3 Ekim 2024 Perşembe

DEM'LENEN DEM'LENENE

DEM'lenen DEM'lenene....
Devlet Bahçeli'ye meclis açılış resepsiyonunda DEM'lilerle tokalaşması sorulduğunda "yeni bir döneme giriyoruz" dedi.
Devlet Bahçeli'nin DEM'lilerle demlenip akabinde "yeni bir anayasa" vurgusu yapmasını bizatihi kendisinin sistem değişikliğine kadar giden ve gerçekleşen sürecin öncüsü olması nedeniyle bugün de bir başka planı tetikliyor olması ihtimalinden korkuyorum.
Unutmayalım; Türkiye'de önemli kırılmaların önünü Devlet Bahçeli açmıştır. MHP'nin hazırladığı 100 maddelik yeni anayasa çalışmasında ilk dört madde kaldırılıp mahiyetleri değiştirilmeden tek maddede toplanıyormuş. Burada 4 maddenin muhtevasının korunmasının öneminden ziyade anayasanın değiştirilmez maddelerinin değiştirilebileceğinin öncülüğünün yine Devlet Bahçeli'nin inisiyatifi ile sinsice yapılmış veya yaptırılmış olmasıdır.
BOP projesinin Türkiye ayağının pratikte uygulaması Devlet Bahçeli'nin start vermesi ile başlamıştır. Nasıl mı; 57 hükümet (DSP+ANAP+MHP) zamanında yaşanan ekonomik kriz sırasında ekonominin başına ABD'den ithal Kemal Derviş gelmişti. Devlet Bahçeli bu isme karşı çıkmıştı(güya). Karşı çıkmasının karşılığının hükümetten ayrılmak olması gerekirken ne yaptı, erken seçim tarihi verdi.
Seçim gerçekleşti, MHP dahil, CHP hariç diğer tüm partiler baraj altında kaldılar. MHP özellikle hükümetten ayrılarak doğal süreçle seçime gidilmiş olsaydı MHP baraj altında kalmayacaktı, kalsın ve BOP dahilinde kurulan AKP'nin tek başına iktidara gelmesinin önünün açılsın isteniyordu. AKP ve MHP ortaklığı ile bugün geldiğimiz nokta o günlerde ne yapılmak istendiğini doğrulamış olmuyor mu. O nedenle Erdoğan'nın ne yapmak istediğinden ziyade Devlet Bahçeli'nin ne yapmak istediğini önemseyip ona odaklanmak lazım.

Bugün Meclis açılmadan önce Devlet Bahçeli Özgür Özel'e ''çukur'' diyor, kendisini ve CHP'yi ağır hakaretlerle tehdit ediyor...
Sonra ne mi oluyor...
meclis toplanıyor aman Allah'ım o nedir öyle; Devlet Bahçeli ve Özgür Özel kıskançlık yaratacak derecede, tebessüm ve gülücükler eşliğinde ellerini avuçlayıp karşılıklı masaj yapıyorlar. Devlet Bahçeli ''Sizi üzmedim değil mi, siyasetin gereği zaman zaman bunlar olağan şeyler'' mealinde Özgür Özel'in gönlünü alıyor, o da ''Olur böyle şeyler efendim'' diyerek düşürüldüğü ''Çukur''dan çıkıyor.
Siyaset ne kadar iğrenç uğraşı, meşgale haline geldi değil mi; ikiyüzlülük, riyakarlık sel oldu meclisi bastı, aldı bir yerlere sürüklüyor ama içinde boğulan sonuçta Türk milleti oluyor.
Bir önceki paylaşımımda ifade etmiştim; Özgür Özel, Cumhur ittifakının üzerinde yarattığı "aman bunların hışmına uğrayarak üzerimize gelmelerine neden olacak hataları yapmamaya dikkat edeyim" tehdit algısı altında ürkeklik ve korkaklığı siyasi sakarlığa neden oluyor, hata üstüne hata yapıyor. CHP genel başkanı olmadan önceki özgüveni yerle yeksan olmuş.
Milletime seslenmek istiyorum; kesinlikle siyasi saiklerle birbirimizi üzmeyelim, kırmayalım; karşılıklı hakkımız geçerse iğrenç siyasetin bu kahramanları ahirette Allah'ın hakkımızdaki hükmüne hiç bir katkısı olmayacaktır. Siyasetçiye sahip çıkmak yerine onurumuza sahip çıkalım o bize yeter.
Bu vesile ile siyaset adına kalbini kırdığım her kim olduysa hepsinden özür dilerim.

Rahmetli Narin'in katledilişi ve sonrası

Narin'in küçük yaşında vahşice katledilmesi karşısında, Türk milletinin, her türlü aidiyetini sorgulamadan tek tek benzer duyguları yaşayarak aynı acıda birleşerek hep beraber vah vah dedik gözyaşı döktük. Bu ortak duyguda/acıda buluşmamızı ne dinimiz, ne aidiyetimiz ne de kahrolası "siyasi mensubiyetimiz" sağlamıştır; "önce insan olmamız" sağlamıştır.

Onüç yaşımdan beridir siyasete karşı ilgi ve alakam nedeniyle bir çok siyasi serüvenler yaşadım, geldiğim nokta itibariyle sonuçta birilerinin yanında birilerinin karşısında oldum; yanında olduklarımın ihaneti ile karşısında olduklarımın da takdiri ile karşılaştım. Böyle bir çelişkiye muhatap olmamın sorumlusu kendimden çok Türk milletinin siyasi sosyolojisinin oluşmasında niteliksiz, kaypak, ruhsal sorunları olan sözde liderlerdir.
Umarım rahmetli Narin'in bu dünyadan talihsizce göç etmesi; Türk milletinin her ferdini iki farklı kin ve öfke grubunda konsolide etmiş olan siyasi liderler ve siyaset kurumunun neden oldukları pis bataklıktan çekip çıkararak "önce insan olmak"da bir araya getirir. Narin'in acısı milli yasa dönüşmesi bize bunu göstermiştir.
Hiç bir zaman siyasi taraf olmak adına oyumuz olmasın, her zaman stratejik oyumuz olsun. Çünkü siyasi parti ve liderleri ülkeyi değil sahip olduğumuz oyumuzu yönetmeye kalkışıyorlar; siyasi partiler çıkar ve menfaat şebekesine/çetesine dönüşerek bu da milli birlik ve bütünlüğümüzü katleden ana unsur oluyor, stratejik oyumuzun gücü bu tür oyunları bozuyor.

Milletin birliği vatanın bütünlüğünden sorumlu en sorumlu kişi Narin evladımızın başına gelen malum olaydan dolayı vakayı; hiç kimse tarafından etnik kimliği, dolaysıyla da ayrımcılığı çağışrıtan cümleler kullanılmadığı halde sadece feodal yapıyı eleştirenlerin iyi niyetlerini siyasi emellerine malzeme yaparak resmen suiistimal etti; "Türk milleti" tanımının birleşenlerinden Kürt kardeşlerimizin yirmi günlük süreçte birileri tarafından suçlandıkları şeklinde olmayan bir şeyi olmuş gibi, söylenmemiş bir sözü söylenmiş gibi gösterme çabası içine girdi.
Bu tamamen ve tamamen düşülen yerden kalkarken fırsat bu fırsat deyip "bir avuç toprak alıp menfaat sağlamak" gibi malum olay üzerinden siyasi rant temin etme çabasıdır. Böyle bir sorumsuzluğu kabul etmek mümkün değil. Bu tür cümleleri sıradan sade vatandaşlardan kim kullansa "Ayrımcılık yapıp iç barışı bozmak"tan hakkında dava açılırdı.

Allah'tan korkmak mı gerek sevmek mi...?

Biz Allah'tan korkmuyoruz çünkü O bizi seviyor biz de O'nu seviyoruz. Niçin korkalım; her şeye kadir olan Allah zafiyet içinde midir ki; bizden isteyip de temin edemeyen bir aciz, vermeyince de zalim olsun.
Cinsiniz cibilliyetiniz, soyunuz sopunuzla potansiyel günahkar olmalısınız ki; çocuklara ilk öğretilmesi gerekenin Allah'tan korkmak olmalıdır diyorsunuz. Niçin Allah'ı sevmek değil de korkmak.
Haklısınız; şahidim ki; alayınız günahkarsınız yine şahidim ki; alayınız Allah'tan korkmayan bir araya toplanmış münafıklarsınız.
Ulan siz demediniz mi "Günah işlemek bizim özgürlüğümüzdür"

10 Eylül 2024 Salı

GENÇ TEĞMENLER

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu başbuğu Mustafa Kemal Atatürk'e ithafen onun evlatları, genç teğmenler "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyerek sadakat sloganı atıyorlar ve birileri bundan rahatsız oluyor öyle mi. Genç teğmenlerin bu ruh halinden rahatsız olan her kimse kesinlikle fetö'nün ordu üzerindeki emellerinin eksik kalan tarafının tamamlanmasını isteyen etnik kriptolardır.

Genç teğmenlerle ilgili soruşturma açamazlar çünkü buna benzer uygulamaları kendi yürekleri ile değil fetö aparatı ile yapıyorlardı. O gün olup bitenlere bugün "Biz yapmadık fetö yaptı" demelerinden anlıyoruz.
Şimdi de genç teğmenlerle ilgili bir soruşturmaya açılması ve muhtemel sonuçları için "Biz yapmadık onlar yaptı" diyebilecekleri bir aparatları henüz olmadığından olsa gerek soruşturma açacaklarını düşünmüyorum.
Kitle hareketlerine karşı oldukça korkak ve ürkekler ancak bireysel cezalandırmalar yolu ile kitlesel hareketlere mani olma yöntemini geleneksel hale getirdiler.

Her diploma töreninden sonra okul idaresinin düzenlediği resmi program bittikten sonra mezun öğrenciler yaşadıkları stresten kurtulmanın mutluluğu ile hep beraber doğaçlama ortak hareket ve ifadelerle ritueller sergilerler.
Genç teğmenler de gördükleri eğitimin ruhuna, mana ve önemine uygun olarak ortak duygularını yansıtmışlardır. Fetö'nün donunda semirerek muktedir olmuş ödlek ve sünepe güruh teğmenlerin ortak duygularından tehdit algısı ile yaygara koparıyorlar; üç teğmen bir caddede yan yana yürüseler de aynı tehditi algılayacaklardır zira fark etmiyor.
Siyasetin bu denli takibi ve kontrolü altındaki bir ordu yapısı yerleşik hale gelirse inanın gün gelir düşmana dahi sıkılacak kurşunun niyeti malum güruh tarafından sorgulanabileceğinden askerlerin parmağı tetiğe giderken çok tedirgin olacaklardır.

Musavat Dervişoğlu, Özgür Özel ve diğerleri; var mısınız farkındalık yaratmaya; sokaktaki gaz kaçağından darbe kokusu algılayanlara inat; genç teğmenlerin şayet kıllarına dokunulursa; alabilecekleri disiplin cezası dahil gasp edilecek her türlü özlük haklarının devran değiştiğinde iade edileceğini, terfilerinin ise engellediği yerden daha da nitelik kazandırılacak şekilde önlerinin açılacağını ilan edin bu gençlere sahip çıkın, millete güven verin.
Var mısınız...

Recep Tayyip Erdoğan "Kılıç çatan teğmenler" meselesinde de aynen "Gezi direnişi" sürecinde yaptığını yaptı; önce yakın adamlarına makul ve mantıklı açıklamalar yaptırıp(Gezi'de Abdullah Gül, Bülent Arınç, şimdide Ömer Celik) sonra bekledi, kendisi için uygun zemin arayışına girdi, "İmamhatipliler" toplantısını en uygun zemin olduğunu düşünerek zihnindeki siyasi entrika ve kaosu devreye soktu.
İslam'a dair her türlü referans Erdoğan'nın en kullanışlı silahı, emellerinin aparatı oldu ancak milletin yaşadığı mağduriyetler öncelikleri o kadar değiştirdi ki artık "Açım ulan açım; yemişim sizin dininizi; var dediğiniz hiç bir şey yok; din de yok, kitap da yok..." noktasına geldi.
Dini söylem ve hatırlatmaları kim yaparsa yapsın fark etmiyor; siyasi güç konsolidasyonu yapıp menfaat temin etme çabası nefrete doğru savrulmalara neden oluyor ki; Metin Külünk geçtiğimiz hafta dost söylemi olarak Erdoğan'a bu durumunu en makul şekilde hatırlattı; "İşi madara olmadan tadında bırak" dedi.
Dolayısıyla "Kılıç çatma" olayı her ne kadar Erdoğan'nın siyasi emelleri için suiistimal edilebilecek en uygun silaha dönüştürülmüş olsa da milletin yaşadığı çaresizlikler ve mağduriyetler bu silahı ateş alıp hedefi vurmayan bir aparata dönüştürmüştür. Millet Erdoğan'nın değil genç teğmenlerin yanında.

Siyaset kurumunu tehdit eden nedir?

15 Temmuz gecesi darbe olduğunda 16 Temmuz sabahı kim cumhurbaşkanı, kim başbakan, kimler bakan, vali, emniyet müdürleri olacaktı...?
Bizler hangi cemaat/fetö öğrenci yurdunda hangi bulaşıkçının, aşçının fetöcü olduğunu öğrendik ancak yukarıdaki sıraladığım görevlerde kimlerin olacağını bir türlü öğrenemedik. "Yurtta sulh konseyi"nin varlığını TRT1 spikerinden öğrendik ancak listenin kimlerden oluştuğunu öğrenemedik. Gaz kaçağından darbe kokusu algılayan AKP ve birleşenleri "Yurtta sulh konseyi" hainler listesini niçin gizli tutar, açıklamazlar anlaşılır gibi değil. İşin içinde kendilerinin de olduğu gibi bir gerçeğin ortaya çıkmasını istemediklerinden olabilir mi.
Siyaset kurumunda muhalefet dahil amiral konumunda olan genel başkanlar ve diğer "kaşarlar" hiç bir şekilde bu konunun takipçisi olmadılar; neden...?
Darbe yapanların bir ertesi gün için görevlendirme listeleri hazırlamadıklarına inanmak mümkün olmadığı gibi hiç kimse de milleti böyle bir listenin olmadığına inanacak kadar ahmak yerine koyamaz.
Hani zaman zaman önce Erdoğan'nın doğrudan karşısında olup sonra da ani değişim ve dönüşüm ile Erdoğan'a tabi olan, yapılan seçimler arifesinde yine ani değişim ve dönmelerine şaşırıp kaldığımız siyasetçiler var ya; bunların atraksiyonlarının nedeninin yukarıda dile getirdiğim "görevlendirme listesi"nde isimlerinin olabileceği ve bu listenin adeta tehdit listesine dönüştürülmüş olması olabilir mi.
Özgür Özel, Musavat Dervişoğlu ve diğerleri...
Sizler, AKP ve Cumhur ittifakına önce 16 Temmuz sabahı görevlendirme listesinin hangi isimlerden oluştuğunu açıklamalarını başarmanız gerekir. Yani kendinizi de partinizi de aklamanız lazım. 15 Temmuz ihanetinde fetö'nün siyasi ayağı vardı ve hala da varlıkları devam ediyor. Cumhur ittifakı bu ayağın varlığını kendi siyasi emelleri için gerektiğinde kullanıyor; kendinden olanları koruyor, muhalefetten olan isimleri ise gerektiğinde tehdit amaçlı kullanıyor. İktidarın değişmesi için önce değişime mani olan "tehdit listesi"nin açıklanması ve bilinmesi lazım zira o isimleri bilmediğiniz, tedbirinizi alamadığınız için gafil avlanıyorsunuz.


24 Ağustos 2024 Cumartesi

CAN ATALAY MI ANAYASA MI

İYİ Parti, CHP'nin Can Atalay için TBMM'yi olağanüstü toplantıya çağırma girişimine olumsuz yanıt verdi. CHP'nin Can Atalay konusundaki usul ve yöntemlerini beğenmiyor olabilir ancak bu konuda pekala kendi argümanını ortaya koyarak takipçisi olup gereğini yapabilir. Örnek mi; Can Atalay'ın davası örneği üzerinden Anayasamızda yazılı hüküm gereği Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararların kesin hüküm içerdiğinden uyulması gerektiği aksi durumda anayasayı tanımamak anlamına geleceği gerekçesine bağlanarak bir eylem şekli düşünülebilirdi; Silivri'de cezaevi önünde ''anayasaya sadakat nöbetleri'' tutulması gibi.
İYİ Parti Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, bu tür toplantıların Meclis'te gerginlik yaratabileceğine dikkat çekerek, "Normal yasama dönemi beklenmeli" ifadelerini kullandı. Eğer "Meclis toplanırsa Alpay bizi döver" korkusu bunu yaptırıyorsa yazıklar olsun; vekillerinin güvenliğinin sağlanamadığı bir mecliste demokrasinin güvenliğini nasıl sağlayacaktır.
Hayırdır Kürşat Bey, meclis işgal edilip sizler de esir mi alındınız. Neden korkuyorsunuz; eğer yaşanacaksa bir rezillik millet müsebbibi olanlara cezasını keser, bedelini ödetir.
İYİ PARTİ kurumsal özgüvene bir türlü kavuşamadı; aldığı kararlarda MHP ve AKP'nin ne düşüneceği üzerinden hesaplamalar yapıp hükümlere vararak ürkek ve tedirgin bir görüntü veriyor. Ondandır ki; devletin en büyük mahkemesinin Can Atalay hakkında verdiği karar doğrultusunda siyasi duruş ortaya koyması gerekirken aksine zımnen kararları tanımayan cumhur ittifakının yanında yer almayı tercih ediyor.
Anlaşılan o ki; Akşener-Erdoğan buluşmasının İYİ PARTİ üzerindeki gölgesi hala devam ediyor; Meral Akşener gitti ama gölgesini bırakarak.

Ümit Özdağ; karıştır ayrıştır

Ümit Özdağ bugün çıkmış 2018 yılında seçim öncesinde Meral Akşener ses geçirmeyen sağır odada kendisine "Erdoğan'ı seçeceğiz, bana nedenini sorma" demiş. Sosyal medyada yayılıp tepki çekince ''Hayır benimle değil araştırma şirketi sahibi ile böyle bir konuşma yapmış, o bana anlattı'' diyor.

Sonra devam ediyor...
Bu anket şirketi sahibi adam 2021 yılında konuyu Ümit Özdağ'a anlatıyor, peşinen de kendisine "bunu kamuoyuna açıklarsan yalanlarım, inkar ederim" demiş nitekim adam şimdi aynen "inkar" ediyor; "Ümit Özdağ ile aramızda böyle bir konuşma geçmedi" diyor.
Ümit Özdağ'a bakamısınız; olur da kapı açılmasın diye çift kilit kullanıyor; kendisinin de karşı tarafın da yalanını sorgulamaya çift taraflı olarak engel koymuş; hepimizi iddialarına inanmaya mecbur kılmış(!)
Hoca niçin bu bilgilerinizi, ayıplarınızı o günlerde değil de bugün açıklıyorsun. Çünkü o gün açıklasaydın Türk milliyetçileri kendilerince çevirdiğiniz dolapların farkına varıp önlemler alacaklardı değil mi. Kusura bakmayın hiç de masum değilsiniz. Koordineli bir şekilde el ele verip milliyetçi camianın gücünü bölüp parçalayarak tesirsiz hale getirme emeli dışında yaptıklarınızdan hayırlı bir sonucu çıkarmak mümkün değil.
Mademki elinizde bu kadar suçlayıcı güçlü bir bilgi vardı da niçin son seçim arifesinde kullanmadınız ki; bizler de oyumuzu size vereydik(!)
Seçime iki gün kala Kılıçdaroğlu ile yaptığın gizli protokolü açıklıyorsun; HDP'liler sana kızsın Kılıçdaroğlu'na oy vermesin diye. Aynı saikla Meral Akşener masayı dağıtıyor, sen ittifak ortağın Sinan Ogan'ı Erdoğan'nın yanına gönderiyorsun... daha neler neler. Artık çok iyi farkındayız ki; aynı insanlarla aynı konuda hem karşıt hem berabersiniz; biriniz 6'lı masayı son günde dağıtıyor, bir diğeriniz yani siz yine son günde "Kılıçdaroğlu ile gizli mutabakat yaptık, içeriği iç işleri ve MİT bizim olacak, DEM'in kazanacağı belediyelere kayyum atayacağım" diyorsunuz. Bugün geldiğimiz noktada ise birbirinizi karşılıklı güya ifşa ediyorsunuz. Maşallah millet ittifakının yolunu her taraftan kesip tek bir çıkış yolu bırakmışsınız; Recep Tayyip Erdoğan...

Velhasıl kelam sizler, lider görünümlü alayınız Türk milliyetçiliği hareketine ayar vermekle görevlendirilmiş bir kadrosunuz; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin her daim ihtiyaç duyacağı asgari düzeyde milli refleksini muhafaza edecek kadarına ve etkinliğine müsaade etmek, devleti yönetmeye talip olacak kadar özgüvene sahip olmasına da mani olmak; misyonunuz bu.
Artık bundan böyle siyasi partim yok, siyasi konjonktüre göre kullanacağım oyum var ve de oyumu çok değerli buluyorum; kontrol altına alınamayan "serseri oy" onur duyuyorum. Unutmayalım ki; AKP'yi son yerel seçimlerde bu oylarımızla devirdik.

Af buyurun

Kimin hangi partiden seçildiğini ayırt etmeksizin söylüyorum; insanların şahsi iradeleri ile seçtikleri milletvekilleri vekillikten istifa edebilirler, bağımsız kalabilirler, başka parti kurabilirler ancak bir başka partiye geçemezler, geçmemeliler. Meşruiyetini bu ucube sisteme karşı olmaya dayandırarak kurulan bir partinin kurucusu oluyorsun sonra tam tersini yapıyorsun; semt pazarında tezgah altına atılan sakat meyve değerine sistemi başımıza musallat eden bir başka partinin tezgahında pazarlanmaya gidiyorsun.
Fahişe bile yeri gelir ''pzvnk''ine ahde vefa gösterir, sizde o bile yok; hangi karakterle milletin vekili oldunuz anlamak mümkün değil.

Hiç kimse oylarımızın gücünü genelev kapılarında sermaye misali pazarlanmasını istemez zira vekil seçiyoruz ''pzvk'' değil.

Biraz da ironi yapalım

Onlar yolsuzluk yapmıyorlar ki "Helalden kaçınıyorlar" aynen "Vergi ödemeyip, vergiden kaçındıkları" gibi "Tecavüz etmedim ki; zevkimi yaşadım" der gibiler.
Biliyoruz; onlar kötülük de yapmadıklarını sadece "Günah işleme özgürlüklerini" kullandıklarını daha önce ifade etmişlerdi.
Arsızın bilmem neresine kütük çakmışlar "Hele bakın, bu gürültü nereden geliyor" demiş.

10 Ağustos 2024 Cumartesi

AKP GİTSİN ''ISTRGRAM'' GELSİN

Eğer inanç ve ahlak üzerinden toplumda oluşan tahribatın nedenlerini sorgulayacak olursak tüm sosyal medya uygulamaları AKP'nin 22 yıldır yaptığı tahribatın yanında pirüpak kalırlar.

Türk gençliği "deist" kavramı ile ilk defa AKP iktidarı sürecinde tanıştı. "Günah işleme özgürlüğü"nün bir meziyetmiş gibi sunulması ve işledikleri günahların bu özgürlük hakkının kullanımına bağladıklarını gene deve dışı bir AKP'linin kullandığı cümlelerinden öğrendik. Kuran'da "Akrabalık ilişkilerinizi geliştirin, koruyun" mealindeki ayetin "AKP'li yandaşlarınızı koruyun, kayırın" şeklinde yorumladıklarını yine AKP'lilerin kendi cümleleri ile şahit olduk.
Yandaş medya TV kanallarında gündüz kuşağında adeta aynı konularda ortak yayın yapıyormuşçasına işlenen konular; bir kadın doğum yapıyor, çocuğun babası doğal olarak resmi nikahlı kocası gözüküyor. O arada bir başka adam çıkıyor çocuğun babası benim dediği anda anne ise müthiş bir çıkış yaparak "her ikisi de değil, üçüncü bir kişi var; çocuğumun babası Abuzittin" diyor.
Veya, gencin anası ölmüş, babası genç bir bayanla evleniyor. Bu arada evdeki 19 yaşındaki genç 34 yaşındaki üvey anasına aşık oluyor. Bir süre sonra kadın hamile kalıyor. Nihayetinde günü geliyor çocuk doğuyor ancak beraberinde ciddi bir sorunla doğuyor; evin babası bilinen adam bu çocuğun hem babası, hem dedesi oluyor, genç ise hem babası hem de abisi oluyor. Bu iğrenç konu tamı tamına bir hafta boyunca yandaş besleme kanallardan birisinde yayınlanıp izletildi.
Dolayısıyla ahlaki ve dini yozlaşmanın son bulması için çözüm sosyal medya uygulamalarına erişimi engellemek değil önce bu tur iğrenç olayları konu başlığı seçenlerin sırtlarını dayadıkları 22 yıllık AKP iktidarının son bulması ve onun yandaş TV kanallarının da tamamının kapatılması gerekir.
Bu arada her ne hikmetse, LGBT'liler cumhurbaşkanının çocuk yaşta olan torununun dikkatini çekiyor ancak "Nüge yenge"sinin, "Nidem Ablası"nın veya "Nesra Herol"un TV programları dikkatini çekmiyor. Belki de dedesi kendisinden LGBT'lilerle ilgili rapor istemiş olabilir(!)

İnanç iman temelli ise ancak....?

"Ezan Türkçe okunabilir" diyeni cezalandırmak için "Zina serbesttir" diyeni ihya eden bir toplumuz.
Böyle bir toplumun gelişmesi ve kalkınması mümkün değil zira yukarıda dikkat çektiğim üzere toplumu oluşturan bireylerin akıl ve zekaları arasında senkronizasyonun olduğundan bahsetmek mümkün değil.
Toplumda İnanç, iman temelli olmaktan ziyade aynı alışkanlıkları hep beraber edinme, gösterme ve sonraki nesillere aktarma şeklinde kendini gösteriyor.

Siyasi hasımlığın da böylesi...?

TRT'nin bu kin ve öfkesi nedir anlamak mümkün değil, üstelik de Türk milletini tarafsız yayın yaparak her türlü gelişmeden ve etkinliklerden haberdar etmesi asli görevi olduğu halde.
Fransa'da yapılan yaz olimpiyatlarda Spor bakanımızın görüntülerini TRT sayesinde defalarca gördük Ancak aynı TRT İmamoğlu, Yavaş gibi; birisi başkentimizin diğeri İstanbul'umuzun önemli iki ismi belediye başkanları ile ana muhalefet partisi lideri Özgür Özel'in milli sporcularımıza moral desteği amacıyla yanlarında olmalarını takdir ederek başarılarını zafer coşkusuyla kutlamalarına dair tek bir kare görüntü vermediler.
Bakın bu devran bölge devam etmeyecektir, bunu en iyi bilecek olan da gene sizler olmalısınız
Peki gün gelip de bu devran dönerse haliniz ne olacak.
Kenan Evren de ömür boyu dokunulmazlığını %92 ile kabul edilen 1982 anayasası ile teminat altına almıştı, sonra ne oldu.
Hiç mi ibret almazsınız.

Devlet memuru imama dair...?

Eğer imamlar devlet memuru ise toplu namazı kıldırdıktan sonra kendi bireysellikleri gereği sorumlu oldukları aynı namazı ayrıca kılmaları gerekmez mi.
Emlak vergisi ödediğimizde memur vergimizi tahsil ederken nasıl ki aynı zamanda kendisine ait evin vergisini de tahsil etmiş olmuyorsa cami imamının da sorumluluğu vergi memuru gibi olmalı; para ile bir iş(imamlık) yapıyor bizlerin para ile yaptırdığımızı (vergilerimizle maaş alıyor) imam kendisi için bedavaya getirmiş olmuyor mu.
Bu uygulamanın normal olduğu kabul ediliyorsa
Devlet Sünniler için imam, müezzin gibi devlet memuru tayin ettiği gibi "inanç hizmeti"nde adaletin sağlanması için cem evlerinde onların inanç ve ritüelleri için memur tayin etmesi gerekmez mi.
Bu yorumumda dile getirdiğim rahatsızlık veren husus ezanın Türkçe okunmasından daha rahatsızlık verici değil mi.
Bu sorgulama cuma namazı çıkışında aklıma takıldı.

Yas için rol yapamam

Efendim muhteremler buyurmuşlar; benden olmayan bilmem kimin ölümü nedeniyle yas tutacakmışım.
Evvela eğer ki beni temsilen ulusal yas ilan edeceksiniz; cümlenize "milletim adına" değil "Türk milleti adına" diyerek başlamanız gerekirdi, bu bir; ikincisi yas tutacaklarımız Türk milleti için hatıralarımızda kalacak hangi iyiliği yapmışlar; bilelim ki yasımız anlam kazansın; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni mi tanımışlar, "Mavi Vatan" ülkümüz için ne düşünmüşler ya da; niçin tarihin akışı sırasında Osmanlı askeri onların topraklarında açlıktan çekirge yemek zorunda kalmış. Veya, Rusya otuz beş Mehmetçiğimizi şehit ettiklerinden neler hissedip, ne yapmışlar.
Ulusal yas ancak ve ancak Türk milleti ve devletinin menfaatleri için inanmışlık ve adanmışlık uğruna üstün gayretleri ve hizmetleri olmuş kahramanlarımızı kaybettiğimizde ilan edilir, Türk milleti de ahde vefa gereği alınan karara uyar.

Arapları kıskandıran Arapçılık

Arap'tan çok Arapçılık yaparsan işte böyle olur; Türkiye olarak Mahmud Abbas'a "Kendinizi dünya kamuoyuna ifade edebilmeniz için TBMM'de konuşma şansı vermek istiyoruz" diyoruz ancak adam "size ne" dercesine teklifi karşılıksız bırakıyor sonra da ite kaka lütfen kabul ediyor.
Bundan yıllar önce bir hemşerilerimizin evinin bitişiğindeki boş arsada hafriyat çalışması yapılıyordu. Dozer fütursuzca komşunun evinin temelinin altını oyarcasına özensiz ve dikkatsizce çalıştığını görünce babam "adamın evini yıkacaksınız" diyerek müdahale etmek istedi ancak toplu saldırıya uğradık, adamların elinden zor kurtulduk ama dozerin çalışmasını durdurmayı da başarmıştık.
Peki sonra ne oldu dersiniz; evinin yıkılma tehlikesini önlediğimiz adam babama "Komşularımla aramı bozdun" demesin mi. Muhtemelen babamın anlattıklarına değil evinin temelini oymak isteyen komşusuna inanmıştı.
Dolayısıyla demem o ki; Araplara güvenerek ülkemizi riske atmanın bir anlamı yoktur; gün gelir Araplar İsrail ile anlaşır bize de "aramızı siz bozdunuz" diyebilirler.

Çocuklarımıza Türkçe isimler koyalım

Çocuklarımızın Türk oldukları onlara verdiğiniz Türkçe isimlerinden anlaşılır. Ne Müslüman olmak için Türk, ne de Türk olmak için Müslüman olmak gerekmiyor.
Anlıyoruz ki dinler ve peygamberler en kirlenmiş toplumlara gelmişler. Kutsal kitaplarda o toplumların sosyolojisinin dikkate alınmış olması çok doğal. Abdullah'ların, Hamza'ların, Muhammet'lerin, Ayşe'lerin olduğu topluma inen kitapta hitap edilenlerin elbette Oğuz, Kaan, Aybars, Tomris olması mümkün değildi. Korkmayın, Allah isimleri Türkçe de olsa her insanı tanır, bilir. "Önce insan olmayı" başaramamışların isimleri o olmuş, bu olmuş, şu olmuş hiç önemi yok, inançlarının da.
Dolayısıyla,
Çocuklarınızın Türk olmanın onur ve gururunu yaşamaları için önce isimlerini Türkçe koyunuz.

AKP'nin utançları

AKP "utançlarını" bakın nasıl perdeliyor; yandaşın vergi kaçırmasına "vergiden kaçınma", köpeklerin öldürülmesine "uyutma", yandaşı işe almaya da Kuran'daki bir ayet'e bağlayıp "akrabaları koruyup kollama" diyor
"Bu yaptıklarınız günahtır" deyince de "Ne yani, bizim de günah işleme özgürlüğümüz var" diyorlar; arsızlıkta sınır yoktur.

İstifa ya onurdan ya da utançtan olur

Benim oyumu alarak milletvekili seçilip de partisinden istifa edenin eğer adamsa, şerefli ve onurlu ise ona verdiğim oyumu emanet kabul edip eş zamanlı olarak vekillikten de istifa ederek esas sahibine yani bana iade eder. Veya bağımsız kalmak gibi daha namusluca bir yolu tercih edebilir.
İrademin tecellisi oyumun gücü ile vekil olup sonra da; hele ki tüm nefretimin odağı olan bir başka partiye geçerek oyumun genelevlerde sermaye gibi kapı kapı dolaştırılmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Oyumu vermiş olabilirim ama kimseyi ''pezevenk'' tayin etmedim.


15 Temmuz 2024 Pazartesi

OYUN SIRASINDA SİLAH PATLADI

15 Temmuz ihaneti üzerine...?

Benim için 15 Temmuz ihanetinin öncesi, sonrası ve sonuçları ile ilgili gerçeklerin millet tarafından bilinmesi siyasi iktidar tarafından istenmediğinden yine siyasi iktidar tarafından devlet adına dayatılan resmi algılarla düşünüp değerlendirmemiz isteniyor.

Her darbenin beslendiği bir arka bahçesi olduğu gibi 15 Temmuz ihanetinin de beslendiği bir arka siyasi bahçesinin olduğunu, onun da AKP olduğuna inanıyorum. Olup biten; BOP dahilinde ABD tarafından izdivaç yaptırılan her iki taraf, "Cemaat/fetö" arasında çıkan aile içi kavganın bedelinin Türk milleti ve devletine ödetilmesidir.
Dolayısıyla,
15 Temmuz ihanetine zemin hazırlayıp yüreklendiren siyasi ayağının ortaya çıkarılıp sonra da kadim Türk milleti için her ne şart altında olursa olsun er veya geç kendisine yapılan ihanetlerin hesabının sorulduğu algısı oturtulana kadar 15 Temmuz ihanetini resmi dayatma algılara teslim olarak değil kendi hür düşünce ve irademle değerlendirmeye devam edeceğim.
İhanetin birleşenleri eksik açıklanmıştır; fetö, ABD tamam da siyasi ayak nerede. "Ne istediniz de vermedik" ifadesi siyasi ayağın itirafı değil de nedir. Peki itiraf cezalandırmayı ortadan kaldırır diye bir kaide mi var ki; siyasi ayağın ortaya çıkarılmasına yasama, yürütme ve yargı işbirliğinde dokunulmazlık zırhı giydirildi. O nedenle ben hür ve müstakil düşünüp hareket eden birisi olarak 15 Temmuz ihaneti üzerine neleri alkışlayıp neleri lanetleyeceğimi çok iyi biliyorum. Oyun sırasında silah doluymuş patladı ancak bu kadarını söyleyebilirim.

İYİ PARTİ misyonu direnmeye devam ediyor.

Akşener’in resimlerini indirelim' dediği için İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu tarafından ihraç istemiyle disipline sevk edilen Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz partide kaldı. Disiplin Kurulu Dervişoğlu'nun ihraç istemini oybirliğiyle reddetti.
İYİ PARTİ misyonu Meral Akşener'e direndi, Müsavat Dervişoğlu'na da direniyor. Meral Akşener'in istediği olmadı; son seçimde İYİ PARTİ seçmeni farklı tercihlerde bulundu, bugün de Müsavat Dervişoğlu'nun isteğine geçit verilmedi.
Kurulurken İYİ PARTİ'ye atfedilen misyon Türk siyasetinde olgunlaşmış meyve gibi hala
dalında asılı bekliyor. Meral Akşener sayesinde o meyveyi koparıp yemek nasip olmadı ancak en az bugün için olgunlaşmış bu meyveyi toplamaya muktedir bir başkalarını da göremiyoruz. İYİ PARTİ asıl misyonuna dönebilir mi; bekleyip göreceğiz.


6 Temmuz 2024 Cumartesi

BEN ''SOL''A KAYMIŞIM

Neymiş efendim; Sola kaymışım

Efendim neymiş; sola kaymışım, solcular gibi olmuşum da; artık milliyetçi değilmişim de; haddimeymiş; milliyetçi kimlikle meselelerimiz üzerine yazıp çizmek... falan filan, cart curt.

Sinan Ateş'in katledilişine "vah vah" diyemeyecek kadar insanlıktan olup milliyetçi kalmak nasıl mümkün olabiliyor peki.
Hayır efendim olup biten şu; fikir namusuna sahip olmayan "milliyetçi-siyasal İslamcı ittifakı"nın şerrinden kaçıp fikir namusuna sahip hümanist sol ile muhabbet kuruyorum; mesele bundan ibaret.
Ben birilerine biat eden, azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz bir köle değilim ki; önceliğim kimliğimi oluşturan fikir ve düşünce dünyamın her türlü referansını namus bilip onlara sahip çıkmaktır. Bu duruşum beni sol ile bir yerlerde buluşturuyorsa ben bundan ancak mutluluk duyarım.

''Bozkurt '' ve Etnik özürlü kriptolar

Bozkurt işareti bir siyasi sembol değil Türlerin milli sembolüdür; Fransızların horoz, Rusların ayı olmasında olduğu gibi.
Bozkurt işaretini sadece MHP ve cenahına maal etmek Türk dünyasına haksızlık olur. Rahmetli Elçibey'in yine rahmetli Alpaslan Türkeş ile Bakü meydanında açık hava toplantısında müşterek yaptıkları ve Türk dünyasına armağan ettikleri bir işaret/semboldür. Yine Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kağıt paralarımız üzerinde bozkurt sembol olarak kullanılmıştır. Yakutistan, Doğu Türkistan, Gagauzya'da veya diğer Türk yurtlarında bu işareti yapanı MHP'li mi bileceğiz, Türk mü bileceğiz; kim bilir MHP'yi Çavuşiştan'da.
Hiç bir şekilde siyasi amaç gütmeden, Türk olmanın onur ve şerefine refere edilerek yapılan "Bozkurt işareti"nden ve yapandan rahatsızlık duymak olsa olsa kripto etnik özürlülüğün bir şekilde dışa vurumudur ki; onlar rahatsız olacaklar diye bizler işareti yapmaktan vaz geçecek değiliz.

En çok zoruma giden de; her şey olup da bir Türlü Türk olamayanların Bozkurt işareti yapmaları. Turu geçmesek, şampiyon olmasak ne yazar; ülkede herkes Türk oldu; ümmetçi siyasal İslamcılar bile. Sizi gidi Şamanist putçular sizi(!)
Allah her şeye kadirdir; bir musibet sizi bu hale getirebiliyorsa inşallah bir başka "musibet" sizin alayınızı alır götürür.

Fikir namusuna sahip olmak
Herkes bir ideolojik inanca sahip olabilir, o ideolojik inanç fikir namusu ile taçlandırılırsa ancak bir değer ifade edebilir. Fikir namusuna sahip "önce insan olma"yı başarmış solcular ile Türk milliyetçisi gazeteci, siyasetçi aydının gayretli takipçilikleri ile inşallah Sinan Ateş'in katledilmesinin arkasındaki siyasi çetenin varlığı aydınlanacaktır. Bir Türk milliyetçisi olarak kastettiğim fikir namusuna sahip solcu gazeteci, siyasetçi, aydınlara ve demokrat Türk
milliyetçisi gönüldaşlarıma çok teşekkür ederim. Sol ve Türk milliyetçilerinin (özellikle sağ demiyorum; orası, her türlü ihanetin peydahlandığı döl yoludur) karşılıklı empati ile oluşturdukları ortak payda üzerinde ortak mücadele bilinci oluştu. Biz demokrat Türk milliyetçileri olarak bunun en güzel örneğini son mahalli seçimlerde CHP lehine ortaya koyduğumuz tercih ile göstermiş olduk. Bugün için maalesef Türk milliyetçiliğinin kurumsal kimlikler altında değil fikir namusuna sahip gönüllerin inisiyatifinde istenileni vermekte, faydalı olduğunu gözlemliyoruz.


Ülkücü hareket üzerinde konfor alanı oluşturup onun geçmişten gelen güçlü referansı üzerinden istediğini yapabilen çeteleşmeye karşı oluşan "vicdan ittifakı" ile Sinan Ateş hatırasına saygı ve ailesini sahiplenme adına gerekli desteğin verileceği azim ve kararlılığına hep beraber şahidiz, ne mutlu bunda payı olana.

26 Haziran 2024 Çarşamba

''TÜRKİYELİLİK'' Mİ...?

''Türkiyelilik'' mi?

Beyler Müslüman olmak için Türk, Türk olmak için de Müslüman olmak gerekmiyor. Allah'ın istediği önce insan olmaktır. Ümmetçilik ideolojinizin hatırı için Türklüğümüzden mi vaz geçeceğiz, kripto yvşk.lar
Varsa bir etnik gocunmanız; s.tir olun gidin ait olduğunuz yerlere; coğrafya tabirleri üzerinden kimlik icat edemezsiniz; nedir lan "Türkiyelilik"... Türkiye'den geçerken ananız sizleri bir ağacın gölgesinde doğurmuş gibi, en çok bunu tarif eder "Türkiyelilik"
Eğer rahatlamak istiyorsanız "Türküm" diyemiyorsanız yvsğm deyin; "Turkiyeliyim" demekten daha eftal dir.
"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" vecizesinin içini "Türkiyelilik" le mi dolduracaksınız... salaklar.
Sizi gidi Türk'e kin besleyen kripto etnik pçlr sizi; sizler akıllısınız bizler ise ahmağız öyle mi.
Birilerinin paşa gönülleri hoş olsun diye tarifimizi, kimliğimizi mi değiştireceğiz. "Türkiyelilik" olsa olsa bir mezar "Türklük" ise ebedi var olacak ruhtur. Mezara talip olanlar buyursun girsin içine, bizler Türk olarak ebediyen var olmaya devam edeceğiz.

Rıdvan Uz'u ihraç edemezsiniz

İYİ PARTİ'de kapalı grup toplantısı yapılıyor. Kapalı yapılmasının nedeni illaki gizli yapılmasının gerekliliğidir.

Amma velakin Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz'un kurucu genel başkan Meral Akşener'in Beştepe buluşmasının nedeninin hala açıklanmamış olmasına tepki olarak bir anlamda İYİ PARTİ tabanının ortak hissiyatına tercüman olmak üzere "Meral Akşener'in resimlerinin teşkilatlardan kaldırılması" şeklindeki fikrini açıklaması sonrasında genel başkan Müsavat Dervişoğlu tarafından kesin ihraç talebi ile disipline sevk edilmiş, kesinlikle doğru bulmuyorum.
Rıdvan Uz'un talebi amacını aşan bir beyan olmakla beraber İYİ PARTİ'nin kuruluşuna meşruiyet kazandıran gerekçeler ve yaşanan süreç dikkate alındığında sadece Rıdvan Uz değil tüm İYİ PARTİ camiasının da psikolojisini anlamak lazım.
Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığında konsolide olmuş ortak duygunun İYİ PARTİ olarak ete kemiğe bürünmesi ile gelinen bu noktada kurucu genel başkan Meral Akşener'in Beştepe'de Erdoğan ile gizemli el sıkışmasının yarattığı tahriki de görmek, anlamak lazım.
Şunu unutmayalım ki; sahibinin saldığı itler yine sahibinin TV'lerinde Rıdvan Uz'un genel başkanı için "kasetleri var" derlerken torununun da gayrimeşruluğundan bahsedebiliyorlardı. Acaba Rıdvan Uz, genel başkanı ve partisine karşı yapılan bu iğrenç alçaklıklar ve arkasındaki bilinen aşikar güç karşısında o günlerde yaşadığı çaresizliği hatırlamış olabilir mi...
Müsavat Dervişoğlu da Meral Akşener de Rıdvan Uz'u önce empati yapıp sonra yargılasınlar. Bir İYİ PARTİ üyesi olarak Rıdvan Uz'un ihraç edilmesi durumunda kendimin de aynı muameleye tabi tutulduğumu düşünerek ihraç edilmeden istifa edeceğim.

12 Haziran 2024 Çarşamba

MERAL AKŞENER TERCİHİNİ YAPMIŞTIR

Meral Akşener hangi kimliğiyle Erdoğan ile görüşmüştür, bu çok önemli. İYİ PARTİ'nin üzerinde bir üst kimliğe sahip olma psikolojisi ile görüştüyse bu İYİ PARTİ kurumsal kimliğini ve Musavat Dervişoğlu'nu "baypas" yapmak olur ki; kabul etmek mümkün değil.

Ya da; Meral Akşener kendisini İYİ PARTİ camiasının manevi lideri olarak görüyorsa; İYİ PARTİ kurumsal kimliğine, camiasının inanmışlığına ve adanmışlığına aşağılama ve hakaret ederken aynı zamanda her türlü kumpası ihmal etmeyen Erdoğan ile malum resmi vermesini tasvip etmemiz mümkün değil. Meral Akşener bırakalım bu çelişkiyi bizlere izah etmesini, torununa bile asla anlatamaz
Eğer Meral Akşener "Ben kaybedersem siyasetin sesinden bahsetmem, bırakır kenara çekilirim demiştim ancak bu demek değildir ki; atanarak da olsa görev yapmayacağım. Erdoğan ile İYİ PARTİ kurumsal kimliği adına değil siyaseti bırakmış ancak kendisinden görev, dolayısıyla atama bekleyen memurluğa namzet sivil bir kişi olarak görüşme yaptım, yakamda da parti rozeti falan yoktu" şeklinde bir açıklama yaparsa bu durumda İYİ PARTİ kurumsal kimliğinin ve tabanın rahatsızlık duymasını gerektirecek bir durum söz konusu olamaz, sadece ve sadece aldatılmışlığımızın keyifsizliğini yaşarız. Bu durumda Meral Akşener tüm saygınlığını kaybeder, İYİ PARTİ de toparlanma sürecine girer.
Meral Akşener'in şahsi ikbali için geriye dönük olarak taban vicdanında makul ve makbul bulunması mümkün olmayan atraksiyonlarının olmuşluğu ortaya çıkıp da disiplin süreci dolayısıyla ihracı sağlanırsa partinin kuruluş günlerdeki heyecanı kesinlikle tekrar yakalanabilir.
MHP'de kongre talepleri henüz yokken ve de Meral Akşener Devlet Bahçeli'ye karşı değil aday olmayı "O benim abimin arkadaşı benim de ağabeyim, son derece saygı duyduğum birisidir" dediği günlerde kendisi için "Türk siyasetine bir kadın eli değmeli o da Meral Akşener olmalı" demiş bir insan olarak bugün de diyorum ki; "Türk siyasetine her zaman kadın eli değmeli ancak Meral Akşener gibiler kesinlikle olmamalıdır" diyorum. Kendisine de, bizlere de daha önemlisi milletimize de yazık etmiştir.

Meral Akşener'in kendisine ve partisine inanmış, adanmışların kesinlikle tasvip etmedikleri; beş tepeye çıkma nedenini açıklamasını beklerken gitti gazeteci İsmail Saymaz'ın ithamlarına cevap vererek onun sözlerini tekzip etme derdine düştü. Anlaşılan o ki; Meral Akşener İYİ PARTİ ile geleceğe yönelik duygusal bağını ve aidiyetini sonlandırmış olmalı ki; iki sayfalık basın bildirisinde İYİ PARTİ camiasına yönelik bir tek açıklama yoktur. Bir anlamda "benim için ne sizlerin ne de İYİ PARTİ'nin bir anlamı kalmamış, hakkımda ne düşündüğünüzün de önemi yoktur" demiştir.
Peki kendisi yaptığı malum görüşmeyi normal karşılıyorken bizler niçin problem yaptık; İYİ PARTİ'nin kuruluş meşruiyeti Recep Tayyip Erdoğan ve onun başımıza musallat ettiği ucube sistem karşıtlığına dayanıyor da ondan. Eğer "karşıtlık" bitip anlaştıysanız o zaman da anlaşmanızı anlatıp onu meşrulaştırın.

Siyasetçiye kefil olunur mu?

Yaşayan hiç bir siyasetçinin namus ve şereflerine güvenerek koruma ve kollama güdüsü ile hareket edip onları aşağılayanlarla kavga edip kimse ile kötü olmayın.
Hayatımda hiç kimseyle sürekli dargın kalmayı istemedim. Zerre miskal kendimi suçlu görsem kesinlikle özür diler bir şekilde barışmayı sağlarım.
Hala iki dangalakla dargınlığım devam ediyor; birisi Devlet Bahçeli'nin onur ve şerefini aşağılamıştı, kavga etmiştim o nedenle dargınız. Diğeri ise Meral Akşener'in onur, şeref ve namusuna dil uzatmıştı, onunla da benzer şekilde kavga ettim; dargınız.
Sonuç; her iki genel başkan da gittiler bizatihi kendilerini aşağılayan kavga ettiğim adamların yine kendilerine her türlü hakareti yapan efendileri ile hemhal olurlarken bizler ise madara olmakla kaldık.
Ha unuttum; bu dargın olduğum iki yavşak var ya; onlar yukarıda isimleri geçen, karşılıklı olarak birbirlerine en kötü sıfatları kullanarak hakaret eden üç lideri de şimdi çok beğeniyorlarmış.

Yeni anayasa dar geliyorsa şalvar verelim mi?

Neymiş efendim; mevcut anayasa 1980 darbe anayasasıymış.
Ulan siz pantolon değil şalvar bile giyseniz dar gelir. Oturma edep ve adabını bilmedikten sonra "takımlarınızı" salar gene bildiğiniz gibi oturursunuz.
Mesele mantalite meselesi; içselleştirme ve yaşama meselesi. Okuyor olmak yetmiyor, anlamak da lazım aynen Kuran'ın okunmasından sürekli bahsedip de hiç onu anlamak gerektiğinden bahsetmemenizde olduğu gibi sanki mevcut anayasaya uydunuz da eksiğini fark ettiniz.
Cumhuriyet tarihinde iktidar-muhalefet liderlerinin bir araya gelmesi ilk defaymış gibi sunulan bugünkü "Yobaz kontrolünde yozlaşmış demokrasi" şartlarından daha üstün şartların yaşandığı günleri bile darbe anayasasının hazırlanmasına yön veren cunta'lı günlerde gördük; muhalefet partileri devletin kanalı TRT'de karşılıklı oturup tartışabiliyorlardı ve bu bir araya gelmeye bugün olduğu gibi bir olağanüstülük atfedilmiyordu.
Bu şartları bile oluşturamamış acizler; yeni anayasa sizin neyinize. Dünyanın neresinde görülmüş; hapiste yatanlardan kimlerin salıverileceği kararının iktidar ve muhalefet partilerinin liderlerinin bir araya gelerek verdikleri. Oysa mevcut anayasa ve ona bağlı kanuni düzenlemelere uyulması durumunda sıkıntı yoktur. Sıkıntı; anayasayı okuyor ancak anlamıyor ve umursamıyor olmanızdadır.

Sayın Bahçeli belge mi istiyorsunuz...?

Devlet Bahçeli diyor ya; "varsa elinizde belge, bilgi savcıya, mahkemeye verin"
Sayın Bahçeli bu resimde eğer senin yerine Özgür Özel varsa en büyük belge senin bu resimde olmayışının açıklamasıdır.
Özgür Özel'in kefil olduğu rahmetli Sinan Ateş'in kendisi ve ailesine siz neden kefil olmaktan imtina edersiniz; Türk milliyetçileri, ülkücü vicdan bunun açıklamasını bekliyor.

Erdoğan Aslıyüce abimin ardından...?


Erdoğan Aslıyüce abimin ardından...
Son derece ahlaklı, çalışkan ve üretken birisiydi. İmanının gücü buradan geliyor, inanmış ve adanmışlığı bu değerlere dayanıyordu.
Büyük gayret ve özverilerle "Yesevi Dergisi"ni çıkarıyordu. Dergiye aboneydim. Bir gün beni aradı "Mehmet'cim dergiyi artık çıkaramayacağız. Kalan abone bedeline karşılık olarak sana hazırladığım bir kitap setini gönderiyorum ne dersin" deyince içimde müthiş bir sızı oluştu. "Abi neden olmasın; kitap olsun da ne olursa olsun" derken o an içimi sızlatan gerçek Erdoğan abimin artık dergiyi çıkaracak yeterli enerjisinin kalmadığı zannımdı. Çok emek veriyor, çok yoruluyordu. Yaşı da bayağı ilerlemiş, sağlık sorunları yaşıyordu.
Türk milliyetçiliği liderliğine soyunup siyasi dolandırıcı çıkanların Türk milliyetçileri üzerine oluşturdukları olumsuz algıların yanında siyasi kimlikleri olmayıp da ahlak, dürüstlük ve imanın "liderliği" pozisyonunda olan Türk milliyetçisi isimlere örnek olsun diye içimden geçeni olduğu gibi anlatarak; artık ne kadar olacaksa algı değişimi adına bir anımı sizlerle paylaşmak istedim.
Ruhu şad mekanı cennet olsun değerli abimin.