Bir hesap günü daha var ama kimse hesabını yapmıyor
Şimdi Yüce Türk milleti, Zekeriya Öz'e kurşun geçirmez özel arabalar tahsis edip, göbeğini kaşıyarak geğirtenleri unutacak mı; zamanı geldiğinde ''Kimler bu adamı geğirtecek ne içirdi ki'' demeyecek mi.
Veya;
ABD'de Gülen'in sofrasında bağdaş kurup, kebap yiyen; başkanlık sistemi üzerine yazdığı kitaptaki görüşlerini inkar edip, aldığı talimat gereği ucube ''Tek adamlı partili cumhurbaşkanlığı sistemi''ni savunan muhtereme ''Yediğin kebabın tuzu nasıldı'' diye sorulmayacak mı
Türklüğümü kıskananlar...?
Yahu bu Türklüğüm ne menem bir şeymiş ki; puştu pezevengi; iti kopuğu; siyasal İslamcısı, sosyalist Müslümanı; etnik özürlüsü, kimliksiz şerefsizi hulasa hepsi ne ara bir araya gelip de beni düşman bellediler. "Türkün kızıl elması" nerelerine battı ki; çıkarabilmenin derdine düştüler.
...
Ben biliyorum; şu hane halkı var ya şu hane halkı; fosseptik çukurunu açığa kazdıklarından beridir bu mikroplar türedi. Hane halkı mahallemizi terk ettikleri an mikroplar da üreyemeyecek artık.
Ümit Özdağ bu milletin has evladıdır
Sözüm muhataplarınadır.
İlk önce şöyle bir dizilin; tek tek kendisinden dersinizi alın; sonra haddiniz olup olamayacağını tasavvur edin; ancak ondan sonra Ümit Özdağ Hoca'nın vatan, millet sevgisi ve Türk milliyetçiliği ideolojisine olan sadakatını sorgulayınız.
...
Utanmaz, arlanmazlar;
Türk milliyetçiliği ideolojisi adına kurumsal kimlik oluşturulurken; çalışma yapılan bina içinde Ümit Özdağ kısa pantolonlu haliyle koridorlarda koşuşturan bir çocukdu. Yani Türk milliyetçiliği inancı dışında başka inanç ve grupları tanıma fırsatı bile bulamadı. Bir şüpheniz varsa kendinizde bilin.
...
Neymiş efendim; demiş ki "Türk ordusu zayıflatıldı". Ümit Özdağ bu gerçeği ilk defa söylemedi ki. Ergenekon ve Balyoz kumpasları sürecinde asıl amacın orduyu yıpratmak olduğunu sürekli dile getirdi; getirdiği için de Ergenekon dosyasında adına bölüm açıldı. Ümit Özdağ'ın ve diğer bir çok vatanseverin o zamanlar söyledikleri dikkate alınmış olsaydı muhtemelen 15 Temmuz bile yaşanmayabilirdi.
...
Delikanlı olan, yüreği yeten gitsin AKP adına "Evet, açıkca söylemeliyim ki; ordu vesayetine son vermek adına biz 'Cemaat' ile işbirliği yaptık" diyen Galip Ensarioğlu'na hesap sorsun.
...
Ümit Özdağ'ın yapmak istediği vurgu; Türk Ordusu'na karşı göz göre göre yapılan kalleşliğin muhataplarının kimler olduğu bilindiği halde; yaşanan malum süreçler boyunca kendisi de dahil olmak üzere yetkililere, kamuoyuna hatırlatılmış olunmasına rağmen gerekli önlemlerin alınmamış olmasıdır.
...
Ümit Özdağ'ın niyetinden şüphe duyanlar ilk önce içlerine sindirerek Türküm diyebilmeyi denesinler sonra Türk milliyetçiliği üzerinden birikmiş zekatlarını ödesinler ve nihayetinde işlemlerini tamamlamak için çıkışta Ümit Hoca'yı görsünler.
Türklüğü ayaklar altına alıp başının üstüne koyma hali; inaçtan mı, ihtiyaçtan mı?
Bugünlerde "Benim karşıma kimse Türklükle çıkmasın, biz her türlü milliyetçiliği ayağımızın altına aldık" sözünün sahibi muhteremin; Türk milliyetçiliği üzerinden "Türkün gücünü görecekler" şeklindeki atraksiyonlarını, manevralarını izlemenin doyulmaz hazzını yaşıyorum ama bir o kadar da güvenmiyorum. İnşallah temelinde ihtiyaç değil, inanç vardır.
Haşa Kuran-ı da ''Cemaat'' yazmadı ya!
Vatandaş soruyor;
- Abi evde yıllar önce zaman gazetesinin verdiği Kuran'ı Kerim var, ne yapayım.
-Manyakmısın oğlum, elbette bir şey yapmana gerek yoktur; Kuran-ı Kerim'i de Fetö yazmadı ya.
-Yok abi, ben gene de evden çıkarayım diyorum, neme lazım.
-Oğlum senin cemaatin kapısından geçmişliğin bile yoktur, niçin tedirgin oluyorsun ki.
-Abi ne münasebet; bedava olunca Kuran deyip, almışız işte.
...
Tam bir aziz Nesin'lik durum. :) Tabi ki; doğal olarak yıllardır siyasal İslamcıların ''CHP var ya bu CHP; onun zamanında Kuran-ı Kerim-i duvarların gizli bölümlerinde saklardık'' şeklindeki sözlerini hatırladım.
...
Anlaşılan CHP'liler siyasal İslamcılara ''Bu iftiralarınız dönsün bir gün de sizi vursun inşallah'' diye kuvvetli bir şekilde beddua etmiş olmalılar.
Şehit vasiyeti
Şehidimizin vasiyetini sadece bir şahısın yerine getirme düşüncesi büyük bir jest olsa da; yüce Türk milleti adına devletimiz yerine getirmelidir. Çünkü o şehidimize sadece bir kişi değil, yüce Türk milleti minnettardır.
''Kızıl elma ülküsü''
Kuş beyinli zavallılar din adına ahkam kesip, "Kızıl elma ülküsü" şirktir diyorlar.
Bu "Nakilci" müptezeller dinlerini dahi bilmiyorlar. Oysa biraz düşünecek olsalar "Kızıl elma; Cennet bahçesinde sahibini bekleyen bir köşe" diyecekler ama diyorum ya; bunlar bir şeylere inandıklarını sanıyorlar ancak izahını yapamıyorlar.
Kılıçtaroğlu'na haksılık yapılıyor
Şahsen Kılıçtaroğlu'nun; özellikle CHP'nin sürekli sırtında taşıdığı, muhafazakar cenahtaki olumsuz algısının değişmesi için büyük mücadele verdiğinin farkındayım. Başörtüsü meselesinde CHP'ye de, millete de hiç bir faydası olmayan dayatmanın sona erip, çözüm yolunu açmış olması çok önemliydi.
...
Özelikle partide etnik ve mezhepsel radikal ayrımcı komünist yapılanmaya geçit vermemeye çalışıp, partiyi teslim etmedi. HDP'ye Demirtaş'ın sazı ve sözünün peşine takılıp gidenler tekrar CHP'ye dönmek istiyorlar ancak bunu CHP de yönetimi ele geçirerek yapmak istiyorlar gibime geliyor. Burada elbette Muharrem İnce'yi kastetmiyorum. Ancak Muharrem İnce genel başkan adayı olursa aradan sıyrılan bir başka adayın etrafında etnikçi, mezhep ayrımcısı, radikal unsurlar yönetime gelebilirler. Kılıçtaroğlu'nun bütün "kusuru"; özellikle birileri gibi şirretleşmediği için pasif görüntü vermesidir.
...
İstanbul İl Başkanı seçilen Sayın Hanımefendinin bilinen fikir ve düşünceleri ile seçilmesini bu manada oldukça manidar buluyorum. Bu durumun 2019 "seçimleri arifesinde CHP ile ortak hareket edebilecek partileri zor durumda bırakacaktır diye düşünüyorum.
Kandırıkcı ABD
Muhterem ABD'nin bize yaptığı kalleşliği dile getirirken bana kendi milletvekili Galip Ensarioğlu'nun "Evet, açıkça söylüyorum; biz ordu vesayetine karşı 'cemaat' ile işbirliği yaptık" sözünü hatırlattı. Oysa aynı anda Fetö de Türk devletine karşı ABD ile işbirliği yapıyordu.
Asker cephede; peki komutan nerede?
Sayın muhterem,
Devletimizin en sorumlu makamında oturan birisi olarak ağzınızdan çıkan her sözünüzü, hele ki bugünler de çok önemsiyoruz. Ancak sizi sürekli AKP kongrelerinde dinlemek, izlemek zorundamıyız. Beni ilgilendiren tatafınız bu ülkenin cumhurbaşkanı olmanızdır. Millet olarak bize hitap etmek istiyorsanız; 1500 odalı sarayın bir odasında düzeninizi kurup, oradan hitap edebilirsiniz. Millet olarak AKP kongrelerini, etkinliklerini izlemek zorunda değiliz.
...
Ben muhalif olarak bir şey söyleyince "Bunun da zamanı mı canım; devletin bekası sözkonusu, ordu savaşta, sen nelerden bahsediyorsun" gibi trollerinizle birlikte psikolojik baskı uygularken; bu arada AKP kongreleri, partiniz etkinlikleri kesintisiz devam ediyor ve adeta tek kanal TV yayını yapılıyormuşcasına bunu fırsata çevirip, tek siyasi hakim gücün AKP olduğu algısı oluşturularak, bunun devamında "Ne yapılırsa yapılsın, iktidarımızı değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir" kanaatini hakim kılmak istiyorsunuz.
...
Şunun farkındayız ki; muhalefete hiç hareket alanı bırakmadan, tüm gündemi iktidarınızın ikbali için lehinize kullanmak istiyorsunuz. Sesimizi çıkardığımızda suistimal ettiğimizden bahsediyorsunuz. Dayatmalarla bir sonuca varılabilir belki ama her sonucun, dayatan için hayırlı olacağı anlamına gelmez.
...
Dolayısıyla, TV programı olarak özelikle bu günlerde penguenler belgeselini izlemek genel tercihim olacak.
Siyasetin namusunu kirletmek de böyle oluyormuş demek ki.
AKP milletvekili Mehmet Ali Şahin eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için ''Yezit başı''demiş. Buna tam da vefasızlığın dibe vurmuş hali diyebiliriz.
Bir zamanlar rahmetli Özal için ''Çankaya'nın şişmanı'' dendiğinde bu sıfatı ağır bulup, söyleyen ayıplanırdı. Şimdilerde ise; tek kelime ile yazıklar olsun.
...
Acaba diyorum Türkiye'de yıllar önce bir felaket yaşandı da; hafızasını, dolaysıyla tüm değerleri ile birlikte edep ve adap dilini de kaybedip, şimdi yeni bir dil mi keşfedildi(!)
Bu ülke ve insanı böyle bir dili de; üslubu da hak etmiyor.
Üniversitede doğan ''Hareket''
Ayakları yere basan, üniversiteden doğmuş kitabi bir harekete; Türk milliyetçiliği ideolojisine inanmış bir hareketin mensubu olmakla şeref duyuyorum.
...
Çünkü bütün kalelerinin fethedildiği ve mensuplarının azatlık kabul etmeyen köleler kıvamında mankurtlaştırıldıklarının sanıldığı bir anda; Türk milliyetçiliği inisiyatifi; elinde kırbacı ile kendisini terbiye edip, bir avula sokmaya cür'et edenlere "İtirazım var" diyerek, yürekli çıkışını yapmıştır.
...
Artık bundan sonra Türk milliyetçilerinin iradesini "Peşin şatış" usulü ile pazarlamanın keyfini yaşayanlar; yakın bir gelecekte aynı satışın utancını yaşayacaklardır. Ya bizler; hak bilmediğimiz yolda, siyasette itiraz kültürünün geleneksel hale gelmesinin öncüleri olmanın onurunu yaşayacağız.
Körü körüne sadakatin hissettirdikleri
Hitler Alman milleti üzerinde öyle bir hakimiyet kurmuş ki; "Dondurma çok sıcak" dediğinde halk dondurmayı üfleyerek yiyorlarmış
Afrin'e gireriz demeden önce ''İncilik üssünü boşaltmanızı isteyebiliriz'' tehdidini göstermeliydik.
ABD'nin ülkemizdeki İncirlik askeri ve Malatya füze üslerinin kapatılabileceğine dair kararlılığımızı göstermediğimiz sürece çekilen eyyy...'ler gaz almaya yönelik bir üfürmeden ibarettir.
...
Onlarca şehit vermeyi göze alıp, Afrin'e girmek gibi kararlılık göstereceksin; fakat bu müdahalenin asıl müsebbibi olan ve 30.000 kişilik "Terörist ordusu"nun mimarı ABD'nin üslerini kaldırmayacaksın. Oysa hiç bir şekilde şehit verme riskimiz olmayan ama ABD'ye karşı güçlü bir yaptırım gücü olacağı aşikar olan "Üslerin kapatılabileceği" tehdidini kullanabiliriz.
..
Afrin'e girmeden önce Malatya'da konuşlandırılan ABD füze üssünün kapatılması gündeme getirilmeli, bu da yetmezse İncirlik üssü gündeme getirilmelidir. Aslında bu söylediklerimin gereği; artık arka planında ABD'nin olduğu gün gibi aşikar olan 15 Temmuz ihanetinin akabinde yapılmalıydı.
...
Peki niçin yapılmıyor?
Sayın Aktroller niçin yapılmıyor. Pardon size sormamalıyım değil mi; siz böyle bir soruya cevap verecek iradeye sahip değilsiniz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Yüzü peçeli kadın polise; yüzünü ancak özel kabinde açabileceğini söyledi.
Yüzü peçe ile örtülü, sadece gözleri açıkta olan bir bayan, polis kontrolünden geçerken yüzünü açması isteniyor ancak bayanın eşi kabul etmeyerek eşinin yüzünü ancak özel bir kabinde açabileceğini söylüyor. Doğal olarak polis her zaman yaptığı gibi onlara da müdahale ederek, ısrarcı oluyor. İtişme kakışma nedeniyle kendisine darp edildiğini iddia eden beyefendi polisten şikayetçi oluyor.
...
Peki vatandaş bu cüreti nereden alıyor; elbette iktidarın bu tür cüretkarlara verdiği güvenden.
Ne demek oluyor Allah aşkına; "Eşimin yüzünü açabilmesi için özel kabin gösterin" Böyle bir talepte bulunma cür'etinin temelinde cumhuriyet değer ve kazanımlarının kaybedilmiş olduğunu, yerlerini başka değerlerin aldığını gösterir.
...
PKK, Fetö ile mücadele derken şimdi Afrin meselesi ve sınır güvenliğimiz gündemimizde; bunları niçin önemsiyor, gereğini yapıyoruz çünkü devletimizin ve milletimizin bekası için. Peki bunları ciddi risk görüyoruz da niçin peçeli yüzünü açması için özel kabin isteyen zihniyeti bu ülke ve milletin geleceği için risk olarak görmüyoruz.
...
Şimdi birileri yorum yapıp, imanımı sorgulayacaklardır ama ne demek istediğimi anlayamayacak kadar kıt akıllılar umurumda bile değil.
Kendini ihbar eden fetöcüler; bu bir taktik mi dir.
Son zamanlarda fetö'nün ilginç bir taktik geliştirdiğini düşünüyorum. Buradaki amaç elbette iyice tükenen adalete güveni tamamen ortadan kaldırmak.
...
İlk önce 11000 kişiyi mağdur etmek için "Namaz vakitleri" gibi sahte uygulamalar üzerinden telefonlarına bylock yükleyip, insanların aileleri ile birlikte en az elli bin mağdur yarattılar.
...
Serbest kalarak muhtemelen örgütün tekrar organize olmasını sağlamaya yönelik habire itirafcı fetöcüler türedi. Kesinlikle bunda bir hinoğlu hinliğin olabileceğini düşünüyorum.
...
Şimdi ise; mesela, zamanın cemaat öğrenci yurtlarında soğan, patates doğrayan ancak bir iş yerinde çalışan olmak dışında cemaat adına bir inisiyatifi olmayan zavallı gariban çalışanların, muhtemelen isimleri yine kripto fetöcüler veya içeridekiler tarafından verilerek; telefonlara yüklenen sahte bylock misali mağduriyetleri geniş bir alana yayarak fetö davalarını sulandırmayı maksimize etmek istiyorlar. Belli ki amaçları tutuklamalara mesnet teşkil eden belge ve gerekçeler üzerinde şüphe yaratıp, becerebilirlerse bu delillerin geçersiz sayılmasını sağlayarak; aynen Ergenekon, Balyoz sanıklarının aleyhine oluşturulan düzmece belgelerin hukuken geçersiz kabul edilip, serbest kalmalarına benzer şekilde ama bu sefer kendilerini ilgilendiren bir senaryo yazıyorlar.
...
Hakikaten devletin de, hukukun da işi çok zor. Buna bir de devletin yönetim zafiyeti eklenince...
En büyük hatayı da; sanırım aldatılmışlık psikolojisinin intikam alma şeklindeki tezahürleri yaptırıyor.
...
Yahu düşünebiliyormusunz; adamlardan birisi önemli bir hukukçu, hala AKP'nin önemli bir siması olarak siyasete devam ediyor. Diğeri ise yine cemaat medyasında yazmış, çalışmış önemli bir gazeteci; bir masa etrafında Fethullah Gülen ile avurtlarını şişirerek kebap yerken resimleri var. Şimdi bu adamlar serbest ama yine cemaatin öğrenci yurdunda soğan patates doğrayan insanlar tutuklu. Sizce bu işte bir gariplik yok mu Allah aşkına.
...
Lanet olsun, "Fakirliğin gözü çıksın" demiş atalarımız. İktidarın akıl hocası, siyasi godaman birisinin Fethullah Gülen'in kurduğu sofrada kebap yemişliği varken; soğan patates doğrayarak, asgari ücret karşılığı rızkının peşinde koşan bir insanın kendisini aşağılık bir terör örgütünün içinde bulmasını; kendinden mi bileceğiz, yoksa bu örgütle siyasi ikballeri için izdivaç yapıp, semirten siyaset kurumunun "Kebapçılarından" mı bileceğiz.
'Devletin bekası''na sığınıp, başka şeyler yapmak
Milletin sorgulamaktan imtina edip, kutsiyet atfettiği "Devletin Bekası" gibi değerlerin arkasına gizlenip, vatanseverlikleri üzerinden elini kolunu bağlayarak niyetinizin ne olduğunu anlamamıza fırsat vermeden bizleri bir macera sürüklemenize müsaade etmeyeceğiz.
...
Ne demek oluyor Sayın Bahçeli; hangi devrimi, ihtilali yaptınız ki demokrasimizde "Üçüncü dönem"e giriyoruz gibi sözler telaffuz ediyorsunuz. Siz bu ifadeyi kullanınca 15 Temmuz hain ve alçakca kalkışmanın tanımını yeniden mi yapmamız gerekiyor. Ben bu ifadelerinizden çok rahatsız oldum, hatta irkildim diyebilirim. Hangi dolapları çeviriyorsunuz da milletin dikkatinden kaçırıyorsunuz.
...
Erdoğan-Bahçeli ikilisi olarak 2001 den günümüze ilişkilerinizi, aranızda olup bitenleri ve en son "Üçüncü döneme girdik" ifadenizi analiz ettiğimizde; temsil ettiğiniz makamlara atfedilen sorumluluk ile cereyan eden olaylar ve verdiğiniz kararlar çelişkilerle dolu. Yani demem o ki ne yapmak istediğinizden emin değiliz.
"Üçüncü döneme giriyoruz" ifadesinden anlaşılan, bugünlere gelmemizin planlamasının çok eskilere dayandığıdır.
Türk milleti ümmet değil, millettir
Muhterem diyor ki; "Fetö bu ümmeti böldü"
...
Hatırlatmak isterim ki; biz ümmet falan değiliz; mensubu olmakla şeref duyduğum Türk milletiyiz. Ama şunu da biliyoruz ki; fetö denen yapıyı da ümmetçilik zihniyetinin peydahlayıp, büyütüp, pazarladığı bir gerçektir.
...
Etnik kimlikler dahi milletleşme mücadelesi verirken koskoca Türk milletini ümmetleştirme gayreti neyin nesidir. Türküm diyemiyorsan deme canım; Türklüğümü ümmete niçin dönüştürüyorsun.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Linç edilmek istenen Abdullah Gül
Abdullah Gül'ü muhtemelen şimdiye kadar değil, bundan sonra olabilecekler daha çok endişelendiriyor.
...
Yahu adamcağız bir kelam etti, ortalık toz dumana karıştı. Kendi hayırlarına da olabilecek bir yorum yaptı, ne dedi; "Bu KHK'nın çıkarılması iyi niyetle de olsa; kullanılan dil itibariyle yanlış yorumlara neden olabilir"
...
Kin ve nefret adına adama yapıştırmadıkları sıfat kalmadı; sinsi, inisiyatif almaz(Neden korkuyorsunuz öyleyse), kalleş, namert, vefasız, trenden düşen ve daha neler, neler. Ne demiş "Yanlış yorumlanabilir" demiş; senmisin öyle diyen...
...
Recep Tayyip Erdoğan'ın bugünkü konumuna gelmesinde ve bu denli güçlü olmasında elbette büyük ölçüde kişisel çabaları, aldığı risk çok önemli ancak bir o kadar da 2001 yılında görücüye çıktığında; yanında bulunan üç sac ayağından ikisi Abdullah Gül ve Bülent Arınç dır. Dolayısıyla bu diğer iki ismin AKP ve hükumet üzerine fikir üretip, söz söylemeleri en doğal hakları olsa gerek. Şayet 2001 yılında Erdoğan yaptığı siyasi çıkışta yanına Abdullatif Şener, Bülent Arınç ve Abdullah Gül'ü almasaydı bugün esamesi bile okunmazdı.
...
Esas söylemek istediğime gelince; bugün Abdullah Gül'ün malum sözü üzerine Aktrollerler ve Erdoğan'ın tavırlarına, psikolojik linç ve tehditlerine şahit olunca; 2019 yılında üstelik bir de Devlet Bahçeli himayesinde tekrar seçilmesi durumu söz konusu olursa tüm muhalifler donumuzu, gömleğimizi hazırlayalım; çünkü hepimiz içeride olacağız. Ha, muhalifler içeriye tıkanırsa iktidar devam eder mi; elbette hayır, çünkü dünyada başka bir örneği yoktur.
...
Bu ne tahammülsüzlüktür Allah aşkına. Oysa çağdaş demokrasi ve onun minvalinde siyaset yapan birisinin tepkisi veya yorumu nasıl olmalıydı; "Sayın Gül uzun yıllar Türk siyaseti içerisinde bulunmuş, milletvekili, bakanlık, başbakanlık ve en son Cumhurbaşkanlığı gibi bir görevi ifa etmiş; aynı zamanda partimizin kurucularından olup, önemli bir isimdir. Ülkemizde icra edilen siyaset ve sorunlar üzerine olup, bitenlerle ilgili düşüncelerini beyan etmesi; bu milletin yetiştirdiği bir devlet adamından beklediği en doğal davranış şekli olup, ayrıca kendisinin de hakkıdır. Bunları demokrasimize katkı olarak görüp, değerlendiriyoruz. Keşke Sayın Sezer de kabuğuna çekilmeyip, fikir ve düşünceleri ile demokrasimize katkı sağlamayı düşünse bizatihi memnun oluruz" şeklinde olması beklenirdi.
...
Abdullah Gül'ün gördüğü muamele; Erdoğan-Bahçeli ittifakının muvaffak olması durumunda, 2019 sonrası demokrasimiz için bir turnusol hükmündedir. Yine Devlet Bahçeli'nin de Abdullah Gül'ün gördüğü muameleyi iyi analiz edip, kendi başına gelebilecekleri de şimdiden tahmin etmelidir. Tabi ki biz bu değerlendirmeleri; şeref, haysiyet, onur, ahlak, etik değerler gibi yüce ve ulvi sıfatların anlamlarını içselleştirmiş insanlar olarak yapıyoruz. Elbette hiç bir zaman arsızların nezdinde bu değerlerin bir anlamı da hükmü de olmayacaktır.
Fetöcü asker yok, fetöcü terörit var.
Çekin ulan askerin üzerinden kirli ellerinizi! Biz çok iyi biliyoruz ki; Türk ordusunu lekelemek, yıpratmak demek Türklüğün geleceğini karartmak demektir. İşte onun içindir ki; devleti ele geçirmek isteyen dış mihraklar içimizdeki hainliğe teşne "Siyasal İslamcılar"la iş birliği yaparak oduya önce sızdılar sonra da " "Yerleştirildiler".
...
Neymiş efendim fetöcü bir takım subaylar fetö'den gördükleri baskı nedeniyle itiraflarda bulunuyorlarmış; olabilir. Peki kardeşim hala "Fetöcü subay" diye bizzat telaffuz edilmesinin daha ne gereği var ki. "Orduya sızmış terörist" dense ne olur. Bunu bilerek yapıyorlar ki; "Orduda o kadar fetö mensubunun olduğu muhtemeldir ki; bu orduya güvenilmez" gibi yanlış ve haksız algının oluşmasına neden olmaktadırlar.
...
Her Allah'ın günü şu kadar fetöcü asker yakalandı, görevden alındı, itirafçı oldu; şu oldu, bu oldu lafları terk edilmelidir. Uzun bir zamandır öldürülen PKK'lılar için "Şu kadar terörist etkisiz hale getirildi" denilerek belli bir hassasiyet gösterilirken; her ne hikmetse Türk Ordusu'nun yıpranacağını düşünmeden "Şu kadar fetöcü asker" ifadesinin kullanılması büyük bir hata olduğu gibi doğrusu kasıt da olabileceğini düşünüyorum. Bu kullan dil Türk askerinin psikolojisi üzerinde daima "Kendisine güvenilmediği" hissiyatını uyandıracaktır. Her ne hikmetse fetö'ye kundaklık yapan siyasi ayağı üzerine vurgu yapıldığında gardını alan müsebbipler; Türk ordusu üzerinden "Fetöcü subay" ifadesinin telaffuz edilmesinden niçin rahatsız olup, müdahale etmezler.
HDP'den oy gelirse; sefa gelmiş, hoş gelmiş.
Meral Akşener delikanlıca çıkıp, "Ben Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme dönmeyi vaad ederek; Cumhurbaşkanı adayıyım" demiştir.
...
Dolayısıyla, herhangi bir ittifaktan bahsetmemiştir. HDP de dahil olmak üzere CHP, SP partisi ve diğerleri çıkıp da; "Biz Erdoğan hegemonyasına dayalı bir geleceği tasavvur bile etmek istemiyoruz; Sayın Meral Akşener 'i destekliyoruz" diyebileceklerini şimdiden garipsemek esas garip olandır.
...
Şimdiden rezerv koyuyorlar; HDP Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday tercihinde es kaza İYİ PARTİ ile paraleliğe düşerse İYİ PARTİ ve Meral Hanım yıpratılmak isteniyor. Vallahi bu durumda Meral Hanım için her yer "Trabzon" dur. Beşir Atalay kirveliğin e AKP+PKK izdivacından hasıl olan çocuklar ve kırdıkları camlar ortada. Oysaki Meral Akşener eğer ki HDP'nin oyunu alabilmeyi başarırsa işte o zaman gerçek anlamda iç barış sağlammış olacaktır.
Meral Hanım ve İYİ PARTİ'nin tercih edilmemesi için HDP'nin Meral Hanım'ın yanında olabileceğini ima ederek olumsuz bir algı yaratma gayreti, resmen Kürtler üzerinden siyaset bezirganlığı yapmak olacaktır ki; esas ayıp olan budur.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

Nasıl ki Ergenekon ve Balyoz kumpasları; düşünülen projeye karşı çıkabilecek askeri ve sivil milliyetçi unsurları tasfiye etme murad edildiği gibi bugün de Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı" sitemi ve bunun kalıcılığını sağlanarak çıkılmak istenen meçhul yolculuğa hayır diyebilecek "Türk milliyetçiliği"ni Devlet Bahçeli marifeti ile devre dışı bırakarak, silik hale getirmek isteniyor.
...
2002 yılında durduk yerde erken seçim isteyip, partiyi baraj altında bırakan Devlet Bahçeli, gene görevini yapıyor.
...
Baraj altında kalınacağını bildiği halde seçime giden Sayın Bahçeli, duruma razı olması gerekirken istifa ediyor; Mesut Yılmaz ve Çiler'i istifaya yönlendiriyor, bunu başardıktan sonra da istifasını geri alıyor ve güllük gülistanlık blr ortamı AKP'nin tek başına iktidar olması için sunuyor, siyasi arenanın boşaltılmasını sağlıyor. Böylece Sayın Devlet Bahçeli yine görevini yerine getiriyor.
...
AKP'nin tek başına muktedir olmasına mani olmak, devletin yönetilmesindeki sorumluluk riskini dağıtmak üzere, belki de AKP'nin zamanın "Cemaati" ile ilişkilerinin yaratacağı siyasi geleceği öngörenlerin cumhurbaşkanının tarafsız olmasını sağlamaya yönelik girişimlerine set olup, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasını sağlayan Sayın Devlet Bahçeli yine görevinin gereğini yapıyor.
...
Genel başkanlığı kaybetmesi durumunda; MHP'de ki yeni yönetimin "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı" sistemine geçit vermeyeceği kesin olarak bilindiği için devletin hukuk sistemi ters yüz edilerek, hükmet ile işbirliği yapılıp, olağanüstü kongre süreci sabote ediliyor ve Sayın Devlet Bahçeli yine görevnin gereğini yapıyor.
...
7 Haziran seçim sonuçlarına göre AKP tek başına iktidar olamıyordu; seçim gecesi alelacele beyanat vererek, alternatif koalisyon arayışına ket vurup, çözümsüzlük üretip, erken seçimi kaçınılmaz kılıp, tek başına iktidar olamayan AKP'nin tekrar iktidar olmasını teminen Sayın Devlet Bahçeli yine görevinin desteğini yapıyor.
...
1 Kasım seçimleri olup, bitiyor; daha önceki yıllarda "Bu adam diktatör olmak istiyor, demokrasimiz için felakettir" dediği insanı bizzat şikayet ettiği konuma taşımak için "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ni hortlatarak; hukuka uymayanı hukuki çizgiye çekilmesini telkin etmek varken "Sayın Cumhurbaşkanının fiili durumunu hukuki duruma getirmek için sitem değişikliğine gidilmesi gerekmektedir" diyerek yine Sayın Devlet Bahçeli görevinin gereğini yapıyor.
....
Sayın Bahçeli'nin Erdoğan'a kutsiyet atfettiği duyguları devam ediyor; 2019 seçimleri ve devamındaki beş yıl da devam edecek olan Erdoğan'ı destekleme teminatını vermek üzere kendisinin aday olmayacağı, MHP'nin de aday çıkarmayacağı ve Recep Tayyip Erdoğan'ı destekleyeceğini söyleyerek yine Devlet Bahçeli görevinin gereğini yapıyor.
...
Ancak Sayın Bahçeli hala sanıyor ki; Tüm Türk milliyetçileri kendisi ile "Sadakat nikahı kıymış, azatlık kabul etmeyen köleler"dir.
...
Durumun hiç de öyle olmadığını göstermek üzere Türk milliyetçileri; Devlet Bahçeli'nin daima içinde bulunduğu, Türk milliyetçiliği ideolojisi dışında herekse yol veren projelerin taşoranlığına isyan edip, kendi kaderini kendi belirleme uyanışı ile diğer siyasi görüşlere mensup, "Vatan ve millet sevgisi" ortak paydasında birleşen insanları da kucaklayan bir yapılanmaya giderek; YENİ PARTİ yapılanması altında idealist bir örgütlenmeyi gerçekleştirmişlerdir.
...
Dolayısıyla İYİ PARTİ'nin siyasi arenada yer alması ile Türk milliyetçilerinin son yirmi yıldır şu veya bu şekilde Türk milliyetçiliği ideolojisine hizmet etme, onu iktidara taşıma dışında farklı projelere hizmet "Ettirilmesi" sona erecek ve "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem"e dönmek üzere idealleri doğrultusunda varlığını ve çalışmalarını sürdürecektir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
İslam'ı başörtüsü ile gizleyip, apış arasından seyreden zihniyet
İslam'ı "Başörtüsü" ile kapatıp, boyun altından sıkıca bağlayıp akıl, fikir, düşünce; izan ve irfandan gizlediler. Doğal olarak "Başörtüsü"nün altındaki gizemi herkes kendine göre tarif eder oldu.
...
İşin imani tarafı terk edilip, ritüelleri öne çıkarılınca geriye kalıyor maddi gerçek; sonuç itibariyle akıllar da kayıyor apış arasına.
...
Tartışılan şeylere bakın; büluğ yaşı nedir; kız çocuğu dokuz yaşında evlenebilir mi; müftü resmi nikah kıyabilir mi; erkekler sakalsız erkeğe sulanabilir; baba kızına mesafeli durmalı, severken dikkat etmeli; Kuran kursunda taciz; birkerecikten bir şey olmaz; erkek çocuklara musallat olan din dersi hocası; "karma eğitim cinsel tahrik nedenidir, tahrik olmayanın cinsiyetinden şüphe ederim" diyen eğitimci ve daha neler neler.
...
Keşke beyinler apış aralarından kurtulsa da;
Sonbahara kadar bir ağacın dalında kendini sıkı sıkıya tutan bir aşkın; gün gelip de mevsim sona erdiğinde kendini terk edişine hüzünlenen bir yaprağın; rüzgarın estiği yerlere doğru savrulmasına neden olan "Vefasız aşkın"ın arkasındaki kaçınılmayan gerçekler üzerine kafa yorabilseler; sonra da Allah'ın gücü ve kudretini idrak edebilseler.
...
Başörtüsü ile sıkboğaz bağlanıp, görüntüsü saklanan "İslam"ı özgürlüğüne kavuşturacak kahramanlar aranıyor. Bir kahramanımız vardı uçmağa vardı; ruhun şad, mekanın cennet olsun; Yaşar Nuri Öztürk Hoca.
İdealler, ülküler atmosferde asılı gül gibidir; layık olan muhatabını bekler, bulur
Elli küsur yıllık geçmişi olan; üniversitede doğmuş "Kitabi bir hareket"i bir yerlere sığıntı yapanlar; kula hesap vermekten kaçsalar bile Allah'a hesap vermekten kaçamayacaklardır.
...
Ama bu "Hareket"e dair senin üzerinde zaten bir bakiye kalmamış, hepsini tüketmiştin; dolayısıyla, "Kitabi Hareket" "kendi çözümünü yine kendisi bularak daha da kucaklayıcı ve kavrayıcı özgüven dolu umutlarla "Biz varız ya" diyerek İYİ PARTİ şeklinde ete kemiğe bürünerek inisiyatifini ortaya koymuştur.
İçi boşaltmış ''Önce ülkem'' sloganı
"Önce ülkem" sloganı için yapılması gereken; ülkemizin bugünkü hale gelmesinin müsebbibi olan üç unsuru etkisiz hale getirmektir. Fetö ve PKK ile mücadele ediliyor, bu tamam; sıra şimdi Erdoğan ve AKP'yi 2019 seçimlerinde %60 karşı blok oyu ile siyasetten tasfiye etmektir. Niçin %60 diyorum; çünkü %51+2+3 gibi Erdoğan aleyhine çıkacak sonuç karşı blokun kazanmasına yetmeyecek; seçim günü öğleden sonra kural değiştirilebileceği ihtimali her zaman için mümkündür ancak %60 karşı blokun oy gerçeği üzerinde oynamak gibi bir hilenin mümkün olmayacağını düşünüyorum.
...
Her ne kadar sloganın sahibi MHP olsa da; aksine "Türk milliyetçiliği muhalif hareketi" bu sloganın içini doldurmuş, gereğini yapmış ve yapmaya da devam etmektedir.
...
İYİ PARTİ hareketi; cumhuriyet kurumsallığına, değer ve kazanımlarına karşı yapılmış sivil bir darbenin kalıcılığına geçit vermemek için doğmuştur; aynen Osmanlı'nın bitiş noktasında, Atatürk'ün ve yakın arkadaşlarının Türk milliyetçiliğinden beslenmiş ruh hallerin
Adalet yara alınca güven dikiş tutmaz
AKP kurucusu, TBMM eski başkanı Bülent Arınç'ın "Ankara' yı parsel parsel sattı" dediği Melih Gökçek ile pazarlık yapıp, metal yorgunluğu adı altında istifaya zorlanırken; suçlu olmaları muhtemel dahi olsa bir başka siyasi partinin belediye başkanının görevden uzaklaştırılmasını izah edemezsiniz.
...
Beşiktaş Belediye Başkanı'nın belki de çok büyük suçu olabilir ama adalet çifte standartlı uygulanınca; gerçek suçlular pekala masum olduklarını iddia edebilirler.
Özgüven yoksunu liderler karşılaşmaktan korkuyorlar
Son yirmi sene içinde herhangi bir TV kanalında bir defa dahi olsun karşı karşıya gelerek; medenice tartışmayı becerememiş özgüven eksiği yüreksiz, korkak liderler mi Türkiyeyi düzlüğe çıkaracaklar.
...
Tartışma kültürüne sahip olmak medeni olmanın önemli bir vasfıdır. Bunu beceremeyenlerin devleti yönetmek gibi büyük bir sorumluluğun altından kalkmalarını beklemek beyhudedir.
Bu tip liderler siyasi varlıklarını karşıtlık temeli üzerinden yürütürler. Tipik Ortadoğu lider tipleridir ve karşı karşıya gelmek onların en büyük korkusudur.
Batı demokrasilerindeki lider tipi ise; aksine, mevkidaşları ile uyum sağlama, diyalog kurabilme çabası içinde olan; karşılaşmaları durumunda karşılıklı centilmenlik yarışına girebilenlerdir.
...
Tartışmaya yüreği yetenler var, onları elbette tenzih ediyorum.
Önemli olan milletvekili kazanmak değil, adayını cumhurbaşkanı seçtirebilmektir.
Yahu Allah aşkına bırakın İYİ PARTİ'nin seçimlere girip, girememesi meselesini; 100.000 imzanın hesabını yapın yeter.
...
Lütfen yeni sistemi anlamaya çalışalım. Tekrar ediyorum; diyelim ki İYİ PARTİ 2019 milletvekili seçimlerine girdi(Elbette girecek, zira girmemesi demek Erdoğan ve AKP üzerine öfke yığılması olacak, bu da işlerine gelmez) ve 250 milletvekili çıkardı ama Meral Hanım da Cumhurbaşkanı seçilemedi; bu durumda kazanılan 250 vekilin hükmü ve yaptırımı ne olacak; koskoca blr hiç.
...
Artık şunu iyice kafalarımıza kazıyıp, bilmemiz gerekir ki; "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" parlamentoyu devre dışı bırakarak her T. C vatandaşını tek adama sadakat nikahı kıydıran ve akabinde azadlık kabul etmez köleler olmamızı emir buyuran bir sistemdir.
Bu sistem bugün fiilen uygulanmaktadır. En son örneğini de pekala meclisin çalışma alanına giren ve hatta MHP+AKP oyları ile çıkması tereddütsüz mümkünken hükumet tarafından 15/16 Temmuz'da darbecilere karşı koyan vatandaşı korumaya yönelik KHK şeklinde çıkarılmasıdır. Açık ve net olarak fiilen hep beraber şahit oluyoruz ki; yüce meclis şu anda devre dışı bırakılmış olup, tüm muhalefet her eleştiri sonrasında Erdoğan ve hükumet erkanı tarafından hain ilan edilerek "Tek adamlı rejim" kendi mantığı içerisinde en ideal şekilde icraatlarına devam etmektedir.
...
Dolayısıyla herhangi bir partinin kazanmasından ziyade Cumhurbaşkanı adayının kazanması çok daha önemlidir. İşte onun içindir ki; Sayın "Bilge Lider Dr. Devlet Bahçeli" MHP'yi gözden çıkarmıştır.
...
Özelikle İYİ PARTİ'li arkadaşlarıma seslenmek isterim; 100.000 imza da sorun olmayacağına göre İYİ PARTİ'nin teşkilatlanma, seçime girip girememesi polemiklerine takılarak pozitif sinerjimizi tüketmeyelim; hele Cumhurbaşkanlığını kazanalım, Parlemento kolay iş. İYİ PARTİ'nin seçime "Sokulmaması" demek Meral Hanım'ın açık ara Cumhurbaşkanlığını kazanması demektir. Telaşa gerek yok, müsterih olun.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Özelikle solun bireysel ihanetleri(Yetmez ama evetçiler), sağın da (Siyasal İslam odaklı) kadrolu ve kurumsal ihanetleri sayesinde; milletin aydın sınıfını oluşturan solun ulusalcıları ile Türk milliyetçileri tarihi geçmişlerine yönelik öz eleştirilerini yaparak, vatan sevgisi odaklı milli çizgide buluşma şeklinde bir mutabakata vardıklarını düşünüyor, hatta görüyorum.
...
Şimdi sağcılar hemen diyecekler ki "Ne yani sağın aydını yok mu". Yok elbette; ülkemizde olup, bitenlere muhalif olmayanın aydın olması mümkün değildir. Türkiye'de sağ, bir yerlere taşıdıkları isimlere trollük yapmanın dışında hiç bir halt edemezler ama çok iyi siyaset simsarıdırlar; dediğim gibi pek aydın sayılmadıklarından fikri mücadelenin içinde olmazlar ve ülkemiz üzerine; başta ABD olmak üzere herhangi bir projeyi devreye sokmak istediklerinde hemen "Sağ"a çengel atmayı düşünmüşler ve başarılı da olmuşlardır.
...
Ancak sağlanan başarıda daima Türk milliyetçileri ile ulusalcı solun geçmişten gelen kavgasını fırsat bilmişler; hatta Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında olduğu gibi her iki milli ve dinamik inisiyatifi devre dışı bırakarak aynı anda hapislere tıkayıp; 1999 yılında başlayıp, "Sağ"ın ihanet sürecinin katkıları ile devreye sokulan AKP projesinin önce iktidar, sonra muktedir olması sağlandı.
...
İşte bu nedenle ben hep şunu söylüyorum ki; bugün Türkiye bundan 17 yıl öncesine göre gerek kurumlarının aldığı son şekil itibariyle, gerekse yönetim şekli itibariyle aldığı son şekil; ABD-CEMAAT ittifakının projesi olan AKP ile varılmak istenen nihai durumdur. Sanırım ABD burada Recep Tayyip Erdoğan'ın kişisel ihtiraslarını dikkate alarak "Cemaat" ile beraber düşündükleri proje için çok uygun bulmuş olabilirler ama aynı ihtirasın bir gün dönüp kedilerini de vurabileceğinin hesabını yapamadılar.
...
Özellikle "Arap Baharı" sürecinde; BOP eş başkanı ilan edilen Recep Tayyip Erdoğan kendisini Obama ile eşdeğer görüp, Ortadoğu'daki gelişmeler üzerine kendi inisiyatifini "Yeni Türkiye" ve onun lideri olarak ortaya koymak istedi ancak ABD-CEMAAT projesinde kendisine ne kadar hareket alanı tanındığını bilmediğinden "Çizmeyi aştığını" fark edemedi; Libya'ya operasyonunu haksız buldu, Mısır'da Mursi'nin gönderilmesine razı olmadı, Esma'ya ağladı, Suriye operasyonunda eşbaşkanlığını unuttuğ, bağımsız hareket etti.
...
Ve gün geldi "Kainat imamı" olma hayalindeki sağın baş ihanetçi başı Gülen ile ABD; Türkiye üzerine projelerini güncelleme ihtiyacı duydular; kafa kafaya vererek "Biz bu adamı nasıl getirdiysek, öyle de götüreceğiz" diyerek yeni bir süreç başlattılar. Erdoğan'nın ihtirasları mantığının çok önünde olduğu için hiç bir zaman olup bitenler üzerinden muhasebe yapma ihtiyacı duymadı; dolayısıyla da Ergenekon-Balyoz süreçlerinde olup bitenler sadece ve sadece kendisi ve hükumetinin muktedir olmasını sağladığı için keyifle, hatta davaların savcısı olarak izlemeyi yeğledi. Aslında yeterli muhasebeyi yapabilseydi esas muktedirlerin başkaları olduğunu fark edebilecekti. Ve sonuç itibariyle 15 Temmuz süreci de dahil olmak üzere bugünlere geldik.
...
Şimdi Aktroller diyecekler ki; "Bundan güzel ne var; Reis ABD'ye madik attı" ancak bunu rahatça diyebilmemiz için kendi yediğimiz madiğin hesabını iyi yapmamız lazım. Sadece Suriye'den gelen göçmenler için ödediğimiz bedel 30 milyar dolar.
...
Özellikle bugünlerde ABD muhtemelen yeni bir proje için yine sağcı bir ihanetçi başı arıyor. Şimdi gelelim özelikle bu yazıyı kaleme alma düşünceme; o da şu; milli düşünen ulusalcı sola ve Türk milliyetçilerine seslenmek istiyorum ki; haydin gelin "Sağ"ın bir daha bu devlete ve millete ihanet etmesine fırsat vermeyelim. Önümüzdeki yeni süreçte sanırım Erdoğan da olmayabilir. Dikkat ederseniz Abdullah Gül tekrar gündeme getirilmek isteniyor. Özelikle Gül kesin ifadeler içeren açıklamalar yapıyor ve muhtemelen yeni süreçte inisiyatifini ortaya koymayı düşünüyor. Erdoğan ABD'ye direniyor ama PKK ile üç defa anlaşıp, sonra vaz geçmesi; karşılıklı en ağır ithamlarda bulunduğu insanlarla bugün en yakın ve hatta güvene dayalı samimi ilişkiler içinde olması; en azından kendi adıma söyleyeyim ki yeterince güven vermiyor; hatta yeni bir ABD-Fetö-AKP projesinin devreye girebileceği ihtimali de muhataplarının aklından geçebilir.
...
Ben sağın bir daha ihanetine fırsat vermemek için İYİ PARTİ'nin tam da zamanında kurulduğunu düşünüyorum. Ulusal yayın yapan bir tek TV kanalı dahi Meral Hanım'ı bir haber veya tartışma programına davet etmedikleri gibi İYİ PARTİ mensubu başkanlarını da davet etmiyorlar.
Bir de yıllar önce AKP'nin kuruluş sürecini, ABD seyahatleri, kirve Cüneyt Zapsu'nun gayretleri ve zamanın Doğan medyası ve diğerlerinin tutum ve davranışlarını hatırlamaya çalışalım.
...
Dolayısıyla kader bizi Cumhurbaşkanlığı seçiminde iki isimden oluşan seçeneğe mahkum ettiğine göre burada CHP ve İYİ PARTİ'ye büyük sorumluluk düşüyor. Şahsen bunun farkındalar ve o minvalde çalışmalarını sürdürdüklerini düşünüyorum.
Mehmet Soral
Niyet baştan belli; "Terör olaylarını bastıran sivillere yargı muafiyeti hakkındaki KHK" pekala "Hükumetin iki kanadı" AKP+MHP'nin oyları ile doğrudan meclisten kanun maddesi olarak çıkması mümkünken; KHK ile düzenlenmiş olması metni ve kullanılan dili daha da önemli kılıyor.
Çünkü KHK konusunun mecliste tartışılması durumunda asıl hinoğlu hinlikleri ortaya çıkacak ve kendi yandaşlarının bile eksik buldukları metni değiştirmek durumumda kalacaklardı.
...
Şimdi metindeki eksiklik genel kabul görmüşken hala Bekir Bozdağ ve Binali Yıldırım taraftarından umursamayıp "Hayır metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapmayı düşünmüyoruz" denmesi ve inatla metinin arkasında durulması; konunun meclisten kaçırılıp, OHAL yasasından yararlanılarak çıkarılmasının arkasındaki niyeti ortaya çıkarıyor ve bu durumda elbette endişe duyup, eleştirilerimizi daha yüksek sesle dile getirme ihtiyacı duyuyoruz.
...
İşine geldiği zaman "Kuşatılmış bir Türkiye var. Devletin bekası söz konusuyken muhalefet gereğini yapmıyor, işbirliği yapıyor" diyeceksin; işine gelmediği zaman da işte böyle metinler üzerindeki hilelerle bilinçli olarak suni gündem ile kaos yaratıp, korku salarak ortamı gerip, buradan da en çok haz duyduğun gıdanı tedarik edeceksin; yani oylarını konsolide etmeye çalışacaksın.
"Evet haklısınız; yanlış bir anlama var, düzelteceğiz" deseniz onurunuz mu zedelenir. "15/16 Temmuz da yaşanmış" dedikten sonra "Ve devam eden" şeklindeki ifadenin geçmesi, düzeltilmesinin de hala düşünülmüyor olması kaygılarımızı daha da artırmıştır.
...
Millete ekonomik olarak verebilecekleri hiç bir şeyi olmayan hükumet kızışmayı artırıp, karşıtlık psikolojisini yayarak oylarını konsolide edip, bu ülkede güvenlik dışında hiç bir şeyin tartışılmasına fırsat vermek istemiyor
...
Söz konusu KHK'deki kastedilen sivillerin güvence altına alınmasına hiç bir kimsenin itirazı olmadığı halde metin üzerinde gerekli düzeltmenin yapılmamasındaki ısrarın sonuç itibariyle iki nedeni olabilir. Birincisi, yani esas şüphemiz; AKP kendi milis kuvvetlerini teşkilatlandıracak ve sonra da bu teşkilata gerekli gördüklerinde, durumdan vazife çıkarma inisiyatifini tanıyacak. İkincisi ise mesela bir örnek; rakamların sihirli ile sağlanan %11 büyümenin aslında bir gerileme olduğunun tartışılmasına mani olmak; gerilimi tercih ederek, çatışmacı ortamda korku salıp, güvenliği konuşturmak.
...
Bu arada diğer bir endişem de; Sayın Devlet Bahçeli ve MHP'nin AKP hükumetine bu denli entegre olup, iç içe geçme hallerinin sonucu Ülkü ocaklarının yazımda kastettiğim "sivil yapılanma"ya bulaştırılması ihtimalidir ki; bu anlamda eski ülkü ocakları başkanı MHP milletvekili Atilla Kaya'nın malum çıkışını daha iyi anlayabiliyorum. Dolayısıyla tüm ülkücü camianın ülkü ocaklarına karşı ilgi ve alakalarını kesinlikle kesmemeleri gerekmektedir.
...
Dikkat....
DİKKAT...
Kanunlar sizi ilelebet dokunulmaz kılamaz ama hukuk kılabilir.
Dolayısıyla, kanuni teminatlara değil, hukuki teminatlara itibar etmeyi, sığınmayı yeğleyin.
...
UNUTMAYIN...
Kenan Evren de 1982 anayasası ile kendi ve cuntasının geleceğini anayasanın teminatı altına almak istemiş bu da milletin gizli kullandığı oylama ile %92 kabul görmüştü.
Sonra ne oldu; Kenan Evren öldü ve mezarına er olarak gömüldü.
Yaralı askerin başında bozkurt işareti yapan iblis suratlı....?
Sayın Bahçeli "Yaralı askerin başında Bozkurt işareti yapan şerefsiz bulunup, anasından doğduğuna pişman edilmelidir" sözünüzün cevabını "Hükümetiniz"den bekliyoruz. Yeni KHK'nızda bu görüntüye atıf yapan ne var.
...
Sayın Bahçeli farkında mısınız; yeni çıkardığınız KHK da o kastettiğiniz görüntüde suç isnat ettiğiniz şahısla ilgili herhangi bir soruşturma açılmasına mani oluyorsunuz; kendi talebinizi şiddetle red etmiş oluyorsunuz. "Bu ne yaman bir çelişki"
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
KHK ile yapılmak istenen düzenlemeyle kendi milislerine "İktidarımızın devamı için yaptığınız ve yapacağınız her türlü karşı duruşunuzda resmi blr sıfatınız olmasa dahi, eylemleriniz nedeniyle soruşturma ve kovuşturmalara karşı sizleri koruyacağım; hiç endişeniz olmasın" denilerek, yandaşlara güvence verilmek istenmektedir.
...
Aklı başında olan, üç satır yazıyı okuyup, anlayabilecek herkesin bu yeni KHK düzenleme düşüncesinin aynı zamanda gelecekte yaşayabileceğimiz toplumsal bir felaketin habercisi olarak görmek mümkündür.
...
Hep emperyalist güçlerden bahsedeceksin, hem de onların istediği kıvamda bir "Gezi" ortamı oluşturup, milleti birbirine kardıracaksın, sonra da burada rol alacak milislerini korumaya alacaksın öyle mi. Bu bir gözü dönmüşlüktür.
...
Çıkarılması düşünülen kanun hükmünde kararname ile bizim bilmediğimiz ama devleti yönetiyor olmaları nedeniyle iktidarın bildiği; yaşanacak muhtemel bir sürecin haberini vererek; özelikle benim gibi yazarak, çizerek, anlatarak toplumu iktidarın yaptıklarına karşı uyaran muhalifleri korkutma, dolayısıyla sindirmeye yönelik bir niyetin ifşadır. Bir psikopat milis yaratılacak bir bahane ile evlerimizi basıp, bizleri infaz ettiklerinde KHK ile korunabileceklerdir. Yani şu yazdıklarımızı yazamayacak hale getirilmek isteniyoruz.
...
"Milisler" sakına sakın Mavi Marmara'da ölenler için "Ne yapalım gitmeseydiniz, bana mı sordunuz" deyip, sahip çıkmayanlar size de sahip çıkmayacaklardır. Bugün için kanunlar seni koruyabilir ama her zaman için ilk fırsatta hukukun karşısına çıkarılırsın. Saddam'ın yaptıkları, Esad'ın yaptıkları, Kaddafi'nin ve Kenan Evren'in yaptıkları da kanuniydi ama hukuki değildi. Kanunlar yerel, hukuk normları ise evrensel dir. Dolayısıyla siz siz olun bu olağanüstü hal şartlarında davet edildiğiniz eylemlerin kanuna uygunluğundan ziyade hukuka uygunluğunu dikkate alın.
...
Bakınız; bir zamanlar hizmet, sonra cemaat, sonra paralel yapı, en sonunda fetö; arkasındaki en büyük gücü önce iktidar, sonra muktedir yaptığı AKP hükumetinden aldı; Ergenekon, Balyoz kumpaslarını kurdu. Bütün bunları nasıl yapıyordu; mevcut kanunlara göre. Ancak somut bir gerçek vardı; hiç birisi hukuka uygun değildi. Ve bugün fetö mensupları layık oldukları yerdeler, kuvvet aldıkları hükumet ise "Dışarıda" iktidarda.
...
Şimdi ey "Milisler" size sesleniyorum; o günlerde kanunlar suistimal edilerek, reisinizin savcısı olduğu malum süreçlerin bizi getirdiği akıbet belli. Yani demem o ki; zamanında "Cemaat"ten güç alan hükumet; fetö'nün yaptıklarının kanunların suistimal edilerek hukukun gözetilmediğini gördü ve savunmaya geçti, tedbirler aldı, yönetimde kaos oluştu ve maalesef 15 Temmuz ihanetine zemin oluştu. Yani demem o ki; kanunlara pek güvenmeyin, hukuku asla ihmal etmeyin. Bu sefer sadakatınızın suistimal edilmesine ve sizlerin azatlık kabul etmeyen köleler olarak görenleri "Bu kadar da olmaz yahu!" diyerek red edin ki; nizami çizgiye tekrar dönmeyi düşünebilsinler.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
PKK ile yapılan görüşmeler, fetö le de olur mu?
PKK ile üç kez sözde barış süreci için diyaloğa girildi; silahlar susup, KCK yapılanmasına fırsat verildi. En son ise Dolmabahçe mutabakatı, Apo'nun "10 emri" ile vali ve kaymakamlara; "Hele elleşmeyin, bir süreç başlattık, akamete uğramayın" talimatı ile malum bölgemizde PKK tarafından cadde ve sokaklar tutuldu, barikatlar kuruldu, bazı evler sığınak ve mühimmat deposu haline getirildi. Evler arası tüneller açılıp, hendekler kazıldı. Halk kendi evinde PKK tarafından esir alındı. Ev ahalisi militanlarla aynı odaları, mekanları paylaşmak zorunda kaldı.
...
Yüreği "Yufkalı" Bülent Arınç ise bu hali "Biz PKK'yı o kadar kendi haline bırakmıştık ki; militanlar ellerini kollarını sallayarak askerlerimizin önünden geçiyorlardı.
...
Bunlar hislerime dayanarak yaptığım bir çıkarsama olmayıp; bizatihi Cumhurbaşkanı ve zamanın Başbakan yardımcısı tarafından yapılan itiraflardır.
....
Şimdi sormak isterim; FETÖ ile de böyle bir süreç yaşanabilir mi; 16 yıllık geçmişe dönük olup bitenleri; neden ve sonuçları bakımından analiz ettiğimde; hükumetin çok değişken, İstikrarsız; çelişki dolu hükumet etme biçiminin yarattığı güvensizlik nedeniyle yaşanabilir diyorum.
Önemine binaen yeniden hatırlatmak üzere.
Erken seçim ihtimali de dikkate alındığında; mevcut siyasi partiler yasası gereği kısa zamanda teşkilatlanmayı tamamlayabilme telaşı ile benim de tespitlerim olduğu üzere; İYİ PARTİ teşkilatlanmasında eleştirilebilecek atamalar elbette oluyor ancak sürecin doğası gereği bizlerin irademizi ortaya koyarak, seçme şansımız yoktur. Ancak bu atama yönetimler tamamladıktan sonra olağan kongreler başladığında artık seçicilik devreye gireceğinden o zaman eleştiri halkımızı kullanma imkanını bulacağız. Bu aşamaya kadar teşkilatlanma sürecini salimen atlatabilmek için Meral Hanım ve genel merkeze rahat çalışma ortamı sağlamak, tüm inisiyatifi onlara bırakmak lazımdır.
...
Dolayısıyla tüm eleştiri haklarımız saklı tutmak kaydıyla; notlarımızı alıp, olağan kongre süreçlerinde gerektiğinde onlara dönerek, parti tüzüğümüzde yazılı üyelik haklarımıza dayanarak, seçicilik hakkımızı sonuna kadar kullanıp, en liyakatli yönetici ve kadrolarımızı teşkilatlarımıza taşıyacağız.
...
Şu aşamada şahit olduğumuz eksiklikler, yanlışlar olsa bile önlem adına yapılacak müdahaleler partiye zarar verebilir. Doğal olarak bizlerin de olağan kongre süreçlerinde yaşanacak rekabet ortamlarına Genel Merkezce müdahalenin yapılmaması en doğal hak ve beklentimiz olacaktır. Bugünkü konjonktürde eleştirilerimizi, beğenmezükcü yaklaşımları bırakıp, daha sonraki parti içi demokratik haklarımızın takipçi olmayı düşünelim derim.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
19.12.2017
İdeallerim ve ülküm için inanarak çalıştığım ve mensubu olmakla her zaman şeref duyduğum MHP'den bugün itibariyle istifa etmiş durumdayım.
...
Emek ve umutlarımın bir başka gücün iktidarı için suistimal edilmesine, payanda yapılmasına ancak bu kadar dayanabildim. Bu demek değildir ki; inanç ve ülkümden vaz geçtim; asla. Öfkem çok olsa da; onun esiri olmadan, mantığımın önüne geçmesine fırsat vermeden yine çalışmaya; "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter sistem"e dönme ve paralelinde Türk milliyetçiliği ideolojisinin er veya geç iktidar olma mücadelesini vermeye devam edeceğim.
...
Sayın Devlet Bahçeli dahil kimseye kırgın değilim; zira o da görevini yapmıştır(!) Öfkem de, kızgınlığım da kendime. Kendimce miladi olarak belirlediğim 2006 yılından buyana tespit ettiğim gerçeklerin değil, keramet atfettiğim hislerimin peşinden sürüklendiğim için kendime öfkeliyim.
Hayırlı olacağına inandığım bir karar verdim, müsterihim.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Klasik üçüncü dünya ülkelerinin klasik vatandaş anlayışı; her yürekli çıkışın ve başkaldırışın arkasında bir emperyal güç aramak.
Kendi yönetim ve otoritesinden şüphesi olanlar aydın kesimin sorgulamasını felaket algısına dönüştürerek, aydınları önce taciz, sonra da susturma yoluna giderler; bu da yetmez sorgulama yapanları "Satılmış güruh" olarak topluma lanse ederler.
...
Ulan ahan da orada zulüm icrasına devam ederken; buna "Yeter artık" demek için ABD'nin şunun bunun suistimaline veya birilerinin satılmışlığına mı gerek mi var.
...
Adam zamanın TRT'den sorumlu bakanı Arınç'ın özel izni ile Canada'dan canlı telefon ile bağlanıyor; ismi Tuncay bilmem ne olan sahte hahamın iftiraları ile onlarca vatan evladı hapse atıldılar, yıllarca yattılar. O adamın o zamanlar söylediklerini delil kabul eden zihniyet bugün "Madalya ile şereflendirilmiş hayırlı iş adamı Zarraf"ın yine yurt dışında yaptığı itirafları zerrece umursamıyorlar bile. Şimdi biz bu zihniyeti sorgulamak istediğimizde; arkamızda birilerinin olduğu anlamına mı gelecektir. Adam 50.000.000.-EURO dağıttım diyor; ciddiye alınması için haham mı olması gerekiyordu. Veya bu "Hayırlı iş adamı" CHP'ye şu kadar yardım ettim veya Meral Akşener'i severim deseydi bu tepkisizliğiniz, sessizliğiniz gene olacak mıydı.
...
MHP Genel Başkan adayının toplantı yaptığı mekan basılıyor, hiç bir şey yapılmıyor ama AKP teşkilatı basılıyor; muhataplarına ömür boyu hapis cezası kesiliyor.
...
Toplantı yapmak; demokrasilerde en kutsal demokratik hak olduğu halde bu hakkın gasp edilmesinin hafife alınması ile AKP teşkilatının basılmasını müebbet hapisle cezalandırılması şeklinde ciddiye alınmasındaki mantığı sorgulama düşüncesinin arkasında dış bağlantı mı aramak gerekir.
...
Sanırım artık Türkiye'de "Yargı" şunu içselleştirmiş durumda; Türkiye'nin bir parti devletine dönüştürüldüğüdür. Dolaysıyla yargı, AKP ve teşkilatlarına yapılan taciz ve tecavüzleri devlete yapılmış gibi görüp, ona göre soruşturma açılıp, cezalar kesiliyor. Yani siyasi bir kişi ve onun toplantısına yapılan tacizi bireysel hakka yapılan taciz ama AKP teşkilatına yapılan saldırı ve tacizi ise devlete yapılmış gibi görüp, değerlendiriliyor.
....
İktidar kendi partisine mensup olup, suçlu gördüğü belediye başkanlarının istifalarını isterken diğer partilere mensup başkanları ise haklarında soruşturma açılmak üzere görevlerinden alıyor.
...
Fetö öğrenci yurdunda patates soyan kadın içeri atılıyor; fetö'nün bizatihi kurucusu, dibine su döküp yeşerten, gazı olduğunda geğirten, açık havada yellendiren Hüseyin Gülerce, Latif Erdoğan ve Nurettin Verel denen "Baş aktörler" ise adeta ödüllendirilerek elleri gö.tlerinde geziyorlar.
.
Ve gün geliyor bu millet, bu devlet; kendinizin de sızması ve yerleşmesinde; devlet ve millet üzerinde yeterince muktedir olabilmek adına "Ne isteyip de vermediğiniz" fetö denen aşağılık örgütün 15 Temmuz ihaneti ile karşı karşıya gelip, belayı atlatıyor ancak ülke bu kadar dert sarmalı içindeyken sistem değişikliğine gideceksin. Bu kadar vahim bir depresyon süreci yaşayan ve sağlıklı düşünmesi mümkün olmayan millete "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ni dayatmanın ne gereği vardı. Tek nedeni var; olağanüstü şartları fırsata çevirip, T. C Devleti'ni parti devletine dönüştürmek.
...
Hitler millete kabul ettiremiyeceğine kani olduğu kararları geceleri alıp, uygulamaya koyuyormuş. Yani, gecenin kasvetli ortamında kimsenin aklına itiraz etme düşüncesi gelmeyeceği için. Dolayısıyla, otoriter iki kişi; Erdoğan ve kankası Bahçeli, sistem değişikliği için 15 Temmuz sonrası oluşan ortamı; kendi siyasi ikballeri için suistimal etmişlerdir.
...
Şimdi bütün bu olup, biten; devletin sitemi de dahil olmak üzere sayenizde meşruiyet kazanan itiraz hakkımızı kullanmak istediğimizde; bizim arkamızda birilerinin olduğu anlamımı doğacaktır. Şunu bilin ki bizim arkamızdaki en meşru güç; sizin hak, hukuk, adaleti yerle yeksan eden; ceberut, anti demokratik demokrasi anlayışınız dır. Sonra dönüp, İYİ PARTİ niçin kuruldu, arkasında kimler var; zıkkımın kökü var; işte bunlar var. Daha ne olacaktı ki.
Tanrı'mıza hamd olsun; Allah'ımıza hamd olsun
Her şeye hakim ve muktedir olan; esirgeyen, bağışlayan yüce yaradana; anlayabilmesi için kolaylık olsun diye "Tanrımıza hamd olsun" sözünü, "Allah'ımıza hamd olsun" şeklinde değiştirmişler(!)
...
Yaradan'ın gücünü, kudretini, "Dili" ve diğer sıfatlarını tasavvur edemeyenlerin ben imanlarından şüphe ederim arkadaş.
...
Yaradan'ı (Tanrı, Allah, Mevla, Rab) bu kadar aciz ve eksik sıfatla tanımlamaya ve tanıtmaya ne hakkınız var. Yahu "Tanrı" nın "Allah", "Allah"ın "Rab", "Rab"ın "Mevla" olduğunu bilmeyen "Yardan" mı olur.
...
Mantığın, tasavvur ve tasavvufun ırzına geçen bu kafa bu ülkeyi maf etmiştir.
...
Tanrım, senin gücün ve kudretinden habersiz; eksik tanıyan, bilen bu cahillere hak etmedikleri mevki ve sorumlulukları verme ki; seni onların "Esaretinden" "kurtarabilelim(!)
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Birileri delilsiz, mesnetsiz İYİ PARTİ'nin kuruluş amacını çarpıtmaya devam etseler de; bizler sabırla bu partinin kuruluşuna ve meşruiyetine gerekçe olan nedenleri ısrarla anlatmaya devam edeceğiz elbette.
...
Bugün için siyasi tercihimi İYİ PARTİ den yana yaparım, tıpkı geçmişte MHP den yana yaptığım gibi. Biz ülkücülüğümüzün havasını nerede teneffüs edebilirsek, siyasetimizi de elbette orada yapar, yerimizi alırız. Geçmişte nasıl ki Bahçelici olmadığım gibi bugün de Meral Akşenerci olmam gerekmez.
...
Adamın adamı olmak; hatıra binaen insanın adil olmasını önler, "Vicdanın gözünü" önce perdeler, sonra da körleştirir; objektiflik ortadan kalkar, taraflı olmak öne çıkar. Dolayısıyla önemli olan birisinin yanında olmak değil, izah edilebilir fikir ve düşünce birliği, bütünlüğü olan kadronun içinde olmak, yani oranın adamı olmak.
...
Aslında çağdaş demokrasilerde lider değil, koordinatör vardır. Koordinatör; başkalarının çalışmalarından elde edilen ve varılan sonucu toparlar, bir araya getirir, sonucu ilan eder ve uygular; lider ise daha çok istediklerinden bilgiyi toplar, çoğu zaman kararını kendisi verir ve uygulamaya koyar. Liderler; ortalama algı düzeyi düşük, yönetim anlamında bilgiye ve tecrübeye aç toplumlardan çıkar. Dikkat ederseniz son otuz yılda ülkemizde liderlik yapmış şahısların diyelim Avrupa da tanınma oranı ile bizlerin onların liderlerini tanıma oranımız arasında dağlar kadar fark var. Neredeyse Avrupa ülkeleri "Liderlerinden" hiç biri aklımızda kalmamıştır. Çünkü oralarda lider bildiğimiz kişiler aslında birer koordinatördür.
...
Yukarıda izah etmeye çalıştığım görüşlerimi; MHP'den kopuşum ile YENİ PARTİ'nin kuruluş süresinde hasbelkader ortaya koyduğum "Bilinçli tavrımın" gerekçelerini açıklayabilmek adına anlatma ihtiyacı duydum.
...
Ve davam ediyorum...
2006 yılında Sayın Devlet Bahçeli rahmetli Başbuğ'un "Ne mozaiği ulan Türkiye mermerdir, mermer! " haykırmasına inat; tuttu "Türkiye bir çiçek bahçesidir" sözünü söyledi. Bu ifadeyi birileri irdeleme ve sorgulama ihtiyacı duymamış olabilirler ama ben çok sorguladım. O gün bu gündür bu\\ minvalde icraatlarını devam ettirirken benim kendisine güvenim sarılmış, her geçen yıl da artmıştır. Ama biz her şeye rağmen MHP'li kalmak için sabır gösterdik; ta ki "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin kirli bir referandum ile dayatılmasına kadar.
...
16 Nisan'a kadar kesinlikle yeni bir partinin kurulmasına karşı olduğumu gerek yazılarımla, gerekse bulunduğum platformlarda ifade ettim. Ancak Erdoğan-Bahçeli ittifakının istedikleri sonuç gerçekleşince; cumhuriyet değer ve kazanımı olan "Demokratik Parlamenter Sistem"e tekrar dönebilmek adına kendimce İYİ PARTİ veya bu anlamda inisiyatif ortaya koyabilecek her türlü çaba ve oluşumun içinde olmam gerektiği benim ilk aklıma gelen düşüncem olmuştur; bugün de bunun gereğini yapıyorum.
...
Değerli dostlar bize 15 Temmuzu yaşatanlar her ne kadar doğrudan fetö olsa da; dolaylı olarak da 2002 yılından beridir "Gayri hukuki fiili başkanlık sistemi"nin uygulanmasından kaynaklanmıştır. Fetö sızması yıllar öncesinden gelse de koordineli bir şekilde devlete yerleşmesi "Gayri hukuki fiili başkanlık sisteminin" Erdoğan iradesi ile uygulanmasından kaynaklanan zafiyet sayesinde gerçekleşmiştir. Şimdi bütün bu yaşanmış kötülüklerden, musibetlerden sonra bunca edindiğimiz tecrübeye rağmen yine devamının yaşanmasına vesile olacak "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin kalıcı hale gelmesine mani olmak adına; bunun öncüsü Meral Akşener inisiyatifi olacaksa onun, başkası olacaksa da onun yanında olmak benim önceliğim olmuştur ve dolayısıyla bu doğrultuda düşünüyor, hareket ediyorum.
...
Batı standardında, çağdaş demokrasilerde "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" belki uygulanabilir; zira orada Cumhurbaşkanı denen kişinin rolü koordinatörlük seviyesinde olup, ülke yönetiminde görev riski dağıtılır, hata olsa bile az maliyetle telafi edilebilir. Koordinatör, yani devlet başkanı; gücünü demokrasinin halk tarafından içselleştirilmesinden alır. Allah aşkına söyler misiniz; fetö soruşturmasında miladı hukuk değil de "Tek adam" belirliyorsa; ve de; "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" kalıcı olacaksa; istikbalimizle ilgili tüm hak ve hukukumuzu ipotek ettirmiş olmayacak mıyız? Otuz sene süresince fetö yapılanması içinde her türlü inisiyatifini ortaya koyup, kullanmış olan "Kafa adamlar" miladın dışında tutularak, bir anlamda kurtarılmışlardır. Burada ölçü ne; "17/25 Aralık itibariyle cemaat ile ilişkinizi kesin" talimatının verilmiş olması. Bu talimatı kim veriyor; tek adam. Oysa bu hükmü hukukun vermesi gerekmez mi. Bank Asya'nın faaliyetlerine izin veriliyor ancak para yatıran cezalandırılıyor; kıstas Cumhurbaşkanının belirlediği milad.
...
Bütün bunları fikren, zikren bulunduğum konumu izah edebilmek; birilerinin peşine takılıp, gittiğim şeklindeki ithamlara "Hayır hür ve bağımsız düşüncelerim takipçisiyim" diyebilmek adına anlatmaya çalıştım.
Kedi duyarlılığı
Kılıçtaroğlu'nun mesleği gereği denetimci olması, benim de bankada benzer şeyi yapmış olmamdan biliriz ki; o işle ilgili muhtemel tüm üçkağıtçılıkları biliriz.
...
Dikelim ki bir sohbette kendi adıma mesleğimle ilgili "Ben bankacılıktaki suistimalleri iyi bilirim" dediğimde hırsızlığımı mı dile getirmiş olurum.
...
Kılıçtaroğlu'nun ben hesap uzmanıyım para kaçırmayı, hırsızlığı iyi bilirim" demesini koskoca torun torba sahibi utanmaz bir güruh "Ben hırsızım" dediği şeklinde yorumladılar. Üstelik bunu meclis kürsüsünde yaptılar. Koskoca milletvekili bas bas bağırıyor "Sen hırsız olduğunu söyledin" diyor.
...
Ama aynı güruh, Zarraf'ın ABD mahkemelerinde bas bas bağırarak; Türkiye'de falanca, filancaya şu kadar rüşvet verdim; şununla şu namussuzluğu, şerefsizliği, hırsızlığı yaptık itirafında bulunduğunda hep bir ağızdan ve aynı yerden talimat almışcasına; "O söylediklerini ABD'de söylüyor, burada söylemiyor ki doğru kabul edelim"
....
Yani buna yuh mu diyelim; pes mi diyelim anlayamadım; aşikar olanı red etmek.
...
Şunu anladım ki; kediyi takip ettim, onun bile hayvansal iç güdüsünde ahlaki bir çekince var; çişini yapmak için tenha bir yer aradı; siyasette kedi duyarlılığı kadar bile bir ahlaki seviye yoktur.
Ne diyeyim ki; lanet olsun.
Senin ''İP'' dediğin ile biz ne güzel kazak örüyoruz
Senin o "İP" dediğin şeyi Erzurum'da attığın yerde arasana.
Aslında o fırlattığın ipin manasını zamanında makul şekilde, millete nasıl anlatabileceğim üzerine "Bilge"liğini de refere ederek gerekçeler üretip, ne de güzel anlatmıştım ama kadir kıymet bilemediğin gibi; ben de fazla uçmuşum ki; sonra uydurduğum kendi yalanıma kendim de inanır oldum.
...
Ah Edebiyat hocam bir bile bilse! Gururla "Ne çocuk yetiştirmişim be!" derdi; hak edilmeyen sıfatlarla, olmayan "Gerçekler" üzerinden güçlü ifadelerle yaratılan sanal kahramana dair anlamlı, derin cümlelerime.
...
Vallahi biz o kastettiğin ip ile çok güzel nakışlı kazaklar örüyoruz. Sabır edip beklersen, sana da bir sürpriz hediyemiz olacak. Nakışla ilgili bilgi vereyim. Birbirine paralar dikine, dosdoğru çubuk desenler olacak. Kıvırtmalı, birbirinin altından girip, üstünden çıkan yılan desenin uygun alacağını kulağımıza fısıldamış olsalar da; şişler işlemedi, beceremedik muhterem
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com