve ekonomileri birbirleri ile entegre olmuş durumdalar. Özellikle Almanya ve Hollanda'da epeyce Türk olunca; Türkiye de yaratılan kutuplaşmanın kendi ülkelerine yansımasına mani olmak adına tedbir almayı düşünmüş olabilirler. Nitekim Almanya ve Hollandayı en çok rahatsız eden; Erdoğan tarafından yapılan Nazi benzetmesidir. Türkiye'de biz hayırcılara terörist denilmesi karşısında hukuk önünde hesap sorma şansımız olmayabilir, sindirilmiş olabiliriz ama elin oğlu son yüzyılın en aşağılık suçu ile suçlanmayı sineye çekmeyebilir. Burada bir şeyin farkında değiliz sanırım, o da şu; Türkiye de istenildiği an fiili durum yaratılabilir, bu alışkanlık haline de gelmiş olabilir ancak bu demek değildir ki; Avrupa'da da her istenildiğinde aynısı yapılabilir. Olup, biten meselelere bir de bu pencereden bakmak lazım.
Yabancı siyasetçilerin başka ülkelerde kampanya yapmasına ilişkin hukuku değerlendiren Uluslararası Hukuk Profesörü Ove Bring de ‘‘Temel kural olarak ifade özgürlüğü hakkı geçerlidir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesi gerekli görmeleri durumunda diğer ülkeler kaynaklı politik kampanyaları yasaklama hakkını da tanımaktadır’’ dedi.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
8 Mart 2017 Çarşamba
''SİSTEM''Mİ DÜZELMELİ ''DİL'' Mİ
Siz liderler;
Yirmi senedir bir TV programında veya bir ülke meselesinin halli konusunda bir araya gelebilme yürekliliğini göstermeyecek kadar medeni olgunluğa sahip olamamış acizlersiniz. Sizler bunu başaramadığınız sürece ülkemizin modern ve müreffeh bir ülke olma yolunda ilerlemesi mümkün değildir. Bu manada cumhuriyet tarihi boyunca elde ettiğimiz kazanımlarımızı tükettiniz.
Otuz sene öncesinde; bugün özlemini duyduğumuz "Medeni siyaset üslubu"; zamanın liderlerinin müşterek tarzıydı. Bir Sayın Ecevit vardı ki; ''Sayın'' kelimesini Türkçe'mize kazandıran insandır.
Arenaya bir adam çıktı, siyaset diline öyle bir hançer sapladı ki; yarası derin ve iyileşmesi de mümkün görülmüyor. İşin garibi diğer siyasetçileri de; kullandıkları dil itibariyle kendine benzetti. Ancak işin tuhaf tarafı, bu dili halk ödüllendirdi. Küfür, hakaret dili ödüllendirildi. Lider ''Şerefsiz, alçak, namertsin'' diyor, halk ise ''Lafı nasıl koydu ama....'' diyerek, lideri ile övündü. Bu manada lider halkı, halk lideri besledi. Böylece topaç gibi bambaşka bir siyaset dili oluştu.
Hele birisi var ki, rakip siyasi liderleri de aşarak kendi partili dava arkadaşlarına daha ağır ifadeler kullanabilmek için her gün bir başka bahane üretir oldu. Bu seviyesizlik karşısında hep beraber ''Edep ya hu'' diye haykırıyoruz.
2002 yılından önce hiç bir siyasetçinin bir başka siyasetçi için ima yoluyla dahi olsa; ulu orta "Şerefsiz, alçak, çukur, hain, müptezel.." sıfatlarını kullandıklarına şahit olmazdık. Zekayı, aklı devreye sokup; söz sanatını kullanıp; edebiyatımızın dahi kazanımlar elde edebildiği tarihe not düşülebilecek güzel sözlerle birbirlerine itirazlarını yaparlardı.
Bu eski siyaset diline dönülmediği sürece sistem değişse ne olur ki. Siyaset dili ve ahlakı değişmedikçe.
Aslında bugün ''Sistem değişimini'' millete dayatanların; yaşanan olumsuzluklara binaen sözde bahane ettikleri ''Parlamenter sistemin çalışmaması''nın çok önemli nedenlerinden birisinin de siyaset dili ve ahlakının bizzat yine kendilerince yerle yeksan etmeleridir. Oysa siyaset diline ahlaki bir seviye kazandırabilselerdi; belki de demokrasiyi demokratik bir ortamda yaşama yolunda büyük mesafe katedilmiş olunacaktı. Üzüldüğüm o ki; ülkemizin ve milletimizin geleceğine şekil ve nizam verme "kadersizliğimizin" maalesef halen bu insanların uhdesinde olmasıdır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Yirmi senedir bir TV programında veya bir ülke meselesinin halli konusunda bir araya gelebilme yürekliliğini göstermeyecek kadar medeni olgunluğa sahip olamamış acizlersiniz. Sizler bunu başaramadığınız sürece ülkemizin modern ve müreffeh bir ülke olma yolunda ilerlemesi mümkün değildir. Bu manada cumhuriyet tarihi boyunca elde ettiğimiz kazanımlarımızı tükettiniz.
Otuz sene öncesinde; bugün özlemini duyduğumuz "Medeni siyaset üslubu"; zamanın liderlerinin müşterek tarzıydı. Bir Sayın Ecevit vardı ki; ''Sayın'' kelimesini Türkçe'mize kazandıran insandır.
Arenaya bir adam çıktı, siyaset diline öyle bir hançer sapladı ki; yarası derin ve iyileşmesi de mümkün görülmüyor. İşin garibi diğer siyasetçileri de; kullandıkları dil itibariyle kendine benzetti. Ancak işin tuhaf tarafı, bu dili halk ödüllendirdi. Küfür, hakaret dili ödüllendirildi. Lider ''Şerefsiz, alçak, namertsin'' diyor, halk ise ''Lafı nasıl koydu ama....'' diyerek, lideri ile övündü. Bu manada lider halkı, halk lideri besledi. Böylece topaç gibi bambaşka bir siyaset dili oluştu.
Hele birisi var ki, rakip siyasi liderleri de aşarak kendi partili dava arkadaşlarına daha ağır ifadeler kullanabilmek için her gün bir başka bahane üretir oldu. Bu seviyesizlik karşısında hep beraber ''Edep ya hu'' diye haykırıyoruz.
2002 yılından önce hiç bir siyasetçinin bir başka siyasetçi için ima yoluyla dahi olsa; ulu orta "Şerefsiz, alçak, çukur, hain, müptezel.." sıfatlarını kullandıklarına şahit olmazdık. Zekayı, aklı devreye sokup; söz sanatını kullanıp; edebiyatımızın dahi kazanımlar elde edebildiği tarihe not düşülebilecek güzel sözlerle birbirlerine itirazlarını yaparlardı.
Bu eski siyaset diline dönülmediği sürece sistem değişse ne olur ki. Siyaset dili ve ahlakı değişmedikçe.
Aslında bugün ''Sistem değişimini'' millete dayatanların; yaşanan olumsuzluklara binaen sözde bahane ettikleri ''Parlamenter sistemin çalışmaması''nın çok önemli nedenlerinden birisinin de siyaset dili ve ahlakının bizzat yine kendilerince yerle yeksan etmeleridir. Oysa siyaset diline ahlaki bir seviye kazandırabilselerdi; belki de demokrasiyi demokratik bir ortamda yaşama yolunda büyük mesafe katedilmiş olunacaktı. Üzüldüğüm o ki; ülkemizin ve milletimizin geleceğine şekil ve nizam verme "kadersizliğimizin" maalesef halen bu insanların uhdesinde olmasıdır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
5 Mart 2017 Pazar
''TÜRKİYE TOPLUMU'' İÇİNDE SIĞINTI TÜRK OLMAK
Değerli "Evetci" ülküdaşlarım,
Sizin adınıza, ekranlarda sözüm ona evet'in faziletlerden bahseden Aktroller; sizlerin,benim ait olmaktan onur ve şeref duyduğumuz Türk milletini bir yağından ibaret görüp, adına "Türkiye toplumu" diyorlar. Sizler, bizler ve Tüm Türkler bu yığıntının içinde sığıntı olmak için mi evet blokunda yer alıyorsunuz. Esas ''Evetci Blok''un niyetleri; ifade etmeye çalıştığım ayrıntıda gizli olduğunu lütfen anlayın ve sizler de empati yapınız. Aktrol ısrarla Türk milleti yerine ''Türkiye toplumu'' demek için özen gösterirken; sizler ülkücü olarak bu adamın ısrarındaki ayrıntıya niçin dikkat çekmiyorsunuz?
İnanın ki sizleri anlamak için sürekli empati yapıyorum; tek gerekçeniz ''sadakatınız'' olabilir diyorum, başka da bir şey aklıma gelmiyor. Ancak sadakat çok ulvi, güzel bir şeydir; ta ki ihaneti görene kadar. Varsa beka sorunu iki yıl beklenmez ki; anında gereği yapılır. Öyle değil mi?
Lütfen #Hayır 'ı anlamak için biraz daha ülkücü vicdanla, ocaklarda kazandığınız öğreti ile empati yapmaya çalışınız. Ha, şunu da ifade etmek isterim ki; tercihlerimiz ne olursa olsun, ezelden gelip ebediyete kadar sürecek olan ülküdaşlık hukukumuz ve birbirimize sarılmışlığımızı koruyup, yaşatmaya devam edeceğiz. Önemli olan16 Nisandan sonra bir araya geldiğimizde verdiğimiz karardan utanç duyarak, birbirimize mahcubiyet hissetmememizdir.
Şunu kesinlikle bilmeliyiz ki; biz ülkücüler arasında gönül bağımız sivil toplum örgütleri vasıtasıyla devam etse bile; ''Evet'' çıkması durumunda, işin doğası gereği iki partili sisteme geçilecek; siyasi arenada sadece CHP ve AKP'nin kalacağı aşikardır. MHP'nin kurumsal kimliğinin hiç bir anlamı ve önemi kalmayacaktır. Belki bir süre AKP, CHP arasında gidip gelecek iktidarlarda ihtiyaç duyulduğunda denge sağlamak, (Dilim varmıyor ama) dolgu malzemesi olmak gibi bir misyonu üzerimize giydireceklerdir. Kaçınılmaz böyle bir akibeti; bu devleti kuran Türk milliyetçiliği iradesine yakıştırmak hangi vicdana sığar, bu vabalin altından kim kalkabilir. Lütfen bir daha düşünün; tekrar tekrar düşünün.
Allah'a emanet olunuz.
Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin.
Tebrikler Deniz Baykal
Deniz Baykal zeki bir politikacı olduğunu Almanya toplantılarını iptal ederek göstermiştir. Eğer Almanya'daki etkinliklerini iptal etmeyip devam etseydi ve Almanya da izin konusunda bir problem çıkarmasaydı; kesinlikle AKP, CHP'nin veya #Hayır blokunun arkasında Avrupa var diyerek, kampanya yürütecekti. Baykal buna mani olduğu gibi aynı zamanda hükümete "Siz de kendi ülkemizdeki #Hayır kampanyamızı engelleyici tutum içinde olmayın" demek istemiştir.
An gelir ki, insanı kendisi ile üstelik de acımasızca yüzleştirebilir.
MHP Milletvekili Atilla Kaya'nın #Hayır kampanyasına dair Denizli de yapacağı toplantının iptal edilmesi ayıbını açıklamadığınız sürece; Almanya'nın, Bakan Bekir Bozdağ'ın yapacağı toplantıyı iptal etmesi ayıbını ne bize ne de Almanlara anlatabilirsiniz. Almanya dönüp "Sizin Atilla Bey'e gösterdiğiniz gerekçelerle iptal ettik" derse ne cevap vereceksiniz. İşte demokrasi böyle bir şey; öyle bir an gelir ki, insanı kendisi ile, üstelik de acımasızca yüzleştirebilir.
Abudik Gubidik işler
Yapmayın canım, arada sırada da abudik gubidik işler olmuyor değil.
Mesela 2002 yılında muhteremin siyasi yasaklı olması nedeniyle genel başkan olduğu halde milletvekili adayı olamadı. Sonra parlamenter sistemin nimeti ile ve her vesile ile aşağılayıp, horladığı CHP'nin katkıları ile siyasi yasağı kalktı. İşte bundan sonra abudik gubidik işler başlıyor.
...
Siirt'ten seçilen AKP milletvekili istifa ettirildi, Siirt'in bilmem neresinde sandık kurulmamış olması, bağımsız seçilen Jed Fadıl'ın üçkağıtçılığı da bahane edilerek milletvekilliği düşürüldü ve nihayetinde Siirt seçimleri iptal edildi. Seçimler yenilendi, adaylar yenilendi, muhterem aday gösterildi ve bu şekilde milletvekili seçilerek başbakan oldu.
Evet doğru söylemiş, demokratik parlamenter sistemde işte böyle abudik gubidik işler yapılarak, umudun firar edip, imkansızlığın hakim olduğu anlarda insana yeniden çare üretip, umut kapısı açabiliyor.
Allah'ım sen her şeye kadirsin.
Nasıl ki altmış bin ABD askerinin Irak'a girebilmelerini sağlamak üzere ülkemizin güneyinde konuşlandırılmasını teminen 2003 yılında "Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükumete yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi" aynen bugünkü gibi AKP hükumeti tarafından yüce meclisimize dayatılarak geçirilmek istendiğinde; bunu isteyenlerin hesaplarına karşın senin de bir hesabının olduğunu göstererek mani olduğun gibi; ne olur 16 Nisanda da bir belirsizliğe doğru götürülmek istenen güzel ülkem için benzer akıbetin tecelli etmesini yüce Türk milletinin geleceği için nasip eyle.
Allah'ım inanıyorum ki; yüce Türk milletini sevdiğin için malum tezkerenin geçmesine mani oldun. Çünkü biliyordun ki; 15 Temmuz da murad edilen neyse; o günlerde de ülkemize konuşlandırılmış altmış bin ABD askeri fetö ile aynı şeyi yapacaklardı ve çok kalleşçe arkamızdan vurulacak; üstelik de meclisimizin kararı ile adeta bu güzel ülkemizi ABD'ye ellerimizle teslim etmiş olacaktık. Belki de kandırıldığımızı dahi fark etmeye fırsatımız olmayacaktı.
Ama yeterli sayıda vekilin ellerini ve vicdanlarını mühürleyerek buna müsaade etmedin. Şimdi de yukarıda ifade etmeye çalıştığım endişelerime istinaden; halisane, bir o kadar da masumane dua ve niyazımı kabul etmeni şefaatine, merhametine sığınarak talep ediyorum, kabul eyle Allah'ım. He ne kadar çeşitli musibetlerle bize gerekli dersi her defasında verdiğin halde, hala uyanamamamızın vebalini taşıyorsak da; sen esirgeyen, bağışlayan, affedensin.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Sizin adınıza, ekranlarda sözüm ona evet'in faziletlerden bahseden Aktroller; sizlerin,benim ait olmaktan onur ve şeref duyduğumuz Türk milletini bir yağından ibaret görüp, adına "Türkiye toplumu" diyorlar. Sizler, bizler ve Tüm Türkler bu yığıntının içinde sığıntı olmak için mi evet blokunda yer alıyorsunuz. Esas ''Evetci Blok''un niyetleri; ifade etmeye çalıştığım ayrıntıda gizli olduğunu lütfen anlayın ve sizler de empati yapınız. Aktrol ısrarla Türk milleti yerine ''Türkiye toplumu'' demek için özen gösterirken; sizler ülkücü olarak bu adamın ısrarındaki ayrıntıya niçin dikkat çekmiyorsunuz?
İnanın ki sizleri anlamak için sürekli empati yapıyorum; tek gerekçeniz ''sadakatınız'' olabilir diyorum, başka da bir şey aklıma gelmiyor. Ancak sadakat çok ulvi, güzel bir şeydir; ta ki ihaneti görene kadar. Varsa beka sorunu iki yıl beklenmez ki; anında gereği yapılır. Öyle değil mi?
Lütfen #Hayır 'ı anlamak için biraz daha ülkücü vicdanla, ocaklarda kazandığınız öğreti ile empati yapmaya çalışınız. Ha, şunu da ifade etmek isterim ki; tercihlerimiz ne olursa olsun, ezelden gelip ebediyete kadar sürecek olan ülküdaşlık hukukumuz ve birbirimize sarılmışlığımızı koruyup, yaşatmaya devam edeceğiz. Önemli olan16 Nisandan sonra bir araya geldiğimizde verdiğimiz karardan utanç duyarak, birbirimize mahcubiyet hissetmememizdir.
Şunu kesinlikle bilmeliyiz ki; biz ülkücüler arasında gönül bağımız sivil toplum örgütleri vasıtasıyla devam etse bile; ''Evet'' çıkması durumunda, işin doğası gereği iki partili sisteme geçilecek; siyasi arenada sadece CHP ve AKP'nin kalacağı aşikardır. MHP'nin kurumsal kimliğinin hiç bir anlamı ve önemi kalmayacaktır. Belki bir süre AKP, CHP arasında gidip gelecek iktidarlarda ihtiyaç duyulduğunda denge sağlamak, (Dilim varmıyor ama) dolgu malzemesi olmak gibi bir misyonu üzerimize giydireceklerdir. Kaçınılmaz böyle bir akibeti; bu devleti kuran Türk milliyetçiliği iradesine yakıştırmak hangi vicdana sığar, bu vabalin altından kim kalkabilir. Lütfen bir daha düşünün; tekrar tekrar düşünün.
Allah'a emanet olunuz.
Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin.
Tebrikler Deniz Baykal
Deniz Baykal zeki bir politikacı olduğunu Almanya toplantılarını iptal ederek göstermiştir. Eğer Almanya'daki etkinliklerini iptal etmeyip devam etseydi ve Almanya da izin konusunda bir problem çıkarmasaydı; kesinlikle AKP, CHP'nin veya #Hayır blokunun arkasında Avrupa var diyerek, kampanya yürütecekti. Baykal buna mani olduğu gibi aynı zamanda hükümete "Siz de kendi ülkemizdeki #Hayır kampanyamızı engelleyici tutum içinde olmayın" demek istemiştir.
An gelir ki, insanı kendisi ile üstelik de acımasızca yüzleştirebilir.
MHP Milletvekili Atilla Kaya'nın #Hayır kampanyasına dair Denizli de yapacağı toplantının iptal edilmesi ayıbını açıklamadığınız sürece; Almanya'nın, Bakan Bekir Bozdağ'ın yapacağı toplantıyı iptal etmesi ayıbını ne bize ne de Almanlara anlatabilirsiniz. Almanya dönüp "Sizin Atilla Bey'e gösterdiğiniz gerekçelerle iptal ettik" derse ne cevap vereceksiniz. İşte demokrasi böyle bir şey; öyle bir an gelir ki, insanı kendisi ile, üstelik de acımasızca yüzleştirebilir.
Abudik Gubidik işler
Yapmayın canım, arada sırada da abudik gubidik işler olmuyor değil.
Mesela 2002 yılında muhteremin siyasi yasaklı olması nedeniyle genel başkan olduğu halde milletvekili adayı olamadı. Sonra parlamenter sistemin nimeti ile ve her vesile ile aşağılayıp, horladığı CHP'nin katkıları ile siyasi yasağı kalktı. İşte bundan sonra abudik gubidik işler başlıyor.
...
Siirt'ten seçilen AKP milletvekili istifa ettirildi, Siirt'in bilmem neresinde sandık kurulmamış olması, bağımsız seçilen Jed Fadıl'ın üçkağıtçılığı da bahane edilerek milletvekilliği düşürüldü ve nihayetinde Siirt seçimleri iptal edildi. Seçimler yenilendi, adaylar yenilendi, muhterem aday gösterildi ve bu şekilde milletvekili seçilerek başbakan oldu.
Evet doğru söylemiş, demokratik parlamenter sistemde işte böyle abudik gubidik işler yapılarak, umudun firar edip, imkansızlığın hakim olduğu anlarda insana yeniden çare üretip, umut kapısı açabiliyor.
Allah'ım sen her şeye kadirsin.
Nasıl ki altmış bin ABD askerinin Irak'a girebilmelerini sağlamak üzere ülkemizin güneyinde konuşlandırılmasını teminen 2003 yılında "Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükumete yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi" aynen bugünkü gibi AKP hükumeti tarafından yüce meclisimize dayatılarak geçirilmek istendiğinde; bunu isteyenlerin hesaplarına karşın senin de bir hesabının olduğunu göstererek mani olduğun gibi; ne olur 16 Nisanda da bir belirsizliğe doğru götürülmek istenen güzel ülkem için benzer akıbetin tecelli etmesini yüce Türk milletinin geleceği için nasip eyle.
Allah'ım inanıyorum ki; yüce Türk milletini sevdiğin için malum tezkerenin geçmesine mani oldun. Çünkü biliyordun ki; 15 Temmuz da murad edilen neyse; o günlerde de ülkemize konuşlandırılmış altmış bin ABD askeri fetö ile aynı şeyi yapacaklardı ve çok kalleşçe arkamızdan vurulacak; üstelik de meclisimizin kararı ile adeta bu güzel ülkemizi ABD'ye ellerimizle teslim etmiş olacaktık. Belki de kandırıldığımızı dahi fark etmeye fırsatımız olmayacaktı.
Ama yeterli sayıda vekilin ellerini ve vicdanlarını mühürleyerek buna müsaade etmedin. Şimdi de yukarıda ifade etmeye çalıştığım endişelerime istinaden; halisane, bir o kadar da masumane dua ve niyazımı kabul etmeni şefaatine, merhametine sığınarak talep ediyorum, kabul eyle Allah'ım. He ne kadar çeşitli musibetlerle bize gerekli dersi her defasında verdiğin halde, hala uyanamamamızın vebalini taşıyorsak da; sen esirgeyen, bağışlayan, affedensin.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
26 Şubat 2017 Pazar
GAZ OCAĞINDA ÇAY KEYFİ
Bunun ismi gaz ocağı. Sanırım 1960'lı yıllarda tanışmıştım onunla 125 gr'lık bir paket çay veya bir paket sigara için gün boyunca çobanlık yapıldığı yıllar....
Sık sık kullanılan bir araç değildi. Misafir geldiğinde ortaya çıkarılırdı. Ne zaman misafir gelse rahmetli dedem aleti ortaya alır, yan tarafındaki kolu araba lastiği şişirme yönteminde olduğu gibi ileri geri itip, çekerek deposundaki sıvı gazı hava ile sıkıştırarak uçucu hale getirir, daha sonra alevli bir ateşle ispirto yatağını tutuşturarak aleti yakardı. Gözeden su doldurulmuş çaydanlık ocağın üzerine konur; 125 gr'lık çay paketinden fazla dökülmesin diye parmak uçları ile alınan kuru çay, itina ile demliğe konurdu. Bu arada yanan gazdan çıkan karbondioksit odaya yayılırken, mütemadiyen hava pompalama kolu çalıştırılarak sıvı gaz sıkıştırılırdı ki; uçucu gaz oluşsun ve ocak sönmesin diye.
...
Çevreye yayılan gaz kokusu evin dışarısından bile fark edilirdi. Çünkü köylerde evin giriş kapıları genellikle açık durur; aynı zamanda açık kapıdan içeri sızan gün ışığı evin içini aydınlatsın diye. Evin önünden geçerken kokuyu alanlar bilirlerdi ki bu evde misafir var. Fark edilenler içeriye buyur edilir veya benim gibi çocuklar da bir bardak da bize ikram edilir umuduyla bahane ile evin çevresinde oynaşırdık..
...
Rahmetli babaannem hamur yoğurup, sac kurar; evin genç hanımları ise katmer, çökelekli veya kete açarak sac üstünde pişirme işlemini yürütürlerdi. Eritilmiş tere yağı sıcacık ketenin üzerine sürüldükçe, mis gibi koku etrafa yayılır, gaz kokusu ile birleşerek kendine özgü bir ortam oluşurdu. Bir ara babaannem sessizce ocak başından kalkar, püsküllü anahtarını sakladığı yerden çıkararak, biz çocukların da kendisini takip edip, etmediğimize dikkat ederek kilere gidip, daha önce sağılmış kara kovan balından getirip, sofraya koyardı. Başka neler; kaymak, kaymaklı yoğurt, çökelek, pazı yaprağının sapından yapılmış turşu, sahanda yumurta. Zeytin mi dediniz; işte o olmazdı. Zeytin bizim için lüks bir tüketimdi. Zaman zaman ailemizden İstanbul'da çalışanların gelenlerle gönderdikleri zeytin biz çocuklar görmeden misafir geldiğinde sofraya konulur diye saklanırdı ancak bazen de olurdu ki bu ihtiyatlı tutum abartılınca; saklanan zeytinler küflenir, çürür kimseye de yar olmazdı.
...
Artık çay demini almıştır. Kırmızı damalı çay tabaklarına ince belli bardaklar sırasıyla dizilir. Bir bardağa konan sıcak su tek tek diğer bardaklardan geçirilirdi ki çay sıcaklığını kaybetmesin diye. Demlikteki çay süzgeçten geçirilerek özel bir itina ile yarıya kadar bardaklara aktarılır, kalan eksik ise kaynamış su ile tamamlanırdı. Peykelerde bağdaş kurmuş oturmakta olan hazırun yer sofrasına davet edilir, bismillah deyip atıştırmaya başlanırdı.
...
Biz çocuklar için o sofrada en cazip beklentimiz; en fazla bir bardak paşa çayı(soğuk su ilaveli açık çay) içebilmekti. Diğer yiyecek, içeceklerden nasiplenmemiz belki misafirler gittikten sonraydı. Nihayet bakışlarımızdan rahatsız olunmaması için kete eşliğinde paşa çayımızı içtikten sonra, babaannemizin ''Haydin çocuklar kapıya bacaya bakın, bahçelere mal, davar girmiştir'' uyarısı ile kibar bir şekilde evden uzaklaştırılırdık.
...
O yıllar belki yoksulduk, fakirdik ama onurlu bir yaşantımız vardı. İmkanlarımız her geçen gün arttı ancak o nispette de insanlığımızı unuttuk. Artık bugün o köylerde, bu sofralar kurulmuyor. Evlerimizdeki doğal gaz bütün imkanları ile hizmetimizde ama gaz ocağından çıkan o kokunun bana verdiği mutluluğu, iç huzuru vermiyor artık. Modern tarzda yeni yapılan evlerde kapılar da kilitli, yürekler de. Kuşlar bile mekanları terk etmişler; kursaklarına girecek bir buğday tanesi yok diye. Eken yok, biçem yok, sağan yok. Siyasiler hep o günlere atıf yaparak, günümüz üzerinden bizleri tehdit ederler; ''Nereden nereye geldik diye''. Öyleyse alın verdiğiniz bu imkanları; bana yoksulluğumu verin; bir ipek kozasında saklı olan mutluluğumla beraber.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
BU NE SINIR TANIMAYAN HADSİZLİKTİR
Üsküdar AKP teşkilatı afişler hazırlayıp, rahmetli Başbuğ'un da üzerine resmini basarak, kendisine atfen "MHP eski genel Başkanı Alpaslan Türkeş" de başkanlık istiyordu" diyerek, rahmetlinin düşünmediğini düşündürerek ve de üstelik sıradan bir genel başkan statüsüne indirip "MHP eski Genel Başkanı Alparslan Türkeş" diye de imzasını açarak paylaşmışlar....
Beyler rahmetli insan bir davanın banisi olup, ismi sıfatı ile beraber söylenir, yazılır; "Başbuğ Alparslan Türkeş" diye. Genel Başkan arıyorsanız; o da şimdilik Devlet Bahçeli dir.
...
Gazeteci Taha Akyol'un şahitliğinde biliyoruz ki; Başbuğ Alparslan Türkeş "Hürriyetçi Demokratik Parlamenter sistem"den yana olduğunu yazdığı kitabında ifade etmiştir.
...
Referansınızı, önünde diz çöktüğünüz, kendi fikir adamlarınızdan mesela rahmetli Erbakan hocadan alabilirsiniz. Hiç olmazsa ölüye saygı gösterin. Kendini savunamayacak insanlara atfen fikir ve düşünce iftirasında bulunmayın. İşbirlikçi, yol arkadaşınız Bahçeli bile güler geçer bu iftiraya çünkü gerçek olsaydı ilk önce o sarılırdı ''Türkeş Bey de Başkanlık sistemini istiyordu'' diye. Kul hakkı denen bir şey var, siz bunu bilmezmisiniz. Başbuğ'un üzerinden çekin kirli ellerinizi.
...
Taha Akyol 7.2.2017 tarihli Hürriyet Gaztesindeki köşe yazısında diyor ki;
''Ben MHP’nin Genel İdare Kurulu’na 1977’de seçilmiştim, Türkeş’in de avukatı olmuştum. Merhum Türkeş’in ağzından hiç “başkanlık sistemi”ni duymadım.
Kendisinin 1977 basımlı “Gönül Seferberliği” adlı kitabından bir cümle:
“Milliyetçi Hareket Partisi’nin yolu hukukun üstünlüğünü esas alan, çok partili, demokratik, parlamenter, hürriyetçi nizamdır.” (s. 243)
1997’de vefat eden Türkeş’in sistem değişikliğini isteyen tek konuşması olmamıştır. Olsaydı bile bu, Türkiye’de bugün sistem değiştirmenin gerekçesi olabilir mi?
...
Umarım kul hakkı ile cebelleşmemek için bu hatanızdan dönersiniz muhteremler ancak siyasetinizi arsızlık üzerine konumlandırdığınız için umurunuzda olacağını sanmıyorum.
...
AKP amblemi altında Bağbuğ'un resmi ve AKP'nin referandum propagandası; ne günlere geldik Allah'ım.
Ülkücülere bu zulmün yapılmasının müsebbibi olanları er geç kaçtıkları salonlara tıkayıp, hesabını soracağız elbette.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
22 Şubat 2017 Çarşamba
SÖYLENMEDİK NE KALDI Kİ
Durduk yerde Adana Büyük Şehir Belediyesi başkanı Hüseyin sözlü niçin gündeme getirildi. Mesela niçin Ankara'yı parsel parsel parselleyip de cemaate peşkeş çekenlerin üzerine gidilmez de ülkücü muhalif isimlerin üzerine üzerine gidilir. Bunun elbette ciddi bir nedeni olmalı, o da şudur.Değerli dostlar yapılmak istenen şu ki; MHP Genel Merkezinin(Balgat'ın) özellikle 7 Haziran'dan bu güne istenilen kıvama getirilip, şekil verildikten sonra; şimdi de MHP kurumsal kimliği altında hasbelkader ayakta kalabilen, daha doğrusu kalmayı başarabilmiş isim ve kurumların MHP üzerinden yazılmış senaryoların icrasında ayakbağı olabilecekleri ihtimalleri nedeniyle bişekilde tasfiye edilmeleri istenmektedir. Bu tasfiyenin doğal bir süreçle gerçekleşmesini isteyen Bahçeli, baktı ki her geçen gün bu özlemi gerçekleşmiyor, insanlar inadına MHP'nin kurumsallığına sahip çıkıyorlar, bu sefer ''Madem ki muhalifsiniz gidin başka parti kurun, biz de AKP ile kolayca entegre olalım'' dercesine grup toplantısındaki konuşmasından zımnen bunu anlayabiliyoruz.
Değerli dostlar, ben bu ve önceki günlerdeki yorumlarımı şuna inanarak yapıyorum; Devlet Bahçeli MHP'nin misyonunu tamamladığını düşünerek, iki partili sisteme geçmek üzere kurgulanan senaryonun gereğini yapıyor. Bu düşüncesini tek başına ve partinin kendi iç dinamikleri ile başarmasının mümkün olamayacağını bildiği için ilk önce partideki güçlü figürleri tasfiye ederek, kendisine biat eden az bir grup ile dahili olduğu senaryoyu AKP ve tabi ki Erdoğan desteği başarmayı düşünüyor. İşin garibi MHP'yi bitirme sürecine sokanlar kendilerini savunmak için ''Ne yapalım, sistem değişti; doğal olarak iki partili sistem kendiliğinden oluştu'' diyecekleridir.
Türk milliyetçileri için sihirli olan ve kudsiyet atfedilen ''Develtin bekası'' tanımlaması üzerinden vicdanlarımız devşirilmek isteniyor ancak elbette ahmak değiliz; devletin ''Uzatmalı Bekası''nın olmayacağı, beka sorunu yaratanların bunu bir takvime bağlamayacakları aşikarken, ''Size 2019 yılına kadar müsade ettik'' denmiş olamayacağına göre; dile getirilen beka sorunu uydurulmuş bir hikaye değilmidir. Böyle bir sorun varsa, an itibariyle de vardır. Kaldı ki Erdoğan sistem değişikliği için ''Ta Belediye Başkanlığım zamanımdan beridir hayal ettiğim, kafa yorduğum bir davamdı'' diyor.
Sistem değişikliğine yüreklenene kadar malum kasetler ile ilk önce MHP'nin kurumsal kimliğine suikast yapılmıştır; 1 Kasım seçimi arifesinde ise siyasi partiler yasası ve parti tüzüğünden kaynaklanan haklarını kullanarak, partisine sahip çıkmak isteyen ülkücü iradenin tecelli etmesine devletim tüm imkanları kullanılarak engel olunmuştur. Bunu Balgat ve Hükümet(Erdoğan) başarmışlardır. Eğer MHP de kongre gerçekleşmiş olsaydı; bugün referandum falan konuşuyor olmayacaktık.
Görülüyor ki bundan sonraki süreçte ise Hüsyin Sözlü gibi isimler başta olmak üzere; Türk Milliyetçiliği Hareketi'nin derlenip, toparlanıp tekrar ete kemiğe bürünmesi ihtimaline karşı het türlü operasyonlar yapılabilecektir.
Eğer bugün Halk TV dışında ulusal yayın yapan TV kanalları;Sinan Oğan, Yusuf Halaçoğlu, Meral Akşener, Koray Aydın, Özcan Yeniçeri, Oktay Vural, Ümit Özdağ'a ve daha bir çokj değerli Türk milliyetçisi isimlere 1 Kasım seçimlerinden bu yana sansür uyguluyorlarsa, bunun nedeninin Balgat-Hükümet(Erdoğan) tarafından yazılmış senaryo gereği olmayıp da başka neden olabilir Allah aşkına.
Arkadaşımızın birisi yazmış; neymiş efendim Hüseyin Sözlü yeterli diplaması olmayan birisine falanca yerde, filanca görevi vermiş. Sanki dürüstlük bize, iktidar başkalarına haktır; öyle mi?
Geçiniz bunları beyler; 1150 odalı saraya 18 yaşından başlamak üzere 1150 tane Cumhurbaşkanı yardımcısının; üstelik de bunların istenirse Cumhurbaşkanının çocukları ve torunlarından da oluşabileceği ve de ''teknik'' olarak atanabileceğini mümkün kılan bir sistem; yani meclisten geçene kadar ''Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi'' , MHP'nin desteği ile meclisten geçtikten sonra da ''Cumhurbaşkanlığı Hülümeti'' denen ucube bir sisteme geçiliyor. Sistem denen şeyin bir disiplini vardır. Onbeş günde bir adı değişen ''Sistemin'' getireceği felaket, adının bir türlü konamamasından belli değil mi.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
20 Şubat 2017 Pazartesi
DÜN GECE İSTANBUL'DA OLMAYAN OLDU
Dün gece İstanbul da düzenlenen MHP eğlence gecesinde, son günlerin AKP-Balgat (Özellikle MHP demedim) evet cephesi işbirliğinin anlamına binaen,ruhuna uygun olark salonun değişik yerlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ın da posterleri asılmış. Ben 55 yaşında bir ülkücüyüm, şimdiye kadar Atatürk dışında hiç bir Cumhurbaşkanının posterinin veya resminin MHP eğlence veya toplantı salonlarına asıldığına şahit olmadım. İşin komik tarafı bu duruma mazeret uydurmaya çalışan gönüldaşlarımızın canhıraç çırpınışları.Neymiş efendim, bu tür etkinliklerde geleneksel olarak günün cumhurbaşkanının posterlerinin asıldığı; salonun AKP belediyesine ait olduğu; dolayısıyla daha önceden sabit posterin asılı olduğu; falan, filan...
Bunların hiçbirisi doğru mazeret olamaz. Özel gecemiz bize özeldir. Aidiyet hissi duymadığımız veya bize böyle bir hissi duymayan kişi, grup veya siyasi partilere ait ''Değerlerin'' benim gecemde ne işi olabilir ki; anlam vermek mümkün değil. Kaldıki, belediye binları o belediye başkanlığını kazanan siyasi partilerin şahsi mülkiyetlerine geçmiyor ki.
O posterdeki gözlerin herbirinizin gözünün içine içine bakarken hiç mi aklınıza gelmedi ayaklar altına alındığımız; hiç mi aklınıza gelmedi uçkur suikastları düzenlenip, sonra da meydanlarda genel halimiz olduğunun haykırılması; hiç mi aklınıza gelmedi Fatiha'yı bilmediğimiz iftirası; hiç mi aklınıza gelmedi; karşıma Türklükle çıkmayın aşağılaması...
2006 yılından beridir hiç bir zaman kendisine inanıp, güvenmediğim; bir misyon yükleyemediğim Sayın Devlet Bahçeli'ye atfen yapılan; bugün daha iyi anlayabildiğm, çoğu da haklı eleştirilere karşılık; savunma adına; konu edilen tutum ve davranışlarına kudsiyet atfederek, aklından dahi geçiremeyeceği anlamları yüklemek için çırpınışlarımı hatırladım. Benim yaptığım elbette MHP'nin kurumsal kimliğine sahip çıkmak ve başarısına odaklanmış olmamdı.
...
Dün gece o salona bizim geleneğimizde olmayan bir şekilde günün cumhurbaşkanının posterinin asılmasının anlamı; artık Türk milliyetçileri, ülkücüler olarak ciddi bir kırılma sürecini yaşamaakta olduğumuzdur. Dolayısıyla önümüzdeki referandum biz ülkücüler için yaşadığımız kırılma ile hesaplaşma fırsatı verecektir.
Mehmet Soral
...
Dün gece o salona bizim geleneğimizde olmayan bir şekilde günün cumhurbaşkanının posterinin asılmasının anlamı; artık Türk milliyetçileri, ülkücüler olarak ciddi bir kırılma sürecini yaşamaakta olduğumuzdur. Dolayısıyla önümüzdeki referandum biz ülkücüler için yaşadığımız kırılma ile hesaplaşma fırsatı verecektir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
CNN TURK'E AÇIK MEKTUP
Sayın Yetkili,
Ülkemizde gerek habercilik anlamında, gerekse gündeme ilişkin haber, tartışma, yorum ve değerlendirme programları üzerine izlenebilirlik ve kalite konusunda otoriter bir medya kuruluşu oluşunuz genel kabul görmüş olmakla birlikte kendim de aynı kanaate sahibim.
...
Sizi değerli ve izlenebilir kılan bahsettiğim özelliğinize yazık etmeye başladınız; bilesiniz. Bazen Türkiye’nin keyfi ve fiili yönetiminin tehdidi altında olabileceğinizden ‘’Alo Fatih’’ hattının devreye girerek, şikayetimin konusu olan taraflı yayının veya sansürlü yayın yapmak zorunda kalabildiğinizi düşünebiliyorum. Ancak bu nereye kadar devem edecek...
....
15 Temmuz darbesini bertaraf etme konusunda gerçek kahramanlar yanında, medya olarak da CNN Türk olmuştur. Bu konudaki ‘’konumunuzun’’ değerinin ve yüceliğinin farkında olamayacağınızı tahmin edemiyorum; aksine malum ihanetin def edilmesindeki rolünüzün devamı gereği; sistem değişikliğine gidildiği ve çok kritik bir dönemden geçtiğimiz bir süreçte insanlarımızın doğru bilgilendirilmeleri için taraflara eşit fırsatın tanınması hassasiyetini göstermenizi bekliyoruz.
...
Ben 55 yaşında; 13 yaşımdan beridir siyasi olarak MHP’li, fikri olarak da kendisini ülkücü tanımlayan birisiyim. Okuyan, düşünen, yazan; sivil toplum örgütlerinde görev yapan; inanç ve ilkelerim doğrultusunda gücümün yettiği kadarıyla hizmet edip; değer atfettiğim kıymetlerim için mücadele eden birisiyim. Fark ettirmeye ve izahına çalıştığım bu kişiliğimin bana yüklediği sorumluluğun vicdanı kararı gereği; yapılmak istenen sistem değişikliği için hayır diyeceğimi öncelikle belirtmek isterim.
...
Gelelim sitemime: Tüm tartışma programlarınızda biz MHP’li ülkücü, aynı zamanda ‘’Hayır’’ demeyi düşünen hiçbir isime ekrana çıkma imkanı vermiyorsunuz. Ancak, özellikle de bizim adımıza, yani hayır demeyi düşünen ülkücüler adına konuşma fırsatını Aktrollere veriyorsunuz; onlar da ülkücü camia adına her şeyi toz pembe gösteriyorlar.Niçin MHP’li ve ülkücü olup da hayır diyen bir isme fırsat vermiyorsunuz. Adeta MHP genel merkezi ve AKP ortaklaşa bir metin hazırlayıp, ‘’Sakın hayır diyebilecek MHP’li ve ülkücü bilinen isimleri programlarınıza çıkarmayın’’ dercesine bu metni sizlere iletmişler ve sizler de bu tamime uyuyorsunuz herhalde.
...
Sormak isterim; niçin alanında uzman, ülkemizin en kıymetli akademisyenlerinden, stratejist, siyaset bilimcisi Prof. Dr. Ümit Özdağ ve Dr. Sinan Oğan; Tarih Kurumu başkanı iken dünyadan belgeler toplayarak arşivleyip, tüm dünyadaki Ermeni diasporasına hodri meydan çekecek özgüveni ülkemize kazandıran Yusuf Halacoğlu; meclis başkan vekilliği yaptığı dönemde meclis oturumlarını en adil şekilde yönettiğine dair tüm siyasi partiler tarafından ismi üzerinde mutabık kalınan; iç işleri bakanı olduğu dönemde terörün en aza indiği, 28 Şubat sürecinin en’’Delikanlı’’ ismi olan Meral Akşener Hanım’ı ve daha bir çok MHP Genel Merkez muhalifi ve Hayır tercihini kamuoyuna açıklamış diğer isimlere niçin sansür uyguluyorsunuz. Bu isimler ne tesadüf ki; hepisi akademisyen ve bilim adamları. Ve bu insanlara uyguladığınız siyasi ambargo yüzünden, uzmanlık alanları ile ilgili bilgilerinden dahi faydalanamıyoruz. Oysa sürekli siyasal ve güvenlik alanında yaşanan olayların yorumlanması, analiz edilmesi gerektiği durumlarda bu isimlere sık sık yer veriyordunuz. Bu tarzınız, 15 Temmuz kalkışmasına karşı duruşunuza; belli ki muktedir olanların tehdidi nedeniyle yakışmıyor.
...
Sizi değerli ve izlenebilir kılan bahsettiğim özelliğinize yazık etmeye başladınız; bilesiniz. Bazen Türkiye’nin keyfi ve fiili yönetiminin tehdidi altında olabileceğinizden ‘’Alo Fatih’’ hattının devreye girerek, şikayetimin konusu olan taraflı yayının veya sansürlü yayın yapmak zorunda kalabildiğinizi düşünebiliyorum. Ancak bu nereye kadar devem edecek...
....
15 Temmuz darbesini bertaraf etme konusunda gerçek kahramanlar yanında, medya olarak da CNN Türk olmuştur. Bu konudaki ‘’konumunuzun’’ değerinin ve yüceliğinin farkında olamayacağınızı tahmin edemiyorum; aksine malum ihanetin def edilmesindeki rolünüzün devamı gereği; sistem değişikliğine gidildiği ve çok kritik bir dönemden geçtiğimiz bir süreçte insanlarımızın doğru bilgilendirilmeleri için taraflara eşit fırsatın tanınması hassasiyetini göstermenizi bekliyoruz.
...
Ben 55 yaşında; 13 yaşımdan beridir siyasi olarak MHP’li, fikri olarak da kendisini ülkücü tanımlayan birisiyim. Okuyan, düşünen, yazan; sivil toplum örgütlerinde görev yapan; inanç ve ilkelerim doğrultusunda gücümün yettiği kadarıyla hizmet edip; değer atfettiğim kıymetlerim için mücadele eden birisiyim. Fark ettirmeye ve izahına çalıştığım bu kişiliğimin bana yüklediği sorumluluğun vicdanı kararı gereği; yapılmak istenen sistem değişikliği için hayır diyeceğimi öncelikle belirtmek isterim.
...
Gelelim sitemime: Tüm tartışma programlarınızda biz MHP’li ülkücü, aynı zamanda ‘’Hayır’’ demeyi düşünen hiçbir isime ekrana çıkma imkanı vermiyorsunuz. Ancak, özellikle de bizim adımıza, yani hayır demeyi düşünen ülkücüler adına konuşma fırsatını Aktrollere veriyorsunuz; onlar da ülkücü camia adına her şeyi toz pembe gösteriyorlar.Niçin MHP’li ve ülkücü olup da hayır diyen bir isme fırsat vermiyorsunuz. Adeta MHP genel merkezi ve AKP ortaklaşa bir metin hazırlayıp, ‘’Sakın hayır diyebilecek MHP’li ve ülkücü bilinen isimleri programlarınıza çıkarmayın’’ dercesine bu metni sizlere iletmişler ve sizler de bu tamime uyuyorsunuz herhalde.
...
Sormak isterim; niçin alanında uzman, ülkemizin en kıymetli akademisyenlerinden, stratejist, siyaset bilimcisi Prof. Dr. Ümit Özdağ ve Dr. Sinan Oğan; Tarih Kurumu başkanı iken dünyadan belgeler toplayarak arşivleyip, tüm dünyadaki Ermeni diasporasına hodri meydan çekecek özgüveni ülkemize kazandıran Yusuf Halacoğlu; meclis başkan vekilliği yaptığı dönemde meclis oturumlarını en adil şekilde yönettiğine dair tüm siyasi partiler tarafından ismi üzerinde mutabık kalınan; iç işleri bakanı olduğu dönemde terörün en aza indiği, 28 Şubat sürecinin en’’Delikanlı’’ ismi olan Meral Akşener Hanım’ı ve daha bir çok MHP Genel Merkez muhalifi ve Hayır tercihini kamuoyuna açıklamış diğer isimlere niçin sansür uyguluyorsunuz. Bu isimler ne tesadüf ki; hepisi akademisyen ve bilim adamları. Ve bu insanlara uyguladığınız siyasi ambargo yüzünden, uzmanlık alanları ile ilgili bilgilerinden dahi faydalanamıyoruz. Oysa sürekli siyasal ve güvenlik alanında yaşanan olayların yorumlanması, analiz edilmesi gerektiği durumlarda bu isimlere sık sık yer veriyordunuz. Bu tarzınız, 15 Temmuz kalkışmasına karşı duruşunuza; belli ki muktedir olanların tehdidi nedeniyle yakışmıyor.
Lütfen ekranlarınızda muhalif, hayırcı Türk milliyetçileri adına konuşmak üzere aktrolleri değil, gerçek muhataplarını çağırmanızı hassaten umuyor, bekliyoruz.
Saygılarımla,
Mehmet Soral
Saygılarımla,
Mehmet Soral
Not:Bu mektup mail olarak CNN Türk, Haber Türk ve NTV kanallarına gönderilmiştir.
15 Şubat 2017 Çarşamba
SİZ BUNLARI UNUTTUNUZ MU?
Vesayetci Sistemin Babası Geliyor
Siz farkındamısınız; eğer referandum evet ile sonuçlanırsa; gelmiş geçmiş en baba vesayetci sistemin devreye gireceğini.
...
Düşünün ''Başkan''ın paşa gönlüne göre atadığı bakan bürokratları ile bir şey düşünüp, pratik geliştiyor ancak kendisini sürekli ''Acaba başkan ne der'' tehditi altında hissedecek ve işi sağlama almak için başkanın etrafında dolanıp, duracaktır. Çünkü bakan milletten güç almıyor, zira Başkan'ın seçip, o makama oturttuğu kişi; gidişi de, gelişi kadar kolay olacaktır.
...
Akçeli işlerle ilgili; mesela bir ilimizde kupon arazi için bir çalışma yapılacak; sanmıyorum ki Başkan'a danışılmadan ve onay alınmadan işe başlanabilsin.
...
Diyelim emniyet güçleri bir kaçakcılık vakasına suçüstü yaptı. Arabanın pilakası Giresun, İlçesi Şebinkarahisar ve ben de Devlet Başkanıyım ve Şebinkarahisarlıyım ama ''Rizeli''huyundayım; sormak isterim, o emniyet mensupları (Bana) Başkan'a danışmadan savcıya haber verirler mi; vermezler.
...
Mesela yurt dışında büyükelçimiz, kendince ülkemizin menfaatini koruma adına inisiyatifini kullanarak bir toplantıya katılma veya katılmama kararı almayı düşündüğünde; başkanın iki dudağı arasındaki akibetini düşünerek gerekeni mi yapar; yoksa ''Nemelazım'' mı der.
...
Diyelim ki; Şebinkarahisar'ımız il oldu, Hayri abimiz milletvekilimiz; ben de bizim Gürçalı Köyünün çabanıyım.Hayri abime gidip, su sorunumuzu dile getiriyorum ama bana ''Bakan Bey'e iletirim ancak ondan kesin cevap alamam; nitekim bu masraflı ve alangirli bir konu; Sayın Başkan ile görüşmeden karar verebileceğini sanmıyorum'' dediğinde; ''Abi o zaman sen doğrudan Başkan'a git, talebimizi ilet'' diyeceğim ama peşinen ''Olur mu canım, beni fırçalar; bakan Bey nerede'' diyecektir.
....
Örnekleri daha da sıralamak mümün. Verdiğim örnekler üst kademede olup bitecekler üzerinden. Alt kademe müsteşar ve bürokratların kendi aralarındaki hiyerarşik yapılanmada olabilecek kilitlenme ve tıkanmayı tasavvur bile etmek istemiyorum.
...
Sorumluluklar konusunda risk almama, bir üst makama yönlendirme veya öteleme gayretleri ile; sürekli yukarıdan aşağıya doğru ''Buyurma'' gayretleri. İhale bitmiş ''Başkan'dan selam var'' emrivakileri ve daha neler,neler. Yüzde yüz myaşanacağına inandığım bu olasılıklar; allanan, ballanan ve pullanan sistemi tıkıyacak, kesinlikle de yürümeyecektir.
...
Aslında klasik anlamda bilinen başkanlık sisteminde bu riskleri ortadan kaldıran mantıklı ve makul oto kontrol, denge, denetim mekanızması var ama Türk milletine anlatılarak değil de; algı yaratarak dayatılan ucube; ''Partili Cumhurbaşkanlığı'' veya aslında üç beş tane aklı evvelin yazıp ortaya çıkardıkları ''Türk Tipi Başkanlık''a, ''Türk tipi'' denilerek Türk milletine şamil kılınmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Tarihte Türk milletinin ortak aklından süzülerek çıkmış çok zekice icatlar ve icraatlar olmuştur ama hiç bir zaman böyle bir ucube çıkmamıştır. Zaten kim/kimlerin aklından dahi çıktığı açıklanmıyor, saklanıyor. Ben olsam, yaptığımın doğruluğuna inanıyorsam; meydanlara çıkar, onur ve gururla ''Bunu ben/biz yaptık, hazırladık'' derim. Çümkü ortaya çıkan ''Ürün'' inanılarak değil, sipariş üzerine üretildi. Millet de inanıp, güvenmeyeceği için hayır diyecektir; eğer kendisine anlatılma fırsatı yaratılırsa.
Referandum sonucu evet çıkarsa niçin 2019 da yürürlüğe girecek
Sayın Bahçeli devletin bekası sözkonusu ise; niçin referandum sonucu evet çıkarsa 2019 da yürürlüğe girecek. O zamana kadar atı alan Üsküdar'ı geçmez mi? Devletin bekası demek, ortadan kalkma tehlikesi demektir. Bu beka sorununu yaratanlar size 2019'a kadar müsade mi verdiler. Sayın Bahçeli devletin değil, koltuğunuzun bekası için böyle bir takvimi programlamış olduğunuzu anlamamak için eğitim bile şart değil. İşte en azından aklımızla alay edip, zekamızla dalga geçmeniz bile kurduğunuz tezgaha #Hayır dememiz için yeterli sebeptir.
MHP-AKP Sanal Koalisyonu 7 Haziran akşlamı Kurulmuştur
Siz hatırlıyormusunuz; 7 Haziran sonrası Tuğrul Türkeş henüz AKP'ye geçmemişken kendisine "AKP ile görüşen milletvekilleriniz varmış" diye sorulduğunda "Sayın Bahçeli'ye sorun" şeklindeki cevabında; aslında AKP ile bu günler, hatta başkanlık sistemi için bir pazarlığın yapıldığı
ve bu pazarlık gereği Tuğrul Türkeş'in AKP'ye geçtiğini anlayabiliyoruz. Yine bugün daha iyi anlıyoruz k; Meral Akşener düşmanlığının arkasında, sanal olarak AKP ile yapılmış olan ittifakın tezgahına düşmemiş olmasıdır.
...
Nitekim Tuğrul efendi henüz bir haftalık AKP'li iken genel kurulda Bahçeli ile başbaşa birbirlerine karşı ''Ense tokat'' samimi pozlarına şahit olmuştuk.
...
Muhteremler bizler okuyan, düşünen, analiz eden; algılara teslim olmayan fikri, vicdanı hür insanlarız. Dünü unutmayacağız; yarınlara hazırlık için bilesiniz.
Madem Savaşacaktık, PYD'ye niçin koridor açtık
Siz biliyormusunuz; PYD'yi IŞİD'e karşı korumak için daha sonra terörist başı ilan ettiğimiz Salih Müslim'in talebi üzerine Kuzey Irak'tan gelen peşmergelerin Suriye'ye geçmeleri için ülkemizden koridor açtığımızı.
...
Ve yine siz biliyormusunuz; daha sonra, PYD Suriye'de Kürt koridoru oluşturmasın (doğru karar, arksındayız) diye Suriye'ye girmek zorunda kaldığımızı ve maalesef bu nedenle hergün şehitler verdiğimizi
...
Ve yine siz biliyormusunuz; Türk milliyetçileri ve muhlefet olarak ''Hayır, bunlara güven olmaz, koridor açılmamalı'' diye feryad edip, sesimizi hükümete duyuramadığımızı.
...
Bütün bu hataların nedeni, fiili ama gayri hukuki "Tek adam aklı" ile hareket edilmesidir.
İşte bundan sonra ''Anayasal zırh giydirilmiş'' tek adamlı başkanlık sistemine; devletin ve milletin başının belaya girmemesi ve devletimizin bekası için #Hayır demek vatanseverliğimiz gereğidir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Siz farkındamısınız; eğer referandum evet ile sonuçlanırsa; gelmiş geçmiş en baba vesayetci sistemin devreye gireceğini. ...
Düşünün ''Başkan''ın paşa gönlüne göre atadığı bakan bürokratları ile bir şey düşünüp, pratik geliştiyor ancak kendisini sürekli ''Acaba başkan ne der'' tehditi altında hissedecek ve işi sağlama almak için başkanın etrafında dolanıp, duracaktır. Çünkü bakan milletten güç almıyor, zira Başkan'ın seçip, o makama oturttuğu kişi; gidişi de, gelişi kadar kolay olacaktır.
...
Akçeli işlerle ilgili; mesela bir ilimizde kupon arazi için bir çalışma yapılacak; sanmıyorum ki Başkan'a danışılmadan ve onay alınmadan işe başlanabilsin.
...
Diyelim emniyet güçleri bir kaçakcılık vakasına suçüstü yaptı. Arabanın pilakası Giresun, İlçesi Şebinkarahisar ve ben de Devlet Başkanıyım ve Şebinkarahisarlıyım ama ''Rizeli''huyundayım; sormak isterim, o emniyet mensupları (Bana) Başkan'a danışmadan savcıya haber verirler mi; vermezler.
...
Mesela yurt dışında büyükelçimiz, kendince ülkemizin menfaatini koruma adına inisiyatifini kullanarak bir toplantıya katılma veya katılmama kararı almayı düşündüğünde; başkanın iki dudağı arasındaki akibetini düşünerek gerekeni mi yapar; yoksa ''Nemelazım'' mı der.
...
Diyelim ki; Şebinkarahisar'ımız il oldu, Hayri abimiz milletvekilimiz; ben de bizim Gürçalı Köyünün çabanıyım.Hayri abime gidip, su sorunumuzu dile getiriyorum ama bana ''Bakan Bey'e iletirim ancak ondan kesin cevap alamam; nitekim bu masraflı ve alangirli bir konu; Sayın Başkan ile görüşmeden karar verebileceğini sanmıyorum'' dediğinde; ''Abi o zaman sen doğrudan Başkan'a git, talebimizi ilet'' diyeceğim ama peşinen ''Olur mu canım, beni fırçalar; bakan Bey nerede'' diyecektir.
....
Örnekleri daha da sıralamak mümün. Verdiğim örnekler üst kademede olup bitecekler üzerinden. Alt kademe müsteşar ve bürokratların kendi aralarındaki hiyerarşik yapılanmada olabilecek kilitlenme ve tıkanmayı tasavvur bile etmek istemiyorum.
...
Sorumluluklar konusunda risk almama, bir üst makama yönlendirme veya öteleme gayretleri ile; sürekli yukarıdan aşağıya doğru ''Buyurma'' gayretleri. İhale bitmiş ''Başkan'dan selam var'' emrivakileri ve daha neler,neler. Yüzde yüz myaşanacağına inandığım bu olasılıklar; allanan, ballanan ve pullanan sistemi tıkıyacak, kesinlikle de yürümeyecektir.
...
Aslında klasik anlamda bilinen başkanlık sisteminde bu riskleri ortadan kaldıran mantıklı ve makul oto kontrol, denge, denetim mekanızması var ama Türk milletine anlatılarak değil de; algı yaratarak dayatılan ucube; ''Partili Cumhurbaşkanlığı'' veya aslında üç beş tane aklı evvelin yazıp ortaya çıkardıkları ''Türk Tipi Başkanlık''a, ''Türk tipi'' denilerek Türk milletine şamil kılınmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Tarihte Türk milletinin ortak aklından süzülerek çıkmış çok zekice icatlar ve icraatlar olmuştur ama hiç bir zaman böyle bir ucube çıkmamıştır. Zaten kim/kimlerin aklından dahi çıktığı açıklanmıyor, saklanıyor. Ben olsam, yaptığımın doğruluğuna inanıyorsam; meydanlara çıkar, onur ve gururla ''Bunu ben/biz yaptık, hazırladık'' derim. Çümkü ortaya çıkan ''Ürün'' inanılarak değil, sipariş üzerine üretildi. Millet de inanıp, güvenmeyeceği için hayır diyecektir; eğer kendisine anlatılma fırsatı yaratılırsa.
Sayın Bahçeli devletin bekası sözkonusu ise; niçin referandum sonucu evet çıkarsa 2019 da yürürlüğe girecek. O zamana kadar atı alan Üsküdar'ı geçmez mi? Devletin bekası demek, ortadan kalkma tehlikesi demektir. Bu beka sorununu yaratanlar size 2019'a kadar müsade mi verdiler. Sayın Bahçeli devletin değil, koltuğunuzun bekası için böyle bir takvimi programlamış olduğunuzu anlamamak için eğitim bile şart değil. İşte en azından aklımızla alay edip, zekamızla dalga geçmeniz bile kurduğunuz tezgaha #Hayır dememiz için yeterli sebeptir.
MHP-AKP Sanal Koalisyonu 7 Haziran akşlamı Kurulmuştur
Siz hatırlıyormusunuz; 7 Haziran sonrası Tuğrul Türkeş henüz AKP'ye geçmemişken kendisine "AKP ile görüşen milletvekilleriniz varmış" diye sorulduğunda "Sayın Bahçeli'ye sorun" şeklindeki cevabında; aslında AKP ile bu günler, hatta başkanlık sistemi için bir pazarlığın yapıldığı ve bu pazarlık gereği Tuğrul Türkeş'in AKP'ye geçtiğini anlayabiliyoruz. Yine bugün daha iyi anlıyoruz k; Meral Akşener düşmanlığının arkasında, sanal olarak AKP ile yapılmış olan ittifakın tezgahına düşmemiş olmasıdır.
...
Nitekim Tuğrul efendi henüz bir haftalık AKP'li iken genel kurulda Bahçeli ile başbaşa birbirlerine karşı ''Ense tokat'' samimi pozlarına şahit olmuştuk.
...
Muhteremler bizler okuyan, düşünen, analiz eden; algılara teslim olmayan fikri, vicdanı hür insanlarız. Dünü unutmayacağız; yarınlara hazırlık için bilesiniz.
![]() |
| Ülkemizden geçen PYD konvoyu |
Madem Savaşacaktık, PYD'ye niçin koridor açtık
Siz biliyormusunuz; PYD'yi IŞİD'e karşı korumak için daha sonra terörist başı ilan ettiğimiz Salih Müslim'in talebi üzerine Kuzey Irak'tan gelen peşmergelerin Suriye'ye geçmeleri için ülkemizden koridor açtığımızı.
...
Ve yine siz biliyormusunuz; daha sonra, PYD Suriye'de Kürt koridoru oluşturmasın (doğru karar, arksındayız) diye Suriye'ye girmek zorunda kaldığımızı ve maalesef bu nedenle hergün şehitler verdiğimizi
...
Ve yine siz biliyormusunuz; Türk milliyetçileri ve muhlefet olarak ''Hayır, bunlara güven olmaz, koridor açılmamalı'' diye feryad edip, sesimizi hükümete duyuramadığımızı.
...
Bütün bu hataların nedeni, fiili ama gayri hukuki "Tek adam aklı" ile hareket edilmesidir.
İşte bundan sonra ''Anayasal zırh giydirilmiş'' tek adamlı başkanlık sistemine; devletin ve milletin başının belaya girmemesi ve devletimizin bekası için #Hayır demek vatanseverliğimiz gereğidir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
10 Şubat 2017 Cuma
BAŞKANLIK HİKAYESİ VE MHP'YE YAPILAN DARBE
Başkanlık Sistemine Giden Yol MHP'ye Yapılan Darbe ile açılmıştır.
Milliyetçi Hareket Partisin'nin Olağanüstü Kongre talebinin; Yürütme ve Yargı marifeti ile gayri kanuni ve huhuki yöntemlere baş vurularak yaptırılmamış olmasının temelinde; Başkanlık sistemine müsade etmeyecek yeni bir MHP Genel Başkanı ve yönetimi ile gidilemeyeceğinin yüzde yüz anlaşılmasından dolayıdır.
...
Dolayısıyla ülkücü iradeye, MHP Olağanüstü Kongresine yapılan darbe daha sonrasına ''Kurgulanmış sivil bir darbe"ye yol açmak için yapılmıştır. Referandumda ''Evet'' çıkması durumunda da başarılmış olunacaktır.
Dolayısıyla ülkücü iradeye, MHP Olağanüstü Kongresine yapılan darbe daha sonrasına ''Kurgulanmış sivil bir darbe"ye yol açmak için yapılmıştır. Referandumda ''Evet'' çıkması durumunda da başarılmış olunacaktır.
![]() |
| Muhtemelen ''Nasıl başardık ama''diyorlar |
"Kurgulanmış sivil bir darbe" nin hukuki zemininin sağlanmasını teminen; başarılı olunması (Evet çıkması) durumunda zaferin Reis'e; kaybedilmesi (Hayır çıkması) durumunda ise başarısızlığın zaten MHP de siyasi geleceği kalmayan Bahçeli'ye maal edilecek bir süreç programlandı.
...
"Kurgulanmış sivil bir darbe" için böyle bir usulün seçilmiş olması; Bahçeli'nin ifa ettiği görev yani Cumhuriyet hükumetlerinin daimi kadrolu memuru olmanın gereği normaldir. Zaten bu görevi o kadar çok içselleştirmiş ki; kendisi de itiraf etti, kendini lider falan görmüyor, Erdoğan-Perinçek arasında konum belirliyor.
...
Bahçeli inisiyatif ortaya koymamıştır, memurluk yapmıştır. İnisiyatif ortaya koymuş olsaydı, Atilla Kaya'nın da diğer MYK üyelerinin de bilgisi olurdu. Bir hafta önce MYK toplanıyor, parlamenter sistem için devam deniliyor ancak yine Kocayayla'da olduğu gibi daha millet yayladan inmeden erken seçim tarihi vermesinde olduğu gibi, "Başkanlık sistemi" için de düğmeye basıyor. Aynı usulu 7 Haziran'da da uyguladı; kimseye danışmadan gece yarısı, alelacele, sözde kendi kararını, aslında seçimden başarısız çıkan Erdoğan'ın tekrar seçime gidilmesi arzusunun gereğini yerine getirmiş oldu.
...
Değerli gönüldaşlarım sormak isterim; bütün bu yaşananlardan sonra #Hayır dememek için daha ne kadar kaybetmemiz üzerine kurgulanmış örnekleri yaşamamız gerekiyor. Hani biz dünyaya nizam verecek ideal ve ülkülere inamıştık. ''Ülkücünün gücü'' sürekli ''İradesinin dışında'' başkalarının menfaatlerine kullanılarak sürekli suistimal edilmiştir. Artık bu yeknesaklığı kabul etmememiz gerekiyor. Sizleri bilemem ama benim çocuklarıma izah edebileceğim ne bir mazeretim ne de takatim kaldı. #Hayır demek en huzurlu kararım olacaktır, inşallah.
...
"Kurgulanmış sivil bir darbe" için böyle bir usulün seçilmiş olması; Bahçeli'nin ifa ettiği görev yani Cumhuriyet hükumetlerinin daimi kadrolu memuru olmanın gereği normaldir. Zaten bu görevi o kadar çok içselleştirmiş ki; kendisi de itiraf etti, kendini lider falan görmüyor, Erdoğan-Perinçek arasında konum belirliyor.
...
Bahçeli inisiyatif ortaya koymamıştır, memurluk yapmıştır. İnisiyatif ortaya koymuş olsaydı, Atilla Kaya'nın da diğer MYK üyelerinin de bilgisi olurdu. Bir hafta önce MYK toplanıyor, parlamenter sistem için devam deniliyor ancak yine Kocayayla'da olduğu gibi daha millet yayladan inmeden erken seçim tarihi vermesinde olduğu gibi, "Başkanlık sistemi" için de düğmeye basıyor. Aynı usulu 7 Haziran'da da uyguladı; kimseye danışmadan gece yarısı, alelacele, sözde kendi kararını, aslında seçimden başarısız çıkan Erdoğan'ın tekrar seçime gidilmesi arzusunun gereğini yerine getirmiş oldu.
...
Değerli gönüldaşlarım sormak isterim; bütün bu yaşananlardan sonra #Hayır dememek için daha ne kadar kaybetmemiz üzerine kurgulanmış örnekleri yaşamamız gerekiyor. Hani biz dünyaya nizam verecek ideal ve ülkülere inamıştık. ''Ülkücünün gücü'' sürekli ''İradesinin dışında'' başkalarının menfaatlerine kullanılarak sürekli suistimal edilmiştir. Artık bu yeknesaklığı kabul etmememiz gerekiyor. Sizleri bilemem ama benim çocuklarıma izah edebileceğim ne bir mazeretim ne de takatim kaldı. #Hayır demek en huzurlu kararım olacaktır, inşallah.
![]() |
| Beraberlikte ısrar başarıyı getirecektir |
MHP teşkilatlarında görevli değerli gönüldaşlarım,
Biz muhalif ve ''Hayırcı'' gönüldaşlarınız olarak sizlerle hiç bir meselemiz yoktur; bilesiniz.
...
Bugünkü şartlarda ne kadar zor görev yapıtığınızı; iki arada, bir derede kaldığınızı fark ediyor, görüyor, değerlendiriyoruz.
...
Sizlerden elbette bizler gibi ''Hayır''ı haykırmanızı beklemiyoruz; zira bunun yapılması durumunda tüm teşkilatların tasfiye edilip, AKP tandanslı yapılanmanın doğrudan MHP'ye sızması ve tamamen partimizin devlet ve hükümetin her türlü desteği ile AKP tarafından işgal edilmesi muhtemelin ötesinde, aşikardır.
...
Teşkilatlara tüm kira borçlarının ödeneceği vaadi ile teslimi istenebilir. Peşinen şunu biliniz ki; tüm MHP teşkilatı mensupları ''Evet'' diyceğiz diye bas bas bağırsanız bile; bunun içinizden gelenin değil zor, dayatma ve aldatmalarla geldiğimiz aşamanın zorladığı şartlar gereği; teşkilatları koruma, kollama ve yaşatma gereğidir.
...
15 Temmuz bahanesi, devletin bekası gerekçesi ile ''Partili Cumhurbaşlanlığı yalanı'' üzerinden dayatılan Başkanlık sistemine; Atilla Kaya Başkan'nın da belirttiği gibi Devlet Bahçeli'nin yine kendi keyfi ''Evet'' dayatması ile karşı karşıya kaldık ve Balgat ne derse desin siz teşkilatlar olarak her şeyin farkındasınız; çünkü biz birbirimizi tanırız, biliriz.
...
Dolayısıylasi sizlerin yapması gereken, bizlerin de sizleri anlayışla karşılamamız şartıyla ''Hayır'' tavrınızı beklemeden görev yapmakta olduğunuz teşkilatlara sahip çıkmanızdır. Bugünkü aşamada çok elzem olan görev yaptığınız sürece görevden alınmanıza bahane edilecek tutum ve davranışlardan, açıklamalardan kaçınmanızdır.
Hergün teşkilat sayfanızda Sayın Devlet Bahçeli den vecizeler paylaşınız, hatta övgüler dizin ama sakın ha sakın kasdettiğim anlamda hata yapmayınız. Fetö devlete kırk yılda sızmış; birileri MHP'ye el atarak, sızmış olamazlar mı?
...
Bizlerin MHP'nin kaderini tayin imkanımızı yürütme ve yargı gücünü kullanarak ortadan kaldırdılar. 7 Hazirandan beridir her şeyin bugünler için dizayn edildiğini çok iyi anlamakla birlikte; bundan böyle MHP'nin kurumsal kimliğine sahip çıkarak düştüğümüz yerden elbette kalkacağız ve Allah'ın izniyle oyunu bozacağız.
...
Siz görevlerinizin başında olacaksınız, bizler ise ''Hayır'' diyeceğiz.
Yolumuz, yolunuz açık olsun.
Allah'a emanet olunuz, Allah yar ve yardımcınız olsun.
...
Bugünkü şartlarda ne kadar zor görev yapıtığınızı; iki arada, bir derede kaldığınızı fark ediyor, görüyor, değerlendiriyoruz.
...
Sizlerden elbette bizler gibi ''Hayır''ı haykırmanızı beklemiyoruz; zira bunun yapılması durumunda tüm teşkilatların tasfiye edilip, AKP tandanslı yapılanmanın doğrudan MHP'ye sızması ve tamamen partimizin devlet ve hükümetin her türlü desteği ile AKP tarafından işgal edilmesi muhtemelin ötesinde, aşikardır.
...
Teşkilatlara tüm kira borçlarının ödeneceği vaadi ile teslimi istenebilir. Peşinen şunu biliniz ki; tüm MHP teşkilatı mensupları ''Evet'' diyceğiz diye bas bas bağırsanız bile; bunun içinizden gelenin değil zor, dayatma ve aldatmalarla geldiğimiz aşamanın zorladığı şartlar gereği; teşkilatları koruma, kollama ve yaşatma gereğidir.
...
15 Temmuz bahanesi, devletin bekası gerekçesi ile ''Partili Cumhurbaşlanlığı yalanı'' üzerinden dayatılan Başkanlık sistemine; Atilla Kaya Başkan'nın da belirttiği gibi Devlet Bahçeli'nin yine kendi keyfi ''Evet'' dayatması ile karşı karşıya kaldık ve Balgat ne derse desin siz teşkilatlar olarak her şeyin farkındasınız; çünkü biz birbirimizi tanırız, biliriz.
...
Dolayısıylasi sizlerin yapması gereken, bizlerin de sizleri anlayışla karşılamamız şartıyla ''Hayır'' tavrınızı beklemeden görev yapmakta olduğunuz teşkilatlara sahip çıkmanızdır. Bugünkü aşamada çok elzem olan görev yaptığınız sürece görevden alınmanıza bahane edilecek tutum ve davranışlardan, açıklamalardan kaçınmanızdır.
Hergün teşkilat sayfanızda Sayın Devlet Bahçeli den vecizeler paylaşınız, hatta övgüler dizin ama sakın ha sakın kasdettiğim anlamda hata yapmayınız. Fetö devlete kırk yılda sızmış; birileri MHP'ye el atarak, sızmış olamazlar mı?
...
Bizlerin MHP'nin kaderini tayin imkanımızı yürütme ve yargı gücünü kullanarak ortadan kaldırdılar. 7 Hazirandan beridir her şeyin bugünler için dizayn edildiğini çok iyi anlamakla birlikte; bundan böyle MHP'nin kurumsal kimliğine sahip çıkarak düştüğümüz yerden elbette kalkacağız ve Allah'ın izniyle oyunu bozacağız.
...
Siz görevlerinizin başında olacaksınız, bizler ise ''Hayır'' diyeceğiz.
Yolumuz, yolunuz açık olsun.
Allah'a emanet olunuz, Allah yar ve yardımcınız olsun.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
7 Şubat 2017 Salı
BAHÇELİ ERDOĞAN'I LİDER BİLMİŞ HABERİMİZ YOK
Bahçeli Erdoğan'ı lider bellemiş haberimiz yok
Koskoca bir davanın lideriyim diyeceksin, sonra üç günlük bir hareketin liderinin durduğu yere göre; orasındayım, burasındayım, şurasındayım diyerek kendine konum belireyeceksin. Çok takdir ediyorsan çekip, gitsene oraya. Oysa başkaları bizim üzerimizden kendileri için tanımlama yapıp, konum belirlemeliydiler.
Erdoğan Sopası ile Ülkücüleri terbiye etmek
Anlaşılmıştır ki; Devlet Bahçeli ondokuz yıldır İnanmadığı bir inancın kerhen liderliğini yamış; ilk fırsatta Erdoğan'ın kendisine verdiği sopa ile biz Türk milliyetçilerini terbiye etmeye kalkmıştır.
...
Aynen bir zamanlar "Bunlar Fatiha'yı bilmeyen, kandan beslenenler" diyenin dil ile bizlere hitap etmektedir. Bu üsluba #Hayır diyerek cevabımızı elbette vereceğiz.
...
Artık en doğal demokratik hakkımız olan #Hayır tercihimizi kullanacağımızı beyan ediyoruz diye bu kadar kin, nefret hatta intikam duygularını üzerimize boca eden zihniyete karşı #Hayır tercihimizi kanırtarak kullanmak boynumuzun borcudur.
...
Haklılığınıza inanıyorsanız, yüreğiniz yetiyorsa salonlara gelin. Belki canımızı yaktığın için oraya, buraya, şuraya savrulup duruyoruz; çünkü sayenizde çaresizlik içinde haklılığımızı haykırmak için bunu yapıyoruz ama sen niçin sindiğin yerlerden çıkıp, bizlerle yüzleşmekten kaçıyorsun.
...
Karşınızda kendi değerlerimize inanmışlık ve adanmışlık duyguları ile bağlı olan; aldatılmışlık hisleri ile psikolojik yıkıma uğramış bir inanç ve ülkü birlikteliğinin feryadı var. Bu feryada kulak vermek varken bizlere şamar oğlanı muamelesi yapamazsın. Tüm hakaretlerinizi aynen iade ediyor ve #Hayır diyoruz.
...
Ne diyoruz sevgili gönüldaşlarım ;#Hayır diyoruz.
Lütfen bir daha aşk ile....
#Hayır diyoruz.
''İslam Milleti'' mi, ''İslam Ümmeti mi''
Allah rızası için birileri muhtereme hatırlatsın; ''İslam Milleti '' yoktur, ''İslam Ümmeti" vardır.
...
''İslam Milleti'' vardı da Allah niçin Hucurat Suresi'nde ''Ben sizi kavim, kavim yarattım ki tanışasınız... '' demiş olsun. Türklük alarjisi yüzünden ayeti inkar ediyorsunuz, farkında değilsiniz muhteremler.
...
Bazı şeyleri paşa gönlün istedi diye OHAL ile değiştirip, yaptırabilirsiniz ancak kavramların anlamlarını değiştirmek için bunu yapamazsınız, ''Ben istedim olacak'' diyemezsiniz.
...
Aslında bütün mesele Asya'dan kopup gelen ve Nazım'ın dediği gibi "Bir kısrak başı gibi uzanan Anadolu" coğrafyasında yaşayan insanlarla millet olmayı başarmış; etnik kaygılardan uzak, tamamen kültürel ve sosyolojik anlamda kendisini ''Türk'' olarak tanımlayan insanlara nedeni bilinmeyen sebeplerden dolayı aidiyet duymamanın dışa vurumudur. İşin garibi, belki de acı tarafı; İslam ümmetine, hatta insanlığa ve medeni aleme en değerli hizmetleri vermiş olan ve adına Türklük denen bu gerçeği; kendisine en yüksek değer atfeden İslam ile ikame edilerek, perdelenip itibarsızlaştırma gayretleridir.
...
Yani demek istiyorlar ki; ''İslam neyinize yetmiyor ki, bir de Türklük denen bir sıfatı dayatıyorsunuz, hep beraber İslam'ız diyelim gitsin, bu ''Sıfat'' hepimize yeter, tanımlar.''
...
Tanımlamaz muhteremler. İslam ümmetinden,Türklük kavmindeniz. Birileri Türk'üm diyemeyebilir, demek zorunda da değil, dese de; bir dağa bir serçe konsa dağ ne kazanır, bir dağdan bir serçe kalksa dağ ne kaybeder ki. Biz Tüküz, Türküz demeye de türküsünü söylemeye de devam edeceğiz
İskilipli Atıf Hoca-Fethullah Gülen
Cumhuriyet tarihi boyunca CHP'nin tek parti döneminde büyüme ortalama %8.1 yine tek parti AKP döneminde ortalama %4.7 olmuş. AKP döneminin iki katı büyüme olmuş. AKP döneminde niçin büyüme küçülmüş; şimdi AKTROLLER bunun açıklamasını; "Ezan Türkçe okutuldu da ondan" derlerse şaşırmam.
...
Yine İskilip'li atıf hoca İngilizlerle iş birliği yapmış, CHP'yi kandıramamış, asılmış. Fethullah Gülen ABD ile işbirliği yapmış, AKP'yi kandırarak devleti ele geçirip, darbeye kalkışmış ama maalesef asılamadı.
Şerefsiz Köprüden Geçti Diye Şeref Geçmeyecek mi?
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, anayasa değişikliği konusunda MHP’liler üzerinde oyun oynandığını belirterek, “Ülkücüleri, MHP’lileri; PKK ile aynı amaç için ter döktüreceklerine inanan zavallıdır” dedi.
....
Sayın Bakan hiç bir Türk milliyetçisi PKK ile aynı amaç için ter dökmeyeceği gibi, yazdığınız senaryodaki evet için de ter dökmeyeceğiz, bilesiniz.
...
Sayın Bakan Vallahi de, billahi de size inanmak ve tavsiyenize uymak daha riskli. Sürekli kandırılan ve bu kandırılmalar yüzünden devleti ellerinizle teslim ettiğiniz terör örgütünden sonra; bundan böyle kim tarafından, nasıl kandırılacağınız belli değilken sizin kılavuzluğunuzda dibi karanlık kuyulara salınmak istemiyoruz.
...
Şunu iyi biliniz ki; biz kitabı olan fikir ve düşünce hareketiyiz; dolayısıyla bu ilke ve inançlar üzerinden yaptığımız değerlendirmeler ışığında ''Hayır'' diyeceğiz. Efendim şu örgüt, bu örgüt de hayır diyecekmiş; varsın desinler. Boğazdaki köprülerden hainler de geçer, puştlar da, şerefsizler de; şerefsiz geçti diye Şeref geçmeyecek mi?
...
Not alırmısınız lütfen, biz algılarla yönlendirilen sürüler değiliz. ''Kitabi'' olan fikir hareketimizden aldığımız feyiz ile düşünür, hareket ederiz. Bizi o kasdettiğiniz örgütlerle amaçta birliktelik değil, tarumar ettiğiniz siyasi arenanın konjonktürü aynı paralele düşürmüş olabilir ama siz PKK ve Fetö ile isteyerek, bilerek ve inanarak bir araya gelip, eylem ve iş birliği yaptığınızda; biz ülkücüler hep bir ağızdan ''Bunu yapamazınız'' demiştik ve hala da o noktadayız. Efendim ''Kandırıldık'' diyebilirsiniz; kandırılmasaydınız. İktidara ''Hararetiniz'' var diye her şişede duranı su sanıp içemezsinizki.
...
Belki sizler halihazırda birileri tarafından kandırılmış olup; bilinmezlik dehlizine doğru hep beraber sürükleniyor da olabiliriz. Yaşattığınız tecrübeler bize bunları söyletiyor.
Ülkücüler olarak %85 hayır diyoruz, %5 de kapak olsun, etti mi sana %90
Hayırlı olsun efendim.
Kendine Bir Tanrı Edin Denseydi...
ilkel kabilelerden birisine ''İstediğiniz güce sahip, kendinize bir tanrı edinin'' dense; ancak bu kadar yetkilerle donatılmış bir ''Başkanı'' tasavvur edebilirlerdi herhalde.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Koskoca bir davanın lideriyim diyeceksin, sonra üç günlük bir hareketin liderinin durduğu yere göre; orasındayım, burasındayım, şurasındayım diyerek kendine konum belireyeceksin. Çok takdir ediyorsan çekip, gitsene oraya. Oysa başkaları bizim üzerimizden kendileri için tanımlama yapıp, konum belirlemeliydiler.
Erdoğan Sopası ile Ülkücüleri terbiye etmek
Anlaşılmıştır ki; Devlet Bahçeli ondokuz yıldır İnanmadığı bir inancın kerhen liderliğini yamış; ilk fırsatta Erdoğan'ın kendisine verdiği sopa ile biz Türk milliyetçilerini terbiye etmeye kalkmıştır.
...
Aynen bir zamanlar "Bunlar Fatiha'yı bilmeyen, kandan beslenenler" diyenin dil ile bizlere hitap etmektedir. Bu üsluba #Hayır diyerek cevabımızı elbette vereceğiz.
...
Artık en doğal demokratik hakkımız olan #Hayır tercihimizi kullanacağımızı beyan ediyoruz diye bu kadar kin, nefret hatta intikam duygularını üzerimize boca eden zihniyete karşı #Hayır tercihimizi kanırtarak kullanmak boynumuzun borcudur.
...
Haklılığınıza inanıyorsanız, yüreğiniz yetiyorsa salonlara gelin. Belki canımızı yaktığın için oraya, buraya, şuraya savrulup duruyoruz; çünkü sayenizde çaresizlik içinde haklılığımızı haykırmak için bunu yapıyoruz ama sen niçin sindiğin yerlerden çıkıp, bizlerle yüzleşmekten kaçıyorsun.
...
Karşınızda kendi değerlerimize inanmışlık ve adanmışlık duyguları ile bağlı olan; aldatılmışlık hisleri ile psikolojik yıkıma uğramış bir inanç ve ülkü birlikteliğinin feryadı var. Bu feryada kulak vermek varken bizlere şamar oğlanı muamelesi yapamazsın. Tüm hakaretlerinizi aynen iade ediyor ve #Hayır diyoruz.
...
Ne diyoruz sevgili gönüldaşlarım ;#Hayır diyoruz.
Lütfen bir daha aşk ile....
#Hayır diyoruz.
''İslam Milleti'' mi, ''İslam Ümmeti mi''
Allah rızası için birileri muhtereme hatırlatsın; ''İslam Milleti '' yoktur, ''İslam Ümmeti" vardır.
...
''İslam Milleti'' vardı da Allah niçin Hucurat Suresi'nde ''Ben sizi kavim, kavim yarattım ki tanışasınız... '' demiş olsun. Türklük alarjisi yüzünden ayeti inkar ediyorsunuz, farkında değilsiniz muhteremler.
...
Bazı şeyleri paşa gönlün istedi diye OHAL ile değiştirip, yaptırabilirsiniz ancak kavramların anlamlarını değiştirmek için bunu yapamazsınız, ''Ben istedim olacak'' diyemezsiniz.
...
Aslında bütün mesele Asya'dan kopup gelen ve Nazım'ın dediği gibi "Bir kısrak başı gibi uzanan Anadolu" coğrafyasında yaşayan insanlarla millet olmayı başarmış; etnik kaygılardan uzak, tamamen kültürel ve sosyolojik anlamda kendisini ''Türk'' olarak tanımlayan insanlara nedeni bilinmeyen sebeplerden dolayı aidiyet duymamanın dışa vurumudur. İşin garibi, belki de acı tarafı; İslam ümmetine, hatta insanlığa ve medeni aleme en değerli hizmetleri vermiş olan ve adına Türklük denen bu gerçeği; kendisine en yüksek değer atfeden İslam ile ikame edilerek, perdelenip itibarsızlaştırma gayretleridir.
...
Yani demek istiyorlar ki; ''İslam neyinize yetmiyor ki, bir de Türklük denen bir sıfatı dayatıyorsunuz, hep beraber İslam'ız diyelim gitsin, bu ''Sıfat'' hepimize yeter, tanımlar.''
...
Tanımlamaz muhteremler. İslam ümmetinden,Türklük kavmindeniz. Birileri Türk'üm diyemeyebilir, demek zorunda da değil, dese de; bir dağa bir serçe konsa dağ ne kazanır, bir dağdan bir serçe kalksa dağ ne kaybeder ki. Biz Tüküz, Türküz demeye de türküsünü söylemeye de devam edeceğiz
İskilipli Atıf Hoca-Fethullah Gülen
Cumhuriyet tarihi boyunca CHP'nin tek parti döneminde büyüme ortalama %8.1 yine tek parti AKP döneminde ortalama %4.7 olmuş. AKP döneminin iki katı büyüme olmuş. AKP döneminde niçin büyüme küçülmüş; şimdi AKTROLLER bunun açıklamasını; "Ezan Türkçe okutuldu da ondan" derlerse şaşırmam.
...
Yine İskilip'li atıf hoca İngilizlerle iş birliği yapmış, CHP'yi kandıramamış, asılmış. Fethullah Gülen ABD ile işbirliği yapmış, AKP'yi kandırarak devleti ele geçirip, darbeye kalkışmış ama maalesef asılamadı.
Şerefsiz Köprüden Geçti Diye Şeref Geçmeyecek mi?
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, anayasa değişikliği konusunda MHP’liler üzerinde oyun oynandığını belirterek, “Ülkücüleri, MHP’lileri; PKK ile aynı amaç için ter döktüreceklerine inanan zavallıdır” dedi.
....
Sayın Bakan hiç bir Türk milliyetçisi PKK ile aynı amaç için ter dökmeyeceği gibi, yazdığınız senaryodaki evet için de ter dökmeyeceğiz, bilesiniz.
...
Sayın Bakan Vallahi de, billahi de size inanmak ve tavsiyenize uymak daha riskli. Sürekli kandırılan ve bu kandırılmalar yüzünden devleti ellerinizle teslim ettiğiniz terör örgütünden sonra; bundan böyle kim tarafından, nasıl kandırılacağınız belli değilken sizin kılavuzluğunuzda dibi karanlık kuyulara salınmak istemiyoruz.
...
Şunu iyi biliniz ki; biz kitabı olan fikir ve düşünce hareketiyiz; dolayısıyla bu ilke ve inançlar üzerinden yaptığımız değerlendirmeler ışığında ''Hayır'' diyeceğiz. Efendim şu örgüt, bu örgüt de hayır diyecekmiş; varsın desinler. Boğazdaki köprülerden hainler de geçer, puştlar da, şerefsizler de; şerefsiz geçti diye Şeref geçmeyecek mi?
...
Not alırmısınız lütfen, biz algılarla yönlendirilen sürüler değiliz. ''Kitabi'' olan fikir hareketimizden aldığımız feyiz ile düşünür, hareket ederiz. Bizi o kasdettiğiniz örgütlerle amaçta birliktelik değil, tarumar ettiğiniz siyasi arenanın konjonktürü aynı paralele düşürmüş olabilir ama siz PKK ve Fetö ile isteyerek, bilerek ve inanarak bir araya gelip, eylem ve iş birliği yaptığınızda; biz ülkücüler hep bir ağızdan ''Bunu yapamazınız'' demiştik ve hala da o noktadayız. Efendim ''Kandırıldık'' diyebilirsiniz; kandırılmasaydınız. İktidara ''Hararetiniz'' var diye her şişede duranı su sanıp içemezsinizki.
...
Belki sizler halihazırda birileri tarafından kandırılmış olup; bilinmezlik dehlizine doğru hep beraber sürükleniyor da olabiliriz. Yaşattığınız tecrübeler bize bunları söyletiyor.
Ülkücüler olarak %85 hayır diyoruz, %5 de kapak olsun, etti mi sana %90
Hayırlı olsun efendim.
Kendine Bir Tanrı Edin Denseydi...
ilkel kabilelerden birisine ''İstediğiniz güce sahip, kendinize bir tanrı edinin'' dense; ancak bu kadar yetkilerle donatılmış bir ''Başkanı'' tasavvur edebilirlerdi herhalde.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



