13 Eylül 2015 Pazar

7 HAZİRAN GECESİNİN GİZEMİ


Oslo görüşmeleri ile ''hainliği toptan fiyatına ucuza'' alanlar başkalarına hainlik adına bir şey bırakmadılar ki; ama hala utanmadan, sıkılmadan kendilerini pirüpak kalanlarımızı hainlikle suçlamaya devam edebiliyorlar.
Pisliğinize ortak aradınız kimse yanınıza, yörenize yanaşmadı.
Sizi gidi uyanıklar sizi; proje ile geldiniz, proje ile devam ''ettiriliyorsunuz''. Projeyi elinize tutuşturanlar illa ki MHP'nin de içinde olduğu bir hükümet ile murat edilen Federasyon veya Konfederasyon yapılanmasını gerçekleştirmek istiyorlar. Bunun ilk aşamasını 57. hükümete MHP'yi de ortak ettirerek sağladılar. Nasıl mı oldu; AB'ye uyum gereği onbeş günde onbeş yasa çıkartıldı. İkiz yasaların çıkarılması çok önemliydi; bunu da başardılar. İkiz yasalar; azınlıkların siyasal ve kültürel hakları ile halkların, kendi kaderini belirleme (self-determinasyon) hakkını tanımayı öngören iki sözleşmedir.
Günümüze geldiğimizde; ''ikiz yasalar'' ile kapısı aralanan ''Kürt etnik bölücü hareketi''nin nihai hedefi olan özerklik veya konfederasyon'' yapılanmasından, bağımsız Kürdistan'a doğru giden süreçte MHP; geçmişteki tecrübelerinden ders çıkararak yeni bir hükümete ortak olmayı düşünmemiştir. Siz bakmayın AKP'nin ve Cumhurbaşkanının bugünkü PKK veya HDP'ye karşı tutumuna. Eğer MHP bugün koalisyon ortağı olsaydı ''barış süreci'' MHP'nin de içinde bulunduğu hükümet marifeti ile ama MHP'ye rağmen başka bir sürece evirilecek; bağımsız Kürdistan'a doğru yola çıkılmış olunacaktı. MHP bu sefer bu tuzağa düşmemiştir; düşmediğindendir ki hainlikle suçlanmaktadır. MHP'nin siyasi duruşu AKP-(HDP/PKK) kavgasını sağlayarak bazı planları alt üst etmiştir. 7 Haziran seçim gecesinde Sayın Bahçeli'nin acele olarak nitelenen demecindeki gizli sır da burada saklıdır. Peki AKP-(HDP/PKK) niçin karşı karşıya geldiler; bunun cevabı da Oslo görüşmelerinde saklı. Millet olarak hala görüşmelerin detayını bilmiyoruz; belki de anlaşmış olmalarına rağmen birinin diğerine attığı müthiş bir kazık vardır.
Dolayısıyla; ucuza çalışan kiralık üçüncü sınıf gasteci ve TV yorumcuları marifeti ile sürekli MHP ve Devlet Bahçeli'ye karşı linç kampanyası sürdürülmektedir. Bu ucuz sünepe, besleme zümre PKK'nın on maddesini şanlı tarihimizin simgesi olan sarayımızda kabul edenlere ''niçin MHP'nin 4 maddesini kabul etmediniz'' sorusunu sormazlar.
Mehmet Sora
soralmehmet@hotma

8 Eylül 2015 Salı

KADAYIFIN ALTI KIZARANA KADAR...

"400 milletvekili verirseniz....." derken aslında muhatabı PKK mı dır? Yani gizli bir niyetin dışa vurumu olup; PKK'ya "senin isteklerini yerine getirebilmek için benim savunduğum başkanlık sisteminin gelmesi gerekir ancak bu durumda birden çok resmi dili, çok dilli eğitimi, Türk bayrağının bir yerine simgeniz olan işareti koyabilir, bölgenize özerklik taniyabiliriz. " diyerek, "eylemlerinizi devam ettirirseniz bu taleplerinizi yerine getirmemiz mümkün olmaz" demek mi istiyor?
Ya da;
"Kadayıfin altının kızarması" için bunca şehit sayısını yetersiz görüp; seçmenlere "Sıra sizin evladınıza gelmeden beni başkan yapın" mı demek istiyor.
..
Arzetmiş olduğum bu fikirler normal şartlarda sağlıklı bir düşünce olmasa da benim hiç bir kabahatim yok; zira muhatabımızın evveliyatını bildiğimizden, olup bitenleri de bu doğrultuda yorumluyoruz; aksi durumda böyle düşünüyor olmaktan utanç duyardım.


Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

3 Eylül 2015 Perşembe

''BÖREK YAPMAK İMANDAN'' MI?

Ayşen Gürcan
“Müslüman bir kadının börek yapmasını bilmemesi halinde ailesinin dağılacağı”
demek yerine;
'' bir ev hanımının börek yapmasını bilmesinin aile mutluluğuna katkı sağlayacağı aşikardır''

dense; daha kavrayıcı, toparlayıcı olacağı muhakkak.

Aslında Sayın kadın Bakan'ımızın dile getirdiği konu bir aile için özellikle Türk aile tipine uygun davranış biçimi, beklentisidir. Ancak bu insanlar aynı zamanda güncel yaşamlarını ''siyasal İslamcılık'' adına sürdürdükleri için ister istemez ''Müslüman bir kadın'' vurgulamasını zorunluluk hali olarak görüyorlar. 

Sayin bakanın malum sözü üzerine eleştirmek adına o kadar abuk sabuk paylaşımlar gördüm, yazılar okudum ki, neredeyse "börek yapmasını bilen kadınlar eğitimsiz ve aptal olanlardır" diyecekler. Hele birisi vardı ki; mini etekli, oldukça dekolteli bir hatun; elinde oklava börek açıyor. 
Ayşen Gürcan

Aslında kimsenin muradı bunlar değil ama ülkemizdeki siyasi bölünmüşlük o kadar keskinleşti ki siyasi görüşlerimiz "siyasi körlüğe" dönüştü. Bu halimiz de sağlıklı bir durum değil.

Mehmet Soral
 soralmehmet@hotmail.com

İBRİKTEN AKAN ''KAHIR''

Ne yani; babanın mezarına su döktürdün diye seni affedebileceğini mi sandın?
Aslında o ibrikten dökülen bir
''kahır'' bir evladın babaya yaşattığı utancın, dolayısıyla sıkıntının ter damlacıkları olsa gerek. Hayırsız evladın koskoca bir hazineye bezirganları davet etmesi gibi bir şey.
Bu kadar basitliği, bayağılığı ancak sen yapabilirdin. Buna şaşırmadım da; önünde kılavuz olduğun adama ne demeli acaba; ona şaşırdım. 
Savunduğu bütün değerlere hakaret edip, sonra mezarına gidip su dökeceksiniz öyle mi?
Sana yakışan, Hukümet olmuş bir MHP'nin yönetim kadrosu ile o mezar ziyaretini gerçekleştirmendi.
Bu kadar riyakarlığa pes doğrusu.
Rahmetliği mezarında olsun rahat bırak artık. Muhtemelen şimdi O; ''ismi''nin hatırına ''evlatlarına'' yaşatmış olduğun zulmün rahatsızlığı içinde.
''Ölümüz'' üzerinden menfaat devşirmeye çalışan zavallı, acizler.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

1 Eylül 2015 Salı

YAPMA BE İHSAN HOCA

İhsan Öskes denen zavallı; doku uyumsuzluğundan CHP de tutunamadı; istifa etti; Devlet Bahçeli'ye methiyeler düzerek yalakalık yapıp MHP'ye gecmek istedi; yüz bulamayınca bu sefer AKP geçmek için daha önce CHP'deyken israf abidesi okarak değerlendirdiği "AK SARAY" a methiyeler düzerek reis' e yalakalik yaptı. ..
...
Sayın Öskes'in bir müftü olarak CHP den milletvekili seçilmesi aslında birileri tatafından "dinsiz, imansız"diye iftira atılan (benim de bazı düşüncelerinden dolayı eleştirdiğim) Türkan Saylan'ın vasiyetine uyarak cenaze namazını kıldırmasına; bu ülkenin bir vatandaşı olarak çok ümitlenmiş, sevinmiştim. Bunun manası Turkiye de algı değişiminde "devrim" yaşanıyor demekti. CHP üzerine "dine, imana uzak" algısı değişecek ve Cumhuriyetimizin geçmişi birileri tatafından bu değerler üzerinden sürekli olarak itilip, kakılmayacaktı. Evet, MHP'liyim ama ülkem adına sevinmiştim. ...
..
Maalesef Öskes bu ümitlerimi maf etti. CHP bu manada masumdur ve kendisi üzerine yanlış algı ya sahip olanları; Öskes'i içine alarak kendisine yüklediği misyon ile utandırmıştır. Üsküdar'ımızda Belediye Başkanlığı seçiminde CHP'lilerin Hoca'ya sayıda kusur etmeyip, çalıştıklarına şahidim.
...
Kendisinin CHP de olması Türkiye'miz için bir şans dı ama bu fırsatı madara etti; hem kendisini hemde kendisinden beklentilerimizi.
Sayın Öskes bu yalpalamanız siyasetçi olarak makul olsa bile din adamı olarak size hiç yakışmadı.
Yazık ettin kendine. Nereye gidersen git eski itibarını elde edemeyeceksin maalesef.

Belki de CHP den ayrılığına haklı gerekçelerin olabilir ama ayrıldıktan sonraki yaşadığın gelişmeler çelişkilerle dolu devam ediyor.
Mehmet SORAL
soralmehmet@hotmail.com

HIRSIZLIĞIN İTİBARI

Şu rezilliğe bakınız ki; başta İslam dini olmak üzere bütün dinler ve hümanist düşünceler hırsızlığı yasaklarlar, muhatabına en ağır cezanın verilmesini hükmederler. Ancak insanlık için en aşağılık niteleme olan bu "sıfat"a Türkiye de "değer" atfedildi. Nasıl mı? Bu milletin malını, mülkünü çalıp gasp eden bakan, iş adamı ve Türk milletinin mal ve imkanlarının peşkeş çekildiği ne idüğü belirsiz kıçı bezli Acem çocuğundan hesap sormak isteyenlerin; yani MHP'nin ne yapmak istediği açık ve net iken; anlaşılmaz tavırlı, uzlaşmaz olarak ilan edilmesi çok manidar degil mi? Oysa istenen belli; ARSIZ, HIRSIZ,NAMUSSUZ VE ŞEREFSIZLERIN HESAP vermesi.
İşin yine bir başka garip tarafı; CHP'nin yaşanan süreci bilmesine; AKP'nin gerçek niyetinin ne olduğunu Sayın Kılıçdaroğlu vasıtası ile öğrenmiş olması ve ''AKP erken seçim istiyor, bizimle koalisyonu bile konuşmadılar'' şeklinde kamuoyuna açıklamış olmalarına ragmen; onların da AKP kuyruğuna takılarak MHP'yi uzlasmasizlikla suçlamalarıdır. Herhalde bu "savunma, koruma"nın nedeni 30 Ağustos Bayrami törenlerinde Davutoğlu-Kılıçtaroglu muhabbetinde gizliydi. Ne diyelim hayırlı olsun. Hırsızlığı ve namussuzlugu affetmeyen MHP ve Sayın Bahçeli'yi tebrik ediyor ve aynı zamanda 1 Kasım sonrası AKP-CHP Hükümetini ilan ediyorum.
''CHP-AKP kamuoyu algı yönetimi'' hırsız, arsız ve namussuzluğun müsebbibi olanları yargı önünden kaçırmışlardır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

30 Ağustos 2015 Pazar

EY TUĞRUL EFENDİ

Ey Tuğrul efendi "beni partiden atmaya kimsenin gücü yetmez" diyorsun. Madem ki bu kadar gücün var da niçin "MHP'nin büyümesine, gelişmesine ve iktidar olmasına mani olan oligarjik yapı"yı ters yüz edip, yerle yeksan edemedin; her seferinde ''kafadan'' milletvekili adayı olman buna engel mi oluyordu? 
Bu sıkıntıları dile getirmekten aciz, bu kadar ödlekseniz ne demeye "herifiz diye bedel ödenerek temin edilen "makamları" yillarca işgal ettiniz. Hepiniz "dava"dan öte bir hesabın adamısınız. Allah'tan tek ümidim aynen senin yaptığın gibi; inşallah hepinizin "siyasi intihar" girişimi ile bizim dünyamızdan çekip gitmenizdir. Artık iradesi ipotek altına alınmış "sadakat manyağı" olmamak için sadakatımın hesabını soracağım.
Sen de, seni bugünkü seçim hükümeti içinde olma sürecinin müsebbibi olanlar da aynı vebalden sorumlusunuz. Bu dünyada şimdilik gücümüz sizinle hesaplaşma ya yetmese de ahirette hesaplasacagiz Allah'ın izniyle.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

25 Ağustos 2015 Salı

TÜRKİYE'NİN YILLARA GÖRE GELİŞMİŞLİK DURUMU

Türk ekonomisi dünya sıralamasında, 
1976 da 16. Sira
1979 da 17. Sıra
1980 de 20. Sıra
1999 da 18. Sıra
2000 de 18. Sıra
2001 de kriz oldu
2002 de AKP iktidar oldu
2007 de 18. Sıra
2013 de aynı
2014 de 19. Sıra
Ve 2015 yani bu sene 21. Sıra
...
Buradan benim çıkardığım şu ki; AKP 13 yıllık iktidarı boyunca ekonomiyi büyütecek hiç katma değer üretmemiş. Çift yol, tünel, köprü, hava alanı gibi yatırımlar ise hazırdan satılan, ozellestirmeden elde edilen para ile yapılmış. Herhalde bu özellestirilen değerleri tekrar yerine koyabilmek için dünya ekonomisindeki yerimizin ilk 10 da olması gerekir. Bütün beceri fakirlikte biraz daha eşitlik sağlanmış olmasıdır.
...
Ama bir konuda haklılar; Atatürk'ün interneti geciktirmesinden dolayı bunlar hız limiti yüksek internet imkanı sağladılar; bu konuda kimse haklarını yemesin(!) Az daha unutuyordum; bide tüpgaz kuyruğunu kaldırmışlar, Hacı amca öyle diyor diyor.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

NİHAYET MHP'Yİ ANLATABİLDİK

MHP
İstemediği, sevmediği; hatta nefret ettiği kızla gerdeğe girmek zorunda mı arkadaş.
Kusuruma bakmayın dostlar; okumayan, yazmayan ve dolayısıyla düşünemeyen kimselere bazı şeyleri ''bel altından'' izah etmek daha kolay oluyor.
...
Cem Yılmaz böyle para kazanıyor.
Cüpbeli Ahmet Hoca bile baktı ki düşündüğünü anlatamıyor, o da bu yolu seçti ve izleyeni arttı.

Bazılarının aklı da, fikri de ''apış arasına'' sıkışmış ancak oradan dünyayı görüp, okuyabiliyor.
''MHP niçin AKP ile koalisyon kurmuyor biliyon mu'' dedim
''biliyom, biliyom; kız biraz hamileymiş'' dedi.
''oh be'' dedim; nihayet anlatabilidk.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

MHP'NİN KOALİSYON İÇİN ŞARTLARI

MHP'nin ne istediğini hala anlayamayan; duyma, okuma, anlama hatta görme özürlü zeka fukaraları için belki faydası olur diye tekrar yazıyorum.
MHP'nin koalisyon şartı olarak istediği şeyler aşağıdadaır.
Anayasanın Değiştirilemez İlk 4 (Dört) Maddesi
1. Madde
Devletin Şekli
Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir
2. Madde
Cumhuriyetin Nitelikleri
Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
3. Madde
Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Milli Marşı ve Başkenti Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı" dır.
Başkenti Ankara'dır.
4. Madde
Değiştirilemeyecek Hükümler
Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Anayasa'nın ilk dört maddesi değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Bu, MHP'nin vazgeçilmez şartıdır.
ve ilaveten;
Çözüm süreci eksiksiz ve bahanesiz olarak ortadan kaldırılması, Sürecin tümüyle tasfiyesi, müzakere kabul etmeyen talep ve isteğimizdir.
Toplum hayatını felç eden, adalet ve ahlak kurallarını hiçe sayan rüşvet ve yolsuzluk iddialarının 17-25 Aralık kapsamında tekrar ele alınarak, ucu kime dokunursa dokunsun üzerine gidilmesi tartışmasız isteğimizdir.
Anayasal yetki ve sorumluluklarını inat ve ısrarla çiğneyen, hiçbir kural tanımayan Cumhurbaşkanı'nın, görevinin gerektirdiği meşru ve hukuki zeminde bulunmasının yanı sıra kuvvetler ayrılığı prensibinin parlamenter
demokrasiyle muhafazası, sağlıklı bir koalisyon için aradığımız temel kriterdir.
....
Bu şartlar AKP ve Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmediğinden AKP ile MHP arasında koalisyon gerçekleşmemiştir.
MHP ne yapmak istiyor anlayamadık diyen ahmaklara duyurulur
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

SUSAN DİNİ KANAAT ÖNDERLERİ

Zaman zaman rahmetli Atatürk tarafından; döneminin din adamlarına karşı katı tutum ve sorgulayıcı davranışları eleştirilerek, sürekli bunun üzerinden belli bir kesim siyasi rant elde etmeyi düşünmüştür.
Bugün günümüz şeh, şıh ve dini kanaat önderlerinin(Cübbeli Ahmet Hoca hariç, BOP sürecinde hapse atılması da belki ondandir) özellikle PKK ve diğer terör örgütlerinin zulmü karşısında dut yemiş bülbül gibiler. Milleti uyarma ve malüm canileri kınama; eylem, tutum, davranışları konusunda dinin hükümleri nedir; bir kelam etmiyorlar. Demek ki Atatürk böyleleri için gereğini yapmış. Dini kanaat önderi de olsan safını belli edeceksin arkadaş. O zaman Ingiliz, şimdi de ABD yanaşmalığı yapacaksın sonra da Türk'ün türküsünü söyleyeceksin; olmaz öyle şey.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

AKP-CHP KOALİSYON GÖRÜŞMESİ

Ne kadar ilginç değil mi; CHP ve AKP 32 günlük görüşme süreci sürdürüyorlar ve ortak mutabakat ''bir araya gelebilme başarısı'' ve ''karşılıklı saygı temelinde görüşler ifade etmek''. Bunun dışında beklenenin aksine fiyasko.
Yahu... hiç olmazsa şu 32 gününüze yazık etmeyin de; ipe sapa gelir, ilkelerinize uygun, makul bir mazeret ileri sürün ki ''vicdanlara'' olup bitenleri yorumlama kolaylığı sağlanmış olsun.
...
Ancak bu arada AKP için bir farkı belirtmek lazım; hani menfeatçi ve sinsice hesaplar içinde olan insanlar için ''yere düşünce bir avuç toprakla ayağa kalkar'' denir ya; AKP, CHP için yine milli eğitimdeki imam hatip eleştirisini yandaş medya yorumcuları vasıtası ile dile getirerek olası bir erken seçim veya tekrarlanan seçimde kullanabileceği malzemeyi hazırlama fırsatçılığı yapmıştır.
...
Mesela şimdiden seçim meydanlarında şöyle bir haykırışı duyar gibiyim; ''Bu CHP var ya, bunlar koalisyon görüşmelerinde imam hatipleri kapatmayı dayatarak dinsiz bir nesil yetiştirmek istediler ama bunu kabul etmemiz mümkün değildi, nitekim de kabul etmedik.'' diyecekler.
...
Bekleyip, göreceğiz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

ZIRT PIRT NE SEÇİMİ ULAN

7 Haziran seçimlerinden bugüne 67 gün geçmiş ve Za-tı muhteremin beklediği sonuç tecelli etmedi diye tekrar seçim yapılmasını zorluyor ve mütemadiyen siyasi ortamı elinden geldiğince buraya doğru iteliyor.
..
Yani biz seçmenlere ''ulan hıyar oğlu hıyarlar, siz benim huyumu husumu bunca sene hala anlamadınız mı? Bilirsiniz; eğerim, bükerim, çalkalarım, çırparım ama bir şekilde ortamı istediğim kıvama getiririm.'' demek istemektedir.
...
''İhtiraslarının tatmini için bizim demokratik haklarımız üzerinden senin mastürbasyon yapmana müsaade etmeyeceğim'' demek lazım.
...
''Geri zekalı millet, benim isteğimin gereğini niçin yapmazsın'' kin ve öfkene cevaben ''yapmıyorum işte lan'' demek lazım.
...
''Daha dün bir; bugün iki...
ne geçti aradan lan'' demek lazım.
''Dün ile bugün arasında kararımı değiştirecek kadar yavşak mı sandın ki; yeni bir seçim yapılacak, yeni bir karar vereceğim''
demek lazım.
...
''Hadi get len oradan''
demek lazım.
MS
Not:Ne diyorsam kendi nefsime diyorum dostlar
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

KAÇAN SAVCILAR

''Ey basın, ey medya; İtalya da kahraman savcı aramayın, benim ülkemde de aynısından var; niçin onları görmüyorsunuz....'' diyen adam; haksız, hukuksuz ve en adice yöntemlerle insanları hapislere tıkayan; peygamber ocağı Türk Ordusu'nu itibarsızlaştıran; kasdettiğin o ''savcıların'' kaçtılar; hem de en utanç verici çekilde; kadim düşmanımız Ermenistan Devleti ve diasporasına sığınarak. Peki senin yapacağın hiç bir şey yok mu?
....
Bütün aldatılmış kızlar, işler yolunda gitmeyince ''kandırıldım'' derler ama ''işin zevkini yaşarken'' akıllarından ne geçtiğini hiç itiraf etmezler.


Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

''ŞEREFSİZ''LİĞE PİKE YAPAN ADAM

Çokları Sayın Bahçeli'nin ''şerefsizlik'' nitelemesine isyan edip, eleştirdiler ama sineğin ''bok''a piklemesi gibi ''şerefsizliği alıp baş tacı yapan'' bir dönemin ''abisi'' kendisini deşifre etti; sanırım haberdar oldunuz.
...
Utanmaz adam sen Şeref isimli birisi değil ''şerefsizoğlu Şerefsiz''sin. Boğazın serin rüzgarları; kıçını yalayıp Marmara'nın engin sularına doğru sörf yaparken; ağzından mı, bilmem başka yerinden mi çıktığının farkında olamadığın sözlerinle diyorsun ki;
''CHP den ümitli değilim, AKP ile ters düştüm, MHP faşist; bu nedenle oyumu HDP'ye verdim''.
Oyunu kime vermiş olursan ol; cehennemin dibine kadar yolun var ama MHP'ye faşist demek bir zamanlar Pavlov'un şartlanmış köpeklerine mahsus bir gelenekti ve üstünden çok da zaman geçti. Utanmaz adam etnik ırkçılık yaparak kan döken bir örgütle kol kola olacaksın; eleştirp, kınamayacaksın ve onların kurumsal kimliklerine de oy verdiğin için övüneceksin sonra hümanist duygularla MHP'ye oy vermeyi düşünmediğini söyleyeceksin.
Belli ki işsiz kaldın ve olası bir erken seçim için mavi boncuk dağıtıyorsun.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

BAHÇELİ NE DEMEK İSTEDİ

Sayın Bahçeli'nin viski muhabbeti HDP'lilerden çok CHP'lileri dert sahibi yaptı ne hikmetse. Bu da sayın Bahçeli'nin bir başka test usulümüdür acaba. Mesela ''etnik bölücü Kürt hareketi''ni meclise taşıyan zamanın SHP' si ile günümüz CHP'sinin etnik bölücü Kürt hareketine bakışının halihazırda ne durumda olduğunu test etmeyi düşünmüş olabilir mi?
Latin alfabesini getirip Türkçeyi yeni Cumhuriyet nesline öğreten CHP ve sempatizanları, Halacoğlu meselesinde olduğu gibi gene çark ettiler. Sayin Bahçeli "viski"'yi simge olarak kabul edip mutlu bir azınlığın umursamazlığını, hesapsız kitapsızlığını ve keyfe düşkünlük nedeniyle sorumsuzlugunu anlatmak istemiştir.

CHP'lilerin Viski-şerbet kıyaslaması ise yine yeterince Türkçe bilmemenin "şerbetlenmiş" hali oluyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

14 Ağustos 2015 Cuma

SİVİL DARBE

Recep Tayyip Erdoğan; resmen Türkiye'nin yönetim şeklinin kendisinin Halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı olması ve yine ''kendisinin yarattığı fiili durum'' nedeniyle Cumhurbaşkanı'nın görev ve tanımının değiştiğini ifade ederken aynı zamanda bütün bu söyledikleri T.C. Anayasasını darbe ile değiştirdiğinin itirafıdır. Kendisinin yarattığı sorgusuz, sualsiz fiili durumun keyfiyetiyle sıraladığı cümleler bir gün kendisi için tıpkı Ergenekon davalarında bazı paşaların savaş oyunlarında geyik muhabbeti olsun diye gereksiz yere söyledikleri; ''Belediye başkanını alıp şuraya koyacağız, Başbakanı alıp buraya koyacağız'' sözlerinin başlarına bela olduğu ve yargılanmalarında dayanak teşkil ettiği gibi; Cumhurbaşkanının bu hesaba kitaba gelmeyen, anayasayı adeta ''tiye'' alan tavrı bir gün alehine delil oluşturabilir.
Eğer biz vatandaşlar olarak kullandığımız oyumuzun ''fiili durum yaratan Cumhurbaşkanı'' seçme özelliği var idiyse; bu durumda kendimiz içinde fiili durum yaratma hakkımız olmalıdır; öyle değil mi?
...
Şimdi daha iyi anlıyoruz ki ille de erken seçim olmalı dayatması; benim yukarıdaki değerlendirmelerimin AKP'nin tek başına iktidar olması dışındaki her durumda gündeme getirilip, sorgulamasının yapılacağı korkusudur. Tabi ki 17/25 Aralık dosyaları da buna dahil.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

SİNEĞİN BOKA PİKLEMESİ

Çokları Sayın Bahçeli'nin ''şerefsizlik'' nitelemesine isyan edip, eleştirdiler ama sineğin ''bok''a piklemesi gibi ''şerefsizliği alıp baş tacı yapan'' bir dönemin ''abisi'' kendisini deşifre etti; sanırım haberdar oldunuz.
...
Utanmaz adam sen Şeref isimli birisi değil ''şerefsizoğlu Şerefsiz''sin. Boğazın serin rüzgarları; kıçını yalayıp Marmara'nın engin sularına doğru sörf yaparken; ağzından mı, bilmem başka yerinden mi çıktığının farkında olamadığın sözlerinle diyorsun ki;
''CHP den ümitli değilim, AKP ile ters düştüm, MHP faşist; bu nedenle oyumu HDP'ye verdim''.
Oyunu kime vermiş olursan ol; cehennemin dibine kadar yolun var ama MHP'ye faşist demek bir zamanlar Pavlov'un şartlanmış köpeklerine mahsus bir gelenekti ve üstünden çok da zaman geçti. Utanmaz adam etnik ırkçılık yaparak kan döken bir örgütle kol kola olacaksın; eleştirp, kınamayacaksın ve onların kurumsal kimliklerine de oy verdiğin için övüneceksin sonra hümanist duygularla MHP'ye oy vermeyi düşünmediğini söyleyeceksin.
Belli ki işsiz kaldın ve olası bir erken seçim için mavi boncuk dağıtıyorsun.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

MÜSEBBİBİ OLDUĞUMUZ GÜNAHLARIN TELAFİSİ MÜMKÜN MÜ?

Keşke;
Türk milliyetçileri olarak aynı safta namaz kılıyor olmanın ''saflığı'' ve ''aynı ümmetteniz''in teslimiyeti gereği, kıçları sıkıştığında burada hicret var deyip kaçan zamanın İslamcıları, bugünün ''iman bezirganları''nı; kol kanat gerip, koruyup kollamasaydık. Türk milliyetçileri inanmışlığın ve adanmışlığın kavgasını verip, hapislerde ömür tüketirlerken bu iman bezirganları tahsillerini tamamlayıp bugünün köşe başlarını kapmışlardır.
Keşke;
Zamanın solcuları, komünistleri, ateistleri; şunları, bunları ''Halkların kardeşliği'' yutturmacılığı ile niyetleri apaçık belli iken etnik ayrımcı, ''Asala ikamesi'' gizli ''Ermeni yapılanması'' ve ''Türk milletinden intikam alma tugayı'' olan PKK'lı adayları kendi listelerinden seçtirerek meclise taşıyan zamanın SHP'si ve günümüz CHP'si olarak bu hataları yapmasalardı.
...
Yapılacak bir şey var; CHP ve MHP akıl birliği yapıp, geçmişteki bu hatalarını da dikkate alarak milli bütünlük adı altında ve dine saygı temelinde bir araya gelinerek bir cephe oluşturup, kendi meşreplerine göre ''abdestimizi tazeleyerek'' kurumsal nefislerine karşı cihat ilan edip, BOP projesinde miheng taşı olan, taşoranlık yapan AKP/HDP 'ye; Türkiye’miz ve Türk milleti üzerinden egolarını tatmin etmelerine, emperyalist şer odakların milli çıkarlarımız üzerinden masturbasyon yapmalarına fırsat tanınmamalıdırlar.
CHP ve MHP işbirliğinin dışındaki tüm ihtimaller AKP/HDP'nin ezelden beridir gerçekleştirmek istedikleri sürecine yarayacaktır. Sizler bence AKP/HDP kavgasının gerçek olduğuna da inanmayınız. Her şey Tayyip Erdoğan'ın bir tek lafına bakar. Hatta gerekiyorsa AKP-CHP-MHP koalisyonu kurulmalıdır. Bu konuda ilk önce CHP-MHP anlaşarak AKP'yi zorlamalıdırlar. Niçin bu seçenek dile getirilmiyor, o da başka bir anlaşılmazlık.
MHP ve CHP'nin yukarıda ifade etmeye çalıştığım siyasi ve ideolojik günahlarını telafi etmeleri hala mümkündür. Bunu başarmaları Türkiye'nin son derece yararına olacaktır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

30 Temmuz 2015 Perşembe

ARAŞTIRMA KOMİSYONU

HDP'yi "yok" hükmünde gören, PKK'nin mecliste ki izdüşümü olarak tanımlayan MHP'nin; PKK terörü üzerine kurulacak araştırma komisyonunda HDP'li üyelerin de olacağını bilerek kurulacak komisyona karşı çıkmasını anlamamak ''azıcık hamile'' çıkan kızla nişanı bozma nedenini anlamamak gibi bir şey olsa gerek. Ne yani kurulacak komisyon PKK'nın Türk Devleti ve milletine karşı işlediği cinayetlerin sorgulaması sırasında PKK'ya kıyak olsun, tedbirini alsın diye belge toplayıp, danışmanlık mı yapacak; ne faydası olacaK

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

KANCIKCA YÖNTEM

En kancıkca usulü mücadele yöntemi olarak seçmişsin desem ''hayvan'ın dişisi''e hakaret olacak. 
''Karısının, hele ki çocuğunun yanında birisine ilişilmez'' ahlak anlayışına sahiplerin ülkesinde sana tanınan yaşama hakkının daha nereye kadar devam edebileceğini sanıyorsun? Adına mücadele ettiğini idda ettiğin ''halkın'' hangi bireyi senin bu ''kancıkca'' katliamına anlam verip, arkanda durabilecektir. Kalleşliğinin estirdiği korkuya dayanan ''sadakat'' hiç unutma er veya geç ilk fırsatta dönüp seni kazığa oturtacaktır. Çünkü tehditten, korkudan başka vaad edebildiğin hiç bir şeyin yoktur.
...
Ey ahmak! insanı iri ve diri tutan eti, kemiği ve içinde taşıdığı insancıl ruhu, inancıdır; bunların hangisi sende var? Allahsız, kitapsız, ''mahluk'' bile değilsin, en adi ''ŞEY'sin; şerefsizsin.
Senin şerefsizliğinin müsebbibi olan yavşak oğlu yavşak da en az senin kadar şerefsiz.
O kendini bilir.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

12 Temmuz 2015 Pazar

YENİ MODA SOKAKTA İFTAR


Nedir bu ''arebeks'' görüntü Allah aşkına. Fakiri, zengini; acı, toku belli olmayan; oradan, buradan, şuradan her kim olursa olsun Belediyelerin sokak iftarlarına akın akın üşüşüyorlar.
Manevi iklimden, Allah'ın rızasından ziyade amaç ''bolluk algısı'' oluşturarak görsellik ile gönülleri feth etmek(!) Allah rızası için olması ve yapılması gereken şeyler ''moda'' haline getirildi ve atalarımızdan bizlere temarüz eden aç olanı doyurma, fitre ve sadaka kültürünün gereğini yerine getirme sorumluluğu; yerini bir ''moda''nın gereğini yerine getirmeye terk etti; ruh bedenden çıkarıp, imani sıfırladılar. Allah rızası için toplanan paraları uydurdukları ''moda'' için harcamanın vebalinin ne olduğunu bu ''imamhatipliler''in daha fazla bilmesi gerekmez mi?
Yahu Allah'ın adını anıp niçin ''kitapsızlık'' yapıyorsunuz. Sokakta iftar yapan insanların en azından yüzde sekseni o kurulan sofralara oturacak kadar muhtaç değiller. Her beleşe üşüşen yığınlar oluşturmanın ve bunun için de adeta teşvikte bulunup, dilenciliğe sürüklemenin medeni aleme referans olabilecek nesi var Allah aşkına. Ortadoğu'nun mütevazilikten uzak keşmekeş kültürüne doğru itilmenin; orada yeni bir kimlik bulmaya yönelik gayretlerin biz Türklere yakışan nesi var. Türk İslam ülküsüne, terbiyesine, ahlakına inanmış, gönül vermiş birisi olarak ''sokakta iftar'' modasını kendime de Türk milletine de yakıştıramıyorum.
Bu modayı başlatanlar; yüreğiniz yetiyorsa, samimiyseniz gerçek muhtaç sahiplerini bulup, evinizde misafir edin ve onlara iftar yemeği verin.
Mehmet Soral

11 Temmuz 2015 Cumartesi

DE''BOKRASİ''

Demokrasi'ye inancım tam; olduğu yerde varım.
De"BOK"rasi ise boktan bir şey; olduğu yerde yokum.
Demokrasilerde bizim dediğimiz olur; De''BOK''rasilerde ise O'nun dediği olur.
De''BOK''rasi onların olsun; bize demokrasi gerek, demokrasi. ..?
Mehmet Soral

30 Haziran 2015 Salı

EMRE KONGAR DEMİŞ Kİ...?

Emre Kongar demiş ki;
''Erdoğan’ın kişisel olarak temsil ettiği AKP’nin dinci otoriterlik anlayışına karşı seçmen, etnik bir partiyi, HDP’yi barajın üstüne taşımış, bir başka etnik kökenli partiyi, MHP’yi de güçlendirmiştir. ''
...
Sen halt etmişin Emre Kongar. Anlı şanlı sosyolog olacaksın; üstüne üstlük sakalınla bunu kaşarlıyacaksın(!) sonra da Türk milletini, sahibi olduğu ülkede ''etnik'' azınlık statüsüne düşüreceksin.
Beyefendi Türkiye de yaşayan hiç bir Boşnak, hiç bir Arnavut, hiç bir Çerkez veya hiç bir Gürcü'nün ben Kürdüm dediğine şahit oldun mu; veya bir Kürdün ben Çerkez'im dediğine şahit oldun mu? Ama aynı insanların hiç rahatsızlık duymadan ''ben Türküm'' dediklerine hep beraber şahit oluyoruz değil mi? İşte etnik kimlik ile millet arasındaki farkın gizemi burada. Dolayısıyla ‘’etnik kökenli MHP’’ sözünüze itibar etmek, ciddiye almak mümkün değil. MHP’nin yaptığı etnik milliyetçilik değil, ‘’Türk milleti’’ için yapmış olduğu milliyetçiliktir; yani senin etnik kimliğin nedir bilemem ama seni de içine alan sevginin tezahürüdür Türk milliyetçiliği. Ben sosyolog falan değilim ama aradaki farkın senin iddia ettiğin gibi etnik mesele olmayıp, tamamen ''millet'' kavramının tarifinden kaynaklandığını ''bilim adamı cahilliğim'' olmadan da anlayabiliyorum.

''Türklük'' ismi etnik bir ifade değil, belki bin yıldır veya daha öncesinden beridir bu topraklarda yaşamış, mührünü basmış, büyük bedeller ödeyerek buraları yurt edinebilmiş bir iradenin, kültürün ete kemiğe bürünmüş halidir.

Aslında bu tür yanlışlar, anlamlandırmalar çok yapılıyor ama bunun özellikle bir bilim adamı tarafından yapılıyor olmasının bilgisizlikten ziyada kasdi olduğunu düşünüyorum. Osu, busu, şusu; velhasıl önüne gelen Türklüğümüze saldırıyorlar; bazıları bilerek, bazıları da Emre Kongar gibi mesajlarının içine gizlenerek yapıyorlar.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

24 Haziran 2015 Çarşamba

ÖZGÜVEN DENEN ŞEY

HDP milletvekillerinin konuşmalarını uzun süredir takip ediyorum. Kendi ''davaları'' adına bu kadar isabetli seçimi yapıp, nasıl en uygun insanı tespit edip, vitrinlerine çıkarıyorlar; hakikaten gıpta ettiğimi, kıskandığımı belirtmekten kendimi alamıyorum.
Kesinlikle vitrine çıkmadan önce özel eğitimden geçtiklerini tahmin edebiliyorum. Geçmişi adeta cinayet şebekesi gibi hatıralarımızda olan; beşikteki bebeyi dahi uzun namlulu silahlarla delik deşik edebilen; bir köyü basıp bütün halkını kurşuna dizen; köyü ateşe veren; her türlü canlıya kasteden; 33 masum eri üstelik sivil olmalarına rağmen tek tek kuşuna dizen; yüzlerce insanın çalıştığı bir iş merkezini ve yolcu otobüslerini bombalayıp kan gölüne çeviren ve daha neler neler... Bütün bunların müsebbibi terör örgütünün kurumsallaşmış partisi ve temsilcilerinin çalışma şekli ve yöntemleri ile geçmişlerine ait bütün kirliliği ortadan kaldırabilme becerisini gösterebiliyor.
...
Bunu başarabilmek ancak ve ancak özel yeteneklerle ve seçkin olarak ''yetiştirilmekle'' mümkün olabilecek bir şey olsa gerek. Her birisinde müthiş bir özgüven var. Canlı konuşmalarında dahi ''Genel Başkanım acaba ne der'' korkusu yok. Sanki nerede, ne zaman, hangi şartlarda, hangi sorulara nasıl cevap verecekleri belli. Yalpalama, ikilemde kalmak yok. Sadece ve sadece bahsettikleri konu Kürt etnisitesi üzerine olup, ne yapıp edip  konuyu buraya taşıyarak adeta programı sunucusunun elinden alıp, kendileri yönlendiriyorlar.

Hiç bir MHP milletvekilinin idamın kalkmasına onay vermemiş olmalarına rağmen MHP üzerine ''asmadınız da, beslediniz'' algısının yapışıp kalmış olmasına karşın bu kadar cinayet işlemiş  bir örgütün neredeyse kendisini aklama sürecine girmiş olması garip bir çelişki değil mi?
Not: PKK ve BDP arasında hiç bir fark olmadığına hepimiz şahidiz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

17 Haziran 2015 Çarşamba

ÇOK YORDUN BİZİ SAYIN BAHÇELİ

Kendisine yapılan malum iftira nedeniyle Meral Akşener Hanım'a destek vermek amacıyla mahallemizdeki MHP seçim bürosundan, ikamet ettiği evine kadar eşimle ve diğer katılımcılarla beraber ''Namus, şeref, haysiyet; Milliyetçi Hareket'' haykırışları eşliğinde yürüyüş yaptığımızda ''Eyvah biz ne yapıyoruz, resmen kadının başını yakacağız'' diye içimden geçirmiştim. Maalesef korktuğum başıma geldi.
Meral Akşener hakkında ne demiş Sayın Bahçeli ''“Bu şekilde söylenen isimlerden hiç hoşlanmam, ismi geçeni de devre dışı tutarım. Meral Akşener’i eğer çok sık kullanırsanız, o devre dışı kalır haberiniz olsun. 80 milletvekilimiz var, her şeyde Meral Akşener. Bu o zaman başka bir şey var burda demektir.''
Sayın Bahçeli madem ki sizin bu denli şüpheci olma hakkınız var, benim de olmalı değil mi?
Bu tavrınızda ki gizli amaç; Meral Hanım'ın ismi üzerine yaptığınız haksızlığın yaratacağı öfkede bir araya gelecek bir grup MHP milletvekillerinin ayrılıp, AKP'ye geçmelerini sağlayarak, onları tekrar tek başına iktidar yapmak olabilir mi? Bunu da benim saçmalama özgürlüğüm olarak kabul edin lütfen(!)
Parti dışından birilerinin, parti içindeki birisi üzerine, ilgili şahsiyetin uyandırdığı saygınlıktan dolayı ilgi gösterip, iltifat ediliyor ve buna mukabil ''niçin ilgi görüp, takdir ediliyorsun'' denilerek, cezalandırılma yoluna gidiliyorsa; hak, hukuk, adalet; insaf, İzan ve hepsinden önemlisi; demokrasiden bahsetmek mümkün müdür; Asla.
...
Çok yordun bizi sayın Bahçeli

1 Haziran 2015 Pazartesi

AYSBERG'İN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ



Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden geldiğimiz son güne kadar özellikle ''Kürt Hareketi''nin siyasallaşmış hali olan BDP ve O'nun eş başkanı Selahattin Demirtaş'ın söylem, hal ve tavırlarının arka planında bir ard niyet aramayp, Türkiye'nin kendine özgü niteliklerini göz önünde bulundurarak değerlendirecek olursak son derece başarlı bir politik tarz benimsediğini; en azından sıradan insanlar için böyle bir algı oluşturduğunu görebiliyoruz. Kendisinin kullandığı müzik enstrümanı eşliğinde türküler söylemesi, hem de Türkçe olarak yapması; kurguladığı süreci son derece başarılı bir şekilde sürdürmesini sağlıyor. Kültürümüzün çok hoş karşıladığı naif espiriler yapması. ''Eşim köy öğretmeni, öğrencileri mağdur olmasın diye seçim çalışmalarıma iştirak edemiyor'' gibi hümanist duygular içeren demeçler vermesi. Bu tür insani davranışlar özellikle bağıran, hakaret eden, durduğu yerde hiç yokken zıpır zıpır zıplayan siyasetçi tipinden bıkan insanımıza hoş gelen şeyler.
Peki, kırk bin kişinin katlinin müsebbibi olanlar; bir kardeş mecliste diğerinin dağda olduğu; hem legal hem illegal Kürt Hareketi'nin nasıl olur da temsil makamında olanları tarafından bu kadar hümanist çizgiye çekilerek, siyaset yapabilir hale geldiler. Nasıl oldu da mavi çarşıyı, 33 erimizin katlini ve Kapalı Çarşı'yı, beşikte emzik ağzında vücutlarına sıkılan kurşunlarla delik, deşik edilen bebeleri unutturmayı nasıl başardılar.
Eğip bükmeye; etrafında dolanmaya gerek yok bütün mesele ''Türkiye''yi ''Kürdiye''ye dönüştürme gibi uzun soluklu ama bir o kadar da bilinçli olarak varılmak istenen hedefe ulaşma sürecinin güncellenmesidir. Türk milliyetçiliği hareketinin kurumsallaşmış şekli olan MHP'nin oylarının %15 lere oturmuş olması ve de Kürt etnik milliyetçiliğinin yani BDP'nin oylarının %10 lara yükselmesi; Kürtler de eğer isterlerse Türkiye'nin ''Kürdiye'' olabileceği kanaatinin oluşmasını sağlamıştır. İşte ''Yeni'' Selaahttin Demirtaş objesi ve sunumu bundandır.
Eğer Türklerin ülkesi bu coğrafya da Türklerin kendi geleceklerinden ziyade Filistinlilerin akibeti konuşulup, dert ediniyorsa ve yine doğurganlık ülkemizin batısında tek çocuğa kadar inerken, doğu da çocuk yardımı adı altında teşvik ediliyorsa; endişelerimin gerçekleşmesi ihtimali beni son derece ürkütüyor.
Dikkat edecek olursak BDP barajın altında kalınmasını çok da sorun yapmıyor. Çünkü onlar için önemli olan ''Kürt siyasal Hareketi''nin kırılma yaşamaması ve bu konudaki başarılarında sürekliliği sağlamaktır. Öte yandan barajın altında kalmaları dünya kamuoyu önünde kendilerine bundan sonrası siyasal(terör hariç) girişimler için meşruiyet kazandıracak, bu durum onların daha çok işlerine gelecektir.
Biz Türkler (bu ifadem ayrımcılıktan ziyade birilerinin kendilerini biz şuyuz dediğinde ister istemez ben de kendi kimliğimi bu şekilde ifade etme zorunluluğunu hissediyorum) ise mezhep taassubu ve maalesef Arab'ın her şeyini İslam dan dır sanıp, Araplaşan kimliğimiz ile hala özbe öz Türk olan Alevi kardeşlerimizi dışlamakla meşgul olup, Zaza kardeşlerimizi öteleştirerek Kürtleşmelerinin müsebbibi olurken, Ötüken diyarlarının değişik zamanlarda tecelli eden coğrafi ve siyasi şartlar gereği bu topraklara savurduğu; insanlık aleminin kadim milleti, Türklüğümüzü iğdiş ettirip, seyr-ü sefa halindeyiz.
Yaşadığımız siyasi süreci dikkate aldığımızda özellikle siyasal Kürt Haareketi'nin nihai amacının gerçekleşmemesi ve başarılı olmaması için 7 Haziran da bir siyasi fikrin iktidara gelmesinden ziyade Türk milletinin ‘’Kürtleşmesi’’, Türkiye’nin ‘’Kürdiye’’ye dönüşmemesi için oyumu MHP’ye vereceğim.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

6 Nisan 2015 Pazartesi

SİYASİ FIKRA

Vallahi de, Billahi de bu fıkrayı ben uydurmadım; bilakis bir AKP milletvekilinden dinledim ve bizzat kendisi yaşamış.
...
Genç delikanlı bir ortamda sayın milletvekili ile karşılaşır.
-Beyefendi siz AKP milletvekilimisiniz?
-Evet, nasıl bildin? Yüzümdeki nurdan mı?
-Hayır, kolunuzdaki saatten.
demiş.
...
Bu adamı kesin aday yapmazlar. Ne yapsın zavallı; Allah söyletmiş.
Hak etmediğiniz ''nuru'' yüzünüzde görmek isterseniz işte adamı böyle muşmala suratlı yaparlar.
Evet, Allah AKP'lileri şaşırtmaya devam ediyor.

Mehmet Soral

25 Mart 2015 Çarşamba

KAÇAMAZSIN SAYIN ARINÇ, VEBAL SENİN PEŞİNDE

Sayın Arınç ne diyor...
''iki ay sonra siyaset benim için bitecek; kimse arkamdan başkaları için bilmem ama benim için arsız, hırsız vs. diyemeyecekler''
...
Sayın Arınç söylediklerin kendin için temenni ettiklerin, gönlünden geçenlerdir.
Ayıya sormuşlar;
-Bu yıl armutlar nasıl olacak?
şöyle, gerine gerine
-İyi olacak, iyi olacak.
-Nereden biliyorsun?
-Canıım öyle istiyor.
demiş.
Sayın Arınç, sizin gönlünüzden geçeni herkes geçirir ama durur bir de vicdan denen ''niğmet'' Allah ile dört duvar arasında kalındığında; sorgulamasını yapar, hükmünü verir. Bu manada hiç de masum olmadığınızı kendiniz fark edeceksiniz.
Suçlanan bir cemaate mensubiyetiniz ima edildi ''namahremime dil uzatıldı'' diye kıyameti kopardınız ama devletin namahremine, kozmik odaya girildiğinde; bundan hiç rahatsızlık duymadınız. Karısına iftira edilmesi nedeniyle tutuklu subayın bu iftirayı ar meselesi yapıp, intihar etmesine; ses çıkarmadınız. Kurumsal bir kimliği, bir inanç ve ideal, ülkü birliğini karalamak, zan altında bırakmak için birilerinin uçkurlarına kameralar takıldığında; ses çıkarmadınız. Avukatlığını yaptığınız ''ülkücü camia'' için bu haller bunların genel hali diyenlere ''sen ne saçmalıyorsun, ben onların avukatlığını yaptım'' demediniz. Şu anda kavga ettiğiniz ''adamın'' yapmadığı, etmediği çirkeflikler karşısında ses çıkarmadınız, hala bir çok pisliğin müsebbibi olduğunu ima ediyorsunuz ama bir türlü bildiğiniz halde itiraf etmiyor, malum zatın günahlarını saklamaya devam ediyorsunuz. Malum bakanları korumak adına mahkemelerin önlerine yattınız; hakkın, hukukun, adaletin tecelli etmesine mani oldunuz. Kendi itiraflarınız ile sabit olan; on yıl boyunca inisiyatifiniz ile devletin her kademesine yerleştirdiğiniz malum yapı ile müşterek işlediğiniz, göz yumduğunuz günahlar; kayırdığınız insanlar nedeniyle, gasp ettiğiniz haklar...
Dolayısıyla; siyaseti bıraktığınızda hakkınızda ifade edilmesini temenni ettiğiniz değerlendirmelerin yapılabilmesi için belki hala bir şansınız var; istifa etmek ve milletten helallik istemek ama iş bu noktada kalırsa siz aynı zamanda hukukçusunuz en masum halinizle bile ''kazaya, belaya sebebiyet vermek'' gibi bir vebaliniz var.
Mehmet  Soral

22 Mart 2015 Pazar

DİNLE BENİ ÖCALAN

Öcalan
"ulus devlet" yerine, "demokratik ortak ev" önermiş.
....
Çok geç kaldın be Öcalan. Bu toprakları vatan, insanını millet(ulus) haline getirmek için ödenmiş bedellerin zerresi bile senin bu hayaline geçit vermez. Koskoca vatanı ''seccadeyi serip üzerinde namaz kılmaya yetecek kadar yer'' olarak algılayıp, görenlerin ve ''ara sıra da ezan sesini duyalım yeter'' diyenlerin gazına gelip boyunu aşan isteklerde bulunma. Şunu iyi bil ki, senin sırtını sıvazlayıp, gaz verenler hep aldatılmaya teşne fırıldak insanlar olup; akıbetleri belirsiz, meçhule doğru yol almış giden zavallılardır. Sana tavsiyemiz; vaktin de müsaitken ''ey onbeşliler onbeşliler veya Yemen '' türküsünü sürekli dinlemen ve sonra da ''Türk milleti''n den ne isteyip istemeyeceğine karar vermendir. Bu yol senin için daha hayırlı bir yoldur. Hiç olmazsa karnın acıktığında Türk milletinin asaletinden kaynaklanan merhameti ile seni içine almış, sahip çıkmış; kızını almış, kızını vermiş; kendisi ile bir ve bütün görmüş ''Türk milleti''nin ayranını kabartma. EVİMİZİ inşa için bin yıldır bedel ödüyoruz; sen de dahil olmak üzere hala ödetiyorsunuz. Dolayısıyla kümesimize bile ortak olamazsın ama milletimizin şanı gereği çeşmemizden su içebilir, kümesimizden yumurta da alabilirsin. Onlarca millet bu topraklarda yaşayıp ve sonra da milletler mezarlığına defnedilmişlerken eğer bugün ''ben de varım diyebiliyorsan, bu cesaretin Türk'ün şevkat ve merhametindendir. Bu kadar fütursuzca taleplerini dile getirmen ancak bizim evimizde, hoşgörümüz sayesinde mümkün olmuştur. Buna rağmen kırk bin kişiyi katletmişsin. Sana bir ada tahsis edilmiş; emrine askerler verilmiş, hatunlar gönderilmiş; ziyaretçilerinin biri gidip, diğeri geliyor. Laboratuar kurulmuş, yemeklerin test edilip sunuluyor. 
Sana bir şey söyleyeyim mi; etnikdaşların bile bu lüks yaşamına tahammül edemezler ve belki de sadece bu korkudan sittin sene o lüks yaşamı terk etmeyi düşünmeyeceksin. Çozuklarınıza bir kelam öğretenleri boğazlayan kalleşler seni rahat mı bırakırlar sanıyorsun.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

21 Şubat 2015 Cumartesi

OYSA DAHA ÇOK GÜNLER VARDI SONBAHARA

Bir yaprak; yeşil mi, yeşil
Kıydılar ona.
Dalında sararmadan, düşürdüler toprağa.
Oysa daha çok günler vardı, sonbahara..
.....
Fırat Yılmaz Çakıroğlu kardeşimizin katledilişinin müsebbibi olarak PKK’nın gösterilmek istenmesi; yine hükumet tarafından ve her seçim döneminde değişik şekilde uygulana gelen, MHP üzerine oluşturulan yeni bir algı yönetimi olabilir. Amaç ülkücü gençliği kaos ortamına çekip, üzerinden MHP’yi itibarsızlaştırmak olabilir.
Şu anda PKK istemlerine MHP veya Ülkücü Hareket tarafından engel olunan fiili bir durum mümkün değilken, yani pazarlığı hükumet ile yapıyorlarken niçin kinini ülkücüler üzerine kussun ki. Oysa özellikle meclis de görüşülen ‘’iç güvenlik yasası’’nın belli ki PKK eylemlerine daha da çok sınırlama ve cezalandırma getirecek olması; PKK’nın hedefinde ülkücüler değil, hükumetin olması gerekmez mi?
Dolayısıyla, eski içişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ‘’Serap kızımızı MİT elamanları yaktı’’ itirafını dikkate aldığımızda, Fırat kardeşimizin katledilişi de bu manada biraz manidar olduğunu düşünüyorum. Öte yandan Ege Üniversitesi yönetimi güvenlik endişesi ile rahmetli yavrumuz tarafından defalarca uyarılmış olması ve MHP İzmir Milletvekili Oktay Vural aracılığı ile de Hükumete durumun izah edilmiş olmasına rağmen hiçbir güvenlik önlemi alınmamış olması manidar değil mi? Selahattin Demirtaş ‘’50 kişilik grubun üniversiteye girdiği söyleniyor. hiçbir polis yok, güvenlikçi yok. Yani öğrenciler kavga edecek belli, ancak gece, gündüz üniversiteyi işgal eden polis o saatlerde üniversitede yok. Gençlerden biri bıçaklanıyor, 45 dakika ambulans yok. Zar zor hastaneye yetiştiriliyor ve hayatını kaybediyor. Bütün bunlar bir tezgah mıdır iyice araştırılması lazım" diyerek benzer şüpheyi ifade etmiştir.
Bugün bir vesile ile Marmara Üniversitesi öğrencileri ile beraberdim. Özellikle kendilerine sakin ve soğuk kanlı olmalarını, bir ideal ve ülkü etrafında kenetlenmiş inançlı insanların karşıtları tarafından özellikle hükumet tarafından zapturapt altına alınmak isteneceğini; dinamik bir güç olduklarından, sürekli etkinliğinin zayıflatılarak, üzerlerine olumsuz algı oluşturup fiili veya psikolojik operasyonlar düzenlenebileceğini bilmelerini, bunun içinde akıllı ve zekice hareket edip, AKP’nin; PKK üzerinden Ülkücüleri kavganın içine çekerek operasyon yapmasına fırsat verilmemesi için uyanık olunması gerektiğini anlatmaya çalıştım.
Allah hepimizi özellikle gençlerimizi; haysiyetsiz ve şerefsizlerin şerrinden korusun.
Mehmet Soral

19 Şubat 2015 Perşembe

GÜVERCİNLERE YEM ATMAYIN HÜKUMET RAHATSIZ OLUYOR



17 Yaşında delikanlı arkadaşının babasının arabasını çalıyor; elinde silah ile sevdiği kızı kaçırmak için okulunu basıyor ve başarılı olamayınca iki öğrenciyi tehdit ile arabasına alarak uzaklaşıyor ve daha sonra yakalanıyor
Hakim, ifadeler sonrasında delikanlının "silahla tehdit, kız kaçırmaya teşebbüs" suçlarından, yaşı ve eylemi kendi rızasıyla sona erdirmesi gerekçesiyle serbest bırakılmasına, olay yerinden uzaklaştığı aracı çalmak suçundan tutuklanmasına karar vermiş.
.....
Değerli dostlar bilindiği gibi şu anda ''İç Güvenlik Yasası'' adı altında çıkarılmak istenen yasa konusunda kıyametler kopuyor. AKP tarafından kanunlaşması için çaba sarf ettiği yasada ''muhtemel bela''ya karşı tetbir amaçlı bir madde de geçirilmek isteniyor. Yani diyelim ben sürekli AKP'yi, cumhurbaşkanını eleştiren birsiyim ve dolayısıyla eğer birgün Cumhurbaşkanı veya Başbakan bölgemize ziyarette bulunacak olursa, başlarına bela açabilirim endişesi ile beni kaymakam veya kolluk kuvveti amiri marifeti ile evimden alınıp, Beykoz veya başka uzak bir bölgede ikamet ettirrebilineceğim.
.....
Yani demem şu ki;
Delikanlı okul basıyor; tutuklama yok.
sınıfta çocuklara korku dolu dakikalar yaşatıyor; tutuklama yok.
Silah'ı tehdidt amaçlı kullanıyor; tutuklama yok.
İki çocuğu zorla götürüyor; tutuklama yok.
ama;
Belki de en az risk teşkil eden arabanın çalınması nedeniyle hakim tutuklamaya karara veriyor.
.....
İşte AKP Hükümeti ''güvenlik'' açısından sınıf basılması, silah ile tehdit ve zorla insanın alı konulması gibi durumlarda tutuklama yapılmasına mani olan nedenler üzerinde düzenleme yapmayı gerekli görmemiş ama her ne hikmetse sokakda demokratik hakkını kullanarak protesto edebilecek ''muhtemel baş belaları''na karşı kendisini korumaya yönelik düzenlemeler yapmaya çalışıyor.
Anladık ki, en büyük ve tehlikeli silah Hükümeti eleştirmekmiş. Hükümet bu ''silahtan'' çok korkuyor.
Ha birde şundan korkuyormuş; güvercinlere toplu yem atılmasını istemiyormuş; zira insanlara toplu gösteri yapmalarına ilham olurlar diye.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

18 Şubat 2015 Çarşamba

DİKKAT SOYGUN VAR

Bir kamu kuruluşuna bağlı yan kuruluşta 9'u işçi, 10’u idarî birimlerde olmak üzere 19 personel çalışıyor. Buna karşılık şirketin yönetim kurulunda tam 7 üye varSürekli olarak meclisde tartışılması, görüşülmesi hükumet tarafından engellenen bir bakan tarafından da itiraf edilen ''engellememiz lazım, çünkü millete izah edemeyiz, sonumuz olur'' dediği Sayıştay Raporuna göre;
Ticarî faaliyetlerdeki büyük daralmaya rağmen 4 kişilik yönetim kurulu önce 5’e önceki yıl da 7’ye çıkarıldı. Üyeler, maaşlarının yanı sıra 3 bin 600’er lira aylık ek ücret alıyor. Şirketin personel giderleri 2013’te yüzde 27 artarak 1,5 milyon liraya yükseldi. Yönetim kuruluda dahil olmak üzere 19 çalışanı olan bir şirkette personel gideri 1.5 milyon TL. Bu nasıl izah edilebilinir Allah aşkına. İşte izah edilemediği için sayıştay raporlarının TBMM de görüşülmesi engelleniyor.
Siz hiç mi Allah'tan korkmaz, kuldan utanmazsınız? Allah size vicdan denen melekeyi bahşetmemiş mi? Böyle giderse seneye yönetim kurulu üye sayısının diğer çalışanlardan fazla olacağı aşikar. Kırk haramiler devletin kasasını ele geçirmiş. Kene oğlu keneler; devletin her yerini sarmışlar. Allah'ın ilahi zehiri inşallah bunları yerle yeksan edecek.
Yiyin ulan iyin...
Aksırıncaya, pıskırıncaya, tıskırıncaya ve nihayet;
Allah'ın izniyle, inşallah çatlayıncaya kadar yiyin.
İçtiğiniz son yudum, serumdan gelsin inşallah.
Allahsız
Kitapsız
Vicdansızlar.
Beddua etmek dinimizce güzel karşılanmaz amma;
Ey Allah'ım, onlara bu kadar arsızlığı verirken bana niçin tahammül gücü vermedin; bedduam işte bundandır.
Mehmet Soral

17 Şubat 2015 Salı

YANDAŞLIK UĞRUNA İNSANLIĞA TECAVÜZ ETTİLER

Yandaş medya'nın iki ayrı hatun yazarı Özgecan yavrumuzun başına gelen malum olay nedeniyle yorum yapmışlar.
Bir tanesi, ''Amerika'da da iki dakikada bir kadınların tecavüze uğradığını, Müslüman ülke, tecavüz... fırsatçılığı yapmayın, çenenizi kapayın'' demiş.
Diğeri ise; ''kitle eylemleri oluşturmak için seçilmiş bir konu'' diyor ve buna gerekçe olarak da rahmetli kızımızın Alevi olmasını, yanında biber gazı taşımasını ve Selahattin Demirtaş'ın açıklama yapmasını dayanak gösteriyor.
...
Bu her iki karının (kadın demiyorum, zira onlarda kadın zerafeti yoktur) şekil ve şemallerine bakıldığında; mütedeyyin, muhafazakar ve dindar insanlar olarak değerlendirilecekleri, kendilerini de bu şekilde tanımlayacakları aşikar.
Bir genç kızın canı vahşice alınmış, vicdan sahibi olan herkesin acılar içerisinde bu alçakça işlenen cinayete karşı öfkesini dindirebilmek için kıvırım kıvrım kıvranırken; sen kalkacaksın rahmetli kızımız için yapılacak demokratik eylemlerin hükümeti protesto eylemlerine dönüşme ihtimaline karşı ‘’hükümetin önüne yatan’’ koruyucu melekler olacaksınız. Oysa dindarlık ve muhafazakarlık adına bu eylemlerin önde gideni olmanız gerekmez mi? Maalesef gerekmiyor çünkü, siyasi düşünceleriniz ‘’insani’’ düşüncelerinizin ırzına geçmiştir.
Bir de utanmazlığın haddini, hududunu aşıp; ırzına geçtiğiniz insanlığınızın şehvet arzusunu sadistçe bir boyuta taşımak için rahmetli kızımızın ailesinin Alevi olmasına vurgu yapıyorsunuz. Sizin mezhebiniz ne olursa olsun, her şeyden önce insan olmayı başarabildiniz mi ki başkalarının mezhebini sorgulamaya cüret edebiliyorsunuz.
Rahmetli kızımızın babasının sabrı, tevekkülü; metanet içinde vakur bir eda ile hepimize ibretlik ders verircesine halini arz etmesine hayran kaldım. Ne diyor değerli saygıdeğer baba;
"Devletimiz zeval görmesin. Milletimiz necip, güzel bir millet. Güzel gönüllü insanlar var. Ben öncelikle kendim için şunu söyleyeyim; ben günahkarların günahkarı, fakirlerin fakiri, acizlerin acizi bir garibim. Rabbim özel yaratmış, güzel yaratmış, çok sevdi yanına aldı. Bu memlekette artık ikilik olmasın. Bu vahim olayı yapan insanlara da zulmedilmesin, adaletin karşısına çıkıp cezalarını çeksinler. Allah onların analarına, babalarına da yardımcı olsun.
….
Memlekette herkes bir şey söylüyor; biz ne ocuyuz, ne bucuyuz, şanı yücelerden yüce olan Türk milletinin bir ferdiyim, evladıyım. Allah devletimize zeval vermesin.
….
Siz hiç mucize gördünüz mü? Şu an bir mucize gerçekleşiyor. Olayın tüm Türkiye’ye mal olmasının bir hikmeti var
….
Ne güzel cümleler değil mi? o kadar acı yüklü yürekden bu cümlelerin çıkması ''cennet''e müjde değil de nedir Allah aşkına. Ya mezhep sorgulayıcı ahmaklar, siz bunun neresindesiniz?
Behey ‘’karılar’’
bu sözleri söyleyen baba; canından olan cananını kaybetmiş ama metanetini koruyabilmeyi başararak, hepimize ders verirken; acının getirdiği bu ağır yüke rağmen her cümlesinde Allah’a teslimiyetin ifade şeklinin belki de en güzel ve anlamlısını görüyorken; ya siz ‘’Allah’a teslimiyet’’in neresindesiniz. Maalesef ne yazdığınız yandaş köşeler, ne de başınızdaki başörtüleri sizleri bu saygıdeğer babanın, imanı anlamda bulunduğu yerin zerre kadar bile yakınında, şuurunda değilsiniz.
Hükümetinizi koruma ve kollama adına bırakalım dini, mezhebi; insanlığın ırzına geçip, transparan malzemelerle şehvetin ateşini körüklemeyi yeğlediniz; utanmaz arlanmazlar.
Yuh olsun size.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

14 Şubat 2015 Cumartesi

ZEKAMIZA İŞEYEREK DALGA GEÇENLER


-Eğer bu millet ''sallıyorum her cuma; Bakara'dan makaradan bir ayet'' diyen adama sesini çıkarmayıp, hatta onu korumak üzere, gelebilecek tehlikelere karşi, önüne yatabiliyorsa;
-Eğer bu millet ''Hz.Peygamberin sıfatları benim liderimde de toplanmış'' diyen adama'' hop bilader sen ne diyorsun'' demeyip, Gavuristan da Hz. Peygamber'in karikatürünü çizenleri kınayıp, protesto edebilme yüzsüzlüğüne sahip olanlara tahammül edebiliyorsa;
-Eğer bu millet '' İktidar olduğumuz süre boyunca Hz. Peygamber kadar bile gururlanmadık'' diyen adama söyleyecek bir lafı olmayıp, Hz. Peygambere iftirayı sineye çekip, kafayI karikatürlere takabiliyorsa
-Eğer bu millet ''Başımdaki başörtüsü nedeniyle yanımdan geçen bir gurup beni tekmeledi, üzerime de işediler'' iftirasına inanmışsa;
-Eğer bu millet ''Apo namazında, niyazında bir adamdı, devlet onu bu hale getirdi, zıvanadan çıkardı'' sözünü eden adamı omuzlarına alıp, tekrar tekrar meclise taşımışsa
-Eğer bu millet ''camilerimizi Türk silahlı kuvvetleri uçakları bombalayacaktı'' iftirasına ciddi ciddi inanmışsa;
APO SERBEST BIRAKILACAK VE KİMSENİN DE SESİ ÇIKMAYACAKTIR.
Belki de hayatımda en çok mahcup olmak istediğim öngörüm budur ama korkarım ki ''milletim'' beni mahcup etmeyecektir. Hatta finansmanı hukümet tarafından sağlanan, yapımı da Sinan Çetin'e ısmarlanan bir Apo belgeseli ile ağlamaktan sorumlu bakan eşliğinde Apo'ya göz yaşı bile dökülecektir.
Mehmet Soral

13 Şubat 2015 Cuma

SERSERİ MAYIN ''HATUN KİŞİ''

Farkındamısınız; ne yapmak, nereye gitmek, neye inanmak konusunda kararını verememiş; serseri mayın gibi ortalık da dolaşan, ''özgül ağırlığı'' her türlü değer yargıları bakımından en ''hafif çeken'' Allah'ın kendisine bahşettiği, inkişafında hiç bir inisiyatifi, emeği olmayan ''güzelliği'' ve bunun da ''bonusu'' cinselliğini kullanan; bundan başka ciddiye alınacak sermayesi olmayan ''hatun''un birisi; Türkiye de gündem oluşturup, herkesi kendisinden bahsettirebiliyor. O'nun cahil cesareti ile ağzına gözüne bulaştırarak yaptığı siyasi, kültürel ve tarihi değerlendirmeler oldukça dikkat çekiyor.
Anlaşılıyor ki insanlar zaman zaman tükenmişliklerini bu tarz yaşam, söylem ve eylemlerle ikame etmeye çalışıyorlar. Bu ''hatun'' da bunlardan birisi. Bunun diğer bir nedeni de ''iktidara yaranma'' gayretidir. İktidarın söylem ve görüşlerine uygun eylem tarzının bir şekilde kendilerine menfaat olarak döneceğine inanıyorlar. Bunun benzerlerini daha önce isim yapmış bazı sanatçıların pişmanlıklarından ve itiraflarından anlayabiliyoruz. Bu tipler iktidar tarafından itibar görüyorlar, hatta danışman bile olabiliyorlar. Kim bilir belki de şunun şurasında ne kalmış ki bir de başörtüsü bağlar, dindar görünümlü ''İslamcı burjuva''ya mensup yeni yetme, joleli ve aynı zamanda badem bıyıklı bir delikanlı ile izdivaç yapıp, hidayete erebilir(!) Kim bilir...?
Mehmet Soral