8 Eylül 2023 Cuma

İTTİFAKA NEDEN HAYIR

İYİ PARTİ kurulduğu gün itibariyle CHP'ye entegre olma hali ve bundan mütevelli istememesine rağmen HDP'nin gölgesinin üzerine düşmesi gibi handikabı nedeniyle sürekli millet ittifakının ruhuna riayet etme çabası nedeniyle kurumsal kimliğini öne çıkararak kendisini ifade etme, anlatma ve tanıtma fırsatını bulamamasına bir de Meral Hanım'ın en baştaki kararlı duruşunun yerini istikrarsızlık alınca akıbet de içinde bulunulan hal oldu.
Şimdi anlaşılıyor ki Meral Akşener bunun tam tersini yapmak istiyor...
"Mahalli seçimleri kim alırsa alsın, biz devleti yönetmek için kurumsal kimliğimizi öne çıkararak siyaset yapmak istiyoruz. Konumumuzu bu ucube sistemin yaratıp dayattığı konjonktüre göre değil bizatihi kendi hür irademizle mevcut ucube sistemi de reddiye anlamına gelecek siyaset geliştirerek her partinin kendi öz kimliği ile seçimlere girmesini öneriyor, fiilen bu önerimizi tercihimiz olarak da ortaya koyuyoruz" demeye çalışıyor.
Meral Hanım'ın zihnini bu şekilde okumaya çalıştım. Partilerin birinci önceliği mahalli yönetimlere gelmek değil devleti yönetmektir. İYİ PARTİ hiç bir şekilde kendisi olamadı, olamadığı için de kurumsal varlığı ile kuruluş amacı arasında bir bütünlük ve ahenk oluşturamadı. Sistemin ittifak dayatması dominant partileri (CHP, AKP gibi) kollarken onların tahakkümü altında icra edilen demokrasi ise diğer partileri kimliksizleştirdi, bazı siyasi isimlere de önem atfedilerek onların siyasi dolandırıcılıklarının önü açıldı.
İYİ PARTİ bu kurgulu ama kısır döngüye çomak sokarak bir anlamda BOP dahilinde dayatılan bu ucube sistemin kötülüğünü deşifre için gerekirse hiç bir yerde belediye başkanlığını kazanamamayı göze alarak tamamen ve tamamen parti kimliğini öne çıkararak Türkiye'yi yönetmeye yani yapılacak ilk cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere hazırlanmayı düşünmektedir. Meral Hanım umarım kararlarını değiştirip tekrar bir dönüş yapmazsa bu stratejisinin uzun vadede tutacağını ve başarılı olacağını düşünüyorum.

İYİ PARTİ'nin mahalli seçimlerde ittifak kararı alması durumunda CHP'ye kazandırır, cumhur ittifakına kaybettirir. Dahil olduğu ittifak kazansa bile İYİ PARTİ'nin bugünkü konumundan daha iyi bir konuma gelmeyeceği aşikar. Bu durumda bana göre sistemin dayattığı düzene uymayı değil de çomak sokmayı tercih ederek her yerde kendi adayını çıkararak parlamenter sisteme gidecek yolu açmayı tercih etmesi daha hayırlı olacaktır diye düşünüyorum zira İYİ PARTİ bu sisteme reddiye üzerine kuruldu, meşruiyet kazandırmak üzere kurulmadı. 

Tekrarlıyorum; İYİ PARTİ bu ucube sistemi çıktığı yere gömmek için kurulduğu için ben içinde yer aldım, çokları da benim gibi düşündü.

Dolaysıyla, mahalli seçimler umurunda değil. Biliyorum ki; tüm belediye başkanlıklarını muhalefet partileri alsa, alayının toplam yetkisi Recep Tayyip Erdoğan'ın paşa keyfi istediğinde kullandığı herhangi bir en basit yetkisi düzeyinde bile olmayacak. Öyle ki; Recep Tayyip Erdoğan belediyenin herhangi bir sokağının suyunu kesmek istese yine biliyoruz ki oranın belediye başkanının "Beyefendi nasıl yaparsınız" deme yetkisi bile yok ama sözde o belediye başkanını o yetkiler için seçiyoruz değil mi.
Belediye Başkanlığı seçimleri ile işim olmaz, amacım "iki tek adam" muktedirliği ve otoritesi ile devam etmekte olan bu ucube sistemden kurtulabilmenin arayışında olmaktır.
Bu sistemin en ideal işleyişi ittifaklar ile sağlanıyor, ben de bu işleyişe meşruiyet kazandıran ittifak dişlisini kırmak isteyen her türlü eylem, düşünce ve amacın yanındayım. Meral Akşener Hanım eğer bu anlamda söylediklerinde çark edip geri dönmezse kendisini destekliyorum; partilerin kimliklerini inkar eden, siyasi dolandırıcıları peydahlayıp onlara fırsat sağlayan ittifaklar sistemine hayır diyorum. "Efendim ya belediyeleri cumhur ittifakı kazanırsa" diyenlere; her şeye rağmen bugünkü ülke şartlarında millet celladına aşık olmuşsa bana ne, ona ne, sana ne; velhasıl kelam kime ne.
Mehmet Soral

30 Ağustos 2023 Çarşamba

26 AĞUSTOS MERAL AKŞENER KONUŞMASI...?

26 Ağustos Meral Akşener konuşması üzerine...?

Daha önce yazdım; beklentileri bizatihi kendisi yukarılara çeken Meral Hanım partiyi de kendisini de zora sokmuş; büyük mana yüklenen 26 Ağustos konuşması umulanı vermemiş, hatta sinerjinin artması değil dağılması gibi bir neticeye yol açmıştır.
Uzatmayacağım; bundan sonraki süreç böyle devam ederse her vesile ile Meral Akşener 'in hatalarının tartışılacağı aşikar olan bir sürecin ne Meral Hanım'a ne de İYİ PARTİ'ye herhangi bir yararı olmayacaktır.
Meral Hanım, saygınlığını korumak ve bundan sonra daha da iddialı olabilmesi için en kısa zamanda yapılacak ilk cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylığını ilan edip onursal başkan olarak aktif siyasete ara vermelidir. Siyasi kimliği ve şahsi önceliklerden azade "Fikir adamı" kimliğini öne çıkararak her türlü sivil dayanışmalar içerisinde, sosyal etkinliklerde yer alarak halkın içinde olmaya özen gösterip cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanmalıdır. Tavsiye ettiğim bu süreç devam ettirilebilirse partili olmasına rağmen milletin ortak hissiyatının koruyup kollayacağı seçilme şansı yüksek bir aday olacaktır.
En kısa zamanda olağanüstü kongreye gidilerek yukarıda ifade etmeye çalıştığım sürecin başlaması hem Meral Hanım hem de İYİ PARTİ ve tabiki ülkemiz ve milletimiz için hayırlı siyasi gelişmelere vesile olacağını düşünüyorum. "İki tek adam"ın muktedirliğinin vesayeti uğruna kutuplaştırılarak birbirine değil tahammül etmeyi, ayrıştırılarak nefret boyutuna taşınmış milletin tekrar kucaklaşabilmesi için Erdoğan'dan sonra bir Hanımefendinin yani "Kadın duyarlığı ve hassasiyeti"nin cumhurbaşkanı olması gerekiyor ona da bugün için yetişmiş kadın siyasetçi olarak Meral Akşener'in yakıştığını görüyoruz.

Kılıçdaroğlu'nun varlığı muhalefetin her türlü ittifakını başarısız kılacaktır

Kılıçdaroğlu'nun iradesinin hakim olduğu ne partiye, ne de ittifaka kesinlikle ve kesinlikle oy vermek içimden geçmiyor.

Muhalefet olarak maksimum düzeyde sinerji yüklü ve umut dolu girdiğimiz seçimde; hiç bir ankette, millet ittifakı cumhurbaşkanı adayları arasında ismi üçüncü sırada bile çıkmadığı halde siyasal İslamcı artıkları ile 5'li WhatsApp grubu kurarak ismini dayatıp boyumuzun ölçüsünü aldıran Kılıçdaroğlu'na bencilliğini tatmin için tekrar tekrar aparat olmanın bir anlamı yoktur.
Bay Kemal ''Bay kaybeden'' olmuşsa ne gereği var hep aynı yerde eşelenmeye. Genel başkanı değişmiş bir CHP durumunda; "olayın birleşenleri" değiştiğinden sonucun da farklı çıkacağı hükmünden hareketle kararım da değişebilir ama "Bay kaybeden" ile asla...

Meral Hanım masadan kalktığının ertesi günü Kılıçdaroğlu İmamoğlu ve Yavaş'a "Biz aday değiliz" twit'ini attırdı. 6'lı masa defalarca toplanıp dağılırken; Kılıçdaroğlu niçin önceki gün ve aylarda bu iki isimin cumhurbaşkanlığı adaylıkları telaffuz edilirken aynı twit'leri attırmadı; çünkü işin sonunda kendi ismini dayatmak gibi bir içten pazarlığı vardı da ondan. Sanırım Meral Akşener 'in yanıltan da Kılıçdaroğlu'nun bu içten pazarlığı olmuştur.

Mademki CHP matematiği devre dışı bırakıp duyguları öne aldı; Kılıçdaroğlu'nun egosunu tatmin etmek öncelik olabiliryorsa bu sefer de aynı mantığı İYİ PARTİ üzerinden gerçekleştirmeyi düşünelim; İstanbul, İzmir, Ankara Büyük şehirlerde İYİ PARTİ adayı desteklesin.
CHP'liler "olur mu canım" diyecekler. Olur olur, bal gibi olur; aynen kazanamayacak aday olduğu yapılan her tür ankette belli olan Kılıçdaroğlu'nun aday olmasında olduğu gibi. Kaybetmenin bir riski yoksa(Kılıçdaroğlu özür bile dilemedi) neden olmasın.
Şaka ile ironi ile anlatmak istediğim şu; emekli adamım, işim gücüm okumak, yazmak, siyaseti takip etmek. Diyalog halinde olduğum insanların duygu ve düşüncelerinden, okumaya çalıştığım siyasi konjonktürden çıkardığım sonuç; kurumsallaşmayı ihmal ederek CHP'ye eklemlenerek sürdürülen siyaset İYİ PARTİ'ye büyük bedel ödetmiştir. İYİ PARTİ tabanı CHP ile tekrar ortak hareket edilmesini makul ve mantıklı karşılayacak morale ve motivasyona kesinlikle sahip değil.
Kılıçdaroğlu'nun CHP genel başkanı olmadığı bir konjonktürde kanaatim o ki; O'nun adaylığını dayatması ile yaşanan seçim hüsranının öfkesi ancak diner ve muhalefette yeni bir işbirliği imkanı ve umudu oluşur diye düşünüyorum.

son söz; bu bir bilgi değil çıkarsamadır; eğer 21 yıldır bütün dezavantajlara rağmen iktidar değişmiyorsa/değiştirilemiyorsa muhalefet ile aynı yerden kontrol edildiklerindendir.
Mehmet Soral

21 Ağustos 2023 Pazartesi

CHP VE İYİ PARTİ BERABER MÜMKÜN MÜ

CHP ile zor...?

CHP'nin en büyük sıkıntısı Kılıçdaroğlu'nu aşabilecek karizmatik bir genel başkan adayı alternatifinin olmamasıdır. Sürekli tekrarlanan; Kılıçdaroğlu ile CHP'nin hep kaybettiği. Ancak ben de diyorum ki ismi öne çıkan dop dolu karizmatik birisi CHP genel başkanlığına aday oldu da Kılıçdaroğlu gene mi genel başkanlığı bırakmadı.

Ekrem İmamoğlu karizmatik olduğundan değil, kıyas Kılıçdaroğlu ile yapıldığından CHP iç siyasi konjonktüründe ismi öne çıkan birisi. Herhangi ideolojik alt yapısının ve birikiminin çok da aman aman olduğu söylenemez; açıkgöz veya cingöz diye nitelendirebileceğimiz; sıradan bir Karadenizli mütahit zekası ve karakterinin siyasetteki izdüşümü.
CHP'nin Kılıçdaroğlu ile iktidar olması artık mümkün değil; en belirgin tanınırlığı hep kaybeden olması değil mi. İmamoğlu'nun genel başkan olması durumunda az bir farkındalık yaratma ihtimali olsa bile CHP'nin yine iktidar olması mümkün olamayacaktır, kaldı ki eli g.tünde türbe önünde resim verdi diye hakkında dava açılan bir siyasinin bulunduğu bugünkü noktadan daha ileriye gitmemesi için her türlü şekilde önü kesilecek, CHP genel başkanlığı yolu kapatılacaktır.
Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu dışında ismi telaffuz edilen üçüncü bir isim Özgür Özel; genel başkanlık için oldukça toy, karizma zayıf, mizacı yumuşak; partinin birinci adamı olamaz belki ama her partinin yönetim kadrosunda kesinlikle olması gereken, belagati güzel pratik zekaya sahip her partide olması gereken bir isim.
Her ne kadar, her CHP'li tarafından değişimden söz edilse de; "peki kiminle, nasıl bir değişim olacak" dendiğinde "Ahanda bu isimle şöyle şöyle bir değişim" denebilecek genel kabul gören birisi hala yoktur. Kastedilen değişim nedir; daha mı sosyalist, daha mı liberal veya daha mı dindar olunacak. Kılıçdaroğlu'nun helalleşme manifesto değişim adına iyi düşünülmüş ama gecikmiş bir girişim olduğu için tereciye tere satma babında olunca sonuç alınamadı.
CHP seçmenini konsolide edip diri tutmaya yönelik motivasyon için tabanda gerekli olan sinerjiyi ateşleyecek morali göremiyorum. Yüksek moral ile çıkılmış bir savaşı kaybetmiş CHP seçmeni çok yorgun ve bitkin düşmüş vaziyette. Konumunu mevcudun ötesine taşıması çok zor görünüyor. Kılıçdaroğlu ile mevcudu muhafaza durumu devam ederse aksine mevcudu kaybetme süreci daha da derinleşecektir diye düşünüyorum. Hiç bir ankette cumhurbaşkanı adayları arasında ismi ikinci sırada dahi çıkmayan, millet ittifakına bile bile kaybettiren Kılıçdaroğlu aynı inadı genel başkanlık için sürdürmesi durumda anlaşılan o ki genel başkanlığı tamamen bırakana kadar CHP siyasi olarak nadasa yatacak gibi. İYİ PARTİ CHP'nin muhtemeldir ki içine sürüklenmekte olduğu bu hali kendi lehine dönüştürüp ana muhalefet partisi olabilir ama bunu becerebilecek bir yönetim kadrosuna sahip olmadığını da gözlemliyorum... maalesef.

İYİ PARTİ'ye Gelince...?

Meral Akşener hem kendi tabanını hem de siyaset kurumunu büyük bir beklentiye soktu. Hatta öyle ki; bu anlamda kendisini bile zora soktu. Şahsen benim beklentim, siyaset kurumunda şimdiye kadar gündeme alınıp, dile getirilmeye cesaret edilememiş iddialarla gündemi kontrol altına alıp yönlendirebileceği bir sureci başlatması halinde farkındalık yaratıp dikkat çekerek yeni siyasi bir süreci başlatabilirse ancak o zaman 26 Ağustos'un akılda kalacak bir özelliği olacaktır. Mesela masadan kalktığı gün yarattığı gündem şiddetinde ama masaya dönülmeyen bir çıkış.
Kurulduğundan beridir siyasetteki varlığını CHP'ye eklemlene eklemlene sürdürme görüntüsü İYİ PARTİ'nin kurumsallaşıp iddialı hale gelmesine mani olmuştur. Bu anlamda önümüzdeki mahalli seçimlerde ya her yerde aday göstermeli, kurumsallığının güçlenmesi için; ya da hiç bir yerde aday göstermeyip her yerde cumhur ittifakı karşısında en güçlü adayı destekleme kararı almalıdır.
Önümüzdeki mahalli seçimlerde bir daha kaybedeceği aşikar olan CHP'nin seçmeninin 2028 yılı cumhurbaşkanı ve parlamento seçimlerinde tercihlerinin İYİ PARTİ olacağı neredeyse kesin gibi.
CHP'ye eklemleme yüzünden AKP'den İYİ PARTİ'ye oy akışına mani olan husus ise HDP'nin millet ittifakı üzerindeki gölgesi olmuştur. Bu hal İYİ PARTİ'nin kurumsal iddialarını rahatça dile getirerek siyaset üretmesine mani olmuştur.
Meral Hanım 26 Ağustos'da "Biz mahalli seçimlere girmeyeceğiz, benim cumhurbaşkanı adaylığım ile 2028 genel seçimlerinde tek başımıza iktidar olmaya hazırlayacağız" şeklindeki bir manifesto ile çıkış yaparsa mevcut konjonktürde ancak farkındalık yaratmış olur, aksi durumda mevcut hal kan kaybederek devam edecektir. Bu şekilde CHP'nin her zaman örtülü ittifakı HDP'nin gölgesi ve ithamları altında siyaset yapmaktan kurtulacak, kendi belirlediği alanda istediği siyaseti üretebilecektir.
Netice itibariyle İYİ PARTİ'nin başarılı ve iddialı olabilmesi için ne CHP ile ne de bir başka parti ili ne ilişkili ne de iltisaklı olarak ittifak halinde hareket etmemelidir; kurumsallığı tamamlamak için bunu yapmak zorunda.

7 Ağustos 2023 Pazartesi

DEVLETİN Mİ MİLLETİN Mİ MİLLİYETÇİSİYİZ

Devletin mi milliyetçisiyiz, milletin mi...!

Şimdi sözde Türk milliyetçisi; iflah olmaz, azatlık kabul etmeyen biatçı köleler... bana kızacaklar; "olur mu öyle şey, devlet kutsaldır" diyeceklerdir.
Sözüm onlara; peki öyleyse, bugün beş arkadaş aynı kıyafetleri giyerek, tişörtlerimizin önüne ve arkasına "Bu yaşamak değil sürünmektir " veya "Yaşamak zorlaştı" veya "Faiz haramsa niçin hala var" ya da "İçimizdeki merhameti katlettiler" yazarak Üsküdar Meydanı'nda yarım saat beraber dolaşsak sizce karşılaşacağımız muamele ne olacaktır; muhtemelen sivil veya resmi polisler "Hayırdır hemşerim, amacınız nedir," diyerek, enselerimizde pençeleri ters kelepçe ile haydi karakola.
Böyle bir korkuyu Demokles'in kılıcı gibi vatandaşının boynunda hissettirerek yaşatan devletin milliyetçisi olunmaz. Her vatandaşına, yönetici muktedirlerinin şerrinden korunmak için otokontrol şeklindeki yaşamayı geleneksel hale getiren bir devletin milliyetçisi olunmaz.
Cumhuriyet, hatta Türk tarihinin en büyük ihanetinin yaşandığı 15 Temmuz'da iktidarda olan AKP, Erdoğan ve bakanlarını hukuk karşısına çıkarıp "Devleti yöneten sizlerdiniz, bu ihanetin zemini hazırlanırken sizler nerelerde nelerle meşguldünüz ki; fark etmediniz, önlem almadınız" sorgulamasını yapamayan ancak yine AKP referansları ile "Cemaat/fetö" öğrenci yurtlarında iş bulup soğan patates doğrayanları sorgulayıp ceza kesen, hapse atan devletin elbette milliyetçisi olamam.
Ben ancak devletin en güçlü makamlarında görev ifa eden cumhurbaşkanı, bakan, asker, polis ve diğer sorumluların dahi yaptıkları keyfilikler ve haksızlıkları karşısında hak ve hukukumu koruyan, kollayan hatta cezalarını anında kesen devletin milliyetçisi olurum. Hak ve hukukun yönetici zümre için baki, kalanımız için ise keyfi olduğu bir devletin milliyetçisi olmam.
Partileşmiş, AKP'leşmiş devletin önce aslına rücu etmesi gerekir sonra onun milliyetçisi olurum. Buna inanmak, mücadelesini verme azim ve kararlılığımız en büyük motivasyon kaynağımız olacaktır. Ama bu arada milletin milliyetçisi olmaya kesinlikle varım, elimden geleni de yapacağım. O nedenle her türlü ideolojik taassubu terk ederek her siyasi görüşe sahip insanın partileşmiş devlet karşısında milletin milliyetçiliğinde buluşup ortak mücadele vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Ezcümle; her an tokadını ensemde hissettiğim devletin değil, mensubu olmaktan onur duyduğum Türk milletinin milliyetçisiyim.

İYİ PARTİ niçin kuruldu partinin vekili nasıl bilemez

Neden İYİ PARTİ'de olduğunun bilincinde olmayan; partinin önünden geçerken sigara izmariti misali iki parmak arasına sıkıştırılıp içine atılmış insan misali seçilmiş bir vekil bakın ne demiş;

"CHP'ye gönül vermiş milyonlarca seçmeninin muhalefetine rağmen, 37 vekilini kendisine zıt görüşlü partilere hediye etti. Peki soruyorum; İYİ Parti aynı tabandan milliyetçi-muhafazakar vatandaşlarımızın oy verdiği sağ partilerle ittifak neden yapmasın?"
Fırlatılmış izmarit...
İYİ PARTİ kuruluş meşruiyetini senin İYİ PARTİ'yi yamamak istediğin Cumhur ittifakının bu milletin başına musallat ettiği mevcut ucube sisteme geçiş referandumuna hayır kampanyası ile başlayan bir itiraza dayandırmış, tüzüğünü bu minvalde hazırlayıp parti programını da bu minvalde düzenlemiştir. Ayrıca millet ittifakının ortak paydası da bu ucube sisteme karşı olmalarıdır.
İYİ PARTİ kurulma gerekçesini dayandırdığı meşruiyetini kaybetti mi ki; cumhur ittifakına katılmasını önerebilen vekilleri türedi. Adama bakar mısınız; seçildiği an akabinde hemen yıkmaya bakıyor. Özel sipariş, üstelik de turfanda.

Öyle yağma yok; bu partinin ete kemiğe bürünmesinde meşruluğunu anlata anlata vebal üstlendik. Cumhur ittifakının kıyısında köşesinde gezinip dansa davet beklemek gibi ihanetlerinizi sorgulayıp alayınızı vicdanımızda pekala ihraç edebiliriz, haberiniz olsun.

29 Temmuz 2023 Cumartesi

İKTİDARI GÖNDEREMEDİK YA MUHALEFET

İktidarı gönderemedik ya muhalefet

Meral Hanım'ın masadan kalkma gerekçesini Kılıçdaroğlu'nun aday olacağının ilk defa o gün masaya getirilmesine ve dayatılmasına bağlaması ile Recep Tayyip Erdoğan'nın 15 Temmuz darbe girişimini eniştesinden öğrendiğini söylemesi arasındaki ortak benzerlik; her iki siyasetçinin de; Türk milletinin düşünmeyen, sorgulamayan, muhakeme etmeyen; dolayısıyla da mantıklı olsa da olmasa da gerçek dışılıklara pekala kolayca inandırılabilecek saf bir yığından ibaret olduğu kanaatine sahip olmalarıdır.

İstanbul trafiğinin en yoğun olduğu saatlerde, gün ortasında, E5 üzerinde Boğaziçi köprüsüne doğru yürüyen tankları sadece enişte görmüş; MİT görmemiş, polis görmemiş, zabıta görmemiş(!)
6'lı masa 244 sayfalık ortak mutabakat metni hazırlıyor; içinde sistem değişikliğinden tutun da devletin işleyişinden, partilerin ayrı ayrı görev paylaşımına kadar her şey düşünülüp yazılmış amma velakin bütün bunların gerçekleşmesi için Cumhurbaşkanlığını kazanmak gerekiyor ama masayı terk etme eylemine kadar adayın belirlenmesi hiç ama hiç düşünülüp tartışılmamış(!)
Bu durum karşısında Recep Tayyip Erdoğan'ın karşısına "kontrollü muhalefet" çıkarılarak gene kazanması sağlandı diyecek olsam; yukarıda isimlerini andığım iki siyasi liderin açıklamalarında geçen gerekçelerden daha mı az tutarlı makul ve mantıklı bir düşüncemi paylaşmış olacağım.
Yanarım yanarım da umutlarımın sürekli birilerinin projelerine aparat yapılmasına yanarım. BOP projesini olabildiğince çok geniş kapsamlı; uzun vadeli, kesintisiz devam etmekte olan girift ve kompleks bir yapı olduğunu hiç unutmamamız lazım.
Mevcut muhalefet yapısının mahalli seçimlerde sandığa gömülüp bir sonraki genel seçimlere güncellenmiş muhalefet ile gidilmesi biz muhalif seçmen için en münasip strateji olacaktır. Hep AKP ve Erdoğan'dan kurtulmayı düşündük ancak bir ara da mevcut muhalefetten kurtulmayı düşünseydik Erdoğan iktidarına belki daha kolay son verebilecektik.
Şimdi diyeceksiniz ki; bu strateji ile tüm belediyeleri cumhur ittifakı kazanmaz mı. Doğru, ancak umurunda değil; zira AKP'leşmiş devlette tüm mahalli idareler muhalefetin olsa ne yazar; hepsinin gücünü toplasak Erdoğan'ın bir kanun hükmünde kararname çıkarma gücüne sahip olabilecekkler mi; bir gecede ve tek imza ile İstanbul Sözleşmesi veya bir başka uluslararası sözleşmeden çıkma veya girme yetkisine sahip olacaklar mı. Mevzu belediye rantlarının paylaşımı ise o da umurunda değil, benim derdim BOP projesini boşa çıkarmak, ülkemin ve milletimin istikbaline sahip çıkmaktır. Mahalli seçim sonuçları ile bu sözde muhalif liderler gönderilir, genel seçimlere kadar daha genç ve dinamik olanlar için fırsat doğar, önleri açılır.

Erdoğan niçin hep kazanıyor

Türkiye ortalama algı düzeyi ve sosyolojisinden bihaber siyaset yapan muhalefet Erdoğan karşında ne yaparsa yapsınlar, tekrar tekrar yenilgiyi yaşamaktan öte bir sonuç elde edemeyecektir.
Muhalefet yirmi bir yıldır hala Erdoğan'nın ülkeyi kötü yönettiği üzerinden bahisle eleştirisini yaparak öne geçebileceği umudunda. Oysa ki meselenin aslı, Erdoğan'nın inanç temelinde seçmenini konsolide etmiş olmasıdır. Nasıl ki fakir olan dinini değiştirmeyi düşünmüyorsa ekonomik sıkıntı yaşayan Erdoğan seçmeni de Erdoğan'ı terk edip, partisini değiştirmeyi düşünmüyor.
AKP seçmeni şuna inanmış veya inandırılmış; Erdoğan kendisi ve seçmeni arasında öyle bir rabıta kurmuş ki; hangi şart altında olunursa olunsun abdest almadan namaz kılınmayacağı gibi her seçmeni de hangi şart altında seçim yapılırsa yapılsın oyunu vereceği parti AKP dir. Böyle bir şartlı reflekse bağlı seçmen profili ile hangi seçim kazanılmaz ki.
Muhalefet, nasıl kazanabileceğinin yolunu yöntemini bulamıyorsa hiç olmazsa rakibinin nasıl kazandığını incelesin belki faydasını görecektir.
Erdoğan en ağır ithamlarla muhalefeti suçladı, hatta zaman zaman hakaretlerde bile bulundu ancak hiç bir zaman kendisini yirmi bir yıldır en tepeye taşıyıp oralarda tutanlara "Kahrolun, kahrolun, kahrolun" dememiştir...
Bilmem anlatabildim mi.

Siyasal İslamcıların çelişkisi

Kadın için saçını göstermenin, yani başı açmanın haram olduğundan hareketle zamanın hükümetlerine karşı başörtüsü mağdurluğu üzerinden savaş açarak, bu savaşın sonuçları üzerinden oluşan zeminde kurgulanan BOP "Büyük Ortadoğu Projesi" dahilinde AKP olarak önce siyasi güç haline gelip sonra da Fetö takviyesi ile muktedir olanlar....
Bugün yine aynı "Başörtüleri ile" faizin karar vericileri olarak haram olduğunu bildikleri halde; geçmişte başörtüsü için okulunu bırakanlar bugün her türlü faizin hesaplandığı yerde görev alabiliyorlar. Geçmişte okulunu bırakanların aynı gerekçeler üzerinden aynı mantıkla hareket ederek niçin "Faiz için karar verici olamam" diyerek verilen görevi ret etmiyorlar.
Şahsen benim bu atamalardan herhangi bir rahatsızlığım yoktur. Ben cumhuriyet değer ve kazanımları ile övünç duyup barışık olan Türk milliyetçisi birisiyim. Beni rahatsız eden siyasal İslamcılığı BOP için aparat yapanların(ABD) 15 Temmuz ihaneti başta olmak üzere, içinde samimiyetin ve imanın olmadığı ritüeller bütünlüğü olarak gördüğüm siyasal İslamcılığın Türk milletine büyük bedeller ödetmesi ve halen de ödetmeye devam ediyor olmasıdır.

Müslümanlar Hristiyanların yanında daha mı mutlular

Müslümanların en mutlu ve huzurlu oldukları yerler Hristiyanların yoğun oldukları yerler. En acı çekip, zulüm gördükleri yerler ise maalesef Müslümanların yoğun olduğu yerler.
Bunların alayı yvşk; laiklik karşıtlığından ceza alırlar sonra da ilk fırsatta kaçıp Hristiyanların koynunda saklanırlar. İslam ülkelerine sığınmış hiç bir fetöcü duyduk mu, gördük mü; hayır.
Bu çelişkinin utancını yaşaması gerekenler aslında müsebbibi olanlardır. Gücü ele geçirmek için her daim "Dini telkinde" bulunup pazarlama yaparlar ( İslami-imanı değil, siyasi rant için ). İslam'ın düşmanı haçlılar falan değil bizatihi "Müslümanlar"ın ta kendisidir.
Uzun uzun kesilmiş iplere onlarca müridi tesbih taneleri gibi tutturup her ipin ucunu da Şeyh'in iki parmağı arasına sıkıştırarak, bu iletişim modeli ile Şeyh'den güç devşirerek elde edileceği sanılan kerametine sığınma gericiliği ve yobazlığının akıl dini İslam ve onun tek kudret sahibi Allah inancı ile ilişkilendirmeyi kanıksama hali İsveç'de Kuran'ın yakılması kadar saygısızlık ve saptırma değil de nedir.
İslam inancı; beton, demir, çimento birleşmesi ile vücuda getirilip ışıklandırma ile tamamlanmış camiler ile içinde bilinçli imandan taklidi imana geçmiş şuursuz yığınların hem halinden oluşmuş ritüeller bütünlüğü hiç değildir. Halihazırdaki imanımı korumak için bu yığınlardan ve bulundukları yerlerden uzak durmaya çalışıyorum.


17 Temmuz 2023 Pazartesi

TARİKATLAR OPERASYON APARATI MI

Tarikatlar devletin dizayn aparatı mı
Tarikatların siyasal nedenlerle var olduklarını, toplumun en azından belli bir kısmını istendiği şekilde yönlendirmek düşüncesiyle aparat amaçlı, devlet tarafından varlıklarına göz yumulduğunu hatta desteklendiğini düşünüyorum.
1980 darbesi sonrası özellikle yolu MHP ve Ülkü Ocakları'ndan geçen herkes öyle veya böyle MHP davası ile ilişkilendirilerek aksiyoner bir hareketin mensupları olarak zindanlara atıldılar; eğitimleri yarım kalsın, tamamlayamasınlar diye. Bu arada siyasal İslamcıların ise önleri tamamen açıldı ki; sonraki dönemlerde iktidara geldiklerinde yetişmiş kadroları oluşsun diye.
Türk milliyetçilerinin yetişmiş mensupları hapisteyken dışarıda kalan genç mensupları ise olur da abilerinin kaldıkları yerden mücadeleye devam ederler diye buna mani olmak adına beyinlerini din ve inanç problemleriyle ile meşgul ederek adeta "Günahlardan arınmak için tövbe almak" amaçlı bir müessese icad edilerek "malum dini tarikat"a bilerek planlı bir şekilde yönlendirildiler. Ne garip ki; bu planlanmış projenin bir ayağı da hapishanelerde etkin kılınmış; hapisten çıkan bir grup ülkücü, hareketin mevcut haliyle "yeterince İslami olmadığı" saikla farklı siyasal oluşumların temellerini atarak adeta Türk milliyetçiliği Hareketi artık düşürüldüğü yerden kalkamasın istendi.
Bu yol ve yöntemlerle Türk milliyetçiliği hareketi üzerine nihai amaçlarına erişemeyeceklerini anlayan plan ve proje sorumluları MHP'nin misyonunda güncelleme yaparak değişime gittiler, o da;
"Devletin varlığı, milletin bütünlüğü için ihtiyaç duyulduğunda doğal refleksi koruyacak kadar asgari düzeyde MHP'yi vesile kılarak Türk milliyetçiliği hareketinin varlığını daim kılmak, yine MHP'yi vesile kılarak iktidara talip olacak kadar büyümesine, özgüven sahibi olmasına müsaade etmemek"

Askıda ekmek...?

"Askıda ekmek" ve "Camiye yardım"a son verdim. AKP'yi sürekli iktidarda tutan şey ondan memnuniyet ise....
O AKP'ye verilen oylar aynı zamanda bizlerin de niyetlerimizi ve davranış biçimlerimizi güncelleyip, onaylama veya onaylamama anlamına geldiğine göre...
Buradan çıkardığım sonuç; ne camilerimizin ne de insanımızın bizlerin yardımına ihtiyaçlarının olmadığıdır.
Artık kendime yardım etmeye karar verdim; "Askıda çay" usulünü uyguluyorum. Her sabah demliğe üç yemek kaşığı değil iki yemek kaşığı çay koyuyorum ki; yapmış olduğum tasarruf ile bir zamanlar randevulaştığım çay bahçelerinde yine arkadaşlarım ve dostlarımla buluşup onlara çay ısmarlayabileyim diye.

Türk milliyetçisiyim sağcı değilim

Adam "Türk milliyetçisiyim ve sağcıyım" diyor. Allah diyene selamet versin ama ben itiraz ediyorum, kabul etmiyorum.
Sağcı cahil, yeniliklere kapalı, biraz da yobazdırlar, Türk milliyetçileri ise aydındır, çağı iyi takip eder, okurlar. Fikir ve düşünce üretirler. Realist ve aksiyonerdirler.
Türk milliyetçileri çıkar hesabı yapmadan, mağdur olma pahasına devletine ve milletine sahip çıkarken sağ hep ihanet içinde olmuştur. Onları bulundukları yerden kımıltacak sadece dini argümanlardır, diğer değerlerin hiç önemi yoktur. Seccadelerini serip namaz kalacakları yerlerinin olması onlar için yeterlidir. BOP onlar için en büyük seccadedir.
Aşağı yukarı tüm darbelerin döllenmesi, devamında girişimleri veya gerçekleşmesi de sağın rahminde olmuştur.
Çok tuhaf; sağ darbe p.çlerini kendi rahminde peydahlarken müsebbibi olarak da özellikle hep cumhuriyet değer ve kazanımları ile yetişmiş solu ve Türk aydınlarını görmüş, suçlamıştır. Yine ne tuhaftır ki; özellikle CHP bu anlamda yeterli etkin, yetkin, vizyon sahibi genel başkan ve yöneticilerine sahip olamama talihsizliği ile üzerine yıllardır süregelen algılarla giydirilen bu kirli gömleği bir türlü çıkarıp atamamıştır.
Millet ittifakı belki bu kısır döngünün panzehiri olabilirdi ancak gene tekrarlayacağım; CHP'nin süregelen kurumsal vizyonsuzluğu (5'li WhatsApp grubu kurarak sağ'ın eksiğini tamamlama senin neyine) ve diğer ittifak birleşenlerinin basiretsizliği ile kastettiğim şans heba edilmiştir. CHP kısmen, MHP ise tamamen "Sağ'laşmış"lardır.

Can Atalay'a sahip çıkmamız insanlığımızdandır

Neymiş efendim; Can Atalay'ın hapisten çıkarılıp meclise girmesini bir milliyetçi olarak nasıl istermişim, bu sosyalist TİP aşkım da nereden geliyormuş.

Herkes bilmelidir ki; milliyetçi, ülkücü, Türkçü veya turancı olmadan önce insanım. Önce insan olmak, sonra insana layık sıfatlara talip olmak, elde edince de hakkını vermek lazım.
Türk milliyetçisi, ülkü ocakları başkanı rahmetli Sinan Ateş'in katledilmesi sonrasında fikir namussuzluğu yapıp suskunluğu tercih edenler karşısında elbette "Sinan Ateş'in katilleri bulunmalıdır" diyen fikir namusuna sahip Ahmet Şık'ı da Can Atalay'ı takdir ederim, mağduriyetlerini dile getiririm.
Sinan Ateş'in hatırasına sahip çıkan Türk milliyetçisiyim ama aynı zamanda yine Sinan Ateş'in katillerinin takipçisi olacağını ilan eden Ahmet Şık'ı, Can Atalay'ı takdir edecek kadar hümanist ve demokratım. Böyle olmaya yüreği yetmeyen, özgüven sahibi olmayan biatcı köleler beni sorgulamak sizin haddinize düşmez.
Önce insan olun... sonra ne olursanız olun. Sinan Ateş için vah bile diyemediniz... utanmazlar.

19 Haziran 2023 Pazartesi

GÜNDEME DAİR

"Siyasi sağ"ın ocağından türeme siyasal İslamcılık ile döllenen her siyasi yapıdan neşet olanı iflah olmaz bir akıbet beklemektedir. Bunun en son örneğini CHP'de gördük. MHP zaten çoktandır siyasal İslamcılığa entegrasyon sürecini tamamlamış durumda.

Bilinen gerçek nedir; bu döllenmeye en müsait olmayan hatta aksine en uzak olup karşısında savaş veren CHP'nin olduğu değil midir.
Kemal Kılıçdaroğlu ile ovalaya ovalaya yumuşatılarak iyice gevşetilen CHP, siyasal İslamcıların Cumhuriyet tarihi boyunca biriktirdikleri kin ve öfkelerinin intikamını almanın hazzını yaşamaya elverişli hale getirildi. A.Latif Şener son konuşmasında bunu itiraf edercesine adeta "Nasıl da koyduk ama" modundaydı. CHP listesinden meclise giren Siyasal İslamcıların cumhur ittifakı ile beraber olup yapacakları anayasa değişikliği çalışmalarında bunu daha da ileri götürdüklerini görüp yaşayacağız. Başta CHP olmak üzere herkes bu duruma şimdiden hazır olmalılar.
CHP'liler, "Meral Akşener niçin masadan kalktı" sorusunu sorarlarken aynı anda niçin "Hangi güç; siyasal İslamcılığı reddiye üzerine kurulup onlara karşı devrimler yapmış partimizin listelerine 37 siyasal İslamcı vekilin konmalarını dayatıp seçilmelerini sağlamıştır" sorusunu sorup çelişkiyi dile getirmezler. Meral Akşener'i o masada tahrik eden, bir anlamda CHP'nin siyasal İslamcılar tarafından hortumlanması planının sonuçlarını ön görüp, kendisinin etkisiz eleman diğerlerinin de has eleman konumuna sokulmuş olmalarıdır.
Velhasıl kelam; adamlar BOP denen öyle bir proje hazırlamışlar ki; sudaki balık misali hepimiz içindeyiz, dahil edilmişiz ama farkında değiliz. Zaman zaman depremler olup sular çekilince işte o zaman fark edebiliyoruz; biz kimiz, yaşadığımız ortam neresidir, neden varız...gibi.

Ne Yaman Bir Çelişki

Ne yaman bir çelişki; cumhuriyet tarihi boyunca kurulmuş olan devletin işletmelerine sahip çıkmayıp tek tek özelleştirilirken; Bayraktar ve TOGG gibi özel sektör markalarını devletin resmi işletme markalarıymış gibi sahiplenmek...?
Sonra tek adam üzerine bir şeyler söyleyip yazınca da alayımız Erdoğan düşmanı ilan ediliyoruz.
Yukarıdaki çelişkinin cevabını sadece ve sadece antidemokratik ülkelerde buluruz, nedir o; otoriter, tek adamlı devletlerde "Bir numara egemen" devletin her türlü imkanını özel kamu fark etmez kendi varlığı gibi görür.
Hemen Aydın Doğan medyasının 2000'li yıllardaki akıbeti geldi aklıma; evirdiler çevirdiler, ne yapıp edip ağır vergi cezaları ile adamı yıldırıp medya sektörünün dışına iterek holdinginin medya ayağını sattırdılar. Bunun kısa tarifi; güç benim, o halde her şey benimdir.
Devam ediyorum; "Allah'ın bir lütfu ambalajlı 15 Temmuz ihaneti" sonrası fetö'nün bütün medya ayağı da yandaş sermayenin eline geçiyor, ne tesadüf değil mi.
Ne yapalım, dokunulmazlıkları olan ancak yürekleri yetmeyen vekiller bu soruları sorup çelişkileri dile getirmeyince bizler sorup, dile getiriyoruz.

Milletvekilleri Cesur Değiller

Dokunulmazlığı olan ödlek milletvekilleri; sizlerin korkaklığınıza, ödlekliğinize inat hep dile getirmeye devam edeceğim....
Bu son seçimde Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur ittifakı BOP projesi dahilinde Suriyelilerden devşirme oylarla kazandırılmıştır.
İlk önce Cumhuriyetin asli koruyucu unsuru olan, Cumhuriyet değer ve kazanımlarına sadakati en üst noktadaki Türk ordusunun doğal refleksi olan güçlü mukavemeti Ergenekon ve Balyoz kumpasları ve devamında "Allah'ın bir lütfu olan 15 Temmuz" ihaneti sürecinde tasfiye edildi; subayları, paşaları ve sivil öncü, örgütçü vatansever ulusalcılar, Türk milliyetçileri zindanlara atıldılar.
Ancak, BOP dahilinde Türkiye üzerine düşünülmüş kumpas için Türk Ordusu'nu pasife etmek yetmezdi; Türk milletinin iradesine karşı da bir kumpas düşünülmesi gerekiyordu, o da yapıldı; savaş bahanesi ile zorunlu göç adı altında Suriye'den üç buçuk milyon, bugünlerde ise muhtemelen seçmen sayısı ile altı milyona ulaşan "Seçmen göçü" sağlandı. İddiam o ki; Recep Tayyip Erdoğan'ı tekrar seçtiren, her daim potansiyel oy olarak varlıkları hazır ve nazır tutulan Suriyelilerden oluşan oylardır.
Ödlek ve korkak muhalefet, onların genel başkanları ve dokunulmazlık zırhını giymiş milletvekilleri; sizlere soruyorum "İki buçuk milyon Suriyeli, seçmen olabilmeleri için vatandaş yapıldılar" desem "Ancak bunların nerelerde, hangi sandıklara dağıtıldıkları bilinmiyor" desem bana "Hayır Mehmet Soral öyle bir şeyin olması mümkün değil" diyemiyorsanız sizler alayınız Recep Tayyip Erdoğan ile tiyatro oynayıp bizlere de izletiyorsunuz demektir.

Kısa Kısa

Harbi, samimi Türk milliyetçileri var, bir de "Türk milliyetçiliği yapmak üzere görevlendirilmiş memurlar" var. Maalesef bu görevli memurlar harbilik görüntüsü vererek sahtekarlık yapıp yüce bir davanın mecrasından kaymasına neden oldular. Acaba bunu kaçımız fark edebildik.
...

Ne İmamoğlu'ymuş be; AKP'yi korkudan zangır zangır titretiyor olmalı ki; döne döne siyasi yasaklı hale getirmek için açılmış davanın yedeğini açıyorlar.
...
Hiç bir siyasi parti, ideoloji, görüş dağıttıkları kartvizitlerindeki adreslerinde durmadılar, onları arayanlar da yerlerinde bulamadılar.
...
"Cevizoğlu modeli" türedi; geldiği yere küfür ede ede yukarılara tırmanma; baca deliğinde pisliğe bulaşa bulaşa tırmanma; kir pas içinde rezil bir görüntü; mide bulandıran.

12 Haziran 2023 Pazartesi

İYİ PARTİ GENEL KURULA GİDERKEN

İYİ Parti Genel Kurula Giderken...?

Elbette bu partiyi Meral Akşener'den daha iyi yönetebilecek birisi gelsin isterim ancak parti kurulalı altı yıl olmasına rağmen bunu misyon edinmiş vizyon sahibi, ismi öne çıkan bir başka isim/isimler henüz yoktur.
Meral Hanım'ın artık genel başkanlık konumundan liderlik konumuna yükselmesi gerekiyor. Türkiye'de liderlik kıtlığı var. Recep Tayyip Erdoğan'ı tüm dezavantajlarına rağmen o'nu aşabilecek bir başka lider maalesef çıkmadı. Masadan kalkma eylemi aslında bir lider refleksiydi ancak devamını getiremedi, istemeyerek de olsa masaya döndü.
İstişare her zaman tasvip gören güzel bir usuldür amma velakin liderlik de olağanüstü şartlarda bireysel olarak inisiyatif kullanabilme iradesinin ortaya çıkardığı güçlü bir sıfattır. Meral Hanım "Masadan kalkma" eyleminde aklının ve vicdanının emir buyurduğunu değil genel tasvip gören istişareye baş vurdu; doğru tespiti, CHP'nin linç girişimi ve etrafındaki siyasi tecrübeleri yetersiz kurmaylarının yanlış telkinleriyle zorlama bir strateji ile süreç heba edildi.
Meral Hanım mevcut konumunu çok iddialı söylemlerle güncellemesi gerekir. Benim şahsi kanaatim o ki; aşırı nezaketi Kılıçdaroğlu'nun yüzüne "Sen kazanabilecek bir aday değilsin" demesine mani oldu. İttifak süresince nezaketini koruyarak her yolu denedi fakat başaramadı. Kılıçdaroğlu CHP'yi hortumlatma pahasına cumhurbaşkanı adaylığından vaz geçmedi.
Buna mukabil 6'lı masada; Meral Akşener'in değil görüşünün tasvip görmesi, 5'li WhatsApp grubu kurularak alternatif bir süreç devreye sokulup bir anlamda partisi de kendisi de refüze edilip hatta aşağılanmışlardır.
Parti tabanının, Kılıçdaroğlu'nun ve 6'lı masanın diğer birleşenlerinin bol keseden vekil rüşvetleri ile belirlenen yeni sürece dair onların niyetlerini sorgulamadan toplu istifalar şeklinde tepki göstermesi; Meral Akşener'de altından kalkamayacağı bir vebalin müsebbibi olmak gibi bir hissiyat oluşturunca masaya geri dönmek zorunda kalmıştır.
Şimdi o günlerde kendisi üzerine sifon çekmeye kalkan hadsiz CHP'lilere gecikmiş cevabını vermek, hem de parti tabanının aidiyet duygusunu motive etmek için "Millet ittifakı süreci"ne ilişkin, hafızasına kaydettiği resimleri anlatmasını, muhabbetleri dinletmesini bekliyoruz. Kılıçdaroğlu'nun hala kendi adaylığı ile seçimi kaybettiğimiz gerçeğinden bihaber, çevresine iyimserlik pompalayarak adeta "Ne oldu ki" rahatlığı karşısında artık bunu yapmak şart olmuştur.
İYİ PARTİ, ne CHP dayatması, ne HDP gölgesi, ne de siyasal İslamcıların hatırını dikkate alarak icra etmeye çalıştığı zorlama siyasetini terk ederek tamamen ve tamamen kendi özgün siyasetini geliştirip Türkiye'nin gündemine getirmesi gerekir. Yapılacak olan genel kurul bunun için iyi bir fırsat olacaktır.

Suriyeli ve Yurt Dışı Seçmenler

Eğer gün gelir de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapılan Suriyeliler Erdoğan'dan vaz geçip, AKP'den bıktık derlerse ancak o zaman muhalefet kazanabilir

BOP'un başarılı olması için önce Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile Türk milletinin cumhuriyet değer ve kazanımları üzerine inşa edilip kurumsallaşmış Türk Ordusu ve ona bağlı eğitim kurumları gibi mukavemet gösterebilecek doğal yapılar pasifize edildi, geriye tek önlem kalmıştı o da Türk seçmen iradesinin yapısının değiştirilmesiydi. Onun için Suriye'den ülkemize sözde güvenlik endişesine bağlanan toplu insan göçü yaptırıldı. Gelenlere verilen vatandaşlıklarla AKP iktidarını daim kılacak seçmen yapısı oluşturuldu.
Eğer bir içişleri bakanı emniyet yetkililerine "Mezbelelik yerleri yıkın, orada barınanların da kollarını bacaklarını kırın, gerekirse kanunu sonra çıkarırız" diyerek kanunsuzluğu devletin gücünü kullanarak meşrulaştırma örneğine hep beraber şahit olmuşsak; işleri bakanlığının mealen "Yabancılara iki yüz ellibin civarında vatandaşlık verdik" şeklindeki açıklamasının doğruluğunu kabul etmemiz en azından kendi adıma söyleyebilirim, mümkün değil. AKP, resmi rakamların çok çok üstünde bir buçuk iki milyon civarında dağıttığı vatandaşlıklarla ve yurt dışında yerleşik vatandaşların oyları ile sonuç almıştır. TÜİK rakamlarına güvenmeyen muhalefet nasıl oluyor da içişleri bakanlığının verdiği rakamlara güveniyor anlamak mümkün değil.
Ülkemiz dışında yaşayan çok sevdiğim vatandaşlarımız var, onları üzmek istemem ancak her insan para kazanıp vergisini ödeyip hizmet alıp hizmet verdiği ülke için oy kullanmalıdır.
Bu ülkenin ekonomik şartlarının getirdiği yıkımın bedelini burada yaşayan bizler öderken, bu şartların kendilerine sağladığı avantajlarla ülkemizde servet üzerine servet edinen yurt dışında yerleşik vatandaşlarla yurt içinde fırsat eşitliğine sahip değilken oy kullanmada eşit sayılmamız büyük haksızlık; olacak iş değil.
Yurt dışında yerleşik olup da oy kullanarak sonrasında her türlü bedelini bizlere ödetenlerin ülkemizde yaşayanlardan tek tek helallik almaları gerekir; artık kim verirse.

Dolar Duasına çıkmak

Bir grup insan bir şehrimizde doların çıkmaması veya düşmesi için "Dolar duası"na çıkmışlar.
Bire ahmaklar, siz bilmez misiniz; yağmurun yağmaması elbette Allah'tan ancak doların durumu Allah'ın "Verdiğim akılla yarattıklarımın en şereflisi kıldığım insan" dediği senin benim oylarımızla seçtiğimiz yöneticilerin beceriksiz ve basiretsizliklerine bağlı nedenlerle oluşmakta.
Evet, bu adamların oyları ile benim oyumun aynı sandıkta buluşması kadar çelişkilerle dolu başka bir zulüm olabilir mi. Eğer illaki toplu dua edecekseniz "Allah'ım bizlere bağışladığın aklımızı yerinde, zamanında ve gerektiği kadar iyi kullanmaktan aciziz, bize yardım et" diyerek toplu dua edebilirsiniz.
Allah, doların düşmesi veya çıkmaması için bir şey yapmaz; onu sen aklını kullanarak yapacaksın. Liyakatlisini seçemiyorsan seçebileceklere müsaade edeceksin. Allah sana hem akıl verecek hem de dolara müdahale edecek öyle mi; boşuna beklemeyin. Haşa, aksi durumda Allah'ın insanoğluna bahşettiği akıl denen melekeyi gereksiz ve fuzuli görmüş olursunuz ki; size derdin daha beterini verir, tepenizin üstüne diker, kusura bakmayın ben de o zaman oh olsun derim.
Allah'ın bile yarattıkları ile başı bu denli beladaysa bizlerin başına daha neler gelmez ki.

Bam telinde gezinirken...!

Yavuz Ağıralioğlu "Parti kurabilirim" diyor.
Adam işi çözdü; bu sisteme göre "Oyu olmadan partilerin vekil kazanmaları"nın mümkün olduğunu gördü. Bunu belki denersin ama daha ötesine de gidemez kalırsın.
"Belagat dansı" dışında bildiğin ne var; hiç bir şeyin yok. Başka siyasi vasıfların vardı da BBP'de Destici gibi kifayetsiz bir adamı aşamayıp niçin İYİ PARTİ'ye geldin. "İYİ PARTİ'de parladım" diyorsan haklısın ama ona rağmen onu aşarak kendini ispat edemezsin.
Kusura bakma, kitleleri heyecanlandırıp motive edecek bir bir sinerji göremiyorum sende. Kaldı ki; bu kadar siyasi yorgunluk ve akabinde bıkkınlık yaratmış siyaset kurumu artık çekici değil itici olmaya başlamıştır. Genel Başkan olmaya çok hevesli idiysen ve de bugünleri de tahmin etmişliğini iddia ediyorsan niçin bekleyip de Genel başkan adayı olmayı denemedin.
...

Şimdi göreceğiz Meral Akşener'e 6'lı masada 5'li kumpasın sonuçlarını.
CHP listelerinden seçilen AKP ve Fetö artığı siyasal İslamcı vekillerin Cumhur ittifakı ile bir olup anayasayı değiştirme çoğunluğuna sahip olup da neler yapacaklar.
Göreceğiz o zaman Sayın Kılıçdaroğlu; senin derin sinsiliğinin neden olduğu sonuçların CHP üzerindeki koyun melemesi şeklindeki tezahürünü. Göreceğiz; Meral Akşener'in üzerine sifon çeken Yavşak'ınızın bu sefer size dönüp ne diyeceğini.
Sizi gidi 5'li WhatsApp çetesi sizi. Bunun mahalli seçimleri de var, biz de size elbette bir şeyler göstereceğiz.
...

Erdoğan Anıtkabir defterine yazdığı metni okurken;
Aziz Atatürk
"Türkiye Cumhurbaşkanı olarak" şeklinde bir cümle kurdu.
Aziz Atatürk
"Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak ..." şeklinde olması gerekmiyor mu.
Peki soruyorum "Cumhuriyet" neye binaen gereksiz görülüp kaldırıldı.
Bu bir dil sürçmesi falan değil, epey bir zamandır Cumhurbaşkanı imzası "Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan" şeklinde açılıyor ve muhalefetten hiç bir kimse bunun sorgulamasını yapmıyor.
Bir önceki yazımın konusuna atıf yapacağım "Muhalefet ve iktidar 15 Temmuz ihaneti sonrasının dizaynı konusunda anlaştılar " bizler de figüran mıyız.
...

Türk milliyetçilerinin inanmışlığı ve adanmışlığı üzerinde sörf yaparak kendini Külliye'ye atan Sinan Oğan, dış kapının dış mandalı bile olamadı.
Değerinin kendini oturttuğu yerden bir vazo misali düşüp parçalandı.
Yazık oldu vazoya.

29 Mayıs 2023 Pazartesi

SEÇİMİN MUHASEBESİ

Hiç bir ankette Kılıçdaroğlu'nun millet ittifakının adayı olması şeklinde bir sonuç çıkmadı.

Her ankette sıralama şöyleydi
Ekrem İmamoğlu
Mansur Yavaş
Meral Akşener
Kılıçdaroğlu
Bir süre sıralama böyle devam etti. Adayın belirlenmesi arifesinde ise...
Mansur Yavaş
Ekrem İmamoğlu
Kemal Kılıçdaroğlu
Meral Akşener
şeklindeydi.
Ancak ne var ki; CHP yönetiminin ve cumhur ittifakı trol dayatması ile Meral Akşener'in "Kazanabilecek aday" tespiti ve gerçeği yerine Kılıçdaroğlu'nun aday olmasının hakkı olduğu görüşü hakim kılınarak aday gösterildi ve kaybetti.
Meral Akşener her zaman doğru tespitler yaptı ancak millet ittifakı birleşenlerinin yanlış dayatma şeklindeki stratejileri nedeniyle itirazları karşısında linçe uğrayarak kendisini anlamayı değil anlamamayı tercih etmişlerdir.
Kılıçdaroğlu dayatmasından en büyük yarayı alan İYİ PARTİ olmuştur. Partinin toparlanması ve iddialı hale gelebilmesi için ittifaka falan son verip bağımsız ve bağlantısız siyaset yaparak kendi rüştünü bizatihi kendisinin göstermesi gerekir diye düşünüyorum.
Parti içi meseleye gelince; Meral Akşener bizatihi ikamet ettiği Üsküdar'da hiç bir program yapmadığı gibi evine gidip gelirken bir gün dahi arabasından inip mahalle manavından alışveriş yapmamıştır. Varını yoğunu ortaya koyarak, kuruluşundan beridir partiye emek verenleri, parası olanlar karşısında temayül yoklamasına sokup onları eletip refüze ederken yine hangi gerekçe İ.Naim Şahin'i Ordu'dan birinci sıra millet vekili adayı olmasını dayattı.
Bu cümlelerimin arkasından sıralayabileceğim o kadar çok şeyler var ki; gün o gün değil, iki örnek cümlemle aslında çok şey anlattığımı düşünüyorum.

Ümit Özdağ- Sinan Oğan ortak stratejisi

Sinan Ogan ve Ümit Özdağ farklı bir strateji ile Erdoğan'ın yanında oldular.
Ümit Özdağ ve Sinan Ogan bir gün önce aynı masada kahkahalar atarak fındık fıstık yiyorlar bir gün sonra nasıl oluyorsa Sinan Ogan cumhur ittifakına yanaşıyor, ondan bir gün sonra da Ümit Özdağ millet ittifakının yanında yer aldığını açıklıyor.
Ama katılımını ilan ettiği gün öyle bir demeç veriyor ki; "Ben buraya geldim ama birileri de buradan acilen gitsin" dercesine daha önce Kılıçdaroğlu'na oy vereceklerini deklare eden HDP seçmenini tahrik edip oy kullanmamaya, Kılıçdaroğlu'nu tercih etmemeye zorladı.
Bu eğer kasıt değilse peki nasıl bir kötülüktür, birisi bana izah etsin.

Sinan Ogan, yaptığın yanlışın vahametinin sonuçlarını sağa sola saldırarak ortadan kaldıramazsın. Kimse seni aramadı, bizatihi bizleri kendi dağıttığın kartvizitindeki adresine davet ettin, biz de geldik seni bulamadık.
Dolayısıyla "Niçin bizi kandırdın" diyorsak haklı nedenimiz budur. Hiç olmazsa yeni kartvizitine "Küllüye" yaz ki; arayan kolay bulsun.

CHP'nin içinde Truva atları

Siyasal İslamcıları meclise hem AKP, hem de CHP beraber taşırsa sahanın mağlubu belli değil mi.
Laiklik ve Atatürk ile barışık Haydar Baş'ın oğlu Hüseyin Baş'ı gerek İYİ PARTİ gerekse CHP listelerinden birinde yer vermediler ama Sadullah Ergin'e Cumhuriyet değer ve kazanımlarının kalesi Çankaya'da birinci sırayı verebildiler.
HDP'nin gölgesi, siyasal İslamcıların kamburu, paranın cazibesi, vefasızlığın çalımı ile akıbetimizin böyle olacağı aşikardı.
Kırk yıl sana inanmış ve adanmışları tasfiye et, yerlerine Recep Tayyip Erdoğan hegemonyasının on yılının ortağı olan siyasal İslamcıları listene al, meclise taşı... CHP hiç kusura bakmasın; Kılıçdaroğlu'nun dürüstlüğünün kazanmak için yetmeyeceği belliydi.
Tarafların seçim stratejisi göçmenler ve güvenlik üzerineydi ama en az Erdoğan kadar bu iki unsurun vebalinden sorumlu Davudoğlu millet ittifakının ortağıydı...
CHP'den seçilip de partilerine dönecek siyasal İslamcıların CHP'ye sadakatleri bakalım nereye kadar devam edecek. Bence CHP için turpun büyüğü geriden gelecek.
En az üç yıldır tüm TV programlarında CHP için yandaş besleme cumhur ittifakı trollerine karşı nefes tüketip mücadele eden bir tek CHP'li araştırmacı, akademisyen, fikir adamı veya gazeteci vekil yapılmadı veya kazanabilecekleri sıradan aday gösterilmediler. Muhtemelen Sadullah Ergin hazretlerinin kazanmasını garanti altına almak içindi(!)