5 Haziran 2024 Çarşamba

TUHAF ŞEYLER OLUYOR

Ne tuhaf; olmayan "Kürt sorunu"nu sadece cumhur ittifakı siyasi çıkarlarına matuf, güvenlikçi gerekçelerle sürekli kullanabilecekleri bir aparata dönüştürmek için DEM üzerinden devlet eliyle yaratılan bir sorun.
El insaf yahu; sistemi değiştirmeye cüret edip değiştiren cumhur ittifakının önceden HDP devamında DEM olarak varlığını devam ettiren bu yapıya geçit vermemek için isteselerdi gerekeni defalarca yapabilirlerdi ama dedim ya; aparat olarak kullanmak için yapılmamış, yapılmıyor.
Yapılan kayyum atamaları ile adeta uluslararası emperyalistlere ülkemiz üzerine yapacakları her türlü operasyonlar için zemin oluşturulmakta.
DEM ve daha öncesinde HDP belediyelerine kayyum atama gerekçeleri ne ise yasal düzenlemelerle aynıları doğrudan kapatma gerekçesi yapılsın olsun bitsin. Mahalli seçimlerin üzerinden henüz iki ay geçmemişken hemen kayyum atama söz konusu olmuşsa bunun nedenini seçilme şartlarının yasal süreçlerdeki eksikliklerin yasalarla bilerek ve isteyerek giderilmemiş olmasıdır.
Kanaatim o ki; BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) eş başkanının sorumluluğu dahilinde sözde "Kürdistan"ın Suriye ve Irak ayağında yaratılan fiili durum ile elde edilen coğrafyanın Türkiye ayağı tamamlamak isteniyor. Bunun fiili taleplerini DEM ile canlı tutarken DEM'e meşru gerekçeler sunmak için de devlet (cumhur ittifakı) eliyle kendilerine daha iki ay önce kazanılmış belediyelere kayyum atamak gibi benim kasıtlı diyebileceğim hatalar üzerine hatalar yapılıyor. Suç işleyen belediye başkanı ama ceza kazanılmış belediyeye kesiliyor.
Niçin sadece suçu işleyen cezalandırılmıyor çünkü "Kürt sorunu" için tahribatı yüksek "meşru" gerekçe oluşsun diye. Hakkari Belediye Başkanının görevden alınma nedenleri sıralanıyor; tamamen ve tamamen şahsını ilgilendiren, PKK ile ilişkili ve iltisaklı olma hallerinden bahsediliyor. Durum böyle olunca da DEM sözcüsü bunu fırsata çevirip "Kasıtlı Kürt düşmanlığı"ından bahsedebiliyor. Oysa belediye başkanını görevden alıp yerine meclis içinden bir başka isimin seçilmesi yoluna gidilseydi en meşru ve demokratik bir usul uygulanmış olurdu.
Velhasıl kelam; "Kürt sorunu"nu Kürtler yaratmıyor; BOP sorumluluğu ve eş başkanlığı dahilinde yaşanan sürecin doğal bir sonucu gelişen hal ve durumlardır.

''Türk Milleti'' mi ''Türkiye Milleti'' mi

Devlet Bahçeli'nin grup konuşmasında "Türkiye milleti" demesi dil sürçmesiymiş öyle mi...?

Hadi oradan!
Bizler şunu biliyor ve artık inanıyoruz ki; Türkiye'de Türk milletinin mukavemet göstereceği her türlü değişim, dönüşüm ve kırılmalarda ön alma ve açma işi Devlet Bahçeli marifeti ile MHP'de kanıksanmış biat kültürü sayesinde yapılmaktadır.
MHP tarafından, kültürel farklılıklara ve etnik azınlıklara dayalı özerklik taleplerine yol açacak ikiz yasaların imzalanması da mı dil sürçmesiydi.
Türk milliyetçilerinin manevi gıdalarını aldıkları Erciyes Kurultayı'nın yasaklaması da mı dil sürçmesiydi.
Banisinin rahmetli Alpaslan Türkeş'in olduğu geleneksel "Antalya Türk ve akraba Toplulukları Kurultayı"nın kaldırması da mı dil sürçmesiydi.
"T.C" rumuzunun kamu kurumları tabelalarından kaldırılmasına razı olmak da mı dil sürçmesiydi.
Türk çocuklarının körpecik yüreklerine Türklük gurur ve şuurunu nakşeden And'ımızın kaldırılmasına çanak tutup razı olmak da mı dil sürçmesiydi.
7 haziran 2015 genel seçimler sonrasında azınlığa düşen AKP iktidarı sonrasında istişafi görüşmelerle süreci heba edip koalisyon seçeneklerini boşa çıkararak seçimin yenilenmesi ile AKP'nin tekrar tek başına iktidara gelmesinin önünü açmak da mı dil sürçmesiydi.
Fiili durum yaratarak Anayasayı çiğneyen Recep Tayyip Erdoğan'ı anayasaya uymaya davet etmek gerekirken aksine Anayasayı onun fiili durumlarına uygun hale getirmeyi gündeme getirip "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi" denen ucube sistemi Türk milletinin başına musallat etmek de mi dil sürçmesiydi.
Ve nihayetinde...
Türk gençliğinin yetişmesinde büyük katkısı olan Ülkü Ocakları'nın akademisyen bir başkanı; rahmetli Sinan Ateş'in katledildiğinde "vah" dememek de mi bir dil sürçmesiydi.
Hiç kimse bana bütün bunların vuku bulması ve tecellisinde tesadüflerin, iyi niyetlerin olduğuna inandıramaz.
Özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçisi birisi olarak kızgın saca yatırıldığımı fark ederek kendimi dışarı atmayı başardım, ne mutlu bana.
Birisi çıksın, bana yukarıda kısmen örneklediğim yaşanmışlıkların Türk milliyetçiliği ideolojisi perspektifinden makul ve mantıklı nedenlerinin olduğunun izahını yapsın kendimi lanetleyeceğim "Ben ne alçak bir adammışım" diyeceğim.
Dikkatinizi çekmek isterim; Devlet Bahçeli'nin bu "Dil sürçmesi" her ne hikmetse cumhur ittifakının yeni bir anayasa yapılması gerekliliğini hararetle gündeme getirdikleri bir süreçte oluyur.

CHP'ye duyurulur

Biz İYİ PARTİ'ye öyle veya böyle çeşitli gerekçelerle aidiyet duyanlar olarak seçim arifesinde iç muhasebemizi yapıp, stratejik oy kullanmaya karar vermiş olabiliriz.
CHP'yi tercih etmişsek; buradan her türlü aidiyetimizle size dahil olduğumuz anlamını çıkararak cesaretlenip hala fütursuzluğunuzla İYİ PARTİ'ye operasyonlarınıza devam ederseniz bir strateji değişikliği ile sizi %25 oy bandınıza mahkum etmeyi de biliriz.
Dün seçim olsaydı; hala İYİ PARTİ'nin kayıtlı üyesi olarak oyumu gene CHP'ye verirdim ama bugün seçim olsa belki gene İYİ PARTİ'yi tercih etmeyebilirim ama oyumu CHP'ye kesinlikle ve kesinlikle vermem.
Rejim düşmanları ile aranızda normalleşme ve yumuşama seansları düzenlerken sanki diğer bir göreviniz de İYİ PARTİ'nin köküne kibrit suyu dökmekmiş gibi her grup toplantınızda İYİ PARTİ'den size katılım seremonileri düzenlemeniz sizin için sevindirici olabilir ama CHP'nin oy bardağını taşıran ve bugünlere taşıyan bizler, stratejik oy kullananları çok kırıyor, bilesiniz. Bence normalleşmeden önce siyasi ahlak ve etik değerleri öne çıkarıp bu yaptığınızı yapmamanız gerekirdi.
Oğlu henüz yeni boşanmış değerli bir komşunuzun gelinini hemen oğlunuza isteme nezaketsizliği, ayıbı gibi bir şey yaptığınız. Yapmanız gereken "Oğlum bize yakışmaz" demek olmalıydı.

Saç renginin değişimi

Meral Akşener hanım, ola ki Erdoğan ile kurduğunuz muhabbet sizi bir görevle ödüllendirmek şeklinde tebaruz ederse; 6'lı masanın tarafınızdan bilerek ve isteyerek Kılıçdaroğlu'na kaybettirmek, Erdoğan'a da kazandırmak üzere dağıttığınız iddiasını bizatihi kendi iradeniz ile doğrulamış olacaksınız.
Şunu en iyi bilen ve farkında olan önce siz olmalısınız; cumhur ittifakının birleşenlerine olan öfkemizin konsolide olmuş halimiz ile sizi bir yerlere taşıdık. Siz de kaybetmiş, bizler de kaybetmiş olabiliriz amma velakin evvelinden varsa içten bir pazarlığınız hakkımızı helal etmeyiz.
Kaybetmiş, siyaseten bitmiş tükenmiş olsanız dahi şaibesiz kabullenişiniz cumhur ittifakının sizi her türlü görevlendirme ve payeden daha onurlu ve eftal dir, tercih sizin; tarih nasıl olsa yazacak.

17 Mayıs 2024 Cuma

GÜNDEME DAİR

Serbest bırakılan 28 Şubat tutuklusu Çetin Doğan "Cumhurbaşkanı bana herhangi bir lütufta bulunmuş değil; sağlık raporum ile sabit olan sağlık durumuma bağlı anayasal hakkımı yine kendisinin anayasal görevi gereği bana kullandırmıştır" mealinde açıklama yaptı.
Çetin Doğan, Çevik Bir gibiler aslında siyasal İslamcıların davleti ele geçirmeleri için ihtiyaç duydukları suistimal alanlarını oluşturarak verdiklerini mücadelenin tam aksine en az her bir siyasal İslamcı kadar onların ideolojilerine hizmet etmişlerdir.
Ama yukarıdaki dik duruşunu takdir etmemek de mümkün değil. İnsanın kendi doğruları üzerine inanmışlıklarını ve adanmışlıklarını hep takdir etmişimdir.

Olmayanı oldurup sonra sorun yapmak

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçtiğimiz gün TBMM’deki partisinin grup toplantısında, “Türkiye’deki alevi-sünni çatışmasını, Türk-Kürt ayrışmasını çözecek olan, bu millet ve onun iradesidir. Bunun da sırrı, kız alıp kız vermekte, yeni bir Türkiye inşa etmektedir” ifadelerini kullanmıştı.

Size itiraf edeyim ki; Türk milliyetçisi olup da yine milliyetçi bir partinin liderinin böyle düşünmesi tüylerimi diken diken etti. Aklıma ilk gelen, cumhur ittifakının yeni bir anayasadan bahsederken o kastedilen anayasanın içine devleti Bahçeli'nin yukarıdaki ifadesinde sözde sorun diye dikkat çekerek, o soruna çözüm getirmek adına olmayan "Alevi'Sunni çatışması, Kürt-Türk ayrışması"nı bahane ederek tasarladıkları yeni anayasa ile özerklik ve federatif yapılanmaya yol mu açılmak isteniyor.
Ülkemizde Kürt-Türk ayrışması da, Alevi-Sünni çatışması da yoktur. Kendi ailem için söyleyebirim; Kürt'e kız verdik, Alevi'den kız aldık. Ailemize kattıkları zenginlik dışında karşılıklı olarak hiç bir rahatsızlığımız söz konusu olmamıştır. Bu anlamda Devlet Bahçeli resmen olmayan sorunlar üzerinden fitne yaratıyor.
Unutmayalım ki Devlet Bahçeli'nin MHP genel başbakanlığı ile mevcut ucube sistem de dahil olmak üzere ikiz yasaları imzalamakla başlayan; Türkiye'de yaşanan her kırılmanın tetikleyici Devlet Bahçeli olmuştur; tüylerimi diken diken eden korkumun temeli de buna dayanıyor.
Yahu biz Türk milliyetçileri değil miyiz; "Kürt-Türk kardeştir, ayrım yapan kalleştir. Aleviler Türklüğün mayasıdır" diyen. Peki şimdi ne oldu da durduk yerde Devlet Bahçeli milletin bu sosyolojisinden kaygılanır oldu.

Yusuf Halaçoğlu Hocamız ''Kutlu Partisi''ni kurmuş...?

Gene milliyetçi söylem ve iddialar adına bir parti daha kurulmuş, adı da "Kutlu Partisi"ymiş. Böyle giderse bir gün sıra bana da gelecek anlaşılan(!)
Yusuf Halacoğlu hocamızın başkanlığında kurulmuş. Aman hocam, sizin bu millete vereceğiniz en büyük hizmet bilim adamı olarak kalmanızdır. Ümit Özdağ hoca siyaset için bilim adamlığını kurban etti, sizin de aynı akibete uğramanıza gönlümüz razı olmaz.
Sayın hocam siz bilim adamısınız, size öğüt vermek haddimize düşmez ama önce baba sonra dede olduk ve yeterince de tecrübe sahibiyiz; Türk milliyetçileri olarak bölüne bölüne değil katıla katıla önce bütünleşme sonra da büyümeye ihtiyacımız var.
Niçin milliyetçilerin kendi arasında ittifakların kurulması denenmiyor ve niçin bunu misyon edinmeyip de en kolayını yani parti kurup daha da ayrışmayı tercih ediyorsunuz. Ne diyeyim, hemen aklıma ilk geleni söyleyeyim; partileşme düşüncesi olmadan "Milliyetçilerin bütünleşmesi platformu" gibi bir çabayı ortaya koysanız sonra milliyetçi sivil toplum örgütleri ve partileri bu çabaya dahil olmaya davet etseniz daha iyi olmaz mı. Bunu misyon etmeniz bilim adamlığınıza halel getiremeyeceği gibi bilakis daha da saygınlık kazandıracaktır.
Şahsen ne kadar başarılı olup olmayacağınız üzene düşüncemi beyan etmeden; doğrudan Türk milliyetçiliği referans kabul edip kurulacak olan hiç bir partiye olumlu bakmayacağımı ifade etmek isterim. Yeni partinin kurulması için uygun zemini hazırlayıp motive etmek için ne zamanımız ne de psikolojimiz müsait değil. Cumhuriyet tarihimizin en büyük siyasi dolandırıcılığına maruz kalmış insanlarız, bundan ötesi var mı.
Türk milliyetçileri açısından bugün elzem olan şey milliyetçi sivil toplum örgütleri ve partiler arasında diyalog kurmak, devamında koordinasyon kurulu oluşturup tek ses haline gelmek ve burada düşünceleri alıp fikir üreterek baskı unsuruna dönüşmektir.

Yumuşa yumuşa... nereye kadar?

İllet diyecekler
Zillet diyecekler
Sürtük diyecekler
PKK yöneticilerinin yanına genel başkanınızı montajlayıp sonra PKK'lı diyecekler...
Bir defa olsun "Sayın Kılıçdaroğlu" hitabında bulunmamış olacaklar...
Fetö ile izdivacın hazzını yaşayıp 15 Temmuz piçini peydahlayacaklar, etrafı beraber kırıp döküp sonra siz de dahil kendilerinden gayri herkese arsızca fetöcü diyecekler...
Ve yumuşayan gene de siz olacaksınız öyle mi.
"Alo, Özgür efendi uyan, uyan; seçim oldu siz kazandınız..." diye anons mu bekliyorsun.
Özgür efendi, İYİ PARTİ'nin kayıtlı üyesi olarak oyumu CHP'ye verdim. Ben oyumu özgül ağırlığının çok iyi farkında olarak kullandım. Dikkatinizi çekerim, bu yumuşama seromilerine devam ederseniz bilin ki; ilk fırsatta oyumun o özgül ağırlığı altında sizi çatır çatır ezerim(!)
Cumhur ittifakına "Aman efendim, zat-ı şahanelerinizin emir buyurdukları gibi istediğiniz şekilde ve kıvamda yumuşarız, yeter ki siz isteyin; zaten biz kazanmadık ki sadece siz bize şaka yaptınız" der gibisiniz.
"Ya adalet ya da kopsun kıyamet" sizden de beklediğimiz bir tavırdır. Konjonktür böyle istiyor; "Ayol yumuşayalım ki var olalım" tavrı hiç değildir.

Yine Sinan Ateş acımız üzerine

Sinan Ateş'in katlinde, mahiyetinizdeki azatlık kabul etmeyen iflah olmaz biatcı sözde "ülkücü"lere sorgulama yaptırmayıp, onları susturabilirsiniz ama iyi ki sosyal demokratlar var, demokrat Türk milliyetçileri var; onlar iz sürmeye devam ediyorlar, Allah razı olsun.
Umudum o ki; biatı tekmeleyip özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçileri olarak kendilerini ayrıştıranlar ile fikir namusuna sahip sosyal demokratların çabaları Sinan Ateş'in katledilmesinde dahili olanları, siyaset kurumu da dahil hepsini deşifre edecekler.
Vefasızlığınızın, şeytanlığınızın, hainliğinizin serseri "kurşunları" gelip sizi vuracak...inşallah.


30 Nisan 2024 Salı

İYİ PARTİ KONGE GÖZLEMİM

İYİ PARTİ'de kongreyi yenilikçiler değil statükocular kazanmıştır. Dolayısıyla partinin malum akıbetinden düzlüğe çıkarıp yeniden işlevsel hale gelmesi için tabanı motive edecek herhangi bir kaynak kalmadı.

Şahsen kendi adıma söyleyebilirim "ben de şu işe bir el atayım" duygumu harekete geçirebilecek heyecan veren bir değişiklik olmadı. Mehmet Tolga Akalın için daha önce düşüncelerimi yazmıştım; kendisi için ümitvardım o da beni yanılttı maalesef. Alelacele hemen ergenliğe yeni erimiş genç gibi Musavat Dervişoğlu'nun yanında gülücüklerle pozlar vermesi "kendisinde inanmışlık adanmışlık emareleri görüyor, seziyorum" cümlelerimi boşa çıkardı. Bizim kendisine atfettiğimiz inanmışlık ve adanmışlığını muhafaza edebilseydi siyasi geleceği daha güven verici ve parlak olabilirdi. Kendi adaylığının bile takipçisi olmayı beceremedi, daha ötesi var mı.
Ancak şunu da bilmeliyiz ki; evet, Meral Akşener'in büyük hataları oldu ve bu hataları o kadar aşikardı ki; partinin başarısızlığının kendisine bağlı olmayan farklı nedenleri de kendisi üzerine oluşan yoğunlaşma/linç nedeniyle yeterince fark edilip, görülüp, değerlendirilemedi.
Bu partili Cumhurbaşkanlığı ucube sistemin önce vesayetini oluşturup sonra kalıcı kılmak BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) gereğidir. Ve bu plana bat olabilecek her unsurun bertaraf edilmesi gerekiyordu, olup bitenler de bu minvaldedir. Meral Akşener hata yapmasaydı, farklı önlemler de alınmasaydı akıbet aşağı yukarı yine bugünkü gibi olacaktı.
Düzen, kendi içinde "kendini düzecek" yapılara (partilere) hukuki yapılar da olsa fırsat vermez. O nedenle kuruluş meşruiyetini bu düzene karşıtlığa dayandıran İYİ PARTİ'nin belki de en büyük yanlışı bu misyonunu aşikar etmiş olmasıydı. Sisteme/düzene kafa tutmak biraz da devrimci ruh kaynaklıdır ve "isyanı" gerektirir bunu ne cari hukuk ne de sistem ister.
Dikkatinizi çekmek isterim; AKP ve Erdoğan bile önce hukuki yoldan ama kitabına uydurularak siyasi olarak tek başlarına iktidar oldular ancak buna rağmen uzun süre muktedir olamadılar. Gerçek niyetlerini belli etmekten itina ile kaçırıp cemaat/fetö ile muktedir olana kadar sakladılar ve altın vuruşlarını da kendilerine olabildiğince alan açan 15 Temmuz ihanetinin sonuçlarına bağlı olarak yapıp sistemi değiştirdiler. Bu ihanetin neresinde ne kadar paylarının olduğunu da inşallah er veya geç gün gelecek hesabı sorulacaktır.
Çok garip gelecek belki ama Türk milliyetçiliğini bir siyasi yapı içinde parti olarak değil kendi nefsimizde bireysel yaşamak daha yapıcı olabilir mi? Bundan yıllar önce organize olmuş milliyetçi ruh bu devleti kurdu ancak bir türlü organize olamayan bugünkü milliyetçi ruh ise tam tersine başkalarının ihanetine aparat yapılarak negatif etkisini çok acı da olsa görüyoruz ve bu bizim acı gerçeğimiz artık. Belki de bu gerçeğimiz 31 martta oyumuzu kendimize değil CHP'ye verdirdi.
Velhasıl kelam düzene başkaldırı veya değişiklik talebi kravat takılarak olmayacağı gibi düzenden beslenenlerin düzeni değiştiremeyeceklerini de artık bilmemiz lazım.

İhanet edene niçin elini öptürürsün

Devlet Bahçeli'ye, Musavat Dervişoğlu'nu niçin tebrik etmediği sorulunca...
"Neden tebrik etmediğimi hepinizin huzurunda söylüyorum; ihaneti tebrik etmek bizim kitabımızda yazmaz"
İYİ PARTİ kurulup meclise girdiğinde Devlet Bahçeli'nin elini ilk öpen Musavat Dervişoğlu olmuştu.
Dolayısıyla Türk milliyetçileri olarak önümüze çıkarılıp sonra da bunların peşinden gidin denen insanlara kanmamak lazım.
O zaman sormak lazım değil mi; Musavat Dervişoğlu eğer ihanet ettiyse Devlet Bahçeli niçin "ihanetin" en tazeliğinde elini öptürdü veya Devlet Bahçeli'nin eli öpülesi saygınlığı var idiyse Musavat Dervişoğlu niçin MHP'den ayrıldı. El öpmek kabahatin özrü ise niçin MHP'ye dönmedi.
Velhasıl kelam bu tür çelişkiler yumağı sarıldıkça büyür gider ve yine şahsi tespitime çıkar işin sonu, o da; Türk milliyetçiliği siyasi olarak sürekli kontrol altında tutulmaktadır. Nasıl mı; devletin ve milletin ihtiyaç duyduğu koruma ve kollama refleksini gösterecek kadar varlığına müsaade edilirken buna mukabil devleti yönetmeye talip olacak kadar özgüvene sahip olmasına ve büyümesine müsaade edilmemektedir. El öpme, öptürme seremonisinden hain sıfatına savrulmalar da Türk milliyetçiliği siyasi varlığına ayar verme plan ve programında olan şeylerdir.
Özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçisi olmayı tercih edince ne hain olup efendinin elini öpersiniz, ne de efendi olup haine el öptürürsünüz vesselam.

22 Nisan 2024 Pazartesi

İYİ PARTİ KONGREYE GİDERKEN...?

Bizler İYİ PARTİ'nin kuruluş serüvenine; hele ki yıllarca MHP içinde bastırılarak köreltilen siyasi duygularımızın Meral Akşener farkındalığıyla yanardağ gibi aktif hale gelmesi; her birimiz için tarifi zor siyasi heyecanımızla sürece dahil olmamızı sağladı.

Amma velakin; iki kutuplu olarak dizayn edilen sözde demokrasimize bu denli heyecan yüklü bir siyasi yapılanmaya öyle veya böyle müsaade edilemezdi ve nitekim o minvalde de partinin hem içinden hem dışarıdan müdahalenin her türlüsü denendi, başarılı da oldular ama istedikleri sonuca hala ulaşabilmiş değiller.

İYİ PARTİ'yi düştüğü yerden kaldırıp büyütecek olan misyonundan vaz geçmemekte ısrar etmesi olacaktır ki; o da olağanüstü kongrede partinin kurulmasının meşru alt zeminini oluşturan gerekçeleri içselleştirip olabildiğince MHP'nin izdüşümü olmaktan uzak, vatan ve millet severlik paydasında bütünleşme ana ekseninde diğer farklılıkları ana ekseni zenginleştirici detaylar olarak gören bir genel başkanın seçilmesine ihtiyaç vardır. Meral Akşener de pekala bunu başarabilirdi ancak zaman, hakkında oluşmuş negatif algıları yıkıp düzlüğe çıkması için yeterli değil. İYİ PARTİ'yi dışarıdan takip etmesinin saygınlığını artıracağını, zedelenen itibarını tekrar kazanacağını düşünüyorum. Kendisini hep eleştiriyoruz ancak hangimiz aynı kumpaslara ve linçlere maruz kalmış olsaydık psikolojimizi muhafaza edip sağlıklı düşünebilirdik.
Yukarıda kendi duygu ve düşüncelerim doğrultusunda ifade etmeye çalıştığım İYİ PARTİ misyon ve vizyonuna ilişkin en anlaşılır açıklama duygu ve düşünceleri şimdiye kadar Meral Akşener'den bile değil Tolga Akalın'dan dinlediğimi düşünüyorum. Mehmet Tolga Akalın'ı yakinen tanımam ancak kendisini İYİ PARTİ'nin kuruluşuna meşruiyet kazandıran gerekçelere son derece vakıf olup içselleştirerek İYİ PARTİ misyonunu ve bundan hareketle vizyonunu en anlaşılır şekilde ifade edip anlatan birisi olduğunu gözlemliyorum. Tanıdığım adaylar arasında Tolga bey gibi cümleler kuranı görmedim, statükonun devamından öte partiyi iddialı bir konuma taşıyabilecek vizyona sahip olmadıklarını düşünüyorum.
"Güvenlikçi değil üretken ve inşa eden milliyetçiliği savunuyoruz" cümlesi ona ait olup yine kendisi adına farkındalık yaratan, beğendiğim bir ifade. Yine bir başka önemsediğim tarafı, milletvekili olmamasına rağmen olanların istifa ettiği bir süreçte yandı, bitti, kül oldu denilen partiye genel başkan olma isteğini külfete talip olan bir inanmışlığın ve adanmışlığın ifadesi olarak görüyorum. Şahsen tasavvur ettiğim İYİ PARTİ ve onunla hedeflenen Türkiye için farkındalık yaratabilecek, özgül ağırlığı yüksek "entelektüel milliyetçi" birisi olarak görüyor, beğeniyorum.

Müsavat Dervişoğlu taşra siyasetçisi görünümünü bir türlü aşamadı; hep buyurgan, asabi ve dominant. Koray Aydın, bulunduğu her yerde özgül ağırlığını hissettiren ancak birinci adam olup istediği neticeye varamamayı istikrarlı şekilde sürdürmüş birisi olup bundan sonra da farklı bir şey olmayacaktır. Gerek Koray Aydın, gerekse Müsavat Dervişoğlu'nun genel başkanlığındaki İYİ PARTİ'nin kurumsallığı statükonun devamı mahiyetinde olacağından hazine yardımının sürmesi ile bir süre daha varlığı devam eder sonra ömrünü tamamlar. İYİ PARTİ böyle bir akıbeti kesinlikle hak etmiyor.

8 Nisan 2024 Pazartesi

ŞİMDİ NE OLACAK

Geldiğimiz nokta itibariyle Meral Akşener tespitlerinde haklı olmasına rağmen ki; bunun en önemlisi Kılıçdaroğlu'nun kazanamayacak aday olmasını öngörmüş olmasıydı ancak bu öngörüsü üzerinden belirleyip sürdürdüğü her türlü stratejiyi yanlış kurguladı maalesef.

Kılıçdaroğlu ve CHP'nin egoistçe ısrarlarının aday tespitinde belirleyici olması; DEVA, GELECEK, SADET ve DP'ye kırka yakın rüşvet mahiyetinde vekil verilerek yanlarına alırken ittifakın ana birleşeni İYİ PARTİ'nin de kumpasla masa dışına atılması ve sonrasında seçimi kaybetmek de dahil yaşanan tüm olumsuzlukların 6'lı masanın dağılması üzerinden Meral Akşener'e bağlanması, bundan Kılıçdaroğlu'nun azade kılınarak gerek CHP gerekse cumhur ittifakı trol ordusunun linçine maruz kalması; bu vahameti istediği şekilde topluma anlatıp ikna edemeyip üstelik de mağdur olması Meral Akşener'in tabiri caizse kimyasını bozdu.
İşte bu noktadan sonra öfkesinin esiri olup duygularını kontrol edemeyerek intikam arayışına girdi ve her yere kılıç salladı. Bu kılıç sallama sadece CHP, İmamoğlu veya Mansur Yavaş'a karşı değil kendi partisindeki insanlara karşı da oldu. Ortaya koyduğu çelişkili davranışlarla büyük ölçüde güven kaybına uğradı ve bu güvensizlik kendi kayıtlı üyelerinin bile partisine oy vermemelerine neden oldu. CHP yönetimi ve Kılıçdaroğlu'nun millet ittifakının kazanması için 2023 genel seçimlerinde ortaya koyamadıkları sağ duyuyu İYİ PARTİ tabanı ortaya koyarak partilerinin genel seçime "tek başına ve müstakil" girme kararına rağmen cumhur ittifakına kaybettirme stratejini benimseyerek tercihlerini CHP'den yana kullanmışlardır. CHP'nin başarısında İYİ PARTİ tabanı büyük oranda belirleyici olmuştur. Mahalli seçim sonuçlarını CHP'nin başarısı olarak değil, cumhur ittifakı birleşenleri MHP ve AKP'nin kendilerine karşı oluşan kin ve öfkenin konsolide olabileceği en güçlü parti CHP olduğu için İYİ PARTİ seçmeni büyük ölçüde CHP'yi tercih etmiştir.
Ben şahsen CHP kazansın diye İmamoğlu'na oy vermedim, cumhur ittifakı kaybetsin diye CHP'ye oy verdim. Umarım CHP bunun farkında olarak hareket eder; "Aslında İYİ PARTİ'lilerin desteğine hiç de ihtiyacımız yokmuş" havasına girmezler.

Meral Hanım'ın seçimli olağanüstü kongrede aday olmaması doğru bir karardır. Aday olmayarak partisinin tekrar toparlanması için önünü açmıştır. İki kutuplu ucube sistemin def edilmesi için üçüncü yol arayışına ihtiyaç vardır ki; bunun da ilk talibi İYİ PARTİ olmuştur, yeni bir genel başkan yeni bir yapılanma ile taleplerini genel siyasete taşıyarak yeni bir farkındalık yaratıp tekrar çekim merkezi olabilir.

20 Mart 2024 Çarşamba

''BİZİ BIRAKIP GİDEMEZSİN''

''Bizi Bırakıp Gidemezsin Sen Bir Kurtarıcısın''

MHP bir parti, Devlet Bahçeli de onun genel başkanı öyle mi. Siz öyle sanın.
DSP ve Ecevit için aynı şeyi yaptı şimdi de AKP ve Erdoğan için aynı şeyi yaptı, yapmaya devam ediyor; sonsuz itaat, "hükümetleri koruma ve yaşatmadan sorumlu siyasi güvenlik kurumu".
Devlet Bahçeli Erdoğan için "Bizi bırakıp gidemezsin" diyor. Bu ifade kendini ve partisinin varlık nedenini inkar değil de nedir. O nedenle Türk milliyetçileri olarak orada olalım, burada olalım ama MHP'de olmanın hiç bir anlamı yoktur.
Oldu olacak her MHP'li devlet memuru olsun, MHP de "Siyasi güvenlik müsteşarlığı" şeklinde isim değişikliği ile bugünkü varlık ve icraatı ile uyumlu konuma getirilsin, Devlet Bahçeli de doğal olarak idare amiri olsun.
Başımıza taş mı yağacak, nedir bu; bir parti bir başka parti lideri için "Bizi bırakıp gidemezsin" diyor. Madem ki muhabbetiniz bu minvalde devam edecek, o halde haneleri birleştirin masraftan tasarruf olur.

Kılıçdaroğlu Ülkede Seçime Gidiliyor Sen Neredesin...?

Kılıçdaroğlu'nun dürüstlüğü üzerine çok yazdım ancak sinsiliği üzerine hiç yazmamıştım, şimdi yazıyorum; olabildiğince içten pazarlıklı, sinsi birisi olduğunu hep beraber yaşamakta olduğumuz mahalli seçim sürecinde daha iyi anlayabiliyoruz. Partisinin eski genel başkanı olup hala bürosundan dışarı çıkıp sahaya inmemesini nasıl yorumlayacağız. Kesinlikle iyi niyetli değil. Muhtemeldir ki; partisinin başarılı olmasını istemeyip 1 Nisan sonrası CHP de yapılacak muhtemel bir olağanüstü kongreye hazırlanıyor.
Böyle, içten pazarlıklı sinsi bir karakterin 6'lı masada masanın dört birleşeni ile gizli WhatsApp grubu kurup beşinci birleşeni kumpasa getirmiş olduğu şeklinde tespitte bulunmak hiç de zor değildi. Yaşanan vahametin müsebbibi olarak kumpasa getirilen Meral Akşener olarak bilinir, söylenir ve sürekli de tekrarlanır ancak asıl içten pazarlıklı sinsi Kılıçdaroğlu'nun rolü hiç dile getirilmez, bu da ayrı bir garabet durum.
Meral Akşener kalktığı masaya dönmeyerek cumhurbaşkanı adayı olduğunu ilan edip
uğradığı kumpası, müsebbibi olanların başına geçirebilirdi ama yapamadı, beceremeyerek belki de telafisi mümkün olmayan, büyük emekler vererek kurduğu partinin elinden kayıp gitmesine neden olacaktır.
1 Nisan sonrası siyasi kartların yeniden karılacak olması belki de üçüncü yol arayışını öne çıkaracak, Meral Akşener ve İYİ PARTİ'nin öngörüsü konuşulacak, bu da ayrı bir olasılık.

Sen Neymişsin be DEM

Millet ittifakının üzerine düşen gölgenden kaçmak için ayrıca bir efor sarf eden, sana da buyur geç demeyip karşı durarak siyaset yapan İYİ PARTİ'nin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi.

Anlaşılan o ki; sizin ilk siyasallaşmış yapınız olan HEP'i rahminde meclise taşıdığında CHP(SHP) Atatürk'ün hatırasına ihanet etmişti; o gün bu gün abad olamamış CHP'nin bundan sonra da olması mümkün değil.
Bu devletin kurucu kadrosu olan CHP'nin DEM güzellemesi ve sahiplenmesinin her zaman DEM'e sağladığı konjonktür onun her türlü siyasi pazarlıklarda kilit taşı olmasının önünü açarak eş zamanlı, zihinlerde "Kürt halkı" ve diğerleri ayrışmasına vesile olunmuştur. Yukarıda dedim ya; bu günahın belki de tek sorumlusu CHP dir.
CHP'nin Afyon Belediye Başkanı adayının DEM'in kendi siyasi konjonktürünü pazarlık konusu yapmasını protesto ederek "Size kapımız kapalı olacak" demesine DEM'in tepkisini anladık da CHP'nin topyekun DEM zihniyetli refleksini anlamak mümkün değil.
Ne kadar çelişkili durum; bizler DEM'in CHP değerleri ile bütünleşmesini beklerken aksine CHP, DEM ile aynileşme sürecine girdi. CHP Afyon Belediye başkan adayı Burcu Köksal'ın DEM çıkışı CHP'nin bu değişim ve dönüşümüne bir anlamda isyandır. Kendisini tebrik ediyorum; Türk milletinin ortak hissiyatını dile getirmiştir.

Siyasetten soğumak

Bizim siyasetin içinde olmamız veya takip etmemiz kirlenmek için değil; ülkemiz ve milletimiz için ülkü edindiğimiz değerler minvalinde fayda sağlamaktı.
Siyasetin belirleyici aktörlerinin ahlak, etik değerler anlamında asgari insani ve vicdani davranışlarının bile sıradan bir hayvanın refleksi/güdüsü kadar bile istikrarı söz konusu değil; köpek hep kediyi kovalar, kedi ise hep fareyi değil mi, ya siyasetçi; kendisine şerefsiz, alçak diyene koltuğunu korumak için bir süre sonra "Ne vereyim abime" arsızlık ve yüzsüzlüğü genel hal oldu. Doğal olarak bu tür seviyesizlik ve mezhep genişliği nedeniyle ilgi ve alakamız her geçen gün nefrete dönüştü.
Çamura bulaşmamak, kirlenmemek için paçalarımı kutlayıp koşarak kaçmak istiyorum. Zaten siyaset kurumu bizi kursağından dışarıya safra olarak atalı epey zaman oldu; yaramadık, midelerine dokunduk.

Bir tavuk besliyorsun, yemini verip folluk yapıyorsun ama o hep gidip başkasının folluğuna yumurtluyor. Parti kuruluyor tüm iradesi birileri tarafından gasp edilip bir başka partinin emellerine peşkeş çekiliyor.
Aynı duygu ve düşünceler ortak paydasında birleşip bir parti kurup kurumsal kimlik kazanılıyor ama ucube sistemin dayattığı kendine has yapısı gereği kendisi dışında her şey olmaya zorlanıyor; çocuk olsun da kimden olursa olsun der gibi insana dair ahlaksızlığı bu ucube sistemin genel ahlaksızlığına dönüşüyor. İşin garibi bu siyasi ahlaksızlığa karşı argüman geliştirme duygu ve düşüncesi de linç ediliyor.
O tavuğu besleme ahmaklığında ısrar etmek değil, kafasını koparmak nasıl ki elzemse aidiyet duyularak dahil olunan parti bir başka partinin aparatı olmayı değişmeyen bir gerçeğe dünüştürüp kaderi haline getirmişse o aidiyeti hemen terk ederek uzaklaşmak lazım. Bunu, dayatılmak istenen ucube sisteme karşı verilen erdemli bireysel bir savaş olarak görmek lazım.
Kurumsal kimliği, bir partinin eteğine tutunarak görünür kılıp korumak mümkün değil; eteğin altı hoş ve güzel bulunmuşsa şayet gayri meşruluğa ne gerek var; siyasi nikah kıyılıp birleşilir, böylece sistemin ruhuna uygun olarak ittifak usulüne namus duvağı giydirilmiş olur. Bence bunu yapmak daha namusluca olur.

28 Şubat sürecine dair

28 Şubat malum süreçte yapılanları hiç bir zaman tasvip etmediğim gibi bu sürecin mimarlarının murad ettiklerinin tam aksine muhafazakar ya da dindar başörtülü öğrenciler ile modern veya seküler öğrencilerin öğrenci olma ortak paydasında bir araya gelerek ortak sosyoloji oluşturmalarının karşılıklı çok faydasının olabileceği görüşümü hem anlattım hem yazdım. Çünkü aynı anda, aynı mekanda her iki ama farklı sosyolojiye ait insanın beraber alacakları aynı çağdaş eğitim ve öğrenimin yaratacağı empati yapma imkanı hiç şüphesiz zamanla karşılıklı sempatinin oluşmasını da sağlayacaktı.

Ancak amaç tabi ki bu değildi... !
28 Şubat süreci, ABD'nin BOP projesi için gerekli olan şartların oluşması yani "kadayıfın altının kızarması" için düşünülmüş olup; Erdoğan'ın liderliğinde, Fetö'nün organizasyonu ile kurulacak olan AKP için zemin oluşsun diye muhafazakar ve dindar kesimin tahrik edilerek oylarının bir kutupta konsolide edilmesi düşünülüp uygulamaya konulmuş bir süreçtir.

13 Şubat 2024 Salı

ANILARDA GEZİNTİ

İlk gazlı içecek deneyimim

Muhtemelen yedi sekiz yaşlarımızda üç kafadar köy pazarındayız. Sıra sıra dizilmiş dükkanlardan birisinin önünde bize göre sandıklara (Kasa kelimesi ile henüz tanışmamışız) sıra sıra dizilmiş renkli şişeler dikkatimizi çekmişti. Ne olabilecekleri üzerine karşılıklı tahminlerimizi yürüttük; şeffaf olanı gaz yağına, birisini pekmeze, sarımtırak olanı ise sıvı yağa benzettik. Ancak merakımız o kadar artmıştı ki; kesin bilgiyi almak için bakkala sormaya karar verdik.

-Dayı bunlar nedir
-Onlar içiliyor çocuklar
-Peki adamı sarhoş ederler mi
-Yok etmez
-Kaç kuruş
-Elli kuruş
Ortaklaşa almaya karar verdik.
-Bir tane versene dayı
-Hangisinden
-fark etmez, şu karaca olan var ya; ondan olsun
Bir adet şişeyi aldık, her nedense, çocuk aklı işte; büyüklerimizin garipseyeceklerini belki de ayıplayacaklarını düşünerek tenha bir yere, dere yatağına gittik.
Peki şimdi bunu nasıl içecektik. Şişeyi evirdik çevirdik nihayetinde ağzındaki kapağı taşla vurarak açmanın dışında bir başka formül aklımıza gelmedi. Şişenin ağzını kırınca foş diye fışkıran su dere yatağındaki kum üzerine dökülüp kumda bir kaynamanın olduğuna gözlerimizle şahit olunca "Yok arkadaş kumu bile kaynatıp köpürten bu her neyse; içince ne yapmaz ki; içmeyelim" dedik vaz geçtik.
Ne zaman gazlı bir içecek içsem o gün ziyan olan cola ve saf köy çocukluğum aklıma gelir.

Bizler de öğrenciydik ama...

Ortaokul son sınıftayız. Türkçe öğretmenimiz benim de dahil olduğum üç kişilik grubumuza dönem ödevi verdi; Ömer Seyfettin'in "Perili köşk" adlı hikayesini dramatize edilp, tiyatro oyununa dönüştürecektik.
Mevsim kıştı, dışarısı soğuk ve okulumuz çevresinde ortak çalışma yapabileceğimiz kapalı bir mekan yok. Beylerbeyi iskelesini mekan edindik. Sadece belirli saatlerde yolcu yoğunluğu olduğundan çalışma yapmamıza mani bir durum sözkonusu olmadı. Okul çıkışı üç günlük ortak çalışma ile tam not olmasa bile zor beğenip takdir eden Türkçe öğretmenimizden geçer not almayı başarmıştık.
Düşünüyorum da nereden nereye; bir ortaokul öğrencisine okuduğu bir hikayeyi tiyatro oyununa dönüştürmesi ödev olarak veriliyor. Günümüzde nerede kendini adam yetiştirmeye adamış öğretmen, nerede buna yönelik müfredat ve maalesef nerede kitap okuyan, okuduğunu anlayıp, anlatabilen o eski "ortaokul" öğrencileri.

NE ANAYASASI FİİLİ DURUM YETERLİ

Fiili durumlar yaratılarak bu günlere gelmişsek yine fiili durumlarla bu günlerden kurtulabiliriz

AKP ve Erdoğan, daha sonra cumhur ittifakı şeklinde devam eden yapı fiili durumlar yaratarak Türk milleti ve devletini bu günkü ucube sisteme taşıdılar.

Nasıl mı...?
Mesela; seçim günü öğleden sonra mühürsüz oyların geçerli sayılması. Sonradan seçmen yapılmak üzere BOP dahilinde Suriye'den ülkemize kontrollü göçün olması; demografik yapının dolayısıyla seçmen profilinin de değişmesi için Türkiye katalizörlüğünde Suriye iç savaşının çıkarılması. Yakın zamanda cumhur ittifakının motivasyon takviyesi ile Can Atalay davasında Yargıtay'ın Anayasa Mahkemesi'ne karşı yaptığı yargı darbesinin meşrulaştırılması gibi fiili durumlar.
Dolayısıyla,
Yine bu ucube sistemden kurtulmak için aynı şekilde muhalefetin de kendince fiili durumlar yaratarak sisteme karşı savaş vermesi gerekir.
Nasıl mı;
Mesela Can Atalay davasının bundan sonraki yargı sürecinde muhalefetin ittifak halinde yüzbinlerce insanın katılımı ile adliye önlerinde protesto eyleminde bulunulması, bunun günlerce sürmesi.
Yerel seçim ve yönetimlerinin bu ucube sistemin ruhuna ve mantığına aykırı olması nedeniyle sistemin işleyişine çomak sokmak ve üçüncü yol arayışının önünün açılması için yerel seçimlere katılmayarak protesto edilmesi...
Tek adam iradesinin bir gece yarısı verdiği kararla nasıl ki ülke olarak "İstanbul Sözleşmesi"inden çekilebiliyorsak bu durumda meclisin de, vekillerin de, meclis komisyonlarının da varlığının bir önemi ve anlamı kalmadığından muhalefet partilerinin meclis komisyonlarından çekilmesi...
Fiili duruma karşı fiili durum yaratma alışkanlığı Erdoğan ve Cumhur ittifakının geleneksel alışkanlığa dönüştü. En son on ilimizde yaşanan deprem felaketinde insanlar enkazalar altında acılar içinde yardım beklerken Mehmetçiğin kışlasından çıkarak müdahalede bulunmasına müsaade edilmedi; tekrar kışlasına sokulamayacağı endişesi ile. Oysaki ki; yaşanan her türlü milli felaketlerde Mehmetçiğin anında sahada olması Türk Ordusu'nun gelenekselleşmiş refleksiydi; fiili keyfiyet ile yerle yeksan edildi.
Efendim bu örneklerim için "mümkün ve mantıklı değil" denebilir; evet ben de farkındayım ancak unutmayalım ki; aynı zarf içine konmuş dört oy pusulasından birisinin geçersiz sayılması da mümkün ve mantıklı değildi ama muhalefetin basiretsiz, iddiasız ve inançsızlığının iktidara verdiği cesaret ile iktidar fiili durum yaratarak sürekli bu tür fiili durumları kabul ettirdi.
Muhalefet de en azından fiili durum yaratma konusunda iktidar kadar yürekli olursa Erdoğan'sız ve bu ucube sistemsiz bir Türkiye'ye erişmek mümkündür aksi durumda cumhuriyet vesayeti yerine Erdoğan ve tek adam vesayeti hakim kılınıp, kalıcı olacaktır.
Her kim veya kurum olursa olun, kabul ettirilip vesayeti oluşturulmak istenen iki kutuplu bu ucube sisteme karşı üçüncü yol arayışından şu aşamada somut bir sonuç beklenmese de çabası içinde olma günü yani fiili durum yaratma günü bu gündür; uzun vadede olumlu sonuçlarını göreceğimizi düşünüyorum.

Artık istifa etmek yok af dilemek var

Tek adamın atadıkları görevlerinden istifa ederlerken kendilerini hangi tehdit altında nasıl suçlu hissediyorlarsa; ayrılmaları af dilemek şeklinde oluyor.
Türkçemiz de katledildi; fiilen yaşanan olay istifa ancak bunun için kurulan cümle "af" istemek şeklinde oluyor. Türkçemiz' de böyle bir cümle kurma ihtiyacı suçlu olma durumunda kullanılır. Af dilemek suçlu olmayı gerektirir. Peki suç işleme fiili söz konusu ise yapılması gereken görevden el çektirmek değil midir.
Velhasıl kelam Türkçemiz de tek adamın tehditti altında; "istifa ediyorum" talebi arz edildiğinde tek adam bu irade beyanını kendisine "posta koymak" şeklinde algıladığı için istifaları af talebi şeklinde kabul ediyor. Narsist kişilerde bu tür davranış bozukluğu her daim söz konusu olabilir.

İşte bu nedenle ucube sistemde yerel seçimlerin tek kazananı her daim tek adam iradesidir

Recep Tayyip Erdoğan "Hizmetin olması için merkezi hükümet ile yerel yönetimlerin aynı partiden olması gerekir, olmadığında ne olduğunu Hatay'da gördük" dedi.
Niçin garipsediniz ki; adam getirdiği sisteme uygun görüşünü belki de şimdiye kadar olmayan, şaşılacak derecede "dürüstçe" ifade etmiş.
Artık yeterince bilip tanıdığımız Erdoğan bu anlamda eylem ve düşüncesinde tutarlı; tutarsızlık biz muhaliflerde; Erdoğan'dan bunun tersini ummak, beklemek...
Sürekli "Mahalli idarelerin varlığı bu ucube sistemin ruhuna aykırı" şeklindeki tespitimi yaparken Erdoğan'ı yeterince tanımış birisi olarak yapmıştım ancak muhalefet bu gerçeği bir türlü görmek istemiyor.
Tek adam iradesine bağlı ucube sistemde halkın belediye yönetimini muhalefete vermesi kendi kendine cezalandırması demek olur ki; bunun örneğini gerek Erdoğan'ın verdiği Hatay örneğinde, gerekse İmamoğlu'nun beş yıl boyunca İstanbul'da mevcuda ilave olarak on adet taksi plakası bile çıkaramamış olmasında gördük. Tabi ki oyunuzu cumhur ittifakına verin demiyorum ancak çelişkilerle dolu muhalefet, iktidar ve demokrasimizin de farkında olalım.
Asıl meseleye gelelim; mahalli seçimler etrafında tezgahlanmakta olan oyun nedir; BOP'un (Büyük Ortadoğu Projesi) Türkiye ayağında güncellemeye gidildiğini düşünüyorum. Erdoğan'nın hem kendisi yoruldu hem de BOP mühendislerini yordu; muhalefet İmamoğlu etrafında konsolide edilerek Erdoğan sonrası Türkiye için hazırlık yapılıyor. Şunu da not alalım lütfen; Erdoğan İmamoğlu'nu çok seviyor; kendi vesayetinin tek takipçisi o olacak da ondan.

28 Ocak 2024 Pazar

CHP'NİN OKLARI PEMBELEŞTİ

CHP'nin okları artık kızıla değil pembeye boyanmıştır.

Sosyal demokratların dolayısıyla CHP'nin doğal refleksi olarak bilinen NATO karşıtlığı İsveç'in NATO üyeliğine olumlu oy kullanması ile yerle yeksan olmuştur.
BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) aparatı AKP ve Erdoğan sonrası için bu ucube sistemi meşrulaştıran ittifak usulünün iki birleşeninden birisini olan CHP, sistemden memnun olmalı ki sistemin mucitlerinin kendisinden beklenenleri yapıyor; İsveç'in NATO'ya kabulü gibi.
BOP'un Türkiye ayağı AKP ve Erdoğan sonrasında İmamoğlu'nun genel başkanlığında CHP ile devam edeceği şeklinde bir öngörüm var.
BOP'a İslami söylemlerle Türkiye sosyolojisini kullanıp AKP'yi kurdurup Erdoğan'ı aparat yapanlar, sonra Devlet Bahçeli'yi sigorta unsuru olarak yanına ekleyip devamını sağladılar, "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi"ni hakim kıldılar.
BOP'un mimarları, İslami söylemlerle, AKP, MHP ve onların genel başkanları olan aparatlar ile yorgun düşen Büyük Ortadoğu Projesi Türkiye yapılanmasını güncelleme ihtiyacı duydular. Bu güncellemenin en somut işaretini CHP'nin İsveç'in NATO'ya üyeliğine olumlu oy kullanmış olmasından ve CHP'nin artık hiç bir şekilde "Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem"den bahsetmemesinden anlıyoruz.
Bundan sonraki süreç ekonomik krizin öne çıkardığı sosyal demokrat söylemlerle İmamoğlu'nun tekrar seçilmesi sağlanacak, Erdoğan-İmamoğlu halef selefliğinde BOP dahilinde bu ucube sistem aynen devam edecektir; mahalli seçimler yapılıyor ama yarış sanki Erdoğan-İmamoğlu arasında geçiyor; CHP'de kurultay yapılıyor "değişim" sloganı Özgür Özel'e değil İmamoğlu'na attırılıyor
İmamoğlu'nun dediği oluyor ama genel başkan Özgür Özel oluyor...?
Ne kuşatılmışlık bu be; "en milliyetçi" bilinenle milliyetçiliğimizi, "en dindar" bilinenle dinimizi elimizden aldılar. Dalından düşün yaprak misali, her birimiz rüzgarın belirlediği akıbete göre oradan oraya savrulup duruyoruz; tarumar olduk. Hiç birimiz ikametgahımızda değiliz.
Yine ne gariptir ki; milliyetçiliğimiz ve dinimiz üzerinde tahakküm kurmuş her iki güruhun ittifakında bütün bu savrulmaları yaşayıp aslımızı inkar noktasına taşımış olmamıza rağmen hala "Yetmez daha da lazım" dercesine bu ucube sistemi meşrulaştıran ittifak usulünün iki kutbundan birisini tercihe zorlanıyoruz, tercihte bulunmak istemeyenler ise ihanet derecesinde linçe uğruyorlar.
Ben de onların dayatmaları bu ucube sistemi tekmeleyerek ret ediyorum, oyumun gücü nispetinde bu sistemi linç edeceğim; her iki kutbu da tercih etmiyorum, zira biliyorum ki; oy kullandığım an nefret ettiğim sistemin dayattığı ittifak usulünün aparatı olacağım.
Unutmayalım ki; fiili durumlarla başımıza musallat edilmiş bu ucube sistemi yine fiili durumlarla işlemez hale getirmek lazım. Bunlardan birisi ve en basiti sisteme katılmamak, yani oy kullanmamak, diğeri ise ittifak denen usulün utanç duyulası bir ayıp olduğunu kabullenmektir.
"Hele şu kızın ırzına önce beraber geçelim, zevkimizi alalım, sonra çocuk doğduğunda kimden çıkarsa onun olur" der gibi siyasi dolandırıcılık ve entrika dahil her türlü sonucu siyasi ahlaksızlığa çıkan böyle bir sistemin ret edilmesi gerektiğine inanıyorum.

11 Ocak 2024 Perşembe

MAHALLİ İDARELER UCUBE SİSTEMİN RUHUNA TERS

Bu tek adamlı ucube sistem, Büyük Ortadoğu Projesi dahilinde Erdoğan ve Devlet Bahçeli'nin aparatlığı ile Türk milletinin başına geçirilmiş bir çuvaldır.

Aparatların gözetimi, denetimi ve kontrolünde çuvalın ağzı bağlanmıştır. Hepimiz çuvalın içinde esiriz; hainimiz, puştumuz; ırz düşmanımız, namuslumuz; ahlaklımız, şerefsizimiz; idealistimiz, hümanistimiz... hepimiz de çuvalın içinde rahat bir pozisyon almak için sürekli hareket halinde cebelleşip duruyoruz.
BOP'un İki aparatı tarafından iğdiş edilmiş beyinlerimiz çuvalın içinde rahat bir pozisyon aramanın dışında ağzına atılmış düğümün nasıl çözülebileceğine dair kafa yormuyoruz. İki tek adamın kaderimiz haline getirip, alayımızı alıştırdıkları çuval esaretini kanıksamış durumdayız.
"İki aparat" zaman zaman çuvalın yerini değiştirseler de bizlerin çuval içerideki pozisyonlarımız üç aşağı beş yukarı hep aynı; ya sesimizi kullanacağız, ya da gücümüzü kullanacağız; ayaklarımızı aynı istikamete alıp topuklarımızın gücünü birleştirip çuvalı patlatacağız, ya da; seslerimizin gücünü birleştirip hep beraber efkarı umumiyeye sesleneceğiz; "sesimizi duyun, bizi fark edin; hepimiz burada azar azar ölüyoruz" diyeceğiz.
İmamoğlu ve sözcüleri "dört yıldır kamu bankalarından talep ettiğimiz kredileri hiç bir bankadan alamadık. Merkezi hükümet tarafından onaylanmadığı için uluslararası kredi taleplerimiz onaylanmadı" diyorlar. Yani bir anlamda şunu demiş olmuyor mu; "Bu ucube sistemde halk yerel yönetimlerde muhalefet adayını kazandırırsa bizatihi kendisini cezalandırmış oluyor". O zaman soruyorum ; "Sayın İmamoğlu, seni bir daha niçin seçeceğim. Bu şikayet ettiklerinin olmaması için sistem değişikliği gerekiyordu, millet senin ve Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanı olmanızı istedi ama korktunuz, talebini ret ettiniz, aksine ucube sistemin vesayetini kabul ettiniz, aparatı oldunuz"
Sistemi ret ettiğim için ona bağlı "iki tek adam" iradesine bağlı her türlü seçimi de ret ediyorum. Çuvalın içindeki pozisyonumuzda yer değişikliğine değil, ağzındaki düğümün çözülmesine ihtiyacımız var. Tek adam iradesindeki bir ülkede mahalli idarelerin de seçimlerinin de sonuçlarının da bir anlamının ve öneminin olmadığını düşünüyorum.

Artık şunu fark edip bilincinde olmalıyız ki; bu ucube tek adam sisteminde mahalli idareler (belediyeler) parlamenter sisteme göre tanımlanmış olan misyonlarını ve işlevlerini yitirmişlerdir. O nedenle, bu ucube sistemde mahalli idarelerin filen işleyişi istavrit iğnesi ile orkinos avlamak olur ki; nah tutarız. Aslında mahalli idareler yasasının bu ucube tek adam sistemine göre güncellenmesi veya tamamen mahalli idarelerin de merkezi hükümete bağlanması gerekir. Avrupa'nın bir çok ülkesinden daha fazla nüfusa sahip İstanbul'da neredeyse geldiği günden beridir taksi sorununu çözememiş İmamoğlu hangi sorunu çözebilecektir; gerçekçi olalım lütfen. Bu durum tatbiki İmamoğlu'ndan kaynaklanmıyor; tamamen ve tamamen sistemin doğal işleyişinden kaynaklanıyor.
Efendim "Öyleyse cumhur ittifakına teslim mi olalım" diyenlere sözüm " sonuç itibarıyla seçmekle taksi sorununu çözebilecek bir gücü ve yetkiyi bile kendisine kazandıramadığımız belediye başkanı ile devasa sorunlar nasıl aşılacak, nasıl başarılı olunacaktır.
Bu ucube sistemde tek başına en güçlü irade tek adam iradesi ise muhalefetin başarılarına kesinlikle yol vermeyecek, mümkün oldukça da engel olacaktır. O nedenle eğer verilmesi gereken bir mücadele, yapılması gereken bir kavga varsa önce sisteme karşı olmalı onun da başlama vuruşu "her türlü ittifaka hayır" diyerek yapılmalıdır.
Yahu şunu itiraf etmek çok mu zor; merkezi hükümete rağmen mahalli idareleri muhalefetin kazanması bu ucube sistemde halkın kendi kendisini cezalandırması değil de nedir.

Türk milliyetçiliğinin yakasını bırakın

Dinden azade Türk milliyetçiliği hareketi fikir üretebilmiş, senaryo yazabilmiş, iddia ortaya koyabilmiş ta ki; önce "Türk İslam sentezi" sonra din ile daha barışık olsun, "proje" tutsun diye "Türk İslam ülküsü "ne evirilene kadar. Zamanında bu şekilde güncellenmiş "Türk milliyetçiliği hareketi" siyasal İslamcıların kontrolünde BOP'a aparat yapılarak fikir, düşünce ve her türlü eylemlerden, doğal reflekslerinden vaz geçirilmiştir.
Devamında "Lider, doktrin, teşkilat tartışılamaz" dayatması ile Türk milliyetçisi olup da özgül ağırlığının farkında olan her bireyin duruşunun iğdiş edilmesini talep eden bu söylem ile tamamen siyasetin tahakkümü altına sokulan Türk milliyetçiliği hareketi ne düşünce üretebilmiş, ne de adam yetiştirebilmiştir.
Türk milliyetçiliğinin iddialı ve üretken olabilmesi için amasız, fakatsız siyasal İslamcılar ile her türlü ilişkili ve iltisaklı olma haline son vermeli, ümmetçiliğe doğrudan karşı olmalıdır. Milliyetçiliğin dini inançlardan etkilenmesi başka, tamamen onun tahakkümüne girmesi çok farklı şeyler.
Dini İnanç, sorgulaması yapılmayan baskın bir kültür olduğu için her zaman özel kültür olan milliyetçiliği ezmek, etkinliğini kırmak ister. Nitekim bugün için olan da budur; BOP dahilinde ümmetçiliğin tahakkümü altına sokulan "Türk milliyetçiliği "ne Türk çocuklarının körpecik yüreklerine Türk olma onur ve şuurunu aşılayan "Ant'ımızın okullarda okunmasını ret ettirmişlerdir.

Devlet Bahçeli'nin meclisi terk etmesi ...?

CHP genel genel başkanının konuşması sırasında meclisi terk eden Devlet Bahçeli, HÜDAPAR genel başkanının konuşması sırasında ise kesinlikle yapması gereken aynı davranışı yapmayarak "Özerklik ve eyalet sistemine geçişi konuşup tartışalım" cümlelerini dinleme gafletinde bulundu bile demeyeceğim bilakis bilerek ve isteyerek dinlemeyi tercih etti.
Devlet Bahçeli'nin bu denli aymazlığının nedeni ne olabilir; cumhur ittifakının iki birleşeni danışıklı olarak yol olsun diye, söz konusu cürete karşı Türk milletinin mukavemetini mi test etmek istediler.
Lütfen, Devlet Bahçeli'nin HÜDAPAR genel başkanının malum ifadeleri karşısındaki kasıtlı sessizliğine büyük anlamlar yükleyerek nedenlerini sorgulayalım. Herkes belediyeleri konuşuyor, belediyelerin canı cehenneme asıl konuşulması gereken istikrarlı şekilde AKP ve Erdoğan'ın sürekli arkasında duran, belki son yirmibeş yılda gerek özelde Türk milliyetçiliği hareketi gerekse genelde en son sistem değişikliği olmak üzere her değişim ve dönüşümün arkasındaki güç olan Devlet Bahçeli'nin ne yapmak istediğini çözmek ve anlamak lazım diye düşünüyorum.
Türk milliyetçiliği açısından baktığımızda, banisinin rahmetli Alpaslan Türkeş'in olduğu "Antalya Türk ve Akraba toplulukları Kurultayı''nı kaldıran, özerkliğe kapı açan ikiz yasaları imzalayarak geçit vermesi, AKP ve Erdoğan ile bir olup Türk çocuklarının körpecik yüreklerine Türklük gurur ve şuurunu aşılayan Ant'ımızın okunmasının kaldırmasını sağlaması, tek millet, tek dil, tek din diyerek milletin tamamlayıcı tarifini yani Türklüğe atıf yapan isim ve sıfatları kullanmamak için özel bir çaba sarf eden Recep Tayyip Erdoğan'ın niçin kesintisiz arkasında oluyor da; Türk milliyetçilerinin bir projesi olan İYİ PARTİ ve onun mensuplarına illet zillet diyerek hakaret edip aşağılamaya devam eder.
Devlet Bahçeli'nin HÜDAPAR genel başkanının bu cüreti karşısındaki suskunluğunu aynen sistem değişikliğindeki rolü ve gücünü dikkate aldığımızda çok planlı ve projeli olduğunu düşünüyorum. HÜDAPAR genel başkanının adeta Devlet Bahçeli, MHP koruması, güveni ve gözetiminde meclis kürsüsünde özerklik ve eyalet yapılanması gibi ifadeleri kullanmaya cüret etmesinden son derece ürktüm ve tedirgin oldum. Bu bir "Yol olsun" cüreti dir.
Dolaysıyla, İYİ PARTİ'nin varlığını yukarıda ifade edip sorgulamaya çalıştığım ürperti ve endişelerimi dikkate aldığımda çok önemsiyorum. İYİ PARTİ'nin varlığına kendisi hariç başkaları tarafından CHP'ye hep kazandırmak gibi bir misyon yüklendiği için kendi iradesi ile belirlediği tek başına ve özgür siyasi duruşu ile ne yapmak istediğini anlamaya çaba gösterilmeden haksızlık yapılıp takdir edilmemekte. Kaotik bir ortam yaratılarak ne yapmak istediği anlaşılmaz kılınmak isteniyor.
Yerel seçim süreci bittiğinde İYİ PARTİ'nin daha iyi anlaşılıp takdir göreceğini düşünüyorum.