24 Ağustos 2024 Cumartesi

CAN ATALAY MI ANAYASA MI

İYİ Parti, CHP'nin Can Atalay için TBMM'yi olağanüstü toplantıya çağırma girişimine olumsuz yanıt verdi. CHP'nin Can Atalay konusundaki usul ve yöntemlerini beğenmiyor olabilir ancak bu konuda pekala kendi argümanını ortaya koyarak takipçisi olup gereğini yapabilir. Örnek mi; Can Atalay'ın davası örneği üzerinden Anayasamızda yazılı hüküm gereği Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararların kesin hüküm içerdiğinden uyulması gerektiği aksi durumda anayasayı tanımamak anlamına geleceği gerekçesine bağlanarak bir eylem şekli düşünülebilirdi; Silivri'de cezaevi önünde ''anayasaya sadakat nöbetleri'' tutulması gibi.
İYİ Parti Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, bu tür toplantıların Meclis'te gerginlik yaratabileceğine dikkat çekerek, "Normal yasama dönemi beklenmeli" ifadelerini kullandı. Eğer "Meclis toplanırsa Alpay bizi döver" korkusu bunu yaptırıyorsa yazıklar olsun; vekillerinin güvenliğinin sağlanamadığı bir mecliste demokrasinin güvenliğini nasıl sağlayacaktır.
Hayırdır Kürşat Bey, meclis işgal edilip sizler de esir mi alındınız. Neden korkuyorsunuz; eğer yaşanacaksa bir rezillik millet müsebbibi olanlara cezasını keser, bedelini ödetir.
İYİ PARTİ kurumsal özgüvene bir türlü kavuşamadı; aldığı kararlarda MHP ve AKP'nin ne düşüneceği üzerinden hesaplamalar yapıp hükümlere vararak ürkek ve tedirgin bir görüntü veriyor. Ondandır ki; devletin en büyük mahkemesinin Can Atalay hakkında verdiği karar doğrultusunda siyasi duruş ortaya koyması gerekirken aksine zımnen kararları tanımayan cumhur ittifakının yanında yer almayı tercih ediyor.
Anlaşılan o ki; Akşener-Erdoğan buluşmasının İYİ PARTİ üzerindeki gölgesi hala devam ediyor; Meral Akşener gitti ama gölgesini bırakarak.

Ümit Özdağ; karıştır ayrıştır

Ümit Özdağ bugün çıkmış 2018 yılında seçim öncesinde Meral Akşener ses geçirmeyen sağır odada kendisine "Erdoğan'ı seçeceğiz, bana nedenini sorma" demiş. Sosyal medyada yayılıp tepki çekince ''Hayır benimle değil araştırma şirketi sahibi ile böyle bir konuşma yapmış, o bana anlattı'' diyor.

Sonra devam ediyor...
Bu anket şirketi sahibi adam 2021 yılında konuyu Ümit Özdağ'a anlatıyor, peşinen de kendisine "bunu kamuoyuna açıklarsan yalanlarım, inkar ederim" demiş nitekim adam şimdi aynen "inkar" ediyor; "Ümit Özdağ ile aramızda böyle bir konuşma geçmedi" diyor.
Ümit Özdağ'a bakamısınız; olur da kapı açılmasın diye çift kilit kullanıyor; kendisinin de karşı tarafın da yalanını sorgulamaya çift taraflı olarak engel koymuş; hepimizi iddialarına inanmaya mecbur kılmış(!)
Hoca niçin bu bilgilerinizi, ayıplarınızı o günlerde değil de bugün açıklıyorsun. Çünkü o gün açıklasaydın Türk milliyetçileri kendilerince çevirdiğiniz dolapların farkına varıp önlemler alacaklardı değil mi. Kusura bakmayın hiç de masum değilsiniz. Koordineli bir şekilde el ele verip milliyetçi camianın gücünü bölüp parçalayarak tesirsiz hale getirme emeli dışında yaptıklarınızdan hayırlı bir sonucu çıkarmak mümkün değil.
Mademki elinizde bu kadar suçlayıcı güçlü bir bilgi vardı da niçin son seçim arifesinde kullanmadınız ki; bizler de oyumuzu size vereydik(!)
Seçime iki gün kala Kılıçdaroğlu ile yaptığın gizli protokolü açıklıyorsun; HDP'liler sana kızsın Kılıçdaroğlu'na oy vermesin diye. Aynı saikla Meral Akşener masayı dağıtıyor, sen ittifak ortağın Sinan Ogan'ı Erdoğan'nın yanına gönderiyorsun... daha neler neler. Artık çok iyi farkındayız ki; aynı insanlarla aynı konuda hem karşıt hem berabersiniz; biriniz 6'lı masayı son günde dağıtıyor, bir diğeriniz yani siz yine son günde "Kılıçdaroğlu ile gizli mutabakat yaptık, içeriği iç işleri ve MİT bizim olacak, DEM'in kazanacağı belediyelere kayyum atayacağım" diyorsunuz. Bugün geldiğimiz noktada ise birbirinizi karşılıklı güya ifşa ediyorsunuz. Maşallah millet ittifakının yolunu her taraftan kesip tek bir çıkış yolu bırakmışsınız; Recep Tayyip Erdoğan...

Velhasıl kelam sizler, lider görünümlü alayınız Türk milliyetçiliği hareketine ayar vermekle görevlendirilmiş bir kadrosunuz; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin her daim ihtiyaç duyacağı asgari düzeyde milli refleksini muhafaza edecek kadarına ve etkinliğine müsaade etmek, devleti yönetmeye talip olacak kadar özgüvene sahip olmasına da mani olmak; misyonunuz bu.
Artık bundan böyle siyasi partim yok, siyasi konjonktüre göre kullanacağım oyum var ve de oyumu çok değerli buluyorum; kontrol altına alınamayan "serseri oy" onur duyuyorum. Unutmayalım ki; AKP'yi son yerel seçimlerde bu oylarımızla devirdik.

Af buyurun

Kimin hangi partiden seçildiğini ayırt etmeksizin söylüyorum; insanların şahsi iradeleri ile seçtikleri milletvekilleri vekillikten istifa edebilirler, bağımsız kalabilirler, başka parti kurabilirler ancak bir başka partiye geçemezler, geçmemeliler. Meşruiyetini bu ucube sisteme karşı olmaya dayandırarak kurulan bir partinin kurucusu oluyorsun sonra tam tersini yapıyorsun; semt pazarında tezgah altına atılan sakat meyve değerine sistemi başımıza musallat eden bir başka partinin tezgahında pazarlanmaya gidiyorsun.
Fahişe bile yeri gelir ''pzvnk''ine ahde vefa gösterir, sizde o bile yok; hangi karakterle milletin vekili oldunuz anlamak mümkün değil.

Hiç kimse oylarımızın gücünü genelev kapılarında sermaye misali pazarlanmasını istemez zira vekil seçiyoruz ''pzvk'' değil.

Biraz da ironi yapalım

Onlar yolsuzluk yapmıyorlar ki "Helalden kaçınıyorlar" aynen "Vergi ödemeyip, vergiden kaçındıkları" gibi "Tecavüz etmedim ki; zevkimi yaşadım" der gibiler.
Biliyoruz; onlar kötülük de yapmadıklarını sadece "Günah işleme özgürlüklerini" kullandıklarını daha önce ifade etmişlerdi.
Arsızın bilmem neresine kütük çakmışlar "Hele bakın, bu gürültü nereden geliyor" demiş.

10 Ağustos 2024 Cumartesi

AKP GİTSİN ''ISTRGRAM'' GELSİN

Eğer inanç ve ahlak üzerinden toplumda oluşan tahribatın nedenlerini sorgulayacak olursak tüm sosyal medya uygulamaları AKP'nin 22 yıldır yaptığı tahribatın yanında pirüpak kalırlar.

Türk gençliği "deist" kavramı ile ilk defa AKP iktidarı sürecinde tanıştı. "Günah işleme özgürlüğü"nün bir meziyetmiş gibi sunulması ve işledikleri günahların bu özgürlük hakkının kullanımına bağladıklarını gene deve dışı bir AKP'linin kullandığı cümlelerinden öğrendik. Kuran'da "Akrabalık ilişkilerinizi geliştirin, koruyun" mealindeki ayetin "AKP'li yandaşlarınızı koruyun, kayırın" şeklinde yorumladıklarını yine AKP'lilerin kendi cümleleri ile şahit olduk.
Yandaş medya TV kanallarında gündüz kuşağında adeta aynı konularda ortak yayın yapıyormuşçasına işlenen konular; bir kadın doğum yapıyor, çocuğun babası doğal olarak resmi nikahlı kocası gözüküyor. O arada bir başka adam çıkıyor çocuğun babası benim dediği anda anne ise müthiş bir çıkış yaparak "her ikisi de değil, üçüncü bir kişi var; çocuğumun babası Abuzittin" diyor.
Veya, gencin anası ölmüş, babası genç bir bayanla evleniyor. Bu arada evdeki 19 yaşındaki genç 34 yaşındaki üvey anasına aşık oluyor. Bir süre sonra kadın hamile kalıyor. Nihayetinde günü geliyor çocuk doğuyor ancak beraberinde ciddi bir sorunla doğuyor; evin babası bilinen adam bu çocuğun hem babası, hem dedesi oluyor, genç ise hem babası hem de abisi oluyor. Bu iğrenç konu tamı tamına bir hafta boyunca yandaş besleme kanallardan birisinde yayınlanıp izletildi.
Dolayısıyla ahlaki ve dini yozlaşmanın son bulması için çözüm sosyal medya uygulamalarına erişimi engellemek değil önce bu tur iğrenç olayları konu başlığı seçenlerin sırtlarını dayadıkları 22 yıllık AKP iktidarının son bulması ve onun yandaş TV kanallarının da tamamının kapatılması gerekir.
Bu arada her ne hikmetse, LGBT'liler cumhurbaşkanının çocuk yaşta olan torununun dikkatini çekiyor ancak "Nüge yenge"sinin, "Nidem Ablası"nın veya "Nesra Herol"un TV programları dikkatini çekmiyor. Belki de dedesi kendisinden LGBT'lilerle ilgili rapor istemiş olabilir(!)

İnanç iman temelli ise ancak....?

"Ezan Türkçe okunabilir" diyeni cezalandırmak için "Zina serbesttir" diyeni ihya eden bir toplumuz.
Böyle bir toplumun gelişmesi ve kalkınması mümkün değil zira yukarıda dikkat çektiğim üzere toplumu oluşturan bireylerin akıl ve zekaları arasında senkronizasyonun olduğundan bahsetmek mümkün değil.
Toplumda İnanç, iman temelli olmaktan ziyade aynı alışkanlıkları hep beraber edinme, gösterme ve sonraki nesillere aktarma şeklinde kendini gösteriyor.

Siyasi hasımlığın da böylesi...?

TRT'nin bu kin ve öfkesi nedir anlamak mümkün değil, üstelik de Türk milletini tarafsız yayın yaparak her türlü gelişmeden ve etkinliklerden haberdar etmesi asli görevi olduğu halde.
Fransa'da yapılan yaz olimpiyatlarda Spor bakanımızın görüntülerini TRT sayesinde defalarca gördük Ancak aynı TRT İmamoğlu, Yavaş gibi; birisi başkentimizin diğeri İstanbul'umuzun önemli iki ismi belediye başkanları ile ana muhalefet partisi lideri Özgür Özel'in milli sporcularımıza moral desteği amacıyla yanlarında olmalarını takdir ederek başarılarını zafer coşkusuyla kutlamalarına dair tek bir kare görüntü vermediler.
Bakın bu devran bölge devam etmeyecektir, bunu en iyi bilecek olan da gene sizler olmalısınız
Peki gün gelip de bu devran dönerse haliniz ne olacak.
Kenan Evren de ömür boyu dokunulmazlığını %92 ile kabul edilen 1982 anayasası ile teminat altına almıştı, sonra ne oldu.
Hiç mi ibret almazsınız.

Devlet memuru imama dair...?

Eğer imamlar devlet memuru ise toplu namazı kıldırdıktan sonra kendi bireysellikleri gereği sorumlu oldukları aynı namazı ayrıca kılmaları gerekmez mi.
Emlak vergisi ödediğimizde memur vergimizi tahsil ederken nasıl ki aynı zamanda kendisine ait evin vergisini de tahsil etmiş olmuyorsa cami imamının da sorumluluğu vergi memuru gibi olmalı; para ile bir iş(imamlık) yapıyor bizlerin para ile yaptırdığımızı (vergilerimizle maaş alıyor) imam kendisi için bedavaya getirmiş olmuyor mu.
Bu uygulamanın normal olduğu kabul ediliyorsa
Devlet Sünniler için imam, müezzin gibi devlet memuru tayin ettiği gibi "inanç hizmeti"nde adaletin sağlanması için cem evlerinde onların inanç ve ritüelleri için memur tayin etmesi gerekmez mi.
Bu yorumumda dile getirdiğim rahatsızlık veren husus ezanın Türkçe okunmasından daha rahatsızlık verici değil mi.
Bu sorgulama cuma namazı çıkışında aklıma takıldı.

Yas için rol yapamam

Efendim muhteremler buyurmuşlar; benden olmayan bilmem kimin ölümü nedeniyle yas tutacakmışım.
Evvela eğer ki beni temsilen ulusal yas ilan edeceksiniz; cümlenize "milletim adına" değil "Türk milleti adına" diyerek başlamanız gerekirdi, bu bir; ikincisi yas tutacaklarımız Türk milleti için hatıralarımızda kalacak hangi iyiliği yapmışlar; bilelim ki yasımız anlam kazansın; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni mi tanımışlar, "Mavi Vatan" ülkümüz için ne düşünmüşler ya da; niçin tarihin akışı sırasında Osmanlı askeri onların topraklarında açlıktan çekirge yemek zorunda kalmış. Veya, Rusya otuz beş Mehmetçiğimizi şehit ettiklerinden neler hissedip, ne yapmışlar.
Ulusal yas ancak ve ancak Türk milleti ve devletinin menfaatleri için inanmışlık ve adanmışlık uğruna üstün gayretleri ve hizmetleri olmuş kahramanlarımızı kaybettiğimizde ilan edilir, Türk milleti de ahde vefa gereği alınan karara uyar.

Arapları kıskandıran Arapçılık

Arap'tan çok Arapçılık yaparsan işte böyle olur; Türkiye olarak Mahmud Abbas'a "Kendinizi dünya kamuoyuna ifade edebilmeniz için TBMM'de konuşma şansı vermek istiyoruz" diyoruz ancak adam "size ne" dercesine teklifi karşılıksız bırakıyor sonra da ite kaka lütfen kabul ediyor.
Bundan yıllar önce bir hemşerilerimizin evinin bitişiğindeki boş arsada hafriyat çalışması yapılıyordu. Dozer fütursuzca komşunun evinin temelinin altını oyarcasına özensiz ve dikkatsizce çalıştığını görünce babam "adamın evini yıkacaksınız" diyerek müdahale etmek istedi ancak toplu saldırıya uğradık, adamların elinden zor kurtulduk ama dozerin çalışmasını durdurmayı da başarmıştık.
Peki sonra ne oldu dersiniz; evinin yıkılma tehlikesini önlediğimiz adam babama "Komşularımla aramı bozdun" demesin mi. Muhtemelen babamın anlattıklarına değil evinin temelini oymak isteyen komşusuna inanmıştı.
Dolayısıyla demem o ki; Araplara güvenerek ülkemizi riske atmanın bir anlamı yoktur; gün gelir Araplar İsrail ile anlaşır bize de "aramızı siz bozdunuz" diyebilirler.

Çocuklarımıza Türkçe isimler koyalım

Çocuklarımızın Türk oldukları onlara verdiğiniz Türkçe isimlerinden anlaşılır. Ne Müslüman olmak için Türk, ne de Türk olmak için Müslüman olmak gerekmiyor.
Anlıyoruz ki dinler ve peygamberler en kirlenmiş toplumlara gelmişler. Kutsal kitaplarda o toplumların sosyolojisinin dikkate alınmış olması çok doğal. Abdullah'ların, Hamza'ların, Muhammet'lerin, Ayşe'lerin olduğu topluma inen kitapta hitap edilenlerin elbette Oğuz, Kaan, Aybars, Tomris olması mümkün değildi. Korkmayın, Allah isimleri Türkçe de olsa her insanı tanır, bilir. "Önce insan olmayı" başaramamışların isimleri o olmuş, bu olmuş, şu olmuş hiç önemi yok, inançlarının da.
Dolayısıyla,
Çocuklarınızın Türk olmanın onur ve gururunu yaşamaları için önce isimlerini Türkçe koyunuz.

AKP'nin utançları

AKP "utançlarını" bakın nasıl perdeliyor; yandaşın vergi kaçırmasına "vergiden kaçınma", köpeklerin öldürülmesine "uyutma", yandaşı işe almaya da Kuran'daki bir ayet'e bağlayıp "akrabaları koruyup kollama" diyor
"Bu yaptıklarınız günahtır" deyince de "Ne yani, bizim de günah işleme özgürlüğümüz var" diyorlar; arsızlıkta sınır yoktur.

İstifa ya onurdan ya da utançtan olur

Benim oyumu alarak milletvekili seçilip de partisinden istifa edenin eğer adamsa, şerefli ve onurlu ise ona verdiğim oyumu emanet kabul edip eş zamanlı olarak vekillikten de istifa ederek esas sahibine yani bana iade eder. Veya bağımsız kalmak gibi daha namusluca bir yolu tercih edebilir.
İrademin tecellisi oyumun gücü ile vekil olup sonra da; hele ki tüm nefretimin odağı olan bir başka partiye geçerek oyumun genelevlerde sermaye gibi kapı kapı dolaştırılmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Oyumu vermiş olabilirim ama kimseyi ''pezevenk'' tayin etmedim.


15 Temmuz 2024 Pazartesi

OYUN SIRASINDA SİLAH PATLADI

15 Temmuz ihaneti üzerine...?

Benim için 15 Temmuz ihanetinin öncesi, sonrası ve sonuçları ile ilgili gerçeklerin millet tarafından bilinmesi siyasi iktidar tarafından istenmediğinden yine siyasi iktidar tarafından devlet adına dayatılan resmi algılarla düşünüp değerlendirmemiz isteniyor.

Her darbenin beslendiği bir arka bahçesi olduğu gibi 15 Temmuz ihanetinin de beslendiği bir arka siyasi bahçesinin olduğunu, onun da AKP olduğuna inanıyorum. Olup biten; BOP dahilinde ABD tarafından izdivaç yaptırılan her iki taraf, "Cemaat/fetö" arasında çıkan aile içi kavganın bedelinin Türk milleti ve devletine ödetilmesidir.
Dolayısıyla,
15 Temmuz ihanetine zemin hazırlayıp yüreklendiren siyasi ayağının ortaya çıkarılıp sonra da kadim Türk milleti için her ne şart altında olursa olsun er veya geç kendisine yapılan ihanetlerin hesabının sorulduğu algısı oturtulana kadar 15 Temmuz ihanetini resmi dayatma algılara teslim olarak değil kendi hür düşünce ve irademle değerlendirmeye devam edeceğim.
İhanetin birleşenleri eksik açıklanmıştır; fetö, ABD tamam da siyasi ayak nerede. "Ne istediniz de vermedik" ifadesi siyasi ayağın itirafı değil de nedir. Peki itiraf cezalandırmayı ortadan kaldırır diye bir kaide mi var ki; siyasi ayağın ortaya çıkarılmasına yasama, yürütme ve yargı işbirliğinde dokunulmazlık zırhı giydirildi. O nedenle ben hür ve müstakil düşünüp hareket eden birisi olarak 15 Temmuz ihaneti üzerine neleri alkışlayıp neleri lanetleyeceğimi çok iyi biliyorum. Oyun sırasında silah doluymuş patladı ancak bu kadarını söyleyebilirim.

İYİ PARTİ misyonu direnmeye devam ediyor.

Akşener’in resimlerini indirelim' dediği için İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu tarafından ihraç istemiyle disipline sevk edilen Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz partide kaldı. Disiplin Kurulu Dervişoğlu'nun ihraç istemini oybirliğiyle reddetti.
İYİ PARTİ misyonu Meral Akşener'e direndi, Müsavat Dervişoğlu'na da direniyor. Meral Akşener'in istediği olmadı; son seçimde İYİ PARTİ seçmeni farklı tercihlerde bulundu, bugün de Müsavat Dervişoğlu'nun isteğine geçit verilmedi.
Kurulurken İYİ PARTİ'ye atfedilen misyon Türk siyasetinde olgunlaşmış meyve gibi hala
dalında asılı bekliyor. Meral Akşener sayesinde o meyveyi koparıp yemek nasip olmadı ancak en az bugün için olgunlaşmış bu meyveyi toplamaya muktedir bir başkalarını da göremiyoruz. İYİ PARTİ asıl misyonuna dönebilir mi; bekleyip göreceğiz.


6 Temmuz 2024 Cumartesi

BEN ''SOL''A KAYMIŞIM

Neymiş efendim; Sola kaymışım

Efendim neymiş; sola kaymışım, solcular gibi olmuşum da; artık milliyetçi değilmişim de; haddimeymiş; milliyetçi kimlikle meselelerimiz üzerine yazıp çizmek... falan filan, cart curt.

Sinan Ateş'in katledilişine "vah vah" diyemeyecek kadar insanlıktan olup milliyetçi kalmak nasıl mümkün olabiliyor peki.
Hayır efendim olup biten şu; fikir namusuna sahip olmayan "milliyetçi-siyasal İslamcı ittifakı"nın şerrinden kaçıp fikir namusuna sahip hümanist sol ile muhabbet kuruyorum; mesele bundan ibaret.
Ben birilerine biat eden, azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz bir köle değilim ki; önceliğim kimliğimi oluşturan fikir ve düşünce dünyamın her türlü referansını namus bilip onlara sahip çıkmaktır. Bu duruşum beni sol ile bir yerlerde buluşturuyorsa ben bundan ancak mutluluk duyarım.

''Bozkurt '' ve Etnik özürlü kriptolar

Bozkurt işareti bir siyasi sembol değil Türlerin milli sembolüdür; Fransızların horoz, Rusların ayı olmasında olduğu gibi.
Bozkurt işaretini sadece MHP ve cenahına maal etmek Türk dünyasına haksızlık olur. Rahmetli Elçibey'in yine rahmetli Alpaslan Türkeş ile Bakü meydanında açık hava toplantısında müşterek yaptıkları ve Türk dünyasına armağan ettikleri bir işaret/semboldür. Yine Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kağıt paralarımız üzerinde bozkurt sembol olarak kullanılmıştır. Yakutistan, Doğu Türkistan, Gagauzya'da veya diğer Türk yurtlarında bu işareti yapanı MHP'li mi bileceğiz, Türk mü bileceğiz; kim bilir MHP'yi Çavuşiştan'da.
Hiç bir şekilde siyasi amaç gütmeden, Türk olmanın onur ve şerefine refere edilerek yapılan "Bozkurt işareti"nden ve yapandan rahatsızlık duymak olsa olsa kripto etnik özürlülüğün bir şekilde dışa vurumudur ki; onlar rahatsız olacaklar diye bizler işareti yapmaktan vaz geçecek değiliz.

En çok zoruma giden de; her şey olup da bir Türlü Türk olamayanların Bozkurt işareti yapmaları. Turu geçmesek, şampiyon olmasak ne yazar; ülkede herkes Türk oldu; ümmetçi siyasal İslamcılar bile. Sizi gidi Şamanist putçular sizi(!)
Allah her şeye kadirdir; bir musibet sizi bu hale getirebiliyorsa inşallah bir başka "musibet" sizin alayınızı alır götürür.

Fikir namusuna sahip olmak
Herkes bir ideolojik inanca sahip olabilir, o ideolojik inanç fikir namusu ile taçlandırılırsa ancak bir değer ifade edebilir. Fikir namusuna sahip "önce insan olma"yı başarmış solcular ile Türk milliyetçisi gazeteci, siyasetçi aydının gayretli takipçilikleri ile inşallah Sinan Ateş'in katledilmesinin arkasındaki siyasi çetenin varlığı aydınlanacaktır. Bir Türk milliyetçisi olarak kastettiğim fikir namusuna sahip solcu gazeteci, siyasetçi, aydınlara ve demokrat Türk
milliyetçisi gönüldaşlarıma çok teşekkür ederim. Sol ve Türk milliyetçilerinin (özellikle sağ demiyorum; orası, her türlü ihanetin peydahlandığı döl yoludur) karşılıklı empati ile oluşturdukları ortak payda üzerinde ortak mücadele bilinci oluştu. Biz demokrat Türk milliyetçileri olarak bunun en güzel örneğini son mahalli seçimlerde CHP lehine ortaya koyduğumuz tercih ile göstermiş olduk. Bugün için maalesef Türk milliyetçiliğinin kurumsal kimlikler altında değil fikir namusuna sahip gönüllerin inisiyatifinde istenileni vermekte, faydalı olduğunu gözlemliyoruz.


Ülkücü hareket üzerinde konfor alanı oluşturup onun geçmişten gelen güçlü referansı üzerinden istediğini yapabilen çeteleşmeye karşı oluşan "vicdan ittifakı" ile Sinan Ateş hatırasına saygı ve ailesini sahiplenme adına gerekli desteğin verileceği azim ve kararlılığına hep beraber şahidiz, ne mutlu bunda payı olana.

26 Haziran 2024 Çarşamba

''TÜRKİYELİLİK'' Mİ...?

''Türkiyelilik'' mi?

Beyler Müslüman olmak için Türk, Türk olmak için de Müslüman olmak gerekmiyor. Allah'ın istediği önce insan olmaktır. Ümmetçilik ideolojinizin hatırı için Türklüğümüzden mi vaz geçeceğiz, kripto yvşk.lar
Varsa bir etnik gocunmanız; s.tir olun gidin ait olduğunuz yerlere; coğrafya tabirleri üzerinden kimlik icat edemezsiniz; nedir lan "Türkiyelilik"... Türkiye'den geçerken ananız sizleri bir ağacın gölgesinde doğurmuş gibi, en çok bunu tarif eder "Türkiyelilik"
Eğer rahatlamak istiyorsanız "Türküm" diyemiyorsanız yvsğm deyin; "Turkiyeliyim" demekten daha eftal dir.
"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" vecizesinin içini "Türkiyelilik" le mi dolduracaksınız... salaklar.
Sizi gidi Türk'e kin besleyen kripto etnik pçlr sizi; sizler akıllısınız bizler ise ahmağız öyle mi.
Birilerinin paşa gönülleri hoş olsun diye tarifimizi, kimliğimizi mi değiştireceğiz. "Türkiyelilik" olsa olsa bir mezar "Türklük" ise ebedi var olacak ruhtur. Mezara talip olanlar buyursun girsin içine, bizler Türk olarak ebediyen var olmaya devam edeceğiz.

Rıdvan Uz'u ihraç edemezsiniz

İYİ PARTİ'de kapalı grup toplantısı yapılıyor. Kapalı yapılmasının nedeni illaki gizli yapılmasının gerekliliğidir.

Amma velakin Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz'un kurucu genel başkan Meral Akşener'in Beştepe buluşmasının nedeninin hala açıklanmamış olmasına tepki olarak bir anlamda İYİ PARTİ tabanının ortak hissiyatına tercüman olmak üzere "Meral Akşener'in resimlerinin teşkilatlardan kaldırılması" şeklindeki fikrini açıklaması sonrasında genel başkan Müsavat Dervişoğlu tarafından kesin ihraç talebi ile disipline sevk edilmiş, kesinlikle doğru bulmuyorum.
Rıdvan Uz'un talebi amacını aşan bir beyan olmakla beraber İYİ PARTİ'nin kuruluşuna meşruiyet kazandıran gerekçeler ve yaşanan süreç dikkate alındığında sadece Rıdvan Uz değil tüm İYİ PARTİ camiasının da psikolojisini anlamak lazım.
Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığında konsolide olmuş ortak duygunun İYİ PARTİ olarak ete kemiğe bürünmesi ile gelinen bu noktada kurucu genel başkan Meral Akşener'in Beştepe'de Erdoğan ile gizemli el sıkışmasının yarattığı tahriki de görmek, anlamak lazım.
Şunu unutmayalım ki; sahibinin saldığı itler yine sahibinin TV'lerinde Rıdvan Uz'un genel başkanı için "kasetleri var" derlerken torununun da gayrimeşruluğundan bahsedebiliyorlardı. Acaba Rıdvan Uz, genel başkanı ve partisine karşı yapılan bu iğrenç alçaklıklar ve arkasındaki bilinen aşikar güç karşısında o günlerde yaşadığı çaresizliği hatırlamış olabilir mi...
Müsavat Dervişoğlu da Meral Akşener de Rıdvan Uz'u önce empati yapıp sonra yargılasınlar. Bir İYİ PARTİ üyesi olarak Rıdvan Uz'un ihraç edilmesi durumunda kendimin de aynı muameleye tabi tutulduğumu düşünerek ihraç edilmeden istifa edeceğim.

12 Haziran 2024 Çarşamba

MERAL AKŞENER TERCİHİNİ YAPMIŞTIR

Meral Akşener hangi kimliğiyle Erdoğan ile görüşmüştür, bu çok önemli. İYİ PARTİ'nin üzerinde bir üst kimliğe sahip olma psikolojisi ile görüştüyse bu İYİ PARTİ kurumsal kimliğini ve Musavat Dervişoğlu'nu "baypas" yapmak olur ki; kabul etmek mümkün değil.

Ya da; Meral Akşener kendisini İYİ PARTİ camiasının manevi lideri olarak görüyorsa; İYİ PARTİ kurumsal kimliğine, camiasının inanmışlığına ve adanmışlığına aşağılama ve hakaret ederken aynı zamanda her türlü kumpası ihmal etmeyen Erdoğan ile malum resmi vermesini tasvip etmemiz mümkün değil. Meral Akşener bırakalım bu çelişkiyi bizlere izah etmesini, torununa bile asla anlatamaz
Eğer Meral Akşener "Ben kaybedersem siyasetin sesinden bahsetmem, bırakır kenara çekilirim demiştim ancak bu demek değildir ki; atanarak da olsa görev yapmayacağım. Erdoğan ile İYİ PARTİ kurumsal kimliği adına değil siyaseti bırakmış ancak kendisinden görev, dolayısıyla atama bekleyen memurluğa namzet sivil bir kişi olarak görüşme yaptım, yakamda da parti rozeti falan yoktu" şeklinde bir açıklama yaparsa bu durumda İYİ PARTİ kurumsal kimliğinin ve tabanın rahatsızlık duymasını gerektirecek bir durum söz konusu olamaz, sadece ve sadece aldatılmışlığımızın keyifsizliğini yaşarız. Bu durumda Meral Akşener tüm saygınlığını kaybeder, İYİ PARTİ de toparlanma sürecine girer.
Meral Akşener'in şahsi ikbali için geriye dönük olarak taban vicdanında makul ve makbul bulunması mümkün olmayan atraksiyonlarının olmuşluğu ortaya çıkıp da disiplin süreci dolayısıyla ihracı sağlanırsa partinin kuruluş günlerdeki heyecanı kesinlikle tekrar yakalanabilir.
MHP'de kongre talepleri henüz yokken ve de Meral Akşener Devlet Bahçeli'ye karşı değil aday olmayı "O benim abimin arkadaşı benim de ağabeyim, son derece saygı duyduğum birisidir" dediği günlerde kendisi için "Türk siyasetine bir kadın eli değmeli o da Meral Akşener olmalı" demiş bir insan olarak bugün de diyorum ki; "Türk siyasetine her zaman kadın eli değmeli ancak Meral Akşener gibiler kesinlikle olmamalıdır" diyorum. Kendisine de, bizlere de daha önemlisi milletimize de yazık etmiştir.

Meral Akşener'in kendisine ve partisine inanmış, adanmışların kesinlikle tasvip etmedikleri; beş tepeye çıkma nedenini açıklamasını beklerken gitti gazeteci İsmail Saymaz'ın ithamlarına cevap vererek onun sözlerini tekzip etme derdine düştü. Anlaşılan o ki; Meral Akşener İYİ PARTİ ile geleceğe yönelik duygusal bağını ve aidiyetini sonlandırmış olmalı ki; iki sayfalık basın bildirisinde İYİ PARTİ camiasına yönelik bir tek açıklama yoktur. Bir anlamda "benim için ne sizlerin ne de İYİ PARTİ'nin bir anlamı kalmamış, hakkımda ne düşündüğünüzün de önemi yoktur" demiştir.
Peki kendisi yaptığı malum görüşmeyi normal karşılıyorken bizler niçin problem yaptık; İYİ PARTİ'nin kuruluş meşruiyeti Recep Tayyip Erdoğan ve onun başımıza musallat ettiği ucube sistem karşıtlığına dayanıyor da ondan. Eğer "karşıtlık" bitip anlaştıysanız o zaman da anlaşmanızı anlatıp onu meşrulaştırın.

Siyasetçiye kefil olunur mu?

Yaşayan hiç bir siyasetçinin namus ve şereflerine güvenerek koruma ve kollama güdüsü ile hareket edip onları aşağılayanlarla kavga edip kimse ile kötü olmayın.
Hayatımda hiç kimseyle sürekli dargın kalmayı istemedim. Zerre miskal kendimi suçlu görsem kesinlikle özür diler bir şekilde barışmayı sağlarım.
Hala iki dangalakla dargınlığım devam ediyor; birisi Devlet Bahçeli'nin onur ve şerefini aşağılamıştı, kavga etmiştim o nedenle dargınız. Diğeri ise Meral Akşener'in onur, şeref ve namusuna dil uzatmıştı, onunla da benzer şekilde kavga ettim; dargınız.
Sonuç; her iki genel başkan da gittiler bizatihi kendilerini aşağılayan kavga ettiğim adamların yine kendilerine her türlü hakareti yapan efendileri ile hemhal olurlarken bizler ise madara olmakla kaldık.
Ha unuttum; bu dargın olduğum iki yavşak var ya; onlar yukarıda isimleri geçen, karşılıklı olarak birbirlerine en kötü sıfatları kullanarak hakaret eden üç lideri de şimdi çok beğeniyorlarmış.

Yeni anayasa dar geliyorsa şalvar verelim mi?

Neymiş efendim; mevcut anayasa 1980 darbe anayasasıymış.
Ulan siz pantolon değil şalvar bile giyseniz dar gelir. Oturma edep ve adabını bilmedikten sonra "takımlarınızı" salar gene bildiğiniz gibi oturursunuz.
Mesele mantalite meselesi; içselleştirme ve yaşama meselesi. Okuyor olmak yetmiyor, anlamak da lazım aynen Kuran'ın okunmasından sürekli bahsedip de hiç onu anlamak gerektiğinden bahsetmemenizde olduğu gibi sanki mevcut anayasaya uydunuz da eksiğini fark ettiniz.
Cumhuriyet tarihinde iktidar-muhalefet liderlerinin bir araya gelmesi ilk defaymış gibi sunulan bugünkü "Yobaz kontrolünde yozlaşmış demokrasi" şartlarından daha üstün şartların yaşandığı günleri bile darbe anayasasının hazırlanmasına yön veren cunta'lı günlerde gördük; muhalefet partileri devletin kanalı TRT'de karşılıklı oturup tartışabiliyorlardı ve bu bir araya gelmeye bugün olduğu gibi bir olağanüstülük atfedilmiyordu.
Bu şartları bile oluşturamamış acizler; yeni anayasa sizin neyinize. Dünyanın neresinde görülmüş; hapiste yatanlardan kimlerin salıverileceği kararının iktidar ve muhalefet partilerinin liderlerinin bir araya gelerek verdikleri. Oysa mevcut anayasa ve ona bağlı kanuni düzenlemelere uyulması durumunda sıkıntı yoktur. Sıkıntı; anayasayı okuyor ancak anlamıyor ve umursamıyor olmanızdadır.

Sayın Bahçeli belge mi istiyorsunuz...?

Devlet Bahçeli diyor ya; "varsa elinizde belge, bilgi savcıya, mahkemeye verin"
Sayın Bahçeli bu resimde eğer senin yerine Özgür Özel varsa en büyük belge senin bu resimde olmayışının açıklamasıdır.
Özgür Özel'in kefil olduğu rahmetli Sinan Ateş'in kendisi ve ailesine siz neden kefil olmaktan imtina edersiniz; Türk milliyetçileri, ülkücü vicdan bunun açıklamasını bekliyor.

Erdoğan Aslıyüce abimin ardından...?


Erdoğan Aslıyüce abimin ardından...
Son derece ahlaklı, çalışkan ve üretken birisiydi. İmanının gücü buradan geliyor, inanmış ve adanmışlığı bu değerlere dayanıyordu.
Büyük gayret ve özverilerle "Yesevi Dergisi"ni çıkarıyordu. Dergiye aboneydim. Bir gün beni aradı "Mehmet'cim dergiyi artık çıkaramayacağız. Kalan abone bedeline karşılık olarak sana hazırladığım bir kitap setini gönderiyorum ne dersin" deyince içimde müthiş bir sızı oluştu. "Abi neden olmasın; kitap olsun da ne olursa olsun" derken o an içimi sızlatan gerçek Erdoğan abimin artık dergiyi çıkaracak yeterli enerjisinin kalmadığı zannımdı. Çok emek veriyor, çok yoruluyordu. Yaşı da bayağı ilerlemiş, sağlık sorunları yaşıyordu.
Türk milliyetçiliği liderliğine soyunup siyasi dolandırıcı çıkanların Türk milliyetçileri üzerine oluşturdukları olumsuz algıların yanında siyasi kimlikleri olmayıp da ahlak, dürüstlük ve imanın "liderliği" pozisyonunda olan Türk milliyetçisi isimlere örnek olsun diye içimden geçeni olduğu gibi anlatarak; artık ne kadar olacaksa algı değişimi adına bir anımı sizlerle paylaşmak istedim.
Ruhu şad mekanı cennet olsun değerli abimin.



5 Haziran 2024 Çarşamba

TUHAF ŞEYLER OLUYOR

Ne tuhaf; olmayan "Kürt sorunu"nu sadece cumhur ittifakı siyasi çıkarlarına matuf, güvenlikçi gerekçelerle sürekli kullanabilecekleri bir aparata dönüştürmek için DEM üzerinden devlet eliyle yaratılan bir sorun.
El insaf yahu; sistemi değiştirmeye cüret edip değiştiren cumhur ittifakının önceden HDP devamında DEM olarak varlığını devam ettiren bu yapıya geçit vermemek için isteselerdi gerekeni defalarca yapabilirlerdi ama dedim ya; aparat olarak kullanmak için yapılmamış, yapılmıyor.
Yapılan kayyum atamaları ile adeta uluslararası emperyalistlere ülkemiz üzerine yapacakları her türlü operasyonlar için zemin oluşturulmakta.
DEM ve daha öncesinde HDP belediyelerine kayyum atama gerekçeleri ne ise yasal düzenlemelerle aynıları doğrudan kapatma gerekçesi yapılsın olsun bitsin. Mahalli seçimlerin üzerinden henüz iki ay geçmemişken hemen kayyum atama söz konusu olmuşsa bunun nedenini seçilme şartlarının yasal süreçlerdeki eksikliklerin yasalarla bilerek ve isteyerek giderilmemiş olmasıdır.
Kanaatim o ki; BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) eş başkanının sorumluluğu dahilinde sözde "Kürdistan"ın Suriye ve Irak ayağında yaratılan fiili durum ile elde edilen coğrafyanın Türkiye ayağı tamamlamak isteniyor. Bunun fiili taleplerini DEM ile canlı tutarken DEM'e meşru gerekçeler sunmak için de devlet (cumhur ittifakı) eliyle kendilerine daha iki ay önce kazanılmış belediyelere kayyum atamak gibi benim kasıtlı diyebileceğim hatalar üzerine hatalar yapılıyor. Suç işleyen belediye başkanı ama ceza kazanılmış belediyeye kesiliyor.
Niçin sadece suçu işleyen cezalandırılmıyor çünkü "Kürt sorunu" için tahribatı yüksek "meşru" gerekçe oluşsun diye. Hakkari Belediye Başkanının görevden alınma nedenleri sıralanıyor; tamamen ve tamamen şahsını ilgilendiren, PKK ile ilişkili ve iltisaklı olma hallerinden bahsediliyor. Durum böyle olunca da DEM sözcüsü bunu fırsata çevirip "Kasıtlı Kürt düşmanlığı"ından bahsedebiliyor. Oysa belediye başkanını görevden alıp yerine meclis içinden bir başka isimin seçilmesi yoluna gidilseydi en meşru ve demokratik bir usul uygulanmış olurdu.
Velhasıl kelam; "Kürt sorunu"nu Kürtler yaratmıyor; BOP sorumluluğu ve eş başkanlığı dahilinde yaşanan sürecin doğal bir sonucu gelişen hal ve durumlardır.

''Türk Milleti'' mi ''Türkiye Milleti'' mi

Devlet Bahçeli'nin grup konuşmasında "Türkiye milleti" demesi dil sürçmesiymiş öyle mi...?

Hadi oradan!
Bizler şunu biliyor ve artık inanıyoruz ki; Türkiye'de Türk milletinin mukavemet göstereceği her türlü değişim, dönüşüm ve kırılmalarda ön alma ve açma işi Devlet Bahçeli marifeti ile MHP'de kanıksanmış biat kültürü sayesinde yapılmaktadır.
MHP tarafından, kültürel farklılıklara ve etnik azınlıklara dayalı özerklik taleplerine yol açacak ikiz yasaların imzalanması da mı dil sürçmesiydi.
Türk milliyetçilerinin manevi gıdalarını aldıkları Erciyes Kurultayı'nın yasaklaması da mı dil sürçmesiydi.
Banisinin rahmetli Alpaslan Türkeş'in olduğu geleneksel "Antalya Türk ve akraba Toplulukları Kurultayı"nın kaldırması da mı dil sürçmesiydi.
"T.C" rumuzunun kamu kurumları tabelalarından kaldırılmasına razı olmak da mı dil sürçmesiydi.
Türk çocuklarının körpecik yüreklerine Türklük gurur ve şuurunu nakşeden And'ımızın kaldırılmasına çanak tutup razı olmak da mı dil sürçmesiydi.
7 haziran 2015 genel seçimler sonrasında azınlığa düşen AKP iktidarı sonrasında istişafi görüşmelerle süreci heba edip koalisyon seçeneklerini boşa çıkararak seçimin yenilenmesi ile AKP'nin tekrar tek başına iktidara gelmesinin önünü açmak da mı dil sürçmesiydi.
Fiili durum yaratarak Anayasayı çiğneyen Recep Tayyip Erdoğan'ı anayasaya uymaya davet etmek gerekirken aksine Anayasayı onun fiili durumlarına uygun hale getirmeyi gündeme getirip "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi" denen ucube sistemi Türk milletinin başına musallat etmek de mi dil sürçmesiydi.
Ve nihayetinde...
Türk gençliğinin yetişmesinde büyük katkısı olan Ülkü Ocakları'nın akademisyen bir başkanı; rahmetli Sinan Ateş'in katledildiğinde "vah" dememek de mi bir dil sürçmesiydi.
Hiç kimse bana bütün bunların vuku bulması ve tecellisinde tesadüflerin, iyi niyetlerin olduğuna inandıramaz.
Özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçisi birisi olarak kızgın saca yatırıldığımı fark ederek kendimi dışarı atmayı başardım, ne mutlu bana.
Birisi çıksın, bana yukarıda kısmen örneklediğim yaşanmışlıkların Türk milliyetçiliği ideolojisi perspektifinden makul ve mantıklı nedenlerinin olduğunun izahını yapsın kendimi lanetleyeceğim "Ben ne alçak bir adammışım" diyeceğim.
Dikkatinizi çekmek isterim; Devlet Bahçeli'nin bu "Dil sürçmesi" her ne hikmetse cumhur ittifakının yeni bir anayasa yapılması gerekliliğini hararetle gündeme getirdikleri bir süreçte oluyur.

CHP'ye duyurulur

Biz İYİ PARTİ'ye öyle veya böyle çeşitli gerekçelerle aidiyet duyanlar olarak seçim arifesinde iç muhasebemizi yapıp, stratejik oy kullanmaya karar vermiş olabiliriz.
CHP'yi tercih etmişsek; buradan her türlü aidiyetimizle size dahil olduğumuz anlamını çıkararak cesaretlenip hala fütursuzluğunuzla İYİ PARTİ'ye operasyonlarınıza devam ederseniz bir strateji değişikliği ile sizi %25 oy bandınıza mahkum etmeyi de biliriz.
Dün seçim olsaydı; hala İYİ PARTİ'nin kayıtlı üyesi olarak oyumu gene CHP'ye verirdim ama bugün seçim olsa belki gene İYİ PARTİ'yi tercih etmeyebilirim ama oyumu CHP'ye kesinlikle ve kesinlikle vermem.
Rejim düşmanları ile aranızda normalleşme ve yumuşama seansları düzenlerken sanki diğer bir göreviniz de İYİ PARTİ'nin köküne kibrit suyu dökmekmiş gibi her grup toplantınızda İYİ PARTİ'den size katılım seremonileri düzenlemeniz sizin için sevindirici olabilir ama CHP'nin oy bardağını taşıran ve bugünlere taşıyan bizler, stratejik oy kullananları çok kırıyor, bilesiniz. Bence normalleşmeden önce siyasi ahlak ve etik değerleri öne çıkarıp bu yaptığınızı yapmamanız gerekirdi.
Oğlu henüz yeni boşanmış değerli bir komşunuzun gelinini hemen oğlunuza isteme nezaketsizliği, ayıbı gibi bir şey yaptığınız. Yapmanız gereken "Oğlum bize yakışmaz" demek olmalıydı.

Saç renginin değişimi

Meral Akşener hanım, ola ki Erdoğan ile kurduğunuz muhabbet sizi bir görevle ödüllendirmek şeklinde tebaruz ederse; 6'lı masanın tarafınızdan bilerek ve isteyerek Kılıçdaroğlu'na kaybettirmek, Erdoğan'a da kazandırmak üzere dağıttığınız iddiasını bizatihi kendi iradeniz ile doğrulamış olacaksınız.
Şunu en iyi bilen ve farkında olan önce siz olmalısınız; cumhur ittifakının birleşenlerine olan öfkemizin konsolide olmuş halimiz ile sizi bir yerlere taşıdık. Siz de kaybetmiş, bizler de kaybetmiş olabiliriz amma velakin evvelinden varsa içten bir pazarlığınız hakkımızı helal etmeyiz.
Kaybetmiş, siyaseten bitmiş tükenmiş olsanız dahi şaibesiz kabullenişiniz cumhur ittifakının sizi her türlü görevlendirme ve payeden daha onurlu ve eftal dir, tercih sizin; tarih nasıl olsa yazacak.

17 Mayıs 2024 Cuma

GÜNDEME DAİR

Serbest bırakılan 28 Şubat tutuklusu Çetin Doğan "Cumhurbaşkanı bana herhangi bir lütufta bulunmuş değil; sağlık raporum ile sabit olan sağlık durumuma bağlı anayasal hakkımı yine kendisinin anayasal görevi gereği bana kullandırmıştır" mealinde açıklama yaptı.
Çetin Doğan, Çevik Bir gibiler aslında siyasal İslamcıların davleti ele geçirmeleri için ihtiyaç duydukları suistimal alanlarını oluşturarak verdiklerini mücadelenin tam aksine en az her bir siyasal İslamcı kadar onların ideolojilerine hizmet etmişlerdir.
Ama yukarıdaki dik duruşunu takdir etmemek de mümkün değil. İnsanın kendi doğruları üzerine inanmışlıklarını ve adanmışlıklarını hep takdir etmişimdir.

Olmayanı oldurup sonra sorun yapmak

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçtiğimiz gün TBMM’deki partisinin grup toplantısında, “Türkiye’deki alevi-sünni çatışmasını, Türk-Kürt ayrışmasını çözecek olan, bu millet ve onun iradesidir. Bunun da sırrı, kız alıp kız vermekte, yeni bir Türkiye inşa etmektedir” ifadelerini kullanmıştı.

Size itiraf edeyim ki; Türk milliyetçisi olup da yine milliyetçi bir partinin liderinin böyle düşünmesi tüylerimi diken diken etti. Aklıma ilk gelen, cumhur ittifakının yeni bir anayasadan bahsederken o kastedilen anayasanın içine devleti Bahçeli'nin yukarıdaki ifadesinde sözde sorun diye dikkat çekerek, o soruna çözüm getirmek adına olmayan "Alevi'Sunni çatışması, Kürt-Türk ayrışması"nı bahane ederek tasarladıkları yeni anayasa ile özerklik ve federatif yapılanmaya yol mu açılmak isteniyor.
Ülkemizde Kürt-Türk ayrışması da, Alevi-Sünni çatışması da yoktur. Kendi ailem için söyleyebirim; Kürt'e kız verdik, Alevi'den kız aldık. Ailemize kattıkları zenginlik dışında karşılıklı olarak hiç bir rahatsızlığımız söz konusu olmamıştır. Bu anlamda Devlet Bahçeli resmen olmayan sorunlar üzerinden fitne yaratıyor.
Unutmayalım ki Devlet Bahçeli'nin MHP genel başbakanlığı ile mevcut ucube sistem de dahil olmak üzere ikiz yasaları imzalamakla başlayan; Türkiye'de yaşanan her kırılmanın tetikleyici Devlet Bahçeli olmuştur; tüylerimi diken diken eden korkumun temeli de buna dayanıyor.
Yahu biz Türk milliyetçileri değil miyiz; "Kürt-Türk kardeştir, ayrım yapan kalleştir. Aleviler Türklüğün mayasıdır" diyen. Peki şimdi ne oldu da durduk yerde Devlet Bahçeli milletin bu sosyolojisinden kaygılanır oldu.

Yusuf Halaçoğlu Hocamız ''Kutlu Partisi''ni kurmuş...?

Gene milliyetçi söylem ve iddialar adına bir parti daha kurulmuş, adı da "Kutlu Partisi"ymiş. Böyle giderse bir gün sıra bana da gelecek anlaşılan(!)
Yusuf Halacoğlu hocamızın başkanlığında kurulmuş. Aman hocam, sizin bu millete vereceğiniz en büyük hizmet bilim adamı olarak kalmanızdır. Ümit Özdağ hoca siyaset için bilim adamlığını kurban etti, sizin de aynı akibete uğramanıza gönlümüz razı olmaz.
Sayın hocam siz bilim adamısınız, size öğüt vermek haddimize düşmez ama önce baba sonra dede olduk ve yeterince de tecrübe sahibiyiz; Türk milliyetçileri olarak bölüne bölüne değil katıla katıla önce bütünleşme sonra da büyümeye ihtiyacımız var.
Niçin milliyetçilerin kendi arasında ittifakların kurulması denenmiyor ve niçin bunu misyon edinmeyip de en kolayını yani parti kurup daha da ayrışmayı tercih ediyorsunuz. Ne diyeyim, hemen aklıma ilk geleni söyleyeyim; partileşme düşüncesi olmadan "Milliyetçilerin bütünleşmesi platformu" gibi bir çabayı ortaya koysanız sonra milliyetçi sivil toplum örgütleri ve partileri bu çabaya dahil olmaya davet etseniz daha iyi olmaz mı. Bunu misyon etmeniz bilim adamlığınıza halel getiremeyeceği gibi bilakis daha da saygınlık kazandıracaktır.
Şahsen ne kadar başarılı olup olmayacağınız üzene düşüncemi beyan etmeden; doğrudan Türk milliyetçiliği referans kabul edip kurulacak olan hiç bir partiye olumlu bakmayacağımı ifade etmek isterim. Yeni partinin kurulması için uygun zemini hazırlayıp motive etmek için ne zamanımız ne de psikolojimiz müsait değil. Cumhuriyet tarihimizin en büyük siyasi dolandırıcılığına maruz kalmış insanlarız, bundan ötesi var mı.
Türk milliyetçileri açısından bugün elzem olan şey milliyetçi sivil toplum örgütleri ve partiler arasında diyalog kurmak, devamında koordinasyon kurulu oluşturup tek ses haline gelmek ve burada düşünceleri alıp fikir üreterek baskı unsuruna dönüşmektir.

Yumuşa yumuşa... nereye kadar?

İllet diyecekler
Zillet diyecekler
Sürtük diyecekler
PKK yöneticilerinin yanına genel başkanınızı montajlayıp sonra PKK'lı diyecekler...
Bir defa olsun "Sayın Kılıçdaroğlu" hitabında bulunmamış olacaklar...
Fetö ile izdivacın hazzını yaşayıp 15 Temmuz piçini peydahlayacaklar, etrafı beraber kırıp döküp sonra siz de dahil kendilerinden gayri herkese arsızca fetöcü diyecekler...
Ve yumuşayan gene de siz olacaksınız öyle mi.
"Alo, Özgür efendi uyan, uyan; seçim oldu siz kazandınız..." diye anons mu bekliyorsun.
Özgür efendi, İYİ PARTİ'nin kayıtlı üyesi olarak oyumu CHP'ye verdim. Ben oyumu özgül ağırlığının çok iyi farkında olarak kullandım. Dikkatinizi çekerim, bu yumuşama seromilerine devam ederseniz bilin ki; ilk fırsatta oyumun o özgül ağırlığı altında sizi çatır çatır ezerim(!)
Cumhur ittifakına "Aman efendim, zat-ı şahanelerinizin emir buyurdukları gibi istediğiniz şekilde ve kıvamda yumuşarız, yeter ki siz isteyin; zaten biz kazanmadık ki sadece siz bize şaka yaptınız" der gibisiniz.
"Ya adalet ya da kopsun kıyamet" sizden de beklediğimiz bir tavırdır. Konjonktür böyle istiyor; "Ayol yumuşayalım ki var olalım" tavrı hiç değildir.

Yine Sinan Ateş acımız üzerine

Sinan Ateş'in katlinde, mahiyetinizdeki azatlık kabul etmeyen iflah olmaz biatcı sözde "ülkücü"lere sorgulama yaptırmayıp, onları susturabilirsiniz ama iyi ki sosyal demokratlar var, demokrat Türk milliyetçileri var; onlar iz sürmeye devam ediyorlar, Allah razı olsun.
Umudum o ki; biatı tekmeleyip özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçileri olarak kendilerini ayrıştıranlar ile fikir namusuna sahip sosyal demokratların çabaları Sinan Ateş'in katledilmesinde dahili olanları, siyaset kurumu da dahil hepsini deşifre edecekler.
Vefasızlığınızın, şeytanlığınızın, hainliğinizin serseri "kurşunları" gelip sizi vuracak...inşallah.