16 Haziran 2022 Perşembe

ALİ İSMAİL KORKMAZ ANISINA

Ali İsmail Korkmaz anısına

Ali İsmail Korkmaz; dövülerek öldürülen bir delikanlıydı.
Bu delikanlının ölüsünden bile korkan, mezun olmasına fırsat vermeyen zihniyet; okulunda anısına pankart açan iki öğrenci; şükürler olsun akibetleri ayı olmasa da; "Güvenlik linci"ne tabi tutularak tartaklandılar.
Vallahi ne diyelim; yere düşecek yaprağı bile havada tutumaya çalışıyorlar ki; yere düşer, gürültü çıkar, ilham kaynağı olur, halk ayaklanır diye.
Korkunun ecele faydası yok, sekiz milyon oy farkı ile sandığa gömüleceksiniz. Kısaca gidicisiniz; evhamla hareket edip panik halinde milletin canını yakmayın.
Ali İsmail Korkmaz solcu ya da sosyalist, ben ise Türk milliyetçisiyim ve birilerine göre ne garip, çelişki içindeyim öyle mi(!)
Oysa asla, hiç gariplik yok, tek farkım; inanç ve düşüncelerimden, her türlü aidiyetlerimden azade önce "İnsan" sonra birey olmayı başarmayı ilke edinmiş olmamdır.
Demokrat Türk milliyetçileri olarak bizler böyle zihinsel empatilerimizle fikir ve siyasal düşüncelerimizde güncelleme yaparken, Bahçeli kontrolündeki "Devletin milliyetçiliği"ni yapanlar da Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'ye yöneldiler. Bireysel farklılığımız veya hep beraber ortak sinerji ile yarattığımız farkındalıklarımızın temeli buna dayanıyor.

Bir fotoğrafın düşündürdükleri

Bu ülke nobran baba tasallutundan kurtularak evinin tüm dertlerini iliklerine kadar hisseden bir annenin şefkatine ve merhametine ihtiyacı olduğu bir süreçten geçiyoruz.
Yıllar önce; "nobran erkek" egemen Türk siyasetine dili, edebi, adabı ve estetiği ile bir kadın elinin değmesi gerektiğini yazılarımda ifade ettiğim günlerde Meral Hanım bile henüz Devlet Bahçeli'ye "Bilge abim" diyerek nezaket gösterip, saygıda kusur etmiyordu, hala da öyledir.
Resimdeki; içten, mütevazi, halkın içinde, kadın estetiği ve zerafetini üzerinde toplamış cumhuriyet kadını; derdi olana "Başınızı omuzuma yaslayabilirsiniz, derdinize derman olmaya hazırım" anaç duruşlu görüntüsüne; hep beraber şahit olduğumuz siyasi mücadelesine gerekçe yaptığı ülkülerine dair inanmışlık ve adanmışlığını da ekleyince; yarının Türkiye'sine ilişkin bizleri rahatlatıp ferahlatan umutlar bir güneş gibi doğup içimizi ısıtmaya devam ediyor.
Meral Akşener "Ben parti kuracağım yanımda olmanızı istiyorum" demedi; biz kendisine "Parti kuralım, siz de genel başkanımız olun" dedik.
Dolaysıyla bugün de aynı insanlar, aynı duygu ve düşünce bütünlüğü içinde yine Meral Hanım'a Sayın Genel Başkanımıza "Millet ittifakının adayı Mansur Yavaş olmalıdır" diyoruz.
Kılıçdaroğlu'na saygımız vardır, her AKP'li yöneticinin yerine Kılıçdaroğlu'nun gölgesini koysak o bile güven için yeterlidir amma velakin ülkemizin sosyolojik gerçeklerini aşarak Erdoğan karşısında Kılıçdaroğlu'nu cumhurbaşkanlığı makamına taşımamız çok zor ve riskli.
Keşke millet ittifakının oyu açık ara %60-65 olsaydı da hiç tereddütsüz kaybetme riski olmadan Kılıçdaroğlu millet ittifakının adayı olabilseydi.
CHP'li dostlarımız darılıp gücenmesinler; gün ideolojik duygu ve düşüncelerimizi tatmin etme günü değil; gün, önümüzdeki seçim fırsatını değerlendirerek, cumhuriyet vesayeti yerine ikame edilmek istenen siyasal İslamcı tek adam vesayetine mani olma günüdür. "Anamuhalefet partisiyiz niçin bizim genel başkanımız aday olmasınki" diyen CHP'lileri çok iyi anlıyorum ama millet ittifakının adayının ancak ve ancak hangi koşullarda nasıl kazanabileceğini de kestirebiliyoruz.
Allah'ın izniyle başaracağız
Kaynak resim: Türkiye Çin voleybol maçı.

Alevilik hiç bir zaman bir Türk için dezavantaj değildir

Bir Sünni Türk olarak diyorumki; iyiki ırkımızda alevilik inancı var; Türklük yok olsa sadece bir Alevi Türk kalsa, Türklüğün bekası için yeterli; zira ondan klonlama ile Türklük yeniden inşa edilebilir.(!)
Dolaysıyla, her Türk milliyetçisi Aleviliğin Türk milleti için sadece inançsal değil, aynı zamanda sosyolojik manada ne anlam taşıdığını çok iyi bilmesi ve değer vermesi gereklidir.
O nedenle; Aleviliğin kurumsallığı sadece sivil inisiyatiflere terk edilerek, herkesin farklı tanımladığı bir alevilik anlayışı değil, malesef sadece Sunni inanca hizmet için organize edilmiş Diyanet'in, Aleviliğin de kurumsallığının temsil edildiği bir yapıya kavuşturulması gereklidir. Cuma namazlarından sora Diyanet'in topladığı, bizlerin de katkıda bulunduğumuz yardımların yine Diyanet'e bağlanacak olan Cem evlerinin de ihtiyaçları için tahsis edilmesini istiyorum.
Efendim "Türk olmayıp Alevi olan da var" diyenlere, geçiniz onları; Alevi Türk'ten olur, gayrısının meşrebini araştırın başka çıkar.


Ne demiş muhterem; "Biz milletin dili ile konuştuk"

Elhalk doğru; önce milleti kendi ayarına çekip, biatı daim kılmak için cehaleti teşvikin sonrası istediğin sonuca ulaşman, zaten BOP dahilinde planlanmış bir programın sonucuydu.
Yüreğin yetiyorsa; mesela, kullanılan oya nicelik yanında bir de nitelik şartı koyalım; her oy kullanana üç soru soralım cevabı doğru olanlar oy kullanabilsin; örneğin "Türkiye'nin cumhurbaşkanı kim, başkenti neresi, etrafında deniz var mı yok mu" gibi benzer çok basit üç soru; görelim bakalım sandığa kim gömülüyor; var mısın. "Allah ile aldatılanlar" cahillerden nitelikli yöneticiler seçmesi beklenemez.
Unutma kullanılan oyun niceliği seni seçtirir ama aķlına akıl, zekana zeka ekleyerek olduğundan daha nitelikli hale getirmez.
Toprağa emdiği yağmur bereket getirir, yağdığı an akıp giden değil.
Bir gün senin dilinden anlayanlar niceliğe güç verip niteliği önemsemediklerinde devletin nasıl elden çıktığını fark edecekler ama o zaman da iş işten geçmiş olacaktır.
Geçen yirmi yılın kanıksanan psikolojik hal ve şartlarında mağaranın dışında da farklı bir dünyanın olduğunu elbette dışarıya çıkmadan fark etmek mümkün olmadığı gibi içeride olanlara da anlatabilmek mümkün değil. En ufak bir ışık sızıtısına gözlerin döndüğü an bir devin pençesini ensesinde hissedenlerin, önünden ekmeği ve aşı alınanların; ne mümkündür; senin dilinden farklı bir dille nedenini sorup cevaplarını alabilsin.
Mehmet Soral

2 Haziran 2022 Perşembe

ABD ELÇİSİ İLE GÖRÜŞMEK

Neymiş efendim; Meral Akşener ABD elçisi ile görüşmüş...?

Neymiş efendim; Meral Akşener ABD büyükelçisi ile görüşme yapmış. Bu görüşmeden sadece ve sadece sırtını ABD'ye yaslayarak oradan da bir iktidar çıkarma düşüncesinin olduğu şeklinde hüküm çıkarmak, ciddi bir endişeden ziyade Meral Akşener ve İYİ PARTİ'ye karşı ciddi bir hasımsızlığın tezahürünü olarak görmek mümkündür.

Bu şekilde, dünyaya iğne deliğinden bakarak ancak oradan görebildiğini yorumlayabilen dar ve sığ bir düşünce yapısından özellikle çağımızda daha da kompleks haline gelmiş devlet ve onların yöneticilerinin veya yönetmeye talip olanların ilişkilerini anlamaları, çağın mantığı ile yorumlamalarını beklemek mümkün değil.
Meselenin özü "İstemezük" hastalığının bazıları üzerinde nüksetmesidir. Yahu bu elçiler bulundukları ülkelerde ne diye görev yaparlar. Bu elçiler ülkelerini doğrudan temsil noktasındalar; Eminönü'nde tezgahta hıyar satan bir Abuzittin ile köhne bir yerde görüşmesini ilginç bulmak ne kadar normal ise ABD büyükelçisinin Türkiye'nin önemli bir muhalefet lideri ile görüşmesini yadırgamak da aksine o kadar absürttür. Dünyanın ekonomik, siyasi hatta coğrafi olarak şekil almasında ABD gibi, Rusya gibi, İngiltere gibi, Çin veya Almanya gibi büyük güçlerin dikkatini çekmeyen, önemsemeyen bir siyasi liderin varlığı ne işe yararki. Özgül ağırlıkları yüksek çeken siyasi kimlikler önemsendikleri kadar ne yaptıkları da her daim takip edilir, dünyada olup bitenler üzerine görüşleri de alınmak istenir.
Anayasasında bile olmayan, kurumsal varlığı kaldırılmış olan ancak büyük iddialarla halihazırda bu sistemde iktidara gelerek tekrar tesis edeceğini söylediği başbakanlığa talip birisi ciddiye alınmayıp da kimler önemsenir, ciddiye alınır. Adamlar etap etap beş yıllık, on yıllık velhasıl kelam yüz yıllık planlar yapıyorlar; bir sene sonra seçim yapılacak dünyanın önemli bir ülkesi Türkiye ve onun yönetimine talip ciddi bir siyasi parti ve onun lideri ile görüşme yapılması kadar doğal ne olabilir ki. Çok özür dilerim bu kadar önemli değişime öncülük etmeye inanmış ve adanmış Meral Akşener'in ile öyle veya böyle geleceğin Türkiyesi, geleceğin dünyası ve geleceğin ABD'si üzerine düşünceleri hakkında görüş alışverişinde bulunmayacak bir elçiyi ABD ne b.k yemeye bu ülkeye göndersin. Hatta tüm ülkelerin elçileri için ayni şey sözkonusu değil mi.
Ben de idda ediyorum ki; Meral Akşener ABD büyükelçisine "Bakın beyefendi, ülkemizin yaşadığı olumsuz ekonomik şartlar ile bu şartlara binaen ülkemizin ihtiyaç duyduğu finansal kaynak temini için yöneticilerimizin üçüncü dünya ülkeleri nezdinde sergiledikleri görüntüler sizi aldatıp, cesaretlendirmesin; Türkiye'den ne isterseniz alabileceğiniz, ne buyurursanız yaptırabileceğiniz zannına kaptırmasın. Her şeye rağmen bu iktidarın devamını isteyebilirsiniz ama şunu kesinlikle bilmelisiniz ki; bu ülke sahipsiz değil. Lütfen işimize gücümüze karışmayın, abuk subuk demeçler vererek üzerimize zorla giydirilmek istenebilecek elbise siparişleri vererek işimizi zorlaştırmayın" şeklinde uyarıda bulunmuş olabileceği ihtimali siyasi zekasından beklenebilecek makul ve mantıklı bir tavırdır.
ABD, birilerini gönderip (C.Zapsu ve fetöcü mihmandarlar gibi) Akşener'in elinden tutup ABD'ye götürüp BOP eşbaşkanlığı için görevlendirme yapmıyor, Meral Akşener'i gelecek yılların önemli bir siyasi lideri olarak gördüğü için bizatihi görevlendirdiği büyükelçisi ile görüşme yapıyor.


Demirtaş talimat verdi onlarca kişi öldü
Sen de talimat verdin; öyleyse ...?

PKK'ya açılım sürecinde göz yumularak Güneydoğu illerimizde yer altından tüneller kazıyarak mahalleleri, caddeleri birbirine bağlamalarına imkan sağladılar. Çukurlar kazıyıp, mevziler açıp kurtarılmış bölgeler oluşturdular. PKK'lı teröristler şehir ve kasabalarda hane sahiplerinin evlerini işgal edip, mevzilenip günlerce ortak yaşamı dayatarak aileleri perişan ettiler.
Sonra hükümet (Tabiki AKP) bu olağandışı dikkat çeken süreci; güvenlik görevlilerine talimatlar vererek oluşturdukları mevzilerlerden Mehmetçiğe "Nanik" yapan PKK'lılar için "Onlara dokunmayın, açılım sürecini sakın akamete uğratmayın" denilerek PKK'nın Türk milleti ve devletine karşı savaş hazırlığına adeta bilerek ve istenilerek göz yamuldu.
Sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni koruma refleksi devreye girerek PKK'yı yerleştikleri ev ve hendeklerde imha edilmesi süreci başlatılınca, malesef kazılmasına ve yerleştirilmesine göz yumulan hendeklerden, çukurlardan PKK'yı temizlemek için dokuzyüz küsur şehit verdik.
Şimdi soruyorum; Demirtaş'ın verdiği talimat ile elli küsur vatandaşımız öldü, devletimiz cezasını kesti, çekiyor.
Peki...
PKK'nin şehirleri işgal edip mevziler kazıyarak savunma hattı oluşturmasına müdahale edilmemesi gibi yanlış bir kararın bedeli yüzlerce şehit verilerek ödenmişse; bunun da aynen Demirtaş'a ödetilen bedel gibi bir karşılığının olması gerekmez mi. Şimdi onurlu, şerefli, haysiyetli ve vicdan sahibi insan olmanın gereği olarak sorulması gereken bu soruyu sordum diye beni Demirtaş sevici ilan edecekler ama onlara hadi oradan "Yüreğiniz yetiyorsa bu sorgulamayı yapacak kadar ahlaklı, yanlışı yapanın yakasına yapışacak kadar yürekli olun" derim. Ne o; yoksa reiz'den mi korkuyorsunuz.
Adalet terazisi suçlunun elinde olursa hangi ahmak kendi ipini kendisi çeker öyle değil mi.

Gençlerle sohbet(miş)

Maşallah, her türlü şekilde alışılmış, alıştırılmış "Kontrollü darbe" pardon ne darbesi yahu; kontrollü siyaset altında konuşturulan kontrollü "Türk gençliği".
Gençlerle sohbet; aman Allah'ım neydi o; özenle seçilmiş, ısmarlama, son derece "derinliği" olan ezberletilmiş hitap cümleleri "ya takılırsam" endişesiyle dudaklardan dökülürken; heyecandan kesilen nefesle duraksanan anların yarattığı mahcubiyete keşke şahit olmasaydım.
Öğrendik ki; gençlerin geleceğe yönelik tüm dertleri tütün ve aromalı nargilenin mevcut ve geleceğe yönelik muhtemel zararlarına dair karşılaşabilecekleri risklerle, pahalı cep telefonları üzerinden sosyal medya bağımlılığının neden olduğu zararlarmış.
Ülkedeki %80 enflasyondan, dolayısıyla geçim sıkıntısından hiç etkilenmemiş, yurt sorunu hiç yaşamayan, gıda ihtiyacı her türlü şekilde temin edilmiş, sosyal ihtiyaçları maksimum doyum noktasında karşılanmış, işleri güçleri yerinde, Alman gençliğinin kıskandığı bir Türk gençliği(!)
Bunlar aynı laboratuvarda tüp bebek yöntemiyle kopyalanarak edinilmiş "Kontrollü bebekler"in Türk gençliği halini almış görüntüleriydi sanki.


24 Mayıs 2022 Salı

SOSYAL MEDYA VE SİVİL İTTİFAKI


Sosyal Medya ve sivil İnisiyatif İttifakı

Niçin olmasın...
Sokak Erdoğan'nın karşısına çıkacak ve kazanacak olan cumhurbaşkanı adayını belirlemiştir artık, Mansur Yavaş.
Gördüğümüz antidemokratik uygulamalar ve şanlı ideolojik mücadele tarihimizin yazılı sayfaları şuursuzca tek tek yırtılıp atıldığı bir süreçte, dayatmalarla unutturulup tüm ideolojik kutsiyetlerimiz üzerinde tepinildiği, ona dair inanmışlık ve adanmışlıklarımızın birilerinin ayakları altına paspas yapıldığı bir sürece itirazımızı yapıp, restimizi çekerek tüm kazanımlarımızı orada bırakıp burada, sizin yanınızda kendimizi konumlandırmayı mücadele azim ve kararlığımız için daha şerefli ve onurlu bulmuşsak; bıraktığımız yerlerde ret ettiğimiz kişilerin psikolojik hal ve tavırlarını burada, sizin üzerinizde de görecek olursak; hiç tereddüttünüz olmasın ki tarih yine tekerrür eder.
Niçin "Millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı kim olmalıdır" sorusu sorularak bir anket çalışması yapılıp öngörü ve nihai tespitlerin oluşmasına, muhalif siyasetin rahatlamasına müsaade etmiyorsunuz. Böyle bir usulle anketin sonucunun ortaya çıkaracağı isme velev ki hiç tercih etmeyi düşünmeyen bile saygı duyacak ve adaylığı konusunda tercihini ondan yana kullanacaktır. Amma velakin "Biz böyle takdir buyurup , uygun gördük; paşa paşa gidip belirlediğimiz adayımıza oyunuzu kullanacaksınız" gibi bir dayatmanız söz konusu olursa da vız gelir tırıs gidersiniz.
Her ne olursa olsun siyasette yüksek rakımlı yerlerdeki siyasal ikbalinizi garantilemeye öncelik verip daha ilerisi için "Olsa da olur olmasa da olur, siyasetteki ağırlığımızı ve varlığımızı hissettirelim o bize yeter" yaklaşımınızı; daha önce birilerinin benzer dayatmalarını cezalandırdığımız gibi pekala sizinkileri de cezalandırabiliriz.
Dolaysıyla,
Sokaklarda bas bas yüksek sesle ismi tekrarlanan, milli vicdanın onayladığı Mansur Yavaş eğer olur da millet ittifakının adayı olarak tercih edilmezse; hele bir düşünün bakalım; Mansur Yavaş görevinden istifa edip "Sosyal medyanın ve sivil inisiyatifin bağımsız cumhurbaşkanı adayı" olması durumunda kaç milyon imza toplar ve sonuç ne olur.
Erdoğan'nın yine kazanıp Devlet Bahçeli ile devletin ve milletin mukadderatı üzerine tahakkümlerini sürdürme fırsatını bir daha elde etmeleri durumunda; kendi yarınıma ilişkin ideallerim, ülkülerim, inanmışlık ve adanmışlıklarım üzerine kaybedeceğim bir şey kalmamış olacağından, millet vicdanın "Sosyal medya ve sivil inisiyatif ittifakı"nın adayı Mansur Yavaş olur biz de onun yanında yerimizi alırız.

Yine Abdülhamit

Soyunuz sopunuz tekrar tekrar dünyaya gelse; bugün bulunduğunuz makamın uşağı bile olma ihtimaliniz mümkün değilken; kurdukları cumhuriyet ile size bu imkansızlıkları mümkün hale getiren insana "İki ayyaş" deyip Abdülhamit'e de sahip çıkmak gibi bir çelişki yumağının içindeki zihin dünyasından koskoca Türk milletini ve devletini yönetme becerisi ancak bu kadar çıkar.
"Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet"
Sizleri hayal edemeyeceğiz makamlara taşımış olan bu sloganın sinerjisinin yarattığı ruh halinin verdiği savaştır.
Meral Akşener, meşin topa kafa çıkararak ömür tüketmedi, inkılap tarihi öğretmeni olup insan yetiştirdi. Abdülhamid için de Atatürk için de ne diyorsa doğrudur. "Keşke Yunan galip gelseydi" diyen püsküllü bir meczubun yetiştirmesi değil, cumhuriyet değer ve kazanımlarının yetiştirdiği üstün yetenekli ve nitelikli bir cumhuriyet kadınıdır.

Finlandiya ve İsveç'e veto mu

Ahanda da buraya yazıyorum; gerek Finlandiya gerekse İsveç'i veto edip, Nato'ya girmelerine mani olmayacağız; her şey üç beş kuruş dolara bakar.
Ülkemizi içten işgal ile teslim almak isteyen 15 Temmuz ihaneti ve kalkışmasının arkasındaki finans gücünün Birleşik Arapa Emirlikleri olduğunu dünya aleme duyuracaksınız sonra aradan bir süre geçip para lazım olunca kendinizi zorla BAE'ye davet ettirip el öpüp üç beş kuruş alıp döneceksiniz. Bu utancı yaşatanlar mı; İsveç ve Finlandiya'nın Nato'ya girmelerine mani olacaklarmış...?
Darbenin arkasındaki BAE'ni affetmişsiniz yahu; üç beş teröristi saklayan ve koruyan Finlandiya ve İsveç'i mi affetmeyeceksiniz. İddia ediyorum ki; bugün Fethullah Gülen elinde üç beş milyar dolar ile geliyorum desin; belli güruh "Aman hocam sen neymişsin be; senin her yaptığın bize bir lütufmuş farkında olamamışız, affet bizi ne olur" derler kaldıkları yerden el öpmeye, ibrik tutmaya devam ederler.
Soruyoruz; bu işte doğru olan nedir; 15 Temmuz ihanetinin arkasında BAE olduğunu bildiğiniz halde niçin para istemeye gittiniz; gittiyseniz bu durumda 15 Temmuz ihanetinin arkasında BAE değil de siz misiniz. Ya da; iddianızda hala ısrarcıysanız; darbenin arkasında olanlarla işbirliğine girmek gibi ikinci bir ihanetin içinde nasıl olabiliyorsunuz.

Kurucu başbuğumuz yüce Atatürk...

Keşke mümkün olsaydı da bugün senden sonra zuhur eden bir güruhun şeytanları ile ayni mabette yan yana değil, senin masanda üçüncü "Ayyaş" olsaydım.
"İki ayyaş"ın eserleri ortada; "Üç abdestli" ve onların rahminde zuhur etmiş fetö'nün eserleri de ortada.
Abdestlerinin bozulduğunu çıkardıkları gürültülerle güya fark edilemez sananlar, saldıkları kokunun hesabını yapamadılar, olup bitenleri akılları ile kıçları arasında geçen saklanabilir özelleri olduğunu sandılar ama daha ne kadar saklayabilirlerdi ki; matbaa icat edilmiş, yer çekimi keşfedilmiş, posta güvercinleri de artık kullanılmaz olmuştu.
Yüce kurucu başbuğumuz; hani kutsal kitabımızda da geçer ya; "Sizin için şer bildikleriniz hayır, hayır bildikleriniz de şer olabilir" ayetinde olduğu gibi son yirmi yılda yaşadıklarımız bu anlamda Türk milletinin istikbalinde yaşanması muhtemel daha riskli hal ve durumların üstesinden gelebilmemiz için edinilmiş tecrübeler olarak göreceğiz.
19 Mayıs Atatürk'ü anma Gençlik ve Spor Bayramı"mız kutlu, kurucu başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk, beraberinde kurucu ruh mensubu kadroların ruhları şad mekanları cennet olsun.
Mehmet Soral

10 Mayıs 2022 Salı

EMPATİ YAPTIĞIMDA...

Empati yaptığımda....?

Eğer 68 kuşağı Türk milliyetçileri ve solcular Kabataş sahilinde ABD askerlerini aynı anda beraber denize gömselerdi Arap sevici siyasal İslamcı güruhun bugünkü gibi Türkiye Cumhuriyeti değer ve kazanımlarına musallat olma şansı olmayacağı gibi Türk milleti bugün daha çağdaş, daha modern ve hatta ayakları yere basan akılcı imana sahip üretken bir toplum olurdu.
Türk milliyetçisi birisi olarak empati yaptığımda aklıma geleni paylaşmak istedim. Umarım solcularımız da benzer empatiyi yaparsa karabasan gibi Türk milleti ve devletinin üzerine çökmüş "Arap sevici Siyasal İslamcı vesayet"i yerle yeksan edebiliriz. İlk seçime kadarki süreç bu empatiyi yaparak organize olabilmemiz için son şansımız. Bunu başarabileceğimizi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde kısmen gösterdik, devamının gelmemesi için hiç bir neden yoktur.
Türk milliyetçileri ve solcuları birbirleri ile kavga ettirip kırdıranlar bir başkalarını da analarının koynunda nadasa tabi tutarak Türk milleti ve devletinin istikbali üzerinde tahakküm kurmak için elverişli zamanı kolladılar sonra da bulduklarında kullandılar ve ne yazık ki muvaffak da oldular.
Sonuca razı mıyız; elbette değiliz. Millet ittifakı, milliyetçi ve solcuların karşılıklı yaptıkları empati ile oluşmuş ruh halinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Son günlerde Türk milliyetçiliği üzerinden Suriye ve göçmenler meselesinin yoğun şekilde gündeme getirilmesinin nedeni de; bahsettiğin ruh halinin ortak sinerjisine yapılmak istenen bir sabotajdır. Duygularımızın zafiyetimize dönüşmesine müsaade etmeden olup bitenleri sükunetle ve suhuletle takip etmek durumundayız.

Türk milliyetçileri olarak komünistlere hep "Allahsızlar" dedik ama "Müslümanca" emeğin hakkını, adalet ve hukukun üstünlüğü arayışlarını görmezden geldik; ne garip ki aynı anda Müslüman bildiklerimizin de "Gavurluklarını" görmezden geldik. Velhasıl kelam; biat'ın esir aldığı iradelerimiz nedeniyle bir türlü kendimiz olamadık. Bu suallerin aynısını solcular da sorarsa muhakkak aynı tespitleri yapacaklardır.
Ne mutlu bana ki; bu akıl, izan ve izah dışılığa itiraz ederek önce biat'ı ret edip sonra özgür düşüncesini ortaya koyabilen demokrat Türk milliyetçisi olmayı, kendim olmayı başarmışlardan birisiyim.
Tanrı Türk devletini ve milletini korusun.

Bir Ümit Özdağ vakası daha

Devlet Bahçeli öyle yapar, Ümit Özdağ böyle yapar, sonuç; her ikisi de her zaman görevlerini yaparlar.
Nesir o.....
Türk milliyetçiliği hareketinin; devleti yönetmeye talip olacak kadar özgüvene sahip olmasına ve büyümesine mani olmak, olağanüstü şartlarda devletin savunumu için asgari düzeyde ihtiyaç duyulan varlığını da daim kılmak...
Millet ittifakına sarı muhalefet diyen Ümit Özdağ, her ne hikmetse Türk milleti, başına musallat edilen ekonomik krizle boğuşup ekmek ve geçim kavgası verirken; bir muhalefet partisi ve onun lideri olarak AKP hükümetine ekonomik kriz üzerinden niçin bir çift söz yüklenmez de sadece ve sadece Suriye ve göçmenler meselesine odaklanır. Oysa ki; devletin bekası anlamında AKP ve Erdoğan'ın içine düştüğü çıkmaz nedeniyle her isteneni vermeye teşne durumlarının yaratacağı vehamet Suriye ve kaçak göçmenler meselesinden daha mı az önemde.
Dedim ya; İYİ PARTİ ile özgüveni artan, devleti yönetmeye talip olan Türk milliyetçilerinin parçasından tutup aşağıya çekmek. Buna müsaade etmeyeceğiz, inanmış ve adanmışlığımızla yolumuza devam edeceğiz.

Ensar-Muhacir'lik şartları değişmiş hükümler de geçersizdir

Asil Türk milletiyiz; vatanımız, milletimiz için fedakar, vefakar, cefakarızdır. Analarımız "Hele misafirlerimiz karınlarını bi doyursunlar sonra yemeğinizi yersiniz" der açlığımıza tahammül gösterip, sabretmemizi ister. Misafir odalarımız vardır; yıllarca atıl vaziyette tutarız; aile dışından misafirlerimize özel hizmet sunmak için.
Bu kadar misafirperveriz ama evimize aldığımız, hizmetine amade olduğumuz, aşımızı paylaştıklarımızın ihanetlerini kabullenerek sineye çekmek gibi bir mecburiyetimiz olmadığı gibi bunu kabullenecek kadar da keriz değiliz.
Misafire karşı oldukça cömertiz ama misafirin de misafirlikte geçireceği gün sayısı bellidir. Arsız misafire tahammül edilebilecek gün sayısı da bellidir. Amma velakin sınır aşıldığında uygun bir dille s.tir ol git demesini de bilmek lazım ama işin bu kerteye gelmesini de hiç istemeyiz, zira yedirdiğimiz ekmeğin hatırı var deriz. Dolayısıyla misafir misafirliğini bilmeli işi "s.tir ol git" deme sabırsızlığına taşımamalı.
Evimize giren çıkana bakınca ev bizim ev olmaktan çıkmış. Biz sobaya odun, sofraya aş taşıma, bostana su bağlama, ahırda inek sağma, ormanda odun kesme derdindeyiz; misafirlikten çoktan çıkmış, işgalci konumuna geçmiş arsız ve yüzsüz misafir ise benim odamda benim nargilemi çekiyor; elbette ''Yeter artık, def ol git'' demek anamın ak sütü kadar hak ve helaldir artık.

Hele bir sandık gelsin; be hey muhterem seni de getirdiklerini de beraber göndereceğiz. O gün sen de onların muhaciri olur beraber gidersin.
Briketten evler yapılırken; olur ya gün gelir belki muhtarları da olursun, muhtarlık ofisini de yaptırmayı unutma.
Ensar olmak keriz olmak değildir. Ensar olmayı da, muhacir olmayı da gerektirecek şartlar ortadan kalmıştır. Bu şartlar ortadan kalktığı içindir ki; Türk milletinden alınıp onlara verilen artık gasp hükmündedir, her lokma haramdır. Evin içi dururken dışarıya vermek hak da değil, hukuki de değil.
Esat muhacir dediğin insanlar için genel af ilan etti sen bir defa olsun "Bu insanlara dokunmayın, biz de yardımcı olalım yerlerine yurtlarına dönsünler" diyerek Suriye ile bir diyaloğa girmedin. Senin inadının bedelini ne o insanlar ne de Türk milleti ödemek zorunda değiliz.

Millet İttifakı Daha Neyin Arayışında

Gerek CHP yönetimi veya lideri gerekse İYİ PARTİ yönetimi veya lideri bugünkü konjonktürde muhalefet vicdanının tek adayı Mansur Yavaş olduğu halde hala adayımız kim olsun arayışı içindeyseler....
Bundan tek bir anlam çıkar; ya AKP iktidarını ve Erdoğan'ın tekrar cumhurbaşkanı seçilmesini onlar da istiyorlar, ya da; Mansur Yavaş'a bilmediğimiz kişisel husumetleri olmalı, onun için(!)
Yahu sokak Mamsur Yavaş diye bas bas bağırıyor hala daha neyin arayışında ve bekleyişindesiniz Allah aşkına.
Değerli dostlar lütfen samimiyetime inanın; Mansur Yavaş ismini kesinlikle ideolojik taassupla önermiyorum sokak böyle söylüyor, kamuoyu vicdanı böyle bir bekleyiş içinde.
İmamoğlu, İstanbul başarısını adeta kendi hanesine yazarak, oradan güç alıp kafasına göre özel programlar yaparak adeta Kılıçdaroğlu ve millet ittifakının sürdürmekte olduğu stratejiye rağmen kendisi adına farklı bir adaylık süreci sürdürmekte. Bunun son örneğini Rize gezisi ile daha iyi anlamış durumdayız.
İmamoğlu şunu bilmeli ki; İstanbul seçim başarısı Erdoğan karşıtlığının yani konjonktürün bir başarısıdır. O gün o seçimlerde Erdoğan karşıtlığının adayı olarak meşe odunu dahi gösterilmiş olsaydı yine aynı seçim ekibinin aynı inanmış ve adanmışlığı ile aynı sonuç elde edilebilirdi.
Cumhur ittifakının trol ordusunun çalışma usulünü ve üslubunu hale çözemediyseniz; çok özür dilerim ama meramımı anlatmak için kullanmak zorundayım; yuh olsun size. Adamlar tüm medya organlarında adeta yalvarıyorlar; millet ittifakının adayı İmamoğlu veya Kılıçdaroğlu olsun diye. Bunun anlamı Mansur Yavaş olmasın da kim olursa olsun demek değil midir.
İmamoğlu'nu Erdoğan'ın siyasetteki sol versiyonu olarak görüyorum. Siyaseti bir tüccar mantığı ile yapıyor, sol jargona da o kadar vakıf birisi değil. Öyle ya; tüccar sadece kazanmayı düşünür ve biraz da bencildir. Adaylığına itiraz ediyorum, olursa da içimden çalışmak gelmez.
Kılıçdaroğlu'nun; bakın sadece dürüst demiyorum, dürüstlüğüne kefilim diyecek kadar kendisine güveniyorum ama Türkiye gerçeğini, sosyolojik yapımızı bilenler olarak Cumhurbaşkanı adayı olması durumunda Erdoğan karşısında ne yaparsak yapalım kazandıramayız. Kılıçdaroğlu bunun çok iyi farkında ama ideolojik taassuplarını inatla sürdüren Kemalist damar Kılıçdaroğlu'nun aday olmasını istiyorlar, Kılıçdaroğlu doğal olarak "Ben kazanamam" diyemediği için İmamoğlu da CHP'deki bu zafiyeti kendi lehine kullanmak istiyor, tabiri caizse kafasına göre takılıyor. CHP'de ikinci bir Muharrem İnce vakasına doğru gidiliyor. Umarım Meral Hanım böyle bir sürece katkı sağlamaz, göz yummaz. Meral Hanım şunu da bilmeli ki; İmamoğlu'nun yüzünde gördüğü aynı şeyleri biz İYİ PARTİ tabanı olarak görmüyoruz.
Sözüm gözlem ve tespitlerime değer verenleredir; Millet ittifakının adayı Mansur Yavaş olmalıdır.
Not: Bu arada Mansur Yavaş dahil, seçim tarihi kesinleşene kadar aday isminin açıklanmaması gerektiği şeklindeki görüşümde ısrarcıyım.

''Türkçülük Günü''nden ''Milliyetçiler Günü''ne evrilme

Aslında Türk milliyetçiliği Hareketi'nin Erdoğan ve AKP'ye entegre olması süreci "Türkçülük günü"nün "Milliyetçiler günü" olarak anılması kararı ile başlanmıştı; üstelik de bunu rahmetli Nihal Atsız'ın mezarı başında utanmadan, sıkılmadan yaptılar.

Hangi gerekçeye binaen böyle bir değişim ve dönüşüme ihtiyaç duyuldu; ciddi şekilde sorgulanması hiç yapılmadı. Şahsi kanaatim o ki bu isim değişikliği, BOP projesi dahilinde programlanmış bir aşamaydı. Öyle ya; soruyoruz niçin "Türkçüler günü"nden "Türkçülük" kaldırıldı da yerine "Milliyetçiler" kondu. Buradaki "Milliyetçilik" hangi kimliğin milliyetçiliği; soruyorum. Oldu olacak Birleşmiş milletler nezdinde kutlanan beynelmilel bir anlamı olsun mademki "Türklük" vurgusu rahatsızlık yaratıyor.
Bugün 3 Mayıs "Milliyetçiler günü" değil, "3 Mayıs Türkçüler günü"dür. İnadına Türk milliyetçisiyiz, İnadına Türkçüyüz.
Türkçülüğümüz bir ırkçılık değil, yüksek düzeyde Türk olmanın onur ve şerefini üzerinde taşıma şuur ve bilinci ile buradan güç alma halidir. Kesinlikle başka kimlikleri öteleme ve aşağılama söz konusu değildir.
Mehmet Soral

29 Nisan 2022 Cuma

''GEZİ RUHU'' DARALAN DEMOKRASİMİZİN İMDAD ÇIĞLIYIYDI


''Gezi ruhu'' aslında daralan demokrasimizin nefes alma arayışıydı

Keşke ben de bugün "Gezide bulundum" diyebilmenin onurunu yaşayanlardan olabilseydim. Ancak sosyal medya üzerinden o onurlu karşı duruşa, mevcut keyfi düzene itiraz eden paylaşımlarımla katkıda bulunmuş olmanın az da olsa keyfini yaşadığımı söylemek isterim.
O günlerde oralarda bulunmuş gençler bundan sonra Türk tarihinin şanlı sayfalarına üç beş tuğla eklemiş olmanın onurunu ömür boyu önce kendi nefislerinde yaşayacaklar sonra da torunlarına yaşatacaklardır.
"Gezi eylemleri" AKP ve Fetö işbirliği ihanetinin kendi içinde muktedir olma mücadelesinin Türk gençliğini provoke ederek lehlerine sonuç elde etmek için kullanıldı. O günlerde orada kendi güçlerini Türk gençliğini provoke ederek test etmek istediler. Ancak ihanetin birleşenleri devlet üzerinde ne kadar etkin ve yetkin olma anlamında beklentilerine cevap alamayınca devamını 15 Temmuz ihaneti üzerinden test ettiler. 15 Temmuz ihanetinin öncesi, anı ve sonrasının araştırılmasına cumhur ittifakı izin vermediği için nedenleri ve sonuçlarının müsebbibi olanların ortaya çıkarılması da mümkün olmuyor ama buradan ilelebet olmayacak anlamını da çıkmaz.
O şanlı direnişin orasında burasında bulunmuş, inisiyatifini kullanıp iradesini ortaya koymuş olan herkesi saygıyla anıyor ve kutluyorum.

Yine tekrarlıyorum ki...

Az da olsa erken seçim olma ihtimali ortadan kalkmadığı, seçim tarihi belli olmadığı sürece millet ittifakının adayını belirlemesi ahmaklık olur.
Neden mi.
Önce AKP-Fetö işbirliğinin sonra AKP ve cumhur ittifakının insanlar ve partiler üzerine uyguladığı kumpasları ne çabuk unuttuk.
Mesela...
Siirt seçimlerinin iptal edilme nedeni ne ise, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının nedeni ne ise, Başörtülü kadının üzerine bir grup erkeğin idrarının yaptırılması niyeti ne ise, iki medya alçağına TV'de Meral Akşener'in kaseti var dedirtenlerin niyeti ne ise, bir seçim günü öğleden sonra mühürsüz oyların geçerli sayılıp seçim sonrası bu yasal olmayan uygulamanın yasal hale gelmesi için yasasının çıkarılmasındaki niyet ne ise, trafoya kedinin girmesindeki düşünce ne ise, aynı anda, aynı sandığa giren dört oy pusulasından birisinin geçersiz diğerlerinin geçerli sayılmasındaki düşünce ne ise, "Hiç bir şey olmamış olsa bile bir şeyler olmuş" anlamsız sözleri söyleten panik halinin nedeni ne ise....
Mansur Yavaş veya bir başka millet ittifakı adayının isminin erken açıklandığı an benzer bir senaryonun, itham veya kumpasların devreye girmeyeceğinden nasıl emin olabiliriz.
Mesela; Mansur Yavaş'ın bugün adaylığı açıklansa, Ankara belediyesinin tırışkadan bir ihalesinde, tırışkadan bir eksiklik bulunup soruşturma açılıp, görevden el çektirilip suçlu bulunup sonra da aday olamaz kumpası devreye sokularak adaylığı önlenmesi gibi.
Efendim "Mansur Yavaş'ın eksiğini bulamazlar" diyenleriniz olabilir, amenna ancak Mansur Yavaş masumiyetini ispatlayana kadar "Atı alan Üsküdar'ı geçmiş" olmayacak mı.
O nedenle, seçim tarihi belli olduktan sonra Erdoğan karşısında ismi açıklanacak olan her aday milletin vicdanında dokunulmazlık kazanacağından millet ittifakı seçim tarihi belli olup süreç başlayana kadar adayının ismini açıklamamalıdır.
"Bu kadar da olmaz" demeyin, neler olmadı ki; bu ülkenin en nitelikli genelkurmay başkanı terör örgütü lideri diye yargılanıp hapis yatmadı mı. Kırk bin insanımızın eli kanlı katilinden, seçim kazanmak için yardım istenmedi mi. Bunları yapanların yine bir başka seçimi kaybetmemek için neleri yapıp yapmayacaklarına dair hala bir fikir sahibi olmayanlar millet ittifakının cumhurbaşkanı adayını açıklamama nedenini de anlayamazlar.

Hiç bunu düşündünüz mü...
Cumhur ittifakı niçin yırtınarak millet ittifakının adayını açıklamasını istiyor...
Çünkü; eğer Kılıçdaroğlu aday olursa Erdoğan Kılıçdaroğlu karşısında kazanacağını düşünerek aday olacaktır...
Eğer Mansur Yavaş aday olursa, kaybedeceğini şimdiden gördüğü için finali kaybederek yapmamak adına sağlık nedenlerini veya torun sevgisini bahane ederek aday olmayacaktır. Bu ihtimali hep göz önünde bulundurduğu içindir ki; hala Erdoğan "Evet, ben adayım" dememiştir.
Doğal olarak Erdoğan, yerine aday olacak yeni ismi belirlemek ve kendi durumunu netleştirebilmek için millet ittifakının adayını bir an önce açıklamasını heyecanla bekliyorlar, hatta yetmiyor millet ittifakını taciz bile ediyorlar, neredeyse yalvarmadıkları kaldı.
Çatlasanız da patlasanız da millet ittifakı kendi adayını sürdürmekte olduğu strateji dahilinde zamanı gelince açıklayacaktır.

İsmail Ok vakası

Bir dönem MHP'den milletvekili olan Ok, 2017'de partiden ihraç edildikten sonra İYİ Parti'ye geçmişti. Yerel seçimlerde belediye başkan adayı ilan edilen Ok, grupta Meral Akşener'in elini öptüğü anlar gündem yaratmıştı. Siyasi kariyerindeki seyirle dikkat çeken İsmail Ok, MHP rozetiyle çıktığı Cumhur İttifakı'na AK Parti rozetiyle döndü.
Hani, zaman zaman "Ülkücüler İYİ PARTİ'den tasfiye ediliyor" deniyor ya; bunlar ne kadar ülkücüler ki tasfiye edilmeleri de o denli önemli olsun. Böyle tipler İYİ PARTİ'de değil hiç bir partide olmamalılar.
Siyasette olmak bir fikre, inanca bağlılık üzerine inanmışlık ve adanmışlıkla yapılmalıdır. Şu savrulmaya bakarmısınız; son derece haklı olarak AKP'ye entegre olma halini ret ettiğin için MHP'den ihraç edileceksin, sonra MHP+AKP birlikteliğinin Türk milletinin başına musallat ettiği; kuruluş meşruiyetini ucube, tek adamlı partili hükümet sistemini reddiyeye dayandıran bir partinin, İYİ PARTİ'nin kuruluşunda yer alacaksın ve sonunda en başta gösterdiğin onurlu ve anlamlı davranış refleksini inkar eden bir akıbete doğru sürükleneceksin.
Aslında acınası bir durum; ne gibi bir çaresizlik beyefendiyi böyle bir akıbete sürükledi, insan ister istemez soruyor; "Acaba hangi çaresizlikten böbreğini satışa çıkardı" sorusunu sormak gibi.

Garo Paylan vakası

Eğer bir ülkede, o ülkenin meclisinde, etnik azınlık mensubu olduğun için değil, her Türk vatandaşı gibi eşit haklara sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak aday olup milletin vekili olarak seçilip yer almışsan...
Bire yüzsüz, nankör hain; sana milli iradenin en büyük temsil makamı TBMM'yi yer veren böyle bir milletin soykırım gibi insan onur, şeref ve haysiyetine yakışmayan bir felaketin müsebbibi olamayacağına en büyük delili o elindeki paçavra önergeyi verebilme cüretini göstermiş olman yeterli değil mi. Verdiğin önerge ile Türk milletini küçük düşüremezsin ancak ve ancak kendi hainliğinle ilgili Türk milletinin her ferdini haberdar edip tarihine de not düşünmesini sağlamış olursun.
Hadsiz adam; mademki Türk milletinin Ermenilere soykırım yaptığına inanıyorsun; hangi arsız ve yüzsüzlükle Türk milletinin meclisinde, Türk milleti adına vekillik yapmak gibi bir çelişki içindesin.
Cumhurbaşkanına hakaretten herkesin tek tek içeri tıkıldığı bir ülkede, bakalım yüce Türk milletini aşağılayan bu hadsiz adama istiklal savaşını yürütmüş yüce meclis ne gibi muamelede bulunacak hep beraber göreceğiz.

Süleyman Servet Sazak ne demiş; ''Osman artık Kavala benim kardeşim''

Ayıptır ayıp...
Fetö-AKP işbirliğinin Türk milletine maliyetinin ne olduğunun hesabını sormak varken, aksine AKP'nin bu vebalden aklanmasının taşoranlığını yapan sözde ülkü devleri; mağdur edildiği açık ve net olan Osman Kavala'ya sahip çıkan Suleyman Servet Sazak ı kınıyorlar.
Osman Kavala ile hiç bir şekilde fikir ve düşünce benzeşmemiz elbette söz konusu değil ama her ikimizin de bu ülkede AKP ile süregelen hak, hukuk, adaletsizliğe; hakların gaspına ve otoriter keyfi yönetime karşı isyanımız var.
Osman Kavala'nın elbette suç unsuru olan bir kabahati söz konusu olabilir ama bir genç kıza gözü kaydı diye bir delikanlının tecavüzle suçlanarak mahalle ortasında linç edilmesi misali absürt, zorlama yargı sürecine tabi tutulmasını hangi ülkücü edep, adap ve vicdanla makul karşılayabiliriz.
Sözde ülkü devleri; önce H.Gülerceyi, siyasi emlakçı fetö yanaşması İ.Melih'i içeri tıkayın, geriye kalan vicdanınızla da Osman Kavala'yı yargılayın sonra hükmünüzü verin.
Bugün ülkücüler, Türk milliyetçileri adına kurumsal bir kimlik altında cumhuriyet tarihinin en büyük ihanet örgütü fetö desteği ile önce siyaseten iktidar olmuş sonra da fetö kumpasları ile muktedir olmuş bir iktidarı düştüğü yerden kaldırmak mı ülkücüleri vebal altına sokmuştur yoksa Osman Kavala'ya yapılan haksızlığı dile getirmek mi.
Önce insanız, sonra Ülkücüyüz; elbette vicdanımızla beraber.

Mehmet Soral

9 Nisan 2022 Cumartesi

MERAL AKŞENER'DEN İYİLEŞTİRME OPERASYONU

Parti Genel başkanları bazen parti üzerindeki otoritelerini test etmek isterler ki elde ettikleri sonuçlar üzerinden strateji belirleyip bir sonraki siyasi hamlelere ona göre hazırlık yaparlar. Bir anlamda "Ne olacaksa şimdi olsun" demek isterler; inanmışlık testi, sadakat testi, samimiyet ve sabır testi vesaire.
Meral Akşener'in ne yapmak istediğini herkesin doğru anlayıp doğru yorumlaması beklenemez ama onun yapmak istediğinden anladığım o ki; önümüzdeki seçimlerin cumhuriyet değer ve kazanımlarına tekrar dönmek için son fırsat olduğuna o kadar inanıyor ki; bu işi ikinci bir hamleye gerek kalmadan tek hamlede hallolsun istiyor. Bu anlamda hem parti içi hem ittifak içi riskler üzerine testler yaparak süreci kontrollü bir şekilde yönetmeye çalışıyor. Parti divanında yapılan değişiklikleri de bu minvalde görmek, değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.
"Ben cumhurbaşkanlığına değil başbakanlığa adayım" derken bir anlamda CHP ve Kılıçdaroğlu'nu test etmek istemiştir. Vermek istediği mesaj; "Sayın Kılıçdaroğlu millet ittifakı olarak Cumhurbaşkanlığını kazanabilmemiz için ikimizin de aday olmaması gerekir" demek istemiştir ve anladığım kadarıyla gerek Kılıçdaroğlu gerekse CHP kurmayları bu mesajı almış olmalılar ki "Güçlendirilmiş parlamenter sistem'e dönme" ittifakı her geçen gün daha da güçlenerek yoluna devam ediyor.

Bu gün için İYİ PARTİ'de kongreler yapmak suretiyle sıkıntılı ve verimsiz teşkilatları verimli hale getirmek için yeterli zaman yoktur, zira her an seçim olacakmış gibi bir sürecin içindeyiz. Gerekli düzeltmeleri Koray Aydın vasıtası ile yapmanın sonuçları ile Meral Akşener'in yapmasının sonuçlarının yansıması çok farklı olacağından; Meral Hanım, aklından geçirdiği iyileştirmelerin parti yıpranmadan yapılabilmesi ve sonuçta daha da güçlenerek çıkılması için teşkilatlarda değişim yapma inisiyatifini kendisi üstlenmiştir.
Partide yapılan son düzenleme üzerinden olumsuz mesajlar vermenin hiç bir anlamı olmadığı gibi yararı da yoktur, siyasi konjonktür buna hiç müsait değil.
Acele etmemek lazım. Yavuz Bey Meral Hanım'a doğrudan bağlı birisi olduğunu, onun kendisi hakkındaki her türlü değerlendirmesine saygı duyacağını, hiç bir zaman ona ihanetinin söz konusu olmayacağını geçtiğimiz günlerde bir sohbetimizde kendi ağzından dinlemiştim.

Bazı isimler her daim aynı yerde, aynı halka içinde olacaklar ve kalacaklar diye bir kaide yoktur. Artık kurumlardaki modern yapılanmalarda hangi kişilerin tek tek varlıkları değil, o tek tek kişilerin ortak sinerjisi ile oluşan kurumsal kimlikler daha önemli hale gelmiştir. Kurumlarda kişilerin konumları korunarak vaz geçilemez hale getirilince, sonradan herhangi bir değişim veya dönüşüm ihtiyacı duyulduğunda da kadrolaşmış dirençlerle karşılaşılabiliyor.
Partilerde de böyle; insanları önce kendilerinden vaz geçilemez konumlara taşıyoruz sonra o konumda zamanla oluşan tahakkümleri törpülenmek veya iyileştirilmek istendiğinde de parti veya kurumlar yıpranma sürecine girebiliyor. Buna mani olmak için siyasi partilerde kongre süreçleri yaşanır amma velakin Türk siyasetindeki; seçim kanunu ve siyasi partiler yasasından kaynaklı kendine özgü antidemokratik uygulamaları hiç bir zaman isteneni vermemiş, buna müsaade etmemiştir. Ondandır ki; "Güçlendirilmiş parlamenter sistem" derken vurgulanmak istenenlerden birisi de siyasi partiler yasası ve seçim kanunudur.
Meral Hanım, kongreler yolu ile aşılması gereken sorunlar için yeterli zamanın olmaması nedeniyle görev değişiklikleri ve atamalar konusunda kendi inisiyatifini ortaya koyup, kullanmıştır, mesele bundan ibaret.

Yavuz Ağıralioğlu; evet, zengin kelime dağarcığından özenle seçtiği kelimeleri söz sanatı ile yan yana getirerek kendisine has bir üslupla her kesimden insana kendisini dinletebilmek gibi farklı bir yeteneğe sahip insan.
Peki Yavuz Bey'in böyle bir cevher olduğu nasıl keşfedildi, Meral Akşener ve İYİ PARTİ sayesinde değil mi. Oysa aynı insan BBP'deyken de aynı insandı ve aynı belagata sahipti ama kendisini tanıyanlar sadece BBP ve çevresinden müteşekkildi.
Yavuz Bey bunun farkında olup Cumhur ittifakı trolleri, besleme kanaat önderleri ve gazetecilerinin dolduruşuna gelerek yorum yapmadı. Meral Hanım'ın testinden başarısız olarak çıkmadı. Aksine Yavuz Bey bu trollerin beklentilerini boşa çıkarıp, heveslerini kursaklarında bırakarak Meral Hanım nezdindeki itibarını artırdı diye düşünüyorum, taban tepkisinden de bunu anlayabiliyoruz. Nitekim Yavuz Ağıralioğlu, kendisi üzerinden İYİ PARTİ'de surda gedik açma çabası içinde olanlara her birisinin ağzının payını yine kendisine yakışan üslupla "Kamplaşmanın olduğu bu dönemde milletimize namus sözüm partim adına mücadele edeceğim. Görev değişikliği genel başkanların uhdesindedir. Verilince iyi, görev değişikliği olunca kötü mü? Ben bundan sonra da makam ve mevkilerden değil kalbimden güç alırım. Ben sorumluluğumu partimin adına taşırım. Sayın Genel Başkanımla görüşeceğim.” diyerek vermiştir.

Mesela AKP veya MHP başkanlık divanında herhangi bir görev değişimi veya atama yapılmış olsaydı İYİ PARTİ'de olduğu gibi adeta Rusya-Ukrayna savaşı kadar TV'lerde konuşulup tartışılır mıydı; asla, kimin umurunda olurdu zira bu partilerdeki demokrasi anlayışının bıraktığı iz ile İYİ PARTİ'nin bıraktığı iz elbette aynı değil.
İYİ PARTİ'nin siyasi arenadaki varlığı ve nitelikli özgül ağırlığının altında ezilen ve siyasi geleceklerinden kaygı duyanlar İYİ PARTİ ailesi içindeki görev paylaşımına; hadlerini aşıp, müdahale ederek kin ve fesatları üzerinden duygu tatmini yaşamak istediler. Buna müsaade edilmeyeceğini fark edince de kös kös izlemekle yetindiler.
Mehmet Soral

22 Mart 2022 Salı

TÜRK DÜŞMANI ETNİK MUNAFIKLAR

Türk düşmanı etnik münafıklar

Kaderin kendilerini bu Türk coğrafyasına sürüklediği farklı etnik kimliklerin çocukları gün gelip de yine bu coğrafya üzerinde kurulmuş Türk devletinin yönetiminde inisiyatif sahibi olduklarında ele ettikleri siyasi güç ile devletimiz başta olmak üzere Türk'e ait her değeri küçümseme, değersizleştirme veya anlamını, tanımını değiştirme arsızlığı ve yüzsüzlüğüne karşı tahammülümüzün daha ne kadar devam edeceğini düşünüyorlar acaba.
İhanetin bu arsız, yüzsüz etnik özürlü münafıkları nankör güruh, özbeöz Türk oğlu Türk Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki tüm kazanımları; Türkiye Cumhuriyeti Devleti de dahil olmak üzere küçümseme, değersizleştirme ve son yirmi yıldır da bu değerleri önce fetö ile sonra da "fetö ile mücadele bahanesi" üzerinden yerlerine kendi meşrep ve ideallerine göre yeni bir yapılanma, değişim ve dönüşüm gibi niyetlerin gizli, yapılanların da aşikar olduğu bir süreçten geçiyoruz. Bunun için de siyasi konjonktürü hep müsait tutarak "Tek adamlı Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi" denen ucube bir dayatmayı Türk milletinin başına bela ettiler. Çünkü öyle veya böyle milletin zihin dünyasını abluka altına alıp, baş örtüsü suiistimali ile sarıp sarmalayarak dini söylemlerle elde edilen orantısız siyasi gücün tek adam iradesine teslim edilerek hedeflenen sonucun elde edilebilmesinin değişim ve dönüşüm için en pratik yol olduğuna karar verdiler ve gereğini de yaptılar. Yaşadıklarımız ile bunu çok iyi fark edebiliyoruz.
Türk milletinin tarifi, devletinin sahipliğinin ve bayrağının şeklinin değiştirilmesi de dahil olmak üzere düşünülmüş kasıtlı bir projenin devrede olduğunu düşünüyorum; tek adam iradeli "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi"; bu projenin en belirgin atlama taşı olarak düşünülmüştür.
Önce AKP'nin Saros ve ABD desteği ile iktidara getirilmesi, sonrasında bu siyasi gücün devlete yerleştirilmiş fetö kadroları ile muktedir olması, istenilenin elde edilince fetö'nün 15 Temmuz senaryosu ile devre dışı bırakılması, akabinde tek adam iradesine bağlı "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi"nin hemen devreye sokulması kesinlikle tesadüfen gelişen süreçler değildir. Suriye meselesi ve oradan ülkemize yaptırılan zorunlu göç de bu sürecin bir sonucudur. Afgan göçmenlerin, ABD ile anlaşarak akın akın ülkemize gelmelerinin kabulü de bu minvalde olmuştur.
"Millet ittifakı"nın varlığını çok önemsiyorum. Bu birlikteliğin inisiyatif sahiplerinin niyetlerinin ne olduğunu bizatihi tek tek kendileri ile konuşup dinlemiş değilim ama onlara inanç ve güvenimin temelindeki neden; bu ittifakı Türk milleti ve onun tereddütsüz öz çocuğu Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde elde edilmiş tüm değer ve kazanımları koruma ve kollama iradesinin konsolide olduğu ruh halinin tezahürü olarak görüyorum.
Yine 18 Mart Çanakkale Zaferi anlatımları, yine cuma hutbesi, yine Atatürk'ü yok saymak... gibi her yıl tekrarlanan nankörlüğün aklımdan geçirdiklerini ifade etmek istedim.
Kesin olan şu ki; Mustafa Kemal Atatürk'ün özbeöz Türk evladı oluşu, Türklük adına tescillediği değer ve kazanımlar karşısında "Etnik özürlü" oluşlarını hatırlayan "Etnik münafıklar" bu ezikliklerini Atatürk düşmanlığı şeklinde gösterme yoluna giderlerken ona dair her şeyi de yerle yeksan etme çabası ile sahip oldukları her gücü de bu minvalde kullanıyorlar.
Bizim etnik kimliklere saygımız elbette sonsuz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesi kendimiz kadar Türk bilir, değer veririz. Bizim meselemiz etnik kimliğini saklayarak Türk düşmanlığı yapıp, nerede olurlarsa olsunlar gizli ajandalarına hizmet etmeyi şiar edinip, bunu "Etnik münafık"lıkla yapanlarla dır.

Seçim yasasındaki değişiklik aynen MHP'nin bedenine uygun elbise siparişi vermek gibi bir şey olmuş.

Her şeyden önce "AKP sayesinde %10 seçim barajına takılmaktan kurtuldu" söylentilere muhatap olmamak için geçebileceği yükseklik ayarlanarak seçim barajı %7'ye çekildi, böylece baraj altında kalma riski ortadan kaldırıldı.
Halen yürürlükte olan ve başkanlık seçimi ile son genel seçimde uygulanan sistem ittifakların işine yarıyordu ve Cumhur ittifakı sistemin kendisine yarayacağını düşünüyordu. Bu sistemde, her seçim çevresinde ittifakların aldığı oylara bakılıyor, hangi ittifaka kaç vekil düştüğü hesaplanıyordu. Daha sonra ise o ittifaktaki partilerin o seçim çevresinde aldığı oya bakılarak, hangi partinin kaç vekil kazandığı belirleniyordu. Şimdi yeni düzenlemede ittifak oyları toplamının barajı aşıp aşmadıklarının tespitinde dikkate alınacak, onun dışında ittifakları oluşturan her parti aldığı oy nispetinde kendi adına milletvekili çıkarabilecek. Böyle bir düzenlemeye gidilmesinin nedeni, MHP'nin tek başına güçlü olduğu illerde vekil çıkarabilme ihtimalini fırsata çevirme düşüncesinin yanında henüz rüştünü ispat etme fırsatını bulamamış yeni kurulan muhalefet partilerinin, dahil olmak istediklerini ittifakın güçlü partilerinin listelerinden seçime girmeye zorlamak ve bunu yaparken de listelerin oluşması sırasında ittifakı oluşturan partilerin kendi bünyelerinde iç çatışma çıkarmaktır. Cumhur ittifakı için böyle bir riskin söz konusu olmaması onları bilerek ve isteyerek böyle bir seçim yasası düzenleyerek daha avantajlı olacakları gibi bir düşünceye sevk etmiştir.
Cumhur ittifakı bunu sürekli yapıyor ama sonra kendi kurduğu oyununun altında eziliyor. İstanbul'da belediye seçimlerinde ne oldu; seçimi kazanmak için insan aklı ve zekası ile o kadar dalga geçip, zorladılar ki neticesi 800 bin oy farkı ile sandığa gömülmek oldu. Bu oyunlara karşı da illaki bir çare bulunacaktır. Örneğin ilk aklıma gelen; millet ittifakını oluşturan partilerin çok zayıf oldukları yerlerde seçime girmeyerek güçlü olan ittifak ortaklarını desteklemek olabilir.
Mehmet Soral

KÜRT SORUNU YOK SORUN YARATAN SİYASET KURUMU VAR

Kürt sorunu yok Kürtler üzerinden sorun yaratan siyaset kurumu var

Sayın Kılıçdaroğlu cumhur ittifakının amacı sana ve CHP'ye "Kürt sorunu var" dedirtmekti, dedin ve maalesef ne yapıp edip seni istedikleri tuzağa düşürdüler. Çünkü onlar önce "Kürt sorunu yoktur" demenin ayıp olduğu şeklinde bir algıyı yaratıp sonra bu algıyı siyasal İslam sosu ile süsleyip genel kanaat haline getirerek Türk milletinin ana birleşenlerinden olan Kürt olma duygusunu sömürerek, üzerinden siyasi rant devşirme yoluna gitmişler ve başarmışlar, bunu telaffuz etmeyenleri de ayıplama yoluna gitmişler.
Sayın Kılıçdaroğlu siz de, CHP ve etnik ayrımcılar bilmelisiniz ki; bu ülkede "Kürt sorunu" diye bir sorun yok, siyasi rant devşirmek için Türk milletinin birleşeni Kürter üzerinden siyaset kurumunun yarattığı suni bir sorun vardır.
Köyde yaşadım, şehirde yaşıyorum, yatılı okudum, çeşitli iş kollarında her yöre ve kesimlerden insanlarla beraber çalıştım, sivil toplum örgütleri kurdum, üye olup çalıştım hiç bir zaman Kürtler veya diğer farklılıklar üzerine ne ayrımcılık yaptım ne de ayrımcılık yapana rastladım. Lütfen, bilerek üzerinde tepinmek üzere uydurulmuş ayrımcı "Kürt sorunu" safsatasını tekrar tekrar telaffuz ederek "Millet ittifakı"nın bir bahtsızlığına dönüştürüp surda gedik açılmasına fırsat vermeyiniz. Şunu biliniz ki; aklımız, fikrimiz ve gövdemizle yanında olduğumuz millet ittifakına dair inanç ve heyecanımıza ket vurup örselemiş olursunuz.
Sayın Kılıçdaroğlu unutmayınız ki; bugün "Kürt sorunu" diye kabul ettiğiniz olguyu yarın karşınıza siyasi daha sonra da coğrafi bölünme talebi ve dayatması şeklinde getireceklerdir.

Yine Çanakkale savaşları yıl dönümü yine Atatürk' ün isminin geçmediği anma programları

Çanakkale savaşı 1919 sonrası kazanılan bir zafer olsaydı; Siyasal İslamcılar, Atatürk'ün misyonu ve vizyonunun katkısından dolayı bu zaferden bugün olduğu gibi heyecanla bahsedip kutlamayacaklardı. Çünkü onlara göre Çanakkale savaşları ve elde edilen zafer Osmanlı'ya aitti. Ondandır ki; her Çanakkale savaşları bahsi geçtiğinde Atatürk'ü yok görüyorlar.
Cumhuriyet dönemine "Reklam arası" demeleri, Cumhuriyet değer ve kazanımlarını "iki ayyaş" diyerek Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü'nün şahsında değersizleştirme çabalarının temelinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne olan tahammülsüzlüklerini görüyoruz. Bütün bunlara rağmen o Cumhuriyetin değer ve kazanımları sayesinde iktidar olabildiklerini itiraf edemeyecek kadar da nankörler.

Demirtaş inisiyatifinden korkup Apo inisiyatifine sığınmak

Demirtaş'ın Kürtler üzerindeki sempatisi Apo'dan daha etkili olduğunu en son yapılan belediye seçimlerinde gören, Apo'ya ısmarlama mektup yazdırılmış olmasına rağmen etkisiz olduğunu fark eden cumhur ittifakı bileşenleri, Demirtaş'ı bilerek AİHM kararlarına (AİHM Tutuksuz yargılanması gerekir diyor) rağmen tutuklu kalmasını istiyorlar.
Cumhur ittifakı, hapisteyken bile Apo'ya rağmen bölge insanı üzerinde bu kadar etkin ve yönlendirici olan Demirtaş'ın serbest kalması durumunda HDP oylarının neredeyse tamamına yakınının muhalefet cephesinde konsolide olacağı endişesini taşıyor. Ondandır ki; 6 farklı parti liderinin demokrasiye inanç ve iman anlamındaki son derece başarılı ortak çalışmalarında masada olmayan HDP'yi o toplantıya monte etmeye çalışıyorlar.
Bu arada muhalefet de ahmak değil ya; Kılıçdaroğlu Kürtlerdeki Demirtaş sempatisini CHP'ye kazandırmak için son derece akıllıca bir siyaset ile "Diyarbakır anneleri"ni değil Demirtaş'ın babasını ziyaret etmiştir.
Kılıçdaroğlu bence doğru yapmış, "Diyarbakır anneleri"ni ziyaret etmemiştir. Özellikle cumhur ittifakı birleşenleri ve onların yandaşları sürekli "Diyarbakır anneleri" meselesini adeta bir mabet haline dönüştürerek, oraya her gidenin ille de onları ziyaret etmeleri gerektiği şeklinde muhalefet partilerine dayatmada bulunuyorlar.
"Diyarbakır anneleri" meselesi hükümetin, dolaysıyla devlet otoritesinin acizliğe düşmesi gibi bir görüntüye neden olmuştur. Yani bir anlamda, bu devletin vatandaşı olan ailelerin kaçırılan çocuklarının bulunması HDP'ye ihale edilerek mağdur ailelere "Bizim gücümüz çocuklarınızı bulmaya ve sizlere kavuşturmaya yetmiyor, bunun için HDP'nin himmetine sığınıp onlardan talepte bulunun" denmiştir.

Millet ittifakı birleşenleri İdeolojik dayatmalarla Erdoğan karşısında şansını riske sokamaz

Kim ne derse desin; AKP'nin siyasi gücü, fetö'nün de devlete yerleşmiş/yerleştirilmiş kadroları ile T.C Devleti'ni ele geçirerek kendi vesayetini oluşturmuş olan Siyasal İslamcı tek adam sisteminin geldiği aşamada olduğu yere gömmek için önümüzdeki seçimlerin son şansımız olacağını düşünüyorum.
Türk Devletinin içinden geçmekte olduğu süreçte; cumhuriyet değer ve kazanımlarının yerle yeksan oluşunun vahameti karşısında ideolojik ilke ve inançlarıma binaen ideolojik taassupla dayatma yapmadan; ideolojik, dini, mezhepsel, etnik ve diğer farklılıkları Türk milletinin zenginliği olarak görüp "VATAN VE MİLLET SEVERLİK PAYDASINDA" bütünleşmemizi sağlayacak her kim olursa olsun, Erdoğan karşısında muhalefet cephesinin tamamının adayı olabilir, ben de böyle birisine oyumu gönül rahatlığıyla verebilirim.
Elbet de benim de arzum Türk milliyetçisi birisinin bu devletin cumhurbaşkanı olmasıdır. O günleri görmek ve yaşamak benim en büyük arzum. Bu günlere erişmek için ömrüm yetmese bile çocuklarıma vasiyetim benim arzumu kendi arzuları bilip aynı duyguları içlerinde taşımalarıdır ama bu sevdamı Recep Tayyip Erdoğan'nın bir daha cumhurbaşkanı olmaması, siyasal İslamcı vesayetin sona ermesi için erteliyorum. Bunu başarmak toplumun diğer kesimlerinin katılımı ile mümkün olacağından, asgari müştereğimiz "VATAN VE MİLLET SEVERLİK ORTAK PAYDAMIZ"a sırtımızı yaslayarak buradan alacağımız güç ile ancak ipi göğüsleyebileceğimize inanıyorum.

Kırk yıl önceki çocukluğumu yaşamak

Bugünlerde, onyedi yaşımdayken annemin bakkal bakkal dolaşıp "sana yağı" kuyruklarına girerek yağ almamı istediği hatırladım.
Elli yıl önce, bu gün olduğu gibi savaşmadan Yunan'a verilen 18 Ege adamız gibi Kıbrıs'ı teslim etmemek için oradaki hakkımızı ve Türk varlığını korumamızın bedelini ödetmek isteyenlerin koydukları ambargodan mütevelli oluşan yağ ve gaz kuyruklarını anlamak belki mümkün ama bugünkü yağ kuyruğunu Cumhuriyet tarihimizin en beceriksiz, en basiretsiz ve en vasat yöneticilerin bir araya gelmiş olma bahtsızlığına bağlamanın dışında başka nasıl bir mazeret bulabiliriz ki.
İnternet'in bile geç gelmesini neredeyse Atatürk'e bağlamaya çalışan malum güruh, acaba hiç sorgulamazlar mı; yirmi yıl önce dünyada gıda temini anlamında kendi kendine yeten yedi ülkeden birisi olan Türkiye'mizde ne oldu da sıvı yağın ana vatanında kuyruklara girerek hep beraber yağ almaya çalışıyoruz.
Önce halkın ortalama algı düzeyini, siyasal İslamcı siyaset üzerinden en vasat düzeye getirerek istedikleri kıvama ulaşınca iğdiş edip belli bir süreçten sonra da iyice mankurtlaştırarak nihayetinde bu ruh haline bağlı tepkisiz bir toplum inşa edildi. Yeniden inşa edilen, hatta inşa değil belki de yıkılan bir toplum yapısı ile her defasında istenilen sonucun elde edildiği birbirini takip eden süreçleri yaşadık, yaşıyoruz.
Ama anlaşılan o ki; dibi bulma halini yaşıyoruz. "siyasal İslamcı siyaset"in uyuşturucu vasfı tesirini iyice kaybediyor, artık sürdürebilir olmaktan çıkmıştır; cumhuriyet değer ve kazanımlarına tekrar rücu edeceğimiz güzel günler çok yakın. Bunu, İdeolojik taassupları terk ederek "Vatan ve millet severlik paydasında" bütünleşmeyi ana ilke edinerek başaracağız inşallah.

Devlet Bahçeli n e diyor...?
Neymiş...
Yağa değil kana bakarlarmış, o kan da Türk kanıymış. Devlet Bahçeli hazretleri böyle buyurmuşlar.
O zaman biz de soruyoruz; basiretsiz ve kifayetsiz ittifakınızın hüneri Türk kanını bir teneke yağ ile kıyaslama ve oradan milli heyecan yaratma gayretinizden anlamamız gereken; verdiğiniz bir istiklal savaşı oldu da biz mi haberdar değiliz, vardı da sadece sizlerin ve bir avuç muktedirin istikbalini ilgilendiriyordu da ondan mı haberimiz olmadı.
Utandım doğrusu; bir teneke yağ bir o kadar Türk kanı kıyaslaması.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem için demokrasi ittifakı

6 liderin kurduğu masa altında HDP'nin varlığını "arzulayarak" arayıp, bulamayınca da "Hayır olamaz, burada olmalıydı" deyip, hayal kırıklığına uğrayan cumhur ittifakı; aynı HDP'nin katılımı ile meclis gizli oturumu düzenliyor, 6 liderin kurduğu masa altında onları arama hassasiyetini gösteren cumhur ittifakının, bu gizli oturumu ne derece anlamlı bulup ciddiye aldıklarının sorgulamasının yapılması meşruiyetini ortaya koymaz mı.
Evet, soruyoruz; masa altında aradıklarınızı hangi akla hizmet olsun diye meclis gizli oturumlarına alıyorsunuz. Siz milletle kafa mı buluyorsunuz Allah aşkına.
O zaman insan ister istemez soruyor; niçin yumurtlayacakmış gibi ses yapıp yaygara koparıyorsunuz da gereğini yapmıyorsunuz.

Ukrayna direnişini takdir edip alkışlıyoruz

Anlaşılan o ki; insanlık vicdanı şimdiye kadar olmayan bir şekilde Rusya'nın oldu bitti ile Ukrayna'yı işgal ermesini kabullenmeyip Rusya'yı büyük yaptırımlarla cezalandırma yoluna gitti.
AB, kurulduğundan bu yana hep siyasi varlığını bildik, gördük ancak bu işgal karşısında ilk defa askeri olarak da varlığını hissettirmek istedi, Ukrayna'ya silah yardımı kararını aldı.
Nato, hem kurumsal olarak hem de tek tek üyeleri Ukrayna'nın Nato üyesi olmamasına rağmen Rusya'ya yaptırımlar konusunda kararlar alarak; kendisini güçlü gören her devletin veya inisiyatifin oldu bittilerini cezalandırabileceği gibi bir tavırı ortaya koydular.
Dünyanın içine girdiği böyle bir konjonktürde kanaatim o ki; Türkiye, özellikle PKK nın Suriye'deki izdüşümü YPG'nin bölgedeki yapılanması ve orada kurulmak istenen "PKKnistan" ve onun ana finansorü ve destekçisi ABD'nin ülkemizin güney sınırı boyunca suni bir yapılanmanın arkasında olmasının Türk milleti ve devleti için ne anlama geldiğini, ABD'nin burada ülkemize karşı nasıl bir kalleşliği icra ettiğini hem AB'ye, hem Nato'ya, hem de dünya kamuoyunun vicdanına haklı gerekçelerle daha kolay izah edebilme imkanı doğmuştur.
Ancak böyle bir konjonktürü değerlendirebilecek yetişmiş dış işleri uzmanlarımız "Monşörler" aşağılanması ile tasfiye edilip yerlerine badem bıyıklılar ikame edildikleri için doğrusu pek de umutlu değilim. Zira dış işleri temsilciliği kadrolarımız, uzman olmalarından ziyafe AKP'den oraya, buraya, şuraya aday olmuş ama seçilememiş AKP'liler ile istihdam ediliyorlar.

Ukraynanıları takdir etmemek mümkün mü. Sözde Müslüman Suriyeli erkekler ülkelerini savunmayı değil kaçarak koynuna sığınacak bir başka ülke aramayı yeğlerken; Ukrayna erkekleri adeta orantısız "Ayı gücünde Ruslar"a direnmek ve ülkelerini savunmak için kahramanca savaşıyorlar.

Suriyeliler için 80 milyar dolar harcadık. Keşke bu paradan en az bir kısmını Ukrayna için harcamış olsaydık da; ortaya konan kahramanlığa katkımız olsaydı.
Kaçanlara değil savaşanlara yardıma hazırım.
Onun içindir ki; samimi olarak itiraf ediyorum; kaçan Suriyelilerin değil Ukraynalıların yanında olmayı tercih ediyorum, çünkü onlar bunu fazlasıyla hak ediyorlar. Allah yar ve yardımcıları olsun.
Takdiri hak edene yapacağız ki bir anlamı olsun.
Mehmet Soral