2 Kasım 2024 Cumartesi

GÜNDEME DAİR

Türk milliyetçilerinin toplam oyu %20-25 arasında, peki öyleyse?

Erken seçim olursa demokrat Türk milliyetçisi olarak CHP gene benim oyumu mu alacak öyle mi; mümkün değil.
CHP demokrat Türk milliyetçilerinin oyu ile birinci parti oldu ancak bunu kendisinden ve DEM'den bildi. DEM ile gönül ilişkisini devam ettirip onun kulvarında koştuğu ve de içlerinden bir tek parti sorumlusu dahi "Kürt sorunu" denen suni etnik bölücü dayatmayı kabul ederek, DEM ağzı ile "Kürt sorunu vardır" dedikleri sürece stratejik dahi olsa oyumu vermem, kaderi DEM gibi olacak; dışlayacağız.
Kimse demokrat Türk milliyetçilerinin gücünü küçümsemesin; o güçten nemalanmak için bakın son bir kaç yılda kaç tane parti kuruldu; İYİ Parti ile başlayıp devamında Zafer Partisi, Kutlu Parti, Ata Partisi, Milli İttifak Partisi, Anahtar Parti gibi.
Bu partilerin yanında bir de daha önce başka Saiklerle ama milliyetçi eksen üzerinde kurulmuş partiler var; Büyük Birlik Partisi, Milliyetçi Türkiye Partisi, Milli Yol Partisi gibi.
Buradan anlaşılması gereken o ki; neredeyse etkileme ve yönlendirme gücü ile MHP seçmenini de dahil edecek olursak Türk milliyetçilerinin toplam oyu %25 ile %30 arası. Demek oluyor ki; Türk milliyetçileri taban olarak mevcut milliyetçi eksende siyaset yapan patilerin kurumsal iradeleri konsolide edilebilirse bir milliyetçi cumhurbaşkanı adayı ile seçim kazanılıp ülke yönetilebilir.
İfade etmeye çalıştığım; milliyetçi eksende kurulmuş partilerin kurumsal iradelerinin konsolide olması bu partilerden herhangi birisinin inisiyatifinde değil aksine yine sivil milliyetçi bir platformun öncülüğünde; dilde, fikirde, işte konsolide olmalarının daha çabuk ve yapıcı olacağını düşünüyorum. Bu anlamda inisiyatif ortaya koyan bir milliyetçi platformun varlığının da farkındayım, hatta bir konferanslarına da katıldım; "Milli egemenlik platformu". Akıllıca bir süreç yürütüyorlar, hayırlara vesile olur inşallah.

Esenyurt Belediyesi'ne Kayyum Atanması

AKP'nin seçim yasasında "Adayın seçilmesine mani olabilecek, hakkında devam etmekte olan sonuçlanmamış davalarının olmaması gerekir" şeklinde yasal düzenleme yapması mümkünken bunu bilerek yapmıyor.
Çünkü;
AKP, seçim ile alamadığı yerleri kayyum atama yöntemiyle almayı kendine mahsus "demokrasi"sinde rutine dönüştürdü, yöntem haline getirdi.
AKP, etnik ayrımcı Kürt hareketine gerekçe olacak zeminin oluşması için keşke hatalar yapıyor diyebilsem aksine adeta destek olup, teşvik ediyor, ondandır ki; sıfır düzeyde teslim aldığı terörün maksimum düzeye ulaşması bundandır.
Kanaatim o ki; Erdoğan ve Cumhur ittifakı BOP gereği etnik ayrımcılığı gerekçeleri ile kızıştırarak sözde Kürdistan'ın inşasına katkı sağlıyorlar. Apo'nun TBMM'si kürsüsüne davet edilmesi de bu sürecin bir parçasıdır. Olur mu efendim diyenlere cevabım "sizler BOP eşbaşkanıyım diyen Erdoğan'nın, BOP projesi bir safsatadır, benim de eşbaşkanlığım sözkonusu değildir" dediğini duydunuz mu. Ya da bugün kendisine Türk milliyetçiliği hareketinin "liderliği" atfedilen Devlet Bahçeli'nin "Apo gelsin TBMM'inde konuşsun" diyebileceğini bizlere hangi tehdit altında kimler inandırabilirdi.
Esenyurt belediye başkanının seçim öncesi kesinlikle aday olamamasını gerektiren yeterli ve somut gerekçeler belliyken; seçildikten sonra aynı gerekçeler üzerinden "sen bundan bundan dolayı suçlusun, tutukluyoruz" demek olsa olsa etnik ayrımcılığı tahrik ederek kızıştırmak ve kayyum atamaya zemin hazırlamaktır.

Aslında cumhur ittifakı sistem değişmeden çok önce kurulmuştu

7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP tek başına iktidar olamadı (258 vekil çıkarmıştı). MHP ise oyunu artırmış 80 vekil çıkarmıştı.

Devlet Bahçeli malum olduğu üzere istikşafı görüşmeler adı altında top çevirip sonra taca çıkarıp hakemin maçı bitirmesine kadar zaman kazanıp maçı (AKP'yi tekrar iktidara taşıdı) kurtardı, erken seçime gidildi. 1 Kasım 2015 erken seçim yapıldı AKP büyüdü 317, MHP küçüldü 40 milletvekili çıkardı; AKP'ye kazandırırken kendisine kaybettirmişti.
Günü geldi seçim yapıldı; daha üç ay önce tek başına iktidar olacak vekili çıkaramamış AKP, Türkiye'de ne oldu da üç ay sonra yapılan seçimde ezici çoğunlukla birinci parti olmuştu. Çünkü terör "hortlatılmış" PKK en acımasız eylemlerini seçim hükümeti sürecinde gerçekleştirmişti.
Daha sonra Erdoğan ile ters düşen, kadrosu ile AKP'den tasfiye edilen Davudoğlu PKK'nın terör eylemlerinin azdığı doksan günlük sürece ilişkin "Karanlık günler" demişti. Erdoğan'a "Bu üç ay içinde ne olup bittiğine ilişkin bildiklerimi anlatırım" tehditinde bulunmuş ancak muhtemeldir ki Erdoğan da ona "İstersen anlat; ikimize de hesap sorarlar" dediği için kurduğu o cümle ile ne demek istediğini detaylandırmadı. Davudoğlu'nun kurduğu bu cümledeki gizli mesaj "Güvenlik endişesi yaratmak için kontrol altında terörle oy devşirmeyi planladık" demek değil de nedir. Nitekim Davudoğlu "Ankara Gar patlaması ile bizim oyumuz artmıştır" diyerek bir anlamda itirafta bulunmuştu.
Günümüze gelince; AKP iktidarı dolayısıyla cumhur ittifakı zorda, Devlet Bahçeli yine devrede, PKK terörü yine hortladı, ne garip; Erdoğan bir daha cumhurbaşkanı olmak istiyor; DEM'e ihtiyacı var, açtığı yolda peşinden gitmekte olan CHP'ye ihtiyacı var, MHP ile zaten etle tırnak gibiler...ne garip, herkes de onun dediğini yapıyor; Zafer Partisi ve İYİ PARTİ hariç.
Ben mi çok kötüyüm yoksa devletimizi ortak aidiyetimizden çıkarıp tamamen siyasallaştırarak AKP'leşmiş hale getirenler mi; sizler karar verin. Onlar için, aidiyet duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti değil, cumhur ittifakı birleşenleri ile takviye edilerek AKP'leştirilmiş devletin varlığı ve iktidarının devamı önemli.

Sağanak sağanak milliyetçi parti yağıyor

Var mı daha, egosu tatmin edilecek birileri; ticari yağma için paravan şirket kurulduğu gibi siyasi yağma varmış gibi her ay bir yeni parti kuruluyor.
Siyaset kurumunu siyasi yağmaya teşne bir yapıya dönüştüren bizatihi bu ucube sistemin kendisidir; etrafında üç beş siyasi celep ile bir güçlü tenin apış arasına tutunarak pazarlık yapılıp istenenin alınıp dengelerin değiştirebildiği bu sistemde parti enflasyonu oluştu.
Siyasi celeplerin siyaset kurumunun namusunu kirlete kirlete, adını çıkardıkları kanıksanmış bu durum genel hal aldı. Ne yapalım bize de "alın başınıza çalın" demek düşüyor.
Bugün siyaset kurumunun daha da parçalanmasına değil birbirinden türemiş siyasi partilerin birleşmesine ihtiyaç var. Tavsiyem odur ki; siyasi inanmışlığımız ve adanmışlığımız suiistimal edilerek narsis siyasi celeplerin üzerimizden ego tahminlerine müsaade etmeyelim.

24 Ekim 2024 Perşembe

OF OF DAHA NELER...?

Aman Allah'ım olacak iş mi, neler oluyor bu ülkede.
DEM'nin, hatta PKK'nın bile cüret edemediğine Devlet Bahçeli cüret ediyor, Apo'nun gelip TBMM'de konuşmasını istiyor.
Eğer böyle bir süreç devreye girerse Devlet Bahçeli marifeti ile varılacak nihai hedef yine Devlet Bahçeli ve MHP ile imzalanan ikiz yasaların kabulü ile önü açılan özerk federatif yapılanma gerçekleşecektir. Yani "Büyük Ortadoğu Projesi"nin Türkiye'yi ilgilendiren bölümü gerçekleşmiş olacaktır. Bu teslimiyet PKK'nın kendince verdiği savaşı kazanması demek olacaktır.
Böyle bir süreç yaşanabilir mi; evet yaşanabilir. Aynı sözleri Recep Tayyip Erdoğan söylemiş olsaydı "hayır mümkün değil, başaramaz" diyebilirdim ancak fikir ve düşünce Devlet Bahçeli'den çıkınca işin ciddiyetini anlamak gerek zira Türkiye'de büyük değişim ve dönüşümler Devlet Bahçeli'nin tetiklemesi ile gerçekleşmiştir.
İçim sızladı, canım acıyor; Türk milliyetçiliği ideolojisi kurumsal kimliği marifeti ile ülkem bölünmeye doğru sürükleniyor. Allah'ım bizler ne günah işledik ki; bu büyük günahın aparatı olmaya sürüklendik.
Ancak ne var ki küçüle küçüle iyice büzüşmüş ancak devletin pozitif kayırması ile varlığını seçim barajları aşağı çekilerek sürdürebilen MHP, Devlet Bahçeli ve etrafında oluşmuş ideolojik kaygılardan uzak bir kümenin dışındaki Türk milliyetçilerinin varlığı, gücünü göstererek oraya buraya itilen kakılan, bir türlü aparat olmaktan kurtulamayan Türk milliyetçiliği hareketi yine Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran ruhun tekrarını tecelli ettirerek devletin ve milletin istikbaline el koyacaklardır.

''Kürt sorunu'' yok sorun yaratan etnik özürlü kriptolar var

Kürt sorunu yok, etnik özürlü kripto Ermeni piçlerinin Kürtler üzerinden yarattığı, aparat "PKK oluşumu" kaynaklı terör sorunu var.
Sorun Kürt sorunu olsaydı Türk milletinin birleşeni Kürtler ülkenin her yerinde aynı düşünüp PKK paralelinde hareket ederlerdi, var mı öyle bir şey; yok.
Kürt sorunu olsaydı bir zamanlar bu ülkede ortaokullara kadar inen siyasi ideolojik sağ-sol çatışmasının bir benzeri de Kürt-Türk kavgası şeklinde olurdu; başarılamayacağı için bunu denemeyi düşünmediler zira bunu besleyecek bir zemin hiç bir zaman olmadı.
Kürt sorunu olsaydı kızımız veya oğlumuza "evlenmeye karar verdiğinizde düşündüğünüz adayınız Kürt veya Türk olmasın" diye uyarma ihtiyacı duyardık.
Evimizi alırken, mekanımızı seçerken, işimizi pazarlarken, hizmetimizi verirken veya alırken Türk milletinin birleşeni Kürtler ve Türkler arasında herhangi bir avantaj ayrıcalığı olsaydı inanın Türkiye Cumhuriyeti bu kadar yaşamazdı; bu coğrafyanın şekli de şemalı de çok farklı olurdu.
Siyaset kurumunun ahmakları ağızlarından çıkan sözün anlamının ne olduğunu nereye varacağının hesabını yapmadan adeta helada gaz bırakma rahatlığında "Kürt sorunu" gibi akıllarına her geleni söylemeleri ile olmayan sorunu varmış gibi siyaset yaparak bu ülke ve millete en büyük kötülüğü yapıyorlar.
Ne PKK, ne siyaset kurumunun ahmakları, ne Türk düşmanı kripto etnik piçler, ne de Büyük Ortadoğu Projesi'nin banisi olan emperyalistler, onun yerli işbirlikçi aparatları muvaffak olamayacaktır.
Türk zoru bozar...
Ne mutlu Türküm diyene
Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin

Koray Aydın Gezmeye Çıkmış

Koray Aydın ülke genelinde seyahate çıkmış sivil toplum ve meslek örgütlerini ziyaret ediyor. Yine Facebook'da bir ziyaretine dair paylaşımını gördüm altına aşağıdaki yorumumu yaptım.
....
Aklıma ilk geleni söyleyeyim; İYİ PARTİ'deyken niçin bu tür çalışmaları yapmıyordunuz. Çok ilgi ve alaka duyduğum siyasetten sizler gibi örnekler yüzünden iyiden iyiye soğudum.
Sizler gibilerin tahakkümündeki siyaset kurumu özgürlüğüne kavuşana kadar hiç bir yeni oluşumun yanında olmamak için kendime söz verdim.
Bundan böyle siyasi görüşüm olacak ancak siyasi partim olmayacak. Türk milliyetçisi bir vatandaş olarak oyumu konjonktürü dikkate alarak stratejik kullanacağım.
Farkındayım; ülke genelinde dolaşmanızın, ziyaretlere çıkmanızın asıl nedeni partileşmek, siyaset kurumu tahterevallisinde denge unsuru olup siyasetin yeniden dizayn edilmesinde rol oynamak istiyorsunuz.
Türk milliyetçiliği kurumsallığına veya merkeze talip olmak üzere yeni bir partiye hiç ihtiyaç yoktur. Eğer bu ülke ve millet için hayırlı bir iş yapmak için samimiyseniz tek yapacağınız şey ayrışma değil kendinize yakın bulduğunuz partileri birleştirip bütünleştirmek olmalıdır. 50+1 pazarında pazarlık için tezgahım olsun diye bunları yapıyorsanız vebal altına girersiniz.
Devlet Bahçeli, Koray Aydın, Meral Akşener, Ümit Özdağ, Sinan Ogan, Yavuz Ağıralioğlu, Yusuf Hoca ...ve diğerleriniz
Sizleri, ideolojik buhrandan çıkış yolları arayışımızda, iktidar olma arzumuzun en hararetli olduğu bir süreçte suiistimalcilerimiz olarak hatırlayacağız; kahramanlarımız olarak anmak, hatırlamak varken..

20 Ekim 2024 Pazar

YENİDOĞAN ÇETESİ

''Yenidoğan Çetesi''

"Yenidoğan çetesi" bana yıllar önce rahmetli annemin tedavisi sürecinde
yaşamış olduğum tecrübeyi hatırlattı.
Acil olarak ambulans ile kaldırıldığı hastanede yoğun bakım dahil günlerce tedavi görüp maalesef iyileşmeyen annemi bir sabah özel bir hastanenin yoğun bakımına sevk edileceğini söylediklerinde itiraz ettim; "Böyle bir saçmalık olamaz, annem halihazırda bu hastanede tedavi görmekte" diyerek adeta isyan ettim.
O gün kesinlikle şunu düşünmüştüm "Annemin öleceği hükmüne varmışlardı. Özel bir hastanenin yoğun bakımına sevk edilerek o özel hastaneye para kazandırmak istemişlerdi. Sağa sola telefon trafiği ve beraberinde ısrarla direnme gösterince ortalık karıştı, hastane yönetiminden birisi geldi "Ayşe Soral bizim hastaymış" demesin mi...? O an Nemrut suratlı başhemşirenin suratının aldığı şekli hala unutmuyorum. Şüphemiz doğrulanmış oluyordu ancak elimiz de onlara mahkûmdu, başhemşireye "sürtük, hani yoğun bakım doluydu" demek tam da yerinde olacaktı.
Devamında ne oldu; annemi tekrar yoğun bakıma aldılar ( kalp yetersizliği, solunum problemi ve enfeksiyon). Yoğun bakımda bilekleri yandı. Bacaklarından bileklerine deri nakli yapıldı. Sorgulamasını yaptım, mesleğin cahili olduğumuz için tıbbi terimlerle yapılan açıklamayı maalesef kabul edip şüphelerimle baş başa kalmıştım.
Her geçen gün ilave hastalıkların eklenmesi ile durumu daha da kötüye giden annem için "Yapılacak bir şey yok" diyen doktorlara "Hayır, annemin iyileşmesi mümkün ancak birbirinizden habersiz tedavi süreci söz konusu. Yapacağız bir şey var o da; ortak bir heyet oluşturup annemin hastalıklarının tedavisini eşgüdümlü, bir program dahilinde sürdürmeniz gerekiyor" dedim. Dediğimi yaptılar, annem düzenli takip sayesinde iyileşti.
Malesef hastanelerde hastaların ayrı, hasta yakınlarının da ayrı bir mücadele vermeleri gerekiyor. Yine aynı hastanede annem için verdiğim mücadeleye şahit olup beni takdir ederek kucaklayan mesleki onura sahip doktoru da hiç unutmayacağım.

Dinimiz İslam diye...?

Ortak aidiyetimiz İslam dini diye siyasal İslamcılarla başlayan, iktidarları ile perçinlenen Arap seviciliğimiz gönüllü asimilasyonumuzu sağladı, Araplaşma sürecimiz başladı, doğal olarak Yahudi ve İsrail düşmanlığı da beraberinde zihinlere yerleşti.
Ne menem bir Arap seviciliğidir ki; onlardan en az sekiz milyon insanı içimize aldık, yüz milyar dolar para harcadık. Onlara bu muameleyi layık görürken kendi emeklimizi de 12,500.-TL emekli maaşına mahkum ettik. Yüz milyarlarca eğitim öğrenim harcaması ile yetiştirdiğimiz kendi evlatlarımızı da yurt dışında birilerine maliyetsiz eleman gücü olarak adeta hediye ettik.
Biz Türkler isteseydik Yahudilerle pekala iyi ilişkiler geliştirebilirdik ancak siyasal İslamcı Arapçı iktidar bizi zorla Yahudi düşmanı yaptılar.
Yüzyıllar önce İspanya ve devamında Avrupa'dan sürgün edilen Yahudilerin sığınağı olmuş biz Türklerle Yahudiler pekala iyi ilişkiler geliştirip dost olabiliriz. Evet farkındayım; ezanın Türkçe okunmasını dinden çıkmak gibi gören ortalama algı düzeyine "Yahudilerle dost olabiliriz" önerisinde bulunmayı siyasi söyleme dönüştürmek bugünkü konjonktürde çok zor ama rahmetli kurucu başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk'de de böyle bir çekince olsaydı ne bağımsızlığımızı kazanabilirdik ne de bu devleti kurabilirdik. Şimdilik biz söyleyelim, siyasiler de düşünsünler.

Numan Kurtulmuş içindeki dışarı kusmuştur

Numan Kurtulmuş "devletin milleti ve ülkesi olamaz" demiş.
Her devletin milleti olmayabilir; ABD olup da Amerika milleti, Canada Devleti olup da Canada milleti olmadığı gibi. Milletlerin devleti vardır; Türk milletinin Türkiye, Alman milletinin Almanya, İtalyan milletinin İtalya, İngiliz milletinin İngiltere olduğu gibi...Mesela Belçika'nın milleti yok, halkı var; bir arada yaşayan etnik azınlıklardan oluşuyor.
Eğer birileri çıkıp da "Devletin milleti olmaz" diyorsa o diyenlerin soyuna sopuna bakmak lazım; etnik özürlü, Türklük düşmanı kripto birileridir. Bunlar Türk devleti ve milleti adına bir makam işgal ediyorlarsa devleti ve milleti bu kriptoların ihanetlerinden korumak lazım; bulundukları yerlerden def etmek lazım.
Bu kripto etnik özürlülerin inisiyatif ve önderlikleri ile bir plan dahilinde, bilinçli olarak Türk milleti "Halk"a dönüştürülmek isteniyor. Bunun fiili uygulaması da on milyona yakın mülteci adı altında çeşitli etnik kimliklerden oluşan insanların ülkemize girişleri sağlandı/kabul edildiler amaç Türk milletinin homojen yapısı bozularak "Türkiye halkı" tanımlamasına uygun sosyolojiyi oluşturup tanımını da anayasaya metnine sokmak istiyorlar. Türk Devleti Türk milletinin elinden alınmak, Türk milleti de yığın haline getirilmek isteniyor.
Dolaysıyla anayasanın ilk dört maddesinin o veya bu gerekçelerle değiştirilmesi talebinde bulunmak ifade ve düşünce özgürlüğü olmayıp, kripto etnik özürlülerin organize olmuş ihanet girişimleridir.

Köfteci Yusuf vakası

Keşke hepimiz domuz eti yemiş olsaydık da devletimizin kurumlarına güvenimiz bu denli sarsılmamış olsaydı.
"Köfteci Yusuf'a mı güveneceğiz, devletin verdiği rapora mı" sorgulamasını yapma ihtiyacını duymak Türk milliyetçisi birisi olarak bana olduğu gibi muhtemelen her Türk vatandaşına zul geliyor olmalı.
Devleti devlet yapan, ayakta tutan ana unsur milletin her ferdinin ona güvenle bağlı aidiyet duygusudur. Devlete sadakat ve güveni çekip aldığınız zaman ortada devlet diye bir şey kalmaz.
Eskiden hükümetler değişse bile devletin kurumlarının fonksiyonlarında herhangi değişiklik olmazdı; "Devlette devamlılık esas"tı
AKP ve onun dayattığı sistem değişikliği ile devletin AKP'leşmesi süreci başladı. Nihayetinde AKP'leşen devlet ile hükümet-devlet farklılığı tamamen ortadan kalktı.

Korkum o ki; bundan sonraki süreçte milletin AKP'yi cezalandırayım derken devlete olan sadakatinin ortadan kalkması, içten ve dıştan her türlü operasyona açık hale gelmesi ihtimalidir.

Kısa notlar

Siyaset öyle bir iğrenç hale geldi ki; "adam" diyerek namus ve şerefine kefil olup sahip çıktıklarımız bir de bakıyorsunuz şeref ve haysiyetlerine bizim kadar bile sahip çıkmıyorlar.

"Efendim onlar vatan ve millet için bazen siyasetin gereği böyle yapabiliyorlar" diyenler olabilir. Hayır efendim, kendi onur ve şereflerini koruma konusunda istikrarlı olamayanların milletin onur ve şerefi için yapacakları bir şey olamaz.
...
ABD Binlerce insan öldürülürken İsrail'e "arkandayız" derken İsrail'in, İran'ın petrol tesislerini bombalama ihtimaline karşı ise "Ben olsam bombalamam" diyerek tavsiyede bulunuyor.
ABD, İsrail'e "Ülkeniz için menfaatiniz gereği İnsanları öldürülebilirsiniz yeter ki bizim de ekonomimizin bir anlamda bağımlı olduğu petrol ve türevlerinin başına bir iş gelmesin" demek istemiştir.
...
Ülkelerin yatırım yapılabilir risk haritasında İsrail yatırım yapılabilir ülke çıkarken Türkiye yatırım için riskli ülke olarak çıkmış.
Demek ki; ülkemizin demokrasi sorunları ve tek adam rejimi savaşta olan bir ülkenin şartlarından daha riskli görülüyor.
...
Her tedbir korku nedeniyle değildir; kış sağuna tedbir olsun diye odun, kömür vs. stoku yapılır.
İsrail yayılmacılığına karşı tabiki tedbir alalım ama korkunu utanç boyutunda belli edersen o vahim bir durumdur ki; psikolojik olarak "gelin ne isterseniz alın, yeterki bana dokunmayın" teslimiyeti demektir.
...
Zaman zaman düşünüyorum da; Meral Akşener'e olan haklı öfkemiz nedeniyle acaba diyorum; aidiyetimize ilişkin aldığımız kararlarımızda İYİ PARTİ kurumsal kimliğine haksızlık yapıyor olabilir miyiz.
Kalbimin "merhamet köşesi" gene devreye girdi, söz geçiremiyorum galiba.
Öyle ya; İYİ PARTİ yok olursa bizlerin mi muradı gerçekleşmiş olur yoksa Meral Akşener-Recep Tayyip Erdoğan'nın muratları mı gerçekleşmiş olur.
O nedenle İYİ PARTİ'yi aidiyet duygusundan ziyade ahde fena gereği daha objektif ve bağımsız gözlemlerle takipteyim.

3 Ekim 2024 Perşembe

DEM'LENEN DEM'LENENE

DEM'lenen DEM'lenene....
Devlet Bahçeli'ye meclis açılış resepsiyonunda DEM'lilerle tokalaşması sorulduğunda "yeni bir döneme giriyoruz" dedi.
Devlet Bahçeli'nin DEM'lilerle demlenip akabinde "yeni bir anayasa" vurgusu yapmasını bizatihi kendisinin sistem değişikliğine kadar giden ve gerçekleşen sürecin öncüsü olması nedeniyle bugün de bir başka planı tetikliyor olması ihtimalinden korkuyorum.
Unutmayalım; Türkiye'de önemli kırılmaların önünü Devlet Bahçeli açmıştır. MHP'nin hazırladığı 100 maddelik yeni anayasa çalışmasında ilk dört madde kaldırılıp mahiyetleri değiştirilmeden tek maddede toplanıyormuş. Burada 4 maddenin muhtevasının korunmasının öneminden ziyade anayasanın değiştirilmez maddelerinin değiştirilebileceğinin öncülüğünün yine Devlet Bahçeli'nin inisiyatifi ile sinsice yapılmış veya yaptırılmış olmasıdır.
BOP projesinin Türkiye ayağının pratikte uygulaması Devlet Bahçeli'nin start vermesi ile başlamıştır. Nasıl mı; 57 hükümet (DSP+ANAP+MHP) zamanında yaşanan ekonomik kriz sırasında ekonominin başına ABD'den ithal Kemal Derviş gelmişti. Devlet Bahçeli bu isme karşı çıkmıştı(güya). Karşı çıkmasının karşılığının hükümetten ayrılmak olması gerekirken ne yaptı, erken seçim tarihi verdi.
Seçim gerçekleşti, MHP dahil, CHP hariç diğer tüm partiler baraj altında kaldılar. MHP özellikle hükümetten ayrılarak doğal süreçle seçime gidilmiş olsaydı MHP baraj altında kalmayacaktı, kalsın ve BOP dahilinde kurulan AKP'nin tek başına iktidara gelmesinin önünün açılsın isteniyordu. AKP ve MHP ortaklığı ile bugün geldiğimiz nokta o günlerde ne yapılmak istendiğini doğrulamış olmuyor mu. O nedenle Erdoğan'nın ne yapmak istediğinden ziyade Devlet Bahçeli'nin ne yapmak istediğini önemseyip ona odaklanmak lazım.

Bugün Meclis açılmadan önce Devlet Bahçeli Özgür Özel'e ''çukur'' diyor, kendisini ve CHP'yi ağır hakaretlerle tehdit ediyor...
Sonra ne mi oluyor...
meclis toplanıyor aman Allah'ım o nedir öyle; Devlet Bahçeli ve Özgür Özel kıskançlık yaratacak derecede, tebessüm ve gülücükler eşliğinde ellerini avuçlayıp karşılıklı masaj yapıyorlar. Devlet Bahçeli ''Sizi üzmedim değil mi, siyasetin gereği zaman zaman bunlar olağan şeyler'' mealinde Özgür Özel'in gönlünü alıyor, o da ''Olur böyle şeyler efendim'' diyerek düşürüldüğü ''Çukur''dan çıkıyor.
Siyaset ne kadar iğrenç uğraşı, meşgale haline geldi değil mi; ikiyüzlülük, riyakarlık sel oldu meclisi bastı, aldı bir yerlere sürüklüyor ama içinde boğulan sonuçta Türk milleti oluyor.
Bir önceki paylaşımımda ifade etmiştim; Özgür Özel, Cumhur ittifakının üzerinde yarattığı "aman bunların hışmına uğrayarak üzerimize gelmelerine neden olacak hataları yapmamaya dikkat edeyim" tehdit algısı altında ürkeklik ve korkaklığı siyasi sakarlığa neden oluyor, hata üstüne hata yapıyor. CHP genel başkanı olmadan önceki özgüveni yerle yeksan olmuş.
Milletime seslenmek istiyorum; kesinlikle siyasi saiklerle birbirimizi üzmeyelim, kırmayalım; karşılıklı hakkımız geçerse iğrenç siyasetin bu kahramanları ahirette Allah'ın hakkımızdaki hükmüne hiç bir katkısı olmayacaktır. Siyasetçiye sahip çıkmak yerine onurumuza sahip çıkalım o bize yeter.
Bu vesile ile siyaset adına kalbini kırdığım her kim olduysa hepsinden özür dilerim.

Rahmetli Narin'in katledilişi ve sonrası

Narin'in küçük yaşında vahşice katledilmesi karşısında, Türk milletinin, her türlü aidiyetini sorgulamadan tek tek benzer duyguları yaşayarak aynı acıda birleşerek hep beraber vah vah dedik gözyaşı döktük. Bu ortak duyguda/acıda buluşmamızı ne dinimiz, ne aidiyetimiz ne de kahrolası "siyasi mensubiyetimiz" sağlamıştır; "önce insan olmamız" sağlamıştır.

Onüç yaşımdan beridir siyasete karşı ilgi ve alakam nedeniyle bir çok siyasi serüvenler yaşadım, geldiğim nokta itibariyle sonuçta birilerinin yanında birilerinin karşısında oldum; yanında olduklarımın ihaneti ile karşısında olduklarımın da takdiri ile karşılaştım. Böyle bir çelişkiye muhatap olmamın sorumlusu kendimden çok Türk milletinin siyasi sosyolojisinin oluşmasında niteliksiz, kaypak, ruhsal sorunları olan sözde liderlerdir.
Umarım rahmetli Narin'in bu dünyadan talihsizce göç etmesi; Türk milletinin her ferdini iki farklı kin ve öfke grubunda konsolide etmiş olan siyasi liderler ve siyaset kurumunun neden oldukları pis bataklıktan çekip çıkararak "önce insan olmak"da bir araya getirir. Narin'in acısı milli yasa dönüşmesi bize bunu göstermiştir.
Hiç bir zaman siyasi taraf olmak adına oyumuz olmasın, her zaman stratejik oyumuz olsun. Çünkü siyasi parti ve liderleri ülkeyi değil sahip olduğumuz oyumuzu yönetmeye kalkışıyorlar; siyasi partiler çıkar ve menfaat şebekesine/çetesine dönüşerek bu da milli birlik ve bütünlüğümüzü katleden ana unsur oluyor, stratejik oyumuzun gücü bu tür oyunları bozuyor.

Milletin birliği vatanın bütünlüğünden sorumlu en sorumlu kişi Narin evladımızın başına gelen malum olaydan dolayı vakayı; hiç kimse tarafından etnik kimliği, dolaysıyla da ayrımcılığı çağışrıtan cümleler kullanılmadığı halde sadece feodal yapıyı eleştirenlerin iyi niyetlerini siyasi emellerine malzeme yaparak resmen suiistimal etti; "Türk milleti" tanımının birleşenlerinden Kürt kardeşlerimizin yirmi günlük süreçte birileri tarafından suçlandıkları şeklinde olmayan bir şeyi olmuş gibi, söylenmemiş bir sözü söylenmiş gibi gösterme çabası içine girdi.
Bu tamamen ve tamamen düşülen yerden kalkarken fırsat bu fırsat deyip "bir avuç toprak alıp menfaat sağlamak" gibi malum olay üzerinden siyasi rant temin etme çabasıdır. Böyle bir sorumsuzluğu kabul etmek mümkün değil. Bu tür cümleleri sıradan sade vatandaşlardan kim kullansa "Ayrımcılık yapıp iç barışı bozmak"tan hakkında dava açılırdı.

Allah'tan korkmak mı gerek sevmek mi...?

Biz Allah'tan korkmuyoruz çünkü O bizi seviyor biz de O'nu seviyoruz. Niçin korkalım; her şeye kadir olan Allah zafiyet içinde midir ki; bizden isteyip de temin edemeyen bir aciz, vermeyince de zalim olsun.
Cinsiniz cibilliyetiniz, soyunuz sopunuzla potansiyel günahkar olmalısınız ki; çocuklara ilk öğretilmesi gerekenin Allah'tan korkmak olmalıdır diyorsunuz. Niçin Allah'ı sevmek değil de korkmak.
Haklısınız; şahidim ki; alayınız günahkarsınız yine şahidim ki; alayınız Allah'tan korkmayan bir araya toplanmış münafıklarsınız.
Ulan siz demediniz mi "Günah işlemek bizim özgürlüğümüzdür"

10 Eylül 2024 Salı

GENÇ TEĞMENLER

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu başbuğu Mustafa Kemal Atatürk'e ithafen onun evlatları, genç teğmenler "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyerek sadakat sloganı atıyorlar ve birileri bundan rahatsız oluyor öyle mi. Genç teğmenlerin bu ruh halinden rahatsız olan her kimse kesinlikle fetö'nün ordu üzerindeki emellerinin eksik kalan tarafının tamamlanmasını isteyen etnik kriptolardır.

Genç teğmenlerle ilgili soruşturma açamazlar çünkü buna benzer uygulamaları kendi yürekleri ile değil fetö aparatı ile yapıyorlardı. O gün olup bitenlere bugün "Biz yapmadık fetö yaptı" demelerinden anlıyoruz.
Şimdi de genç teğmenlerle ilgili bir soruşturmaya açılması ve muhtemel sonuçları için "Biz yapmadık onlar yaptı" diyebilecekleri bir aparatları henüz olmadığından olsa gerek soruşturma açacaklarını düşünmüyorum.
Kitle hareketlerine karşı oldukça korkak ve ürkekler ancak bireysel cezalandırmalar yolu ile kitlesel hareketlere mani olma yöntemini geleneksel hale getirdiler.

Her diploma töreninden sonra okul idaresinin düzenlediği resmi program bittikten sonra mezun öğrenciler yaşadıkları stresten kurtulmanın mutluluğu ile hep beraber doğaçlama ortak hareket ve ifadelerle ritueller sergilerler.
Genç teğmenler de gördükleri eğitimin ruhuna, mana ve önemine uygun olarak ortak duygularını yansıtmışlardır. Fetö'nün donunda semirerek muktedir olmuş ödlek ve sünepe güruh teğmenlerin ortak duygularından tehdit algısı ile yaygara koparıyorlar; üç teğmen bir caddede yan yana yürüseler de aynı tehditi algılayacaklardır zira fark etmiyor.
Siyasetin bu denli takibi ve kontrolü altındaki bir ordu yapısı yerleşik hale gelirse inanın gün gelir düşmana dahi sıkılacak kurşunun niyeti malum güruh tarafından sorgulanabileceğinden askerlerin parmağı tetiğe giderken çok tedirgin olacaklardır.

Musavat Dervişoğlu, Özgür Özel ve diğerleri; var mısınız farkındalık yaratmaya; sokaktaki gaz kaçağından darbe kokusu algılayanlara inat; genç teğmenlerin şayet kıllarına dokunulursa; alabilecekleri disiplin cezası dahil gasp edilecek her türlü özlük haklarının devran değiştiğinde iade edileceğini, terfilerinin ise engellediği yerden daha da nitelik kazandırılacak şekilde önlerinin açılacağını ilan edin bu gençlere sahip çıkın, millete güven verin.
Var mısınız...

Recep Tayyip Erdoğan "Kılıç çatan teğmenler" meselesinde de aynen "Gezi direnişi" sürecinde yaptığını yaptı; önce yakın adamlarına makul ve mantıklı açıklamalar yaptırıp(Gezi'de Abdullah Gül, Bülent Arınç, şimdide Ömer Celik) sonra bekledi, kendisi için uygun zemin arayışına girdi, "İmamhatipliler" toplantısını en uygun zemin olduğunu düşünerek zihnindeki siyasi entrika ve kaosu devreye soktu.
İslam'a dair her türlü referans Erdoğan'nın en kullanışlı silahı, emellerinin aparatı oldu ancak milletin yaşadığı mağduriyetler öncelikleri o kadar değiştirdi ki artık "Açım ulan açım; yemişim sizin dininizi; var dediğiniz hiç bir şey yok; din de yok, kitap da yok..." noktasına geldi.
Dini söylem ve hatırlatmaları kim yaparsa yapsın fark etmiyor; siyasi güç konsolidasyonu yapıp menfaat temin etme çabası nefrete doğru savrulmalara neden oluyor ki; Metin Külünk geçtiğimiz hafta dost söylemi olarak Erdoğan'a bu durumunu en makul şekilde hatırlattı; "İşi madara olmadan tadında bırak" dedi.
Dolayısıyla "Kılıç çatma" olayı her ne kadar Erdoğan'nın siyasi emelleri için suiistimal edilebilecek en uygun silaha dönüştürülmüş olsa da milletin yaşadığı çaresizlikler ve mağduriyetler bu silahı ateş alıp hedefi vurmayan bir aparata dönüştürmüştür. Millet Erdoğan'nın değil genç teğmenlerin yanında.

Siyaset kurumunu tehdit eden nedir?

15 Temmuz gecesi darbe olduğunda 16 Temmuz sabahı kim cumhurbaşkanı, kim başbakan, kimler bakan, vali, emniyet müdürleri olacaktı...?
Bizler hangi cemaat/fetö öğrenci yurdunda hangi bulaşıkçının, aşçının fetöcü olduğunu öğrendik ancak yukarıdaki sıraladığım görevlerde kimlerin olacağını bir türlü öğrenemedik. "Yurtta sulh konseyi"nin varlığını TRT1 spikerinden öğrendik ancak listenin kimlerden oluştuğunu öğrenemedik. Gaz kaçağından darbe kokusu algılayan AKP ve birleşenleri "Yurtta sulh konseyi" hainler listesini niçin gizli tutar, açıklamazlar anlaşılır gibi değil. İşin içinde kendilerinin de olduğu gibi bir gerçeğin ortaya çıkmasını istemediklerinden olabilir mi.
Siyaset kurumunda muhalefet dahil amiral konumunda olan genel başkanlar ve diğer "kaşarlar" hiç bir şekilde bu konunun takipçisi olmadılar; neden...?
Darbe yapanların bir ertesi gün için görevlendirme listeleri hazırlamadıklarına inanmak mümkün olmadığı gibi hiç kimse de milleti böyle bir listenin olmadığına inanacak kadar ahmak yerine koyamaz.
Hani zaman zaman önce Erdoğan'nın doğrudan karşısında olup sonra da ani değişim ve dönüşüm ile Erdoğan'a tabi olan, yapılan seçimler arifesinde yine ani değişim ve dönmelerine şaşırıp kaldığımız siyasetçiler var ya; bunların atraksiyonlarının nedeninin yukarıda dile getirdiğim "görevlendirme listesi"nde isimlerinin olabileceği ve bu listenin adeta tehdit listesine dönüştürülmüş olması olabilir mi.
Özgür Özel, Musavat Dervişoğlu ve diğerleri...
Sizler, AKP ve Cumhur ittifakına önce 16 Temmuz sabahı görevlendirme listesinin hangi isimlerden oluştuğunu açıklamalarını başarmanız gerekir. Yani kendinizi de partinizi de aklamanız lazım. 15 Temmuz ihanetinde fetö'nün siyasi ayağı vardı ve hala da varlıkları devam ediyor. Cumhur ittifakı bu ayağın varlığını kendi siyasi emelleri için gerektiğinde kullanıyor; kendinden olanları koruyor, muhalefetten olan isimleri ise gerektiğinde tehdit amaçlı kullanıyor. İktidarın değişmesi için önce değişime mani olan "tehdit listesi"nin açıklanması ve bilinmesi lazım zira o isimleri bilmediğiniz, tedbirinizi alamadığınız için gafil avlanıyorsunuz.


24 Ağustos 2024 Cumartesi

CAN ATALAY MI ANAYASA MI

İYİ Parti, CHP'nin Can Atalay için TBMM'yi olağanüstü toplantıya çağırma girişimine olumsuz yanıt verdi. CHP'nin Can Atalay konusundaki usul ve yöntemlerini beğenmiyor olabilir ancak bu konuda pekala kendi argümanını ortaya koyarak takipçisi olup gereğini yapabilir. Örnek mi; Can Atalay'ın davası örneği üzerinden Anayasamızda yazılı hüküm gereği Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararların kesin hüküm içerdiğinden uyulması gerektiği aksi durumda anayasayı tanımamak anlamına geleceği gerekçesine bağlanarak bir eylem şekli düşünülebilirdi; Silivri'de cezaevi önünde ''anayasaya sadakat nöbetleri'' tutulması gibi.
İYİ Parti Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, bu tür toplantıların Meclis'te gerginlik yaratabileceğine dikkat çekerek, "Normal yasama dönemi beklenmeli" ifadelerini kullandı. Eğer "Meclis toplanırsa Alpay bizi döver" korkusu bunu yaptırıyorsa yazıklar olsun; vekillerinin güvenliğinin sağlanamadığı bir mecliste demokrasinin güvenliğini nasıl sağlayacaktır.
Hayırdır Kürşat Bey, meclis işgal edilip sizler de esir mi alındınız. Neden korkuyorsunuz; eğer yaşanacaksa bir rezillik millet müsebbibi olanlara cezasını keser, bedelini ödetir.
İYİ PARTİ kurumsal özgüvene bir türlü kavuşamadı; aldığı kararlarda MHP ve AKP'nin ne düşüneceği üzerinden hesaplamalar yapıp hükümlere vararak ürkek ve tedirgin bir görüntü veriyor. Ondandır ki; devletin en büyük mahkemesinin Can Atalay hakkında verdiği karar doğrultusunda siyasi duruş ortaya koyması gerekirken aksine zımnen kararları tanımayan cumhur ittifakının yanında yer almayı tercih ediyor.
Anlaşılan o ki; Akşener-Erdoğan buluşmasının İYİ PARTİ üzerindeki gölgesi hala devam ediyor; Meral Akşener gitti ama gölgesini bırakarak.

Ümit Özdağ; karıştır ayrıştır

Ümit Özdağ bugün çıkmış 2018 yılında seçim öncesinde Meral Akşener ses geçirmeyen sağır odada kendisine "Erdoğan'ı seçeceğiz, bana nedenini sorma" demiş. Sosyal medyada yayılıp tepki çekince ''Hayır benimle değil araştırma şirketi sahibi ile böyle bir konuşma yapmış, o bana anlattı'' diyor.

Sonra devam ediyor...
Bu anket şirketi sahibi adam 2021 yılında konuyu Ümit Özdağ'a anlatıyor, peşinen de kendisine "bunu kamuoyuna açıklarsan yalanlarım, inkar ederim" demiş nitekim adam şimdi aynen "inkar" ediyor; "Ümit Özdağ ile aramızda böyle bir konuşma geçmedi" diyor.
Ümit Özdağ'a bakamısınız; olur da kapı açılmasın diye çift kilit kullanıyor; kendisinin de karşı tarafın da yalanını sorgulamaya çift taraflı olarak engel koymuş; hepimizi iddialarına inanmaya mecbur kılmış(!)
Hoca niçin bu bilgilerinizi, ayıplarınızı o günlerde değil de bugün açıklıyorsun. Çünkü o gün açıklasaydın Türk milliyetçileri kendilerince çevirdiğiniz dolapların farkına varıp önlemler alacaklardı değil mi. Kusura bakmayın hiç de masum değilsiniz. Koordineli bir şekilde el ele verip milliyetçi camianın gücünü bölüp parçalayarak tesirsiz hale getirme emeli dışında yaptıklarınızdan hayırlı bir sonucu çıkarmak mümkün değil.
Mademki elinizde bu kadar suçlayıcı güçlü bir bilgi vardı da niçin son seçim arifesinde kullanmadınız ki; bizler de oyumuzu size vereydik(!)
Seçime iki gün kala Kılıçdaroğlu ile yaptığın gizli protokolü açıklıyorsun; HDP'liler sana kızsın Kılıçdaroğlu'na oy vermesin diye. Aynı saikla Meral Akşener masayı dağıtıyor, sen ittifak ortağın Sinan Ogan'ı Erdoğan'nın yanına gönderiyorsun... daha neler neler. Artık çok iyi farkındayız ki; aynı insanlarla aynı konuda hem karşıt hem berabersiniz; biriniz 6'lı masayı son günde dağıtıyor, bir diğeriniz yani siz yine son günde "Kılıçdaroğlu ile gizli mutabakat yaptık, içeriği iç işleri ve MİT bizim olacak, DEM'in kazanacağı belediyelere kayyum atayacağım" diyorsunuz. Bugün geldiğimiz noktada ise birbirinizi karşılıklı güya ifşa ediyorsunuz. Maşallah millet ittifakının yolunu her taraftan kesip tek bir çıkış yolu bırakmışsınız; Recep Tayyip Erdoğan...

Velhasıl kelam sizler, lider görünümlü alayınız Türk milliyetçiliği hareketine ayar vermekle görevlendirilmiş bir kadrosunuz; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin her daim ihtiyaç duyacağı asgari düzeyde milli refleksini muhafaza edecek kadarına ve etkinliğine müsaade etmek, devleti yönetmeye talip olacak kadar özgüvene sahip olmasına da mani olmak; misyonunuz bu.
Artık bundan böyle siyasi partim yok, siyasi konjonktüre göre kullanacağım oyum var ve de oyumu çok değerli buluyorum; kontrol altına alınamayan "serseri oy" onur duyuyorum. Unutmayalım ki; AKP'yi son yerel seçimlerde bu oylarımızla devirdik.

Af buyurun

Kimin hangi partiden seçildiğini ayırt etmeksizin söylüyorum; insanların şahsi iradeleri ile seçtikleri milletvekilleri vekillikten istifa edebilirler, bağımsız kalabilirler, başka parti kurabilirler ancak bir başka partiye geçemezler, geçmemeliler. Meşruiyetini bu ucube sisteme karşı olmaya dayandırarak kurulan bir partinin kurucusu oluyorsun sonra tam tersini yapıyorsun; semt pazarında tezgah altına atılan sakat meyve değerine sistemi başımıza musallat eden bir başka partinin tezgahında pazarlanmaya gidiyorsun.
Fahişe bile yeri gelir ''pzvnk''ine ahde vefa gösterir, sizde o bile yok; hangi karakterle milletin vekili oldunuz anlamak mümkün değil.

Hiç kimse oylarımızın gücünü genelev kapılarında sermaye misali pazarlanmasını istemez zira vekil seçiyoruz ''pzvk'' değil.

Biraz da ironi yapalım

Onlar yolsuzluk yapmıyorlar ki "Helalden kaçınıyorlar" aynen "Vergi ödemeyip, vergiden kaçındıkları" gibi "Tecavüz etmedim ki; zevkimi yaşadım" der gibiler.
Biliyoruz; onlar kötülük de yapmadıklarını sadece "Günah işleme özgürlüklerini" kullandıklarını daha önce ifade etmişlerdi.
Arsızın bilmem neresine kütük çakmışlar "Hele bakın, bu gürültü nereden geliyor" demiş.

10 Ağustos 2024 Cumartesi

AKP GİTSİN ''ISTRGRAM'' GELSİN

Eğer inanç ve ahlak üzerinden toplumda oluşan tahribatın nedenlerini sorgulayacak olursak tüm sosyal medya uygulamaları AKP'nin 22 yıldır yaptığı tahribatın yanında pirüpak kalırlar.

Türk gençliği "deist" kavramı ile ilk defa AKP iktidarı sürecinde tanıştı. "Günah işleme özgürlüğü"nün bir meziyetmiş gibi sunulması ve işledikleri günahların bu özgürlük hakkının kullanımına bağladıklarını gene deve dışı bir AKP'linin kullandığı cümlelerinden öğrendik. Kuran'da "Akrabalık ilişkilerinizi geliştirin, koruyun" mealindeki ayetin "AKP'li yandaşlarınızı koruyun, kayırın" şeklinde yorumladıklarını yine AKP'lilerin kendi cümleleri ile şahit olduk.
Yandaş medya TV kanallarında gündüz kuşağında adeta aynı konularda ortak yayın yapıyormuşçasına işlenen konular; bir kadın doğum yapıyor, çocuğun babası doğal olarak resmi nikahlı kocası gözüküyor. O arada bir başka adam çıkıyor çocuğun babası benim dediği anda anne ise müthiş bir çıkış yaparak "her ikisi de değil, üçüncü bir kişi var; çocuğumun babası Abuzittin" diyor.
Veya, gencin anası ölmüş, babası genç bir bayanla evleniyor. Bu arada evdeki 19 yaşındaki genç 34 yaşındaki üvey anasına aşık oluyor. Bir süre sonra kadın hamile kalıyor. Nihayetinde günü geliyor çocuk doğuyor ancak beraberinde ciddi bir sorunla doğuyor; evin babası bilinen adam bu çocuğun hem babası, hem dedesi oluyor, genç ise hem babası hem de abisi oluyor. Bu iğrenç konu tamı tamına bir hafta boyunca yandaş besleme kanallardan birisinde yayınlanıp izletildi.
Dolayısıyla ahlaki ve dini yozlaşmanın son bulması için çözüm sosyal medya uygulamalarına erişimi engellemek değil önce bu tur iğrenç olayları konu başlığı seçenlerin sırtlarını dayadıkları 22 yıllık AKP iktidarının son bulması ve onun yandaş TV kanallarının da tamamının kapatılması gerekir.
Bu arada her ne hikmetse, LGBT'liler cumhurbaşkanının çocuk yaşta olan torununun dikkatini çekiyor ancak "Nüge yenge"sinin, "Nidem Ablası"nın veya "Nesra Herol"un TV programları dikkatini çekmiyor. Belki de dedesi kendisinden LGBT'lilerle ilgili rapor istemiş olabilir(!)

İnanç iman temelli ise ancak....?

"Ezan Türkçe okunabilir" diyeni cezalandırmak için "Zina serbesttir" diyeni ihya eden bir toplumuz.
Böyle bir toplumun gelişmesi ve kalkınması mümkün değil zira yukarıda dikkat çektiğim üzere toplumu oluşturan bireylerin akıl ve zekaları arasında senkronizasyonun olduğundan bahsetmek mümkün değil.
Toplumda İnanç, iman temelli olmaktan ziyade aynı alışkanlıkları hep beraber edinme, gösterme ve sonraki nesillere aktarma şeklinde kendini gösteriyor.

Siyasi hasımlığın da böylesi...?

TRT'nin bu kin ve öfkesi nedir anlamak mümkün değil, üstelik de Türk milletini tarafsız yayın yaparak her türlü gelişmeden ve etkinliklerden haberdar etmesi asli görevi olduğu halde.
Fransa'da yapılan yaz olimpiyatlarda Spor bakanımızın görüntülerini TRT sayesinde defalarca gördük Ancak aynı TRT İmamoğlu, Yavaş gibi; birisi başkentimizin diğeri İstanbul'umuzun önemli iki ismi belediye başkanları ile ana muhalefet partisi lideri Özgür Özel'in milli sporcularımıza moral desteği amacıyla yanlarında olmalarını takdir ederek başarılarını zafer coşkusuyla kutlamalarına dair tek bir kare görüntü vermediler.
Bakın bu devran bölge devam etmeyecektir, bunu en iyi bilecek olan da gene sizler olmalısınız
Peki gün gelip de bu devran dönerse haliniz ne olacak.
Kenan Evren de ömür boyu dokunulmazlığını %92 ile kabul edilen 1982 anayasası ile teminat altına almıştı, sonra ne oldu.
Hiç mi ibret almazsınız.

Devlet memuru imama dair...?

Eğer imamlar devlet memuru ise toplu namazı kıldırdıktan sonra kendi bireysellikleri gereği sorumlu oldukları aynı namazı ayrıca kılmaları gerekmez mi.
Emlak vergisi ödediğimizde memur vergimizi tahsil ederken nasıl ki aynı zamanda kendisine ait evin vergisini de tahsil etmiş olmuyorsa cami imamının da sorumluluğu vergi memuru gibi olmalı; para ile bir iş(imamlık) yapıyor bizlerin para ile yaptırdığımızı (vergilerimizle maaş alıyor) imam kendisi için bedavaya getirmiş olmuyor mu.
Bu uygulamanın normal olduğu kabul ediliyorsa
Devlet Sünniler için imam, müezzin gibi devlet memuru tayin ettiği gibi "inanç hizmeti"nde adaletin sağlanması için cem evlerinde onların inanç ve ritüelleri için memur tayin etmesi gerekmez mi.
Bu yorumumda dile getirdiğim rahatsızlık veren husus ezanın Türkçe okunmasından daha rahatsızlık verici değil mi.
Bu sorgulama cuma namazı çıkışında aklıma takıldı.

Yas için rol yapamam

Efendim muhteremler buyurmuşlar; benden olmayan bilmem kimin ölümü nedeniyle yas tutacakmışım.
Evvela eğer ki beni temsilen ulusal yas ilan edeceksiniz; cümlenize "milletim adına" değil "Türk milleti adına" diyerek başlamanız gerekirdi, bu bir; ikincisi yas tutacaklarımız Türk milleti için hatıralarımızda kalacak hangi iyiliği yapmışlar; bilelim ki yasımız anlam kazansın; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni mi tanımışlar, "Mavi Vatan" ülkümüz için ne düşünmüşler ya da; niçin tarihin akışı sırasında Osmanlı askeri onların topraklarında açlıktan çekirge yemek zorunda kalmış. Veya, Rusya otuz beş Mehmetçiğimizi şehit ettiklerinden neler hissedip, ne yapmışlar.
Ulusal yas ancak ve ancak Türk milleti ve devletinin menfaatleri için inanmışlık ve adanmışlık uğruna üstün gayretleri ve hizmetleri olmuş kahramanlarımızı kaybettiğimizde ilan edilir, Türk milleti de ahde vefa gereği alınan karara uyar.

Arapları kıskandıran Arapçılık

Arap'tan çok Arapçılık yaparsan işte böyle olur; Türkiye olarak Mahmud Abbas'a "Kendinizi dünya kamuoyuna ifade edebilmeniz için TBMM'de konuşma şansı vermek istiyoruz" diyoruz ancak adam "size ne" dercesine teklifi karşılıksız bırakıyor sonra da ite kaka lütfen kabul ediyor.
Bundan yıllar önce bir hemşerilerimizin evinin bitişiğindeki boş arsada hafriyat çalışması yapılıyordu. Dozer fütursuzca komşunun evinin temelinin altını oyarcasına özensiz ve dikkatsizce çalıştığını görünce babam "adamın evini yıkacaksınız" diyerek müdahale etmek istedi ancak toplu saldırıya uğradık, adamların elinden zor kurtulduk ama dozerin çalışmasını durdurmayı da başarmıştık.
Peki sonra ne oldu dersiniz; evinin yıkılma tehlikesini önlediğimiz adam babama "Komşularımla aramı bozdun" demesin mi. Muhtemelen babamın anlattıklarına değil evinin temelini oymak isteyen komşusuna inanmıştı.
Dolayısıyla demem o ki; Araplara güvenerek ülkemizi riske atmanın bir anlamı yoktur; gün gelir Araplar İsrail ile anlaşır bize de "aramızı siz bozdunuz" diyebilirler.

Çocuklarımıza Türkçe isimler koyalım

Çocuklarımızın Türk oldukları onlara verdiğiniz Türkçe isimlerinden anlaşılır. Ne Müslüman olmak için Türk, ne de Türk olmak için Müslüman olmak gerekmiyor.
Anlıyoruz ki dinler ve peygamberler en kirlenmiş toplumlara gelmişler. Kutsal kitaplarda o toplumların sosyolojisinin dikkate alınmış olması çok doğal. Abdullah'ların, Hamza'ların, Muhammet'lerin, Ayşe'lerin olduğu topluma inen kitapta hitap edilenlerin elbette Oğuz, Kaan, Aybars, Tomris olması mümkün değildi. Korkmayın, Allah isimleri Türkçe de olsa her insanı tanır, bilir. "Önce insan olmayı" başaramamışların isimleri o olmuş, bu olmuş, şu olmuş hiç önemi yok, inançlarının da.
Dolayısıyla,
Çocuklarınızın Türk olmanın onur ve gururunu yaşamaları için önce isimlerini Türkçe koyunuz.

AKP'nin utançları

AKP "utançlarını" bakın nasıl perdeliyor; yandaşın vergi kaçırmasına "vergiden kaçınma", köpeklerin öldürülmesine "uyutma", yandaşı işe almaya da Kuran'daki bir ayet'e bağlayıp "akrabaları koruyup kollama" diyor
"Bu yaptıklarınız günahtır" deyince de "Ne yani, bizim de günah işleme özgürlüğümüz var" diyorlar; arsızlıkta sınır yoktur.

İstifa ya onurdan ya da utançtan olur

Benim oyumu alarak milletvekili seçilip de partisinden istifa edenin eğer adamsa, şerefli ve onurlu ise ona verdiğim oyumu emanet kabul edip eş zamanlı olarak vekillikten de istifa ederek esas sahibine yani bana iade eder. Veya bağımsız kalmak gibi daha namusluca bir yolu tercih edebilir.
İrademin tecellisi oyumun gücü ile vekil olup sonra da; hele ki tüm nefretimin odağı olan bir başka partiye geçerek oyumun genelevlerde sermaye gibi kapı kapı dolaştırılmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Oyumu vermiş olabilirim ama kimseyi ''pezevenk'' tayin etmedim.