8 Mayıs 2016 Pazar

DAVAMIZA SADAKATIMIZ SANA DEMEK DEĞİLDİR

Sayın Bahçeli,
"Eğer ihtiyaç hâsıl olursa, eğer gerek 
duyulursa, Türkiye’nin milli ve tarihi çıkarlarını savunmak için, düne kadar hükümete verdiğimiz fiili destek hukuki bir boyut alabilecek ve Milliyetçi Hareket Partisi yalnızca ülke ve milleti için her türlü sorumluluğu almaya hazır olduğunu kanıtlayacaktır.” demişsiniz.


Sayın Bahçeli biraz da Allah rızası için MHP'ye çalışıp, onu yüceltip, yükseltseydin bu yolla da devletin milli ve tarihi çıkarları için tüm ülkücü camia olarak bir şeyler yapabilmiş olurduk ancak bundan bilerek kaçındın; hatta bugünlerde olduğu gibi sürekli engel oldun.
...
Koskoca bir davaya "Genel Başkanlık" yapmış insana kendi arkadaşlarına karşı koymak, engel olmak için siyasi ve ideolojik hasmından yardım talep etmek veya hasmına yardım önermek hiç yakışıyor mu? Sen Türk milliyetçilerini "Akılları ermemiş güruh" olarak görüyor; içinden geçtiğimiz süreci de "Mevcut aklımız" ile yeterince değerlendiremeyeceğimizi sanıyorsun. Sürekli "Davamıza sadakatımız”ı şahsına sadakatımız olarak görmek istedin, olabilirdi de ancak zorla giydirilen ''Bilge kişiliğin'' bunu beceremedi. Belki de bilerek istemedin. "Türkiye bir çiçek bahçesidir" diyerek ilk önce davaya sadakati sen terk ettin. Nezdimizde saygınlığını yitirmen de o zamandan başladı; ta ki 548 insanın iradesini küçümseyip, yok hükmünde görmenle bugünkü halini aldı. Nezdimizdeki itibarının ne olduğunu çok iyi analiz etmiş olmalısın ki Ülkücü irade karşısında güven tazelemeye yüreğin yetmiyor. Parti tüzüğünün "Olağanüstü kongrelerin genel başkan seçimli olamayacağı" ama eğer istenirse partinin kapatılabileceğine cevaz verdiği bir garabeti nasıl kabul edebiliyorsunuz.
Bunun tek açıklaması var; her zaman ülkücü delegenin iradesinden korktuğunuz için, parti kongreleri de dahil her türlü "Ülkücü irade beyan”ın da kontrolü kendi inisiyatifinizde tutmak istiyorsunuz. Oysa söz konusu ülkücü irade ise hiç bir şekilde olağanüstü kongreler de yapılacak her türlü oylamanın neticesine saygı durulması gereklidir. ''Ülküdaşlık Hukuku''nu ''Yol arkadaşlığı'' seviyesine indirgeyip, ülkücüleri "Akılları bir şeye ermeyen güruh" olarak gördüğünüzden irade beyanımıza saygı duymayı göze alamıyorsunuz. Adeta mümkünse bir limon gibi hepimizi iki parmağın arasına alıp suyumuzu sıkmak, canımızı almak ve bu şekilde yüreğini ferahlatmak istiyorsun. Sen o tarafta bizler de bu tarafta olduğumuz sürece ülkücü irade eninde sonunda kazanacaktır. Etrafında pervane olanlar seni aldatmasınlar; onlar senin iradenle oldu bitti ile bir yerlere gelebileceklerini sananlardır.
.....
Oslo'dan beridir "Sen şerefsizsin" dediğin bir hasmınla, hangi ahlaki zeminde ülke ve millet menfaatleri için gerekirse işbirliği yapacaksın. 80 milletvekili ile düşünmediğin işbirliğini 40 milletvekili ile düşünüyorsan şayet, ülkücü vicdandan sakladığın bir şeyler olmalıdır. Tayyip Erdoğan'ın da senin de gizli ajandanızda Başkanlık sistemi var; "40 milletvekili ile arkandayız dayan aslanım; ama sen de bana sahip çık" diyerek verdiğin mesajın aslı budur.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

ZİHNİMDEN GEÇENLER-4

7.5.2016
Resmi Gazete'de bugün yayınlanan tezkerede, Bosna Hersek ziyareti nedeniyle Yalçın Akdoğan'a dönüşüne kadar Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş'in vekalet edeceğine ilişkin tezkere yayınlandı. 
Ancak heyete Tuğrul Türkeş de eklendi. Türkeş, gezi heyetinde yer aldığını Başbakan'ın basın toplantısı öncesinde Esenboğa havalimanında öğrendi ve şaşırdı. Türkeş de, Bosna Hersek'e gidince hem Türkeş'in başbakan yardımcılığı makamı hem de Akdoğan'ın başbakan yardımcılığı makamı vekaletsiz kaldı. (Kaynak: Milliyet)
...
Bunun manası Tuğrul Efendi'ye duyulan güvensizliktir. Herhengi bir nedenle kendi inisiyatifini kullanarak imza atmasına mani olmak amacıyla son anda tetbir olsun diye geziye dahil edildiği anlaşılıyor.
...
Böyle ani durumlar ancak anne baba bir yere giderlerken peşlerinden ağlayan çocuğa ''Hadi madem öyle sen de gel'' denilerek yaşanır.
...
Bu gariplik ancak dikdatöryal yönetimlerde yaşanabilir; işte bizde olduğu gibi.
Doğrusu hiç de yadırgamadım.
Mehmet Soral


6.5.2016

Konya'nın AKP'li seçmeni, kulağı çekilen, sonra da bir kenara atılan hemşehrileri Davutoğlu'nu Konya havaalanında AKP bayrakları ile karşılamak üzere bekliyorlar.
....
İşte Türkiye de seçmen kalitesi ve özellikle de AKP seçmeninin "Ortalama algı düzeyinin" ortaya koyduğu manzara.
...
Düşünebiliyormusunuz, sözde mağdura sahip çıkmak üzere biraraya geliyorsunuz; sözkonusu mağduriyetin ana sorumlusu AKP'yi hala Onura edebilecek şekilde bayraklarla gösteri yapacaksınız. Bu kadar tutarsız ve kafası karışık bir tutum olabilir mi Allah aşkına. Hiç olmazsa AKP bayrak ve flamalarını taşımayın ki amacınızın batı standartlarında bir protesto olduğunu düşünelim.
Belki de Konya AKP seçmeni havaalanında Erdoğan'ı karşılayacaklarını sanıyorlardır.
.....
Bu ara da adeta kendisine istifası "Dikte" edilen Davutoğlu Cumhurbaşkanına methiyeler düzereken ve bütün dünya şu veya bu şekilde Davutoğlu için yorum yaparken Cumhurbaşkanı'nın umurunda bile değildi; aynı gün katıldığı bir toplantıda Davutoğlu için üç beş kelam etmeyi çok gördü. Ancak Davutoğlu'nun veda şekli ile Erdoğan'ın sonraki tavrını karşılaştırdığımızda hemen aklıma "Oğlum ben sana padişah olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim " sözünü hatırladım.
...
Siyasetin en acı ve belki de "iğrenç" tarafı vefasızıģın hakim unsur olmasıdır. Vefa unsuru siyasette sürekli dışlanmıştır; bu nedenledir ki Türk siyasi tarihi siyasi partiler çöplüğüne dönüşmüştür.
Mehmet Soral


5.5.2016

Yahu bırak tıraşı....
Niçin gidiyorsun, sen ondan haber versene.
...
Bu kadar reisinize, partinize ve hizmetlerinize ballandıra ballandıra övgüler düzeceksin, sonra da hiç bir şey yokmuş gibi ahkâm keseceksin.
...
Aman Allah'ım!...
Cumhurbaşkanına övgüleri sıralarken azami gayretten dili peltekleşip, kelimeler ağzı içinde oraya buraya savruluyor.
Yahu seni rahatsız eden nedenleri Cumhurbaşkanına söylemiş olsaydın onların defterlerini düreceğinden en çok emin olan insan gene sesin. Belli ki senin ipini de çeken kendisidir. İşin aslı bu olduğu halde gerçeği ters yüz edip, Cumhurbaşkanına övgülerin neyin nesi oluyor.
...
Sen ihanete uğramış, kulağından tutulup kenara atılmak gibi bir muameleye lâyık görülmüş insan konumundasın ve hala sana bu muameleyi lâyık gören insana öfkeni değil övgüyü lâyık görebiliyorsan; BUNUN TEK NEDENI MUHATAP OLDUĞUN BİR TEHDIT olmalıdır.
...
SONUÇ:
Türkiye de siyaset tehdit ve şantajlarla yürütülüp, yönetilmekte olup Davutoğlu da siyasi tehditle kendisine "Dikte" edilen "istifa" şeklini kabul ederek Başbakanlık görevine veda ettirilmiştir.
Mehmet Soral


5.5.2016

Türkiye de ani gelişmeler yaşıyoruz. Elbette bunun tetikleyicisi MHP'deki değişim talepleri olmuştur. MHP'de oluşacak bir değişimin ve yeni yapılanmanın karşısında yetersiz olacağına kanaat getirilen Davutoğlu"nun görevden el çektirilerek AKP"de de yeni bir yapılanmaya gidime ihtiyacı duyulmuştur. Bu operasyonda amaç MHP'ye yeni bir genel başkan seçilmeden baskın erken seçim ile AKP'yi 400 milletvekili ile anayasayı tek başına değiştirecek çoğunlukta tekrar iktidara getirmektir.
....
EĞER BU SUREÇ İÇİNDE SAYIN DEVLET BAHÇELİ HALA DEĞİŞİM TALEPLERINİ ENGELLEMEKTE ISRAR ETMEYE DEVAM EDERSE; KENDİSİNİ KESİNLİKLE VE KESİNLİKLE UZUN VADELİ BİR PROJE DAHILINDE GÖREVLENDİRİLMİŞ İNSAN OLARAK DEGERLENDİRECEĞİM.
Mehmet Soral

5.5.2016

Mersin de ülkücü Ocakları mensubu bir grup Devlet Bahçeli lehine, Otel lobisinde babası yaşındaki eski MHP milketvekili ve aynı zamanda ordu mensubu bir paşa olan insan ile yanındaki ülkücü ağabeylerini sıraya dizip, kendi aklınca fırça atıp, posta koyan "Şahsı" şiddetle kınıyor; bu haddini bilmez ukalanın karşısında sabır sınavı vererek ona "Bulaşmayan" aklı-selim insanları da tebrik ediyorum.
Yine şahısların değil davanın adamı olan Mersin ülkü Ocakları başkanının inisiyatifini ortaya koyarak duruma müdahale etmesini ve pratikte tam bir başkanlık örneği göstermesini de tebrik ediyorum.
Mensupları arasında ata ile evlat arasında bu tür husumetleri çıkaranlara da bunun utancı yeter sanırım; tabiki utanacak yüz varsa.
Mehmet Soral

4.5.2016

Ve Cumhurbaşkanı Meral Akşener'in rüzgarından etkilenip, muhtarlar toplantısında "Gittiğiniz yerlere benden selam söyleyin durmak yok, yola devam; daha yapacak çok işimiz var" diyerek erken seçim sürecini başlatmıştır. Bunu da özellikle de MHP Genel Başkanı değişmeden yapmak istiyor. Zaten bunun bir başka emaresini Sayın Bahçeli nin değişime direnerek Tayyip Erdoğan'ın belki de son arzusunu gerçekleştirmek için harcadığı çabalarından anlayabiliyoruz.

4.5.2016

Yahu Allah aşkına Cumhurbaşkanına Sosyoloji biliminden bir akademisyen danışman atasınlar da kendisine "Sen her vesile ile milliyetçiliği tukaka ilan edip, sonra otuz altı etnik kimliğin ismini sayarsan ve peşinden "Tek devlet, tek millet tek bayrak" edebiyatı yaparsan inandırıcı olmazsınız, sosyoloji biliminde bunun karşılığının ne olduğunu bişekilde danışmanlar anlatmalıdırlar.
Mehmet Soral

3.5.2016

Eğer Meral Akşener "Paralel"in insanı olsaydı; 7 Haziran sonrası Tuğrul Turkeş ile beraber teklif edilen seçim hükümetinde görev alma teklifini kabul edip, daha sonra AKP'den milletvekili seçilseydi "Paralel"in AKP üzerine yapmak istediği operasyonu daha sonuç verici kolay kılmazmıydı.
...
Aktroller, bizler artık sizlerin ciğerinizi bilir olduk; AKP'den milketvekili seçilseydi paralel maralel olmayacaktı değil mi?
... 
Birisinin diktatörlüğü, bir diğerlerinin Balgat sefalarının sona ereceği korkusu, Meral Akşener'i kendi hayel alemlerinde paralelci yaptı. Eğer Ergenekon süreci devam etseydi o zaman da Ergenekoncu olmakla itham edilecekti. Hikayenin aslı astarı budur vesselâm.
Mehmet Soral


2.5.2016

Zaman zaman bu kadar kuvvetli esen "Meral Akşener ruzgarı" karşısında ABD çengel attı mı veya atabilir mi diye sorgulama yapmıyor değilim ancak yine Meral Hanım'ın zaman zaman "Genel Başkan olmam durumunda diğer aday arkadaşlarımı divana alacağım" sözünü vermesini ABD ve diger tezgahlara karşı "Sigorta" olarak görüyorum. Tabi ki Meral Hanım'ın Erdoğan gibi Cüneyt Zapsu denen adamın elinden tutup kapı kapı ABD Yahudi lobilerini dolaştırmasında olduğu gibi hala ABD'ye gitmemiş ve malum lobileri ziyaret etmemiş olmasını da kuvvetli bir referans olarak görüyorum. ....
Böyle düşünmemin nedeni; özelikle bu AKP döneminde alışıla gelen önce algı olusturup, sonra halkı o algının peşinden giden sürüler haline getirip arzu edilen hedefe ulaşma geleneģine karşı biz Türk milliyetçilerinin sorgulama geleneğimizin olduğunu dolayısıyla kongre süresince tertiplenen ayak oyunlarının analizini çok iyi takip edip, tetbirini de ona göre alacağını belirtmek istedim. Mesela algılarla milleti sürü haline getirdiklerini sanan "Güruh" hala sanıyorlar ki "MHP'ye Paralel Çengel" algısını Türk milliyetçileri olarak yuttuk. Be hey "Güruh" bilirmisiniz; siz henüz "Cemaatin Gazozu" nu içmeden çok önceleri bizlerin onlar hakkındaki hükmümüz netti.
Mehnet Soral


1.5.2016
Davutoğlu'ndan MKYK belirleme yetkisinin alınması; Binali Yıldırım'ın AKP Genel Başkanlığına hazırlatılması; Fuat Avni'ye göre Davutoğlu'nun kapalı oturumda milletvekillerinden güven tazelemeyi isteyeceği ve MHP Genel Merkez Yönetiminin ısrarla Olağanüstü Kongrenin yapılmasına engel olmak için her türlü atraksiyonları denemesi; bütün bunların altında yatan gerçek; Başkanlık sistemine giden yolda MHP'nin güçlenerek siyasi konjuktürü değiştirmesine fırsat vermeden, AKP'nin daha da güçlenerek çıkacağı bir erken seçimin yapılması. Bu durumda sonuç; MHP, HDP baraj altında kalacak; AKP 400 milletvekili ile anayasayı tek başına degiştirebilecek ve Başkanlık sistemine geçilecek.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

TÜRKÇÜLER GÜNÜNDEN MİLLİYETÇİLER GÜNÜNE EVRİLME

 "3 Mayıs Türkçüler Günü"nü; banisi Nihal Atsız ve diğer Türkçü değerlerimizi; mezarları başında saygıyla andık. Çok garip tir ki; "Türkçüler gününü" bu günün banisinin tanımına rağmen "Milliyetçiler" günü olarak andık. Sayın Ocak Başkanımız muhtemelen almış olduğunu talimat gereği "Milliyetçiler günü" ifadesini özellikle kullandı. Mezar başında olan herkes Türk milliyetçileriydik ancak bu günün isminin "Türkçülük Günü"nden "Milliyetçiler Günü"ne evrilmesinin nedenini sanırım hiçbirimiz bilmiyoruz.
Dikte edilenin nedeni bilimmez, ezberlenmesi istenir. Şahsen ben dikte edileni kabul etmediğim için ezberlemek de umurumda olmadı.
...
Bugün Hareketin içinden geçmekte olduğu süreç, yaşadığı kaosun nedeni belki de Sayın Bahçeli"nin hala nedenini bilmediğimiz bu tür çıkışlarında gizli.
....
Mesela;

-Türkçüler gününün Milliyetçiler gününe

evrilmesi
-Rahmetli Başbuğ'un "Ne mozaği ulan" çıkışına rağmen; "Türkiye bir çiçek bahçesidir" tanımlamasını yapması
-Erciyes Kurultayı'nın yasaklanması
-MHP'nin uhdesinde olan ve geleneksel olan Türk Devletleri ve Toplulukları Kurultayı'nın kaldırılması gibi....
.....
İsim, söylem ve tanımlamalarımızda niçin böyle bir değişikliklere gidilme ihtiyacı duyuldu hala bilmiyoruz. 

...
Lider olma iddiasında olan insan ilk önce iddialarını ortaya koyar, sonra bu iddialarını ete kemiğe bürümek için fikri alt yapı ile destekler sonra da ayağa diker.
Nihal Atsız gibi fikir, düşünce adamı; Alparslan Türkeş gibi liderlerin söylemleri üzerinde yapılabilecek değişim ve mana kaydırmalarına cüret etmekle lider olunamaz; bu yapılan olsa olsa içine düşülen kompleksten kurtulmak için kendi kendini tatmin veya kendini kandırma yoludur.
...
Onun, bunun, şunun ne dediği hiç umurumda değil; rahmetli Atsız'ın inanç ve ilkeleri gereği 3 Mayıs Türkçüler gününü kendi mana ve önemine uygun şekilde andım. Başta Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk, Nihal Atsız, ve diğer Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere Tüm Türkçü, Türk milliyetçilerini saygı, hürmet ve rahmetle anıyorum.
Ruhları için lütfen herkesten fatiha...
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

30 Nisan 2016 Cumartesi

TÜRKLÜĞÜME MEZAR KAZIYANLAR

Sizleri bilemem ama eğer 18 senedir elle tutulur bir başarısı olmayan; kendisini belki de defalarca genel başkan seçen delegelerin yarıdan fazlasının özgür iradesinin imzasını yok kabul eden; hatta o delegeleri gayrimeşru, hain bir yapılanmanın güdümünde hareket edebilecek kadar geri zekalı, sünepe saflar olarak görüp, adeta aşağılayan Devlet Bahçeli'yi; iyi niyetli, hatta kahraman olarak görenlerle bir arada olup, kader birliği yapmamızı sağlayacak bir bağımız artık bundan sonra olmayacaktır sanırım; en azından kendi adıma söyleyebilirim
….
Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP'nin bundan sonraki görevi 2018 yılına gelmeden yapılacak bir erken seçimde Başkanlık sistemine geçişte taşeronluk görevi ile Tayyip Erdoğan'ı Başkan yapmaktır. Başkanlık sisteminde amaç; özerk bölgelerin ilanı ile federal bir devlet yapılanmasına gitmektir.
...
Asırlardır adeta milletler mezarlığı haline gelen bu coğrafyaya ''Türklüğümüzü'' de gömerek, gayritürk yeni bir ''Federal Devlet''i inşa etmek istiyorlar. İşte bu nedenle iki de bir, durduk yerde Cumhurbaşkanı ''Öbür tarafa gittiğimizde hangi milletten olduğumuz sorulmayacak'' diyor.
...
Devlet Bahçeli Genel Başkanlığı kaybetmekten ziyade; yeni bir Genel Başkanlı MHP'nin (Adayların bu manada hiç birisinin ismi önemli değil) kesinlikle Başkanlık sistemine geçişe izin vermeyeceğinden korkuyor.
...
Eğer Devlet Bahçeli bugünkü demokratik Parlamenter sistemden yana ise, Türkiye'nin de içinden geçmekte olduğu süreci de dikkate alacak olursa; ilk önce kendisinin aday olmayacağı; kaybettiği saygınlığını tekrar kazanmak için üstleneceği ağabey veya ''Aksakallı'' rolü ile salimen MHP de talep edilen olağanüstü kongrenin yapılmasını sağlamalıdır. Yeni genel başkanını seçmiş bir MHP'nin yaratacağı sinerji kendisi etrafında çekim alanı oluşturarak; CHP ve AKP'li seçmenin %70'nin ikinci tercihi olan MHP'nin oyları %20-25 mertebesine yükselecek demektir.
...
%20-25 oy oranını yakalamış olan bir MHP karşısında AKP hiç bir zaman erken seçime veya referanduma gitmeyi düşünmeyecektir.
İşte bu nedenledir ki; MHP mevcut yönetimi, ''Aktroller'', adalet Bakanı ve daha niceleri sanki Ankara da ''Vicdanlı hakim'' yokmuş gibi Tosya da mahkeme açarak parti tüzüğünde tescilli olan bir hakkın gereğinin yerine getirilmesi engel oluyorlar.
...
Hainliğe doğru dolu dizgin giden böyle bir süreçte; vicdanı hür, irfan sahibi hiç bir ülkücünün hainlerle yol arkadaşı olup, işbirliği yapmak gibi bir mesuliyete ortak olabileceğini sanmıyorum. Engel olmak için de oluşabilecek her türlü inisiyatifin yanında yer alacaklarına, katkıda bulunacaklarına inanıyorum. Bu ''inisiyatifler'' arasındaki koordinasyonunu sağlamak da elbette mevcut adaylara ve kanaat önderlerine düşecektir. Akıbet öyle gözüküyor ki; mevcut yönetimi ile MHP'nin devamı ''kuruluş amaçları'' için çok tehlikeli olacaktır..
...
Bu cümleleri kaleme almak bana zul geliyor; nefesim daralıyor; kalbim sıkışıyor ama utanmıyorum. Bizi; kutsiyet atfettiğimiz değerlerimiz karşısında çaresizliğe mahkum edenler utansın.
Milletler mezarlığında mezarımızı kazıyanlar; bilesiniz ki biz sizin mezarınızı kazıyacağız.
Az kaldı.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com


28 Nisan 2016 Perşembe

VAH BENİM TURKLÜĞÜM VAH

Acizane bir tespitim var.
1980 öncesi içinde bulundukları siyasi konjonktür ve ailevi yaşam tarzları gereği kendilerini ülkücülere daha yakın hisseden veya onlarla beraber olmanın daha güvenli olacağı düşüncesi ile aynı davaya baş koyan; hatta ülkücülerle beraber hapislere girip, çile çeken bir grup var ki; bunlar 12 Eylül sonrası etnik kimliklerini sorguladıklarında; Türk milliyetçisi olmalarına mani olan ''Etnik kimliğe dayalı duygusal bir kopuş'' içerisine girdiler. 

Daha sonra bu duygu etrafında kümeleşerek; ''Hacı Alpaslan Türkeş''in liderliğindeki MHP de yeterince ''İslami referansların'' sahiplenilmediğini gerekçe gösterip, bir de yanına Başbuğ'un yaşlılığını bahane ederek  Büyük Birlik Partisinin zeminini oluşturdular.
 ...
 Parti kurulmadan önce yani hapisten çıkan Türk milliyetçilerinin etraflarına bakıp, olup bitenleri anlamalarına; anlayıp da organize olmalarına fırsat vermemek için herkesi bir ''tarikata'' doğru yönlendirmeye çalıştılar. Amaç, MHP kendi dinamikleri üzerinde doğrularak, korkulan gücüne kavuşmasın diye ve maalesef başarılı da oldular.
...
BBP de çok sevdiğim, değer verdiğim ağabeylerim, dostlarım var; onlara saygım sonsuz ancak ülkücü hareketin esaretten kurtulup da tam iktidara yürüyeceği zaman; 19 milletvekilini 20 yapıp, grup kurmak varken; 19 milletvekilini 13'e indirmek çok çok anlamlı olsa gerek. Yaşanan sürece bir de bu tarafından bakmak lazım diye düşünüyorum.
...
Her neyse bu mevzular çok tartışıldı ancak ''Etnik aidiyet duygusu'' nu Ülkücü Hareket'ten kopuş gerekçesi yapanlar hiç bir zaman bu duygularını itiraf etmediler; kendilerini ''İslamcı'' kimlikle tanımlayıp, özel de ''Etnik'' milliyetçiliklerini sürdürmeye devam ettiler. Bu tür, mazisi ülkücü olmakla bilinen kelli, felli insanlar her vesile ile MHP'nin kurumsal kimliğine saldırdılar.
...
Etnik kimliklerini saklamayanlar kadar ''Delikanlı'' olamayan ''Etnik özürlü'' ülkücü geçmişe sahip bir güruh var ki; bu aralar yine ağız birliği etmişcesine MHP'de gerçekleştirilmek istenen değişimin öncüsü kanaat önderlerine, adaylara Aktrollerin de yoğun desteği ile saldırı halindeler. Zaman zaman bunlar işi o kadar abartıyorlar ki; Osmanlıcılık yapıp, (çünkü o çok kimlikli yapıda kendisini bulabiliyor) cumhuriyet değerlerine hakaret dahi edebiliyorlar. Mesela bir tanesi var ki ''T.C Devletini Türk Milliyetçiliği iradesi değil, İngiliz iradesi kurmuştur'' demektedir.
...
Sonuç olarak...
Aslında MHP'yi hedefine alanlar Türklüğü hedef seçmişlerdir ve sürekli ''Vurun kafasına, sakın göz açtırmayın'' denilmektedir. Ve ne acıdır ki bunu daha çok ''İslami kimliğin'' arkasına saklanarak yapmaktadırlar.
...
Türk Milliyetçiliği’nden o kadar korkup, kin besliyorlar ki İslam adına ırkçılık diye yaftalayıp; aslında Kuran-ı Kerim'in Hucurret suresinde geçen ‘’Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık.’’ İfadesini dahi inkar edebiliyorlar.
... 
Biz kimsenin etnik kimliğini küçümsüyor, yadırgıyor değiliz. Karşı olduğumuz etnik kimliğini saklayarak Türk milletine düşmanlık yapmaktır. Ayette geçen bu ifadeye rağmen en sorumlu mevkide olan bir devlet adamı ‘’Türklük, Lazlık da neymiş, öbür tarafta kim olduğumuz mu sorulacak’’ diyorsa buradaki amaç Türklüğü refüze etmektir.
Vah benim Türklüğüm vah…
Ve ilaveten; Sayın Bahçeli'nin sanırım 2006 yılında söylediğinde not aldığım "Türkiye bir çiçek bahçesidir" sözünü de unutmadım, unutmayacağım.
Mehmet Soral

22 Nisan 2016 Cuma

YENİ KAVGAMIZ MİLLİLİK GAYRİMİLLİLİK ÜZERİNE OLACAK

Sanki ''Türkiye Cumhuriyeti Devleti'' adeta varlığından nefret edenler tarafından yönetiliyor. 
...
Bugün Cuma(22.4.2016) ve yarın milli bir bayramımız 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlanacak ama milli bütçemizden en büyük payı alan Diyanet İşleri Başkanlığımızın bundan haberi yok. Haberinin olmamasından ziyade bir kastın olduğundan şüpheliyim
...
Cuma Namazını eda ettiğim caminin imamı Hutbe de Tevhit ve Vahdet bahsinden sonra, uzunca Peygamber Efendimiz(S.A) ve O'nun çocuk sevgisinden bahsederek hutbeyi bitirdi. Kendi kendime ''Bu kadar çocuk sevgisinden bahsedilip de niçin yarın kutlayacağımız 23 Nisan Çocuk Bayramı anılmaz'' diye düşündüm.

Namaz çıkışı müftülüğü aradım ‘’ Cuma hutbesinde bu kadar Hz. Pegamber ve O’nun çocuk sevgisinden bahsedildi; çok güzel; ancak niçin yarın kutlanacak olan 23 Nisan Çocuk Bayramından bahsedilmedi’’ deyince yetkili ‘’Beyefendi hutbe konusu tevhit ve vahdet üzerineneydi’’ demesi üzerine; Camii imamımızın vermiş olduğu gizli bir savaşı fark ettim.
...
Aslında hocamız kendilerine dikta edilen hutbenin konusunun Çocuk bayramımız üzerine olmayışını fark edip, yadırgamış; dikte edilen metnin dışına çıkarak, Hz. Peygamber ve çocuk sevgisi üzerinden; 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı gibi bir cumhuriyet kazanımını görmezden gelen Diyanet'in kusurunu telafi etmeye çalışırken, aynı zamanda en azından benim nezdimde Cumhuriyet'e minnettarlığını göstermiştir. Daha da ileri gidemezdi ‘’Niçin metnin dışına çıktın’’ diyerek sürgün edilebilirdi. Dokunulmazlığı olan yüreksiz milletvekillerinin bir halt edemedikleri günümüzde bir cami imamının vereceği kavga ancak bu kadar olabilirdi.

Diyanet İşleri Başkanlığı her ne kadar dini bir kurum olsa da kendisini gayri milli olarak göremez. Sanırım gayri milli gördükleri içindir ; özbe öz Türk olan Alevi kardeşlerimize sahip çıkmamaları. Onlar da maalesef kendilerini ifade etmek isterlerken inanç ve iman konusunda kitabileşmiş alt yapısı olmayan grup veya zihniyetlerin kucağına savrulabiliyorlar. Bütün bunların müsepibi onların da ödedikleri vergilerden pay alan Diyanet İşleri Başkanlığıdır.
...
Artık anlaşılmıştır ki bundan sonraki çatışmalar, fikri kavgalar sağ, sol ideolojiler üzerinden değil; 'Millilik ve Gayri Millilik'' üzerinden olacaktır. Bu manada Cumhurbaşkanı'nın ''Ölünce öbür tarafta bize Türk veya Laz olup olmadığımız sorulmayacak'' demesine de özellikle dikkatinizi çekmek isterim.
Mehmet Soral

18 Nisan 2016 Pazartesi

MHP'Yİ ''PARALEL HORTLAK'' İLE BOĞMAK

MHP'nin kurumsal kimliğine; namusuna, şerefine haysiyetine tecavüz etmek için ''bulabildiklerinin'' uçkurlarına kamera takıp, suikast düzenleyen Hükümet ve Paralel'in üzerine gidilip, hesap sorulmamıştır. 
...
Hakikaten merak ediyorum MHP kurumsal kimliğine ''uçkur suikastı''nı düzenleyenlerin ortaya çıkarılması ve kanun önünde hesap vermeleri için dava açılmış mıdır.
… 
Paralel ve Hükümet'in o zamanlar MHP'ye düzenledikleri bu suikastın yarattığı itibarsızlaştırmayı mesele yapmayanlar, dert edinmeyenler ‘’Bunlar MHP’yi sandığa gömmek istiyorlar’’zannına kapılmayanlar her ne hikmetse MHP de değişim talepleri üzerine esen rüzgar karşısında koltuklarından olacakları ihtimali belirince, MHP'in Paralel marifeti ile bir tehlike ile karşı karşıya olduğu evhamına kapıldılar; daha doğrusu ‘’Paralel hortlağı’’ ile biz ‘’Safları’’ korkutup, uyutmaya çalışıyorlar.

Namusundan ve şerefinden emin olanlar yapılan iftiralar karşısında aynen Meral Hanım'ın yaptığı gibi ''Delikanlıca'' mücadelesini yapar, kavgasını verirler; emin olmayanlar ise bir kenara çekilip, daha kötü rezilliklerinin ortaya çıkmaması için susarlar.İnsanı itibarlı da yapan böyle durumlarda aldığı tavırdır. Dava açıp, suikastın müsebbibi olanları ortaya çıkarmayanlar üzerine olan şüphem hep devam edecektir. ''Paralel'in başı asıl kendisidir'' denilmesinden müthiş rahatsızlık duyanlar malum suikastın üzerine niçin gitmezler. Bu durum bizler için ciddi bir mesele değil mi dir Allah aşkına.
...
Dolayısıyla; tüm ülkücüler bu uçkur suikastının kahramanları üzerinden ''bunlar onların genel halidir'' şeklinde iftiraya uğradığımızda ''Hükumet ve Paralel yapılanması''ın dan hesap sorup, mesele yapmayanlar; nerede, ne zaman, ne şekilde ''Paralelci'' olduklarına dair hiçbir somut belge olmadan MHP muhalif hareketini nasıl olur da Paralel veya başka güçlerin MHP’yi dizayn operasyonu olarak görebilirler.

Dostlar geçelim bunları, somut gerçeklere dönelim derim.
Sayın Devlet Bahçeli bu partide özgüveni olan fikir ve düşünce sahibi herkese tahammül edememiştir. Tabiri caizse kafayı taktığı tüm isimlere baktığımızda sadece ülkücü camia da değil, tüm kesimlerde karşılıkları olan, sözü dinlenen, saygı duyulan isimler. Bu tür isimler partilerini de aşmış; fırsat verildiğinde partilerini ''sıçratacak'' isimlerdir. Mesela CHP de bir İlhan Kesici; AKP de bir Ali Babacan gibi vs. Mansur Yavaş'ın CHP'ye gitmiş olması da anlatmaya çalıştığım özellikten dolayıdır.
...
MHP de bütün bu olup bitenlerin tek nedeni; başta sayın Bahçeli'nin narsis duygularından kaynaklanan hal ve tavırları ile sadece ve sadece O'nun şahsında bir değerleri olan ancak ülkücü vicdanda herhangi bir müspet karşılıkları olmayanların konumlarını koruma ve kollama adına çevirdikleri entrikalar dır. 
...
Türk milliyetçisi Sinan Oğan Almanya da ''Karabağ soykırımı'' üzerine bir konferans vermişse suç bunun neresinde; Ümit Özdağ, Özcan Yeniçeri ve Yusuf Halacoğlu terör nedeniyle adeta yaşanılamaz hale gelen Sur ilçemizi ziyaret etmişlerse suç bunun neresinde; Koray Aydın, 11 üyeli Anayasa Mahkemesinin tüm üyelerinin tam mutabakatı ile Yüce Divan da yargılanıp aklanmışsa suç bunun neresinde ve yine Meral Hanım'ın üç yıl önce Rumeli Balkan Federasyonunun bir etkinliğinde ''bu bayrağa uzanan eller kırılacak, kırılacak'' dediğinde çok alkış alıp, yankı uyandırmışsa suç bunun neresinde. Yüce divanda aklanmış olmak en büyük siyasi güç iken Sayın Bahçeli hiçbir siyasi konuşmasında bu güce atıf yaparak MHP’nin söylemlerini güçlendirmeyi düşünmedi çünkü düşünseydi Koray Bey’i kendisi karşısında güçlü kılacaktı.

Görüyoruz ki bu ‘’Değerlerin’’ ortak özellikleri; her birsinin adeta özgüvenin zirvesinde olmaları, toplumun her kesiminde karşılıklarının olması ve Sayın Bahçeli’nin hiç sevmediği yönleri olarak da çok alkış almalarıdır.

Mesele kesinlikle MHP’nin geleceği ile ilgili olmayıp, tamamen MHP de inisiyatifi kaybetme korkusudur.
MHP’nin geleceğini, koltuk sevdasına ‘’Paralel Hortlağı’’ ile boğdurmak istiyorlar; mesele bu kadar açık.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

14 Nisan 2016 Perşembe

PARALEL İKİ ÇİZGİLİ... BİRİSİ NAMUSSUZ İSE YA DİĞERİ...

Sayın Genel Başkan MHP Genel Başkanlığına aday olan insanlara ''Paralel'in adamları'' diyeceksin sonra o paralelin eşdeğeri olan AKP'nin avukatını makamında kabul edip ağırlayayıp, hukuki yardım isteyeceksin.
...
Aslında bu görüntü değilmi dir; ispatlanan, belgelenen paralel yandaşlığı. Bu değilmi dir; zorda kalana yardım etme alışkanlığı. Öyle ya, demek ki bu sefer de sizin yardıma ihtiyacımız olmalı
....
Türk milliyetçileri olarak bizler vicdanlarımızda bu ''paralel''in iki muhatap çizgisine bakışımız aynı değilmiydi?
...
Bu paralelin her iki çigileri değil mi; başbaşa verip orduya kumpas kuranlar. Bunlar değil mi; Cumhuriyetimiz'in geçmişine söverek oy almak için ülkemizin bir kesiminin insanına ''bok yedirildi'' probagandası yapanlar. Bunlar değil mi; ''Milliyetçiler Fatiha'yı bilmezler diyen. Bunlar değil mi; milliyetçiliğimizi ayaklar altına alanlar. Bunlar değil mi; TV'lere çıkardıkları dönmelere mazimize atıfla, vafasızlığımız üzerine propaganda yaptırıp, mevcudumuza küfrettirerek referandumları aşıp, seçim kazandıranlar....
ve, ve...
Bunlar değil mi; uçkurlara kamera takıp MHP'nin kurumsal kimliğine suikast düzenleyenler ve peşinden de bu uçkur zaafiyetinin ''hepimizin genel hali'' olduğunu söyleyip, hepimizi seçim meydanlarında kitlelere yuhalatıp, alkışlatanlar.
....
Şimdi hiç yakıştı mı bu verdiğin fotoğraf; Sayın Genel Başkan. Biz 'Paralellin ''her iki çizgisi''nden darbe yemedik mi,
arkamızdan vurulmadık mı;
Hançerlenmedik mi;
Aşağılanmadık mı;
Horlanmadık mı;
Unuttuğum var mı.
....
Sormak isterim size paralelin ''eşdeğerinin'' hatırı sayılır hangi değeri kaldı ki; o değerin hatırına binaen AKP'den gelen PKK'ya yakınlığıyla bilinen bir derneğin genel yönetim kurulu üyesi birisini makamınızda karşılayıp, ağırlıyorsunuz.
...
Peki bu ''hercümerç'' haliniz ne zamana kadar devam edecek ve vicdanlara nasıl anlatacaksınız.

Bu ülkenin yetirştirdiği dört değerli evladına kin duyup, nefret edeceksin; kader birliği yaptığın halde şüphe duyacaksın ve Parelel'in eşdeğeri ile muhabbet kuracaksın.
...

Vicdanlar kabullenemiyor, çok rahatsızız Sayın Genel Başkan
Çok yordun bizi.
çok....
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

10 Nisan 2016 Pazar

SAKALI VAR MI... CAMİDE Mİ GÖRDÜN BIRAKIN GEÇSİNLER


Sakalı mı var...
Camide mi gördünüz...
Bırakın geçsinler...

önkabulü toplumu perişan etmiştir maalesef.

...
45 çocuğun istismarcısı şerefsizle ilgili bugün basından daha detaylı bilgiler edindik. Aslında 1999-2000'li yıllarda ne ''mal'' olduğu anlaşılmış. Bunu fark eden kişi; daha önce bu adamın bilgisayarını satın alan kişi. Bilgisayarın içinden porno içeren görüntüler çıkınca şikayetçi olmuş; adeta çırpınırcasına uğraşmış ve o yıllarda sapığın ilgisi dahilinde olan çocukların aileleri ile görüşüp, adamla ilgili şüphelerini dile getirmiş ama başta çocukların aileleri olmak üzere kimse bu adamcağızı anlamak istememişler. Yani birileri tamamen olayın açığa çıkmasını engellemek adına ''adamın önüne yatmış''lar.
...
Bütün mesele nedir biliyor musunuz değerli dostlar; eğer bu adam bir dini vakıfta çalışmıyor da; mahallenin kuytu bir köşesinde kendi halinde yaşayan, ara sıra da alkol alan birisi olsaydı sanırım o Karaman halkı sapığı çoktan linç ederlerdi ve suiistimalleri de bugüne kadar devam edemezdi.
...
Maalesef İslami’n şekli ritüelleri elbet de kişi hakkında ön kabul için önemli bir referans kaynağıdırlar ancak ne zaman ki bu şekli referanslar arsızlık, hırsızlık, namussuzluk ve şerefsizliğin üzerine örtülen kara bir şal yapıldı; işte o zaman insanlığın kurtuluşu için gönderilen bu din, adeta suiistimal edenler tarafından toplumu istediğin yere çekip, götürmeye zamanla vasıta kılındı.
...
Adamın rezilliklerini ilk fark eden şahıs berberde tıraş olurken berber ''Maşallah M.B. Hoca yine çocuklara ders vermeye başlamış, sakal falan koymuş'' demiş. Yani bırakmış olduğu sakal demek ki adamın muhtemel bütün negatif özelliklerini kamufle edebiliyor, arada sırada camide de görünürse işlem tamamdır, referans da kuvvetli; istediği vakıf da görev yapabilir.
...
Ne zaman ki İslam'ın iman-i tarafını terk edip, şekli tarafını önemser olduk; işte o zamandan beridir bahsi geçen pislik ve suiistimalleri duyar ve yaşar olduk. Yine malum vakıfta olduğu gibi özel dini eğitim veren yerlerde nasıl bir eğitim veriliyor ki; çocuklar kendilerine yapılan tutum ve davranışları gayri ahlaki bulamayabiliyorlar. İslam dini aynı zamanda ''Güzel ahlakı tamamlamak için gönderildi'' ise hiç mi genel kabul gören ahlaki değerler öğretilmez bu kurumlarda. Şahsi kanaatim dini bilgiler yanında ahlaki değerlerde öğretilmeye çalışılsaydı o masum çocuklardan illaki birkaç tanesi durumun anormalliğini fark edebileceklerdi.
...
Yahu bırakalım dinimizin şekli şartlarının gereğini yerine getirebilmeyi; adeta imanımızı koruyabilmenin mücadelesini verir olduk. Sebep olanların Allah belasını verene kadar anlaşılan aklımızdan kaynaklanan çelişkilerle nefsimize zulmümüz devam edecektir.
...
Özelikle Müslüman toplum olarak yaşadığımız bunca travma karşısında; camilerimizde imamla beraber aynı zamanda dini bilgiye sahip psikologlar bulundurulmalıdır. Nasıl olsa her namaz sonrası diğer vakte kadar geyik muhabbeti yapıp duruyorlar. İmanımızı kurtarmak adına psikologların da yardımına ihtiyacımız var. 

İslam'ın şekli ritüellerinin ''kara şal'' gibi gerek siyasi, gerekse şahsi emellerin iğrençliklerinin üzerini örtmeye başnanıldığından beridir bir felaketin içindeyiz ve ne gariptir ki bu rezilliklere pirim veren de halkın kendisi olmuştur. Uyarmak isteyenler bizler ise ''bire kafirler, bire zındıklar'' olduk.

Demem o ki; aslında halk bu yaşanan iğrençliklerin sorgulanmasının ''önüne yatmıştır'' 
...
''Sakalı mı var...
Camide mi gördünüz;
Bırakın geçsinler...''
önkabulü toplumu perişan etmiştir maalesef.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

5 Nisan 2016 Salı

EY ABD NE DİYON LEN SEN


Böylece MHP'nin yeni misyonunun Erdoğan'ın itibarına sahip çıkıp koruyup, kollama olduğunu bugünkü olağan Salı nutkunda öğrenmiş olduk. Öyle ya; Sayın Erdoğan’a sahip çıkmak lazım(!) çünkü son arzusu Başkanlık sistemini getirip, Başkan olduktan sonra görevini tamamlayacak ve muhtemelen daha sonra da torunlarını sevmeye gidecek. 

"Davet edilmediğim yerde benim ne işim var" diyemeyecek kadar milletin onurunu hiçe sayıp, yollara düşenler; Türkiye de adeta kanıksanan "ben istedim olacak" dayatmasına alışık olanlar gittikleri yerlerde "başüstüne efendim" seklindeki karşılığını görmeyebilirler. Davet edilmediği yere giden insanın maruz kaldığı "Ahlak dışı ve nezaket kurallarını aşan muamele"; 2000'li yıllarda Türk milletini temsil noktasında hiç bir vasfı yokken ABD"de CIA ve düşünce kuruluşları tarafından yere göğe sığdırılmayan insana yapılmıştır. T.C Devleti'nin; zamanın Cumhurbaşkanı ve Başbakanını "By pas" ederek bu insanı davet edenler, o zamanlar ne düşünmüşlerse şüphesiz bugünlerde de benzer şeyleri düşündükleri muhakkak. 
....
"Benim bir devletim var ve O'nun da bir Başbakanı, Cumhurbaşkanı var; onlara randevu vermeyenlerin benim gibi hiçbir vasfı olmayan insana ilgi ve alakalarının sebebi ne olabilir ki acaba" sorgulamasını yapmayanın veya bu ilgi ve alakadan onur duyanın; zamanın hükumetine karşı özellikle ABD-CEMAAT kurgulu suikasttan sonraki ‘’Yeni Türkiye’’nin başı olmayı kabul etmiş olan bir insanın; bugün görmüş olduğu muameleyi garipsemiyor, hatta Sayın Bahçeli gibi dert de edinmiyorum.
....
Dolayısıyla Sayın Bahçeli,
Bundan 14 yıl önce Başbakan olmayı ısrarla ahlaki nedenlere bağlayarak ret ettiğinde; aslında onurunu kurtarmayı dert edindiğin kişinin kılavuzluğunda ABD-CEMAAT kurgulu yeni bir Türkiye'nin temelini hep beraber atmış olduğunuzun farkında mıydınız. Bence çok iyi fark etmiştiniz ama Başbakan olmaya cesaret edemediğinizden Tayyip Erdoğan’ı birincilik ‘’rolü’’nü verdiniz ve o gün bugündür de desteğiniz devam ediyor.

Sormak isterim ki; ABD’de Sayın Erdoğan’a karşı yapılan muameleden rahatsız olan siz; bugün nerede ne yaptığından haberimiz olmayan Kemal Derviş’in bir ABD müfettişi gibi Türkiye’ye gelip, seçilmiş bir insan olmamasına rağmen aranıza alarak, bağrınıza basıp Bakanlar Kurulunda yer vermenizi nasıl anlayacağız ve yorumlayacağız Allah aşkına. Türkiye’ye o günlerde yaşatılan bu onursuzca muamele; bugün Sayın Erdoğan’ın ABD de gördüğü muameleden daha mı onurluydu. Sayın Cumhurbaşkanına yapılanlardan duyduğunuz rahatsızlığınızdan hareketle; o günlerde Kemal Derviş’i  ''çıktığı yere sokmanız'' gerekmez miydi.
...
Cemaatin en güçlü olduğu zamanlarda her türlü kurgusunda bilerek veya bilmeyerek rol alanların bugün yine cemaatin elinin, kolunun bağlandığı en zayıf anında; ''MHP'de başkalaşmadan değişim'' taleplerini dile getirenleri cemaatçilikle yaftalamanın artık ne kadar inandırıcı olabileceğini Başta Sayın Bahçeli olmak üzere etrafındakilere bırakıyorum. Bu kadar öngörüsüz ve bu kadar yaşanmışlıklardan sonra hala hiç bir tecrübe edinemeyenlerin ne MHP'nin, ne de Türkiye'nin geleceğini okumaları mümkün değildir; Dünya dan bahsetmiyorum bile.
Mehmet Soral

4 Nisan 2016 Pazartesi

SİYASETE PİJAMA GİYDİRENLER

Tayyip Erdoğan bu ülkede muktedir olduktan sonra belki bir çok inisiyatifi, gücü kendi kontrolüne alabilmeyi başardı; karşısında muhalif olan her düşünce ve kurumun alternatifini oluşturmayı başardı ancak bir şeyi başaramadı ve bu durum da kendisini sürekli rahatsız etti , etmeye de devam ediyor; o da ‘’kendi entelektüelini’’ yaratamadı. İnanın ki kendi yandaş yazarlarının dediklerini dikkate de, ciddiye de almıyor. O'nun için bir Taha Akyol, Enis Berberoğlu, Ertuğrul Özkök gibi entelektüel bilgi ve birikime sahip gazeteciler gerekli. Elbet de kendisini ölümüne desteklemiş başta ‘’yetmez ama evet’’çiler, sonra liberaller vardı ancak bunlar da bildiğimiz Erdoğan’ı taşımaktan yorulunca, desteklerini çektiler hatta eski muhabbetleri bugünlerde iyiden iyiye nefrete dönüştü.
Ne kadar uğraşsa, maliyeti sıfır paralarla yandaş medya oluşturmuş olsa da; bir Doğan Medya’sı kadar entelektüel zenginliği oluşturamadı. Çünkü bazı şeyler paranın gücü ile olmuyor işte. Ekranlarda sürekli çemkiren; savunma refleksi dışında karşısındakine inanırlık ve güvenirlik anlamında somut bir şey veremeyen; üç beş günde ''mal edilen'' gazetecilerle elbette Aydın Doğan Medyası ve yazarları ile rekabet etmesi mümkün olamazdı.
Erdoğan biliyor ki kendi yandaş medyası ''Dış Dünya'' da itibar görmüyor, yazarları okunmuyor; dolayısıyla referans olarak da değerlendirilmiyorlar.
Erdoğan baktı ki bu iş böyle olmayacak; Hürriyet Gazetesini ‘’Truva Atı’’ olarak değerlendirmek istedi ve ilk önce Akif Beki’yi bişekilde transfer etti; şimdi de Abdulkadir Selvi’yi. Biliyoruz ki daha önceki yıllarda da istemediği gazetecileri kovdurmuştu.
Erdoğan; Hürriyet Gazetesi gibi bir amiral geminin kendisine sahip çıkması, en azından kendisine yakın birkaç ismin orada olması için zaman zaman Doğan Grubuna geçmişe dönük petrol ithalatı ve vergi mevzularından kaynaklanan hatırlatmalar, sıkıştırmalar yaparak adeta Abdulkadir Selvi’yi transfere zorladı.
Eğer Aydın Doğan zamanında sermaye-siyaset ilişkilerini ''pijama ile karşılama'' ahlaksızlığı ve seviyesizliğine indirgemesi bugünkü baskı ve zulümle karşılaşmazdı. Anlaşılıyor ki patronlar sermayenin demokrasiye katkısını insana hizmet olarak değil; haksız kazanç ve kayırma için tehdit unsuru olarak değerlendirdikleri sürece sermayenin varlığını ve gücünü sürdürebilirliğinin garantisi yoktur.
Eğer bütün bunlar Erdoğan’a istediği sonuçları sağlamazsa Aydın Doğan Medya dan çıkana kadar baskı devam edecektir.
Vallahi ne diyelim; demek ki pijamalı kıyafetlerle hükumetler kurup, devirenler veya hileli yollarla yetimin hakkını gasp edenler ; bir gün gelir ilahi adaletin önüne çıkmadan bu dünyada da hesap verip, ettiklerini bulabilirler.
Mehmet Soral


2 Nisan 2016 Cumartesi

İŞTE BEN BÖYLE SANATIN İÇİNE TÜKÜRÜRÜM

Bir aktör, çevirdiği filimde kızının arkadaşıyla aşk yaşayan bir adamı canlandırıyor. Beraber rol aldığı bayan, gerçek hayatta bir arkadaşının kızı olup, onun için “ çocukluğunu bilirim, babası arkadaşım. Bu yüzden öpüşme/sevişme sahneleri beni zorladı” demiş.
...
Sormak isterim hangi ahlak, hangi değer yargısı, hangi mide veya hangi sanat dalı böyle bir kepazeliği icra etmeye müsaade eder.
...
Bu ahlaksızlık falanca dini vakıfta yaşanan rezilliğin ''sanata giydirilmiş'' hali diye veya entelektüal ukalalığın bize ait olmayan hoşgörüsünün kamufle ettiği bir şey olarak mı görüp geçeceğiz.
...
Utanmaz adam, yine utanmadan sevişme sahnesinden bahisle ''zorlandım'' diyorsun. Arkadaşlık adına, vefa adına içinde ne kadar kalabildiyse o ''şeref kırıntısı'' adına lütfen ve de ancak ''zorlandığını'' mı söyleyebiliyorsun.
...
Dağda askerimizi silah ile şehit edip; şehirlerimizde aramıza canlı bomba olarak sızıp katliamlar yapan terör örgütleri yanında; maalesef sanat adına, bilmem ne ucubeler adına gizli emellerini saklayarak evlerimize giren, ekranlarda karşımıza çıkarak ahlak, ar ve namus üzerinden yapılmak istenen teröre ne diyeceğiz.
...
Düşünelim lütfen, bir kız çocuğu, üç veya beş yaşlarında. Caddeye bakıyor ''a, bak baba!..... amca bize geliyor'' diye sevinip, mutlu oluyor. Ve zaman geliyor bu küçük kız büyüyor bir filimde bu amcası ile sevişme sahnesini paylaşıyorlar.
...
Kesinlikle bu filim izlenmemeli ve ''entellektüel mantığın'' ve ''sanat hoşgörüsünün'' ırzına geçilerek, yaşanan namussuzluğa pirim verilmemeli.
...
Be hey şerefsiz, beraber rol alabileceğin başka bir kız mı bulamadın veya senaryoyu hiç mi okumadın.
...
Tencereler, kapaklar nasıl olup da birbirlerini bulmuşlar; ''mezhebi geniş'' analar, babalar ve çocukları nasıl olup da aynı otobüse binmişler.
...
Yuh olsun size de, sanatınıza da e mi.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

31 Mart 2016 Perşembe

TÜRK MİLLETİ MHP MUHALİF HAREKETİNE SAHİP ÇIKMALI

Adam şeker, tansiyon ve daha bir çok hastalıktan muzdarip. Yanıbaşımızda; Türkiye'nin her türlü hainini, puştunu pezevengini ağırlayan Belçika, Almanya, İsviçre, Fransa, İtalya gibi ülkeler varken;12 saat süren uçuşlara dayanamayacak kadar kronikleşmiş hastalıkları olan o şahıs kaçacağı ülke olarak ABD'yi tercih ediyor. Düşünen beyinler için bunun bir anlamı yokmu sizce?
...
Özellikle Ortadoğu da yapmak istediği operasyonlar için T.C Devletine kendince bir rol biçmiş olan ABD, ilk önce yapacağı sivil darbenin bir ayağı için malum cemaati seçiyor. Lider boşluğunun oluşması ve bu boşluğun doldurulmasının bir zorunluluk haline gelmesi için de konjonktürel şartların oluşmasının sağlanması amacıyla Sayın Bahçeli'nin baraj altında kalmayı bahane ederek istifası sağlanıyor ve belki bu davranıştan çok etkilenen veya danışıklı olarak Tansu Çiller, Mesut Yılmaz istifa ettirilip, siyaseten saf dışı bırakılıyorlar. Ancak Sayın Bahçeli istifadan cayıyor çünkü Türk milliyetçilerinin blok halinde oylarının muhafazası gerekiyordu.
...
ABD, Cemaat ile kafa kafaya verip bu konjonktürel ortamı sağladıktan sonra lider boşluğunun beklediği ismi arayarak nihayetinde Erdoğan isminde mutabık kalıyorlar. (Erbakan ve Muhsin Yazıcıoğlu teklifleri kabul etmiyorlar. Abdurrahman Dilipak ve Ali Bulaç bunu doğruladılar) 
...
Ve nihayetinde CEMAAT-ABD-AKP(tabi ki Erdoğan) ilk önce Türk milletinin en dinamik isimleri üzerinden Ergenekon soruşturmaları ile düşünen beyinlere ''öcü'' korkusunu yaydılar ve yine Devletin en dinamik kurumu Türk Ordusu'na akıl almaz sahte belgeler düzenleyip, valizlere istifleyip, oyunun bir parçası olan savcı ve hakimler marifeti ile kumpas kurup, sivil darbeyi gerçekleştirdiler.
...
Peki ne oldu da her şey tesyüz oldu. Çünkü Erdoğan ABD'nin kendisine tanımladığı görevin dışına çıktı. İlk önce Ortadoğu'nun İslam coğrafyasına güvenerek lideri olmak istedi ama tarih okumaktan bihaber olan bu insan eğer Ortadoğu ve özellikle Arap coğrafyasının tarihini bilmiş olsaydı böyle bir inisiyatife kalkışmazdı. Özellikle Mavi Marmara olayında yaşananlar ve akabinde ''one minete'' çıkışı. Daha sonra ''Dünya beşten büyüktür'' efelenmesi ve başta Libya olmak üzere Mısır, Suriye politikalarında ABD'ye ters düşen süreçlerin yaşanması
...
Nihayetinde ABD ''ben nasıl getirdiysem, öyle de götürmesini bilirim'' diyerek tekrar cemaat ile kafa kafaya verip Tayyip Erdoğan iktidarının sonunu getirmek istedi. 17/25 Aralık operasyonları başta olmak üzere bu kapışma ve iktidar mücadelesini Türk milletine bedel ödeterek, her gün şehit verdirerek devam ettiriyorlar. İşte bu nedenle Erdoğan gittiği ABD de yıllar önce ''şiir okuduğu için hapse girmiş adam'' kadar itibar görmüyor; üstelik bir devlet başkanı olduğu halde. 
...
Şimdi ABD yine Sayın Bahçeli marifeti ile Erdoğan sonrası için yeni bir senaryoyu devreye sokmak istiyor. Sayın Bahçeli, tamamen hür ve müstakil olan muhalif adaylara engel olmak için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyor. MHP'nin bu yönetim ile gireceği ilk seçimde akıbetinin ne olacağı aşikarken, niçin kalmakta ısrar ettiklerini; ABD'nin yeni senaryosu gereği anlamak hiç de zor değil.
...
Dolayısyla MHP muhalif hareketinde isimlerden ziyade '''Hareketin ruhu'' çok önemli. Türk milletinin; gerek Cemaat, gerek ABD sultası, gerekse AKP ve dolayısıyla Erdoğan hegomanyasından kurtulabilmesi için T.C Devletini kuran, öncü irade olan Türk milliyetçiliğinin bugün bir benzerini ''MHP muhalif Hareketi'' yerine getirdiğinden destek vermek durumundadır. Tüm adaylar şehir şehir dolaşarak Türk milletinin ve ülkücülerin dertlerini anlatmakta, karşılıklı dinlemektedirler. Dikkat edilirse bir Tayyip Erdoğan gibi yurt dışında dolaşarak dolayısıyla destek alarak liderliğe hazırlanmıyorlar.
...
Eğer MHP de beklenen değişim gerçekleşmezse Tayyip Erdoğan Başkanlık sistemini getirecek; başkan olacak; bütün dünya bize düşman olacak ve ABD Türkiye'deki bütün etnik kimlikleri şımartarak bırakalım Kürdistanı bu topraklarda daha bir çok devletçiklerin kurulmasında öncü olacaktır. Türk milletini geçmişte cephe savaşları ile bitirememiş, yenememiş olanlar maalesef bu sefer bir iç savaşla bitirmek isteyeceklerdir.
...
Şimdi Erdoğan ABD'ye meydan okuyor; bu güzel bir şey değil mi diyenler olacaktır. Haklı olabilirler ancak her şeyden önce Tayyip Erdoğan bir Türk milliyetçisi değil ve bütün çabası ''Saltanatını'' korumaya yöneliktir. ''Devletini alıyoruz, başkanlığı veriyoruz'' denildiğinde veya ''Anadolu Birleşik Devletleri Devlet Başkanı'' gibi bir unvan takdim edilirse tavrı ne olur; emin değilim. 
Bu yaşananlardan sonra şunu hatırladım; hani Osmanlı da Türklük bilince yok olup gidince, son zamanlarında ''Saltanat gitsin, yeter ki Halifelik kalsın'' denir olmuştu. Allah korusun, bu sefer de ''Devlet gitsin, başkanlık kalsın'' denir mi. 
Mehmet Soral