Emekliyim, vaktim bol ve her gece TV'ler de siyasi tartışma programlarını olabildiğince izliyorum.
...
Edindiğim genel kanaat; AKP yanlısı tüm katılımcıların 15 Temmuzun da yaşanmışlığına rağmen devlete, millete, Cumhuriyet değerleri ve kazanımlarına karşı genel düşünceleri, bakışları, eleştirileri 15 yıl öncesi ne indiyse bugün de aynısı. İnanın ki değişen hiç bir şey yok. Sanki 15 senedir ülkeyi kendileri değil de başkaları yönetiyormuş gibi onbeş sene önceki söylemleri ile konuşuyorlar.
...
El insaf be; adam hala ''Namaz kılan, oruç tutan askerler ordudan atıldı, alfabe değiştirildi, halk cahil bırakıldı'' gibi klasik muhabbetlerine devam ediyorlar. Bunu yaparlarken insan biraz mahsun ve mahcup olur değil mi; ne gezer. Yahu siz atmadınız, bilakis yerleştirdiniz de ne oldu. Akıbet belliyken, hala eski söylemlerde ısrar etmek ne demek oluyor.
...
Ve yine acı bir tespitim de o ki; sanki fetö'ye karşı olan öfkeleri, fetö'nün devlete ve millete karşı yaptıkları ihanetten ziyade; kendilerini kandırmış olmalarındanmış gibi.
...
Yahu içlerinden bir tane dahi "Atatürk'ün laiklik ilkesini devletin tarifine koyarak çok iyi bir iş yaptığını bugün fetö meselesinden sonra çok daha iyi anlamış bulunuyoruz." diyen çıkmıyor. Siyasal İslamcıların 15 Temmuz kalkışması bir AKP'li kanaat önderine veya herhangi bir mensubuna bunun itirafını hala yaptıramamışsa; bu hal beni gerçekten ürkütüyor. Kendileri adeta T.C Devletİ'ni bambaşka bir devlet haline dönüştürmelerine rağmen hala bu devleti kuran felsefe ve onun kurumsallaştırdığı değerler ile hesaplaşma süreçlerini devam ettiriyorlar. 15 Temmuz da yaşansa; hesaplaşmaya yönelik kin ve nefretlerini muhafaza etmeye devam ediyorlar.
...
Bana öyle geliyor ki; AKP yine bilseki dini bir cemaat 2019 seçimlerini kazanabilmeleri için kendilerine katkıları olabilecek; onlarla tereddütsüz işbirliğine girmeyi düşünebilirler.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Bir şeyler yapmak lazım, birşeyler... Düşünecek, yazacaksın ki üretebilesin. Yaprağı bile öteye itecek, bir yel gerekecek elbet. Mehmet SORAL
21 Temmuz 2017 Cuma
19 Temmuz 2017 Çarşamba
SÖZEN'DEN TOPBAŞ'A BİR İSTANBUL MASALI
![]() |
| Nurettin Sözen döneminde su sıkıntısı |
...
O zamandan günümüze kadar, yaşadığımız susuzluğu Allah'ın takdiri değil, CHP ve Sözen'in gazabı olarak görenler "Sözen zamanında CHP bizi susuz bıraktı" diyerek, aynen "CHP ezanı Türkçe okuttu" tekerlemesinde olduğu gibi her seçim arifesinde tekrarlayarak; üzerinden oy devşirmeye çalıştılar. "İnanç"ın kaynağında iman değil de algıya teslimiyet olunca bunu yapanlar oy olarak da olumlu sonuçlarını almışlardır.
...
Dün malum zihniyetin yönettiği İstanbul'a yağan aşırı "Bereket" karşısında o malum susuz günler aklıma geldi. Allah, yıllarca zavallı Sözen'i suçlayanlara "Öyleyse alın size bolca yağmur" dedi, yağdırdı. Allah'ın takdirini kendi siyasi muradın için suistimal edersen; elinde sopası yok ki, bir gün bir şekilde hadsiz olmanın bedeli olarak Allah'ın gazabına uğrayabilirsin. Aynen laikliğin teminatı altında olan inanç özgürlüğünü yeterli görmeyip, siyasi rant elde etmek için yıllarca Siyasal İslamcılık yapıp, zaman zaman da haklı sebeplere dayanan mağduriyetleri sürekli gündemde tutarak, fetö gibi laikliğin ruhuna aykırı cemaat yapılanmalarına göz yumulması, onların da fırsat bulduklarında bir canavara dönüşmesinde olduğu gibi.
![]() |
| Kadir Topbaş döneminde sel sıkıntısı |
Bolca din soslu ''Cemaati'' sözde dini mağduriyetler üzerinden ''Ortak hislerinizi'' paylaşıp, daha sonra da aranızda organize olarak devlete sızmasını sağlarken; aynı zamanda bu devleti kuran kurucu iradenin sadece ve sadece bugünleri düşünerek, rejimi teminat altına almaya yönelik tedbirlerini anayasaya güvencesine almasını cahil, cühela insanlara anlatmak, izah etmek yerine onların halisane ve safiyane dindarlıkları üzerinden pirim yaparak siyasi rant elde etmek için Allah'tan korkmaz, kuldan utanmazcasına yıllarca her şeyi farklı anlattınız; yani haddi aştınız. Dolayısıyla siyasi rant uğruna Sözen'i haşa Allah yerine koyup ''Niçin bizi susuz bıraktın'' derseniz, fetö istediği gibi orduya sızamıyor diye ''Namaz kılanlar ordudan atılıyor'' derseniz; bu kadar had bilmezlik karşısında Allah'ın da bir tokatı olacaktır elbette. Bu tokat şimdilik sel
olarak geldi; hadsizliğe devam edersek belki de başka türlü gelecektir.
...
Tüh be gene CHP' den bahsettim diye beyinlerini vicdanlarına değil, algılara teslim etmiş malum güruh beni eksen kayması ile suçlayacaklar.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
18 Temmuz 2017 Salı
AKTROL AKADEMİSYENE CEVABIMDIR
Aktrol Prof. "2019 yılı Fetö'nün yeniden dirilişi olabilir" dedikten sonra devamında "Tam da siyasal bir yapılanmanın konuşulduğu süreçte, Times' da bu yapılanmaya övgü yapılıp, dikkat çekilmesi oldukça manidardır" diyor.
...
Sayın Prof. üstelik de siyaset bilimcisi olmanıza rağmen yorumunuzla bir akademisyenin kendi alanında ne kadar cahil olabileceğinin de tipik bir örneği olduğunuzu göstermiş oldunuz. İsterseniz üzerine zan yürüttüğünüz "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme Geçme" inisiyatifinin partileşme süreci ile "Erdemliler Hareketi" diye başlayıp, sonra AKP ismi altında partileşen oluşumun partileşme süreçlerini karşılaştırın.
...
Mesela hatırlayın lütfen; şiir okudu diye hapse atılan; her gün Avrupa İnsan hakları temsilcileri ve yüzlerce insan tarafından ziyaret edilen; ''Merkezi oluşturan siyasi yelpaze'' yani DYP ve DSP parçalanarak önü açılan siyasi bir mahkum bugün hangi makamda oturuyor?
...
Cüneyt Zapsu denen birisi vardı; şimdilerde ortalıkta gözükmüyor; kimin elinden tutarak, ABD'ye götürüp, orada Yahudi lobileri ile istişare toplantıları yaptırdı; ''Bu adamı değerlendirin, kanalizasyona süpürmeyin'' deme ihtiyacını niçin duymuştu. Yine lütfen hatırlarmısın; başbakan Ecevit ABD den randevu bile almıyorken, Erdoğan'ın ABD de gördüğü ilgi karşısında övünç duyup, garibim Ecevit'i ise küçümsüyordunuz.
...
Gelelim Avrupa'ya; Hristiyan muhafazakar partilerle görüşmeler, ülkemizin yerli bir holdinginin Almanya da bilmem ne gazetesinin Almanya basım merkezinin açılması bahanesi ile yerli sermaye desteğinin sağlanmasına yönelik yapılan görüşmeler. Peki, lütfen açıklarmısın bu manada "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter sisteme geçiş İnisiyatifi"nin partileşme süreci devam ederken; devletin bütün imkanları elinizin altında, inceleyin bakalım, Meral Akşener Hanımefendinin yurt dışına çıkışı hangi ülkelere, ne zaman olmuş. Yurt içinde hangi holding sahibi ile nerede görülmüş, toplantılar yapmış. İnsan Allah'tan korkar be; son bir buçuk yıldır bu inisiyatifin öncü isimlerine, başta Meral Hanım olmak üzere ana akım medyada, TV'ler de yer verilmiyor, bu isimlere sürekli ambargo uygulanmaktadır. Kastettiğin oluşumun omurgasını, Türk milliyetçiliği davasına inanmış; bu inanmış ve adanmışlığın karşılığında ağır bedeller ödemiş, mağdur olmuş fedakar, cefakar yiğit ülkücülerden oluşmakta. Yani her yönüyle milli bir oluşum olup, belki de bu yüzdendir endişe ve korkunuzun nedeni.
...
Ayrıca bu hareketin öncülerinden hiç birisinin ağzından "Bitsin bu hasret, gel artık" diyebildiği bir lider ve onun cemaatine övgü dolu sözler çıkmamıştır. Sizin lideriniz, henüz siyasi bir yasaklı iken o zamanlar kendi siyasi oluşumunu mantıklı ve makul görürken; nasıl oluyor da siyaset yapma yasağı olmayan Meral Hanım ve arkadaşlarının çalışmalarını manidar bulabiliyorsunuz. Evet, biz de farkındayız çok çetin bir yola çıktığımızı ancak tüm devlet ve medya gücünü kullanarak oluşturmak istediğiniz algılara teslim olmayacağız, bunu da bilesiniz.
...
Madem ki siyaset bilimcisin şunu da eksik bilgilerine ilave et lütfen; emperyalist unsurlar eğer bir ülkede operasyon yapmak isterse, o ülkenin milliyetçilerini yani en zor olanı değil, buna teşne olabilecek daha başka unsurlarını kafaya almayı, onlara çengel atmayı düşünür. İşte onun içindir ki; ABD ilk önce BOP projesini gerçekleştirmek için (Öncesini anlatmıyorum bile) Ergenekon ve Balyoz süreçleri ile milli duruş sergileyen milliyetçi, ulusalcı vatansever insanları fetö marifeti ile tasfiye etmiş, sonra operasyonlarına başlamıştır. Dolaysıyla sizin yaratmak istediğiniz algı ancak ve ancak yetersiz bir akademisyenin hezeyanlarından öte bir şey değildir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Sayın Prof. üstelik de siyaset bilimcisi olmanıza rağmen yorumunuzla bir akademisyenin kendi alanında ne kadar cahil olabileceğinin de tipik bir örneği olduğunuzu göstermiş oldunuz. İsterseniz üzerine zan yürüttüğünüz "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme Geçme" inisiyatifinin partileşme süreci ile "Erdemliler Hareketi" diye başlayıp, sonra AKP ismi altında partileşen oluşumun partileşme süreçlerini karşılaştırın.
...
Mesela hatırlayın lütfen; şiir okudu diye hapse atılan; her gün Avrupa İnsan hakları temsilcileri ve yüzlerce insan tarafından ziyaret edilen; ''Merkezi oluşturan siyasi yelpaze'' yani DYP ve DSP parçalanarak önü açılan siyasi bir mahkum bugün hangi makamda oturuyor?
...
Cüneyt Zapsu denen birisi vardı; şimdilerde ortalıkta gözükmüyor; kimin elinden tutarak, ABD'ye götürüp, orada Yahudi lobileri ile istişare toplantıları yaptırdı; ''Bu adamı değerlendirin, kanalizasyona süpürmeyin'' deme ihtiyacını niçin duymuştu. Yine lütfen hatırlarmısın; başbakan Ecevit ABD den randevu bile almıyorken, Erdoğan'ın ABD de gördüğü ilgi karşısında övünç duyup, garibim Ecevit'i ise küçümsüyordunuz.
...
Gelelim Avrupa'ya; Hristiyan muhafazakar partilerle görüşmeler, ülkemizin yerli bir holdinginin Almanya da bilmem ne gazetesinin Almanya basım merkezinin açılması bahanesi ile yerli sermaye desteğinin sağlanmasına yönelik yapılan görüşmeler. Peki, lütfen açıklarmısın bu manada "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter sisteme geçiş İnisiyatifi"nin partileşme süreci devam ederken; devletin bütün imkanları elinizin altında, inceleyin bakalım, Meral Akşener Hanımefendinin yurt dışına çıkışı hangi ülkelere, ne zaman olmuş. Yurt içinde hangi holding sahibi ile nerede görülmüş, toplantılar yapmış. İnsan Allah'tan korkar be; son bir buçuk yıldır bu inisiyatifin öncü isimlerine, başta Meral Hanım olmak üzere ana akım medyada, TV'ler de yer verilmiyor, bu isimlere sürekli ambargo uygulanmaktadır. Kastettiğin oluşumun omurgasını, Türk milliyetçiliği davasına inanmış; bu inanmış ve adanmışlığın karşılığında ağır bedeller ödemiş, mağdur olmuş fedakar, cefakar yiğit ülkücülerden oluşmakta. Yani her yönüyle milli bir oluşum olup, belki de bu yüzdendir endişe ve korkunuzun nedeni.
...
Ayrıca bu hareketin öncülerinden hiç birisinin ağzından "Bitsin bu hasret, gel artık" diyebildiği bir lider ve onun cemaatine övgü dolu sözler çıkmamıştır. Sizin lideriniz, henüz siyasi bir yasaklı iken o zamanlar kendi siyasi oluşumunu mantıklı ve makul görürken; nasıl oluyor da siyaset yapma yasağı olmayan Meral Hanım ve arkadaşlarının çalışmalarını manidar bulabiliyorsunuz. Evet, biz de farkındayız çok çetin bir yola çıktığımızı ancak tüm devlet ve medya gücünü kullanarak oluşturmak istediğiniz algılara teslim olmayacağız, bunu da bilesiniz.
...
Madem ki siyaset bilimcisin şunu da eksik bilgilerine ilave et lütfen; emperyalist unsurlar eğer bir ülkede operasyon yapmak isterse, o ülkenin milliyetçilerini yani en zor olanı değil, buna teşne olabilecek daha başka unsurlarını kafaya almayı, onlara çengel atmayı düşünür. İşte onun içindir ki; ABD ilk önce BOP projesini gerçekleştirmek için (Öncesini anlatmıyorum bile) Ergenekon ve Balyoz süreçleri ile milli duruş sergileyen milliyetçi, ulusalcı vatansever insanları fetö marifeti ile tasfiye etmiş, sonra operasyonlarına başlamıştır. Dolaysıyla sizin yaratmak istediğiniz algı ancak ve ancak yetersiz bir akademisyenin hezeyanlarından öte bir şey değildir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
16 Temmuz 2017 Pazar
ATATÜRK'E VEFAYI DİLE GETİRMEDEN ANLATILAN 15 TEMMUZ...
Kaç
gündür 15 Temmuz'un yıl dönümü münasebetiyle özellikle geçmişse dönük
görüşler, fikirler ileri sürüp, değerlendirmelerde bulunuyorlar.
Birileri hatalarına gerekçe adına, birileri ise uyarılarına gerekçe
adına bunu yapıyorlar. Ancak çok üzülerek takip ediyorum ki; kimse T.C
Devleti'nin banisi rahmetli Mustafa Kemal Atatürk'ü hatırlayıp, onun
Türk milletine bıraktığı soyut ve somut eserlerine atıf yaparak;
özellikle devlet ricalinden hiç bir kimseye rastlamadık. Acaba
mahcubiyetten midir desem; hiç sanmıyorum. Keşke buna dair bir emare
görebilseydim, Erdoğan'ın kastı ile olmasa da; "Bu darbe girişimi
Allah'ın bir lütfuydu" diyebileceğim.
...
Böyle bir ders çıkarma şöyle dursun; yüzde yüz kendisini Türk hisseden bu büyük insana; yaşanan bunca musibetlere rağmen kin ve nefretlerini boca etmek için, düştükleri foseptik çukurlarından başlarını her fırsatta çıkardıklarında; bir takım soyunu, sopunu inkar eden Türklük düşmanı sözde tarihçi, yazar bozuntusu "Etnik piçlerin" yazdıkları kitaplardaki "Bu adam camileri ahır yaptı" iftiralarının ayaklı probagandisti olmayı tercih ettiler. Mağdur olan askeri birliklerin zaman zaman cami avlularındaki konaklama zaruriyetlerini, bahsettiğim soyu, sopu belli olmayan ''Etnik piçler'' her zaman suistimal ettiler.
...
Yüzyıllar ötesini görebilen dahi insan elbette bir gün gelir, 15 Temmuz'ları yaşayabiliriz düşüncesi ile ta o zamanlar, bugünlerimiz için sigorta olsun diye rejimi "LAİKLİK" teminatı altına alarak, devletin geleceğini güvence altına almayı düşünmüş. İşte 15 Temmuz darbesi, laiklik ihlalinin bir tokat gibi yüzümüze çarpması halidir. Hiç birimiz masum değiliz aslında. Okulundan mezun olmuş bir gemşire; verilen bir emek karşılığı hak etmiş olduğu takdir belgesini sadece ve sadece başı örtülü diye verilmek istenmemesi; oradan birisinin yerinden fırlayarak adeta kızcağızın saçlarını yolarcasına baş örtüsünü çekip, almak girişimleri gibi laiklik adına yapılan ve zamanla zulme dönüşen sadisçe tavırlar ülkemizi bu noktalara getirmiştir. Ancak birileri itiraf etmeseler bile laiklik konusunda sorumlu oldukları ihmalkarlıklarından dolayı yüzlerine tükürüldüğünü hissedeceklerini düşünüyorum.
...
Elcümle, ülkemizi 15 Temmuz aşamasına getiren neden Atatürk'ün devletin tanımına koyduğu Laiklik ilkesine gösterilen sadakatsizliktir. Şimdi hemen birileri diyecektir ki; "Efendim bunlar kırk yıldır devlete sızıyorlarmış" evet, kabul ediyorum ama demek ki son 15 yıldan önceki hiç bir hükümet zamanında malum kalkışmaya cüret edebilmek için zamanın hükümetlerinden yüz bulamamışlar. Kısaca suç belli ama ortada "mahkeme" yapacak kurum yok. Her güçlü olan kendi mahkemesini kurmuş icrasını yapıyor.
...
Yine sözüm illaki birilerine olacak. Fetö ile olan resimleriniz ortalıkta dolaşırken, videolarınız izlenirken bile arsızca her türlü şirretliği yaparak kendinizi masum göstermeye çalışıyorken; laiklik ihmalkarlığının sebep olduğu boyutlar karşısında Atatürk'e hala hakkını teslim etmeme gayretinizi anlamak mümkün değil.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Not:Ekli video'yu güzel bir şarkı eşliğind izleyebilirsiniz.
...
Böyle bir ders çıkarma şöyle dursun; yüzde yüz kendisini Türk hisseden bu büyük insana; yaşanan bunca musibetlere rağmen kin ve nefretlerini boca etmek için, düştükleri foseptik çukurlarından başlarını her fırsatta çıkardıklarında; bir takım soyunu, sopunu inkar eden Türklük düşmanı sözde tarihçi, yazar bozuntusu "Etnik piçlerin" yazdıkları kitaplardaki "Bu adam camileri ahır yaptı" iftiralarının ayaklı probagandisti olmayı tercih ettiler. Mağdur olan askeri birliklerin zaman zaman cami avlularındaki konaklama zaruriyetlerini, bahsettiğim soyu, sopu belli olmayan ''Etnik piçler'' her zaman suistimal ettiler.
...
Yüzyıllar ötesini görebilen dahi insan elbette bir gün gelir, 15 Temmuz'ları yaşayabiliriz düşüncesi ile ta o zamanlar, bugünlerimiz için sigorta olsun diye rejimi "LAİKLİK" teminatı altına alarak, devletin geleceğini güvence altına almayı düşünmüş. İşte 15 Temmuz darbesi, laiklik ihlalinin bir tokat gibi yüzümüze çarpması halidir. Hiç birimiz masum değiliz aslında. Okulundan mezun olmuş bir gemşire; verilen bir emek karşılığı hak etmiş olduğu takdir belgesini sadece ve sadece başı örtülü diye verilmek istenmemesi; oradan birisinin yerinden fırlayarak adeta kızcağızın saçlarını yolarcasına baş örtüsünü çekip, almak girişimleri gibi laiklik adına yapılan ve zamanla zulme dönüşen sadisçe tavırlar ülkemizi bu noktalara getirmiştir. Ancak birileri itiraf etmeseler bile laiklik konusunda sorumlu oldukları ihmalkarlıklarından dolayı yüzlerine tükürüldüğünü hissedeceklerini düşünüyorum.
...
Elcümle, ülkemizi 15 Temmuz aşamasına getiren neden Atatürk'ün devletin tanımına koyduğu Laiklik ilkesine gösterilen sadakatsizliktir. Şimdi hemen birileri diyecektir ki; "Efendim bunlar kırk yıldır devlete sızıyorlarmış" evet, kabul ediyorum ama demek ki son 15 yıldan önceki hiç bir hükümet zamanında malum kalkışmaya cüret edebilmek için zamanın hükümetlerinden yüz bulamamışlar. Kısaca suç belli ama ortada "mahkeme" yapacak kurum yok. Her güçlü olan kendi mahkemesini kurmuş icrasını yapıyor.
...
Yine sözüm illaki birilerine olacak. Fetö ile olan resimleriniz ortalıkta dolaşırken, videolarınız izlenirken bile arsızca her türlü şirretliği yaparak kendinizi masum göstermeye çalışıyorken; laiklik ihmalkarlığının sebep olduğu boyutlar karşısında Atatürk'e hala hakkını teslim etmeme gayretinizi anlamak mümkün değil.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Not:Ekli video'yu güzel bir şarkı eşliğind izleyebilirsiniz.
https://youtu.be/n2Ymn547q68
15 Temmuz 2017 Cumartesi
15 TEMMUZ ANISINA
![]() |
| 15 Temmuz'un sembol ismi şehidimiz Halis Demir |
...
Bir milletin diğer yarısını sabah akşam aşağılayıp, horlayarak; itip, kakalayarak; muhalif gördüğün her kim olursa; fırsatını bulduğunda suratına şiddetli bir tokat atabilmenin hazzını yaşamak için adeta fırsat kollayan psikolojik haldeki bakışlarını üzerimizde hissettiğimiz sürece çağırdığın meydanlara gelmemiz mümkün olamaz.
...
Şiddet gören çocuklar gibiyiz; çağırdığın eve gelmeyiz artık.
...
15 Yıldır milli bayramların yıl dönümlerinde AKP hükümetlerinin bu özel günlere ilgi ve alakalarının "Yan yattı, çamura battı" bahaneleri ile savuşturduğunu unutmayan Türk milletinin bugünlerde ortaya bir tavır koyduğunu hissediyorum. Maalesef ortak tasa ve kıvançta ayrışmanın ciddi boyutlarda olduğunu gözlemliyorum. Bu halin öyle bir "Darbe" tesiri olur ki; kanser hücresi gibi her geçen gün bünyenin geneline hakim olur; Allah korusun gün gelir ne devlet kalır ortalıkta, ne de onu koruyacak ortak refleksi gösterecek millet.
Dolayısyla; bir kesimin değil, milletin lideri olmayı misyon edinmen geleceğimiz için tek çaredir. Sağladığın imkanlarla yanında tuttuğun acizler sana bu hayırlı öğüdü hiç bir zaman vermezler, bilesin.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
13 Temmuz 2017 Perşembe
2004 YILI MİLLİ GÜVENLİK KURULU RAPORU ÜZERİNE
2004 Yılında Milli Güvenlik Kurulu raporunda "Cemaat" için "Devletin her
kademesine sızıp, paralel devlet yapılanması amacı güden bir örgütsel
yapılanma olup, gerekli tetbirlerin alınması gereği önemli bir husustur"
denilmiş.
...
Muhterem ve partisi bu kararın gereğini bırakalım yapmayı; bizzat sızmalarını daha da kolaylaştırmışlardır. Peki o zamanın Genel Kurmayı "Yahu madem Milli Güvenlik Kurulunda böyle bir tesbit yapıldı, niçin gereken yapılmıyor; asker olarak bundan rahatsızız" diyerek bir beyanat vermiş olsalardı bu sefer de " Vay, asker gene muhtıra verdi" denilecekti; tam aksine Ergenekon ve Balyoz kumpasları yapılarak milli Güvenlik Kurulu kararı da anlamını yitirmiş oldu.
...
Şimdi esas vurgulamak istediğime gelince; bu Milli güvenlik kurulu kararına istinaden gerekeni yapmayan sorumlular yargılanmıyorlar ancak aynı sorumluların bizzat kendilerince milad kabul ettikleri 17/25 aralık sonrasında Bank Asya'ya para yatıranlar yargılanıyorlar. Çünkü deniyor ki; "Biz sizi uyardığımız halde, niçin gidip para yaptırdınız". Şimdi bizler de bu devletin vatandaşı olarak "Kardeşim devletin önemli bir kurumu olan milli güvenlik kurulu karar almış, yönetme konumundaki sizleri uyarmış; niçin gerekeni yapmadınız." dediğimizde bunun cezai müeyyidesi nedir. Pardon, böyle bir soru sorulamıyordu değil mi
...
İşte kasdetilen ADALETSİZLİĞİN sırrı burada gizli. Her insan kendi kendini, isnat edilen suçlar karşısında masum görebilir, ancak önemli olan adalet terazisinin vereceği hükümdür. Dolayısıyla bugün fetö'den yargılanan bir insan bu manada kendisini masum görebilir. Mesela bir fetö mensubu "Hakim Bey tamam anladım da, hırsızın hiç mi suçu yoktur. Bakın devlet ne güzel tesbitini yapmış, niçin gereğini yapmadı. Oysa bizler hatamızı belki de o zaman fark edebilecektik'' diyebilir..AKP olarak fetö tarafından kandırılma gerekçeleriniz ile ''Cemaat mensubu'' olan birisinin kandırılma gerekçeleriniz örtüşdüğünde hüküm ne olacaktır.İşte bu tür soruların ortadan kalkması ve adalete güvenin tesisi için özellikle fetö yapılanması üzerine tutuklama ve yargılamalara isnat teşkil eden kriterleri tekrar gözden geçirmek lazımdır ki; adaletin işi kolaylaşsın, çabuk tecelli edebilsin. Bunun aynı zamanda fetö ile mücadeleye büyük katkıları olacaktır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Muhterem ve partisi bu kararın gereğini bırakalım yapmayı; bizzat sızmalarını daha da kolaylaştırmışlardır. Peki o zamanın Genel Kurmayı "Yahu madem Milli Güvenlik Kurulunda böyle bir tesbit yapıldı, niçin gereken yapılmıyor; asker olarak bundan rahatsızız" diyerek bir beyanat vermiş olsalardı bu sefer de " Vay, asker gene muhtıra verdi" denilecekti; tam aksine Ergenekon ve Balyoz kumpasları yapılarak milli Güvenlik Kurulu kararı da anlamını yitirmiş oldu.
...
Şimdi esas vurgulamak istediğime gelince; bu Milli güvenlik kurulu kararına istinaden gerekeni yapmayan sorumlular yargılanmıyorlar ancak aynı sorumluların bizzat kendilerince milad kabul ettikleri 17/25 aralık sonrasında Bank Asya'ya para yatıranlar yargılanıyorlar. Çünkü deniyor ki; "Biz sizi uyardığımız halde, niçin gidip para yaptırdınız". Şimdi bizler de bu devletin vatandaşı olarak "Kardeşim devletin önemli bir kurumu olan milli güvenlik kurulu karar almış, yönetme konumundaki sizleri uyarmış; niçin gerekeni yapmadınız." dediğimizde bunun cezai müeyyidesi nedir. Pardon, böyle bir soru sorulamıyordu değil mi
...
İşte kasdetilen ADALETSİZLİĞİN sırrı burada gizli. Her insan kendi kendini, isnat edilen suçlar karşısında masum görebilir, ancak önemli olan adalet terazisinin vereceği hükümdür. Dolayısıyla bugün fetö'den yargılanan bir insan bu manada kendisini masum görebilir. Mesela bir fetö mensubu "Hakim Bey tamam anladım da, hırsızın hiç mi suçu yoktur. Bakın devlet ne güzel tesbitini yapmış, niçin gereğini yapmadı. Oysa bizler hatamızı belki de o zaman fark edebilecektik'' diyebilir..AKP olarak fetö tarafından kandırılma gerekçeleriniz ile ''Cemaat mensubu'' olan birisinin kandırılma gerekçeleriniz örtüşdüğünde hüküm ne olacaktır.İşte bu tür soruların ortadan kalkması ve adalete güvenin tesisi için özellikle fetö yapılanması üzerine tutuklama ve yargılamalara isnat teşkil eden kriterleri tekrar gözden geçirmek lazımdır ki; adaletin işi kolaylaşsın, çabuk tecelli edebilsin. Bunun aynı zamanda fetö ile mücadeleye büyük katkıları olacaktır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
ARMUDUN SAPI ÜZÜMÜN ÇÖPÜ ÜLKÜCÜLERE DE KOL SAATİ
Yahu el insaf be; yirmi senedir sorgusuz, sualsiz bütün
başarısızlıklarına rağmen Devlet Bahçeli'ye tanıdığımız şansın yirmi de
birini dahi hain olmadıklarına hep beraber kefil olduğumuz Meral
Akşener, Ümit Özdağ, Yusuf Halacoğlu ve arkadaşlarına niçin tanımıyoruz?
Bu tavrı kesinlikle vicdani, hatta ahlaki bulmuyorum. ...
Herkes şikayetçi, herkes çözümün tarifini yapıyorlar ama hiç kimse ortaya çıkıp, tarifini yaptıkları çözümün fiilen gereğini yapmıyor. Armudun sapı, üzümün çöpü derken; 2019 gelecek, Tayyip Erdoğan tekrar Cumhurbaşkanı seçilecek ve bizler de ülkücüler olarak görevimizin gereğini yapmış olmanın iç huzuru ile birer kol saadeti ile ödüllendirilip, evlerimize döneceğiz(!) Oturup bu akıbeti mi bekleyeceğiz. Şahsen, kesinlikle buna razı değilim.
...
Artık ideolojik kaygılar falan umurumda değil. Devlet Bahçeli yirmi senedir koltuğunda, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP 15 senedir iktidarda. Bu coğrafyanın havası, osu, busu,şusu; bunlara bu kadar şans tanıyıp, imkan sunuyorsa; Meral Akşener, Ümit Özdağ, Yusuf Halacoğlu ve arkadaşlarına niçin olmasın ki. Yirmi defa Devlet Bahçeli'ye tanıdığım şansın yirmi birincisini yeni yapılanmaya, yani ''Meral Akşener, Ümit Özdağ, Yusuf Halacoğlu inisiyatifi''ne tanımak istiyorum. Benim açımdan mesele artık bu kadar anlaşılır ve izah edilebilir hale gelmiştir; o kadar.
...
Görülmüş mü be kardeşim; bu insanların birilerine ''Özlemini çekiyoruz, sensiz olmuyor, hasretimiz bitsin, gel artık'' davetiyesi çıkardıkları. Öyleyse bu saygın isimlere karşı nedir bu çekince; nedir bu vicdansızlık, hatta tahammülsüzlük. Tamam; idealist olalım ama keriz kalmak zorundamıyız? Ülkücüler, Hz. Meryem'in doğurduğu çocuklar mı ki; her türlü hatadan, günahtan münezzeh olmaya çalışmanın dışında bir misyonun peşinde olmayacağız. Yahu üç beş değerli isim ortaya çıkmışlar; bu ülkeyi pekala biz de yönetebiliriz demişler. Bu özgüven niçin birilerine batar ki; çünküonlar ''İktidar olmamak'' ön kabulünü kanıksamışlar da ondan.
...
Bugün devletin yönetiminde bulunan; en tepesindekinden en alttakine kadar hepsinin ağzından ''Hoca efendi bitsin bu hasret, gel artık'' videoları dolaşırken;buna rağmen fetöcü olmadıklarını topluma kabul ettirebiliyorlarken; bizim evin hanesinden olan vicdansızlar; ortada bir tane dahi belge olmamasına rağmen ideallerimizi paylaştığımız; kader birliği ettiğimiz, milletin göz bebeği bu insanlara; sadece Devlet Bahçeli'ye karşı oldular diye yakıştırma yapmaları hangi vicdana, hakkaniyete sığar.
...
''Meral Akşener, Ümit Özdağ, Yusuf Halacoğlu ve arkadaşları'' inisiyatifine hem şans vereceğim; hem de çalışacağım.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
11 Temmuz 2017 Salı
BURHAN KUZU VAKASI
Yahu insan biraz ortalıkta dolaşan; Fethullah Gülen ile olan masa başı sohbetlerinin fotoğraflarını hatırlar ve kendisine çeki düzen verir. Burhan Kuzu Bey sözüm size.
...
İki de bir evimi elden geçiriyorum ki; okuyan bir insan olarak ''Hocam artık bu hasret bitsin gel artık; sen orada, biz burada olmuyor'' diyen yavşakların aşklarına kanıp da; ''Hele şu adam kimmiş, ne diyormuş'' diyerek merak edip, aldığım; kütüphaneme koyduğum veya belki bir köşesine attığım Gülen'e ait kitap olabilir diye.
...
Bana bu psikolojik zulmü yaşatanlar; yani devleti yönetme konumunda olan insanlar Fethullah Gülen ile ''Belgeli'' olan ilişkilerinden hiç de rahatsız olmuyorlar. İşte adaletin olmayışının kanıtı hiç bir ilişkim, buna dair bir belge olmamasına rağmen benim korkmam; belgesi ortalıkta dolaşıyor olmasına rağmen Burhan Kuzu'nun veya diğerlerinin korkmamasıdır. Ona bu özgüveni verenin devleti kendilerinin yönetiyor olması; bana da korkuyu veren bu ülkede adaletin olmayışıdır.
...
Dün akşam CNN Türk kanalında yine Burhan Kuzu ve çok efendi, kibar sosyal demokrat akademisyen Yunus Bey'in karşılıklı fetö üzerinden tartışmalarını izledik. Burhan Kuzu'nun "CHP fetö'yü destekliyor, Kılıçtaroğlu fetö'ye karşı bir şey söylemiyor" ısrarı karşısında; Yunus Bey'in Burhan Kuzu'nın fetö ile yemek yerken ki resmini masaya koyup "Ahanda fetöcüler ile kimler berabermiş, bak burada" dese ama demez; çok efendi ve kibar birisi çünkü.
...
Ama eğer Allah blr gün beni Burhan kuzu ile karşılaştırırsa yapacağımı biliyorum; itiraz edince de "Hala Gülen ile bu fotoğrafta olduğu gibi beraber olup, olmadığınızın ayracı ne olabilir? Kendiniz demiyor musunuz; ''Bunlar kendilerini çok iyi gizlerler, insana ense kökü kadar yakındırlar"
İki de bir evimi elden geçiriyorum ki; okuyan bir insan olarak ''Hocam artık bu hasret bitsin gel artık; sen orada, biz burada olmuyor'' diyen yavşakların aşklarına kanıp da; ''Hele şu adam kimmiş, ne diyormuş'' diyerek merak edip, aldığım; kütüphaneme koyduğum veya belki bir köşesine attığım Gülen'e ait kitap olabilir diye.
...
Bana bu psikolojik zulmü yaşatanlar; yani devleti yönetme konumunda olan insanlar Fethullah Gülen ile ''Belgeli'' olan ilişkilerinden hiç de rahatsız olmuyorlar. İşte adaletin olmayışının kanıtı hiç bir ilişkim, buna dair bir belge olmamasına rağmen benim korkmam; belgesi ortalıkta dolaşıyor olmasına rağmen Burhan Kuzu'nun veya diğerlerinin korkmamasıdır. Ona bu özgüveni verenin devleti kendilerinin yönetiyor olması; bana da korkuyu veren bu ülkede adaletin olmayışıdır.
...
Dün akşam CNN Türk kanalında yine Burhan Kuzu ve çok efendi, kibar sosyal demokrat akademisyen Yunus Bey'in karşılıklı fetö üzerinden tartışmalarını izledik. Burhan Kuzu'nun "CHP fetö'yü destekliyor, Kılıçtaroğlu fetö'ye karşı bir şey söylemiyor" ısrarı karşısında; Yunus Bey'in Burhan Kuzu'nın fetö ile yemek yerken ki resmini masaya koyup "Ahanda fetöcüler ile kimler berabermiş, bak burada" dese ama demez; çok efendi ve kibar birisi çünkü.
...
Ama eğer Allah blr gün beni Burhan kuzu ile karşılaştırırsa yapacağımı biliyorum; itiraz edince de "Hala Gülen ile bu fotoğrafta olduğu gibi beraber olup, olmadığınızın ayracı ne olabilir? Kendiniz demiyor musunuz; ''Bunlar kendilerini çok iyi gizlerler, insana ense kökü kadar yakındırlar"
Bir insan çamurun üzerine sıçrayacağını bile bile içinde niçin yürümek ister anlamak mümkün değil. Üstelik de bunu yaparken bir de tutup ''Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında isnat edilen suçlamalarda gerçeklik payı da var'' diyor. Doğal olarak mağdur olan bir komutan da telefonla bağlanıp, ''Hele ki 15 Temmuz dan sonra böyle bir iddia da bulunmak ahlaksızlıktır''. Şimdi bu komutan ''Evet, fetöcüler de aynısını söylüyorlardı, siz de fetöcü'müsünüz'' dese ne diyecek; ama demez çünkü o komutan da çok kibar ve efendi birisi.
...
Meral Akşener'in sizin gibi öyle bir masada Gülen ile fotoğrafını bulamayınca tüm konuşmalarını tarayıp, mühendislik harikası yaratarak ''Ayın onbeşi'' sözünü arayıp, bulup; nihayetinde ''15 mayıs MHP kongresini kasdederek söylediği, ''Ayın onbeşinde'' ifadesini ''15 Temmuz''a monte edip,millete kakalayarak, algı oluşturup, fetöcü ilan edilebiliniyor da; bu masada oturanlar niçin fetöcü olmuyor; bunu anlamak mümkün değil.
...
Bu işin kalibresi nedir Allah aşkına. Zaten bu ayrımı yapabilen adalet olmadığı için adalet arayışları devam ediyor.
Mehmet Soral
...
Meral Akşener'in sizin gibi öyle bir masada Gülen ile fotoğrafını bulamayınca tüm konuşmalarını tarayıp, mühendislik harikası yaratarak ''Ayın onbeşi'' sözünü arayıp, bulup; nihayetinde ''15 mayıs MHP kongresini kasdederek söylediği, ''Ayın onbeşinde'' ifadesini ''15 Temmuz''a monte edip,millete kakalayarak, algı oluşturup, fetöcü ilan edilebiliniyor da; bu masada oturanlar niçin fetöcü olmuyor; bunu anlamak mümkün değil.
...
Bu işin kalibresi nedir Allah aşkına. Zaten bu ayrımı yapabilen adalet olmadığı için adalet arayışları devam ediyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
10 Temmuz 2017 Pazartesi
BAK İMAM EFENDİ...
Bak imam efendi beni rahat bırak. Şurada huşu içinde namazımızı kılıp, dağılalım. Kalkıp, gitmemek için kendimi zor tutuyorum. Gene sahibinin sesi gibi, eline tutuşturulan bildiriyi kafamıza çivi çakar gibi okuyup durma.
...
Ensar, muhacirlere kucak açmış da; osunu, busunu paylaşmış da; falanda, filanda. Yahu imam efendi, bu Suriyeliler nasıl muhacirler ki; kaçtıkları yerlere bayram tatillerine gidip, sonra geriye dönebiliyorlar. Demek ki bunlar muhacirlik konumunundan çıkmışlar. Ülkelerinde savaşması gerekirken; bilmem kaç milyonluk cep telefonları ile aniden Türk kızlarının önlerine çıkarak abuk, sabık sorular sorup, aldıkları tepkilerin görüntülerini YouTube'de yayınlayıp, onların haysiyetleri ile oynayan şerefsiz muhacir bozuntularına ne diyeceğiz.
...
Kendi çocuklarımız emek verip, para harcayarak girmeye çalıştıkları Üniversitelere Suriyeli gençler sorgusuz, sualsiz nasıl girebiliyorlar. Acil rahatsızlıklarını anladık da; protez dişlerine kadar bedava olması neyin nesi.
...
İmam efendi, işin doğrusu senin eline o metni tutuşturanların niyetlerinden emin değilim. Ensar mıyız, enayi miyiz belli değil. Eğer kastettiğiniz manada muhacir iseler ilk önce kamplarda barınmalıdırlar, biz de yüce Türk milleti olarak kendimize yakışanı yapalım ama durduk yerde binlerce yıllık emek, kan ve göz nuru ile atalarımın yurt edindikleri bu topraklara, elde ettikleri kazanımlara yüz binlerce insanı ortak edemeyiz.
...
Muhacir denince hemen aklıma; zorda kalmış, zavallı, sığınmaya muhtaç insan geliyor. Yahu senin muhacir dediğin insanlar neredeyse seçkin insanlar konumumda olup, ülkemizin her türlü imkanlarından sonuna kadar yararlanabiliyorlar. Anadolu kulübüne, Fenerbahçe kulübüne bile üye olmak için binlerce lira üyeliğe kabul parası ödenirken, Suriyeli muhacirlere ülkemin bu kadar nimetini hangi fedakarlıklarına karşılık sunuyoruz. Madem ki bu kadar imkanlarımıza ortak ediyoruz, şu kızlarımızı taciz eden Suriyeli gençleri niçin PKK veya YPG üzerine göndermiyoruz.
...
Dört sene önce oğlum için aldığım öğrenci kredisini, ödeyemediğimizden faizi ile birlikte yapılandırma yaparak emekli maaşımdan taksitle ödüyorum. Diğer oğlum ise üniversiteli olmaya hala çalışıyor. Ya Suriyeli genç; 1500 TL'lik bedava burs ile istediği üniversiteye kaydını yaptırabiliyor. Bu ne demek; kendi ülkende muhacir olmak değil de nedir. Bu arada Irak Türkmen çocukları Suriyelilere verilen bu haklardan yararlanamıyorlar.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Ensar, muhacirlere kucak açmış da; osunu, busunu paylaşmış da; falanda, filanda. Yahu imam efendi, bu Suriyeliler nasıl muhacirler ki; kaçtıkları yerlere bayram tatillerine gidip, sonra geriye dönebiliyorlar. Demek ki bunlar muhacirlik konumunundan çıkmışlar. Ülkelerinde savaşması gerekirken; bilmem kaç milyonluk cep telefonları ile aniden Türk kızlarının önlerine çıkarak abuk, sabık sorular sorup, aldıkları tepkilerin görüntülerini YouTube'de yayınlayıp, onların haysiyetleri ile oynayan şerefsiz muhacir bozuntularına ne diyeceğiz.
...
Kendi çocuklarımız emek verip, para harcayarak girmeye çalıştıkları Üniversitelere Suriyeli gençler sorgusuz, sualsiz nasıl girebiliyorlar. Acil rahatsızlıklarını anladık da; protez dişlerine kadar bedava olması neyin nesi.
...
İmam efendi, işin doğrusu senin eline o metni tutuşturanların niyetlerinden emin değilim. Ensar mıyız, enayi miyiz belli değil. Eğer kastettiğiniz manada muhacir iseler ilk önce kamplarda barınmalıdırlar, biz de yüce Türk milleti olarak kendimize yakışanı yapalım ama durduk yerde binlerce yıllık emek, kan ve göz nuru ile atalarımın yurt edindikleri bu topraklara, elde ettikleri kazanımlara yüz binlerce insanı ortak edemeyiz.
...
Muhacir denince hemen aklıma; zorda kalmış, zavallı, sığınmaya muhtaç insan geliyor. Yahu senin muhacir dediğin insanlar neredeyse seçkin insanlar konumumda olup, ülkemizin her türlü imkanlarından sonuna kadar yararlanabiliyorlar. Anadolu kulübüne, Fenerbahçe kulübüne bile üye olmak için binlerce lira üyeliğe kabul parası ödenirken, Suriyeli muhacirlere ülkemin bu kadar nimetini hangi fedakarlıklarına karşılık sunuyoruz. Madem ki bu kadar imkanlarımıza ortak ediyoruz, şu kızlarımızı taciz eden Suriyeli gençleri niçin PKK veya YPG üzerine göndermiyoruz.
...
Dört sene önce oğlum için aldığım öğrenci kredisini, ödeyemediğimizden faizi ile birlikte yapılandırma yaparak emekli maaşımdan taksitle ödüyorum. Diğer oğlum ise üniversiteli olmaya hala çalışıyor. Ya Suriyeli genç; 1500 TL'lik bedava burs ile istediği üniversiteye kaydını yaptırabiliyor. Bu ne demek; kendi ülkende muhacir olmak değil de nedir. Bu arada Irak Türkmen çocukları Suriyelilere verilen bu haklardan yararlanamıyorlar.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
ADALET YÜRÜYÜŞÜ VE OLUP BİTENLER ÜZERİNE
Viagra'nın keşfi ve Demokrasiye etkisi
Tansiyon ilacı diye icat edilen "Viagra" 'nın başka bir derde deva olduğu keşfedildi, daha çok o amaçla kullanılır oldu.
...
Şimdi de Bahçeli-Erdoğan ikilisinin icadı olan "Partili Başkanlık Sistemi" Türk Demokrasi Tarihi'ne geçecek sürpriz gelişmelere neden oldu, bundan sonra da muhtemelen olacaktır.
...
Yaklaşık her sene kurultay yaparak bir türlü istediği kıvamda lider çıkaramayan CHP; nihayetinde Bahçeli ve Erdoğan sayesinde, üstelik de 25 gün boyunca, yaz sıcağında 450 km yürüyebilen bir lider kazandı. Artık belli ki CHP'nin her vesile ile kurultaya gitme alışkanlığı sona erecek, sinerjisini boşa harcamayacaktır. Bu Durum biraz da Deniz Baykal ailesine yarayacak; Sayın Hanımefendi belki de elli senedir ilk defa kocasının gözlerine bakarak iki kelam edebilme fırsatı bulacaktır.
...
Yine Viagra'nın icadı değil de, keşfi üzerinden gidecek olursak; biz "Hayırcı Türk milliyetçileri" olarak biat kültürünü terk edip; lider bilip, kendisine sadakat nikahı kıyıp, azatlık kabul etmeyen iflah olmaz gönüllü köleliğimize kendi arzumuzla son verip, Ergenekon'dan çıkışın hazırlığındayız çok şükür. Artık Türk milliyetçileri öz güven dolu; düşünüp, fikir üretebiliyor ve bira araya gelip, projeye dönüştürerek, eylem yapabiliyorlar.
...
Kime niyet, kime kısmet. Kim derdi ki; Viagra keşfedilecek, demokrasi gelişecek(!)
Lider çevresine, ''Benim arkamda liderim var'' güvencesi verendir.
Kılıçtaroğlu, başta Enis Berberoğlu olmak üzere yol arkadaşlarına; "Benim arkamda liderim var" güvencesi vermektedir.
...
Engin Alan Paşa'yı Ergenekon kumpasına teslim edip, ziyaretine bile gidemeyenlerin; bugün fetö üzerinden hayırcı Türk milliyetçilerine kara çalmak isteyenlerin liderlik adına Kılıçtaroğlu'nun 450 km'lik yürüyüşünden, azim ve kararlılığından ders çıkarmaları gerekir.
...
Böyle yazıyorum diye benim siyasi düşünceme kendi kıt akılları ile konum belirleyenler; ben Kılıçtaroğlu'nun yaptıklarını yazıyorum. Peki yıllardır yapamadıkları üzerine kerametler atfedip, methiyeler düzdüğüm ve liderim dediğim insan için "Tarifini yaptığın bu insan nerede ki biz farkında değiliz" demediniz.
...
Odalara girip, koltuklara gömülüp, masaların altına sinenlerin nesini anlatacağız ki. Elbette yürüyeni, yani eylemde olanı anlatacağız. Türk demokrasisi adına Kılıçtaroğlu dirayetinin yarattığı heyecan bir başka parkurda, Meral Akşener ve ekibi ile devam edecektir.
Ülkem de böyle güzel şeyler de oluyor, kıskananlar çatlasın.
İdam üzerinden mastürbasyon
Her seçim arifesinde "idamın geri gelmesi" üzerinden mastürbasyon yapıp, sonra da istediği sonucu aldıktan sonra unutanlar; getirin idamı meclise imza atmayan odur, budur, şudur diyenler; ulan ben mi getireceğim meclise. Neyi, kimi, niçin bekliyorsunuz.
...
Gencecik bir anneyi yanında ve karnındaki iki çocuğu ile tecavüz ettikten sonra katleden alçaklığın, caniliğin müsebbibi sizsiniz. 18 yaşındaki "Bebenin" vekil olamamasını dert edinip, referanduma koyuyorsun da; körpecik bir anneyi iki çocuğu ile katleden canilerin yaşıyor olmasını nasıl kabullenebiliyorsunuz.
...
Aslında gerçek odur ki; "Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner" ihtimali sizin başınıza gelebilecek en korktuğunuz ihtimaldir. Dolayısıyla, hiç bir zaman idamın geri gelmesini; Fethullah Gülen için de dahil istemeyeceksiniz.
Adalet yürüyüşünü HDP üzerinden okumak ahlaksızlıktır
Ey...naraları atarak oturduğu koltuktan ahkam kesmedi. Bir şeye karar verdi ve gereğini yaptı. Azim ve kararlılıkla yürüyor.
...
Efendim yürüyüşe o katıldı, bu katıldı diyerek kara çalmanın bir anlamı yoktur. Aynı safta, kendi irademiz dışında nice şerefsizlerle yanana gelip, namaz kılıyoruz ama namazı bırakıp, camiyi terk etmeyi hiç düşünmedik. Kılıçtaroğlu da yürüyüşüne ilk başladığında "Ben falanca yerden adalet yürüyüşüne başlayacağım, bu yürüyüşün amacı doğrultusunda aidiyet hisseden herkes yürüyebilir" dedi. Falancalar, filancalar peşimden gelemez" demiş olsaydı asıl o zaman kendisi ile çelişkiye düşerdi.
...
Kılıçtaroğlu'nu tebrik ediyorum. Şimdi birileri bana saf mı değiştirdin diyebilirler; hayır, asla. Gözlerimiz körelmiş olabilir, hiç olmazsa vicdanımıza sahip çıkalım. Ben bunun gereğini yapıyorum. Mesele bu kadar basit.
Adalet yürüyüşünün müsebbibi işte bu çelişkidir İnsanları yürüten; eğer doğru ise, aynı suçtan Enis Berberoğlu'nun tutuklanıp, Tuğrul Türkeş'in eli kıçında geziyor olmasıdır. Enis Berberoğlu'nun "O tırlar ISID' a gidiyordu demesi ile Tuğrul Türkeş'in "O tırlar vallahi de, billahi de Suriye Türkmenlerine gitmiyordu" demesi arasında ne fark var. Hiç olmazsa Tuğrul Türkeş'i çağırıp, sual edin, sen ne demek istedin deyin. 17/25 Aralık sonrası "Asya Bank' a para yatırmışsın" denilerek insanlar hapsedilirlerken, "O tırlar vallahi de billahi de Türkmenlere gitmiyordu" diyen insanı nasıl masum görebilirsiniz. "Sen bizim köyün yolcususun, atla bakım" kayırmacılığı ile ne adalet tecelli edebilir, ne de darbenin siyasi ayağı deşifre olabilir. Dolayısıyla adalet arayışları; hak, hukuk, adalet haykırışları devam edecektir.
Mehmet Soral
Tansiyon ilacı diye icat edilen "Viagra" 'nın başka bir derde deva olduğu keşfedildi, daha çok o amaçla kullanılır oldu.
...
Şimdi de Bahçeli-Erdoğan ikilisinin icadı olan "Partili Başkanlık Sistemi" Türk Demokrasi Tarihi'ne geçecek sürpriz gelişmelere neden oldu, bundan sonra da muhtemelen olacaktır.
...
Yaklaşık her sene kurultay yaparak bir türlü istediği kıvamda lider çıkaramayan CHP; nihayetinde Bahçeli ve Erdoğan sayesinde, üstelik de 25 gün boyunca, yaz sıcağında 450 km yürüyebilen bir lider kazandı. Artık belli ki CHP'nin her vesile ile kurultaya gitme alışkanlığı sona erecek, sinerjisini boşa harcamayacaktır. Bu Durum biraz da Deniz Baykal ailesine yarayacak; Sayın Hanımefendi belki de elli senedir ilk defa kocasının gözlerine bakarak iki kelam edebilme fırsatı bulacaktır.
...
Yine Viagra'nın icadı değil de, keşfi üzerinden gidecek olursak; biz "Hayırcı Türk milliyetçileri" olarak biat kültürünü terk edip; lider bilip, kendisine sadakat nikahı kıyıp, azatlık kabul etmeyen iflah olmaz gönüllü köleliğimize kendi arzumuzla son verip, Ergenekon'dan çıkışın hazırlığındayız çok şükür. Artık Türk milliyetçileri öz güven dolu; düşünüp, fikir üretebiliyor ve bira araya gelip, projeye dönüştürerek, eylem yapabiliyorlar.
...
Kime niyet, kime kısmet. Kim derdi ki; Viagra keşfedilecek, demokrasi gelişecek(!)
Lider çevresine, ''Benim arkamda liderim var'' güvencesi verendir.
Kılıçtaroğlu, başta Enis Berberoğlu olmak üzere yol arkadaşlarına; "Benim arkamda liderim var" güvencesi vermektedir.
...
Engin Alan Paşa'yı Ergenekon kumpasına teslim edip, ziyaretine bile gidemeyenlerin; bugün fetö üzerinden hayırcı Türk milliyetçilerine kara çalmak isteyenlerin liderlik adına Kılıçtaroğlu'nun 450 km'lik yürüyüşünden, azim ve kararlılığından ders çıkarmaları gerekir.
...
Böyle yazıyorum diye benim siyasi düşünceme kendi kıt akılları ile konum belirleyenler; ben Kılıçtaroğlu'nun yaptıklarını yazıyorum. Peki yıllardır yapamadıkları üzerine kerametler atfedip, methiyeler düzdüğüm ve liderim dediğim insan için "Tarifini yaptığın bu insan nerede ki biz farkında değiliz" demediniz.
...
Odalara girip, koltuklara gömülüp, masaların altına sinenlerin nesini anlatacağız ki. Elbette yürüyeni, yani eylemde olanı anlatacağız. Türk demokrasisi adına Kılıçtaroğlu dirayetinin yarattığı heyecan bir başka parkurda, Meral Akşener ve ekibi ile devam edecektir.
Ülkem de böyle güzel şeyler de oluyor, kıskananlar çatlasın.
İdam üzerinden mastürbasyon
Her seçim arifesinde "idamın geri gelmesi" üzerinden mastürbasyon yapıp, sonra da istediği sonucu aldıktan sonra unutanlar; getirin idamı meclise imza atmayan odur, budur, şudur diyenler; ulan ben mi getireceğim meclise. Neyi, kimi, niçin bekliyorsunuz.
...
Gencecik bir anneyi yanında ve karnındaki iki çocuğu ile tecavüz ettikten sonra katleden alçaklığın, caniliğin müsebbibi sizsiniz. 18 yaşındaki "Bebenin" vekil olamamasını dert edinip, referanduma koyuyorsun da; körpecik bir anneyi iki çocuğu ile katleden canilerin yaşıyor olmasını nasıl kabullenebiliyorsunuz.
...
Aslında gerçek odur ki; "Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner" ihtimali sizin başınıza gelebilecek en korktuğunuz ihtimaldir. Dolayısıyla, hiç bir zaman idamın geri gelmesini; Fethullah Gülen için de dahil istemeyeceksiniz.
Adalet yürüyüşünü HDP üzerinden okumak ahlaksızlıktır
Ey...naraları atarak oturduğu koltuktan ahkam kesmedi. Bir şeye karar verdi ve gereğini yaptı. Azim ve kararlılıkla yürüyor.
...
Efendim yürüyüşe o katıldı, bu katıldı diyerek kara çalmanın bir anlamı yoktur. Aynı safta, kendi irademiz dışında nice şerefsizlerle yanana gelip, namaz kılıyoruz ama namazı bırakıp, camiyi terk etmeyi hiç düşünmedik. Kılıçtaroğlu da yürüyüşüne ilk başladığında "Ben falanca yerden adalet yürüyüşüne başlayacağım, bu yürüyüşün amacı doğrultusunda aidiyet hisseden herkes yürüyebilir" dedi. Falancalar, filancalar peşimden gelemez" demiş olsaydı asıl o zaman kendisi ile çelişkiye düşerdi.
...
Kılıçtaroğlu'nu tebrik ediyorum. Şimdi birileri bana saf mı değiştirdin diyebilirler; hayır, asla. Gözlerimiz körelmiş olabilir, hiç olmazsa vicdanımıza sahip çıkalım. Ben bunun gereğini yapıyorum. Mesele bu kadar basit.
Adalet yürüyüşünün müsebbibi işte bu çelişkidir İnsanları yürüten; eğer doğru ise, aynı suçtan Enis Berberoğlu'nun tutuklanıp, Tuğrul Türkeş'in eli kıçında geziyor olmasıdır. Enis Berberoğlu'nun "O tırlar ISID' a gidiyordu demesi ile Tuğrul Türkeş'in "O tırlar vallahi de, billahi de Suriye Türkmenlerine gitmiyordu" demesi arasında ne fark var. Hiç olmazsa Tuğrul Türkeş'i çağırıp, sual edin, sen ne demek istedin deyin. 17/25 Aralık sonrası "Asya Bank' a para yatırmışsın" denilerek insanlar hapsedilirlerken, "O tırlar vallahi de billahi de Türkmenlere gitmiyordu" diyen insanı nasıl masum görebilirsiniz. "Sen bizim köyün yolcususun, atla bakım" kayırmacılığı ile ne adalet tecelli edebilir, ne de darbenin siyasi ayağı deşifre olabilir. Dolayısıyla adalet arayışları; hak, hukuk, adalet haykırışları devam edecektir.
Mehmet Soral
3 Temmuz 2017 Pazartesi
2019 SEÇİMLERİ SON ŞANSIMIZ
Efendim neymiş; CHP ile beraber hareket etmek, onun eylemlerine destek olmak, söylemlerini doğru bulup, dile getirmek, takdir etmek bana yakışıyormuymuş.
...
Peki öyleyse; birilerinin paşa gönülleri istiyor diye ''Helvadan lider'' inşa edip, onunla sadakat nikahı kıyıp; yetinmeyip iradelerini ipotek ettirip, azatlık kabul etmeyen iflah olmaz köleler olmak size yakışıyor mu. Allah Kuran-ı Kerim de adaletten bahsediyor; CHP de bahsediyor, sahip çıkıyor; ne diyeceğiz şimdi.
...
''Birisine'' inanmadığım, güvenmediğim halde yirmi yıllık kör sadakatımdan dolayı en azından müsebbibi olduğum günahlarımın kefareti için bugünkü ''Balgat yönetimli MHP'' ve AKP'nin kirli bir süreç ile dayattıkları yeni sistemi; tekrar ''Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem''e dönüştürene kadar bu manada mücadele eden, emek sarf eden kuvayi milliye ruhu ile hareket eden, buna CHP de dahil olmak üzere her duruşa saygı duyuyor, takdir ediyorum.
...
Ülkemizin bundan sonraki süreçte kaderini belirleyecek, dünyadan tecrit edilmişliğine son verecek, bunalımdan çıkarıp, demokrasiye kavuşturacak çözümün öncüleri; hayırcı Türk milliyetçileri ile marjinal sol gruplardan ayrışmış CHP öncülüğünde algılarla yönlendirilenler değil samimi inanç sahibi dindarlar'' olacaktır. Bütün mesele hayır blokunu korumak ve gücünü artırmaktır.
...
Siyasi taassuplarımızdan vaz geçmemiz lazım. Geçmişte CHP ile o olmuş, bu olmuş. Evet çok şey oldu. Biz Türk milliyetçileri (Özellikle sağcılar demiyorum) ile solcular arasında geçmişte çok kavgalarımız oldu. Her iki tarafın karşılıklı haklı sebeplerimiz elbette vardır. Mesela, aynı safta namaz kılmanın referansına güvenen Tür milliyetçileri,ülkücüler bugünün siyasal İslamcılarını aralarında barındırmışlar, kendileri kavga ederlerken onlara yurtlardaki odalarının anahtarlarını vererek, beyefendilerin istirahat etmelerini temin etmişlerdir. Ya sol; o ise PKK'nın ilk yapılanması yıllarında ''Halkların özgürlüğü'' söyleminin şiirselliğine kapılarak ve yine mezhepler üzerinden ayrışma ve çatışma zemini için peydahlanan DHKP-C mensuplarına okudukları okullarda sahip çıkmışlar, mekanlarını paylaşmışlar, imkanlarını kullanmışlardır; ülkücülerden bir farkla, onlarla da zaman zaman eylem birliği yapmışlardır.
...
Bugün görüyoruz ki; o günlerde sadece kavgalarımızı izlemiş olan ''Sünepe görünümlü sinsi siyasal İslamcılar'' gün geldi muktedir oldular; Türk devletinin en iyi yetiştirdiği sivil,asker ve akademik değerlerine kumpaslar kurarak,itibarsız hale getirip, yok ettiler; sonra da dikensiz gül bahçesi yaratıp, sistemi değiştirdiler. Bunun müsebbibi olarak sadece Fetö'yü görmek mümkün değil. Şunu çok iyi bilelim ki; yetki kavgası olmasaydı, imam kim olacak kavgası olmasaydı içinde fetö'nün de olduğu siyasal İslamcıların kendi içlerindeki ahenk bozulmadan devam edecekti ve gene aynı şeyler olacaktı. Sanki askeri okulların ve askeri hastahanelerin kapatılması 15 Temmuz öncesinde siyasi iktidarın ajandasında yok muydu; vardı elbette.
...
Velhasıl kelam; Cumhuriyet tarihinin en dinamik iki siyasi fikir hareketinin kendi aralarındaki kavgası Ülkücü gençlik ve Sol gençliğin; nedenlerini tartışmadan doğurduğu sonuçlara bakarak varacağımız hüküm koskoca bir yazıktır. Bugün PKK ve Fötö denen yapılar maalesef Ülkücü ve sol gençliğin geçmişteki kavgalarının yarattığı boşluğun peydahladığı ürünlerdir. Ülkücü ve sol gençlik 12 Eylül cuntası tarafından hapislere tıkanırken; Siyasal İslamcılar okullarında kesintisiz okuyup, 15 senedir kesintisiz süregelen iktidarın bürokrat sınıfını oluşturdular. Çok ilginçtir ki; aynı cunta Suudi Arabistan menşeyli Rabıta örgütünden gönderilen paralarla ''Diyanet mensuplarına'', bana göre de siyasal İslamcılara maaşlar ödeniyordu. Rahmetli Uğur Mumcu bu konu ile çok uğraşmıştı.
...
Eğer hala ''Hayırcı Türk milliyetçileri'' ve CHP devam etmekte olan sürçte 2019 veya daha erken bir seçime işbirliği içinde hazırlanmazlarsa bu ucube yeni sistemin kalıcı hale geleceği kesindir. Bu tezlerime katkı anlamında paylaşımlarıma devam edeceğim.
...
Dolayısıyla Türk solu ve CHP'ye yaklaşımım üzerinden beni eleştirenlere diyorum ki; ''Git, yat uyu be kardeşim''
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Peki öyleyse; birilerinin paşa gönülleri istiyor diye ''Helvadan lider'' inşa edip, onunla sadakat nikahı kıyıp; yetinmeyip iradelerini ipotek ettirip, azatlık kabul etmeyen iflah olmaz köleler olmak size yakışıyor mu. Allah Kuran-ı Kerim de adaletten bahsediyor; CHP de bahsediyor, sahip çıkıyor; ne diyeceğiz şimdi.
...
''Birisine'' inanmadığım, güvenmediğim halde yirmi yıllık kör sadakatımdan dolayı en azından müsebbibi olduğum günahlarımın kefareti için bugünkü ''Balgat yönetimli MHP'' ve AKP'nin kirli bir süreç ile dayattıkları yeni sistemi; tekrar ''Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem''e dönüştürene kadar bu manada mücadele eden, emek sarf eden kuvayi milliye ruhu ile hareket eden, buna CHP de dahil olmak üzere her duruşa saygı duyuyor, takdir ediyorum.
...
Ülkemizin bundan sonraki süreçte kaderini belirleyecek, dünyadan tecrit edilmişliğine son verecek, bunalımdan çıkarıp, demokrasiye kavuşturacak çözümün öncüleri; hayırcı Türk milliyetçileri ile marjinal sol gruplardan ayrışmış CHP öncülüğünde algılarla yönlendirilenler değil samimi inanç sahibi dindarlar'' olacaktır. Bütün mesele hayır blokunu korumak ve gücünü artırmaktır.
...
Siyasi taassuplarımızdan vaz geçmemiz lazım. Geçmişte CHP ile o olmuş, bu olmuş. Evet çok şey oldu. Biz Türk milliyetçileri (Özellikle sağcılar demiyorum) ile solcular arasında geçmişte çok kavgalarımız oldu. Her iki tarafın karşılıklı haklı sebeplerimiz elbette vardır. Mesela, aynı safta namaz kılmanın referansına güvenen Tür milliyetçileri,ülkücüler bugünün siyasal İslamcılarını aralarında barındırmışlar, kendileri kavga ederlerken onlara yurtlardaki odalarının anahtarlarını vererek, beyefendilerin istirahat etmelerini temin etmişlerdir. Ya sol; o ise PKK'nın ilk yapılanması yıllarında ''Halkların özgürlüğü'' söyleminin şiirselliğine kapılarak ve yine mezhepler üzerinden ayrışma ve çatışma zemini için peydahlanan DHKP-C mensuplarına okudukları okullarda sahip çıkmışlar, mekanlarını paylaşmışlar, imkanlarını kullanmışlardır; ülkücülerden bir farkla, onlarla da zaman zaman eylem birliği yapmışlardır.
...
Bugün görüyoruz ki; o günlerde sadece kavgalarımızı izlemiş olan ''Sünepe görünümlü sinsi siyasal İslamcılar'' gün geldi muktedir oldular; Türk devletinin en iyi yetiştirdiği sivil,asker ve akademik değerlerine kumpaslar kurarak,itibarsız hale getirip, yok ettiler; sonra da dikensiz gül bahçesi yaratıp, sistemi değiştirdiler. Bunun müsebbibi olarak sadece Fetö'yü görmek mümkün değil. Şunu çok iyi bilelim ki; yetki kavgası olmasaydı, imam kim olacak kavgası olmasaydı içinde fetö'nün de olduğu siyasal İslamcıların kendi içlerindeki ahenk bozulmadan devam edecekti ve gene aynı şeyler olacaktı. Sanki askeri okulların ve askeri hastahanelerin kapatılması 15 Temmuz öncesinde siyasi iktidarın ajandasında yok muydu; vardı elbette.
...
Velhasıl kelam; Cumhuriyet tarihinin en dinamik iki siyasi fikir hareketinin kendi aralarındaki kavgası Ülkücü gençlik ve Sol gençliğin; nedenlerini tartışmadan doğurduğu sonuçlara bakarak varacağımız hüküm koskoca bir yazıktır. Bugün PKK ve Fötö denen yapılar maalesef Ülkücü ve sol gençliğin geçmişteki kavgalarının yarattığı boşluğun peydahladığı ürünlerdir. Ülkücü ve sol gençlik 12 Eylül cuntası tarafından hapislere tıkanırken; Siyasal İslamcılar okullarında kesintisiz okuyup, 15 senedir kesintisiz süregelen iktidarın bürokrat sınıfını oluşturdular. Çok ilginçtir ki; aynı cunta Suudi Arabistan menşeyli Rabıta örgütünden gönderilen paralarla ''Diyanet mensuplarına'', bana göre de siyasal İslamcılara maaşlar ödeniyordu. Rahmetli Uğur Mumcu bu konu ile çok uğraşmıştı.
...
Eğer hala ''Hayırcı Türk milliyetçileri'' ve CHP devam etmekte olan sürçte 2019 veya daha erken bir seçime işbirliği içinde hazırlanmazlarsa bu ucube yeni sistemin kalıcı hale geleceği kesindir. Bu tezlerime katkı anlamında paylaşımlarıma devam edeceğim.
...
Dolayısıyla Türk solu ve CHP'ye yaklaşımım üzerinden beni eleştirenlere diyorum ki; ''Git, yat uyu be kardeşim''
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
29 Haziran 2017 Perşembe
TEZEK KOKUSU
Tezek kokusu Anadolu insanının teneffüs ettiği ilk parfümdürTezek kokusu Anadolu insanının teneffüs ettiği ilk parfümdür aslında. Dünyaya gözümü açtığımda, ben de o kokunun içinde bulmuştum kendimi. Muhtemelen Nobel ödüllü değerli insan Aziz Sancar da tezek kokusunu teneffüs etmiştir.

Köyümüzde, kış günlerinde ahırda, hayvanların içinde, soğuktan korunmak adına tezek kokusunda saklambaç oynardık. Kader bizi büyük şehir İstanbul'a göçe zorladıktan sonra da; her kurban bayramı arifesinde gelen kurbanlıkların kokusunu teneffüs etmek, çocukluğuma dair nostalji yaşamak için onları ziyaret eder, hayvanlar üzerinde elimi gezdirerek severdim. Yani demem o ki; adalet için yürünen yol güzergahlarına tezek dökmek, benim gibi adalet isteyenlere olsa olsa güç verir.
Eğer mümkünse tüm E-5 güzergahı boyunca döksünler isterim. O tezek kokusunun zararı olsaydı; ne Aziz hoca Nobel ödülü alırdı, ne de benim gibi birileri bankacı; şu veya bu olurduk. İstiklal savaşı sırasında ninelerimiz kağnı ile tezek kokusu eşliğinde cephane taşımışlardı; öyle deği mi. Kısaca tezek kokusu güzeldir, her derde devadır. O tezek konularının yaygın olduğu dönemlerde daha özgüven dolu, nitelikli insanlar yetişiyordu bu ülkede. Elinizde ne kadar tezek varsa dökün yollara; belki her tarafına "Bok kokusu" sinmiş ülkemi dezenfekte edebilir.
''Ana akım medya'' da ''Alo Hans'' hattının devreye girmesi
Almanya, AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın Almanya'da yaşayan Türklere hitap etmesine müsaade etmiyor.
Hay Allah, ne tesadüf değil mi; aynı Almanya 1 Kasım 2015 milletvekili seçimlerinden beridir gerek görüntülü, gerekse yazılı ''Ana akım medya'' da ''Alo Hans'' hattının devreye girmesiyle verilen talimatlar doğrultusunda; Meral Akşener, Ümit Özdağ, Sinan Ogan, Yusuf Halacoğlu, Özcan Yeniçeri, Atilla Kaya, İsmail Ok, Nuri Okutan, Oktay Vural tam ondokuz aydır ekranlara çıkıp,''Alman milletinin'' vekilleri olarak ülkede olup, bitenler üzerinden duygu ve düşüncelerini açıklama fırsatı bulamıyorlar; zira isimlerine karşı ambargo uygulanıyor. Alman milleti ''Bu insanların siyasi kimliklerinden vaz geçtik, akademik birikimlerinden bile faydalanamıyoruz'' diyerek sitem ediyorlar(!)
Aslında AKP Genel Başkanına izin verselerdi söylemek istediği şey gayet insaniydi; ''Bu yaptıklarınız ülkenize yakışmıyor. Oysa siz ki; insanlık adına, medeni dünyaya yüzyıllardır katkısı olmuş bir milletsiniz. Bırakınız insanları; söyleyeceklerini söylesinler, anlatacaklarını anlatsınlar(!)
Kem söz sahibine aitir
Ozan Arif'in sözleri; bir "Canın" etinin pense ile çekilip, mengeneye sıkıştırılması halinde can havliyle söylenmiş sözleridir. Söyleyene değil, biraz da söyletene bakmak lazım. Ozan Arif'in kime ne söylediğinden öte, Türk milliyetçisi bir ozanın dilini kirletmesine üzülürüm doğrusu.
Çok garip değil mi? Siyasiler birbirlerine "Ağır söz" söyleyince tahammül edebiliyorlar ancak halktan birisi onlara ağır söz söyleyince hemen ümüğünü sıkmak istiyorlar.
AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın Sayın Bahçeli'ye yaptığı hakaretler karşısında bizatihi AKP'liler ile yaptığım kavgalar, kırdığım kalplerin haddi hesabı yoktur. Ancak Sayın Bahçeli bizim kadar bile tepki gösterip, Ozan Arif'e olduğu gibi Erdoğan'a dava bile açmadı. Aksine tüm ülkücü camianın tepkisine rağmenkendisi ile kanka oldu. Aradaki fark nedir peki; Ozan Arif'in seçilmiş siyasetçi olmaması mıdır.
Herkes haddini bilirse; hiç bir yetki suistimal edilmez, değer aşınmaz, sınırları zorlanamaz.
Gece yarısı olmuş, canım müthiş sigara istiyor. Aksilik ya; sigara da bitmiş. Bu arada oğlum; biliyorum sigara içiyor ama saygınlığımı muhafaza etmek, baba oğul ilişkisinde seviyeyi korumak, haddi aşmamak adına sabaha kadar sigara özlemi ile uykusuz kaldım, oğlumdan sigara istemedim. "Oğlum hele bir dal sigara ver" demiş olsaydım, illa ki bir şekilde karşılıklı olarak aramızdaki "Dil, üslup, tutum ve davranış" şekli değişebilecekti.
Yani demem o ki; baba babalığını, ana analığını, evlat evlatlığını, lider liderliğini bilirse; partili de partililiğini bilecektir. 748 delege noter tasdikli imza toplayıp, genel merkeze verdiyse; Sayın Bahçeli'nin yapması gereken sorumluluğunu bilip, saygı duyması gerekirken; sergilediği tutum ve davranış ile "Saygınlığının" tükenişine neden olmuştur. Ülkücü vicdanın imbiğinden süzülüp gelmiş 748 delegenin bütün kimliklerini, sıfatlarını yok kabul edeceksin; bu kadar refüze etmek yetmiyormuş gibi bu saygın ülkü devlerinin duruşunu, cumhuriyet tarihinin en alçak paralel yapılanması fetö ile örtüştürüp, onlarla kucak kucağa olmakla itham edeceksiniz. Peki bu itham, kendimizi muhalif diye tanımladığımız bizlere yapılabilmiş en büyük küfür değil midir.
Velhasıl kelam; Ozan Ozanlığını, lider liderliğini kirletmişlerdir. Ülkücü vicdanın sesi olabilirim ama kirli dilin tarafı olmayacağım.
Ümit Özdağ ''Erdoğan dabe tarihini biliyordu''
Ümit Özdağ bir iddia ortaya attı ama "Ey..." diye başlayıp, devam eden cümlelerle karşılık veren yoktur. Ne demişti Sayın Özdağ " Erdoğan darbenin tarihini biliyordu". Ümit Bey ne demek istedi bilemem ama benim anladığım "darbenin kontrollü" şekilde olduğudur. Peki buna benzer iddiaları dile getiren Sayın Kılıçtaroğlu'na anında cevap veren "AKP Genel Başkanı Erdoğan" ve trolleri niçin Ümit Bey'in iddiasına cevap vermiyorlar.Benim kanaatim odur ki; istihbarat ağı ve edinme yolları kuvvetli, siyaset bilimcisi Ümit Özdağ ile bu konuda polemiğe girmeye cesaret edemiyorlar gibime geliyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
25 Haziran 2017 Pazar
OKULLARDA MESCİT GENELEGSİ ÜZERİNE
Okullara mescitler açılacakmış. Yahu bırakın bu işleri; taşa, toğrağa
mekana, görselliğe yatırım yapmayın.
İman etmiş herkes için her yer mescittir. Bence, ille de öğrenciler için bir meşgale düşünüyorsanız; her okula atölyeler açın ki; çocuklar hayal dünyalarında tasarlayıp, düşündüklerini pratiğe dökerek, yansıtabilsinler. İleriki yıllarda meslek seçiminde illaki çok faydası olacaktır.
...
Geçenlerde iftar yemeğinde, milli meseleler ile hamhal olan, mesleğinin problemleri ile dert sahibi olmuş milli eğitim müfettişi ile tanıştım. İmam Hatip okullarından birisine teftişe gitmişler. Öğrencilerin %20'si disiplin cezası aldığını tesbit etmiş. Sebebinin; hükümetin milli eğitim politikası gereği, sürekli imam hatip okullarına ağırlık verilerek, sayısının artırılmasının gaye edinilmesi nedeniyle yüzlerce farklı alanlara yeteneği olan öğrencilerin almış oldukları puanları gereği hepisinin imam hatip okullarına yönlendirilmesi olduğunu söyledi. Dolayısıyla, çocukların çoğu isteksiz, aile baskısı ve yönlendirmesi ile bu okullara gitmek zorunda kaldıklarını ifade etti. Doğal olarak yaşadıkları mutsuzlukları onları istem dışı, uygunsuz davranışlara itiyor. ''Altın nesil'' yetiştirme adına yapılan bu emrivaki uygulama ile bir çok cocuğun okumaktan soğuyup, aylak aylak sokarklarda gezerlerken; istismarcıların tuzağına düşebilecekleri gibi bir tehlike sözkonusudur.
...
Bize ibadet mekanlarının sayısının artması değil,iman etmiş,samimi insanların, gençlerin sayısının artması lazım. Niçin Allah'ın ilk emri ''Oku''manın, yani Kuran'ın tercümesi ve açıklamasının okunmasını sağlamak üzere ders olarak müfredata koymuyorsunuz. İnsanların Kuran-ı anlamasından ve öğrenmesinden niçin bu kadar korkuluyor.
Pratikte bu işin uygulanabilirliği mümkün değildir. Yahu anlasanıza Allah aşkına; fetö bugünkü aşamaya gelmek için okul dışı imkanları ve mekanları kullandı; ya bu proje ile sağlanan imkanları da kullanmış olsaydı.
...
Pratikte yaşanabilecek hususlar;
''Filanca öğrenci nerede oğlum''
''Mescitte hocam''
''Ali Nerde''
''Abdest alıyor hocam''
''Veli nerde''
''Şu anda imamlık yapıyor hocam''
''Sınav başlıyor çocuklar''
''Hocam Ali'yi bekleyelim mi, namaz kılıyor''
''Hasan dün niçin sınava girmedin oğlum; namaz kılmaya gitmiştim hocam''
Sınıfta olmayan çocuğun mescitte olabileceği zannının nelere sebebiyet verebileceğini kestirmek çok zor. Gençliğine dişini fırçalamayı bile alışkanlık haline getirmeyi bir türlü başaramamış devlete; gençliğin zamanında namaz kılamaması mı dert oldu Allah aşkına.
Düşünebiliyormusunuz; dini fererans üzerinden yapılan peşin satış keyfiyetinin neden olacağı kabusları. Hangi öğretmenin; öğrencisinin mazeretini mescitte kıldığı namza refere etmesi durumunda sesini çıkarabileceğini düşünebilirsiniz.
Okulda mescit işi, milli eğitimde kaos demek olacaktır. Tarikat yayılmacılığı ve terör odaklı sızmalara devlet eliyle imkan sağlamak olacaktır. Bir anlamda öğrencilere dokunulmazlık elbisesi giydirmektir. Bu uygulamayı suistimal edebilecek öğrenciye dokunan yanacaktır, şimdiden söyleyeyim.
Bunca yaşanmışlıklara rağmen hale ders çıkarmamak neyin nesidir Allah aşkına.
''Kızım niçin zayıf aldın''
''Baba namazdaydım, sınava yetişemedim''
''Hocam Ayşe'yi niçin sınava almadınız''
''sınava geç kalmıştı müdür bey''
''Olur mu hocam; bekleyemezmiydiniz; çocuk namazını mı bozsaydı''
Allah rızası için bir şey yapmak istiyorsanız; Kuran'ın tercümesini ve açıklamasını her sene başında talep edecek öğrenciler için zorunlu ders olarak belirleyin, millet dinini öğrensin.
Yoksa siz, dini bilinçlenme sonrası yeni neslin algılarla güdülemeyecek olmalarından mı korkuyorsunuz?
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
İman etmiş herkes için her yer mescittir. Bence, ille de öğrenciler için bir meşgale düşünüyorsanız; her okula atölyeler açın ki; çocuklar hayal dünyalarında tasarlayıp, düşündüklerini pratiğe dökerek, yansıtabilsinler. İleriki yıllarda meslek seçiminde illaki çok faydası olacaktır.
...
Geçenlerde iftar yemeğinde, milli meseleler ile hamhal olan, mesleğinin problemleri ile dert sahibi olmuş milli eğitim müfettişi ile tanıştım. İmam Hatip okullarından birisine teftişe gitmişler. Öğrencilerin %20'si disiplin cezası aldığını tesbit etmiş. Sebebinin; hükümetin milli eğitim politikası gereği, sürekli imam hatip okullarına ağırlık verilerek, sayısının artırılmasının gaye edinilmesi nedeniyle yüzlerce farklı alanlara yeteneği olan öğrencilerin almış oldukları puanları gereği hepisinin imam hatip okullarına yönlendirilmesi olduğunu söyledi. Dolayısıyla, çocukların çoğu isteksiz, aile baskısı ve yönlendirmesi ile bu okullara gitmek zorunda kaldıklarını ifade etti. Doğal olarak yaşadıkları mutsuzlukları onları istem dışı, uygunsuz davranışlara itiyor. ''Altın nesil'' yetiştirme adına yapılan bu emrivaki uygulama ile bir çok cocuğun okumaktan soğuyup, aylak aylak sokarklarda gezerlerken; istismarcıların tuzağına düşebilecekleri gibi bir tehlike sözkonusudur.
...
Bize ibadet mekanlarının sayısının artması değil,iman etmiş,samimi insanların, gençlerin sayısının artması lazım. Niçin Allah'ın ilk emri ''Oku''manın, yani Kuran'ın tercümesi ve açıklamasının okunmasını sağlamak üzere ders olarak müfredata koymuyorsunuz. İnsanların Kuran-ı anlamasından ve öğrenmesinden niçin bu kadar korkuluyor.
Pratikte bu işin uygulanabilirliği mümkün değildir. Yahu anlasanıza Allah aşkına; fetö bugünkü aşamaya gelmek için okul dışı imkanları ve mekanları kullandı; ya bu proje ile sağlanan imkanları da kullanmış olsaydı.
...
Pratikte yaşanabilecek hususlar;
''Filanca öğrenci nerede oğlum''
''Mescitte hocam''
''Ali Nerde''
''Abdest alıyor hocam''
''Veli nerde''
''Şu anda imamlık yapıyor hocam''
''Sınav başlıyor çocuklar''
''Hocam Ali'yi bekleyelim mi, namaz kılıyor''
''Hasan dün niçin sınava girmedin oğlum; namaz kılmaya gitmiştim hocam''
Sınıfta olmayan çocuğun mescitte olabileceği zannının nelere sebebiyet verebileceğini kestirmek çok zor. Gençliğine dişini fırçalamayı bile alışkanlık haline getirmeyi bir türlü başaramamış devlete; gençliğin zamanında namaz kılamaması mı dert oldu Allah aşkına.Düşünebiliyormusunuz; dini fererans üzerinden yapılan peşin satış keyfiyetinin neden olacağı kabusları. Hangi öğretmenin; öğrencisinin mazeretini mescitte kıldığı namza refere etmesi durumunda sesini çıkarabileceğini düşünebilirsiniz.
Okulda mescit işi, milli eğitimde kaos demek olacaktır. Tarikat yayılmacılığı ve terör odaklı sızmalara devlet eliyle imkan sağlamak olacaktır. Bir anlamda öğrencilere dokunulmazlık elbisesi giydirmektir. Bu uygulamayı suistimal edebilecek öğrenciye dokunan yanacaktır, şimdiden söyleyeyim.
Bunca yaşanmışlıklara rağmen hale ders çıkarmamak neyin nesidir Allah aşkına.
''Kızım niçin zayıf aldın''
''Baba namazdaydım, sınava yetişemedim''
''Hocam Ayşe'yi niçin sınava almadınız''
''sınava geç kalmıştı müdür bey''
''Olur mu hocam; bekleyemezmiydiniz; çocuk namazını mı bozsaydı''
Allah rızası için bir şey yapmak istiyorsanız; Kuran'ın tercümesini ve açıklamasını her sene başında talep edecek öğrenciler için zorunlu ders olarak belirleyin, millet dinini öğrensin.
Yoksa siz, dini bilinçlenme sonrası yeni neslin algılarla güdülemeyecek olmalarından mı korkuyorsunuz?
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
20 Haziran 2017 Salı
GÜNDEME DAİR BAŞLIKLAR
Siz hala MHP'yi gündeminizde mi tutuyorsunuz?
Siz hala MHP'yi gündeminizde mi tutuyorsunuz; yazık ediyorsunuz
kendinize. Oysa ki; Ergenekon'dan çıkmışız, yaşanacak güzel günler bizi
bekliyor. Kervan yola çıktı, menzil de belli. Tek ihtiyacımız olan şey;
arkamıza dönüp, bir daha bakmamak.
MHP benim gündemimden düşmüştür artık. Yaz sıcağında, sırtındaki küfeyi kaldırıp atmış, püfür püfür esen rüzgarın serinliğinde, ağaç gölgesinde; derinden derine cigarasını tüttüren hamal keyfindeyim. Oh be, dünya varmış. Küfenizi atın, kervanımıza katılın.
"Allah senin başına aktrol musallat etsin"
Olay CNN Türk de Ahmet Hakan'ın programında geçiyor. Eğer birisine beddua etmek isterseniz "Allah senin başına aktrol musallat etsin" diyebilirsiniz. Konuşulan konunun mit tırları ile ilgisinin olmamasına rağmen adam programı esir aldı, kan ter içinde konuyu getirip, mit tırlarına bağladı. Mesele, Devlet Bahçeli'nin Kılıçtaroğlu'nun adalet için yürüyüşünü 15 Temmuz'a atıf yaparak eleştiriyor olması. Adam adeta çırpınırcasına Bahçeli'nin sözlerinin inadına mit tırları üzerine olduğunu iddia ediyor. Ahmet Hakan da "Yahu işte Devlet Bahçeli'nin twit'leri burada, hiç birinde mit tırları ifadesi geçmiyor, nereden çıkarıyorsunuz" diyor ve maalesef Ahmet Hakan'ın kimyası bozuluyor, nakavt oluyor. Velhasıl kelam, aktrol bu gece tekeye oğlak doğurttu.
Askerlerin zehirlenmesi ve sayıştay denetiminden kaçırılan kamu harcamaları
Kamu harcamalarının sayıştay denetiminden kaçırılarak, kendi zenginini yaratıp, oligarjisini oluşturma niyeti ve önceliği; benzeri görülmemiş zehirlenme vakalarının gerçek nedenidir. Artık hasmımızı yeterince tanıdık sanırım. Bir AKP ilçe Belediyesinin belediye sınırları içindeki tüm elektrik direklerine "Hoş geldin Ramazan-ı Şerif" metnini asması kamu yararına bir hizmetmi dir, yoksa kendi zenginini yaratmak adına çekilen peşkeşmi dir. Şimdi ben böyle bir yorum yaptım diye aktrolün birisi çıkıp, ne diyecektir biliyormusunuz "Ama siz de ezanı Türkçe okuttunuz
Sanatçımız, ressam Rauf Tuncer'i evinde ziyaret
Bir Türk milliyetçisi olarak sürekli "Milliyetçi sanatçı"ların azlığı
beni hep hüzünlendirmiştir. Sanatçımızın azlığı, fikirlerimizi,
meramımızı kitlelere anlatabilmemiz konusunda dezavantajımız olmuştur.
Sanatın olduğu yerde çaba vardır, üretmek vardır, zihni zorlama vardır
ve bütün bunlardan beslenmiş özgüven vardır. Sanatçı eğilemediğinden,
bükülemediğinden; kendisine buyurulamadığından sürekli olarak "Buyuran"
konumunda olanlar sanatçılardan çekinmişler, mümkünse uzak durmuşlardır.
"Sol" ise aksine, sanatçıları ile yol almış, kendilerince
kahramanlıklarını sanatın her dalında anlatabilmişlerdir.
Kahramanlıklarla dolu ülkücü hareketin hala filimi yapılmış değil.
Ismarlama kafes filmi yaraya merhem olma dışında iddiası olmayan bir
filimdi. Sizlerle bu duygu ve düşüncelerimi paylaşma ihtiyacı duyma
nedenim, Türk milliyetçisi ressam Rauf Tuncer
Bey ile tanışmış olmamın şansı ve keyfidir. Tanrı misafiri misali bir
kaç arkadaş çat kapı kendisini evinde ziyaret ettik. Türk
milliyetçiliği, Türkiye ve dünya meseleleri üzerine duygu ve
düşüncelerler aynı, sıkıntılarımız da benzer olunca oldukça kaliteli bir
sohbet ortamında hoş bir gece yaşadık. Sanatçımıza ve değerli eşi
hanımefendiye çok teşekkür ederiz.
Boğaz Bölge Ahde vefa
Boğaz Bölge Ahde Vefa Grubu'muz olarak bu sefer de kendimize iftar
verdik. Yemeklerin hazırlanmasında emeği geçen mekan sahibi İsa Başkanın
eşi Aygül yengemize ve arkadaşımız MevlütBayrak'a teşekkür ederiz.
Benin hakkım ne zaman senin lütfun oldu
Neymiş efendim, Sayın Kılıçtaroğlu'nun ''Adalet için yürüyüş''üne müsade etmeleri bir lütufmuş. Oldu canım, bu ülke sizin babanızın çiftliği bizler de maraba takımıyız. Neyimize hak, hukuk, adalet aramak; nefes alıyoruz ya o bize yeter(!)
Senin dediğin lütuf falan değil,olsa olsa zımmen kabullendiğin anti demokratik yönetim anlayışının yarattığı konjonkturun sunduğu bir lütfudur. Madem öyle, Kılıçtaroğlu'na yaptığın lütuftan vaz geç; eğer suç işliyorsa ''Adaletin tecellisi'' adına gerekçesini açıklayın, atın içeri(!).
''Müsade etmek'' kayırmak, göz yummaktır İşte Kılıçtaroğlu da kayırmacılığa hayır, adalet için evet diyerek yürüyor. Kendisine ayrımcılık yapıp, lütufda bulunmanızı hiç istemez, gereğini yapın(!)
Maltepe Türk Ocağı ve Ülküder'in beraber organize ettikleri iftar yemeği
Bugün Maltepe Türk Ocağı ve Ülküder'in beraber organize ettikleri iftar
yemeğinde Türk milliyetçisi gönüldaşlarımızla beraberdik. Bu sene
milliyetçi sivil toplum örgütlerinin düzenledikleri iftar yemeklerine
kalabalık katılımlar özellikle dikkatimi çekiyor. Kanaatim odur ki;
özelikle siyasi kifayetsizliğe isyanın oluşturduğu çekim alanında bir
araya gelen milliyetçiler moral bulup, gelecek günler için ümitvar olup,
sinerji oluşturuyorlar. Bugünkü iftar yemeğinde de aynı havayı
fazlasıyla teneffüs ettik. Allah organize edenlerden razı olsun,
niyetlerini kabul etsin. Maşallah ramazanın bereketi Türk
milliyetçilerinin üzerine adeta sağanak sağanak yağıyor.
Türk Eğitim-Sen 3 nolu Şubenin organize ettiği iftar yemeği
Türk Eğitim-Sen 3 nolu Şubenin organize ettiği iftar yemeğinde Türk
milliyetçisi gönüldaşlarımızla beraberdik. Milliyetçi sivil toplum
örgütlerinin düzenledikleri iftar yemeklerine yoğun katılımlar dikkatimi
çekiyor. Kanaatim odur ki; özelikle yıllardır süren siyasi
kifayetsizliğin ve keyifsizliğin oluşturduğu çekim alanında bir araya
gelen milliyetçiler moral bulup, dertleşiyoruz. Gelecek günler için
ümitvar olup, sinerji oluşuyor. Bugünkü iftar yemeğinde de aynı havayı
fazlasıyla teneffüs ettik. Allah, başta Sayın Başkan Ali İhsan Hasanpaşaoğlu ve sendika mensupları olmak üzere organize edenlerden razı olsun, niyetlerini kabul etsin.
Kandırılmış olmak suçu ortadan kaldırmaz ki; gün gelir bedelini öder
Kandırılmış olmak suçu ortadan kaldırmaz ki. Tüm fetö mensupları da pek ala kandırıldık diyebilirler ama görüyoruz ki söyledikleri kaale bile alınmıyor, en ufak bir isnatla hapisteler.
Kozmik odaya girilirken, bu konu günlerce tartışıldı. Millet feryat etti. Genel kurmay başkanı tavrını ortaya koydu, Tecrübeli siyasetçiler, emekli askerler ''Aman kozmik odaya girilmesin, büyük hata olur'' dediler ama kimin umurundaydı. Tüm milli düşünen ama iktidarda olmayan unsurlar 15 Temmuzun beyni olan ABD ve onun taşoranı fetö'nün kozmik odaya girmesine mani olunamadı.
Ergenekon ve Balyoz davaları süreci aslında devleti yönetenlerin kandırılmamaları, akıllarını başlarına almalarını sağlamaya yönelik ''Allah'ın lütfu olan'' yaşanmış çok acı tecrübelerdi. Ama birileri kendilerini kandıranlara ''İman'' etmişlerse; ne yapılabilinirdi ki.
Dolayısyla, kandırıldık demenin veya kendi paşa gönüllerine göre ''Milad'' belirlemenin; hak, hukuk ve adaletin egemen olduğu güçlendirilmiş demokratik parlementer sistemde anlamı kalmayacaktır.
Gün gelip ''Sen öyle düşünürsen, ben de böyle içeri tıkarım'' tehditinin hissedilmediği, kişi özgürlüklerinin teminat altında olduğu demokratik nizamda; bu sefer pekala sorular tersten sorulup; ''Gazeteler o günlerde şu başlıkları atmış, hukukcular bunu demiş, yazarlar şu kitapları yazmışlar,emekli askerler devletin sırları çalınabilir demişler, kasa denilen adamın cenazesini belediye kaldırmışken; niçin bütün bu uyarıları ciddiye almadınız'' denilebilir.
Yıllardan beridir ezan niye Türkçe okutuldu diye hesap soruluyorsa; elbet de bir gün ''Kozmik odaya girilmesine niçin müsade edildi''ği de sorulabilir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Siz hala MHP'yi gündeminizde mi tutuyorsunuz; yazık ediyorsunuz
kendinize. Oysa ki; Ergenekon'dan çıkmışız, yaşanacak güzel günler bizi
bekliyor. Kervan yola çıktı, menzil de belli. Tek ihtiyacımız olan şey;
arkamıza dönüp, bir daha bakmamak. MHP benim gündemimden düşmüştür artık. Yaz sıcağında, sırtındaki küfeyi kaldırıp atmış, püfür püfür esen rüzgarın serinliğinde, ağaç gölgesinde; derinden derine cigarasını tüttüren hamal keyfindeyim. Oh be, dünya varmış. Küfenizi atın, kervanımıza katılın.
"Allah senin başına aktrol musallat etsin"
Olay CNN Türk de Ahmet Hakan'ın programında geçiyor. Eğer birisine beddua etmek isterseniz "Allah senin başına aktrol musallat etsin" diyebilirsiniz. Konuşulan konunun mit tırları ile ilgisinin olmamasına rağmen adam programı esir aldı, kan ter içinde konuyu getirip, mit tırlarına bağladı. Mesele, Devlet Bahçeli'nin Kılıçtaroğlu'nun adalet için yürüyüşünü 15 Temmuz'a atıf yaparak eleştiriyor olması. Adam adeta çırpınırcasına Bahçeli'nin sözlerinin inadına mit tırları üzerine olduğunu iddia ediyor. Ahmet Hakan da "Yahu işte Devlet Bahçeli'nin twit'leri burada, hiç birinde mit tırları ifadesi geçmiyor, nereden çıkarıyorsunuz" diyor ve maalesef Ahmet Hakan'ın kimyası bozuluyor, nakavt oluyor. Velhasıl kelam, aktrol bu gece tekeye oğlak doğurttu.
Askerlerin zehirlenmesi ve sayıştay denetiminden kaçırılan kamu harcamaları
Kamu harcamalarının sayıştay denetiminden kaçırılarak, kendi zenginini yaratıp, oligarjisini oluşturma niyeti ve önceliği; benzeri görülmemiş zehirlenme vakalarının gerçek nedenidir. Artık hasmımızı yeterince tanıdık sanırım. Bir AKP ilçe Belediyesinin belediye sınırları içindeki tüm elektrik direklerine "Hoş geldin Ramazan-ı Şerif" metnini asması kamu yararına bir hizmetmi dir, yoksa kendi zenginini yaratmak adına çekilen peşkeşmi dir. Şimdi ben böyle bir yorum yaptım diye aktrolün birisi çıkıp, ne diyecektir biliyormusunuz "Ama siz de ezanı Türkçe okuttunuz
Sanatçımız, ressam Rauf Tuncer'i evinde ziyaret
Bir Türk milliyetçisi olarak sürekli "Milliyetçi sanatçı"ların azlığı
beni hep hüzünlendirmiştir. Sanatçımızın azlığı, fikirlerimizi,
meramımızı kitlelere anlatabilmemiz konusunda dezavantajımız olmuştur.
Sanatın olduğu yerde çaba vardır, üretmek vardır, zihni zorlama vardır
ve bütün bunlardan beslenmiş özgüven vardır. Sanatçı eğilemediğinden,
bükülemediğinden; kendisine buyurulamadığından sürekli olarak "Buyuran"
konumunda olanlar sanatçılardan çekinmişler, mümkünse uzak durmuşlardır.
"Sol" ise aksine, sanatçıları ile yol almış, kendilerince
kahramanlıklarını sanatın her dalında anlatabilmişlerdir.
Kahramanlıklarla dolu ülkücü hareketin hala filimi yapılmış değil.
Ismarlama kafes filmi yaraya merhem olma dışında iddiası olmayan bir
filimdi. Sizlerle bu duygu ve düşüncelerimi paylaşma ihtiyacı duyma
nedenim, Türk milliyetçisi ressam Rauf Tuncer
Bey ile tanışmış olmamın şansı ve keyfidir. Tanrı misafiri misali bir
kaç arkadaş çat kapı kendisini evinde ziyaret ettik. Türk
milliyetçiliği, Türkiye ve dünya meseleleri üzerine duygu ve
düşüncelerler aynı, sıkıntılarımız da benzer olunca oldukça kaliteli bir
sohbet ortamında hoş bir gece yaşadık. Sanatçımıza ve değerli eşi
hanımefendiye çok teşekkür ederiz.Boğaz Bölge Ahde vefa
Boğaz Bölge Ahde Vefa Grubu'muz olarak bu sefer de kendimize iftar
verdik. Yemeklerin hazırlanmasında emeği geçen mekan sahibi İsa Başkanın
eşi Aygül yengemize ve arkadaşımız MevlütBayrak'a teşekkür ederiz.Benin hakkım ne zaman senin lütfun oldu
Neymiş efendim, Sayın Kılıçtaroğlu'nun ''Adalet için yürüyüş''üne müsade etmeleri bir lütufmuş. Oldu canım, bu ülke sizin babanızın çiftliği bizler de maraba takımıyız. Neyimize hak, hukuk, adalet aramak; nefes alıyoruz ya o bize yeter(!)
Senin dediğin lütuf falan değil,olsa olsa zımmen kabullendiğin anti demokratik yönetim anlayışının yarattığı konjonkturun sunduğu bir lütfudur. Madem öyle, Kılıçtaroğlu'na yaptığın lütuftan vaz geç; eğer suç işliyorsa ''Adaletin tecellisi'' adına gerekçesini açıklayın, atın içeri(!).
''Müsade etmek'' kayırmak, göz yummaktır İşte Kılıçtaroğlu da kayırmacılığa hayır, adalet için evet diyerek yürüyor. Kendisine ayrımcılık yapıp, lütufda bulunmanızı hiç istemez, gereğini yapın(!)
Maltepe Türk Ocağı ve Ülküder'in beraber organize ettikleri iftar yemeği
Bugün Maltepe Türk Ocağı ve Ülküder'in beraber organize ettikleri iftar
yemeğinde Türk milliyetçisi gönüldaşlarımızla beraberdik. Bu sene
milliyetçi sivil toplum örgütlerinin düzenledikleri iftar yemeklerine
kalabalık katılımlar özellikle dikkatimi çekiyor. Kanaatim odur ki;
özelikle siyasi kifayetsizliğe isyanın oluşturduğu çekim alanında bir
araya gelen milliyetçiler moral bulup, gelecek günler için ümitvar olup,
sinerji oluşturuyorlar. Bugünkü iftar yemeğinde de aynı havayı
fazlasıyla teneffüs ettik. Allah organize edenlerden razı olsun,
niyetlerini kabul etsin. Maşallah ramazanın bereketi Türk
milliyetçilerinin üzerine adeta sağanak sağanak yağıyor.Türk Eğitim-Sen 3 nolu Şubenin organize ettiği iftar yemeği
Türk Eğitim-Sen 3 nolu Şubenin organize ettiği iftar yemeğinde Türk
milliyetçisi gönüldaşlarımızla beraberdik. Milliyetçi sivil toplum
örgütlerinin düzenledikleri iftar yemeklerine yoğun katılımlar dikkatimi
çekiyor. Kanaatim odur ki; özelikle yıllardır süren siyasi
kifayetsizliğin ve keyifsizliğin oluşturduğu çekim alanında bir araya
gelen milliyetçiler moral bulup, dertleşiyoruz. Gelecek günler için
ümitvar olup, sinerji oluşuyor. Bugünkü iftar yemeğinde de aynı havayı
fazlasıyla teneffüs ettik. Allah, başta Sayın Başkan Ali İhsan Hasanpaşaoğlu ve sendika mensupları olmak üzere organize edenlerden razı olsun, niyetlerini kabul etsin.Kandırılmış olmak suçu ortadan kaldırmaz ki; gün gelir bedelini öder
Kandırılmış olmak suçu ortadan kaldırmaz ki. Tüm fetö mensupları da pek ala kandırıldık diyebilirler ama görüyoruz ki söyledikleri kaale bile alınmıyor, en ufak bir isnatla hapisteler.
Kozmik odaya girilirken, bu konu günlerce tartışıldı. Millet feryat etti. Genel kurmay başkanı tavrını ortaya koydu, Tecrübeli siyasetçiler, emekli askerler ''Aman kozmik odaya girilmesin, büyük hata olur'' dediler ama kimin umurundaydı. Tüm milli düşünen ama iktidarda olmayan unsurlar 15 Temmuzun beyni olan ABD ve onun taşoranı fetö'nün kozmik odaya girmesine mani olunamadı.
Ergenekon ve Balyoz davaları süreci aslında devleti yönetenlerin kandırılmamaları, akıllarını başlarına almalarını sağlamaya yönelik ''Allah'ın lütfu olan'' yaşanmış çok acı tecrübelerdi. Ama birileri kendilerini kandıranlara ''İman'' etmişlerse; ne yapılabilinirdi ki.
Dolayısyla, kandırıldık demenin veya kendi paşa gönüllerine göre ''Milad'' belirlemenin; hak, hukuk ve adaletin egemen olduğu güçlendirilmiş demokratik parlementer sistemde anlamı kalmayacaktır.
Gün gelip ''Sen öyle düşünürsen, ben de böyle içeri tıkarım'' tehditinin hissedilmediği, kişi özgürlüklerinin teminat altında olduğu demokratik nizamda; bu sefer pekala sorular tersten sorulup; ''Gazeteler o günlerde şu başlıkları atmış, hukukcular bunu demiş, yazarlar şu kitapları yazmışlar,emekli askerler devletin sırları çalınabilir demişler, kasa denilen adamın cenazesini belediye kaldırmışken; niçin bütün bu uyarıları ciddiye almadınız'' denilebilir.
Yıllardan beridir ezan niye Türkçe okutuldu diye hesap soruluyorsa; elbet de bir gün ''Kozmik odaya girilmesine niçin müsade edildi''ği de sorulabilir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
17 Haziran 2017 Cumartesi
MERAL HANIMIN GÜZELLİĞİNİ KISKANAN TASMALI KÖPEK
Gene gazeteci
bozuntusu, müptezel birisi yapabildiği "En iyi şeyi" yaptı; tasması
elinde olan efendisinin bir komutu ile Meral Akşener'e saldırdı. Bizim
Karabaş'tan bilirim ; gece yarısı kesintisiz havlamaya başladığında
biliriz ki evin etrafında, bahçede bir canlı kıpraşmaktadır, onu def
edene kadar da havlaması kesintisiz devam eder. Meral Akşener' in etrafa saldığı korkudan tedirgin olan, sahibinin kapısında nöbet tutan köpekler gene bir sürecin arifesinde Meral Hanım ve çevresinin üzerine saldırıyorlar. O kadar çaba sarf edip, her türlü iftirayı denediler; malzeme bitince bula bula 1970'li yılların erotik filim yıldızına benzetme cüretini gösterdiler.
Bu müptezeli bilirim, şanı edepsizliğinden, ahlaksızlığından gelir. Bilgi ve birikimi olmayan, ağzının kirliliğine yandaşları bile tahammül edemediklerinden kendi TV ekranlarına bile çıkarmak istemedikleri birisi.
Meral Akşener, sen neymişsin be; bilgili olacaksın, yürekli olacaksın korku salacaksın: bütün bunlar yetmiyormuş gibi üstüne üstlük bir de güzel olacaksın.
Kim bilir; zavallı müptezel yıllardır nasıl bir hatuna katlanmış olmalı ki; Meral Hanım'ı her gördüğünde kendisine ah çektiren kaybolmuş yılları aklına geliyor.
Ah Meral Hanım ah; ne gerek vardı bu kadar nitelikli olmaya. Hadi diğrleri neyse; bu kadar güzel olmamalıydın(!) Atalarımız ne demiş ''Olanı var, olmayanı var''
Adalet için yürüyüş
Devletimize, demokrasi hak ve hukukumuza sahip çıkmak adına 15 Temmuz gecesi milletimzi sokağa, meydanlara çıkmaya davet eden duygu hangi endişeye dayanmışsa; Sayın Kılıçtaroğlu'nun da adalet için yürüyüşünü aynı temel endişelere dayandırdığı gerçeğini makul görüp, kabul ediyorum. Öyle ya; bu ülke için endişelerini bazı gerekçelere dayandırarak fiili durum yaratmak sadece yönetenlere değil, muhalefete de haktır. Sayın Kılıçtaroğlu da muhtemelen bunu yapmaktadır.
Türk milliyetçisi, ülkücüyüm; siyasi, ahlaki ve en önemlisi evrensel değerler gereği hak, hukuk, adalet gibi kudsiyet atfettiğimiz değerlere sahip çıkmak adına "Adalet yürüyüşü"nü destekliyorum. Demokratik edep ve ahlaka uygun olduğu sürece kimlerin, ne itirazları olabilir ki. Bu mübarek, sıcak ramazan gününde inanın yürüyüşünüz de "Mübarek" tir. Tebrik ediyorum, Allah yar ve yardımcınız olsun.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
15 Haziran 2017 Perşembe
GÜNDEME DAİR
Enis Berberoğlu ve adalet yürüyüşü
CHP'nin demokrasinin edep ve adabına uygun "Adalet Yürüyüşü"nü ve arayışını canı gönülden destekliyorum.
Demokrasi ve adalet; ekmek, hava, su kadar hepimizin ortak müştereklerimiz olan ihtiyaçlarımızdır. Haksızlık, hukuksuzluk ve zorbalık karşısında insan onuruna yakışan karşı duruşu sergileyebilecek her insanımızın muhatap olabileceği adalet arayışına sahip çıkmamız gerekiyor.
En büyük risk; adaletsizliğe, haksızlık ve hukuksuzluğa karşı duyarsızlığın neden olacağı enkazın altında er veya geç hepimizin kalabileceğimiz gerçeğidir.
Enis Berberoğlu malum MİT tırlarını haber yapması nedeniyle yargılandı ve hapsedildi. Peki "Vallahi de, billahi de o tırlar Suriye Türkmenlerine gitmiyordu" diyen Tuğrul Türkeş'e ne diyeceğiz. Elbette Tuğrul Türkeş de hapse atılsın istemiyoruz ama orada öyle olan, burada nasıl böyle oluyor. Bu hukukun belli ki kendine has bir mantığı var ancak adalete dayanmadığı için er veya geç adalet birgün gelip, bu absurt durumun müsebbibi olanların da kapısını çalabilir.
Hep aynı iktidar ama milli eğitim müferdatı sürekli farklı
15 senedir ülkemizi aynı partinin yönetiyor olmasına rağmen niçin her yeni milli eğitim bakanı farklı müfredat getirir. Şahsen bu müfredat değişikliklerinde eğitimdeki kalitenin artırılması düşüncesinden ziyade; müfredat programının değişimi nedeniyle eğitim meteryallerinin yenilenmesi üzerinden elde edilecek rant aklıma gelir. Öyle ya; aynı parti ve aynı partinin eğitim politikası belli ise, niçin her bakan değiştirildiğinde müfredat da değiştirilir.
Erken seçime zemin oluşturma
Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasının amacı Türkiye'yi erken seçime götürmektir. Özelikle Meral Akşener isminin siyasi arenada ön plana çıkıp, ismi üzerinde teveccühün her geçen gün yoğunlaşması; hem mevcut MHP yönetiminde, hem de AKP üzerinde tedirginlik yarattı. Dolayısıyla, Türkiye'deki siyasetin kendi kontrollerinden çıkmaması için ellerini çabuk tutmak istiyorlar. Şimdi de yapılmak istenen, CHP'nin tahrik edilerek sine-i millete dönmesini sağlayarak, erken seçime gerekçe oluşturmaktır. Umarım CHP bu tuzağa düşmez.
MHP Genel sekreteri İsmet Büyüktaman'ın hadsizliği
Türk-İslam terbiyesi ile yetişmiş bir insan; hele ki bir bayana cehennemde konum belirleyemez. Elbette gerek Meral hanım, gerekse Ümit Özdağ, Sinan Ogan, Yusuf Halacoğlu ve diğer saygın isimler cehennemde direk olmağa değil, Türk milletinin geleceğine yön vermek için kurulan yeni "Otağ"a direk olmağa karar vermişlerdir. Sizi de korkutup, telaşlandıran budur zaten. Evet, canınız yanmış olabilir ama sıkın dişinizi biraz canım! o da geçer. İlk zamanlar böyle acılar olabilir, zamanla alışınca geçecek elbette(!) Yıllardır bizim gücümüzü "peşin satış" keyfinde hovardaca kullanıp, tükettiniz. Bize yaşattığınız hayal kırıklığı ve acılar karşında kendimize bir çıkış yolu arıyoruz, size ne oluyor ki! Hepimiz "Dedeyiz" var mı daha ötesi.
Arda Turan vakası...
Ne lan bu afra, tafra. Neymiş efendim; başka takım arkadaşları da kendisi ile milli takımı bırakmak istemişler. Cehennemin dibine kadar yolunuz var. Sizi ananız altın leğende mi doğurdu, nesiniz lan siz? O "Mal boku" havayı aklınıza basan, aslında önde giden hocanızdır maalesef. Adi herifler, milli meselelerimiz uğruna patır patır toprağa düşen evlatlarımız pirim pazarlığı yaparak mı göreve gidip, şehit oldular.
"HAYIR" oylarının
konsolide halini canlı tutmak için adayı belirlemek lazım.
Bugün için parti kurulmasından ziyade öncelik "HAYIR" oylarının konsolide halini canlı tutup, muhafaza ederek Erdoğan'ın karşına 2019 seçimleri için güçlü bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarmak olmalıdır.
Meral Hanım'a güçlü bir teveccühün olduğu besbelli. Türk milliyetçiliği adına kurulacak bir partinin lideri olması kendisine olan teveccühün daha da artacağı anlamına gelmez; aksine, kendisini farklı siyasal görüşlere sahip insanlardan ayrıştırmış olur. Şu an için partileşmeye öncülük vermek, yaratılan sinerjiyi heba etmek demektir.
...
Partileşme için özelikle Abdullah Gül'ün ne yaptığı üzerinden ne yapabileceği iyi takip edilmelidir. Tahminim o ki ; Erdoğan, "Hayır" blokunun gücünün baş edemeyeceği kerteye geldiğini hissettiği an Abdullah Gül üzerinden yeni bir partinin kurulması da dahil olmak üzere projeler geliştirerek, güçlü hayır sinerjisini kırmak isteyecektir.Bu ihtimal devreye girdiği an partileşme süreci hızlandırılabilir.
...
Bugünkü MHP yönetimi muhalif Türk milliyetçilerini demoralize ederek, tahrik etmek için abzurt nedenlere dayanan görevden almalarla yeni bir partinin kurulmasını sürekli teşvik ediyor. Bu oyuna gelmemek için yeni sisteme göre önceliği Cumhurbaşkanı adaylığına vererek, o aday etrafında siyasi bir güç oluşturarak, konjonktürü takip etmek lazım. Bu gücün genel kabul görmesi ile partileşme süreci başlatılabilir. Acele etmenin gereği yoktur. Süreç kendi doğal akışına bırakıldığında, partileşme zaten vicdanlarda genel kabul görecektir.
...
Dolayısyla, en azından bugün için Sayın Meral Akşener'in her vesile ile yaptığı toplantıların gayesini yeni bir parti çalışması olarak görmek çok yanlıştır; ısrarcı olmak ise MHP Balgat yönetiminin ve Erdoğan'ın istediğini yapmak olacaktır..
CHP'nin demokrasinin edep ve adabına uygun "Adalet Yürüyüşü"nü ve arayışını canı gönülden destekliyorum.Demokrasi ve adalet; ekmek, hava, su kadar hepimizin ortak müştereklerimiz olan ihtiyaçlarımızdır. Haksızlık, hukuksuzluk ve zorbalık karşısında insan onuruna yakışan karşı duruşu sergileyebilecek her insanımızın muhatap olabileceği adalet arayışına sahip çıkmamız gerekiyor.
En büyük risk; adaletsizliğe, haksızlık ve hukuksuzluğa karşı duyarsızlığın neden olacağı enkazın altında er veya geç hepimizin kalabileceğimiz gerçeğidir.
Enis Berberoğlu malum MİT tırlarını haber yapması nedeniyle yargılandı ve hapsedildi. Peki "Vallahi de, billahi de o tırlar Suriye Türkmenlerine gitmiyordu" diyen Tuğrul Türkeş'e ne diyeceğiz. Elbette Tuğrul Türkeş de hapse atılsın istemiyoruz ama orada öyle olan, burada nasıl böyle oluyor. Bu hukukun belli ki kendine has bir mantığı var ancak adalete dayanmadığı için er veya geç adalet birgün gelip, bu absurt durumun müsebbibi olanların da kapısını çalabilir.
Hep aynı iktidar ama milli eğitim müferdatı sürekli farklı
15 senedir ülkemizi aynı partinin yönetiyor olmasına rağmen niçin her yeni milli eğitim bakanı farklı müfredat getirir. Şahsen bu müfredat değişikliklerinde eğitimdeki kalitenin artırılması düşüncesinden ziyade; müfredat programının değişimi nedeniyle eğitim meteryallerinin yenilenmesi üzerinden elde edilecek rant aklıma gelir. Öyle ya; aynı parti ve aynı partinin eğitim politikası belli ise, niçin her bakan değiştirildiğinde müfredat da değiştirilir.
Erken seçime zemin oluşturma
Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasının amacı Türkiye'yi erken seçime götürmektir. Özelikle Meral Akşener isminin siyasi arenada ön plana çıkıp, ismi üzerinde teveccühün her geçen gün yoğunlaşması; hem mevcut MHP yönetiminde, hem de AKP üzerinde tedirginlik yarattı. Dolayısıyla, Türkiye'deki siyasetin kendi kontrollerinden çıkmaması için ellerini çabuk tutmak istiyorlar. Şimdi de yapılmak istenen, CHP'nin tahrik edilerek sine-i millete dönmesini sağlayarak, erken seçime gerekçe oluşturmaktır. Umarım CHP bu tuzağa düşmez.
MHP Genel sekreteri İsmet Büyüktaman'ın hadsizliği
Türk-İslam terbiyesi ile yetişmiş bir insan; hele ki bir bayana cehennemde konum belirleyemez. Elbette gerek Meral hanım, gerekse Ümit Özdağ, Sinan Ogan, Yusuf Halacoğlu ve diğer saygın isimler cehennemde direk olmağa değil, Türk milletinin geleceğine yön vermek için kurulan yeni "Otağ"a direk olmağa karar vermişlerdir. Sizi de korkutup, telaşlandıran budur zaten. Evet, canınız yanmış olabilir ama sıkın dişinizi biraz canım! o da geçer. İlk zamanlar böyle acılar olabilir, zamanla alışınca geçecek elbette(!) Yıllardır bizim gücümüzü "peşin satış" keyfinde hovardaca kullanıp, tükettiniz. Bize yaşattığınız hayal kırıklığı ve acılar karşında kendimize bir çıkış yolu arıyoruz, size ne oluyor ki! Hepimiz "Dedeyiz" var mı daha ötesi.
Arda Turan vakası...
Ne lan bu afra, tafra. Neymiş efendim; başka takım arkadaşları da kendisi ile milli takımı bırakmak istemişler. Cehennemin dibine kadar yolunuz var. Sizi ananız altın leğende mi doğurdu, nesiniz lan siz? O "Mal boku" havayı aklınıza basan, aslında önde giden hocanızdır maalesef. Adi herifler, milli meselelerimiz uğruna patır patır toprağa düşen evlatlarımız pirim pazarlığı yaparak mı göreve gidip, şehit oldular.
"HAYIR" oylarının
konsolide halini canlı tutmak için adayı belirlemek lazım. Bugün için parti kurulmasından ziyade öncelik "HAYIR" oylarının konsolide halini canlı tutup, muhafaza ederek Erdoğan'ın karşına 2019 seçimleri için güçlü bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarmak olmalıdır.
Meral Hanım'a güçlü bir teveccühün olduğu besbelli. Türk milliyetçiliği adına kurulacak bir partinin lideri olması kendisine olan teveccühün daha da artacağı anlamına gelmez; aksine, kendisini farklı siyasal görüşlere sahip insanlardan ayrıştırmış olur. Şu an için partileşmeye öncülük vermek, yaratılan sinerjiyi heba etmek demektir.
...
Partileşme için özelikle Abdullah Gül'ün ne yaptığı üzerinden ne yapabileceği iyi takip edilmelidir. Tahminim o ki ; Erdoğan, "Hayır" blokunun gücünün baş edemeyeceği kerteye geldiğini hissettiği an Abdullah Gül üzerinden yeni bir partinin kurulması da dahil olmak üzere projeler geliştirerek, güçlü hayır sinerjisini kırmak isteyecektir.Bu ihtimal devreye girdiği an partileşme süreci hızlandırılabilir.
...
Bugünkü MHP yönetimi muhalif Türk milliyetçilerini demoralize ederek, tahrik etmek için abzurt nedenlere dayanan görevden almalarla yeni bir partinin kurulmasını sürekli teşvik ediyor. Bu oyuna gelmemek için yeni sisteme göre önceliği Cumhurbaşkanı adaylığına vererek, o aday etrafında siyasi bir güç oluşturarak, konjonktürü takip etmek lazım. Bu gücün genel kabul görmesi ile partileşme süreci başlatılabilir. Acele etmenin gereği yoktur. Süreç kendi doğal akışına bırakıldığında, partileşme zaten vicdanlarda genel kabul görecektir.
...
Dolayısyla, en azından bugün için Sayın Meral Akşener'in her vesile ile yaptığı toplantıların gayesini yeni bir parti çalışması olarak görmek çok yanlıştır; ısrarcı olmak ise MHP Balgat yönetiminin ve Erdoğan'ın istediğini yapmak olacaktır..
10 Haziran 2017 Cumartesi
SİYASETİÇİNİN ÖZGÜVEN MESELESİ
Düşünebiliyormusunz; Türkiye'yi yönetmeye talip olan bir muhalefet lideri kitlelerle yüz yüze gelmekten kaçıyor. TV`ler de gazeteciler ile soru cevap şeklindeki programlara ancak seçimden seçime bir defa çıkabiliyor. Fakat aynı insan kendi halinde, klavye başında olunca sosyal medyayı "tweet" bombardımanına tutabiliyor.
...
Türkiye 15 Temmuz musibetini yaşadığında Sayın Bahçeli tam kırk gün sonra yazılı metin üzerinden değerlendirme yapabilmişti. Oysa bir siyasi lider olarak kağıt üzerindeki metni okumasını değil, ulusal yayın yapan bir TV programında seçkin gazetecilerin özel bir programına çıkması beklenirdi. Peki bu ürkeklik nedir; tek izahı olabilir, o da öz güven eksikliğidir diyeceğim ama dilim varmıyor.
...
Sürekli metin üzerinden meramını anlatan insan teknik konularda başarılı olabilir ama siyasette asla mümkün değil. Bir İnsanın sırtına elini dokunup, yüzüne bakarak "Nasılsınız" gibi sevecen, sempatik davranışı sergilemeyi zul gören insanın yürekleri heyecanlandırıp, motive etmesi mümkün olabilir mi.
...
Ceketime kıl düşer, kravatım bozulur, pantolonum kırışır, elim kirlenir gibi günlük yaşamın içindeki bilumum detaylar yine günlük yaşamın önemli bir kısmını işgal edebiliyorsa; siyaset böyle insanın mizacına ters olup, belki yapacağı en iyi iş iyi bir teknokrat olmasıdır. Sayın Bahçeli bu manada ''Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi''ne geçiş sürecinde siyasi lider olarak değil ama bir teknokrat olarak iyi görev ifa etmiştir. Aslında Sayın Bahçeli MHP genel başkanı olduğundan beridir MHP'yi iktidara taşımaktan öte kurulan hükumetlerde çok iyi bit teknokrat olarak görev yapmıştır. Belki de MHP'nin de, kendisinin de misyonu bu idi ama bizler fark edemedik; ama olsun, artık fark etmiş durumdayız. Buna da şükür.
...
Milletle iç içe, kucak kucağa olamayanlar, sırtına elini dokunamayanlar, yüzüne bakıp tebessüm edemeyenler siyasette başarılı olmak için gerekli sinerji yaratamazlar. Parti programları çok mükemmel olsa bile yukarıda izah etmeye çalıştığım handikaplara sahip siyasi bir lider partisi için en büyük handikaptır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Türkiye 15 Temmuz musibetini yaşadığında Sayın Bahçeli tam kırk gün sonra yazılı metin üzerinden değerlendirme yapabilmişti. Oysa bir siyasi lider olarak kağıt üzerindeki metni okumasını değil, ulusal yayın yapan bir TV programında seçkin gazetecilerin özel bir programına çıkması beklenirdi. Peki bu ürkeklik nedir; tek izahı olabilir, o da öz güven eksikliğidir diyeceğim ama dilim varmıyor.
...
Sürekli metin üzerinden meramını anlatan insan teknik konularda başarılı olabilir ama siyasette asla mümkün değil. Bir İnsanın sırtına elini dokunup, yüzüne bakarak "Nasılsınız" gibi sevecen, sempatik davranışı sergilemeyi zul gören insanın yürekleri heyecanlandırıp, motive etmesi mümkün olabilir mi.
...
Ceketime kıl düşer, kravatım bozulur, pantolonum kırışır, elim kirlenir gibi günlük yaşamın içindeki bilumum detaylar yine günlük yaşamın önemli bir kısmını işgal edebiliyorsa; siyaset böyle insanın mizacına ters olup, belki yapacağı en iyi iş iyi bir teknokrat olmasıdır. Sayın Bahçeli bu manada ''Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi''ne geçiş sürecinde siyasi lider olarak değil ama bir teknokrat olarak iyi görev ifa etmiştir. Aslında Sayın Bahçeli MHP genel başkanı olduğundan beridir MHP'yi iktidara taşımaktan öte kurulan hükumetlerde çok iyi bit teknokrat olarak görev yapmıştır. Belki de MHP'nin de, kendisinin de misyonu bu idi ama bizler fark edemedik; ama olsun, artık fark etmiş durumdayız. Buna da şükür.
...
Milletle iç içe, kucak kucağa olamayanlar, sırtına elini dokunamayanlar, yüzüne bakıp tebessüm edemeyenler siyasette başarılı olmak için gerekli sinerji yaratamazlar. Parti programları çok mükemmel olsa bile yukarıda izah etmeye çalıştığım handikaplara sahip siyasi bir lider partisi için en büyük handikaptır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






