26 Şubat 2017 Pazar

BU NE SINIR TANIMAYAN HADSİZLİKTİR

Üsküdar AKP teşkilatı afişler hazırlayıp, rahmetli Başbuğ'un da üzerine resmini basarak, kendisine atfen "MHP eski genel Başkanı Alpaslan Türkeş" de başkanlık istiyordu" diyerek, rahmetlinin düşünmediğini düşündürerek ve de üstelik sıradan bir genel başkan statüsüne indirip "MHP eski Genel Başkanı Alparslan Türkeş" diye de imzasını açarak paylaşmışlar.
...
Beyler rahmetli insan bir davanın banisi olup, ismi sıfatı ile beraber söylenir, yazılır; "Başbuğ Alparslan Türkeş" diye. Genel Başkan arıyorsanız; o da şimdilik Devlet Bahçeli dir.
... 
Gazeteci Taha Akyol'un şahitliğinde biliyoruz ki; Başbuğ Alparslan Türkeş "Hürriyetçi Demokratik Parlamenter sistem"den yana olduğunu yazdığı kitabında ifade etmiştir.
...
Referansınızı, önünde diz çöktüğünüz, kendi fikir adamlarınızdan mesela rahmetli Erbakan hocadan alabilirsiniz. Hiç olmazsa ölüye saygı gösterin. Kendini savunamayacak insanlara atfen fikir ve düşünce iftirasında bulunmayın. İşbirlikçi, yol arkadaşınız Bahçeli bile güler geçer bu iftiraya çünkü gerçek olsaydı ilk önce o sarılırdı ''Türkeş Bey de Başkanlık sistemini istiyordu'' diye. Kul hakkı denen bir şey var, siz bunu bilmezmisiniz. Başbuğ'un üzerinden çekin kirli ellerinizi.
...
Taha Akyol 7.2.2017 tarihli Hürriyet Gaztesindeki köşe yazısında diyor ki;
''Ben MHP’nin Genel İdare Kurulu’na 1977’de seçilmiştim, Türkeş’in de avukatı olmuştum. Merhum Türkeş’in ağzından hiç “başkanlık sistemi”ni duymadım. 
Kendisinin 1977 basımlı “Gönül Seferberliği” adlı kitabından bir cümle:
“Milliyetçi Hareket Partisi’nin yolu hukukun üstünlüğünü esas alan, çok partili, demokratik, parlamenter, hürriyetçi nizamdır.” (s. 243)
1997’de vefat eden Türkeş’in sistem değişikliğini isteyen tek konuşması olmamıştır. Olsaydı bile bu, Türkiye’de bugün sistem değiştirmenin gerekçesi olabilir mi?
...
Umarım kul hakkı ile cebelleşmemek için bu hatanızdan dönersiniz muhteremler ancak siyasetinizi arsızlık üzerine konumlandırdığınız için umurunuzda olacağını sanmıyorum.
...
AKP amblemi altında Bağbuğ'un resmi ve AKP'nin referandum propagandası; ne günlere geldik Allah'ım.
Ülkücülere bu zulmün yapılmasının müsebbibi olanları er geç kaçtıkları salonlara tıkayıp, hesabını soracağız elbette. 
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

22 Şubat 2017 Çarşamba

SÖYLENMEDİK NE KALDI Kİ

Durduk yerde Adana Büyük Şehir Belediyesi başkanı Hüseyin sözlü niçin gündeme getirildi. Mesela niçin Ankara'yı parsel parsel parselleyip de cemaate peşkeş çekenlerin üzerine gidilmez de ülkücü muhalif isimlerin üzerine üzerine gidilir. Bunun elbette ciddi bir nedeni olmalı, o da şudur.

Değerli dostlar yapılmak istenen şu ki; 
MHP Genel Merkezinin(Balgat'ın) özellikle 7 Haziran'dan bu güne istenilen kıvama getirilip, şekil verildikten sonra; şimdi de MHP kurumsal kimliği altında hasbelkader ayakta kalabilen, daha doğrusu kalmayı başarabilmiş isim ve kurumların MHP üzerinden yazılmış senaryoların icrasında ayakbağı olabilecekleri ihtimalleri nedeniyle bişekilde tasfiye edilmeleri istenmektedir. Bu tasfiyenin doğal bir süreçle gerçekleşmesini isteyen Bahçeli, baktı ki her geçen gün bu özlemi gerçekleşmiyor, insanlar inadına MHP'nin kurumsallığına sahip çıkıyorlar, bu sefer ''Madem ki muhalifsiniz gidin başka parti kurun, biz de AKP ile kolayca entegre olalım'' dercesine grup toplantısındaki konuşmasından zımnen bunu anlayabiliyoruz.

Değerli dostlar, ben bu ve önceki günlerdeki yorumlarımı şuna inanarak yapıyorum; Devlet Bahçeli MHP'nin misyonunu tamamladığını düşünerek, iki partili sisteme geçmek üzere kurgulanan senaryonun gereğini yapıyor. Bu düşüncesini tek başına ve partinin kendi iç dinamikleri ile başarmasının mümkün olamayacağını bildiği için ilk önce partideki güçlü figürleri tasfiye ederek, kendisine biat eden az bir grup ile dahili olduğu senaryoyu AKP ve tabi ki Erdoğan desteği başarmayı düşünüyor. İşin garibi MHP'yi bitirme sürecine sokanlar kendilerini savunmak için ''Ne yapalım, sistem değişti; doğal olarak iki partili sistem kendiliğinden oluştu'' diyecekleridir.


Türk milliyetçileri için sihirli olan ve kudsiye
t atfedilen ''Develtin bekası'' tanımlaması üzerinden vicdanlarımız devşirilmek isteniyor ancak elbette ahmak değiliz; devletin ''Uzatmalı Bekası''nın olmayacağı, beka sorunu yaratanların bunu bir takvime bağlamayacakları aşikarken, ''Size 2019 yılına kadar müsade ettik'' denmiş olamayacağına göre; dile getirilen beka sorunu uydurulmuş bir hikaye değilmidir. Böyle bir sorun varsa, an itibariyle de vardır. Kaldı ki Erdoğan sistem değişikliği için ''Ta Belediye Başkanlığım zamanımdan beridir hayal ettiğim, kafa yorduğum bir davamdı'' diyor.


Sistem değişikliğine yüreklenene kadar malum kasetler ile ilk önce MHP'nin kurumsal kimliğine suikast yapılmıştır; 1 Kasım seçimi arifesinde ise siyasi partiler yasası ve parti tüzüğünden kaynaklanan haklarını kullanarak, partisine sahip çıkmak isteyen ülkücü iradenin tecelli etmesine devletim tüm imkanları kullanılarak engel olunmuştur. Bunu Balgat ve Hükümet(Erdoğan) başarmışlardır. Eğer MHP de kongre gerçekleşmiş olsaydı; bugün referandum falan konuşuyor olmayacaktık.

Görülüyor ki bundan sonraki süreçte ise Hüsyin Sözlü gibi isimler başta olmak üzere; Türk Milliyetçiliği Hareketi'nin derlenip, toparlanıp tekrar ete kemiğe bürünmesi ihtimaline karşı het türlü operasyonlar yapılabilecektir.
Eğer bugün Halk TV dışında ulusal yayın yapan TV kanalları;Sinan Oğan, Yusuf Halaçoğlu, Meral Akşener, Koray Aydın, Özcan Yeniçeri, Oktay Vural, Ümit Özdağ'a ve daha bir çokj değerli Türk milliyetçisi isimlere 1 Kasım seçimlerinden bu yana sansür uyguluyorlarsa, bunun nedeninin Balgat-Hükümet(Erdoğan) tarafından yazılmış senaryo gereği olmayıp da başka neden olabilir Allah aşkına. 
Arkadaşımızın birisi yazmış; neymiş efendim Hüseyin Sözlü yeterli diplaması olmayan birisine falanca yerde, filanca görevi vermiş. Sanki dürüstlük bize, iktidar başkalarına haktır; öyle mi?

Geçiniz bunları beyler; 1150 odalı saraya 18 yaşından başlamak üzere 1150 tane Cumhurbaşkanı yardımcısının; üstelik de bunların istenirse Cumhurbaşkanının çocukları ve torunlarından da oluşabileceği ve de ''teknik'' olarak atanabileceğini mümkün kılan bir sistem; yani meclisten geçene kadar ''Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi'' , MHP'nin desteği ile meclisten geçtikten sonra da ''Cumhurbaşkanlığı Hülümeti'' denen ucube bir sisteme geçiliyor. Sistem denen şeyin bir disiplini vardır. Onbeş günde bir adı değişen ''Sistemin'' getireceği felaket, adının bir türlü konamamasından belli değil mi.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

20 Şubat 2017 Pazartesi

DÜN GECE İSTANBUL'DA OLMAYAN OLDU

Dün gece İstanbul da düzenlenen MHP eğlence gecesinde, son günlerin AKP-Balgat (Özellikle MHP demedim) evet cephesi işbirliğinin anlamına binaen,ruhuna uygun olark salonun değişik yerlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ın da posterleri asılmış. Ben 55 yaşında bir ülkücüyüm, şimdiye kadar Atatürk dışında hiç bir Cumhurbaşkanının posterinin veya resminin MHP eğlence veya toplantı salonlarına asıldığına şahit olmadım. İşin komik tarafı bu duruma mazeret uydurmaya çalışan gönüldaşlarımızın canhıraç çırpınışları.

Neymiş efendim, bu tür etkinliklerde geleneksel olarak günün cumhurbaşkanının posterlerinin asıldığı; salonun AKP belediyesine ait olduğu; dolayısıyla daha önceden sabit posterin asılı olduğu; falan, filan...
Bunların hiçbirisi doğru mazeret olamaz. Özel gecemiz bize özeldir. Aidiyet hissi duymadığımız veya bize böyle bir hissi duymayan kişi, grup veya siyasi partilere ait ''Değerlerin'' benim gecemde ne işi olabilir ki; anlam vermek mümkün değil. Kaldıki, belediye binları o belediye başkanlığını kazanan siyasi partilerin şahsi mülkiyetlerine geçmiyor ki.
O posterdeki gözlerin herbirinizin gözünün içine içine bakarken hiç mi aklınıza gelmedi ayaklar altına alındığımız; hiç mi aklınıza gelmedi uçkur suikastları düzenlenip, sonra da meydanlarda genel halimiz olduğunun haykırılması; hiç mi aklınıza gelmedi Fatiha'yı bilmediğimiz iftirası; hiç mi aklınıza gelmedi; karşıma Türklükle çıkmayın aşağılaması...

2006 yılından beridir hiç bir zaman kendisine inanıp, güvenmediğim; bir misyon yükleyemediğim Sayın Devlet Bahçeli'ye atfen yapılan; bugün daha iyi anlayabildiğm, çoğu da haklı eleştirilere karşılık; savunma adına; konu edilen tutum ve davranışlarına kudsiyet atfederek, aklından dahi geçiremeyeceği anlamları yüklemek için çırpınışlarımı hatırladım. Benim yaptığım elbette MHP'nin kurumsal kimliğine sahip çıkmak ve başarısına odaklanmış olmamdı.
...
Dün gece o salona bizim geleneğimizde olmayan bir şekilde günün cumhurbaşkanının posterinin asılmasının anlamı; artık Türk milliyetçileri, ülkücüler olarak ciddi bir kırılma sürecini yaşamaakta olduğumuzdur. Dolayısıyla önümüzdeki referandum biz ülkücüler için yaşadığımız kırılma ile hesaplaşma fırsatı verecektir.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

CNN TURK'E AÇIK MEKTUP

Sayın Yetkili,
Ülkemizde gerek habercilik anlamında, gerekse gündeme ilişkin haber, tartışma, yorum ve değerlendirme programları üzerine izlenebilirlik ve kalite konusunda otoriter bir medya kuruluşu oluşunuz genel kabul görmüş olmakla birlikte kendim de aynı kanaate sahibim.
...
Sizi değerli ve izlenebilir kılan bahsettiğim özelliğinize yazık etmeye başladınız; bilesiniz. Bazen Türkiye’nin keyfi ve fiili yönetiminin tehdidi altında olabileceğinizden ‘’Alo Fatih’’ hattının devreye girerek, şikayetimin konusu olan taraflı yayının veya sansürlü yayın yapmak zorunda kalabildiğinizi düşünebiliyorum. Ancak bu nereye kadar devem edecek...
....
15 Temmuz darbesini bertaraf etme konusunda gerçek kahramanlar yanında, medya olarak da CNN Türk olmuştur. Bu konudaki ‘’konumunuzun’’ değerinin ve yüceliğinin farkında olamayacağınızı tahmin edemiyorum; aksine malum ihanetin def edilmesindeki rolünüzün devamı gereği; sistem değişikliğine gidildiği ve çok kritik bir dönemden geçtiğimiz bir süreçte insanlarımızın doğru bilgilendirilmeleri için taraflara eşit fırsatın tanınması hassasiyetini göstermenizi bekliyoruz.
...
Ben 55 yaşında; 13 yaşımdan beridir siyasi olarak MHP’li, fikri olarak da kendisini ülkücü tanımlayan birisiyim. Okuyan, düşünen, yazan; sivil toplum örgütlerinde görev yapan; inanç ve ilkelerim doğrultusunda gücümün yettiği kadarıyla hizmet edip; değer atfettiğim kıymetlerim için mücadele eden birisiyim. Fark ettirmeye ve izahına çalıştığım bu kişiliğimin bana yüklediği sorumluluğun vicdanı kararı gereği; yapılmak istenen sistem değişikliği için hayır diyeceğimi öncelikle belirtmek isterim.
...
Gelelim sitemime: Tüm tartışma programlarınızda biz MHP’li ülkücü, aynı zamanda ‘’Hayır’’ demeyi düşünen hiçbir isime ekrana çıkma imkanı vermiyorsunuz. Ancak, özellikle de bizim adımıza, yani hayır demeyi düşünen ülkücüler adına konuşma fırsatını Aktrollere veriyorsunuz; onlar da ülkücü camia adına her şeyi toz pembe gösteriyorlar.Niçin MHP’li ve ülkücü olup da hayır diyen bir isme fırsat vermiyorsunuz. Adeta MHP genel merkezi ve AKP ortaklaşa bir metin hazırlayıp, ‘’Sakın hayır diyebilecek MHP’li ve ülkücü bilinen isimleri programlarınıza çıkarmayın’’ dercesine bu metni sizlere iletmişler ve sizler de bu tamime uyuyorsunuz herhalde.
...
Sormak isterim; niçin alanında uzman, ülkemizin en kıymetli akademisyenlerinden, stratejist, siyaset bilimcisi Prof. Dr. Ümit Özdağ ve Dr. Sinan Oğan; Tarih Kurumu başkanı iken dünyadan belgeler toplayarak arşivleyip, tüm dünyadaki Ermeni diasporasına hodri meydan çekecek özgüveni ülkemize kazandıran Yusuf Halacoğlu; meclis başkan vekilliği yaptığı dönemde meclis oturumlarını en adil şekilde yönettiğine dair tüm siyasi partiler tarafından ismi üzerinde mutabık kalınan; iç işleri bakanı olduğu dönemde terörün en aza indiği, 28 Şubat sürecinin en’’Delikanlı’’ ismi olan Meral Akşener Hanım’ı ve daha bir çok MHP Genel Merkez muhalifi ve Hayır tercihini kamuoyuna açıklamış diğer isimlere niçin sansür uyguluyorsunuz. Bu isimler ne tesadüf ki; hepisi akademisyen ve bilim adamları. Ve bu insanlara uyguladığınız siyasi ambargo yüzünden, uzmanlık alanları ile ilgili bilgilerinden dahi faydalanamıyoruz. Oysa sürekli siyasal ve güvenlik alanında yaşanan olayların yorumlanması, analiz edilmesi gerektiği durumlarda bu isimlere sık sık yer veriyordunuz. Bu tarzınız, 15 Temmuz kalkışmasına karşı duruşunuza; belli ki muktedir olanların tehdidi nedeniyle yakışmıyor.
Lütfen ekranlarınızda muhalif, hayırcı Türk milliyetçileri adına konuşmak üzere aktrolleri değil, gerçek muhataplarını çağırmanızı hassaten umuyor, bekliyoruz.
Saygılarımla,
Mehmet Soral
Not:Bu mektup mail olarak CNN Türk, Haber Türk ve NTV kanallarına gönderilmiştir.

15 Şubat 2017 Çarşamba

SİZ BUNLARI UNUTTUNUZ MU?

Vesayetci Sistemin Babası Geliyor
Siz farkındamısınız; eğer referandum evet ile sonuçlanırsa; gelmiş geçmiş en baba vesayetci sistemin devreye gireceğini. 
...
Düşünün ''Başkan''ın paşa gönlüne göre atadığı bakan bürokratları ile bir şey düşünüp, pratik geliştiyor ancak kendisini sürekli ''Acaba başkan ne der'' tehditi altında hissedecek ve işi sağlama almak için başkanın etrafında dolanıp, duracaktır. Çünkü bakan milletten güç almıyor, zira Başkan'ın seçip, o makama oturttuğu kişi; gidişi de, gelişi kadar kolay olacaktır.
...
Akçeli işlerle ilgili; mesela bir ilimizde kupon arazi için bir çalışma yapılacak; sanmıyorum ki Başkan'a danışılmadan ve onay alınmadan işe başlanabilsin.
...
Diyelim emniyet güçleri bir kaçakcılık vakasına suçüstü yaptı. Arabanın pilakası Giresun, İlçesi Şebinkarahisar ve ben de Devlet Başkanıyım ve Şebinkarahisarlıyım ama ''Rizeli''huyundayım; sormak isterim, o emniyet mensupları (Bana) Başkan'a danışmadan savcıya haber verirler mi; vermezler.
...
Mesela yurt dışında büyükelçimiz, kendince ülkemizin menfaatini koruma adına inisiyatifini kullanarak bir toplantıya katılma veya katılmama kararı almayı düşündüğünde; başkanın iki dudağı arasındaki akibetini düşünerek gerekeni mi yapar; yoksa ''Nemelazım'' mı der.
...
Diyelim ki; Şebinkarahisar'ımız il oldu, Hayri abimiz milletvekilimiz; ben de bizim Gürçalı Köyünün çabanıyım.Hayri abime gidip, su sorunumuzu dile getiriyorum ama bana ''Bakan Bey'e iletirim ancak ondan kesin cevap alamam; nitekim bu masraflı ve alangirli bir konu; Sayın Başkan ile görüşmeden karar verebileceğini sanmıyorum'' dediğinde; ''Abi o zaman sen doğrudan Başkan'a git, talebimizi ilet'' diyeceğim ama peşinen ''Olur mu canım, beni fırçalar; bakan Bey nerede'' diyecektir.
....
Örnekleri daha da sıralamak mümün. Verdiğim örnekler üst kademede olup bitecekler üzerinden. Alt kademe müsteşar ve bürokratların kendi aralarındaki hiyerarşik yapılanmada olabilecek kilitlenme ve tıkanmayı tasavvur bile etmek istemiyorum.
...
Sorumluluklar konusunda risk almama, bir üst makama yönlendirme veya öteleme gayretleri ile; sürekli yukarıdan aşağıya doğru ''Buyurma'' gayretleri. İhale bitmiş ''Başkan'dan selam var'' emrivakileri ve daha neler,neler. Yüzde yüz myaşanacağına inandığım bu olasılıklar; allanan, ballanan ve pullanan sistemi tıkıyacak, kesinlikle de yürümeyecektir. 
...
Aslında klasik anlamda bilinen başkanlık sisteminde bu riskleri ortadan kaldıran mantıklı ve makul oto kontrol, denge, denetim mekanızması var ama Türk milletine anlatılarak değil de; algı yaratarak dayatılan ucube; ''Partili Cumhurbaşkanlığı'' veya aslında üç beş tane aklı evvelin yazıp ortaya çıkardıkları ''Türk Tipi Başkanlık''a, ''Türk tipi'' denilerek Türk milletine şamil kılınmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Tarihte Türk milletinin ortak aklından süzülerek çıkmış çok zekice icatlar ve icraatlar olmuştur ama hiç bir zaman böyle bir ucube çıkmamıştır. Zaten kim/kimlerin aklından dahi çıktığı açıklanmıyor, saklanıyor. Ben olsam, yaptığımın doğruluğuna inanıyorsam; meydanlara çıkar, onur ve gururla ''Bunu ben/biz yaptık, hazırladık'' derim. Çümkü ortaya çıkan ''Ürün'' inanılarak değil, sipariş üzerine üretildi. Millet de inanıp, güvenmeyeceği için hayır diyecektir; eğer kendisine anlatılma fırsatı yaratılırsa.

Referandum sonucu evet çıkarsa niçin 2019 da yürürlüğe girecek
Sayın Bahçeli devletin bekası sözkonusu ise; niçin referandum sonucu evet çıkarsa 2019 da yürürlüğe girecek. O zamana kadar atı alan Üsküdar'ı geçmez mi? Devletin bekası demek, ortadan kalkma tehlikesi demektir. Bu beka sorununu yaratanlar size 2019'a kadar müsade mi verdiler. Sayın Bahçeli devletin değil, koltuğunuzun bekası için böyle bir takvimi programlamış olduğunuzu anlamamak için eğitim bile şart değil. İşte en azından aklımızla alay edip, zekamızla dalga geçmeniz bile kurduğunuz tezgaha #Hayır dememiz için yeterli sebeptir.

MHP-AKP Sanal Koalisyonu 7 Haziran akşlamı Kurulmuştur
Siz hatırlıyormusunuz; 7 Haziran sonrası Tuğrul Türkeş henüz AKP'ye geçmemişken kendisine "AKP ile görüşen milletvekilleriniz varmış" diye sorulduğunda "Sayın Bahçeli'ye sorun" şeklindeki cevabında; aslında AKP ile bu günler, hatta başkanlık sistemi için bir pazarlığın yapıldığı

ve bu pazarlık gereği Tuğrul Türkeş'in AKP'ye geçtiğini anlayabiliyoruz. Yine bugün daha iyi anlıyoruz k; Meral Akşener düşmanlığının arkasında, sanal olarak AKP ile yapılmış olan ittifakın tezgahına düşmemiş olmasıdır.
...
Nitekim Tuğrul efendi henüz bir haftalık AKP'li iken genel kurulda Bahçeli ile başbaşa birbirlerine karşı ''Ense tokat'' samimi pozlarına şahit olmuştuk.
...
Muhteremler bizler okuyan, düşünen, analiz eden; algılara teslim olmayan fikri, vicdanı hür insanlarız. Dünü unutmayacağız; yarınlara hazırlık için bilesiniz. 

Ülkemizden geçen PYD konvoyu

Madem Savaşacaktık, PYD'ye niçin koridor açtık
Siz biliyormusunuz; PYD'yi IŞİD'e karşı korumak için daha sonra terörist başı ilan ettiğimiz Salih Müslim'in talebi üzerine Kuzey Irak'tan gelen peşmergelerin Suriye'ye geçmeleri için ülkemizden koridor açtığımızı. 
...
Ve yine siz biliyormusunuz; daha sonra, PYD Suriye'de Kürt koridoru oluşturmasın (doğru karar, arksındayız) diye Suriye'ye girmek zorunda kaldığımızı ve maalesef bu nedenle hergün şehitler verdiğimizi
...
Ve yine siz biliyormusunuz; Türk milliyetçileri ve muhlefet olarak ''Hayır, bunlara güven olmaz, koridor açılmamalı'' diye feryad edip, sesimizi hükümete duyuramadığımızı.
...
Bütün bu hataların nedeni, fiili ama gayri hukuki "Tek adam aklı" ile hareket edilmesidir.
İşte bundan sonra ''Anayasal zırh giydirilmiş'' tek adamlı başkanlık sistemine; devletin ve milletin başının belaya girmemesi ve devletimizin bekası için #Hayır demek vatanseverliğimiz gereğidir. 

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

10 Şubat 2017 Cuma

BAŞKANLIK HİKAYESİ VE MHP'YE YAPILAN DARBE

Başkanlık Sistemine Giden Yol MHP'ye Yapılan Darbe ile açılmıştır.
Milliyetçi Hareket Partisin'nin Olağanüstü Kongre talebinin; Yürütme ve Yargı marifeti ile gayri kanuni ve huhuki yöntemlere baş vurularak yaptırılmamış olmasının temelinde; Başkanlık sistemine müsade etmeyecek yeni bir MHP Genel Başkanı ve yönetimi ile gidilemeyeceğinin yüzde yüz anlaşılmasından dolayıdır. 
...
Dolayısıyla ülkücü iradeye, MHP Olağanüstü Kongresine yapılan darbe daha sonrasına ''Kurgulanmış sivil bir darbe"ye yol açmak için yapılmıştır. Referandumda ''Evet'' çıkması durumunda da başarılmış olunacaktır.
Muhtemelen ''Nasıl başardık ama''diyorlar
"Kurgulanmış sivil bir darbe" nin hukuki zemininin sağlanmasını teminen; başarılı olunması (Evet çıkması) durumunda zaferin Reis'e; kaybedilmesi (Hayır çıkması) durumunda ise başarısızlığın zaten MHP de siyasi geleceği kalmayan Bahçeli'ye maal edilecek bir süreç programlandı.
...
"Kurgulanmış sivil bir darbe" için böyle bir usulün seçilmiş olması; Bahçeli'nin ifa ettiği görev yani Cumhuriyet hükumetlerinin daimi kadrolu memuru olmanın gereği normaldir. Zaten bu görevi o kadar çok içselleştirmiş ki; kendisi de itiraf etti, kendini lider falan görmüyor, Erdoğan-Perinçek arasında konum belirliyor.
...
Bahçeli inisiyatif ortaya koymamıştır, memurluk yapmıştır. İnisiyatif ortaya koymuş olsaydı, Atilla Kaya'nın da diğer MYK üyelerinin de bilgisi olurdu. Bir hafta önce MYK toplanıyor, parlamenter sistem için devam deniliyor ancak yine Kocayayla'da olduğu gibi daha millet yayladan inmeden erken seçim tarihi vermesinde olduğu gibi, "Başkanlık sistemi" için de düğmeye basıyor. Aynı usulu 7 Haziran'da da uyguladı; kimseye danışmadan gece yarısı, alelacele, sözde kendi kararını, aslında seçimden başarısız çıkan Erdoğan'ın tekrar seçime gidilmesi arzusunun gereğini yerine getirmiş oldu.
...
Değerli gönüldaşlarım sormak isterim; bütün bu yaşananlardan sonra #Hayır dememek için daha ne kadar kaybetmemiz üzerine kurgulanmış örnekleri yaşamamız gerekiyor. Hani biz dünyaya nizam verecek ideal ve ülkülere inamıştık. ''Ülkücünün gücü'' sürekli ''İradesinin dışında'' başkalarının menfaatlerine kullanılarak sürekli suistimal edilmiştir. Artık bu yeknesaklığı kabul etmememiz gerekiyor. Sizleri bilemem ama benim çocuklarıma izah edebileceğim ne bir mazeretim ne de takatim kaldı. #Hayır demek en huzurlu kararım olacaktır, inşallah. 
Beraberlikte ısrar başarıyı getirecektir
MHP Teşkilatlarında Göreve devam, Bizler ise Hayır demeye Devam edeceğiz.
MHP teşkilatlarında görevli değerli gönüldaşlarım,
Biz muhalif ve ''Hayırcı'' gönüldaşlarınız olarak sizlerle hiç bir meselemiz yoktur; bilesiniz.
...
Bugünkü şartlarda ne kadar zor görev yapıtığınızı; iki arada, bir derede kaldığınızı fark ediyor, görüyor, değerlendiriyoruz.
...
Sizlerden elbette bizler gibi ''Hayır''ı haykırmanızı beklemiyoruz; zira bunun yapılması durumunda tüm teşkilatların tasfiye edilip, AKP tandanslı yapılanmanın doğrudan MHP'ye sızması ve tamamen partimizin devlet ve hükümetin her türlü desteği ile AKP tarafından işgal edilmesi muhtemelin ötesinde, aşikardır.
...
Teşkilatlara tüm kira borçlarının ödeneceği vaadi ile teslimi istenebilir. Peşinen şunu biliniz ki; tüm MHP teşkilatı mensupları ''Evet'' diyceğiz diye bas bas bağırsanız bile; bunun içinizden gelenin değil zor, dayatma ve aldatmalarla geldiğimiz aşamanın zorladığı şartlar gereği; teşkilatları koruma, kollama ve yaşatma gereğidir.
...
15 Temmuz bahanesi, devletin bekası gerekçesi ile ''Partili Cumhurbaşlanlığı yalanı'' üzerinden dayatılan Başkanlık sistemine; Atilla Kaya Başkan'nın da belirttiği gibi Devlet Bahçeli'nin yine kendi keyfi ''Evet'' dayatması ile karşı karşıya kaldık ve Balgat ne derse desin siz teşkilatlar olarak her şeyin farkındasınız; çünkü biz birbirimizi tanırız, biliriz.
...
Dolayısıylasi sizlerin yapması gereken, bizlerin de sizleri anlayışla karşılamamız şartıyla ''Hayır'' tavrınızı beklemeden görev yapmakta olduğunuz teşkilatlara sahip çıkmanızdır. Bugünkü aşamada çok elzem olan görev yaptığınız sürece görevden alınmanıza bahane edilecek tutum ve davranışlardan, açıklamalardan kaçınmanızdır.
Hergün teşkilat sayfanızda Sayın Devlet Bahçeli den vecizeler paylaşınız, hatta övgüler dizin ama sakın ha sakın kasdettiğim anlamda hata yapmayınız. Fetö devlete kırk yılda sızmış; birileri MHP'ye el atarak, sızmış olamazlar mı?
...
Bizlerin MHP'nin kaderini tayin imkanımızı yürütme ve yargı gücünü kullanarak ortadan kaldırdılar. 7 Hazirandan beridir her şeyin bugünler için dizayn edildiğini çok iyi anlamakla birlikte; bundan böyle MHP'nin kurumsal kimliğine sahip çıkarak düştüğümüz yerden elbette kalkacağız ve Allah'ın izniyle oyunu bozacağız.
...
Siz görevlerinizin başında olacaksınız, bizler ise ''Hayır'' diyeceğiz.
Yolumuz, yolunuz açık olsun.
Allah'a emanet olunuz, Allah yar ve yardımcınız olsun.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

7 Şubat 2017 Salı

BAHÇELİ ERDOĞAN'I LİDER BİLMİŞ HABERİMİZ YOK

Bahçeli Erdoğan'ı lider bellemiş haberimiz yok
Koskoca bir davanın lideriyim diyeceksin, sonra üç günlük bir hareketin liderinin durduğu yere göre; orasındayım, burasındayım, şurasındayım diyerek kendine konum belireyeceksin. Çok takdir ediyorsan çekip, gitsene oraya. Oysa başkaları bizim üzerimizden kendileri için tanımlama yapıp, konum belirlemeliydiler.

Erdoğan Sopası ile Ülkücüleri terbiye etmek
Anlaşılmıştır ki; Devlet Bahçeli ondokuz yıldır İnanmadığı bir inancın kerhen liderliğini yamış; ilk fırsatta Erdoğan'ın kendisine verdiği sopa ile biz Türk milliyetçilerini terbiye etmeye kalkmıştır. 
...
Aynen bir zamanlar "Bunlar Fatiha'yı bilmeyen, kandan beslenenler" diyenin dil ile bizlere hitap etmektedir. Bu üsluba #Hayır diyerek cevabımızı elbette vereceğiz.
...
Artık en doğal demokratik hakkımız olan #Hayır tercihimizi kullanacağımızı beyan ediyoruz diye bu kadar kin, nefret hatta intikam duygularını üzerimize boca eden zihniyete karşı #Hayır tercihimizi kanırtarak kullanmak boynumuzun borcudur.
...
Haklılığınıza inanıyorsanız, yüreğiniz yetiyorsa salonlara gelin. Belki canımızı yaktığın için oraya, buraya, şuraya savrulup duruyoruz; çünkü sayenizde çaresizlik içinde haklılığımızı haykırmak için bunu yapıyoruz ama sen niçin sindiğin yerlerden çıkıp, bizlerle yüzleşmekten kaçıyorsun.
...
Karşınızda kendi değerlerimize inanmışlık ve adanmışlık duyguları ile bağlı olan; aldatılmışlık hisleri ile psikolojik yıkıma uğramış bir inanç ve ülkü birlikteliğinin feryadı var. Bu feryada kulak vermek varken bizlere şamar oğlanı muamelesi yapamazsın. Tüm hakaretlerinizi aynen iade ediyor ve #Hayır diyoruz.
...
Ne diyoruz sevgili gönüldaşlarım ;#Hayır diyoruz.
Lütfen bir daha aşk ile....
#Hayır diyoruz. 


''İslam Milleti'' mi, ''İslam Ümmeti mi''
Allah rızası için birileri muhtereme hatırlatsın; ''İslam Milleti '' yoktur, ''İslam Ümmeti" vardır. 
...
''İslam Milleti'' vardı da Allah niçin Hucurat Suresi'nde ''Ben sizi kavim, kavim yarattım ki tanışasınız... '' demiş olsun. Türklük alarjisi yüzünden ayeti inkar ediyorsunuz, farkında değilsiniz muhteremler.
...
Bazı şeyleri paşa gönlün istedi diye OHAL ile değiştirip, yaptırabilirsiniz ancak kavramların anlamlarını değiştirmek için bunu yapamazsınız, ''Ben istedim olacak'' diyemezsiniz.
...
Aslında bütün mesele Asya'dan kopup gelen ve Nazım'ın dediği gibi "Bir kısrak başı gibi uzanan Anadolu" coğrafyasında yaşayan insanlarla millet olmayı başarmış; etnik kaygılardan uzak, tamamen kültürel ve sosyolojik anlamda kendisini ''Türk'' olarak tanımlayan insanlara nedeni bilinmeyen sebeplerden dolayı aidiyet duymamanın dışa vurumudur. İşin garibi, belki de acı tarafı; İslam ümmetine, hatta insanlığa ve medeni aleme en değerli hizmetleri vermiş olan ve adına Türklük denen bu gerçeği; kendisine en yüksek değer atfeden İslam ile ikame edilerek, perdelenip itibarsızlaştırma gayretleridir.
...
Yani demek istiyorlar ki; ''İslam neyinize yetmiyor ki, bir de Türklük denen bir sıfatı dayatıyorsunuz, hep beraber İslam'ız diyelim gitsin, bu ''Sıfat'' hepimize yeter, tanımlar.''
...
Tanımlamaz muhteremler. İslam ümmetinden,Türklük kavmindeniz. Birileri Türk'üm diyemeyebilir, demek zorunda da değil, dese de; bir dağa bir serçe konsa dağ ne kazanır, bir dağdan bir serçe kalksa dağ ne kaybeder ki. Biz Tüküz, Türküz demeye de türküsünü söylemeye de devam edeceğiz


İskilipli Atıf Hoca-Fethullah Gülen
Cumhuriyet tarihi boyunca CHP'nin tek parti döneminde büyüme ortalama %8.1 yine tek parti AKP döneminde ortalama %4.7 olmuş. AKP döneminin iki katı büyüme olmuş. AKP döneminde niçin büyüme küçülmüş; şimdi AKTROLLER bunun açıklamasını; "Ezan Türkçe okutuldu da ondan" derlerse şaşırmam. 
...
Yine İskilip'li atıf hoca İngilizlerle iş birliği yapmış, CHP'yi kandıramamış, asılmış. Fethullah Gülen ABD ile işbirliği yapmış, AKP'yi kandırarak devleti ele geçirip, darbeye kalkışmış ama maalesef asılamadı. 


Şerefsiz Köprüden Geçti Diye Şeref Geçmeyecek mi?
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, anayasa değişikliği konusunda MHP’liler üzerinde oyun oynandığını belirterek, “Ülkücüleri, MHP’lileri; PKK ile aynı amaç için ter döktüreceklerine inanan zavallıdır” dedi.
....
Sayın Bakan hiç bir Türk milliyetçisi PKK ile aynı amaç için ter dökmeyeceği gibi, yazdığınız senaryodaki evet için de ter dökmeyeceğiz, bilesiniz. 
...
Sayın Bakan Vallahi de, billahi de size inanmak ve tavsiyenize uymak daha riskli. Sürekli kandırılan ve bu kandırılmalar yüzünden devleti ellerinizle teslim ettiğiniz terör örgütünden sonra; bundan böyle kim tarafından, nasıl kandırılacağınız belli değilken sizin kılavuzluğunuzda dibi karanlık kuyulara salınmak istemiyoruz.
...
Şunu iyi biliniz ki; biz kitabı olan fikir ve düşünce hareketiyiz; dolayısıyla bu ilke ve inançlar üzerinden yaptığımız değerlendirmeler ışığında ''Hayır'' diyeceğiz. Efendim şu örgüt, bu örgüt de hayır diyecekmiş; varsın desinler. Boğazdaki köprülerden hainler de geçer, puştlar da, şerefsizler de; şerefsiz geçti diye Şeref geçmeyecek mi?
...
Not alırmısınız lütfen, biz algılarla yönlendirilen sürüler değiliz. ''Kitabi'' olan fikir hareketimizden aldığımız feyiz ile düşünür, hareket ederiz. Bizi o kasdettiğiniz örgütlerle amaçta birliktelik değil, tarumar ettiğiniz siyasi arenanın konjonktürü aynı paralele düşürmüş olabilir ama siz PKK ve Fetö ile isteyerek, bilerek ve inanarak bir araya gelip, eylem ve iş birliği yaptığınızda; biz ülkücüler hep bir ağızdan ''Bunu yapamazınız'' demiştik ve hala da o noktadayız. Efendim ''Kandırıldık'' diyebilirsiniz; kandırılmasaydınız. İktidara ''Hararetiniz'' var diye her şişede duranı su sanıp içemezsinizki.
...
Belki sizler halihazırda birileri tarafından kandırılmış olup; bilinmezlik dehlizine doğru hep beraber sürükleniyor da olabiliriz. Yaşattığınız tecrübeler bize bunları söyletiyor.
Ülkücüler olarak %85 hayır diyoruz, %5 de kapak olsun, etti mi sana %90
Hayırlı olsun efendim.


Kendine Bir Tanrı Edin Denseydi...
ilkel kabilelerden birisine ''İstediğiniz güce sahip, kendinize bir tanrı edinin'' dense; ancak bu kadar yetkilerle donatılmış bir ''Başkanı'' tasavvur edebilirlerdi herhalde.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

4 Şubat 2017 Cumartesi

GÜNDEME DAİR ORADAN BURADAN ŞURADAN...


Bahane Kabızlığı çekenler
Bahane kabızlığı çekip, biz Türk milliyetçsi #Hayırcılar 'ın duruşunu sulandırmak isteyip, HDP'in izdüşümü yakıştırmasını yapanlar; Ahmet Türk için af dileyen ve bunu da başaran Devlet Bahçeli için ne diyeceksiniz peki.

İslamist Terör

Dört halifeden üçü katledilerek öldürülmüş. Merkel "İslami terör" demedi ki. "İslamist" kelimesi yanlış ise o üç halifeyi katleden zihniyeti nasıl tarif edeceğiz peki. Hristiyan Vikingler mi yapmış diyeceğiz.

Kantarı Kaçmış Dürüstlük

Dürüstlüğün kantarını kaçırdık herhalde. Oğlumun iş başvuru için tanıtım bilgisini emekli olduğum bankaya verdim ve kendisine sınava çağırabileceklerini söyledim. Oğlum "Baba torpil yok değil mi, kimsenin hakkını yemek istemem" deyince; sanki "Baba ben dünyaya nasıl geldim" sorusu gibi geldi bana. Bir an için ne desem derken; "Oğlum banka için, alacağı elamanı ile ilgili istihbarat edinmesi de bir maliyet ve risk işi, eğer girersen hazır benim üzerimden istihbaratı sağlam elaman olacaksın, sadece başvurunu elden teslim etmiş olduk, başka telebimiz yoktur. " Velhasıl kelam dürüstlüğümüzü başımıza bela etmişiz de haberimiz yoktur. Bu arada oğluma iş aramaya da devam ediyoruz. 

Sünnet Düğününün Türkiye Ekonomisine katkıları
Sünnet düğünlerinden medet ummak, Türkiye'nin ekonomik büyüklüğünden bihaber olmaktır. Yurt dışındaki soydaşlarımıza ithafen ''Düğünlerinizi Türkiye de yapın'' temennileri milli hislerimizi okşasa da; kendini ele vermek, "Biz ciddi manada sıkıntıdayız" demek gibi bir şey. Aklı başında bir yatırımcı dövizin pirim yapacağını düşünür satmaz, toplar. Dışarıdaki puşt da "Sünnet düğünlerinden medet uman ekonomi" nin varlığını bilerek senaryosunu da ona göre güncelleyecektir. 

Adamın Ar Damarı Çatlayınca...

Adamın ar damarı çatlamış. AKP milletvekili diyor ki; "Fetö'nün sızamadığı tek parti AKP"dir. Fikirlerinin, özgür iradesinin kulu değil, kula kul olan böyle insanların itelemesi, kakalaması ile gidilen sistem değişikliğinden çıksa çıksa genleri ile oynanmış, pırasaya benzeyen fasulyeler çıkar. Çıkmaz demeyin canım; AKTROLLER bunu yaparlar ve sonra da nedenini zamanın birinde ezanın Türkçe okutulmasına bağlarlar(!) 

''Güneş Görmemiş Hakikatler'' nelerdir?

Evet, facebook bugün geçmişte yazdığım bir paylaşımımı hatırlattı ve tekrar soruyorum; Arınç'ın iddiası "Güneş görmemiş hakikatler" neymiş, sözkonusu hakikatleri ne zaman öğreneceğiz. "Meclis Darbeyi Araştırma Komisyonu" Başkanı Sayın Petek, kendisini çağırıp, "Sen ne demek istedin" diye sormanız için Arınç'ın daha ne demesini beklerdiniz. Sayın Bahçeli bütün argümanlarını üzerine bina ettiğin "Paralelci Meral Akşener" iftiranızın araştırma komisyonunda dahi gündeme alınmayışını ülkücü vicdanlara nasıl izah edeceksin. Elbette bütün olup, bitenler iftiraydı ama gerçek olan bugünlere gelmek için o günlerde yazılmış senaryonun uygulanışıydı. Ve üstelik de bu senaryoyu; şehitler verilerek başarısız kılınan, def edilen bir kalkışmanın konjonktürünü fırsat bilip, yazdınız. Sonra iş  döndü, dolaştı nereye geldi; o Hanımefendi'nin tenezzül etmediği, tekliflerini dahi hakaret kabul ettiği yere gövdenizle girdiniz. Sorgulamalarımız devam edecek, bitmeyecek.

Bırakın Tıraşı

Bırakın tıraşı. Neymiş efendim; evlilik programları şöyleymiş, böyleymiş. Erdoğan bu programların kalkmasını istedi de kaldırılmadı mı? Geçin siz bunları. "Alo Fatih" hatları devreye girerek "MHP'nin #Hayırcı Parti içi muhalif " isimlerden Ümit Özdağ, Sinan Ogan, Özcan Yeniçeri, Meral Akşener, Koray Aydın, Yusuf Halacoğlu ve diğer isimlerden birtanesinin dahi halk tv hariç ulusal yayın yapan hiç bir TV kanalında çıkarılmamaları manidar değil mi? Sizce bu TV kanalları bir araya gelip, bu isimleri kanallarımızda çıkarmayalım demiş olmaları mümkün mü? İşin garibi, sol cenahtan Hayırcı isimler sözkonusu TV'lere çıkarılıyorlar. Çünkü sol'un hayırcıları gerek meclisteki oylamada gerekse referandumda risk teşkil etmiyorlar ancak milliyetçi muhaliflere TV 'lerde kamuoyuna hitap etmelerine fırsat vermek; Erdoğan-AKP-Balgat için risk teşkil ediyor, azda olsa evet diyen milliyetçileri ikna etmelerinden korkuyorlar. Bu olup, biten süreçlerin belirleyicisi olan muhterem Alo Fatih hattını devreye sokarak "Tez vakitte evlülük programları kaldurula" demiş olsaydı şimdiye kadar çooooktannn kaldırılmış olmazmıydı. Peki niçin şimdi gündeme geldi; çünkü muhafazakar kesimin gönlüne hitap ederek, sanki bu ülkeyi şimdiye kadar başkaları yönetiyordu da bunlar iktidara yeni gelmişler; töremize, yöremize ters olan izdivaç programlarını fark ettiler ve cami hutbelerinde imamlar vasıtası ile gündeme getirerek, yayından kaldırılmaları gerektiğini topluma lanse ederek evet tercihlerini sandığa yönlendirmek istiyorlar. Ve yine işin garibi bunun itirafını da bu işten en büyük rantı elde eden programcıya yaptırıyorlar
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com


30 Ocak 2017 Pazartesi

15 TEMMUZ VE GAYRİ KANUNİ BAŞKANLIK SİSTEMİ

15 Temmuz'un müsebbibi gayrikanuni fiili başkanlık sistemidir.

Lütfen iyi düşünelim; bizi 15 Temmuz aşamasına getiren gayri kanuni ancak fiili uygulamalı partili Cumhurbaşkanlığı uygulamasıdır. 
...
Parlamenter sistemin bütün dinamikleri ve inisiyatifi tek kişinin uhdesinde birleşince ilk önce bu tek kişinin "Zihnine sızmayı" başardılar sonra da devlete sızdılar. Burada "Tek kişi" iyi niyetli de olabilir ancak ortak aklı devreden çıkardığınız ve her şeyi ben bilirim, ben yaparım dediğiniz an illaki insanoğlunun yapısı gereği zayıf bir anınızda birileri tarafından suistimal edilebilirsiniz. Bu manada özellikle ABD ve Cemaat; iktidar olma ve gücü elinde bulundurma, vesayetin el değiştirmesi gerekliliğinden kaynaklanan hırsın önüne bir de gayri kanuni fiili başkanlık geçince devlete sızmanın önü ardına kadar açık buldular. Yani demem o ki "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" yani millete yutturulan başkanlık sistemi; Allah korusun 15 Temmuzların farklı versiyonlarla tekrarına cüret edilebilmesi için açık alan oluşturacak bir sistem olacağı biraz aşikar değil mi?
...
Getirilmek istenen yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminde; Cumhurbaşkanının eylem ve icraatlarının denetimi ve takibini yapacak olanların Cumhurbaşkanından azade, bağımsız olması gerekir. Kendisini ve atadığı bakanları yargılayacak mahkemenin üyelerini de kendisi atarsa o mahkemeden nasıl bir karar çıkabilir düşünsenize.
...
Bir şirketin hem satışını hem de kasasını aynı adama emanet ederseniz şirketinizi suistimale açık hale getirmiş olmazmısınız? Ben emekli bankacıyım. Her zaman için her elemanın yaptığı işlemleri periyodik aralıklarla kontrol eden iç kontrol, bu da yetersiz görülüp, bağımsız denetçilerin kontrolünde dış kontrol vardır. Hiç bir zaman işi yapan göze aynı işin kontrolü yaptırılmaz; çünkü kendi hatasını fark etmeyebilir, etse bile ortaya çıkarmak istemeyecektir. Bunu partili Cumhurbaşkanlığına şamil kılacak olursak; özel hayatımdan verdiğim örnekte olduğu gibi cumhurbaşkanına kendi yaptığı icraatın denetim ve kontrolünü yine kendisine vermiş oluruz ki; OHAL ile kurtulmaya çalıştığımız musibetlerle karşılaşma ihtimalimiz her zaman olacaktır. Şunu da unutmayalım ki tek otoriteye yalakalık baki olduğundan, danışman sıfatlı insanlar sürekli haşmetli muhteremi üzmeme, keyfini kaçırmama gayretinde olacak, kral çıplak demekten kaçınacaklardır.


Trump da tek adamlılığı denedi ama yemedi; çünkü orada içselleşmiş demokrasi ve hukuk devleti var
Demokrasinin içselleştiği, başkanın değil hukukun ne dediğinin geçerli olduğu ülkelerde; Trump da olsa bir halt edemez. Bu ülkelerde darbe yapmak da kimsenin aklına gelmez, vesayet de oluşmaz. 
...
ABD'nin psikopatı bu ülkenin ismine, cismine uymayan bir karar almıştı. Altı Müslüman ülkenin insanlarının bu ülkeye girişini yasakladı ancak yine aynı ülkenin bir mahkemesi uygulamayı durdurdu. Yani demem o ki ABD yerleşik düzeni, demokrasi anlayışı Trump'a tek adamlılık denemesinin ilk hamlesinde geçit vermedi.
...
Şimdi empati yapalım ve benzer kararı bizim Cumhurbaşkanımızın aldığını düşünelim; sizce ülkemizin herhangi bir mahkemesi böyle bir durdurma kararını alabilir miydi. İşte bu nedenle gayri hukuki ve keyfi uygulamaların ülkemizde geleneksel hale gelmemesi için referandumun getirip, götürdüklerini tekrar gözden geçirelim derim.
...
Demokratik, parlamenter sistemim sağladığı ortamda bütün yumurtaları ayrı ayrı sepete koymak, ülke ve milletimizin varlığını ve geleceğini ortak akla emanet etmek varken; niçin bütün riskleri bünyesinde toplayan tek adam rejimi; "Partlili keyfi uygulamalı cumhurbaşkanlığı Sistemi"ni kabul edemli ki. 

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

26 Ocak 2017 Perşembe

TECAVÜZLE SAĞLANAN FİİLİ İZDİVAÇ

Tecavüzle sağlanan fiili izdivaç
Adamın kızı kaçırılmıştır. Köy ahalisinin neredeyse tamamı "Olmuş bir hata, baş göz edelim gitsin" diyerek, kız babasını ikna etmeye çalışırlar. Ancak "fiili şartların" damat adayı elli, kız ise yirmi yaşındadır. Kızın babaannesi oğlunun kulağına eğilir; "oğlum kız "kirlendi" artık, bugün bu adama razı olmazsak, yarın yetmiş yaşındakine razı olmak zorunda kalacağız, verelim gitsin" der. 
...
Türkiye de anayasa üzerine yapılan değişiklikler sürekli kızı kaçırılmış ailenin psikolojisindeki benzer ortamlarda gidilmiştir. Can, namus ve töre tehditi ile insanlar, aileler sürekli makul olmayanı kabule zorlanmıştır. Millet 1982 anayasasını %92 oyla meydanlarda Kenan Evren'i alkışlayarak kabul etmişti ancak sıkıyönetim şartlarında kabul edilen bu anayasa günümüze kadar yamalı bohça haline getirildi. Şimdi de "Bir faninin tehditi" altında, "Olağanüstü Hal" şartlarında anayasa, hata rejim değişikliğine gidiliyor. Gerek 1982 referandumu arifesinde, gerekirse şimdi de demokratik bir ortamın olmadığı, insanların görüşlerini ifade edebilmeleri için özellikle muhalif görüşlere kendilerini ifade etme imkanı tanınmadığına hep beraber şahit oluyoruz. Bu referandumda özellikle MHP'nin kilit rol oynaması nedeniyle MHP parti içi muhalif kanadın nefes almasına bile fırsat verilmiyor. Ulusal yayın yapan hiç bir TV kanalına hiç bir muhalif MHP'li isim çıkamıyor, çıkarılmıyor. Çünkü biliniyor ki verildiği an "Evet cephesi"nin bütün argümanları yürütülecektir. Millet anayasa değişikliğinin getirip, götürdüklerinin hesabını yapmadan, kafasını ve gündemini sürekli meşgul eden ve hiç bir zaman da" Faninin" bu inattan vaz geçmeyeceğini düşünerek; kurtulmak, kendi gündemine dönmek için artık ne olacaksa olsun hisleri ile sandığa gidecektir. Sonra da yine tekrar başa dönüp, zorla evlendirilen kız misali gerçek aşkını bulmak için arayışlarına devam edecektir. Çünkü doğal olan eşinin de, aşkının da içine sinmesidir. Unutmamamız gerekir ki; tecavüzle sağlanan fiili izdivaçlardan gerçek aşkı beklemek beyhudedir. 

Fiili durumun gelenekleşmesi ve içtihat oluşturması
Devlet Bahçeli çok büyük bir vebalin müsebbibi artık. Türk demokrasi tarihinde yeni bir geleneğin; yani "Gayri hukuki fiili durum yaratma ve akabinde bu fiili durumu hukuki kurallarla yasal hale getirme" geleneğinin belki de yerleşmesini sağladı. Bu manada artık bundan sona içtihat kapısı açık. Mesela Baklava çalan çocukların durumunu fiili durum kabul edip, sonra da her acıkan karnını doyuracak kadar çalabilir" şeklinde yasal hale getirilebilir. Öyle ya cumhurbaşkanının keyfine göre gayri hukuki fiili durumu yasal hale getirilebiliniyorsa, karnını doyurmak için baklava çalan çocukların fiili durumları niçin yasa güvencesine alınmasın ki.

Topçunun, tüfekcinin himmetine sığınma
Meşhurlar; topçusu, tüfekçisi niyetlerini açıklıyorlar; ''Evet''in cazibesine kapılıp, hesapsız laflar ediyorlar. 
Dünyanın geleceği ''Hayır''ın içinde, dünya oraya doğru gidiyor.
Bir zamanlar yine iktidara yalakalık yapmak için ''Yetmez ama evetçiler'' türemişlerdi. Bir atasözümüzde söylendiği gibi şimdi onlar ''İt gibi pişmanlar'' ama bir faydası yok artık. 
... 
Zamanında bugünkü AKP gibi ANAP denen bir parti vardı. Onun kuruluşunda da diğer partilerin kaçarları, göçerleri yer almışlardı (Anavatan Partisi). Yeni yetmeler bu parti ve dönemini hatırlamazlar. Bu partinin iktidarı da çok güçlüydü. Bu partide de güç zehirlenmesi olmuş, ama gel zaman git zaman partiyi terk edip, kaçanların o koskaoca devasa parti binasının anaktarını bırakabilecekleri ahde vefa adına içinde bir insan dahi kalmamıştı. Bu partinin lideri de fiili durum yaratıp, ''Anayasayı birkerecik delmekle bir şey olmaz'' demişti ama gün gelip, Rahmet-i Rahman'a kavuştuğunda; Allah O'nun için ''Bu kulumu ikinci kez diriltmemle bir şey olmaz'' demek gibi bir kıyak geçmedi.
...
Anavatan partisi belki son elli yılın en görkemli parti binasını yapmışlardı ancak borcu nedeniyle bugün icra yoluyla satışa çıkarılmış; çünkü lideri gitti, parti de bitmişti.
Bilmem anlatabildim mi?

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

20 Ocak 2017 Cuma

HEP AYNI İRADE TEK ADAM/LAR

-Cemaate ne istediyese veren aynı irade; tek adam
-Ergenekon ve Balyoz davalarında bu ülkenin en kıymetli, vatansever ordu mensupları ve aydınlarına kumpas kurulurken, ordunun mahremiyetine müdehale edilirken; bunu yapanların gönüllü savcısı olan aynı iradere; tek adam
-Oslo görüşmelerinin arkasında aynı irade; tek adam
-Habur'un arkasında aynı irade; tek adam
-Açılım sürecinin arkasında aynı irade; tek adam
-Esat'a posta koyan aynı irade; tek adam
-Barış süreci, veya hendek kazıma sürecinde aynı irade; tek adam
-%49.5 oy alan başbakanı bir gecede görevden alan aynı irade; tek adam.
-Diğer siyasi partileri dizayn etmek için o partilerin iç meselelerine devletin yürütme gücünü kullanarak müdehale edip, yargıyı etkileyen aynı iarde; tek adam.
Ve bütün bu yaşanan süreç boyunca binlerce sivil, asker olmak üzere şehitler verirken ülke yönetiminde irade sahibi aynı insan; tek adam
.....
.....
-Çift yönlü güvenli yollar yapıldı, trafik kazaları azaldı, arkasında aynı irade; tek adam.
-Yaşlı ve bakıma muhtaç insanların kendi evlerinde bakımlarını
sahiplenmenin arkasında aynı irade; tek adam
-Sigortasız olunsa bile Sosyal Güvenlik Kurumu'na katkı payı ödenerek, mağduriyeti gideren aynı irade; tek adam
-Cenaze işlemleri çok mükemmel, şehirler arası cenaze naklinde otobüs ve araç tahsisi ve arkasınad aynı irade; tek adam
-Metro, köprü, havaalanı ve tünel gibi önemli büyük imar planlamalarının arkasında aynı irade; tek adam.
-Kentsel dönüşümlerle depreme dayanıklı güvenli binaların yapılmasının arkasında aynı irade; tek adam
....
Evet işte fotoğraf bu olup; olup, bitmiş olanları dikkate alarak sürecin gerçek kahramanı üzerinden geleceğimizin ne oalabileceği veya nasıl dizayn edilebileceğine dair hükmümüzü verebiliriz.
...
Bir baş soğan ve kuru ekmeğe razı olmaya hazırım. Hayatta en güzel şey karnımızı tok ve kendimizi güvende hissetmemizdir. Ürkek atın üzerinde binili, her an tepetaklak düşeceğim korkusu yaşamaktansa; varmak istediğim yere zamanı uzatıp, yürüyerek ulaşmayı tercih ederim. Macera düşkünü, narsist birsinin yazdığı senaryoların doğrudan ve bana danışılmadan biçilen rollerin kahramanı olmak istemiyorum, reddediyorum.Her Allah'ın günü her şeyi vesile kılarak algı ve mesaj tokatlamasına maruz kalmak istemiyorum. Boğazımın dokuz boğumdan oluştuğunun hesabını sürekli aklımda tutmaktan bıktım, usandım. Tek adamın yanlışını tescil için 600 insandan 400 tanesinin müşterek kararı gerekirken, ''Bu 600 insandan bir halt olmaz, boşaltın burayı'' kararını vermek için tek bir adamın kararı yeterli ise; bu hal düşünen varlık olan insan ve onun onurura yakışmaz.
...
Ben geleceğimi tek adama değil, parlementer sistemin ortak aklına emanet etmek istiyorum ve elbette HAYIR diyeceğim. Lider onu demiş, bunu demiş; hangi lidermiş o; nerdeymiş muhterem. Referans olarak ortaya koyabileceği bir dirhem başarısı varmıymış; hele bir sorunnuz bakalım.
Ekmeğim, soğanım ve ağrımaz başım.
Zıkkım olsun baklavan, bana soğanımı getir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

18 Ocak 2017 Çarşamba

TAASSUP KÖRLÜĞÜ VE BAŞIMIZA GELENLER

Belki de parti ve teşkilat bütünlüğü adına yıllarca (şahsen 2006 dan beridir farkına vardığım halde) Devlet Bahçeli'ye bir keramet atfederek "Bir bildiği vardır" diyip, yanında olduk. İnanmadığımız ve güvenmediğimiz halde "El ne der" düşüncesi ile inanıp, güvenir gibi yaptık. 
...
Mahalli seçimlerin arifesinde çok samimi olduğum gönüldaşlarıma "Bu seçim nasıl olsa mahalli seçim, ülke bekası anlamında genel seçimler kadar ehemmiyetli değil, gelin bu sefer oy vermeyelim, Bahçeli'ye gerekli ikazı yapmış oluruz, belki de kendi rızası ile partiyi kongreye götürür daha sonra da yeni bir genel başkanla genel seçimlere gideriz" dediğimde "Kardeşim ben MHP'den başkasına oy veremem, ne olursa olsun" dediler. 
...

Parti taassubu aynı partiyi o günlerden bugüne mahfetti, tüketti. Eğer benim o günler için düşündüğüm stratejiyi uygulamış olsaydık AKP tek başına iktidar olamayacak, Erdoğan tek belirleyici olamayacağı için malum örgüt tarafından kandırılması da mümkün olamayacaktı; çünkü muhtemelen bir koalisyon hükümeti olacaktı.
Bahçeli'ye bağlılık üzerine adeta yemin edip, sadakat nikahı kıymışcasına kesin teslimiyet, partimiz MHP'yi perişan etmiş, ülkeyi beka konusunda en riskli döneme getirmiştir. Bugün olup bitenlerin alt yapısını hazırlamak için bilerek ve isteyerek Türk milliyetçilerinin doğal refleksinin tecelli etmesine mani olunmuştur. Dolayısıyla Balgat ve müdavimleri bugün aynı "Kör sadakat"ın devam ettiğini sanarak HDP sopası ile Türk milliyetçilerini terbiye edip, bir sürü gibi istedikleri avluda toplamak istiyorlar. 

Neymiş efendim " HDP ile aynı paralelde olmak"la biz muhalifleri tehdit ediyorlar. HDP veya ayrımcı etnik yapılanmaların şimdiye kadar cürümleri belliydi ve en fazla ne yapabilecekleri kestirilebiliniyordu ancak Cumhuriyet tarihi boyunca, üstelik de bir sağ iktidarın etnik ayrımcı terör örgütü ile masaya oturup, yaptıklarına hep beraber şahit olduğumuz hataları yapacağını, Türk milliyetçiliğinin siyasi kurumsal temsilcisi bir partinin, MHP'nin de bu hatalar güruhu ile bezenmiş bir iktidar partisine; her zorda kaldığında solunum yaptıracağını düşünemezdik. "Taassup körlüğü" müz bütün bunları görmemize mani oldu. Şimdi bu taassup körlüğümüzün devam ettiğini sananlar HDP paraleline düşme tehdidi ile Türk milliyetçilerinin #Hayır şeklinde almış olduğu kararını etkilemek istiyorlar. 
Sakın ha sakın bu tuzağa düşmeyelim. Aslında HDP belki de sadece Erdoğan'ın emellerine hizmet etmiş olmamak için istemeyerek de olsa Türk milliyetçileri ile #Hayır da aynı paralel de olmayı göze almıştır. 
...
Bu arada HDP milletvekili Altan Tan şahsi olarak "Kürtlerin Başkanlık sistemi ile problemi olmaz" diyor. Bakınız, okuyan ve düşünen adam kendince verdiği kavganın gereğinin ne olması gerektiğini, yani başkanlık sisteminin kendilerine uyacağını söylüyor. Aslında HDP veya etnik bölücü hareketin başarmak istediklerinin bir çoğunu AKP başardı, kalanını da başarmak istiyor. Dolayısıyla Türk milliyetçileri olarak cürümü belli olan HDP'ye göre değil, AKP ve Erdoğan'ın yaptıklarından hareketle bundan sonra yapabileceklerine göre konumumuzu belirleyip, niyetimizi ortaya koymamız lazımdır.
...
Dikkat ederseniz zaman zaman AKP de "Kimliklerini saklayan etnik özürlü bir takım meczuplar" Anayasanın ilk dört maddesinin değişebileceğinden tutun da "Türkiye Kürdistanı"ndan, ''Türkiyelilik'' kimliğinden, diğer etnik kimliklerin kendi dillerinde eğitim haklarından ve Türk bayrağı üzerinde ufak bir oynamayla çekilecek renkli bir şerit ile sözde diğer etnik kimlikleri de kapsayacak yeni bir bayrak tipinden bahsetmek gibi gizli niyetleri olan, federatif yapılanmayı ima eden; sözde farkında olmadan aslında bir projejenin stratejisi dahilinde itiraflarda bulunuyorlar. 
...
Partili Cumhurbaşkanlığı veya Başkanlık sistemine #Hayır dememin anamın ak sütü gibi helal olduğunu, aksi takdirde haram olacağını düşünüyorum. 

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com