15 Temmuz 2024 Pazartesi

OYUN SIRASINDA SİLAH PATLADI

15 Temmuz ihaneti üzerine...?

Benim için 15 Temmuz ihanetinin öncesi, sonrası ve sonuçları ile ilgili gerçeklerin millet tarafından bilinmesi siyasi iktidar tarafından istenmediğinden yine siyasi iktidar tarafından devlet adına dayatılan resmi algılarla düşünüp değerlendirmemiz isteniyor.

Her darbenin beslendiği bir arka bahçesi olduğu gibi 15 Temmuz ihanetinin de beslendiği bir arka siyasi bahçesinin olduğunu, onun da AKP olduğuna inanıyorum. Olup biten; BOP dahilinde ABD tarafından izdivaç yaptırılan her iki taraf, "Cemaat/fetö" arasında çıkan aile içi kavganın bedelinin Türk milleti ve devletine ödetilmesidir.
Dolayısıyla,
15 Temmuz ihanetine zemin hazırlayıp yüreklendiren siyasi ayağının ortaya çıkarılıp sonra da kadim Türk milleti için her ne şart altında olursa olsun er veya geç kendisine yapılan ihanetlerin hesabının sorulduğu algısı oturtulana kadar 15 Temmuz ihanetini resmi dayatma algılara teslim olarak değil kendi hür düşünce ve irademle değerlendirmeye devam edeceğim.
İhanetin birleşenleri eksik açıklanmıştır; fetö, ABD tamam da siyasi ayak nerede. "Ne istediniz de vermedik" ifadesi siyasi ayağın itirafı değil de nedir. Peki itiraf cezalandırmayı ortadan kaldırır diye bir kaide mi var ki; siyasi ayağın ortaya çıkarılmasına yasama, yürütme ve yargı işbirliğinde dokunulmazlık zırhı giydirildi. O nedenle ben hür ve müstakil düşünüp hareket eden birisi olarak 15 Temmuz ihaneti üzerine neleri alkışlayıp neleri lanetleyeceğimi çok iyi biliyorum. Oyun sırasında silah doluymuş patladı ancak bu kadarını söyleyebilirim.

İYİ PARTİ misyonu direnmeye devam ediyor.

Akşener’in resimlerini indirelim' dediği için İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu tarafından ihraç istemiyle disipline sevk edilen Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz partide kaldı. Disiplin Kurulu Dervişoğlu'nun ihraç istemini oybirliğiyle reddetti.
İYİ PARTİ misyonu Meral Akşener'e direndi, Müsavat Dervişoğlu'na da direniyor. Meral Akşener'in istediği olmadı; son seçimde İYİ PARTİ seçmeni farklı tercihlerde bulundu, bugün de Müsavat Dervişoğlu'nun isteğine geçit verilmedi.
Kurulurken İYİ PARTİ'ye atfedilen misyon Türk siyasetinde olgunlaşmış meyve gibi hala
dalında asılı bekliyor. Meral Akşener sayesinde o meyveyi koparıp yemek nasip olmadı ancak en az bugün için olgunlaşmış bu meyveyi toplamaya muktedir bir başkalarını da göremiyoruz. İYİ PARTİ asıl misyonuna dönebilir mi; bekleyip göreceğiz.


6 Temmuz 2024 Cumartesi

BEN ''SOL''A KAYMIŞIM

Neymiş efendim; Sola kaymışım

Efendim neymiş; sola kaymışım, solcular gibi olmuşum da; artık milliyetçi değilmişim de; haddimeymiş; milliyetçi kimlikle meselelerimiz üzerine yazıp çizmek... falan filan, cart curt.

Sinan Ateş'in katledilişine "vah vah" diyemeyecek kadar insanlıktan olup milliyetçi kalmak nasıl mümkün olabiliyor peki.
Hayır efendim olup biten şu; fikir namusuna sahip olmayan "milliyetçi-siyasal İslamcı ittifakı"nın şerrinden kaçıp fikir namusuna sahip hümanist sol ile muhabbet kuruyorum; mesele bundan ibaret.
Ben birilerine biat eden, azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz bir köle değilim ki; önceliğim kimliğimi oluşturan fikir ve düşünce dünyamın her türlü referansını namus bilip onlara sahip çıkmaktır. Bu duruşum beni sol ile bir yerlerde buluşturuyorsa ben bundan ancak mutluluk duyarım.

''Bozkurt '' ve Etnik özürlü kriptolar

Bozkurt işareti bir siyasi sembol değil Türlerin milli sembolüdür; Fransızların horoz, Rusların ayı olmasında olduğu gibi.
Bozkurt işaretini sadece MHP ve cenahına maal etmek Türk dünyasına haksızlık olur. Rahmetli Elçibey'in yine rahmetli Alpaslan Türkeş ile Bakü meydanında açık hava toplantısında müşterek yaptıkları ve Türk dünyasına armağan ettikleri bir işaret/semboldür. Yine Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kağıt paralarımız üzerinde bozkurt sembol olarak kullanılmıştır. Yakutistan, Doğu Türkistan, Gagauzya'da veya diğer Türk yurtlarında bu işareti yapanı MHP'li mi bileceğiz, Türk mü bileceğiz; kim bilir MHP'yi Çavuşiştan'da.
Hiç bir şekilde siyasi amaç gütmeden, Türk olmanın onur ve şerefine refere edilerek yapılan "Bozkurt işareti"nden ve yapandan rahatsızlık duymak olsa olsa kripto etnik özürlülüğün bir şekilde dışa vurumudur ki; onlar rahatsız olacaklar diye bizler işareti yapmaktan vaz geçecek değiliz.

En çok zoruma giden de; her şey olup da bir Türlü Türk olamayanların Bozkurt işareti yapmaları. Turu geçmesek, şampiyon olmasak ne yazar; ülkede herkes Türk oldu; ümmetçi siyasal İslamcılar bile. Sizi gidi Şamanist putçular sizi(!)
Allah her şeye kadirdir; bir musibet sizi bu hale getirebiliyorsa inşallah bir başka "musibet" sizin alayınızı alır götürür.

Fikir namusuna sahip olmak
Herkes bir ideolojik inanca sahip olabilir, o ideolojik inanç fikir namusu ile taçlandırılırsa ancak bir değer ifade edebilir. Fikir namusuna sahip "önce insan olma"yı başarmış solcular ile Türk milliyetçisi gazeteci, siyasetçi aydının gayretli takipçilikleri ile inşallah Sinan Ateş'in katledilmesinin arkasındaki siyasi çetenin varlığı aydınlanacaktır. Bir Türk milliyetçisi olarak kastettiğim fikir namusuna sahip solcu gazeteci, siyasetçi, aydınlara ve demokrat Türk
milliyetçisi gönüldaşlarıma çok teşekkür ederim. Sol ve Türk milliyetçilerinin (özellikle sağ demiyorum; orası, her türlü ihanetin peydahlandığı döl yoludur) karşılıklı empati ile oluşturdukları ortak payda üzerinde ortak mücadele bilinci oluştu. Biz demokrat Türk milliyetçileri olarak bunun en güzel örneğini son mahalli seçimlerde CHP lehine ortaya koyduğumuz tercih ile göstermiş olduk. Bugün için maalesef Türk milliyetçiliğinin kurumsal kimlikler altında değil fikir namusuna sahip gönüllerin inisiyatifinde istenileni vermekte, faydalı olduğunu gözlemliyoruz.


Ülkücü hareket üzerinde konfor alanı oluşturup onun geçmişten gelen güçlü referansı üzerinden istediğini yapabilen çeteleşmeye karşı oluşan "vicdan ittifakı" ile Sinan Ateş hatırasına saygı ve ailesini sahiplenme adına gerekli desteğin verileceği azim ve kararlılığına hep beraber şahidiz, ne mutlu bunda payı olana.

26 Haziran 2024 Çarşamba

''TÜRKİYELİLİK'' Mİ...?

''Türkiyelilik'' mi?

Beyler Müslüman olmak için Türk, Türk olmak için de Müslüman olmak gerekmiyor. Allah'ın istediği önce insan olmaktır. Ümmetçilik ideolojinizin hatırı için Türklüğümüzden mi vaz geçeceğiz, kripto yvşk.lar
Varsa bir etnik gocunmanız; s.tir olun gidin ait olduğunuz yerlere; coğrafya tabirleri üzerinden kimlik icat edemezsiniz; nedir lan "Türkiyelilik"... Türkiye'den geçerken ananız sizleri bir ağacın gölgesinde doğurmuş gibi, en çok bunu tarif eder "Türkiyelilik"
Eğer rahatlamak istiyorsanız "Türküm" diyemiyorsanız yvsğm deyin; "Turkiyeliyim" demekten daha eftal dir.
"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" vecizesinin içini "Türkiyelilik" le mi dolduracaksınız... salaklar.
Sizi gidi Türk'e kin besleyen kripto etnik pçlr sizi; sizler akıllısınız bizler ise ahmağız öyle mi.
Birilerinin paşa gönülleri hoş olsun diye tarifimizi, kimliğimizi mi değiştireceğiz. "Türkiyelilik" olsa olsa bir mezar "Türklük" ise ebedi var olacak ruhtur. Mezara talip olanlar buyursun girsin içine, bizler Türk olarak ebediyen var olmaya devam edeceğiz.

Rıdvan Uz'u ihraç edemezsiniz

İYİ PARTİ'de kapalı grup toplantısı yapılıyor. Kapalı yapılmasının nedeni illaki gizli yapılmasının gerekliliğidir.

Amma velakin Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz'un kurucu genel başkan Meral Akşener'in Beştepe buluşmasının nedeninin hala açıklanmamış olmasına tepki olarak bir anlamda İYİ PARTİ tabanının ortak hissiyatına tercüman olmak üzere "Meral Akşener'in resimlerinin teşkilatlardan kaldırılması" şeklindeki fikrini açıklaması sonrasında genel başkan Müsavat Dervişoğlu tarafından kesin ihraç talebi ile disipline sevk edilmiş, kesinlikle doğru bulmuyorum.
Rıdvan Uz'un talebi amacını aşan bir beyan olmakla beraber İYİ PARTİ'nin kuruluşuna meşruiyet kazandıran gerekçeler ve yaşanan süreç dikkate alındığında sadece Rıdvan Uz değil tüm İYİ PARTİ camiasının da psikolojisini anlamak lazım.
Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığında konsolide olmuş ortak duygunun İYİ PARTİ olarak ete kemiğe bürünmesi ile gelinen bu noktada kurucu genel başkan Meral Akşener'in Beştepe'de Erdoğan ile gizemli el sıkışmasının yarattığı tahriki de görmek, anlamak lazım.
Şunu unutmayalım ki; sahibinin saldığı itler yine sahibinin TV'lerinde Rıdvan Uz'un genel başkanı için "kasetleri var" derlerken torununun da gayrimeşruluğundan bahsedebiliyorlardı. Acaba Rıdvan Uz, genel başkanı ve partisine karşı yapılan bu iğrenç alçaklıklar ve arkasındaki bilinen aşikar güç karşısında o günlerde yaşadığı çaresizliği hatırlamış olabilir mi...
Müsavat Dervişoğlu da Meral Akşener de Rıdvan Uz'u önce empati yapıp sonra yargılasınlar. Bir İYİ PARTİ üyesi olarak Rıdvan Uz'un ihraç edilmesi durumunda kendimin de aynı muameleye tabi tutulduğumu düşünerek ihraç edilmeden istifa edeceğim.

12 Haziran 2024 Çarşamba

MERAL AKŞENER TERCİHİNİ YAPMIŞTIR

Meral Akşener hangi kimliğiyle Erdoğan ile görüşmüştür, bu çok önemli. İYİ PARTİ'nin üzerinde bir üst kimliğe sahip olma psikolojisi ile görüştüyse bu İYİ PARTİ kurumsal kimliğini ve Musavat Dervişoğlu'nu "baypas" yapmak olur ki; kabul etmek mümkün değil.

Ya da; Meral Akşener kendisini İYİ PARTİ camiasının manevi lideri olarak görüyorsa; İYİ PARTİ kurumsal kimliğine, camiasının inanmışlığına ve adanmışlığına aşağılama ve hakaret ederken aynı zamanda her türlü kumpası ihmal etmeyen Erdoğan ile malum resmi vermesini tasvip etmemiz mümkün değil. Meral Akşener bırakalım bu çelişkiyi bizlere izah etmesini, torununa bile asla anlatamaz
Eğer Meral Akşener "Ben kaybedersem siyasetin sesinden bahsetmem, bırakır kenara çekilirim demiştim ancak bu demek değildir ki; atanarak da olsa görev yapmayacağım. Erdoğan ile İYİ PARTİ kurumsal kimliği adına değil siyaseti bırakmış ancak kendisinden görev, dolayısıyla atama bekleyen memurluğa namzet sivil bir kişi olarak görüşme yaptım, yakamda da parti rozeti falan yoktu" şeklinde bir açıklama yaparsa bu durumda İYİ PARTİ kurumsal kimliğinin ve tabanın rahatsızlık duymasını gerektirecek bir durum söz konusu olamaz, sadece ve sadece aldatılmışlığımızın keyifsizliğini yaşarız. Bu durumda Meral Akşener tüm saygınlığını kaybeder, İYİ PARTİ de toparlanma sürecine girer.
Meral Akşener'in şahsi ikbali için geriye dönük olarak taban vicdanında makul ve makbul bulunması mümkün olmayan atraksiyonlarının olmuşluğu ortaya çıkıp da disiplin süreci dolayısıyla ihracı sağlanırsa partinin kuruluş günlerdeki heyecanı kesinlikle tekrar yakalanabilir.
MHP'de kongre talepleri henüz yokken ve de Meral Akşener Devlet Bahçeli'ye karşı değil aday olmayı "O benim abimin arkadaşı benim de ağabeyim, son derece saygı duyduğum birisidir" dediği günlerde kendisi için "Türk siyasetine bir kadın eli değmeli o da Meral Akşener olmalı" demiş bir insan olarak bugün de diyorum ki; "Türk siyasetine her zaman kadın eli değmeli ancak Meral Akşener gibiler kesinlikle olmamalıdır" diyorum. Kendisine de, bizlere de daha önemlisi milletimize de yazık etmiştir.

Meral Akşener'in kendisine ve partisine inanmış, adanmışların kesinlikle tasvip etmedikleri; beş tepeye çıkma nedenini açıklamasını beklerken gitti gazeteci İsmail Saymaz'ın ithamlarına cevap vererek onun sözlerini tekzip etme derdine düştü. Anlaşılan o ki; Meral Akşener İYİ PARTİ ile geleceğe yönelik duygusal bağını ve aidiyetini sonlandırmış olmalı ki; iki sayfalık basın bildirisinde İYİ PARTİ camiasına yönelik bir tek açıklama yoktur. Bir anlamda "benim için ne sizlerin ne de İYİ PARTİ'nin bir anlamı kalmamış, hakkımda ne düşündüğünüzün de önemi yoktur" demiştir.
Peki kendisi yaptığı malum görüşmeyi normal karşılıyorken bizler niçin problem yaptık; İYİ PARTİ'nin kuruluş meşruiyeti Recep Tayyip Erdoğan ve onun başımıza musallat ettiği ucube sistem karşıtlığına dayanıyor da ondan. Eğer "karşıtlık" bitip anlaştıysanız o zaman da anlaşmanızı anlatıp onu meşrulaştırın.

Siyasetçiye kefil olunur mu?

Yaşayan hiç bir siyasetçinin namus ve şereflerine güvenerek koruma ve kollama güdüsü ile hareket edip onları aşağılayanlarla kavga edip kimse ile kötü olmayın.
Hayatımda hiç kimseyle sürekli dargın kalmayı istemedim. Zerre miskal kendimi suçlu görsem kesinlikle özür diler bir şekilde barışmayı sağlarım.
Hala iki dangalakla dargınlığım devam ediyor; birisi Devlet Bahçeli'nin onur ve şerefini aşağılamıştı, kavga etmiştim o nedenle dargınız. Diğeri ise Meral Akşener'in onur, şeref ve namusuna dil uzatmıştı, onunla da benzer şekilde kavga ettim; dargınız.
Sonuç; her iki genel başkan da gittiler bizatihi kendilerini aşağılayan kavga ettiğim adamların yine kendilerine her türlü hakareti yapan efendileri ile hemhal olurlarken bizler ise madara olmakla kaldık.
Ha unuttum; bu dargın olduğum iki yavşak var ya; onlar yukarıda isimleri geçen, karşılıklı olarak birbirlerine en kötü sıfatları kullanarak hakaret eden üç lideri de şimdi çok beğeniyorlarmış.

Yeni anayasa dar geliyorsa şalvar verelim mi?

Neymiş efendim; mevcut anayasa 1980 darbe anayasasıymış.
Ulan siz pantolon değil şalvar bile giyseniz dar gelir. Oturma edep ve adabını bilmedikten sonra "takımlarınızı" salar gene bildiğiniz gibi oturursunuz.
Mesele mantalite meselesi; içselleştirme ve yaşama meselesi. Okuyor olmak yetmiyor, anlamak da lazım aynen Kuran'ın okunmasından sürekli bahsedip de hiç onu anlamak gerektiğinden bahsetmemenizde olduğu gibi sanki mevcut anayasaya uydunuz da eksiğini fark ettiniz.
Cumhuriyet tarihinde iktidar-muhalefet liderlerinin bir araya gelmesi ilk defaymış gibi sunulan bugünkü "Yobaz kontrolünde yozlaşmış demokrasi" şartlarından daha üstün şartların yaşandığı günleri bile darbe anayasasının hazırlanmasına yön veren cunta'lı günlerde gördük; muhalefet partileri devletin kanalı TRT'de karşılıklı oturup tartışabiliyorlardı ve bu bir araya gelmeye bugün olduğu gibi bir olağanüstülük atfedilmiyordu.
Bu şartları bile oluşturamamış acizler; yeni anayasa sizin neyinize. Dünyanın neresinde görülmüş; hapiste yatanlardan kimlerin salıverileceği kararının iktidar ve muhalefet partilerinin liderlerinin bir araya gelerek verdikleri. Oysa mevcut anayasa ve ona bağlı kanuni düzenlemelere uyulması durumunda sıkıntı yoktur. Sıkıntı; anayasayı okuyor ancak anlamıyor ve umursamıyor olmanızdadır.

Sayın Bahçeli belge mi istiyorsunuz...?

Devlet Bahçeli diyor ya; "varsa elinizde belge, bilgi savcıya, mahkemeye verin"
Sayın Bahçeli bu resimde eğer senin yerine Özgür Özel varsa en büyük belge senin bu resimde olmayışının açıklamasıdır.
Özgür Özel'in kefil olduğu rahmetli Sinan Ateş'in kendisi ve ailesine siz neden kefil olmaktan imtina edersiniz; Türk milliyetçileri, ülkücü vicdan bunun açıklamasını bekliyor.

Erdoğan Aslıyüce abimin ardından...?


Erdoğan Aslıyüce abimin ardından...
Son derece ahlaklı, çalışkan ve üretken birisiydi. İmanının gücü buradan geliyor, inanmış ve adanmışlığı bu değerlere dayanıyordu.
Büyük gayret ve özverilerle "Yesevi Dergisi"ni çıkarıyordu. Dergiye aboneydim. Bir gün beni aradı "Mehmet'cim dergiyi artık çıkaramayacağız. Kalan abone bedeline karşılık olarak sana hazırladığım bir kitap setini gönderiyorum ne dersin" deyince içimde müthiş bir sızı oluştu. "Abi neden olmasın; kitap olsun da ne olursa olsun" derken o an içimi sızlatan gerçek Erdoğan abimin artık dergiyi çıkaracak yeterli enerjisinin kalmadığı zannımdı. Çok emek veriyor, çok yoruluyordu. Yaşı da bayağı ilerlemiş, sağlık sorunları yaşıyordu.
Türk milliyetçiliği liderliğine soyunup siyasi dolandırıcı çıkanların Türk milliyetçileri üzerine oluşturdukları olumsuz algıların yanında siyasi kimlikleri olmayıp da ahlak, dürüstlük ve imanın "liderliği" pozisyonunda olan Türk milliyetçisi isimlere örnek olsun diye içimden geçeni olduğu gibi anlatarak; artık ne kadar olacaksa algı değişimi adına bir anımı sizlerle paylaşmak istedim.
Ruhu şad mekanı cennet olsun değerli abimin.



5 Haziran 2024 Çarşamba

TUHAF ŞEYLER OLUYOR

Ne tuhaf; olmayan "Kürt sorunu"nu sadece cumhur ittifakı siyasi çıkarlarına matuf, güvenlikçi gerekçelerle sürekli kullanabilecekleri bir aparata dönüştürmek için DEM üzerinden devlet eliyle yaratılan bir sorun.
El insaf yahu; sistemi değiştirmeye cüret edip değiştiren cumhur ittifakının önceden HDP devamında DEM olarak varlığını devam ettiren bu yapıya geçit vermemek için isteselerdi gerekeni defalarca yapabilirlerdi ama dedim ya; aparat olarak kullanmak için yapılmamış, yapılmıyor.
Yapılan kayyum atamaları ile adeta uluslararası emperyalistlere ülkemiz üzerine yapacakları her türlü operasyonlar için zemin oluşturulmakta.
DEM ve daha öncesinde HDP belediyelerine kayyum atama gerekçeleri ne ise yasal düzenlemelerle aynıları doğrudan kapatma gerekçesi yapılsın olsun bitsin. Mahalli seçimlerin üzerinden henüz iki ay geçmemişken hemen kayyum atama söz konusu olmuşsa bunun nedenini seçilme şartlarının yasal süreçlerdeki eksikliklerin yasalarla bilerek ve isteyerek giderilmemiş olmasıdır.
Kanaatim o ki; BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) eş başkanının sorumluluğu dahilinde sözde "Kürdistan"ın Suriye ve Irak ayağında yaratılan fiili durum ile elde edilen coğrafyanın Türkiye ayağı tamamlamak isteniyor. Bunun fiili taleplerini DEM ile canlı tutarken DEM'e meşru gerekçeler sunmak için de devlet (cumhur ittifakı) eliyle kendilerine daha iki ay önce kazanılmış belediyelere kayyum atamak gibi benim kasıtlı diyebileceğim hatalar üzerine hatalar yapılıyor. Suç işleyen belediye başkanı ama ceza kazanılmış belediyeye kesiliyor.
Niçin sadece suçu işleyen cezalandırılmıyor çünkü "Kürt sorunu" için tahribatı yüksek "meşru" gerekçe oluşsun diye. Hakkari Belediye Başkanının görevden alınma nedenleri sıralanıyor; tamamen ve tamamen şahsını ilgilendiren, PKK ile ilişkili ve iltisaklı olma hallerinden bahsediliyor. Durum böyle olunca da DEM sözcüsü bunu fırsata çevirip "Kasıtlı Kürt düşmanlığı"ından bahsedebiliyor. Oysa belediye başkanını görevden alıp yerine meclis içinden bir başka isimin seçilmesi yoluna gidilseydi en meşru ve demokratik bir usul uygulanmış olurdu.
Velhasıl kelam; "Kürt sorunu"nu Kürtler yaratmıyor; BOP sorumluluğu ve eş başkanlığı dahilinde yaşanan sürecin doğal bir sonucu gelişen hal ve durumlardır.

''Türk Milleti'' mi ''Türkiye Milleti'' mi

Devlet Bahçeli'nin grup konuşmasında "Türkiye milleti" demesi dil sürçmesiymiş öyle mi...?

Hadi oradan!
Bizler şunu biliyor ve artık inanıyoruz ki; Türkiye'de Türk milletinin mukavemet göstereceği her türlü değişim, dönüşüm ve kırılmalarda ön alma ve açma işi Devlet Bahçeli marifeti ile MHP'de kanıksanmış biat kültürü sayesinde yapılmaktadır.
MHP tarafından, kültürel farklılıklara ve etnik azınlıklara dayalı özerklik taleplerine yol açacak ikiz yasaların imzalanması da mı dil sürçmesiydi.
Türk milliyetçilerinin manevi gıdalarını aldıkları Erciyes Kurultayı'nın yasaklaması da mı dil sürçmesiydi.
Banisinin rahmetli Alpaslan Türkeş'in olduğu geleneksel "Antalya Türk ve akraba Toplulukları Kurultayı"nın kaldırması da mı dil sürçmesiydi.
"T.C" rumuzunun kamu kurumları tabelalarından kaldırılmasına razı olmak da mı dil sürçmesiydi.
Türk çocuklarının körpecik yüreklerine Türklük gurur ve şuurunu nakşeden And'ımızın kaldırılmasına çanak tutup razı olmak da mı dil sürçmesiydi.
7 haziran 2015 genel seçimler sonrasında azınlığa düşen AKP iktidarı sonrasında istişafi görüşmelerle süreci heba edip koalisyon seçeneklerini boşa çıkararak seçimin yenilenmesi ile AKP'nin tekrar tek başına iktidara gelmesinin önünü açmak da mı dil sürçmesiydi.
Fiili durum yaratarak Anayasayı çiğneyen Recep Tayyip Erdoğan'ı anayasaya uymaya davet etmek gerekirken aksine Anayasayı onun fiili durumlarına uygun hale getirmeyi gündeme getirip "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi" denen ucube sistemi Türk milletinin başına musallat etmek de mi dil sürçmesiydi.
Ve nihayetinde...
Türk gençliğinin yetişmesinde büyük katkısı olan Ülkü Ocakları'nın akademisyen bir başkanı; rahmetli Sinan Ateş'in katledildiğinde "vah" dememek de mi bir dil sürçmesiydi.
Hiç kimse bana bütün bunların vuku bulması ve tecellisinde tesadüflerin, iyi niyetlerin olduğuna inandıramaz.
Özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçisi birisi olarak kızgın saca yatırıldığımı fark ederek kendimi dışarı atmayı başardım, ne mutlu bana.
Birisi çıksın, bana yukarıda kısmen örneklediğim yaşanmışlıkların Türk milliyetçiliği ideolojisi perspektifinden makul ve mantıklı nedenlerinin olduğunun izahını yapsın kendimi lanetleyeceğim "Ben ne alçak bir adammışım" diyeceğim.
Dikkatinizi çekmek isterim; Devlet Bahçeli'nin bu "Dil sürçmesi" her ne hikmetse cumhur ittifakının yeni bir anayasa yapılması gerekliliğini hararetle gündeme getirdikleri bir süreçte oluyur.

CHP'ye duyurulur

Biz İYİ PARTİ'ye öyle veya böyle çeşitli gerekçelerle aidiyet duyanlar olarak seçim arifesinde iç muhasebemizi yapıp, stratejik oy kullanmaya karar vermiş olabiliriz.
CHP'yi tercih etmişsek; buradan her türlü aidiyetimizle size dahil olduğumuz anlamını çıkararak cesaretlenip hala fütursuzluğunuzla İYİ PARTİ'ye operasyonlarınıza devam ederseniz bir strateji değişikliği ile sizi %25 oy bandınıza mahkum etmeyi de biliriz.
Dün seçim olsaydı; hala İYİ PARTİ'nin kayıtlı üyesi olarak oyumu gene CHP'ye verirdim ama bugün seçim olsa belki gene İYİ PARTİ'yi tercih etmeyebilirim ama oyumu CHP'ye kesinlikle ve kesinlikle vermem.
Rejim düşmanları ile aranızda normalleşme ve yumuşama seansları düzenlerken sanki diğer bir göreviniz de İYİ PARTİ'nin köküne kibrit suyu dökmekmiş gibi her grup toplantınızda İYİ PARTİ'den size katılım seremonileri düzenlemeniz sizin için sevindirici olabilir ama CHP'nin oy bardağını taşıran ve bugünlere taşıyan bizler, stratejik oy kullananları çok kırıyor, bilesiniz. Bence normalleşmeden önce siyasi ahlak ve etik değerleri öne çıkarıp bu yaptığınızı yapmamanız gerekirdi.
Oğlu henüz yeni boşanmış değerli bir komşunuzun gelinini hemen oğlunuza isteme nezaketsizliği, ayıbı gibi bir şey yaptığınız. Yapmanız gereken "Oğlum bize yakışmaz" demek olmalıydı.

Saç renginin değişimi

Meral Akşener hanım, ola ki Erdoğan ile kurduğunuz muhabbet sizi bir görevle ödüllendirmek şeklinde tebaruz ederse; 6'lı masanın tarafınızdan bilerek ve isteyerek Kılıçdaroğlu'na kaybettirmek, Erdoğan'a da kazandırmak üzere dağıttığınız iddiasını bizatihi kendi iradeniz ile doğrulamış olacaksınız.
Şunu en iyi bilen ve farkında olan önce siz olmalısınız; cumhur ittifakının birleşenlerine olan öfkemizin konsolide olmuş halimiz ile sizi bir yerlere taşıdık. Siz de kaybetmiş, bizler de kaybetmiş olabiliriz amma velakin evvelinden varsa içten bir pazarlığınız hakkımızı helal etmeyiz.
Kaybetmiş, siyaseten bitmiş tükenmiş olsanız dahi şaibesiz kabullenişiniz cumhur ittifakının sizi her türlü görevlendirme ve payeden daha onurlu ve eftal dir, tercih sizin; tarih nasıl olsa yazacak.

17 Mayıs 2024 Cuma

GÜNDEME DAİR

Serbest bırakılan 28 Şubat tutuklusu Çetin Doğan "Cumhurbaşkanı bana herhangi bir lütufta bulunmuş değil; sağlık raporum ile sabit olan sağlık durumuma bağlı anayasal hakkımı yine kendisinin anayasal görevi gereği bana kullandırmıştır" mealinde açıklama yaptı.
Çetin Doğan, Çevik Bir gibiler aslında siyasal İslamcıların davleti ele geçirmeleri için ihtiyaç duydukları suistimal alanlarını oluşturarak verdiklerini mücadelenin tam aksine en az her bir siyasal İslamcı kadar onların ideolojilerine hizmet etmişlerdir.
Ama yukarıdaki dik duruşunu takdir etmemek de mümkün değil. İnsanın kendi doğruları üzerine inanmışlıklarını ve adanmışlıklarını hep takdir etmişimdir.

Olmayanı oldurup sonra sorun yapmak

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçtiğimiz gün TBMM’deki partisinin grup toplantısında, “Türkiye’deki alevi-sünni çatışmasını, Türk-Kürt ayrışmasını çözecek olan, bu millet ve onun iradesidir. Bunun da sırrı, kız alıp kız vermekte, yeni bir Türkiye inşa etmektedir” ifadelerini kullanmıştı.

Size itiraf edeyim ki; Türk milliyetçisi olup da yine milliyetçi bir partinin liderinin böyle düşünmesi tüylerimi diken diken etti. Aklıma ilk gelen, cumhur ittifakının yeni bir anayasadan bahsederken o kastedilen anayasanın içine devleti Bahçeli'nin yukarıdaki ifadesinde sözde sorun diye dikkat çekerek, o soruna çözüm getirmek adına olmayan "Alevi'Sunni çatışması, Kürt-Türk ayrışması"nı bahane ederek tasarladıkları yeni anayasa ile özerklik ve federatif yapılanmaya yol mu açılmak isteniyor.
Ülkemizde Kürt-Türk ayrışması da, Alevi-Sünni çatışması da yoktur. Kendi ailem için söyleyebirim; Kürt'e kız verdik, Alevi'den kız aldık. Ailemize kattıkları zenginlik dışında karşılıklı olarak hiç bir rahatsızlığımız söz konusu olmamıştır. Bu anlamda Devlet Bahçeli resmen olmayan sorunlar üzerinden fitne yaratıyor.
Unutmayalım ki Devlet Bahçeli'nin MHP genel başbakanlığı ile mevcut ucube sistem de dahil olmak üzere ikiz yasaları imzalamakla başlayan; Türkiye'de yaşanan her kırılmanın tetikleyici Devlet Bahçeli olmuştur; tüylerimi diken diken eden korkumun temeli de buna dayanıyor.
Yahu biz Türk milliyetçileri değil miyiz; "Kürt-Türk kardeştir, ayrım yapan kalleştir. Aleviler Türklüğün mayasıdır" diyen. Peki şimdi ne oldu da durduk yerde Devlet Bahçeli milletin bu sosyolojisinden kaygılanır oldu.

Yusuf Halaçoğlu Hocamız ''Kutlu Partisi''ni kurmuş...?

Gene milliyetçi söylem ve iddialar adına bir parti daha kurulmuş, adı da "Kutlu Partisi"ymiş. Böyle giderse bir gün sıra bana da gelecek anlaşılan(!)
Yusuf Halacoğlu hocamızın başkanlığında kurulmuş. Aman hocam, sizin bu millete vereceğiniz en büyük hizmet bilim adamı olarak kalmanızdır. Ümit Özdağ hoca siyaset için bilim adamlığını kurban etti, sizin de aynı akibete uğramanıza gönlümüz razı olmaz.
Sayın hocam siz bilim adamısınız, size öğüt vermek haddimize düşmez ama önce baba sonra dede olduk ve yeterince de tecrübe sahibiyiz; Türk milliyetçileri olarak bölüne bölüne değil katıla katıla önce bütünleşme sonra da büyümeye ihtiyacımız var.
Niçin milliyetçilerin kendi arasında ittifakların kurulması denenmiyor ve niçin bunu misyon edinmeyip de en kolayını yani parti kurup daha da ayrışmayı tercih ediyorsunuz. Ne diyeyim, hemen aklıma ilk geleni söyleyeyim; partileşme düşüncesi olmadan "Milliyetçilerin bütünleşmesi platformu" gibi bir çabayı ortaya koysanız sonra milliyetçi sivil toplum örgütleri ve partileri bu çabaya dahil olmaya davet etseniz daha iyi olmaz mı. Bunu misyon etmeniz bilim adamlığınıza halel getiremeyeceği gibi bilakis daha da saygınlık kazandıracaktır.
Şahsen ne kadar başarılı olup olmayacağınız üzene düşüncemi beyan etmeden; doğrudan Türk milliyetçiliği referans kabul edip kurulacak olan hiç bir partiye olumlu bakmayacağımı ifade etmek isterim. Yeni partinin kurulması için uygun zemini hazırlayıp motive etmek için ne zamanımız ne de psikolojimiz müsait değil. Cumhuriyet tarihimizin en büyük siyasi dolandırıcılığına maruz kalmış insanlarız, bundan ötesi var mı.
Türk milliyetçileri açısından bugün elzem olan şey milliyetçi sivil toplum örgütleri ve partiler arasında diyalog kurmak, devamında koordinasyon kurulu oluşturup tek ses haline gelmek ve burada düşünceleri alıp fikir üreterek baskı unsuruna dönüşmektir.

Yumuşa yumuşa... nereye kadar?

İllet diyecekler
Zillet diyecekler
Sürtük diyecekler
PKK yöneticilerinin yanına genel başkanınızı montajlayıp sonra PKK'lı diyecekler...
Bir defa olsun "Sayın Kılıçdaroğlu" hitabında bulunmamış olacaklar...
Fetö ile izdivacın hazzını yaşayıp 15 Temmuz piçini peydahlayacaklar, etrafı beraber kırıp döküp sonra siz de dahil kendilerinden gayri herkese arsızca fetöcü diyecekler...
Ve yumuşayan gene de siz olacaksınız öyle mi.
"Alo, Özgür efendi uyan, uyan; seçim oldu siz kazandınız..." diye anons mu bekliyorsun.
Özgür efendi, İYİ PARTİ'nin kayıtlı üyesi olarak oyumu CHP'ye verdim. Ben oyumu özgül ağırlığının çok iyi farkında olarak kullandım. Dikkatinizi çekerim, bu yumuşama seromilerine devam ederseniz bilin ki; ilk fırsatta oyumun o özgül ağırlığı altında sizi çatır çatır ezerim(!)
Cumhur ittifakına "Aman efendim, zat-ı şahanelerinizin emir buyurdukları gibi istediğiniz şekilde ve kıvamda yumuşarız, yeter ki siz isteyin; zaten biz kazanmadık ki sadece siz bize şaka yaptınız" der gibisiniz.
"Ya adalet ya da kopsun kıyamet" sizden de beklediğimiz bir tavırdır. Konjonktür böyle istiyor; "Ayol yumuşayalım ki var olalım" tavrı hiç değildir.

Yine Sinan Ateş acımız üzerine

Sinan Ateş'in katlinde, mahiyetinizdeki azatlık kabul etmeyen iflah olmaz biatcı sözde "ülkücü"lere sorgulama yaptırmayıp, onları susturabilirsiniz ama iyi ki sosyal demokratlar var, demokrat Türk milliyetçileri var; onlar iz sürmeye devam ediyorlar, Allah razı olsun.
Umudum o ki; biatı tekmeleyip özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçileri olarak kendilerini ayrıştıranlar ile fikir namusuna sahip sosyal demokratların çabaları Sinan Ateş'in katledilmesinde dahili olanları, siyaset kurumu da dahil hepsini deşifre edecekler.
Vefasızlığınızın, şeytanlığınızın, hainliğinizin serseri "kurşunları" gelip sizi vuracak...inşallah.


30 Nisan 2024 Salı

İYİ PARTİ KONGE GÖZLEMİM

İYİ PARTİ'de kongreyi yenilikçiler değil statükocular kazanmıştır. Dolayısıyla partinin malum akıbetinden düzlüğe çıkarıp yeniden işlevsel hale gelmesi için tabanı motive edecek herhangi bir kaynak kalmadı.

Şahsen kendi adıma söyleyebilirim "ben de şu işe bir el atayım" duygumu harekete geçirebilecek heyecan veren bir değişiklik olmadı. Mehmet Tolga Akalın için daha önce düşüncelerimi yazmıştım; kendisi için ümitvardım o da beni yanılttı maalesef. Alelacele hemen ergenliğe yeni erimiş genç gibi Musavat Dervişoğlu'nun yanında gülücüklerle pozlar vermesi "kendisinde inanmışlık adanmışlık emareleri görüyor, seziyorum" cümlelerimi boşa çıkardı. Bizim kendisine atfettiğimiz inanmışlık ve adanmışlığını muhafaza edebilseydi siyasi geleceği daha güven verici ve parlak olabilirdi. Kendi adaylığının bile takipçisi olmayı beceremedi, daha ötesi var mı.
Ancak şunu da bilmeliyiz ki; evet, Meral Akşener'in büyük hataları oldu ve bu hataları o kadar aşikardı ki; partinin başarısızlığının kendisine bağlı olmayan farklı nedenleri de kendisi üzerine oluşan yoğunlaşma/linç nedeniyle yeterince fark edilip, görülüp, değerlendirilemedi.
Bu partili Cumhurbaşkanlığı ucube sistemin önce vesayetini oluşturup sonra kalıcı kılmak BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) gereğidir. Ve bu plana bat olabilecek her unsurun bertaraf edilmesi gerekiyordu, olup bitenler de bu minvaldedir. Meral Akşener hata yapmasaydı, farklı önlemler de alınmasaydı akıbet aşağı yukarı yine bugünkü gibi olacaktı.
Düzen, kendi içinde "kendini düzecek" yapılara (partilere) hukuki yapılar da olsa fırsat vermez. O nedenle kuruluş meşruiyetini bu düzene karşıtlığa dayandıran İYİ PARTİ'nin belki de en büyük yanlışı bu misyonunu aşikar etmiş olmasıydı. Sisteme/düzene kafa tutmak biraz da devrimci ruh kaynaklıdır ve "isyanı" gerektirir bunu ne cari hukuk ne de sistem ister.
Dikkatinizi çekmek isterim; AKP ve Erdoğan bile önce hukuki yoldan ama kitabına uydurularak siyasi olarak tek başlarına iktidar oldular ancak buna rağmen uzun süre muktedir olamadılar. Gerçek niyetlerini belli etmekten itina ile kaçırıp cemaat/fetö ile muktedir olana kadar sakladılar ve altın vuruşlarını da kendilerine olabildiğince alan açan 15 Temmuz ihanetinin sonuçlarına bağlı olarak yapıp sistemi değiştirdiler. Bu ihanetin neresinde ne kadar paylarının olduğunu da inşallah er veya geç gün gelecek hesabı sorulacaktır.
Çok garip gelecek belki ama Türk milliyetçiliğini bir siyasi yapı içinde parti olarak değil kendi nefsimizde bireysel yaşamak daha yapıcı olabilir mi? Bundan yıllar önce organize olmuş milliyetçi ruh bu devleti kurdu ancak bir türlü organize olamayan bugünkü milliyetçi ruh ise tam tersine başkalarının ihanetine aparat yapılarak negatif etkisini çok acı da olsa görüyoruz ve bu bizim acı gerçeğimiz artık. Belki de bu gerçeğimiz 31 martta oyumuzu kendimize değil CHP'ye verdirdi.
Velhasıl kelam düzene başkaldırı veya değişiklik talebi kravat takılarak olmayacağı gibi düzenden beslenenlerin düzeni değiştiremeyeceklerini de artık bilmemiz lazım.

İhanet edene niçin elini öptürürsün

Devlet Bahçeli'ye, Musavat Dervişoğlu'nu niçin tebrik etmediği sorulunca...
"Neden tebrik etmediğimi hepinizin huzurunda söylüyorum; ihaneti tebrik etmek bizim kitabımızda yazmaz"
İYİ PARTİ kurulup meclise girdiğinde Devlet Bahçeli'nin elini ilk öpen Musavat Dervişoğlu olmuştu.
Dolayısıyla Türk milliyetçileri olarak önümüze çıkarılıp sonra da bunların peşinden gidin denen insanlara kanmamak lazım.
O zaman sormak lazım değil mi; Musavat Dervişoğlu eğer ihanet ettiyse Devlet Bahçeli niçin "ihanetin" en tazeliğinde elini öptürdü veya Devlet Bahçeli'nin eli öpülesi saygınlığı var idiyse Musavat Dervişoğlu niçin MHP'den ayrıldı. El öpmek kabahatin özrü ise niçin MHP'ye dönmedi.
Velhasıl kelam bu tür çelişkiler yumağı sarıldıkça büyür gider ve yine şahsi tespitime çıkar işin sonu, o da; Türk milliyetçiliği siyasi olarak sürekli kontrol altında tutulmaktadır. Nasıl mı; devletin ve milletin ihtiyaç duyduğu koruma ve kollama refleksini gösterecek kadar varlığına müsaade edilirken buna mukabil devleti yönetmeye talip olacak kadar özgüvene sahip olmasına ve büyümesine müsaade edilmemektedir. El öpme, öptürme seremonisinden hain sıfatına savrulmalar da Türk milliyetçiliği siyasi varlığına ayar verme plan ve programında olan şeylerdir.
Özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçisi olmayı tercih edince ne hain olup efendinin elini öpersiniz, ne de efendi olup haine el öptürürsünüz vesselam.

22 Nisan 2024 Pazartesi

İYİ PARTİ KONGREYE GİDERKEN...?

Bizler İYİ PARTİ'nin kuruluş serüvenine; hele ki yıllarca MHP içinde bastırılarak köreltilen siyasi duygularımızın Meral Akşener farkındalığıyla yanardağ gibi aktif hale gelmesi; her birimiz için tarifi zor siyasi heyecanımızla sürece dahil olmamızı sağladı.

Amma velakin; iki kutuplu olarak dizayn edilen sözde demokrasimize bu denli heyecan yüklü bir siyasi yapılanmaya öyle veya böyle müsaade edilemezdi ve nitekim o minvalde de partinin hem içinden hem dışarıdan müdahalenin her türlüsü denendi, başarılı da oldular ama istedikleri sonuca hala ulaşabilmiş değiller.

İYİ PARTİ'yi düştüğü yerden kaldırıp büyütecek olan misyonundan vaz geçmemekte ısrar etmesi olacaktır ki; o da olağanüstü kongrede partinin kurulmasının meşru alt zeminini oluşturan gerekçeleri içselleştirip olabildiğince MHP'nin izdüşümü olmaktan uzak, vatan ve millet severlik paydasında bütünleşme ana ekseninde diğer farklılıkları ana ekseni zenginleştirici detaylar olarak gören bir genel başkanın seçilmesine ihtiyaç vardır. Meral Akşener de pekala bunu başarabilirdi ancak zaman, hakkında oluşmuş negatif algıları yıkıp düzlüğe çıkması için yeterli değil. İYİ PARTİ'yi dışarıdan takip etmesinin saygınlığını artıracağını, zedelenen itibarını tekrar kazanacağını düşünüyorum. Kendisini hep eleştiriyoruz ancak hangimiz aynı kumpaslara ve linçlere maruz kalmış olsaydık psikolojimizi muhafaza edip sağlıklı düşünebilirdik.
Yukarıda kendi duygu ve düşüncelerim doğrultusunda ifade etmeye çalıştığım İYİ PARTİ misyon ve vizyonuna ilişkin en anlaşılır açıklama duygu ve düşünceleri şimdiye kadar Meral Akşener'den bile değil Tolga Akalın'dan dinlediğimi düşünüyorum. Mehmet Tolga Akalın'ı yakinen tanımam ancak kendisini İYİ PARTİ'nin kuruluşuna meşruiyet kazandıran gerekçelere son derece vakıf olup içselleştirerek İYİ PARTİ misyonunu ve bundan hareketle vizyonunu en anlaşılır şekilde ifade edip anlatan birisi olduğunu gözlemliyorum. Tanıdığım adaylar arasında Tolga bey gibi cümleler kuranı görmedim, statükonun devamından öte partiyi iddialı bir konuma taşıyabilecek vizyona sahip olmadıklarını düşünüyorum.
"Güvenlikçi değil üretken ve inşa eden milliyetçiliği savunuyoruz" cümlesi ona ait olup yine kendisi adına farkındalık yaratan, beğendiğim bir ifade. Yine bir başka önemsediğim tarafı, milletvekili olmamasına rağmen olanların istifa ettiği bir süreçte yandı, bitti, kül oldu denilen partiye genel başkan olma isteğini külfete talip olan bir inanmışlığın ve adanmışlığın ifadesi olarak görüyorum. Şahsen tasavvur ettiğim İYİ PARTİ ve onunla hedeflenen Türkiye için farkındalık yaratabilecek, özgül ağırlığı yüksek "entelektüel milliyetçi" birisi olarak görüyor, beğeniyorum.

Müsavat Dervişoğlu taşra siyasetçisi görünümünü bir türlü aşamadı; hep buyurgan, asabi ve dominant. Koray Aydın, bulunduğu her yerde özgül ağırlığını hissettiren ancak birinci adam olup istediği neticeye varamamayı istikrarlı şekilde sürdürmüş birisi olup bundan sonra da farklı bir şey olmayacaktır. Gerek Koray Aydın, gerekse Müsavat Dervişoğlu'nun genel başkanlığındaki İYİ PARTİ'nin kurumsallığı statükonun devamı mahiyetinde olacağından hazine yardımının sürmesi ile bir süre daha varlığı devam eder sonra ömrünü tamamlar. İYİ PARTİ böyle bir akıbeti kesinlikle hak etmiyor.

8 Nisan 2024 Pazartesi

ŞİMDİ NE OLACAK

Geldiğimiz nokta itibariyle Meral Akşener tespitlerinde haklı olmasına rağmen ki; bunun en önemlisi Kılıçdaroğlu'nun kazanamayacak aday olmasını öngörmüş olmasıydı ancak bu öngörüsü üzerinden belirleyip sürdürdüğü her türlü stratejiyi yanlış kurguladı maalesef.

Kılıçdaroğlu ve CHP'nin egoistçe ısrarlarının aday tespitinde belirleyici olması; DEVA, GELECEK, SADET ve DP'ye kırka yakın rüşvet mahiyetinde vekil verilerek yanlarına alırken ittifakın ana birleşeni İYİ PARTİ'nin de kumpasla masa dışına atılması ve sonrasında seçimi kaybetmek de dahil yaşanan tüm olumsuzlukların 6'lı masanın dağılması üzerinden Meral Akşener'e bağlanması, bundan Kılıçdaroğlu'nun azade kılınarak gerek CHP gerekse cumhur ittifakı trol ordusunun linçine maruz kalması; bu vahameti istediği şekilde topluma anlatıp ikna edemeyip üstelik de mağdur olması Meral Akşener'in tabiri caizse kimyasını bozdu.
İşte bu noktadan sonra öfkesinin esiri olup duygularını kontrol edemeyerek intikam arayışına girdi ve her yere kılıç salladı. Bu kılıç sallama sadece CHP, İmamoğlu veya Mansur Yavaş'a karşı değil kendi partisindeki insanlara karşı da oldu. Ortaya koyduğu çelişkili davranışlarla büyük ölçüde güven kaybına uğradı ve bu güvensizlik kendi kayıtlı üyelerinin bile partisine oy vermemelerine neden oldu. CHP yönetimi ve Kılıçdaroğlu'nun millet ittifakının kazanması için 2023 genel seçimlerinde ortaya koyamadıkları sağ duyuyu İYİ PARTİ tabanı ortaya koyarak partilerinin genel seçime "tek başına ve müstakil" girme kararına rağmen cumhur ittifakına kaybettirme stratejini benimseyerek tercihlerini CHP'den yana kullanmışlardır. CHP'nin başarısında İYİ PARTİ tabanı büyük oranda belirleyici olmuştur. Mahalli seçim sonuçlarını CHP'nin başarısı olarak değil, cumhur ittifakı birleşenleri MHP ve AKP'nin kendilerine karşı oluşan kin ve öfkenin konsolide olabileceği en güçlü parti CHP olduğu için İYİ PARTİ seçmeni büyük ölçüde CHP'yi tercih etmiştir.
Ben şahsen CHP kazansın diye İmamoğlu'na oy vermedim, cumhur ittifakı kaybetsin diye CHP'ye oy verdim. Umarım CHP bunun farkında olarak hareket eder; "Aslında İYİ PARTİ'lilerin desteğine hiç de ihtiyacımız yokmuş" havasına girmezler.

Meral Hanım'ın seçimli olağanüstü kongrede aday olmaması doğru bir karardır. Aday olmayarak partisinin tekrar toparlanması için önünü açmıştır. İki kutuplu ucube sistemin def edilmesi için üçüncü yol arayışına ihtiyaç vardır ki; bunun da ilk talibi İYİ PARTİ olmuştur, yeni bir genel başkan yeni bir yapılanma ile taleplerini genel siyasete taşıyarak yeni bir farkındalık yaratıp tekrar çekim merkezi olabilir.

20 Mart 2024 Çarşamba

''BİZİ BIRAKIP GİDEMEZSİN''

''Bizi Bırakıp Gidemezsin Sen Bir Kurtarıcısın''

MHP bir parti, Devlet Bahçeli de onun genel başkanı öyle mi. Siz öyle sanın.
DSP ve Ecevit için aynı şeyi yaptı şimdi de AKP ve Erdoğan için aynı şeyi yaptı, yapmaya devam ediyor; sonsuz itaat, "hükümetleri koruma ve yaşatmadan sorumlu siyasi güvenlik kurumu".
Devlet Bahçeli Erdoğan için "Bizi bırakıp gidemezsin" diyor. Bu ifade kendini ve partisinin varlık nedenini inkar değil de nedir. O nedenle Türk milliyetçileri olarak orada olalım, burada olalım ama MHP'de olmanın hiç bir anlamı yoktur.
Oldu olacak her MHP'li devlet memuru olsun, MHP de "Siyasi güvenlik müsteşarlığı" şeklinde isim değişikliği ile bugünkü varlık ve icraatı ile uyumlu konuma getirilsin, Devlet Bahçeli de doğal olarak idare amiri olsun.
Başımıza taş mı yağacak, nedir bu; bir parti bir başka parti lideri için "Bizi bırakıp gidemezsin" diyor. Madem ki muhabbetiniz bu minvalde devam edecek, o halde haneleri birleştirin masraftan tasarruf olur.

Kılıçdaroğlu Ülkede Seçime Gidiliyor Sen Neredesin...?

Kılıçdaroğlu'nun dürüstlüğü üzerine çok yazdım ancak sinsiliği üzerine hiç yazmamıştım, şimdi yazıyorum; olabildiğince içten pazarlıklı, sinsi birisi olduğunu hep beraber yaşamakta olduğumuz mahalli seçim sürecinde daha iyi anlayabiliyoruz. Partisinin eski genel başkanı olup hala bürosundan dışarı çıkıp sahaya inmemesini nasıl yorumlayacağız. Kesinlikle iyi niyetli değil. Muhtemeldir ki; partisinin başarılı olmasını istemeyip 1 Nisan sonrası CHP de yapılacak muhtemel bir olağanüstü kongreye hazırlanıyor.
Böyle, içten pazarlıklı sinsi bir karakterin 6'lı masada masanın dört birleşeni ile gizli WhatsApp grubu kurup beşinci birleşeni kumpasa getirmiş olduğu şeklinde tespitte bulunmak hiç de zor değildi. Yaşanan vahametin müsebbibi olarak kumpasa getirilen Meral Akşener olarak bilinir, söylenir ve sürekli de tekrarlanır ancak asıl içten pazarlıklı sinsi Kılıçdaroğlu'nun rolü hiç dile getirilmez, bu da ayrı bir garabet durum.
Meral Akşener kalktığı masaya dönmeyerek cumhurbaşkanı adayı olduğunu ilan edip
uğradığı kumpası, müsebbibi olanların başına geçirebilirdi ama yapamadı, beceremeyerek belki de telafisi mümkün olmayan, büyük emekler vererek kurduğu partinin elinden kayıp gitmesine neden olacaktır.
1 Nisan sonrası siyasi kartların yeniden karılacak olması belki de üçüncü yol arayışını öne çıkaracak, Meral Akşener ve İYİ PARTİ'nin öngörüsü konuşulacak, bu da ayrı bir olasılık.

Sen Neymişsin be DEM

Millet ittifakının üzerine düşen gölgenden kaçmak için ayrıca bir efor sarf eden, sana da buyur geç demeyip karşı durarak siyaset yapan İYİ PARTİ'nin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi.

Anlaşılan o ki; sizin ilk siyasallaşmış yapınız olan HEP'i rahminde meclise taşıdığında CHP(SHP) Atatürk'ün hatırasına ihanet etmişti; o gün bu gün abad olamamış CHP'nin bundan sonra da olması mümkün değil.
Bu devletin kurucu kadrosu olan CHP'nin DEM güzellemesi ve sahiplenmesinin her zaman DEM'e sağladığı konjonktür onun her türlü siyasi pazarlıklarda kilit taşı olmasının önünü açarak eş zamanlı, zihinlerde "Kürt halkı" ve diğerleri ayrışmasına vesile olunmuştur. Yukarıda dedim ya; bu günahın belki de tek sorumlusu CHP dir.
CHP'nin Afyon Belediye Başkanı adayının DEM'in kendi siyasi konjonktürünü pazarlık konusu yapmasını protesto ederek "Size kapımız kapalı olacak" demesine DEM'in tepkisini anladık da CHP'nin topyekun DEM zihniyetli refleksini anlamak mümkün değil.
Ne kadar çelişkili durum; bizler DEM'in CHP değerleri ile bütünleşmesini beklerken aksine CHP, DEM ile aynileşme sürecine girdi. CHP Afyon Belediye başkan adayı Burcu Köksal'ın DEM çıkışı CHP'nin bu değişim ve dönüşümüne bir anlamda isyandır. Kendisini tebrik ediyorum; Türk milletinin ortak hissiyatını dile getirmiştir.

Siyasetten soğumak

Bizim siyasetin içinde olmamız veya takip etmemiz kirlenmek için değil; ülkemiz ve milletimiz için ülkü edindiğimiz değerler minvalinde fayda sağlamaktı.
Siyasetin belirleyici aktörlerinin ahlak, etik değerler anlamında asgari insani ve vicdani davranışlarının bile sıradan bir hayvanın refleksi/güdüsü kadar bile istikrarı söz konusu değil; köpek hep kediyi kovalar, kedi ise hep fareyi değil mi, ya siyasetçi; kendisine şerefsiz, alçak diyene koltuğunu korumak için bir süre sonra "Ne vereyim abime" arsızlık ve yüzsüzlüğü genel hal oldu. Doğal olarak bu tür seviyesizlik ve mezhep genişliği nedeniyle ilgi ve alakamız her geçen gün nefrete dönüştü.
Çamura bulaşmamak, kirlenmemek için paçalarımı kutlayıp koşarak kaçmak istiyorum. Zaten siyaset kurumu bizi kursağından dışarıya safra olarak atalı epey zaman oldu; yaramadık, midelerine dokunduk.

Bir tavuk besliyorsun, yemini verip folluk yapıyorsun ama o hep gidip başkasının folluğuna yumurtluyor. Parti kuruluyor tüm iradesi birileri tarafından gasp edilip bir başka partinin emellerine peşkeş çekiliyor.
Aynı duygu ve düşünceler ortak paydasında birleşip bir parti kurup kurumsal kimlik kazanılıyor ama ucube sistemin dayattığı kendine has yapısı gereği kendisi dışında her şey olmaya zorlanıyor; çocuk olsun da kimden olursa olsun der gibi insana dair ahlaksızlığı bu ucube sistemin genel ahlaksızlığına dönüşüyor. İşin garibi bu siyasi ahlaksızlığa karşı argüman geliştirme duygu ve düşüncesi de linç ediliyor.
O tavuğu besleme ahmaklığında ısrar etmek değil, kafasını koparmak nasıl ki elzemse aidiyet duyularak dahil olunan parti bir başka partinin aparatı olmayı değişmeyen bir gerçeğe dünüştürüp kaderi haline getirmişse o aidiyeti hemen terk ederek uzaklaşmak lazım. Bunu, dayatılmak istenen ucube sisteme karşı verilen erdemli bireysel bir savaş olarak görmek lazım.
Kurumsal kimliği, bir partinin eteğine tutunarak görünür kılıp korumak mümkün değil; eteğin altı hoş ve güzel bulunmuşsa şayet gayri meşruluğa ne gerek var; siyasi nikah kıyılıp birleşilir, böylece sistemin ruhuna uygun olarak ittifak usulüne namus duvağı giydirilmiş olur. Bence bunu yapmak daha namusluca olur.

28 Şubat sürecine dair

28 Şubat malum süreçte yapılanları hiç bir zaman tasvip etmediğim gibi bu sürecin mimarlarının murad ettiklerinin tam aksine muhafazakar ya da dindar başörtülü öğrenciler ile modern veya seküler öğrencilerin öğrenci olma ortak paydasında bir araya gelerek ortak sosyoloji oluşturmalarının karşılıklı çok faydasının olabileceği görüşümü hem anlattım hem yazdım. Çünkü aynı anda, aynı mekanda her iki ama farklı sosyolojiye ait insanın beraber alacakları aynı çağdaş eğitim ve öğrenimin yaratacağı empati yapma imkanı hiç şüphesiz zamanla karşılıklı sempatinin oluşmasını da sağlayacaktı.

Ancak amaç tabi ki bu değildi... !
28 Şubat süreci, ABD'nin BOP projesi için gerekli olan şartların oluşması yani "kadayıfın altının kızarması" için düşünülmüş olup; Erdoğan'ın liderliğinde, Fetö'nün organizasyonu ile kurulacak olan AKP için zemin oluşsun diye muhafazakar ve dindar kesimin tahrik edilerek oylarının bir kutupta konsolide edilmesi düşünülüp uygulamaya konulmuş bir süreçtir.