2 Kasım 2017 Perşembe

GÜNDEME DAİR ''ORDAN BURDAN ŞURDAN''

Senin gönlünden geçenlerle bizim aklımızdan geçenler elbette aynı değil 
Kelimeler üzerinde sihir yaparak; adımı Mehmet iken Ahmet yapıp, sonra da bana dayatamazsınız. "Eşit vatandaşlık" da deseniz; vaya "Vatandaşların eşitliği" de deseniz; her iki ifadeyi bir başka dile tercüme ettiğinizde aynı ifade çıkar. Yuh olsun muhataplarına; hele ki bazıları da var ki; neymiş efendim; parti programını okurlarken bazı kelimelerin sonunda "da" nın ayrı yazılması gerekirken bitişik yazıldığını görmüşler. Aman Allah'ım daha neler neler.
...
Dolayısıyla kasdetilen "Her bireyin birbirlerine ve devlete karşı eşit haklara sahip olması; devletin de her vatandaşını eşit görüp, davranması"dır.
...
Nato meselesi ise ülkemizin kendini batı ekseninde konumlandırmış olması ile alakalı bir durumdur. Bu devlet kurulurken zaten bu anlamda tercihini yapmıştır. AB'ye girmeye evet diyorsak; NATO'ya dahil olmaktan rahatsız olmamızı gerektirecek sebep nedir. NATO'ya vurgu yapılma ihtiyacı tamamen ülkemiz adına özelikle batı ekseninde ve ittifaklarda yaratılan güvensizliğin tekrar güvene dönüşmesi için verilmek istenen bir mesajdır.


16 Senedir tüm süreç Erdoğan'ın kazanması üzerine
Sahi, Ekmeleddin İhsanoğlu MHP ve CHP ortak adayı olarak niçin Cumhurbaşkanı adayı gösterilmişti.
... 
Vallahi geldiğimiz noktadan geriye doğru bakınca; 2002 yılından beridir bütün olup, bitenlerin temelinde; Recep Tayyip Erdoğan'ı "Kalıcı muktedir" kılma amacı olduğunu açıkça görüyoruz.
...
İşte son 16 senedir sürekli Recep Tayyip Erdoğan lehine dönen bu kısır döngünün dişlisine çomak sokan yeni bir inisiyatif olarak tavrını ortaya koyan TÜRK MİLLİYETÇİLERİ MUHALİF HAREKETİ'ne ve onun öncüsü Meral Akşener ve arkadaşlarının başına gelmedik kalmadı; yöntemlerin de değişerek devam edeceğine dair şüphelerimiz de;bunlara karşı psikolojik hazırlığımız da devam edecektir.
...
Bu inisiyatifin içinde bulunmak, dibine su dökmek, heyecanını yaşamak benim için bir onurdur. Bu hareket tarih yazacak. Arkasında, önünde hiç bir emperyal güç yoktur. Muktedirlerin hışmına, kalleşliğine maruz kalmamak için isimleri açıklanmayan nice kahramanlar var bu yürekli, cesur çıkışın arkasında. Allah hepsinden razı olsun.
...
İnşallah evlatlarımıza artık "Bu sefer kazandık çocuklar" diyebileceğiz. O nedenle "Tüzüğün şurasına, programın burasına kıl düşmüş" diyen "Beğenmezükcü" zihniyeti tatmin etme derdinde olmayacağız ancak elbette tamamen kapalı da kalmayacağız.
...
İYİ PARTİ kirlenmiş siyaseti kirlenmiş ellerden ve dillerden kurtararak; bir kadının öncülüğünde ve zarafeti eşliğinde layık olduğu yere taşıyacaktır. Lütfen biraz sabır, ülkemiz ve milletimizin geleceği ile ilgili kaygı duyan herkesten katkı bekliyoruz. 


İYİ Partinin kurulma gerekçesi üzerine
Yönetimi toplayıp, kongre kararı alıyor ve "Bu benim sözümdür" diyerek tarih veriyor. Sonra ne oluyor; birisine talimat vererek "Git beni şikayet et ki; sözünü verdiğim kongre yapılamasın"
...
Merak etmeyin, bu olay Türkiye'de yaşanmadı(!) Sizin de hemen Türkiye aklınıza geliyor. Bu kadar da haksızlık yapmayın canım. Bu olay "Cartcurtdistan" da yaşandı. Antidemokratik olup, demokrasiye henüz geçme aşamasında ve çabasında olan bir ülkeden bahsediyoruz.

...
MHP'de olağanüstü kongre sürecinin başlaması ile bitişi arasında ülkemizin yönetim sistemi değişti; bundan hala bihaber olup da ahkam kesenler bizi şöyle olmakla, böyle olmakla itham ediyorlar. Kafasını ideolojik kuyuya sokup, çıkarmayanlar elbette bizim ne demek ve yapmak istediğimi anlayamayacaklardır. 
... 
Doğal olarak TÜRK MİLLİYETÇİLERİ MUHALİF HAREKETİ'nin gündemi olan MHP parti yönetimine gelme düşüncesi; ülkemizin her geçen gün tek adam hakimiyetine dayanan yeni sistemin yaratacağı kabusa itilmemesine müdahale etme misyonuna evrilmiştir. Dolayısıyla iş adeta MHP' yi kurtarmakken; ülkeyi kurtarmaya dönüşmüştür.
...
İYİ PARTİ'nin kurulma süreci ve gerekçesine bir de böyle bakmak lazım. 

İlk önce "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi"nin ne getirip, ne götürdüğünün hesabını yapmak isteyenler sakin bir ortama çekilip; " İYİ PARTİ"nin kurulmasının " Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin bekasına dönük etkisi ne olacaktır; onu düşünsünler. 
...
Dolayısıyla, İYİ PARTİ'nin kurulmasını; birilerinin MHP Genel Başkanı olup, olamama; yönetiminin değişip, değişmemesi üzerinden anlatmak beyhude bir çabadır. 
...
İYİ PARTİ' nin kurulmasındaki temel gerekçe; "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem"e geçebilmenin öncülüğünü misyon edinenlerin; bunu kurumsal bir kimlik altında yapabilme zaruretidir.
...
Dolayısıyla, bundan sonra İYİ PARTİ'yi tüzük ve programı doğrultusunda eylem ve çalışmalarının takip edilmesi; söylenecek bir söz söz konusu ise ondan sonra söylenmesi en makul olandır.


Sözüm; öküze. O kendini bilir
Ahmak mı desem; öküz oğlu öküz mü desem, ne desem...
Ulan kadıncağıza 15 Temmuz'da kendisine başbakanlık görevi verildiyse niçin MHP Genel Başkanı olmak için uğraşıp, o kadar sıkıntıyı yaşasın ki; oturup o günü beklemek daha akıllıca olmazmıydı. Ne yani, iki aylık MHP Genel Başkanlığı cemaatin emelleri açısından ne kazandıracaktı ki. Oysa AKP de hazır, paketlenmişi varken. 
...
Yine aynı öküze sesleniyorum, o kendini biliyor.
Yine Meral Hanım Davutoğlu'nun 7 Haziran sonrası kurduğu seçim hükümetine davetini kabul edecek olsaydı; şerefsiz ve alçakca ithamınızdaki mantığa daha uygun düşmezmiydi. Ama Meral Hanım Davutoğlu'na ne dedi "Bu teklifinizi hakaret olarak görüyorum" dedi.
....
Peki azıcık mantık yürütüp bu hükme varmak mümkünken; niçin hala aynı öküzler "İspat etmeyen; elinde belge olup da savcılığa vermeyen namussuzdur, şerefsizdir, alçaktır, korkaktır" nitelendirmesinin muhatabı olmanın hazzını yaşamayı yeğleyerek, hep malum iftiraya atıf yapmaya devam ediyorlar. Çünkü hastalardan seçilmiş "Görevlendirme" söz konusu dur diyebiliriz.


Mahlube
Böylece "Maklube" denen şeyi "İYİ PARTİ" amblemini buna benzetenlerden öğrenmiş oldum. Demek ki bunların cemaat ile aynı sofraya oturup, maklubeye kaşık daldırmışlıkları var ki; kültürlerine vakıflar. Yalnız merak ettim, yanında ne içeceği alıyorlardı; onu da söyleseler

Bir anketin söylediği...
Doç. Dr. Ahmet Kasım Han'ın yaptığı ankete göre MHP seçmeninin %71.8'i Türkiye de yeni bir lidere ihtiyaç var diyor. Bu durumda MHP'nin Erdoğan ve AKP'ye desteği MHP yönetiminin dayatması olmuyor mu. Veya bu aynı zamanda MHP seçmeninin %71.8'ni MHP yönetimini tasvip etmiyor, istemiyor demek değil mi.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

27 Ekim 2017 Cuma

OZAN ARİF



Kadrolarımız hapiste, gazetelerimiz kapanmış, kanaat önderlerimiz kendi derdine düşmüş; birileri de kemik yalamaya çıkmışken; camiamız ile bütün iletişim kanallarımız kesilmişti. Sazı ile sözü ile gurbetten sılaya seslenerek; heyecanlarımızı diri tutmayı sağlıyordu.
....
İşte böyle, zor şartlar altında, ozanımız sürgündeyken kendisinin kasetlerini mütevazi kaset dükkanımda tezgah altında bulundurarak gençlere ulaştırmaya çalışıyordum.
...
O zamanlar muhtemelen 17 yaşlarında bir delikanlı, bugünler de ise kırk yaşlarında olan değerli gönüldaşım ''Reis senin günahın büyük biliyor musun; Ozan Arif'in kasetlerini dinleterek beni ülkücü yaptın'' diyor. 
...
Ozanımızın bu şekilde uzaktan eğitimi, öğretimi ve bu eğitim, öğretimin sebep olduğu güzellikler kendisi için şifa kaynağı olacaktır inşallah. Sağlılığı ile çok güzel haberler aldım. Ozanımıza sağlık, sıhhat, afiyetler diler; hürmetlerimi sunar, ellerinden öpüyorum. Bu arada Ali Sertelli üstadımız başta olmak üzre şifa bekleyen tüm hastalarımıza acil şifalar dileyip, dualarımızı eksik etmeyelim değerli gönüldaşlar.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

22 Ekim 2017 Pazar

KARDAK KAHRAMANI BALYOZ MAĞDURU ALİ TÜRKŞEN

Bugün Kardak Kayalıkları kahramanı ve maalesef Balyoz kumpası mağduru yiğit Türk subayı Ali Türkşen'i; Ümraniye Türk Ocağı ve Türk Eğitim-Sen Şube Başkanlığının davetlisi olarak yoğun katılımın olduğu toplantıda heyecanla dinledik. Dolayısıyla, Ümraniye Türk Ocağı Başkanı Sayın Faruk Ülker ve yine Türk Eğitim-Sen Şube başkanı Sayın Ali İhsan HasanpaşaoğluBey'ye böyle bir organizasyonu tertip etmiş olmalarından dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz.
...
Konuşmanın başlığı Ege adaları ve Kıbrıs idi ancak konuşma daha çok Yunanistan tarafından işgal edilmiş olan 18 Ege adaları üzerineydi. Değerli komutan çok şey anlattı elbette ancak anlattıklarından bilmediklerimize dikkat çekmek için sizlerle aklımda kalanları paylaşmak istiyorum.
...
Yunanistan tarafından işgal edilen 18 ada; Lozan Antlaşmasında özellikle isim isim sayılan ve Yunanistan'a verilen 12 adanın dışında olan adalar. Ege de çoğu kıyılarımıza çok yakın olan ancak Lozan Antlaşmasında kimlere ait olduklarına dair tanımlaması yapılmamış olan 152 ada olduğunu, işgal edilen 18 adanın da bunlardan olduğunu öğrendik.
....
Esas mesele; aslında Yunanistan'ın ''Erken kalkan bu adalardan işgal ettiklerinin sahibi olur'' mantığı ile hareket ederek; kime ait olduğu tanımlanmamış bu adalara sahip çıkmak istiyor. Düşünceleri; bizim kıyılarımıza yakın bu adaları önce işgal, sonra kullanılabilir hale getirerek neredeyse oltamızı atıp, balık tutacağımız deniz sahamız bile kalmayacak şekilde alan kazanmaya çalışıyorlar. Yine çok garip olan bir şey de; bu işgaller 2005 yılında başlamış ve bugüne gelmişiz. Şimdi ki Milli Eğitim Bakanı milli savunma bakanı olduğu dönemde malum 18 adanın Yunanistan tarafından işgal edildiğini devlet olarak resmen kabul etmişiz. Doğal olarak akla gelen de ''Peki siz buna karşılık ne yaptınız, ne önlem aldınız'' diye somak gerekiyor. Yunanistan bu işgal ettiği kendisine ait olmayan adalar üzerinde yaşanabilir ortamlar oluşturarak kendi kıta sahanlığını olta ile balık tuttuğumuz kıyılarımıza kadar uzatmak istiyor. Bütün bu işgallere zamanında müdahale etmezsek; yarın uluslararası mahkemelerde hakkımızı savunmamız mümkün olmayabilir; şimdiye kadar aklınız neredeydi diyebilirler.
...
Anlaşılması mümkün olmayan diğer bir husus da; emekli bir komutanımız bu 152 adadan ege illerimize yakın olanların tapu dairelerinde kayıtlarına ulaşmak için çalışma yapmak istemiş ancak ''Durduk yerde başımıza iş mi açacaksın'' dercesine bir tavır ortaya konmuş, müsaade edilmemiş.
...
Değerli komutanımız kumpas davaları süresince yaşamış olduğu eziyet nedeniyle devletine ve milletine karşı kesinlikle herhangi bir dargınlığının veya kırgınlığının söz konusu olamayacağını; o yaşadıklarının kendisini bugün geniş kitlelere tanıttığını, şimdi olduğu gibi onlara hitap eme imkanını bulduğunu söyledi. Ancak ülkesi ve milletinin geleceği ile ilgili sıkıntılı bir durumun söz konusu olduğunu, mutsuz olduğunu ancak umutsuz olmanın kesinlikle gereksiz olduğunu söyleyerek; bunun içinde sadece konuşmak değil, siyasette de bulunmak gerektiğine inandığını; bunun için de yeni oluşuma iştirak ettiğini doğrudan olmasa bile dolaylı olarak söylemiş oldu.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

19 Ekim 2017 Perşembe

BEN AHMAK DEĞİLİM Kİ...

Değerli dostlar durduk yerde bu "Türkçülüğün kınanması" da nereden çıktı. Sizler ne düşünüyorsunuz bilemem ama ben bunun 2001 yılından beridir uygulana gelen projenin devamı olarak görüyorum.
 
Neden mi.
Kendisi istifa ederek Tansu Çiler ve Mesut Yılmaz'ın istifasını sağlayıp, sonra da kendisi vaz geçip, Recep Tayyip Erdoğan için merkez sağın siyaseten boşaltılmasını sağlayarak, güllük gülistanlık alan açıp ''Buyurun efendim'' diyen Sayın Devlet Bahçeli bunu niçin yapmıştır?

MHP'nin ölmesine de, dirilmesine de müsaade etmeyip ama can çekişerek sürünmesini sağlayarak; AKP'nin iktidara "Atlama taşı" olma misyonunu görev bilip, 7 Haziran seçimlerinde MHP'nin almış olduğu 80 milletvekillini fazla bulup, AKP'nin de tek başına iktidar olamayacağını görüp; dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan seçeneği dışında tüm iktidar alternatiflerinin önünü tıkayarak bile bile MHP'nin gücünü kaybedeceği 1 Kasım seçim sürecini tetikleyen Sayın Devlet Bahçeli bunu niçin yapmıştır?

Tuğrul Türkeş'i Davutoğlu seçim hükumetinde görevlendirip; Sayın Meral Akşener'in de bu bu seçim hükumetinde yer alması teklifine tav olacağını sanıp, olmayınca da tüm hesapların alt üst olacağını görüp adeta çılgına dönen, kadıncağızın ismine kara çalmalara sessiz kalıp ''O hanımefendi dinlenecek'' diyen Sayın Devlet Bahçeli bunu niçin yapmıştır?

MHP olağanüstü kongresi için lazım olan delege imzasının üç katı imza toplanmasına rağmen devlet imkanları da seferber edilerek; "ellem yapıp, güllem yapıp" MHP Genel Başkanı ve parti yönetiminin değişmesi ile 2001 yılında devreye sokulan projede var olduğu anlaşılan "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ne geçişe izin vermeyecek olan ülkücü iradenin tecelli etmesine müsaade etmeyerek; Sayın Devlet Bahçeli bunu niçin yapmıştır?

Daha önce ''Sayın Erdoğan'ın Başkanlık sitemi özlemi devleti tek adam rejimine götürür, buna geçit vermeyeceğiz'' diyen; 1 Kasım seçimlerinden sonra da karşı çıktığı tek adamlı sisteme geçiş sürecini tetikleyen ama Türk milliyetçilerinin %85'nin hayır dediği, Partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesini sağlayan Sayın Devlet Bahçeli bunu niçin yapmıştır?

Yıllar önce ''Türkçülük Günü''nü sanki banisi kendisiymiş gibi ''Milliyetçiler Günü''ne çeviren; bugün de kankasının ''Türküm'' diyebilirsiniz ama ''Türkçüyüm'' diyemezsiniz üfürmesinden rahatsızlık duymayan; sistem değişikliğinden sonra, şimdi de devletin kimliğinin değiştirileceği intibasını uyandıran bu üfürmelere sessiz kalan Sayın Devlet Bahçeli bunu niçin yapmıştır?

Bu yazımı ''Lidere sadakat namusumuzdur diyenlere ithaf ediyorum.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

17 Ekim 2017 Salı

MÜFTÜNÜN NİKAH KIYMASI VE METAL YORGUNLUĞU TELAŞI

Müftünün nikah kıyması meselesinin temelinde siyasi rant var
Pratikte uygulamasına hiç de ihtiyaç duyulmayan; milletin bir kesiminin gönlüne hoş görünmek, zamanı gelince de biz sizin için bunu yaptık diyerek üzerinden oy devşirme niyeti güdülen din soslu "Müftülerin nikah kıyabilmesi" meselesi; devleti yönetmekte yaşanan sıkıntıların fark edilmemesi üzerine düşünülmüş olan dikkat dağıtma operasyonudur.
...
Lütfen, devletini ve milletini sevenler bu tartışmalara katılmayalım. Çünkü her şeyden önce eğer bu uygulama mağdurlar yaratacaksa; en çok bu uygulamayı isteyenlerde olacaktır. Nasıl olsa bu uygulamayı bizler tercih etmeyeceğimize göre niçin telaşlanıyorsunuz ki.
...
Ayrıca bu müftü nikahını savunanların belki de tamamı savundukları usulü fiilen kendileri için tercih etmeyeceklerdir. Çünkü onlar da çok iyi biliyorlar ki; nikah masraflarının büyük bir kısmı nikah salonunda toplanan paradan karşılanıyor. Dolayısıyla, başta savunanlar olmak üzere kimse müftülükte nikahı tercih etmeyecektir.
...
Dikkatinizi çekerim; müftülükte nikahı savunanlar aynı zamanda faize de karşı çıkarlar ama bankadaki paraları için aldıkları faizi bankaya veya devlete bırakmazlar; o parayı çekerler doğal gaz veya elektrik faturalarını öderler; nasıl olsa boğazımızdan geçmedi deyip, faize karşı olmaya da devam ederler.
...
Lütfen, artık milletin sosyolojisini başta CHP olmak üzere anlamaya çalışalım. TV'ler de bu konuda CHP adına canhıraş bir şekilde konuşanlar "Bu konunun muhatabı bizler değil, uygulamayı tercih edecek olanlardır" deseler AKP'nin tüm kurgusu alt üst olacaktır.
...
AKP'nin bu tür çıkışları; metal yorgunluğu diye tanımladıkları motivasyon kayıplarını telafi etmeye yönelik olarak oylarını konsolide etme çabasıdır. "Dine atıflı" bu tür atraksiyonlara karşı çıkmak her zaman için muhalefete kaybettirmiştir. Eğer 28 Şubat sürecinde CHP daha sonraki yıllarda başörtüsü meselesinde gösterdiği hoşgörü ve anlayışı göstermiş olsaydı her seçim arifesinde AKP'yi motive eden kaynağı kurutmuş olacaktı ama maalesef her defasında AKP'nin kurgusuna figüran oldu. 


Metal yorgunluğu değil kabahate kamuflaj
Çok garip; şekli, şemali belli olmayan "Yamuk bir demokrasi" ile yönetiliyoruz. Mesela halkın seçtiği belediye başkanları Cumhurbaşkanı telkinleri ile olmadı tehditi ile istifaya zorlanıyorlarlar.
...
Evet, belediye başkanları görevden uzaklaştırılabilirler; arsızlık, hırsızlık, namussuzluk veya görev yapamayacak kadar sağlıksız olmaları gibi nedenlerle.
...
Şimdi doğal olarak Melih Gökçek "Ben bunlardan hangisini yaptım ki görevimi bırakayım" diyor. Adam haklı; tüm Ankara halkına hizmet için seçilen bu insanı yine Ankara halkı göndermelidir değil mi? Öyle ya; muhterem senin partinde yorgunluk, şu veya bu ne halt varsa var; benim belediye başkanımı niçin istifaya zorluyorsunuz. Ha, şehri parsel parsel sattı da ondan diyorsan; T.C mahkemelerine havale et sonra gel canımızı ye.
...
O büyük, yüceler yücesi kurban olduğum Allah; şartları öğle eğip, büker sonra ortaya döker ki; inkarı mümkün olmayan kabahatleri suç üstü yapar adeta.
...
Aslında metal yorgunluğu denen şey; itiraf edilemeyen kabahatleri; kelime oyunları ile ortalama zeka düzeyine sahip, düşünebilen insanların dikkatinden kaçırma çabası veya kamuflajdır diyebiliriz.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

14 Ekim 2017 Cumartesi

BİLGİYİ CEHALETE ŞAMAR OĞLANI YAPTILAR

Ne zaman ki yazı ve yorumlarımda birilerinin siyasi cehaletinden bahsedecek olsam; hemen AKP yandaşları linç girişiminde bulunarak "Vay, sen nasıl olur da millete cahil, bilgisiz dersin" diyorlar. Oysa bizim kasdettiğiniz tamamen "Bilmeme"nin eksikliğini vurgulamaktadır. 
...
AKP oy hesabı ile "Cehalete" vermiş oldukları pirim nedeniyle cahillere müthiş bir özgüven kazandırdılar. Her fırsatta sürekli "Cehaletin" gönlünü okşayacak cümleler kullandılar. Adeta sokağa tüküreni değil de uyaranı "Sen milleti nasıl rencide edersin" diyerek horlayıp, hatta tehdit bile edilmişlerdir.
...
AKP seçmen psikolojisini çok iyi analiz edip, her defasında bundan kendi lehine en iyi sonucu nasıl alabileceğinin hesabını yaparak bu günlere gelmiştir ; "Rencide edildiğini düşündüğü tükürene" sahip çıkmayı tercih etmiştir. Oysa gerçek olan bu ülkeye yere tükürmeyen insanın lazım olduğudur. Doğal olarak "Tükürene" sahiplenme duygusunun yansıması da oy şeklinde oluyor. Yıllarca bu böyle devam etti. Ve maalesef ülkemizde "Bilenler" "Bilmeyenlerin" şamar oğlanı yapıldı.
...
Beni lince tabi tutmak isteyen ukala, hatta ahmak; yüreğin yetiyorsa senin bilgi ve donanımın yetersiz diye karın tokluğuna çalıştıran şerefsizlerin takibini yapmayan devleti yönetenlerden hesap sor. Sorgularmısın; bu kadar oyun kıymetliyse; niçin sokağın süpürgesi hep senin eline tutuşturulur.
....
Kim ne derse desin; siyaset cehaletten beslendiği sürece Türkiye'nin gelişmesi ve batı standartlarında demokrasiye de ekonomik düzeye de ulaşılması mümkün değildir. Çünkü siyasetin cehaletten, cehaletin siyasetten nemalanması gibi kendi kendini besleyen bir kısır döngü söz konusu.


Yeni parti kurma ihtiyacı
Parti kurma ihtiyacı; diğer bir anlamıyla, tek adam diktasına geçit vermemek; "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme" tekrar dönmek için verilecek mücadelede ihtiyaç duyulan kurumsal bir kimliğe sahip olma zaruretinden doğmuştur.

Yeni oluşumu hafife almak cehalettendir
Meral Akşener hareketi; tek adam rejimi ile Türk milletinden gizlenen siyasal İslam ajandasının Cumhuriyet değer ve kazanımlarını ortadan kaldırmak üzere dizayn edilmiş olan; coğrafya belki aynı kalacak ama üzerindeki Türk'e göre, Türk'ten gelen ve Türk için olan tüm değer ve tanımlamaların başkalaştırılması düşüncesine hayır deme inisiyatifidir.
... 
Kısa zamanda yeni partinin öncüleri tarafından bu gerçeğin çokca anlatılması gerekiyor. İşin bu tarafı ihmal edilirse korkarım millet yeni partinin amaç ve kurulma gerekçelerini anlayamayacaklardır.
...
Dolayısıyla, içinden geçmekte olduğumuz süreci dikkate aldığımızda benim için parti programı ve tüzüğünden ziyade ortaya konan bu inisiyatifin arkasından gitme kararlılığıdır. 


Sevişirken soyunmak
Din adamı denen birisi "Sevişirken soyunmayın" demiş.
Pezevenk; elinden gelse karı kocayı aynı yatağa bile sokmayacak da; çocuk nasıl olacak, nesil nasıl devam edecek ona çözüm bulamamış anlaşılan. 
...
Yahu bunlar din adamı mı; cinsi sapık mı. Kafalarını apış arasından bir türlü çıkaramıyorlar.
...
Hiç olmazsa milleti yatağında baş başa, rahat bırak pezevenk. Varsa sözün hak, hukuk, adalet, ahlak vicdan üzerine; onu söylesene...


Yeni oluşuma uygulanan ekran yasağı ödlekliğin paralelinde acımasızca devam ediyor
Daha önce TV'ler de sürekli izlediğimiz, Türkiye'nin yetişmiş değerli akademisyenlerinden Ümit Özdağ, Sinan Ogan, Özcan Yeniçeri, Yusuf Halacoğlu gibi isimleri artık TV'ler de görüp, dinleyemiyoruz. Bunların yerine ikame edilen aktrol rektörleri dinlemekten gına geldi. 
... 
Alanlarında popüler olan bu isimlere; hele ki özel TV kanallarının kendi inisiyatifleri ile ambargo koymuş olmaları mümkün değil. Belli ki siyasi tehdit ve yönlendirme ile oluyor. 
... 
Bütün bunların müsebbibi; demokrasiyi gasp edip, tüm nimetlerini kendi siyasi ikballerine konumlandıran Erdoğan-Bahçeli hegemonyasıdır. Ama az kaldı; yeni partinin yaratacağı sinerji ile demokrasi tekrar özgürlüğüne kavuşacak, "Özgürleşen demokrasimiz" sayesinde oluşacak olan yeni siyasal yapılanma ile tüm dünya iç ve dış siyaseti ile itibar kazanıp, güven telkin eden bir Türkiye ile muhatap olacaklardır. 


ABD'ye misilleme
ABD onu yaptı, biz de bunu yapalım mantığı sonuç vermez, olsa olsa aciziyet görüntüsü verir. ABD ile ilişkilerin ne düzeyde devam ettiği belliyken, devlet olarak kendimizce gardımızı alabileceğimiz unsurlar ile bunlar üzerine oluşturulacak politikaların daha önceden belirlenmiş olması gerekirdi.Yapılacak şey; notları sürekli tutup bir gün fırsatını bulup, taşı gediğine koyabilmektir. Ama önceden iyi kestirmek gerekir; bir taşa, bir de gediğe bakmak lazım zira gedik küçük, taş büyük olabilir.
...
15 Temmuz'dan en fazla onbeş gün sonra ABD'ye İncirlik'te bir operasyon yapmak gerekirdi. O günden bugüne ne oldu; hiç bir şey. Adamlar ülkemizde darbe yaptılar, şüphemizi bile doğru dürüst dile getiremedik ancak onların bir çalışanları tutuklanınca hesap sormaya fütursuzca cüret edebiliyorlar.
...
Çok değişken dış politikaya bir de çark etmeler eklenince; düşmanların istedikleri gibi horozlanmaları onlar için hiç de zor değil. 

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

6 Ekim 2017 Cuma

ANLAŞILMAMASINA BİNAEN TEKRARDIR; YENİ PARTİ

Anlaşılmamasına Binaen Tekrardır 
Kurulan partinin kuruluş gerekçesi aynen şöyledir. 
...
Böyle giderse; yani Devlet Bahçeli-Erdoğan ittifakı devam ederse artık eski sisteme dönebilmenin mümkün olmayacağı gibi MHP'nin Erdoğan'ı desteklemek dışında bir düşüncesinin (Güçlü emarelerden de anlaşılacağı üzere) olmadığını; devam ettirdiği iç siyasetten anlıyoruz ki yoktur; 2019 seçimlerinde de bunun fiilen devam edeceğini görüyoruz. 
...
''Değişimci'' Türk milliyetçileri olarak düşünüyoruz ki; eğer 2019 da Erdoğan tekrar Cumhurbaşkanı seçilirse bu devlet Türk devleti olmaktan öte her şey olabileceği; başka bir yapıda devlet haline evrilebileceği; devlet ve millet tanımının dahi değişeceğine neredeyse kesin gözüyle bakıyoruz. 
...
15 senedir cumhuriyet değerleri ve kazanımlarından intikam almaya yönelik bir yönetim anlayışı devam ediyor. Fetö ile mücadele devletin ve milletin bekası için değil adeta Erdoğan'ın şahsi intikam mücadelesi haline gelmiş olması her geçen gün ülkede zafiyete ve kaosa neden olmakta. İşte tüm bunları dikkate alan ''Değişimci Türk milliyetçileri'' olarak tek başımıza bu korkularımıza karşı yeterli güveni sağlamak için mevcudiyetimiz yeterli olamayacağına göre ve de MHP'nin de böyle bir endişe taşıyıp, önlem almaya yönelik bir düşüncesi olmadığına göre; ana omurgasını Türk milliyetçilerinin oluşturduğu, aynı zamanda milli çizgide olan, vatan ve millet sevgisinden şüphe duyulmayan değişik siyasal görüş ve düşüncede olan saygın insanların da olabileceği yapılanma ile partileşme sürecince gidildi. 
...
Eğer bütün kurucu üyelerin ülkücü olmalarına dikkat edilecek olunsaydı; o zaman parti kurmaya ne gerek vardı ki; MHP de yönetimi ele geçirmeye çalışmak daha pratik çözüm olurdu ama zaman çok dardı. Yönetime gelinmiş olsa bile bu sefer de yeni yönetim kurumsal kimlik MHP adına 2019 da eski sisteme döneceğiz diye nasıl çalışıp milleti ikna edebilecekti. Millet o zaman demeyecek mi ''Madem ki eski sisteme dönecektiniz, öyleyse referandumda niçin ''Evet'' dediniz demeyecek mi. O zaman ''Devlet Bahçeli bize zorla evet dedirtti'' mi diyeceğiz. 
...
Türk milliyetçileri artık şuna karar verecekler; ya yeni partiye destek olup, etrafında kenetlenerek ''Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme dönmek'' üzerine propagandasını yapacak, 2019 seçimlerine böyle hazırlanacaklar; ya da; MHP şemsiyesi altında tek adam rejimine devam etmek için yine Devlet Bahçeli liderliğinde Recep Tayyip Erdoğan'ın 2019 seçimlerinde tekrar kazanması içim çalışacaklar. 
...
Benim için yeni partinin kuruluş amacının en geçerli gerekçesi 2019 seçimlerinde Erdoğan'ı tekrar cumhurbaşkanı seçtirmemek ve ''Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme'' dönmenin öncüsü olan bir adayı desteklemektir. 
...
Dolayısıyla Türk milliyetçileri ilk önce ''Partili tek adamlı cumhurbaşkanlığı sistemi''ni mi; yoksa ''Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem''i mi tercih edecek; bunun kararını verdikten sonra yeni partinin saflarında olmaya veya olmamaya karar vermek durumundadır.
...
Kesinlikle MHP'nin muadili bir partinin kurulması söz konusu değildir.
Meselenin aslı da; astarı da budur.

Duygusallığı ve Sadakat Duvarını Aşmak
MHP kurulduğundan beridir, özellikle son yirmi yıldır bir "Umut" olarak millete takdim edilirken; aynı zamanda iradesini gasp edip, bir yerlere çelik halatlarla bağlayıp, ''Kıpraşmasına'' dahi müsaade etmeyenlerin yüzündendir ki; bu "umuda sevdanın" körelttiği akıl, fikir ve iz'anımız hiç umulmadık felaketlere aldı götürdü hepimizi; milletimizi de ülkemizi de.
... 
İşte Türk milliyetçilerinin bu anlamdaki iradesinin gasp edilmişliğine isyanın neticesidir yeni partinin kurulması. 

...
Hala MHP'nin tarihi geçmişinden kendisine nüfuz edip gelen her MHP'linin iliklerine kadar bütünleştiği; günlük yaşamında varlığını, etkisini üzerinde hissetmediği bir anı dahi olmayan ''Halden'' bir başka hale evrilme, yani duygusal kopuş elbette çok zor ama bunu başarıp, yeni parti etrafında bütünleşmek durumundayız. Şahsen bu beyhude duygusal ve sadakat duvarını aştım, çok da rahatladım. Bunda en çok kuvvet aldığım motivasyon kaynağım da yarınlara dair taşıdığım endişelerimdir. 
...
Tekrar ediyorum ki duygusal kopuşu başarıp, mantıklı sürece evrilmek durumundayız. Devletimizin ve milletimizin bekası için bunu başarmak zorundayız; zira size kesinlikle ifade etmek isterim ki; 94 yıllık cumhuriyetin değer ve kazanımlarına dair hiç bir şey kalmayacak. Kadir Mısıroğlu Atatürk'ün heykellerini kastederek ne diyor; "Heykellerin köpek leşi gibi sürüklendiğini göreceksiniz". Peki o meczup bu cür'eti nereden alıyor; yarınlarına dair umut ve beklentilerinden değil mi; buna da güç veren siyasi iktidar değil mi. 

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

1 Ekim 2017 Pazar

GÜNDEME DAİR ''ORDAN BURDAN ŞURDAN''

Rize'yi Sel Bastı
Amcacığım son bir kez de ''Suriyeli'yim'' demeyi denesen...?

Ülkemizin Adı Tekiye mi
Milletimizin adı "Tek millet" ise; ülkemizin adı da "Tekiye" olmalı" diyor Ümit Özdağ. 
... 
Milletin tek olması değil, Türk olması önemlidir. Sayın Cumhurbaşkanı konuşmalarında sürekli milletin tekliğinden bahsediyor ama her ne hikmetse Türklüğünden bahsetmiyor. Bu devletin Türklüğünün nesi Sayın Cumhurbaşkanını rahatsız eder ki.


Kısmen Açıklanan Kurucular Kurulu
Meral Hanım'ın açıklamış olduğu kurucu isimler; partinin mantalitesine yönelik, kamuoyuna ön bilgi vermeye ve aynı zamanda MHP'nin izdüşümü olacağı iddiaları üzerine bir cevap niteliğindedir. Sürecin çok güzel yönetildiğini düşünüyorum. 
... 
Nefsi beklentiler elbette olacaktır ancak sabırlı olmakta fayda var; bu şekilde davranmakla çalışmaların rahatça yapılmasını kolaylaştırmış oluruz.


Fetöcü Lohusa Kadın Kodese ya AKP'li...
AKP sözcüsü gibi konuşan Prof. diyor ki; "Fetöcü siyasiler ve belediye başkanları kendilerinin bilindiklerinin farkındalar. Dolaysıyla, istifalarını vererek uzaklaşmalıdırlar"
...
Peki, niçin AKP'li fetöcülere torpil geçiliyor. Madem ki fetöcü oldukları biliniyorsa niçin lohusa kadınlar dahi derdest edilirken; bu torpilli AKP'li fetöcülerin cezası sadece istifa etmiş olmakla mı kalacak? 


Erdoğan İktidar olma barajını %50+1 çekti İlk Mağduru Kendisi Olacak
Bu aralar belki herkesin farkına varamadığı, şahsen farkına vararak, dayanılmaz hazzını duyup, zevkini yaşadığım bir durum söz konusu.
... 
AKP'nin oyu %40'lardan aşağı düşmediği sürece iktidardan düşme ihtimali yoktu. Ama Allah onları güç zehirlenmesine uğrattı; sahip oldukları gücü kontrol edemeyince durduk yerde "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi"ne geçilmesini sağlayarak, kendileri için yüzde yüz iktidar garantisi sağlayacak oy yüzdesini %50+1'e yükselttiler.
...
Aslında eski sisteme göre en kötü ihtimalle kör topal en az iki dönem yani on sene daha sürebilecek AKP iktidarı; kendi ipini kendisi çekmiş oldu.
...
Bunu iki şekilde açıklayabiliriz; ya AKP'nin 2019 seçim sonuçlarını şimdiden YSK ile oturup, masa başında belirledi veya 2019 seçim sonuçları istediği gibi çıkmayacağını fark ettiği an aynen referandumda olduğu gibi artık günler öncesi mi, yoksa seçim gününde mi olur; bir tedbirini düşünmüş olmalı.
...
Ancak AKP ve Erdoğan ne düşünürse düşünsünler; kendi şanslarını daha zora soktukları gibi muhalefetin de işini kolaylaştırmışlardır. Aslında bu şans AKP'nin çok gariptir ki; kendi elleri ile muhalefete bir ikramı olmuştur.
...
Her şeye rağmen AKP ve Erdoğan karşıtı blokun kazanabilmesi için %50+1'e değil, %60'a odaklanmaları gerekecektir. Şimdiden söylemeliyim ki; "AKP'ye yeter artık bloku"nun alacağı %50+1+2+3+4 düzeyindeki oy oranı kazanabilmeleri için yeterlidir olmayabilecektir; benden söylemesi. Seçime son üç ay kala 4 milyon Suriyeli göçmem TC vatandaşı kabul edilirse varın seçim sonuçlarını siz düşünün. Olur mu; olur ve hep beraber bağırır, çağırırız ve sonra her zaman olduğu gibi balkon konuşmasını dinleriz. İşte bu nedenle AKP karşıtı blokun ancak %60'lık oy ile kazanabileceklerini düşünmeleri gerekiyor.
...
T. C vatandaşı olarak AKP'nin yaptığı yol, köprü, tünel, cenaze hizmetlerinin de farkındayız; her türlü hile ve fetbazlıklarının da. Ondandır ki; böyle düşünüyoruz. 


Bakanların Madara Olma halleri
Böyle gayri ciddi devlet mi yönetilir Allah aşkına. Cumhurbaşkanı Kuzey Irak'a ilişkin yaptırımları(Keşke) peş peşe sıralarken; ekonomi bakanı adeta "Ne münasebet" dercesine "Ticaretimiz devam edecek" diyor.
...
Tek adamlılığın bile gereğini yapamıyorlar. Bu kadar kendi içinde çelişkilerle dolu bir devlet yönetiminin dış dünyada oluşturacağı algı sizce ne olabilir.
...
Onun içindir diyorum ki; "İstikrarsız ve bir o kadar da çelişki dolu yönetim" algısı dışında dostumuza da düşmanımıza da "Net duruş" sergileyemiyoruz.


Atatük Sevgisini Tehdit Edenler
İstanbul'da bir lisemizde İngilizce dersinde; "Ülkemizin en büyük lideri kimdir" sorusuna "Atatürk" diye cevap veren öğrenci sınav kağıdını hocasına verirken; "Hocam Atatürk dedim, bir sakıncası olur mu" diyor.
...
Eğer bugün ülkemizde yüzde yüz doğruluğundan şüphe edilmeyen bu tür soruların cevaplarının verilmesinden dahi çekiniliyorsa; sessizce (Bana göre çala oynaya) bir darbenin gerçekleştirilmiş olduğunu gösterir.
...
CHP 15 Temmuz üzerinden muhalefet yaparken farkında olmadan, aslında iktidarın kendisini en iyi savunabileceği, CHP'nin söylemlerini en iyi manipüla edebileceği alana çekiyor.
...
Dikkat edecek olursanız muktedir güç, Meral Hanım ile ilgili iftiralar dahil olmak üzere güçlü muhalif isimleri hep 15 Temmuz arenasına çekerek, delil yoksa da Aktroller vasıtası ile uydurarak istediği arenada ve kendisinin belirlediği kurallar dahilinde ve üstelik de kazanacağı şekilde ülkedeki siyaseti dizayn ediyorlar.
...
İktidar, her ne şart altında olursa olsun, tükenmişliğinin de farkında olarak siyaset yapma zeminini 15 Temmuz vakası üzerine oturtmuş durumda.
35 sene önceki olmayan köprü ve tünelleri yapmakla övünen iktidar; eğer, son 15 senesini heba ettiğini düşünerek 35 sene önceki eğitim sistemine dönme ihtiyacı duymuşsa; her ne kadar eğitim sisteminin hayrına olsa da; iktidarın tükenmişliğini gösterir.


BOP Eşbaşkanlığının Güncellenmesi Riski
En büyük endişem; Erdoğan'ın 2019 seçimlerini kazanabilme uğruna ABD ile güncellenmiş yeni bir eşbaşkanlık sürecine girmesidir. Cümle alem biliyoruz ki; fetö ve 15 Temmuz dahil başımıza ne geldiyse Recep Tayyip Erdoğan'ı Başbakan yapma senaryosunun sonucudur.
...
Nasıl olacak derseniz; 2019 arifesinde Gülen'in iadesi ile sağlanacak oy patlaması için ABD'ye ne tür tavizlerin verileceğine bağlı. Olmaz demeyin; Erdoğan aldığı üstün cesaret ödülü ve eşbaşkanlığı hala iade etmiş değil.


Hesap Soracakken Hesap Verir Duruma Düşmek
Tüm ülkücü camia olarak; onbeş yıl önce ABD'nin pezevenkliğinde başlayan; Türk milleti ve devletinin başına örülen çorabın müsebbibi olanlardan tek tek hesabını soralım derken bir de gördük ki kendimiz hesap verir hale getirilmişiz; kim tarafından; "Bilgisiz Lider, Bahçesiz Devlet" tahtından.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

24 Eylül 2017 Pazar

OLUP BİTENLER ÜZERİNE HASBIHAL

Göndere Çekilen Barzani Paçavrasından Bağımsızlık Referandumuna
Daha dün Barzani'nin paçavralarını ülkemizin iki güzide şehrinde göndere çekip, dalgalandırıp sonra da altında saygıya geçen ve aynı zamanda devleti yöneten bu mantalitenin samimi olduğuna inanmıyor, güvenmiyorum.
...
Benim aklıma PKK ile mücadele etmek varken; hendekler açılıp, yığınaklar yapılırken; vali ve kaymakamlara "Hele elleşmeyin, açılımı akamete uğratmayın" diyen; PKK'ya müdahale etmeme talimatlarını hatırlattı. Yani yüzde yüz karşı çıkılacağını sandığımız bir tavır yerine; aksine davranışın gerçekleşmesine göz yummak gibi bir durum söz konusu. 

...
Dikkatinizi çekerim, adam Türkiye'nin niyetini test etmek için ilk önce bayrağını ülkemizde göndere çektirdi, daha sona referanduma gitme kararı aldı. Şimdi Türkiye olarak ne yapmış oluyoruz; adamın çeşmemizden damacanasını doldurmasına izin veriyoruz ama sonra da; içindeki suyu içemezsin diyoruz. 
...
Sonuç olarak; Barzani nezdinde Türkiye'nin zerrece caydırıcılığı yoktur. Hatta Mehti Eker "Bu Tezkere Asla Bölgede Yaşayan Kardeşlerimize Dönük Değildir" diyerek Kuzey Irak'a ''Hayat öpücüğü'' garantisi veriyor. Adeta, Barzani'ye; ''Bizden bir sıkıntı çıkmaz, siz İran ile ilgilenin'' demek istenmiştir.
...
Çelişkilerle dolu dış politikamız bizlerle dost olmak isteyenin de, düşman olmak isteyenin de kafasını karıştırıyor. Şu anda dünya üzerinde, hakkımızdaki dış politika algısı; "Gün be gün dış politikası değişen ülke; istikrar yok, hele ki bide seçim arifesi ise; iç siyasete dönük pirim elde etmek için ilişkisi olan tüm ülkeler ile gerilim yaratabilir ama bu kalıcı olmaz, kalıcı olan tek şey istikrarsızlıktır" 


TEOG Operasyonunun Düşündürdükleri
Tüm bakan, müsteşar ve bunlara bağlı birimler; eğer bir kişi emredip, siz de tamam efendim diyerek icraatta bulunacaksanız; niçin varsınız yahu. İçinizden hiç mi bir herif de çıkıp; "Efendim düşündüğünüz anlamda bir hazırlığımız yoktur; çalışma yapıp, alternatifini oluşturmamız lazım'' diyemez mi? Abdüllatif Şener bunu yaptı; siyasi düşüncesinde olmayanlar da dahil olmak üzere" Dürüst siyasetçi" denilince ilk akla gelen isimlerden birisidir. Bu algı bir siyasetçinin taşıyabileceği en büyük onurdur. 
...
Bir gün önce birinci derece sorumlu milli eğitim bakanının basın toplantısında hiç bahsetmediği TEOG'un kaldırılmasını Cumhurbaşkanından öğreniyoruz; çünkü bakanın haberi yoktu. İşin daha ilginç yanı; bakan talimatla gelen değişime öyle bir ayak uyduruyor ki; daha dün övdüğü sistemi yerden yere vurarak Cumhurbaşkanının verdiği kararın isabetli oluşunun propagandasını yapma telaşında. Oysa veliler kaldırılan sistemin alternatifinin ne olduğunun cevabını arıyor.
Yine coğrafya kitabında "Demokrasi ve tek adam idaresi" üzerine doğru yapılmış tarifi, bugün için kendilerini çağrıştırıyor diye kitapları toplatma kararı alarak imha edeceklermiş. Yazıktır, günahtır; bu kitaplar basılmadan önce kırk düşünüp, bir biçilmiyor mu.
... 
Türkiye'de günü kurtarmaya yönelik bir yönetim anlayışı var. Bunun nedeni yönetenlerden endişe edip, panikleyenler ile bu psikolojik halin müsebbibi olanların iç içe olmasıdır. Bir altındaki insanın fetöcü olma ihtimali veya kendisine gelen bir iş emrinin fetö menşeli olması olasılığı gibi haller endişe, panik ve korkuya neden oluyor ; dolaysıyla hata yapmamak adına herkes sahip olduğu yetkinin icraatını bir üst yetkiliye devrederek, resmen inisiyatif kullanmaktan kaçıyor. Bu yetki devri Cumhurbaşkanına kadar gidiyor; nihayetinde cumhurbaşkanı, müsebbibi kendisi olsa da "Tek adamlı demokrasi''nin ''Superman''i oluyor.
... 
Doksan dört yıllık cumhuriyet kazanımlarının bizi çoklu demokrasiye taşıması gerekirken, tek adamlı demokrasiye indirgemiş olması çok acı bir durumdur. Bunun müsebbibi olan nesilden olmaktan kendi adıma utanç duyuyorum.


Türk Milletinin Sosyolojisi Yok 
Kadim Türk milletinin en güçlü iki referansı; ordu millet oluşu, kendine özgü, tüm İslam alemince takdir edilen Anadolu müslümanlığı.
...
Ordumuza güven %90'lardan %30'lara indi,şimdilerde %60 da toparlandı. 2011 yılında dindarlığımız %65'ler mertebesindeyken 2016 verilerine göre %45 seviyelerine düşmüş. Son 15 yıldır Türkiye "Siyasal İslamcı evlatları" tarafından yönetiliyor ve her seçimde gene kazanıyorlar.
... 
Dini söylemlerle oy kazanan iktidar; döneminde, nasıl oluyor da dindarlık azalabiliyor peki. Türk ordu geleneğinin içine hangi ihanet şebekesinin sızdığı, buna taşoranlık yapanların kimler olduğu belliyken; ve de 15 Temmuz darbesine esas mani olanların, darbeye katılmayan, geri kalan %98'lik Türk ordusu mensupları olduğu halde; niçin siyasetsen ülkeyi yönetenlere güven azalmaz da Türk ordusuna güven azalır. Mesela millet niçin siyasal İslamcı yönetime "Sen hep ordu vesayetinden bahsettin, oyumuzu aldın ama 15 Temmuz da vesayetici dediğinin ordunun %98'i nasıl oldu da demokrasiye sahip çıktı, darbecileri derdest ettiler." diye sormaz. 
...
Tekrarlıyorum, Türk milletinin sosyolojisi yoktur; varsa da; sosyolojisi kavramlarını ters yüz ederek düşünmek lazım. 



Devletin Büyüklüğü Özgül ağırlığına bağlıdır
Devletlerin büyüklüğü; dünyanın her türlü nizamını etkileme gücün ile doğru orantılıdır. Dünya da üretilen fındığın %80'i bizim ülkemizde yetişiyor ama değerini fiyatlandıran bizim dışımızdaki unsurlar. Senin sahip olmakla şanslı ve en güçlü olduğun ve Allah'ın sadece sana bahşettiği bir nimetin kontrolüne bile sahip olamamışken; ''Dünya beşten büyüktür'' çıkışı bir anlam ifade etmez. 
...
İlk önce dünya da üretilen fındık üzerine olan he türlü inisiyatifini kendi üzerine alacaksın; sonra da sen başkalarını sana karşı bağırtacaksın; ''Dünya Türkiye'den büyüktür'' diye. O ülkeleri ilk beşin içine sokan; sahip oldukları güçtür. Bu aynen OHAL şartlarında senin muhaliflere yapmak istediklerini yaptığın gibi bir şey.
...
Bir çok insan hak, hukuk, adalet konusunda size ve hükümetinize dönüp, mağduriyetlerini dile getirerek haykırıyorlar; ''Senden büyük Allah var; Allah büyüktür, her şeye kadirdir'' dediklerinde aynen dünyanın ilk beşinin içindeymişsin gibi kimseyi umursamıyorsun değil mi; niçin, çünkü güç sende.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

21 Eylül 2017 Perşembe

''GÜNDEME DAİR ORDAN BURDAN ŞURDAN''

Lider dediğin....?
Lider denen insan gerçek anlamda lider olabilseydi; kendisine inanan ve güvenen insanların iki yıl içinde %85'nin sadakatını kaybetmezdi. Kendisine bir dönem için "Lider" denmişse nedeni; kendisine olan güven ve sadakattan değil, önceden süregelen bir davaya inanmış ve adanmışlık kültürüne sadakattan dolayıdır. 
...
Bu inanmış ve adanmışlık kültürünü ortadan kaldıranlar elbette neticelerine de katlanacaklardır. Bir davanın geleneksel kültürüne ihanet genel hale geldiği an; o davanın bir liderinin olduğundan bahsedilemez.
...
MHP Rahmetli Başbuğ zamanında Sayın Bahçeli döneminde olduğu kada hiç oy alamadı belki ama Başbuğ'un Türk milliyetçiliği ideolojisi doğrultusunda geleneksel duruş ve mantaliteye aykırı icraatı hiç olmamıştır. İşte olmadığı içindir ki; liderliği hiç tartışılmadı ve iki milyon kişi o kar kışta cenazesine katılmak istemişlerdir.
...
Rahmetli Başbuğ Türkiye bir mozaiktir diyenlere "Ne mozaiği ulan, mermerdir mermer" derken; Sayın Bahçeli 2006 yılında sanki rahmetli Başbuğ'a inat "Türkiye bir çiçek bahçesidir" diyordu. Benim de şahsi muhalifliğim de bu kırılma ile başlamıştı.
...
Yine Sayın Bahçeli banisinin Rahmetli Başbuğ'un olduğu "Geleneksel Antalya Türk devletleri ve akraba toplulukları kurultayı" organizasyonu kaldırmıştır. Niçin kaldırıldı; kimleri rahatsız etmişti veya kimler savaş nedeni gördüler ki; belayı başımızdan def etmek için kurultay kaldırıldı. 


Cemaatin vitrin süsü eli götünde geziyor
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar
Gülen-Hüseyin Gülerce
Bu adam masum; çaycı, çorbası şüpheli öylemi. Güldürmeyin insanı. Utanmadan muktedirlere yaranmak, kendi üzerine olabilecek odaklanmayı bertaraf etmek için sürekli fetö'nün ne kadar tehlikeli bir örgüt olduğunu anlatıyor. Her ne hikmetse devletin kararlılığını fark edince; kurnaz ya; arkadan dolanıp, itirafcı oluyor. Peki bu adam kırk yıldır cemaatin içinde olup da son beş yıl içinde mi niyetini fark edebildi
... 
Muktedirler ne düşünürse düşünsünler; toplum vicdanı kırk yıl cemaatin vitrinini oluşturan, süsleyen bu tip insanların ellerini, kollarını sallayarak ortalıkta dolaşmasını hazmedemiyor.


Tekrarın yaratacağı bıkkınlık
Evimize gelen herkes "A, ne güzel mobilyalarınız var. Koltuklarınız, TV ünitesi ve yemek odanız ne kadar da uyumlu ve şahaneymiş" diyorlar. Gelin görün ki; bu takımları aldığımızda henüz 13 yaşında olan oğlum şimdi 28 yaşında ve her vesile ile "Yahu baba, bunları sürekli görmekten bıktım, usandım artık. İlk okula giderken de aynı eşyalar, üniversiteyi bitirdim yine aynı eşyalar" diyerek evin içinde değişim istiyor(!)) 
....
Oğlum "Gören herkesin beğendiği, hatta belki de imrendiği eşyalarımızı niçin değiştirelim ki" dediğimde; "Baba bıktım, usandım anlasana beni" diyerek noktayı koydu(!)) 
...
2019 seçimlerinde seçmen tercihlerinde bizim evimizde yaşadığımız durum gibi bir hal zuhur edebilir.
2002 yılında 13 yaşında, 2019 yılında ise 33 yaşında olacak birisi için iktidarda hâlâ AKP ve Erdoğan'ın olması bir bıkkınlık ve usanmışlık yaratması söz konusu olamaz mı. 
...
Böyle bir bıkkınlık ve usanmışlık yeni kurulacak parti için hesabı yapılmayan büyük avantaj sağlayacaktır diye düşünüyorum. Zira Sayın Erdoğan'ın metal yorgunluğu dediği şeyin biraz da aslı budur. Yeni partinin bu kitlenin duygu ve düşünceleri üzerine projeler geliştirip, heyecan verici söylemlerle dile getirmesi gerekecektir. 


İmam hatipler isteneni vermeyince TEOG kaldırıldı
Yahu artık peşin olarak genel kabulümüz artık. Tüm AKP'li ailelerin çocuklar her dönem istedikleri okulu seçebilsinler, hatta okula bile gitmesinler, istedikleri diplomalar verilsin. Ne öyle, niyetiniz anlaşılmasın diye zart, zurt sistem değişikliğine gidiyorsunuz, ne gerek var.
...
Ama ne yapsanız evdeki hesap, çarşıya uymuyor. Millet anasının gözü; hamasete oyunu veriyor ama hamasetin dolduruşuna gelerek evladının istikbaline yön vermek istemiyor. Dindar olmak için çocuğunu imamhatibe göndermesi gerektiğine inanmıyor. Kısaca "Ne gada oy, o gada imam hatip" hesabını yapanların "Dindar nesil yetiştirme projesi" iflas etti. Bu sefer de; kader onları kandırdı. Kader utansın.


Ülkücülük MHP'de olurmuş; hadi oradan...
Neymiş efendim; Ülkücülük sadece MHP'de olabilirmiş. Haydin oradan, halt etmişsiniz. Ülkücülüğüm ile "MHP Balgat inisiyatifi" dışında her yer ve zeminde itibar gördüm elhamdülillah.
... 
Bizlere itibar edenlere karşı mahcup olmamak için yükledikleri misyon gereği; Balgat yel değirmenlerine karşı savaşmanın anlamsızlığını fark edip, yeni bir ruh ve heyecanla yola çıkarak; alışılmış siyaset anlayışını terk edip, sağ sol kavramlarını tedavülden kaldırarak; "milli çizgi" de buluşanların kucaklaştığı yepyeni bir inisiyatifi hakim kılacağız.
...
Dolayısıyla, nerden gelirse gelsinler; eski alışkanlıklarını devam ettirmek için siyasetten güç alarak, rant peşinde koşan, yeni bir oluşumun siyasi kaymağından faydalanabilmenin hesabını yapan komitecilerin kurulacak partiye sızmalarına fırsat verilmemelidir. 


Ayının gönlünden geçen seneye armutların iyi olacağıdır.
Nagihan yırtınıp durma. Neymiş efendim; Kürtler Meral Akşener'e oy vermeyecekmiş. Ne yani; PKK'nın kazdığı hendekleri, yığdığı bombaları valilere, kaymakamlara talimat verip, görmezden gelmelerini sağlayarak; şehirleri PKK'ya teslim edip, bölge halkını kendi evlerinde çaresiz bırakıp, PKK'ya esir düşürenlere mi oy verecek.
...
Bak Nagihan öyle bir rüzgar esecek ki; sen de serinliğinden faydalanabilmek için fiyatını bile değiştireceksin ama kullanımlık ömrün tükenmiş olacağı için yüzüne bile bakan olmayacak.
......
Sizler için Kürt demek; seçimlerde oylarını alabilmek için mağduriyetleri ajite edilerek, devlete karşı çok kolay kışkırtılabilecek insanlar demektir. Bizim için ise Kürt demek; binlerce yıllık kardeşliğimizi dinamitlemek isteyenlere karşı, bu kalleşliği yapmak isteyenlerin suistimallerinden kurtarıp, bağrımıza basmak istediğimiz insanlar demektir.
...
Bir anaç elin bu insanların sırtını sıvazlaması "Bayram sofralarında" yan yana bağdaş kurup, oturması ile her şey değişecektir.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

16 Eylül 2017 Cumartesi

TEOG'MU; O DA NEYMİŞ...

15 yıl boyunca hiç bir AKP'li bakanın; temelinde kendi iradelerinden hasıl olan hiç bir icraatın sahibi olduklarına inanmıyorum. 
...
Milli Eğitim Bakanı bir gün önce basın toplantısı düzenliyor; TEOG sistemi üzerine hiç bir kelam etmiyor ancak ertesi günü Cumhurbaşkanı ''TEOG da neymiş, eskiden TEOG'mu varmış, içime sinmiyor, kaldırılmalıdır'' diyor. Sayın Cumhurbaşkanı, madem ki böyle bir düşünceniz var; hiç olmazsa bir hafta falan bekleyin de sonra açıklama yapın. Koskoca Bakanı niçin bu kadar refüze ediyorsunuz ki. Sayın Bakanın buna tepkisi istifa etmek şeklinde olmalıydı ama kesinlikle bunu düşünemezler; zira bu tür muameleyle karşılaşabilecekleri ihtimali onların ezelden beridir genel kabulleri zaten. Tek istisna; o da Abdullatif şener dir; ona da bedelini ödettiler zaten.
...
CHP TEOG sistemini getirmiş olsaydı; Sayın Cumhurbaşkanı belki de ancak bu şekilde memnuniyetsizliğini ifade edebilirdi.
...
Gerçekten müthiş bir kişilik. Her konuda baş sorumlu olacaksın, sonra da bir şeyler umulduğu gibi olmayınca; ''Kim demiş; kim istemiş; ben mi demişim; ne zaman demişim; nasıl demişim'' şeklindeki suçüstü halinin dışa vuruluşundan hiç sorumluluk hissetmeme haline sık sık şahit olabiliyoruz.
...
''Eskiden TOG'mu vardı'' diyeceğinize; ''Biz bu işi beceremedik'' deseniz de; itirafın erdemliğinden faydalansanız olmaz mı?
...
Düşünebiliyormusunuz ''Cemaati tüm devlet kurumlarına siz yerleştirdiniz'' dendiğinde bile ''Kim yerleştirmiş, ne zaman yerleştirmiş, nasıl yerleştirmiş, bunu diyenler halt etmiş'' diyebiliyorlar.
...
Adam Gülen ile sofra da kebap yiyor; ağzının kenarından kebap sosu akıyor; ''Ahan da bu resimde ne yapıyorsunuz'' dendiğinde ''Cemaat kırk yıldır var'' savunmasına geçiyorlar. Hiç bir mazeret bulamasalar bile ''CHP camileri ahır yaptı''ya getirip şirretçe bir provokasyonla savunma yapabiliyorlar. Tamam da; be muhterem, sizden başka hiç kimse cemaatin aklına karpuz kabuğunu sokmadı veya sokmaya cür'et edebilecekleri bir ortamı sağlamadı ki. Artık şunu itiraf edin ki; ABD'nin pezevenkliğinde gerçekleşen bir izdivaçtan peydahlanan neticeler ülkemizi bugünkü haline getirmiştir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

DİNDAR İNSAN MI GÜZEL AHLAKLI İNSAN MI...

İnsanlığın mutluluğu için esas prensip; müşterek değer olan ''Güzel ahlakta bütünleşebilmektir''. Yani demem o ki insanlığın müşterek "Dini"; ''Güzel ahlak''tır. 
...
Din veya herhangi bir inanca dayalı mutluluk reçeteleri hiç bir zaman dünya insanları arasında ortak, istenen mutluluğu,huzuru sağlayamamıştır. 
...
Bırakalım dinler arası farklılığı, dinlerin kendi mezhepleri arasındaki farklılıklar bile dünya var oldukça kavga nedeni olmuş, olmaya da devam edecektir. İnsanlığın kalplerinin toplu vurduğu değer; güzel ahlak üzerine olduğu an ancak beynelmilel mutluluk sağlanabilir. Çünkü güzel ahlak her türlü din ve mezhebin üzerinde müşterek değeridir. 
...
Çok özür diliyorum; yukarıdaki cümlelerimi abdestli halimle yazıyorum; buna işaret etmemin nedeni de birilerinin ''Farklı şeyler söylüyor olmamı; abuk sabık nedenlere bağlayabilecekleri'' peşin hükmü ile zan yürütenlere karşı tedbir amaçlı belirtme ihtiyacı duydum. 
...
Bu ülkeye sevdalı Türk milliyetçisi birisi olarak; zamanın birinde, takriben yirmi beş sene önce bu ülkenin gerçeği olan alevi insanlarımızı yakinen tanıyabilmek adına bir cem evini ziyaret edip, yapılan ritüelleri takip ettim; kendi kendime ''Yahu hangi dayatma, insanları şu aşk ile yapılan seremoniden vaz geçirebilir; veya yanlış olduğuna ikna edebilir. Dolayısıyla, bir sunni olarak bunu bir zenginlik olarak görüp, bu zenginliği izlemenin zevkini yaşamanın dışında başka bir sorgulamayı yapmaya hakkımız da olamaz; haddimiz de olamaz diye düşünmüştüm. Kendimce yapmış olduğum bu tesbitlerim ufkumu çok açmıştır. 
...
Peki beni bu noktaya taşıyan ne olmuştur; ''Alevi kardeşlerimize mezhep taassubu ile değil, ''Güzel ahlak sahibi'' insan olarak yaklaşıp, onları empati yaparak, anlamaya çalışım. Bugün alevi dostlarımın beni çok iyi anladıklarını iliklerime kadar hissediyorum ve şahsen kendileri ile çok iyi bir diyaloğum var. Elbette onlar da benim mezhebi kişiliğim üzerinden çıkarımlar yaparak, hiç de tahmin edemedikleri kanaatlere ulaşmış olabilirler. 
...
Bu arada sunnilerin alevilere, alevilerin sunnilere inanç üzerinden görüş dayatmaları, birbirlerini dizayna kalkışmak kadar saçma bir şey olamaz. Bunu yapanlar aslında çözümü olmayan bir problemi ortaya atıp, tartışılmasından ego tatmini sağlayan kimselerdir. 
...
Mezhepler oto kontrol ile kendi aralarındaki tartışmalarla kendi düzenlerini kendileri sağlayıp, standartlarını belirleyebilirler. Dolayısıyla, insanları aynı dinde(Gönlümüzden herkesin Müslüman olması geçse de) bütünleştirmekten ziyade; ilk önce güzel ahlakta bütünleştirmek insan mutluluğuna giden yolda daha pratik bir çözümdür. İnanın ki şu anda tüm Müslümanım diyenler olarak ilk önce ''Güzel ahlaklı'' olabilmeyi başarabilmiş olsak; belki de tüm insanlık akın aakın İslam'a gelecek
...
Allah'ın rızasını kazanmak için iyi Müslüman olma çabamız kendimiz için olması gereken bir çabadır. Ancak Müslüman bir birey olarak kendimizin haricinde dünya insanlığının mutluluğu için katkımız olsun istiyorsak; ilk önce güzel ahlakımızla ne yapabiliyorsak onu yapalım; sonra devamında da ''Güzel ahlaklı, dindar insan'' olarak ne yapabileceksek onu yapmanın çabası içinde olalım ama illede ilk önce ''Güzel ahlaklı insan'' olmak gerekir.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

CENAZEYİ SÜRGÜNE GÖNDERMEK....

Aysel Tuğluk'un annesinin cenazesine yapılan muamele insanlık adına utanç vericidir. Hiç kimseye, bir yakınının günahlarının bedeli ödetilemez. Alevi Zaza halkı adına sözde Dersim katliamını kabul edip, devlet adına Tunceli halkından özür dileyenler; bir anneye evladının hatasının bedelini, ülkesinin Ankara denen bir ilindeki mezarından alınarak, Tunceli iline sürgün edilmesi şeklinde ödetilmesini nasıl izah edebilirler acaba. 
...
Bu işin içinde çok kirli bir hesabın ve provokasyonun olduğu aşikar. Ülkemizde "Dışlanan ve ötekileştirilen Kürt halkı" algısı oluşturularak, Kuzey Irak'taki referandum için oyların konsolide edilmesi ve nihayetinde Kuzey Irak'ın doğal uzantısı olan malum bölgemizin sözde "Kürdistan" bölgesi için entegrasyon sürecinin başlatılması niyeti vardır.
...
Cenazeye karşı bu iğrenç muameleyi yapan güruh, nereden cesaret almış olabilirler. Biz muhalifler, OHAL şartlarında bırakalım eylem yapmayı; yazarken ve söylerken bile kırk düşünüp, bir biçerken bu çete nereden beslenerek varlıklarını sürdürebiliyorlar anlamak mümkün değil.
...
Yine bir başka ayrıntı ise; özbe öz Türk olan alevi Zaza kardeşlerimiz üzerinde baskı yaratılarak, onları "Etnik ayrımcı Kürt hareketi" ile bütünleştirerek eylem ve amaç birlikteliğine itilmek isteniyorlar. Türk milliyetçileri olarak Türk milletinin Araplaşmasına karşı tek teminatımız olan Alevi kardeşlerimize sahip çıkmak, dertleri ile dertlenmek, mağduriyetlerini gidermek için yardımlaşma ve dayanışma halinde olmak zorundayız.
...
Ayrımcı olmayan, bu ülkeyi vatan bilmiş, sevdalısı olmuş; dini, cibilliyeti, mezhebi ne olursa olsun herkes ile kucak kucağa yaşamak bir Türk milliyetçisi olarak benim en büyük heyecan kaynağımdır. Siyasi oylar uğruna bir oraya, bir buraya savrulan etnik kimlikler bu ülkenin birinci sınıf vatandaşları olduğu güvencesi sağlandığı gün iç barış ve huzur sağlanacaktır.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com