Siyaset kurumunda seviye
Tuğrul Türkeş'in
serüvenini hatırlayınca ve iştigal ettiği son makamı da dikkate alınca; siyaset
kurumunun adeta bir "Kara delik" gibi çekim alanına giren her karakterde
insanı öğütüp içine alabilmekte; hiç ayrım veya tasnif yapamamaktadır.
...
AKP 14
yıl boyunca yaptığı yatırımlar; yollar, tüneller, köprü ve hava alanlarından
bahsediyor Elbet de bizde bunu görüp, fark edebiliyoruz. Ancak batı
standartlarında demokrasiye zerre kadar katkısı olmamıştır. Batının hiç bir ülkesinde Tuğrul Türkeş gibi
siyasetçi parlementonlarda yer almaz. Hiçbirinde "seni görevden aldım,
sana da görev verdim" cümlesi kullanılmaz. Ülkede bir insanın kaşının
kanamasına vesile olan teröristle işbirliği yapanın sokağa çıkmaya yüzü olmaz.
Siyasete başladığında çocuklarını iş adamı arkadaşından aldığı bursla okutan
siyasetçinin; 30 adet gemiden oluşan filosu oluşmuşsa bu siyasetçinin
servetinin kaynağı aklanmadan siyasete devam etmesi.mümkün değildir. Hiç bir
parti lideri partisini başarısızlığa mahkûm etmez, ilk seçim kaybından sonra
istifa eder.
...
Türkiye de siyaset kurumunun batı anlamında bir standarta kavuşması için namusunu temizlenmesi lazımdır. Şu an itibariyle hem iktidar hem de muhalefet; siyaset de seviyesizliğin ortak paydasıdırlar.

Arınç eveleme geveleme
Sayın Arınç ne
eveleyip, geveleyip duruyorsun. Yok efendim yanlış davet yapılmış da; yok
efendim eski meclis başkanı olarak çağırılmamış da; falan da, filanda...
Yahu
fazla değil üç dakikalığına olsun delikanlı ol. Aklından geçeni söyle, herifçe
bir duruş sergile. Hani "Paralelin şeyi" ile esip, gürlüyordun ya;
"Allah verdikçe veriyor" diyordun ya. İçinde biriktirdiğin kinin
intikamını alıyor olmanın mastürbasyon hazzını yaşıyordun ya. Şimdi de Allah aldıkça
alıyor değil mi? Buna ne diyeceksin.
...
Nasılmış? Demek ki önemli olan zayıfken erdemli
olmak, delikanlılık göstermekmiş. Güçlü olan herkes her yerde, her zaman ahkam
kesebilir.
...
Sahi, Sayın Arınç hele bir anlat bakalım;
kesekağıdı gibi buruşturulup atılmak nasıl bir duygu.
Sessiz muhtıra
Adamlar 15 senedir
kafamızı ütülüyorlar; 28 Şubat süreci ve yaşadıkları mağduriyetler üzerine. Her
seçim arifesinde; başta ordu olmak üzere zamanın kahramanlarına sövüp,
saymaktalar ama o malum süreç de en kazançlı kendilerinin çıkmasının
nedenlerini de sorgulamazlar.
....
Yahu o
zamanlar 28 Şubat sürecini yaşatanlar bile doğrudan değil, dolaylı yoldan
muhtıra verip, uyarıda bulunarak; daha uhuletle ve suhuletle, biraz da
muhatabının insan onuruna özen göstererek yaparlardı; ya bir gasteci vasıtası ile gastelere başlık attırıyorlardı
veya brifing vererek gerekçelerini anlatıyorlardı. Ancak Erdoğan'ın
Davutoğlu'na verdiği muhtıra hiç görülmemiş, bambaşka bir muhtıra, daha doğrusu
görevden alıma oldu. Aslında her iki muhtıradaki fark şu; 28 Şubat muhtırası
veya süreci yarı Demokrasilerde yaşanır; "Erdoğan muhtırası" ise
Krallık veya diktatörlüklerde yaşanır.
...
...
El insaf be; içlerinden bir delikanlı veya
"Deli-kancık" çıkıp da; Davutoğlu'na bu yapılan ayıptır, günahtır
diyemediler. Işte bunu diyemeyen yüzsüzler artık 28 Şubat tan veya diğer
muhtıralardan bahsedip, mağduriyet edebiyatı yapamayacaklardır...
Umarım....
Erdoğan muhtırası çok acımasız ve üstelik dost kazığıydı. Tabi tarih bunu not düşecek "Siyasetin kalleşliği, ahlaksızlığı ve vicdansızlığı" diye.
....
Sanırım AKP yandaşları Aktroller bu olup, bitenlerden sonra 28 Şubat sürecinden bahsetmezler; zira utanırlar sanırım.
Okunan bir mektubu ayakta dinlemek

AKP iktidara
geldiklerinden beridir dikkatimi çekmiştir; kendilerine ait belediyelerdeki
nikah salonlarında imzalar atılıp, nikah kıyıldığında nikâh memurları hazıruna
"Ayağa kalkmayabilirsiniz" demeyi alışkanlık haline getirerek;
aslında Cumhuriyet kazanımı olan "Bu geleneği artık terk ediyoruz"
demeye getiriyorlar.
...
Kudsiyet
atfettiğimiz en değerli kurum aile kurumudur. Bir ailenin kurulmasına saygı duymak ve doğal olarak
kudsiyetine binaen nikâh kıyıldığı an ayağa kalkmak gibi bir geleneği ortadan
kaldırmaya yeltelenler, dün AKP kongresinde bırakalım bizzat teşriflerini,
Erdoğan'ın mektubu okunurken tüm hazırun okunan mektubu ayakta dinlediler.
...
Türk-İslam geleneğinde bir büyüğümüz içeri
buyurduklarında ayağa kalkıyoruz; hatta belki yaşına da dikkat etmeyip kalkarız
ancak hiç bir zaman mektup okunurken ayağa kalmayız.
...
Allah'ın kelamı Kuran-ı Kerim bile okunurken
oturarak ve sessizce dileriz. Okunan bir mektuba bu kadar kudsiyet atfetmek
resmen şirkin alametlerindendir. Biliyor ve inanıyorum ki yaptıklarının bu
manaya geldiğinin veya gelebileceğinin muhakemesini yapamıyorlar. Maalesef
aşırı yalakalık yapıcaz diye, şaşkın ördek misali kongredeki hazırun kıçları
ile suya dalmışlardır.
Benzer durumlar sadece Kuzey Kore ve benzeri
ülkelerde yaşanmaktadır.
Vatana İhanetten yargılanma
Sırrı Süreyya'nın, dün
dokunulmazlıklar kalktıktan, meclis kürsüsünde bir kaç laf ettikten sonra
"Erdoğan hakkında söyleyeceğim daha çok şeyler var; madem ki
yargılanacağız o zaman anlatırım" diyerek aslında Erdoğan'ın anayasaya
göre ancak vatana ihanetten yargılanmasını sağlayacak gerekçeleri deşifre
edebileceğini ima etti.
...
Çok
ilginç bir sürece girdiğimiz besbelli. Demirtaş da "Şunu bilesiniz ki;
bizi içeriye atmak için uğraştığınız gibi gün gelecek dışarıya çıkarmak için uğraşacaksınız"
demişti.
Vallahi bizleri çok heyecanlı ve entrika dolu
günler bekliyor. Her şey, yüzyıla damgasını vuracak çılgın bir savcının ortaya
çıkmasına bağlı.
Mesela bir valinin devletin tepesindekine
"Efendim, teröristler şehir içinde yığınak yapıp, hendekler kazıyorlar, ne
yapalım" dediğinde "Elleşmeyin bakalım, biz bir süreç başlattık
akamete uğratmayın" diyen devlet başkanı(!) suç işlemiş olmuyor mu? İşte
bunu sorgulayacak yürekli savcı gerekiyor. Bugün böyle bir savcı çıkmasa bile
yarın er veya geç çıkacaktır. Son bir yılda verilen 400 şehidimizin vebali bu
hendeklerin kazılmasına göz yuman vicdana aittir. İşte bu nedenle atılan
yumurtanın hedefine tamamen ilgisiz bir insanı koyuyorlar; koyunlar da o hedefe
konuşlanıyorlar.

Bu değerler tek başlarına birer parti
Ümit Özdağ, Sinan
Oğan, Yusuf Halaçoğlu ve Özcan Yeniçeri...
Allah bu
değerlerimizden razı olsun. Sayın Bahçeli sayesinde kesintiye uğrayan
"İdeolojik bakış ve görüşümüz" bu insanlar sayesinde tekrar vitrine
konmuştur. Eğer MHP de ümit edilen değişim gerçekleşmezse bu değerlerin
birikimlerinden hem parti, hem de Türk milleti faydalanamayacak.
...
Sayın
Devlet Bahçeli'nin MHP de sürdürdüğü kifayetsiz ve ketum Türk milliyetçiliği
söylemlerine ve sadece teröre endeksli siyasetine rağmen özelikle Ümit
Özdağ'ın çıktığı TV programlarında Türk milletine, hatta dünyaya; Türk
milliyetçiliğinin bakış açısından Türkiye ve dünyadaki siyasi, sosyolojik ve
ekonomik olayları değerlendirerek, adeta tek başına bir parti gibi görev yapmıştır.
....
Bahçeli henüz MHP kapısından içeri girmemişken Ümit
Bey rahmetli babası nedeniyle belki de kısa pantolonlu afacan bir çocukken
parti koridorlarında koşuşuyordu. Sayın Bahçeli'nin bunu bilmesine rağmen Ümit
Beyin ülkücü olmadığını iddia etmesi belki de alel acele genel Başkanlığı
bırakmasını gerektirecek bir halin tezahürü olsa gerek. Başka şeyler de
söyleyebiliriz ama hala özenli davranmaya çalışıyoruz.
...
Türk milliyetçilerinin değer atfettiği kendi
çapında yetişmiş; ideolojik ve akademik anlamda otoriter üç beş insandan birisi
olan Ümit Özdağ hocamızı bu denli hafife almak, önemsememek ancak bilgisizlik,
hadsizlik veya duyulan kin ve kıskançlığın vicdanı kör etmesi ile mümkündür.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com