20 Mayıs 2023 Cumartesi

MERAL AKŞENER'DEN MEALEN

 Meral Akşener 'in basın toplantısının mealen özeti...

Erdoğan ve Bahçeli'den oluşan iki tek adamın iradesi ile Türk milletinin başına musallat edilmiş olunan bugünkü ucube sistemin ülkemizi içine sürüklediği yıkımın bundan sonra da devamı halinde içinden çıkılamayacak bir felakete dönüşmemesi için...

14 Mayıs'ta meclis çoğunluğunu elde etmiş Cumhur ittifakının her türlü şerrinden devletimizi ve milletimizi korumak için 28 Mayıs'ta 2. turda Cumhurbaşkanlığı makamını devletin sigortası konumuna getirmek lazım. Meclis çoğunluğunun Cumhur ittifakından oluşan bir meclis aritmetiğinde Cumhurbaşkanının millet ittifakından olması, Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanı olması bir anlamda bekaya dair her türlü riski ortadan kaldıran denetleyici gözetleyici unsur olacaktır.

Bugün, Türk siyasetinde milliyetçilik kavramı en çok konuşulup manasına sarılıp medet umulan bir kavramsa, siyaset kurumu bu kavram üzerinden dizayn ediliyorsa bunun anlamı şudur...

Belli bir zamandan beridir (BOP dahilinde, AKP iktidarı ile başlayıp MHP'nin ona entegre olması ile devam eden) ülkenin kötü yönetilmesi ile içine sürüklendiği akıbetten kurtarılması ihtiyacı ve düşüncesi Türk milliyetçiliğinin insanlarımızın iç dünyasında doğal bir refleks olarak tezahürünü sağladı.

Ülkenin korunması ve kollanması ihtiyacının en riskli hale geldiği zamanlarda Milliyetçilik doğal refleks olarak kendini gösterir; bu günlerde yaşanan da budur; ülkenin istikbali büyük bir risk altında.

T.C Kimliğinin anlamı ve değeri

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşı kimliğinin mana ve önemi; binlerce yıldan bugüne atalarımızın kanları, canları ile oluşturdukları şerefli ve onurlu ortak aidiyetin ta kendisidir.
Hiç bir pazarlık, alış veriş ve aşağılık ilişkinin kirli parası ile temin edilmiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı benim vatandaşlığım ile eşit olamaz, ret ediyorum. Bu şekilde haklarıma ortak ettiklerinizin hepsine ve size hakkımı haram ediyorum.
Millet ittifakı, AKP iktidarı döneminde "kirli ve utanç parası" karşılığı verilmiş olan tüm vatandaşlıkları iptal edeceğini ilan etmelidir

Seçim ve sayım güvenliği

Ben onu bunu anlamam arkadaş;
Kem küm, zart zurt...ne bu yahu. CHP, madem ki size her türlü riskin hatırlatılmış olmasına rağmen vebalini kabul ettiğinize göre siyasi seçim namussuzluklarına karşı mücadele vermek için de Canan Kaftancıoğlu, Ekrem İmamoğlu inanmışlığı ve adanmışlığı örneğinde olduğu gibi benzer mücadeleyi parti üst kademesi olarak vermeniz lazım.
Islak imzalı tutanaklar hem YSK hem de muhalefet partilerinde olduğuna göre; muhalefet kendi ellerinde bulunan ıslak imzalı tutanakların konsolide edilmiş hali ile YSK'nın konsolide edilmiş sonuçlarıyla karşılaştırılıp farklılıklara itiraz edilmesi çok mu zor.
Aynı şekilde, tüm sandık sayısı ve nerelere kurulduğu da belli olduğuna göre YSK'nın seçim sonuçlarına ilişkin sağlama yapılması ile muhalefet partilerinin seçim verilerini takip eden ekibinin cumhur ittifakı ile işbirliği gibi bir olası hainliğin dışında bir hilenin olması mümkün olmadığına göre...
Geriye tek seçenek kalıyor...
BOP dahilinde bu ülkeye zorunlu göç ettirilen Suriyelilerin kabulü insani olarak değil projenin eş başkanının iktidarının devamı için siyasi nedenlerle sahiplenilmişlerdir, gönderilmeleri de mümkün değil zira hepsi önce bu günler için Türk vatandaşı sonra da seçmen yapıldıklarını düşünüyorum. Millet ittifakı benim bu tahminine, emin şekilde "Mümkün değil" diyemediği sürece buradan kaynaklı bilinmezlik nedeniyle seçim sonuçlarına ilişkin şüphe hep devam edecektir.
Anlaşılan o ki; seçim sonuçlarına ilişkin her verinin sağlamasını yapmak mümkün; mümkün olmayan bu ülkede yaklaşık altı milyon göçmenin ne kadarının önce vatandaş sonra da seçmen yapılmış olduğudur. Millet ittifakı bunun cevabından emin olmadığı sürece kaybetmeye de hazır demektir.
Mehmet Soral

11 Mayıs 2023 Perşembe

MUHARREM İNCE SİNAN OGAN

Muharrem İnce siyasi ikbalini kurtararak güzel bir karar verdi; cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildi.

Muharrem İnce'nin, Cumhuriyet çocuğu oluğunu iddia edip onun değer ve kazanımlarına inanıp, onları koruyup ve kollamayı kendine misyon edinmiş birisi olarak seçim arifesinde oluşan konjonktürün Recep Tayyip Erdoğan'nın lehine gelişmesine vesile olması gibi affedilemez bir sürecin müsebbibi olmayı göze alamadı.
Kazanamayacağı kesine yakın olan, tasvip edilmeyen Cumhurbaşkanı adaylığı uğruna partisinin her geçen gün kan kaybetmesi karşısında en azından partisinin prestijini kurtararak kısmen de olsa devam etmekte olan oy kaybını durdurmayı tercih etmiştir, hayırlı olsun.

Evet, sıra geldi Sinan Ogan'a, Muharrem İnce gibi benzer bir kararı da kendisi alıp Türk demokrasisini "Hiç bir şey olmamış olsa bile bir şeyler oldu" gibi akıldan ve vicdandan uzak şeytanın sorumluluk alanını bile zorlayan "Tehlikeli" bir sürecin yaşanması ihtimalini şimdiden ortadan kaldıran insan olarak tarihe geçip milleti rahatlatabilir.
Sinan Ogan'ın, Muharrem İnce gibi benzer kararı alması durumunda bir Türk milliyetçisi olarak bundan sonraki siyasi tercihlerinde kendisine destek olmak ahde vefa gereği boynumun borcu olacaktır aksi durumda, ise hele ki Erdoğan lehine gelişecek bir süreç söz konusu olursa Erdoğan'nın tüm kabahatlerinin vebalinin ortağı görülecektir.

Sinan Ogan MHP Genel başkanlığı adaylığından vaz geçmiş değil. Bu seçimde popülaritesi artırmak için Cumhurbaşkanı adayı olmayı düşünmüş olabilir. Böyle bir niyetle hareket etmiş olmasının Türk milliyetçileri tarafından makul karşılanıp anlaşılabilirliği cumhurbaşkanı olma iddiasından çok daha mantıklı ve tutarlı görülecektir.
Eğer ki böyle bir düşüncesi varsa; beklenen feragatta bulunarak Recep Tayyip Erdoğan'nın bir daha seçilmesine mani olmak adına sağlayacağı en küçük katkı Türk milliyetçileri nezdinde takdir görecek, MHP Genel başkanlığı için yolu açılacak, milletin diğer kesimleri ise bu feragatı hafızasına not alarak geçeceğimizi umduğumuz parlamenter sistemde Sinan Ogan Genel Başkanlığındaki MHP'ye desteğini gösterecektir.
Sinan Ogan'ın seçimi kazanıp cumhurbaşkanı olamayacağı açık ama dikkat çektiğim öneriyi gerçekleştirirse uzun vadede kesinlikle kazançlı çıkacaktır.

Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com

1 Mayıs 2023 Pazartesi

BAYRAKTAR KARDEŞLER (BAYKAR)

Bayraktar kardeşler (BAYKAR)

Bayraktar kardeşler çok sabır gösterdiler ancak Erdoğan'nın sürekli cumhur ittifakı ve Kılıçdaroğlu'nun üzerine saldırtma tacizine dayanamayarak, istediğini yapıp saçma sapan isnatlarla Kılıçdaroğlu'nu suçladılar.
Erdoğan, Bayraktar kardeşler, BAYKAR'ın Türk milletinin müşterek milli gurur ve övünç kaynağı olan başarılarının sanki muhalefet tarafından hazmedilmediği, takdir görmediği gibi bir algının oluşmasını istiyor bunun için de elinden geleni yapıyor.
Kılıçdaroğlu'nun savunma sanayi ve uzay teknolojine dair kendi programlarına ilişkin cümleler kurduğunda cumhur ittifakı trolleri ve Edoğan ıkına ıkına o cümleler içinden farklı anlamlar inşa edip algı yoluyla Bayraktar kardeşleri sözcü tayin edip pazarlama yolunu seçtiler.
Oysa ki; BAYKAR ve Bayraktar kardeşleri eleştiren hiç bir muhalefet mensubuna rastlamadık. Kılıçdaroğlu'nu tartışmanın içine çekerek hata yaptırmak istiyorlar ancak gerek Kılıçdaroğlu gerekse millet ittifakı tarafları bu tuzağa düşmeyerek, Bayraktar kardeşlerin başarılarını, babalarının Ergenekon ve Balyoz mağdurlarına sahip çıkmasını hatırlatarak ailenin vatanseverliğine vurgu yapıp Erdoğan'nın algı operasyonunu boşa çıkarmışlardır.

Muharrem İnce Sinan Ogan

Erdoğan karşında seçimi kumara dönüştüren Sinan Ogan ve Muharrem İnce dir.
Bizler yani muhalefet, yangın yerinde canımızı ve malımızı kurtarma derdindeyiz, Sinan Ogan ve Muharrem İnce ise "Bırakın eşyanızı, canınızı kurtarmayı; çok güzel bir şiirim var; ben okuyayım sizler de dinleyin" diyorlar.
Adaylıkları ile seçimin ikinci tura kalacağı aşikarken; Muharrem İnce ve Sinan Ogan eğer Edoğan'a her halükarda karşıtsalar niçin bu işin birinci turda bitmesini istemezler.
Sayın Sinan Ogan ve Sayın Muharrem İnce, eğer ki muradınız şu anki duruşunuzun size itibar kazandıracağını düşünüp, seçim sonrası kartların yeniden karıldığında buradan sizin için siyasi bir ikbal çıkaracağını düşünüyorsanız kesinlikle yanılıyorsunuz. Erdoğan ile açık ara farkla birinci turda seçimi almak lazım.
Bu inadınızı sürdürmeniz durumunda az bir farkın oluşması ile trafoya kedinin girmesi, atı alanın Üsküdar'ı geçmesi, hiç bir şey olmamış olsa bile bir şeylerin olması, öğleden sonra seçim yasasında keyfi değişikliklerin yapılması gibi fiili dayatmalara neden olabilecek benzer bir halin tezahürü ve YSK'nın da ayrı bir rakip olduğu gerçeğini dikkate aldığımızda neden olacağınız vebalin hesabını iyi yapınız. Atatürk ve Türk milliyetçiliğinden dem vuruyorsanız ya; tekrar tekrar düşünün lütfen.

TOGG ne kadar yerli

Bir arabanın yerli olduğuna ancak ve ancak bir tezgahın üzerinde ham alüminyum veya döküm kütüğünün; her neyse orasının burasının delinerek, kanal açılarak, çekiçlenerek, törpülenip işlenerek başka aparatların da eklenerek motorunun inşasına şahit olursam o zaman yerli üretim olarak görebilirim. "İlk yerli ve milli araba üretimi"nden benim anladığım budur. Yoğurt "Yerli ve milli üretim" dediniz de itiraz mı ettik.
TOGG ise; tanıtım görsellerinden fark edebildiğim kadarıyla ülke dışında sipariş üzerine üretilmiş otomobil parçalarının ülke içinde kurulmuş olan montaj fabrikasında birleştirilmiş hali. Bunun daha önce üretilmiş olan Anadol marka otomobil ile Tofaş ürünlerinden ne farkı var.
Peki kötü mü oldu, elbette hayır. Ekonomiye büyük katkı olacağı gibi binlerce insana istihdam sağlanacaktır. Burada yanlış olan bize ait olmayan emeklerle sağlanmış başarıların ürünlerinin siyasi saiklerle bize aitlermiş gibi gösterilmesidir.
TOGG hayırlı olsun, ülkemize bol kazançlar getirsin inşallah.

Hafız Safiye Ayla

Erkek hoca kız öğrencileri ile beraber; oldukça medeni bir görüntü. Bugün böyle bir görüntüyü hayal bile etmek mümkün değil. Bu günlerle kıyasladığımızda nereden nereye.... dememek mümkün değil. Bir an için bir medeniyetin enkazı altında kaldığımız hissiyatına kapıldım. Bu belgeyi paylaştığınız için teşekkürler Nuray Bilgili Hanım.
"Kuran okunması yasaklandı" diyen yalancı güruh, kim bilir hangi hainliğinizi inanç kisvesi altında devlete yutturmaya çalışmış olmalısınız ki; (Aynen bugün olduğu gibi) o hainliğinizi bertaraf etmek için devletin almış olduğu tedbirlerin adını din düşmanlığı diye anlattınız, anlatmaya da devam ediyorsunuz.

Resim: Kağıthane, Aziziye Camii'nde tertip edilen hafızlık merasiminde çekilmiş bu fotoğraf, aynı zamanda Safiye Ayla'nın bilinen ilk fotoğrafı.. 1930.

22 Mart 2023 Çarşamba

YAVUZ AĞIRALİOĞLU...?

Yavuz Ağıralioğlu İYİ PARTİ'nin kuruluşundan bugüne kendi siyaset tarzını iki minvalde sürdürmeye özen gösterdi; zaman zaman ismini zaman zaman da kurucuları arasında olduğu İYİ PARTİ'yi siyasetinin merkezine oturtarak gündeme ilişkin olup bitenler üzerine fikir ve düşüncelerini açıklamıştır. Belki de bilerek bu siyaset tarzı ile kendisine konforlu bir hareket alanı açmıştır.


Her TV programında, beraber katıldığı AKP trolü gazeteci, akademisyen veya araştırmacı kılıklı insanların kendisine itiraz ederlerken bile "Yavuz Bey sizin bizim nezdimizde farklı bir yeriniz var" derlerken trol müsamahasının ve övgüsünün arkasındaki neden acaba istediği her an AKP'de yeri hazır anlamındaki bir rahatlığın sağladığı konfordan mıdır; bugünkü gibi fevri çıkışları...?

Yavuz Ağıralioğlu'nun cümlelerini tek tek dikkate aldığımızda itiraz edilecek hiç bir husus yoktur. Yanlış şey söylemedi, yanlış siyaset yaptı. Ülke geleceği üzerine öngördüğüm risk algım olmasa ben de aynı cümleleri takır takır tekrarlayabilsem keşke ama mümkün değil. Meral Akşener o cümlelerin alasını daha da güçlü ifadelerle sarf etmesi mümkündü; 6'lı masada imasını dahi yapınca linçe tabi tutuldu, meramını anlatmasına hem parti içinden hem de dışından fırsat verilmedi. Çünkü genel başkan olarak partinin genel siyaseti ve sonuçlarından doğrudan sorumlu olan, sırtında küfeyi taşıyan kendisiydi. Yavuz Ağıralioğlu'nun sırtında taşıdığı herhangi bir küfesi olmadığı gibi aksine kendi ismi üzerine sürdürdüğü siyasetinin sağladığı konforlu alanın üzerinde siyasetin keyfini çıkarma lüksüne sahip.

Parti kurulduğundan beridir yaptığı her bir fevri çıkışlarının bedelini Meral Hanım'ın taşıdığı küfeye havale ederken akabinde sürekli ego ve duygu tatmini için beylik laf arayışlarına girmiştir.

Yavuz Bey uzun yıllar dernek, vakıf gibi doğrudan fikir ve düşünceleri doğrultusunda faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri içinde sorumluluk almış görevler ifa etmiş. Buralarda yüksek belagati ile serbest kürsü edebiyatı yapa yapa paşa gönlüne göre dizayn ettiği ortamlarda istediğini söyleyip, istediğini de anlata anlata; ortak akıl ile oluşturulan belli bir disiplin dahilinde de yürütülen parti genel siyasetine uyum sağlamayı istemediğini veya zorlandığını gördük.

Yavuz Ağıralioğlu bugünkü aynı sözlerle aynı duruşunu Meral Hanım'ın masadan kalktığı veya ertesi gün ortaya koymuş olsaydı; meramını anlatamadan linçe uğrayan Meral Hanım'ı linçten çekip kurtaracağı gibi sırtındaki küfenin yükünün birazını da kendisi yüklenmiş olacaktı ve "Masayı deviren Meral Akşener değil bakın partisinin önemli bir milletvekili de benzer şeyleri söylüyor" denecekti. O halde soruyoruz; Yavuz Ağıralioğlu için o gün niçin bugün oldu.

Velhasıl kelam; Yavuz Ağıralioğlu kusura bakmasın siyaset yapmıyor ego ve duygu tatmini için kendine has siyaset tarzı ile siyasi arenada sörf yapıyor. Eğer varsa bir bildiği veya alternatif siyasi gücü; İYİ PARTİ'nin millet ittifakından çekilmesi durumunda hangi formülle Recep Tayyip Erdoğan'nın bir daha seçilmesi ihtimalini ortadan kalmış olacaktır.

Yavuz Ağıralioğlu şunu bilmelisin ki; HDP bugünkü gücüne güç eklese bile Türk milletinin doğal refleksi her türlü şekilde onu bertaraf edebilecektir, şimdiye kadar olduğu gibi ancak "Din kutsalının dokunulmazlığı" suiistimalinin neden olduğu gaflet uykusundan Türk milletinin tam da uyandığı bir anda, oluşan pozitif sinerjiyi dağıtmaya matuf, cumhur ittifakına da moral verecek olan çıkışınla BOP projesi sürecinin tamamlayıcı önemli bir aparatı olma konumuna düşeceksin, iyi düşün.

Vekil ve saygınlık

Eskiden bulunduğumuz ortama bir vekil teşrif ettiğinde aklımıza ilk gelen ceketimizin önünü iliklemek olurdu, şimdi ise aklımıza ilk gelen protesto etmek için rahat pozisyona geçmek oluyor.
Hakkını veren için çok kutsal bir görev ancak özellikle önce ANAVATAN PARTİSİ ile başlayan "Kendi sınıfını yaratma" düşüncesi AKP ile fütursuzca devam edince bu partilerin ördüğü organize ağın sınıf dayanışması fark edilir şekilde devlet bürokrasisine yerleşti. Bu menfaat kozası doğal olarak önce vekiller üzerinde örülüp yaygın hale getirildi. Tiksinti yaratan kayırmacılık vekiller üzerinden izlene izlene saygınlıkları yerle yeksan oldu. Genel algı, saygıyı hak etmedikleri şeklinde.
Genel başkanın müsaade ettiği kadar aklı, fikri, üretkenliği kısaca adamlığı olan insanlardan oluşan bir hizmet alanına dönüştü. Üzerlerine giydirilmiş bu algıdan tenzih edebileceğimiz, her türlü yozlaşmaya rağmen örmek vekiller elbette var; CHP Zonguldak milletvekili Deniz Yavuzyılmaz mesela ilk aklıma gelen.
Aslında günümüz vekilleri için "Vekil" değil, iradesi genel başkan tarafından peşin satın alınmış "siyasi köle" tanımı yapmak daha uygun düşüyor. O nedenle "Vekil" insanı ayağa kaldırıyor "Köle" ise insanı rahat pozisyona geçiriyor; bilmem anlatabildim mi.

Niçin milletvekili aday adayı olmadım

Bir çok dostum, arkadaşım hatta karşıt fikir ve görüşte olduğumuz ancak insani ve medeni ilişkilerimizi seviyeli bir şekilde sürdürdüğümüz insanlar dahi niçin milletvekili aday adaylığı için başvuru yapmadığımı sorup, tavsiye ediyorlar. Yakıştıran dostlarıma çok teşekkür ederim.
Değerli dostlar emekli bir insan olarak güncel yaşamı evi ile mahalle bakkalı arasına sıkışmış, günü kurtarma derdine düşüp, sosyal yaşamı oldukça kısıtlanmış birisi olarak bırakın her ilçe için bir otobüs giydirmeyi, mağazaya gidip yeni bir pantolon giymeye dahi mecalim yok, vekillik benim neyime(!)
Ama söz; devletimin herhangi bir kurumunun çöpünü toplamak için dahi namuslu ve onurlu bir bürokrata ihtiyaç duyulursa ben varım.

10 Mart 2023 Cuma

DEMİRTAŞ'IN ISMARLAMA MEKTUBU

Evet, kirli operasyon her zaman olduğu gibi gene erken başladı. İYİ PARTİ'ye kuruluş aşamasından bu yana kurduğunuz kumpaslar sayesinde kazandırdığınız tecrübelerle bu oyun da bozulacaktır.

Demirtaş Meral Akşener e hitaben açık mektup yazıyor; millet ittifakına oyunu vermiş, İYİ PARTİ'yi kazandırmış sonra da diyet istiyor...Ne alaka. İYİ PARTİ ve Meral Akşener'in HDP'ye karşı olan mesafesi defalarca açıklanmış olmasına rağmen nereden çıktı bu alelacele mektup işi.
Bu mektup, kan ve doku uyumu olanlara CHP ve AKP'ye değil de niçin ille de Meral Akşener'e...?
Daha önce İmralı'dakinin ısmarlama mektubunu kimse takmayınca bu sefer aynı muradı Demirtaş üzerinden temin etmek için mi; Demirtaş'a "Ismarlama mektup" yazdırıldı.
Tesadüf mü; 6'lı masada kriz çözülür çözülmez önce HDP eş başkanı Mithat Sancar TV'ye "Çıkarılıyor" ertesi gün Meral Akşener aynı TV'ye zaten çıkacaktı, onun ertesi günü de Demirtaş tutuklu olduğu hapishaneden mektup yazıyor.
Demirtaş beyefendi, sizin oyunuzun adresinin en uzak olduğu parti İYİ PARTİ olduğu halde niçin İYİ PARTİ'yi muhatap aldınız. Açılım saçılımda en iyi kan ve doku oyumunu sağladığınız AKP olduğu halde niçin İYİ PARTİ. Ama şunu bilmelisin ki; Türk milletinin birleşeni "Kürtlerin" oyları analarının ak sütü gibi helal olup elbette İYİ PARTİ'yi tercih edeceklerdir.
Kusura bakma, Meral Akşener'in siyasi zekası seni de yener, eline yol haritası verenleri de yener. İYİ PARTİ'yi bir girdabın içine çekmek isteyebilirsin ama yutturamazsın. Partini ve kendini görünen akıbetten ancak ve ancak böyle kurtulabileceğini telkin edenler geçmişte sana "Meral Akşener ile kahvaltı yapmak isterim" dedirtmişlerdi ama sonuç alamamıştın, şimdi de alamayacaksın. Git onlara "Yutmadılar" de.

Anladım ki; HDP ve Demirtaş davaları, işlemiş oldukları suçlar nedeniyle değil, günü geldiğinde siyasi rant için rehine pazarlığı misali uzatılıyor bir türlü sonlandırılmayıp bekletiliyor.
Bu nedir yahu; geçtiğimiz seçimde birisine, bugün ise bir başkasına ısmarlama mektup yazdırılarak HDP'yi siyasi konjonktürün üstüne pimi çekilmiş bomba gibi atarak muhalefet imha edilmek isteniyor.
Demirtaş'ın özel uçakla sıla ziyaretine götürenler anlaşılan o ki "Kıyak geçme sırası şimdi sen de; al kalemi yaz Meral Akşener'e...." demişler o da yazmış.

Kökten CHP'liler Meral Akşener'i anlamayı değil suçlamayı tercih ederek ayıp ettiler

CHP'lilerin Meral Akşener kini ne ara bu kadar oluştu çok merak ediyorum doğrusu. Sanırım gövdesi CHP'de beyni ise HDP'de olanlar bunu yapıyor olmalı.
Meral Akşener'in yarattığı sinerjiye tutunarak ayağa kalkan CHP olmuştur, tüm CHP'liler bunu çok iyi bilmelidir.
CHP'liler Kılıçdaroğlu genel başkanlığı sürecinde süreklilik arz eden geleneksel hale gelmiş yenilgiler silsilesini sorgulamaya tam başlamışlarken, CHP'ye aidiyet duygusunu besleyecek motivasyon kaynaklarının asgariye indiği bir süreçte İYİ PARTİ'nin kurulması süreci yaşanıyordu.
Meral Akşener, İYİ PARTİ'nin seçimlere sokulmaması gibi bir kumpasın olduğunun bilgisini alınca anında Kılıçdaroğlu'na seçime girebilmesi, grup kurabilmesi için 15 vekil transferi teklifinde bulunmuş Kılıçdaroğlu da büyük bir jest yaparak bunu kabul etmiştir. 15 vekil transferi ile demokrasiye sahip çıkmak adına yapılan bu jestin yarattığı sinerji CHP'ye aidiyete motivasyon kaynağı oldu, CHP'den yeni kurulmakta olan İYİ PARTİ'ye kayışları durdurdu. Yani demem o ki; elbette 15 vekil transferi İYİ PARTİ'nin kurumsal kimliğinin oluşmasında büyük katkısı olmuştur ama yarattığı sinerji ile CHP'nin de o günkü konjonktürde derlenip toparlanmanın önünü açmıştır. O nedenle milletvekilliğinde İYİ PARTİ'ye oy veren aynı CHP'liler cumhurbaşkanlığında Meral Akşener'e oy vermedikleri için Meral Hanım'ın aldığı oy %7 olmuştur.
Ancak bu jestin diyeti, örneğin İYİ PARTİ'nin ittifakı ile büyük şehirlerin belediye başkanlıklarının kazanılmasıyla defalarca ödenmiş olmasına rağmen her vesile ile tekrar tekrar diyet hatırlatılması karşısında; İYİ PARTİ ve Meral Akşener'in CHP'ye katkısının, desteğinin ne anlam taşıyıp, ne boyutta olduğunu CHP'li dostlara hatırlatabilmek için millet ittifakına ihanet mi etmemiz isteniyor.
Kılıçdaroğlu'nun adaylığının açıklanmasından sonra CHP genel merkezinde Meral Akşener'in ittifaka katkılarına binaen vefasını gösterip onura ederek takdirini dile getirmesi kendisine yapılan ayıbı kısmen telafi etmiştir.
Meral Hanım, yaptığı çıkış ile ittifak zemininin bir daha test edilerek olası bir siyasi depreme karşı ittifakın geleceğinin güven altına alınmasını sağlamıştır, iyi de olmuştur.
Mehmet Soral

3 Mart 2023 Cuma

İYİ PARTİ'YE KUMPAS

Meral Hanım sürekli "6'lı masanın mutabık kaldığı isim millet ittifakının adayı olacak" dedi ve devamında "Kazanacak aday" vurgusunu da yaparak olabildiğince riski bertaraf etmeye özen göstermiştir. Eğer kazanamama riskini tamamen ortadan kaldıran cumhur ittifakı ile açık ara farkın oluştuğu kanaati 6'lı masada hakim olmuş ise mesele bitmiştir Kılıçdaroğlu pekala aday olabilir.

Ancak Kılıçdaroğlu Meral Hanım kadar ittifak ruhuna sadakat konusunda doğru çizgide yürümedi. Meral Hanım masanın ruhuna ve ilkelerine sadık kalmak adına en değerli kurmayının bile istifasını isterken Kılıçdaroğlu o anlamda aynı hassasiyeti göstermemiş, hatta gördük ki isminin öne çıkarılması için sözcülerini öğütlemiş. Anladık ki; Kılıçdaroğlu bütün süreç boyunca eninde sonunda kendi ismini dayatacağının hesabını yapmış.
Meral Hanım, kendisi ve İYİ PARTİ adına 6'lı masanın aldığı kararın bundan sonraki siyasi süreçte sonuçları itibariyle her türlü vebalinden sorumlu olmayacaklarını ilan ederken aynı zamanda 2 Mart toplantısında "Biz 5'li masa olarak devam edeceğiz" diyenlerin dayatma saygısızlığını ifşa etmek zorunda bırakıldığını kamuoyuna açıklamak zorunda kalmıştır.
Dün yapılan toplantıda Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş'ın adaylıklarının konuşulmasını istemeyen Kılıçdaroğlu niçin her iki isimin adaylıkları bir senedir kamuoyunda tartışılırken "Bu arkadaşların aday olmaları söz konusu olamaz" demedi. Demeyerek hatta sessiz kalarak kamuoyunu İmamoğlu ve Mansur Yavaş lehine beklentiye sokmuştur. Meral Hanım, maalesef Kılıçdaroğlu'nun bu iki isime karşı olan sessizliğinin, tepkisizliğinin hatta ketumluğunun oyuna gelerek kamuoyunun da beklentilerini dikkate alarak İmamoğlu ve Yavaş'ı millet ittifakının adayı olabilecekleri tespitini yaparak bu minvalde strateji yürüttü. 6'lı masada herkes Meral Hanım'a vefasızlık yapabilirdi ama Kılıçdaroğlu yapmamalıydı. Meral Hanım'ın Bağımsız Türkiye Partisi'ni millet ittifakına katılması önerisini kabul etmeyen Kılıçdaroğlu bugün sol partiler dahil her kesimi masaya davet etmesine ne diyeceğiz, egoistçe süreç yürüterek nihayetinde istediğini elde etmiştir.
Meral Akşener somut kamuoyu göstergelerine göre aday tespitini önermiştir. Kılıçdaroğlu her ankette diğer iki isimin gerisinde çıkmasına rağmen kendi ismini dayatarak 5'li masa ile hareket etmeyi tercih etmiş, 6'lı masayı dağıtmıştır.
Nihai görüşüm; bu devleti, cumhur ittifakının "İki tek adam"ının tasallutundan kurtarmak; Atatürk'e sadakat gereği emanet ettiği Cumhuriyeti korumak kollamak, onun değer ve kazanımlarını tekrar aslına rücu ettirebilmek için Erdoğan karşısında belirlenen en güçlü ismin arkasında kayıtsız şartsız durmak cumhur ittifakına muhalif herkesin boynunun borcu olduğunu düşünüyorum.

22 Şubat 2023 Çarşamba

KATİL SİYASET KURUMU

Deprem Şehitlerimizin Katili Siyaset Kurumu dur

Siyaset kurumu, bugün için onun bir birleşeni AKP iktidarı, depremin bedelini müteahhitlere ödetmek için deprem bölgesinde suçlanabilecek müteahhit avcılığına çıktı. Yapılan tutuklamalarla milletin öfkesini yatıştırma, kendi ihmal ve sorumsuzluklarının vebalini de dikkatlerden kaçırarak müteahhitlere yönlendirme hatta saldırtarak algı yaratma gayretindeler.

Her gün "Tek adam"a kim ne demiş diye sosyal medya hesaplarını taramak için trol ordusu kuranlar aynı duygu ile deprem kuşağı üzerindeki ülkemizde insanlarımızı deprem felaketlerinden korumak için yirmi yıllık iktidarları sürecinde yapı ve kontrol ordusu kurarak bu kadar can ve mal kaybına, acılara mani olabilirlerdi üstelik de 1999 depremi gibi farklı bir acı tecrübenin yaşanmışlığı varken.
Türk milleti olarak siyaset kurumuna gerekli dersi vermek biz seçmene yani asıl patrona düşüyor. Karşımızda ezilip büzülerek oyumuza talip olan siyaset kurumunun temsilcilerini periyodik seçim süreçlerinde terbiye etmez, hizaya sokmazsak görev ihmali ve liyakatsizlikleri durumlarında verdiğimiz yetki ile onları efendi kendimizi de onların köleleri konumuna sokmuş olduğumuzdan sorgulama yapamıyor, istediğimiz zaman da kolayca sırtımızdan atamıyoruz.
Dolaysıyla önümüzdeki seçimde, siyaset kurumunun birleşeni iktidara enkaz altında kalan canlarımızın hesabını sormak, cezasını kesmek için önce iktidarı değiştirerek başlamak lazım o da AKP parti iktidarına son vermek, bir başkasını getirmek, gerekirse onu da değiştirip bir başkalarını getirmekle olacak ama kesinlikle hiç bir parti, oluşum veya ittifaka yirmi yıl gibi oldukça uzun bir iktidar lüksü imkanını vermemek lazım.

Deprem dahil sel, yangın gibi her türlü doğal afetlerden mütevelli çektiğimiz sosyal acıların temelinde maalesef bu milleti fert fert oluşturan hepimizin siyasi tercihlerimizle şekil verdiğimiz siyaset kurumunun devletimize ve milletimize olan ihanetini görüyorum. Siyasi tercihlerimizi değiştirsek bile "Siyaset kurumunun ahlakı" değişmediği için sonuç itibariyle akıbetimiz de değişmiyor.

55 yıldır aynı mahallede, imara aykırı kaçak yapılaşmanın olduğu yerde oturuyorum. Bu aralar mahallemizdeki bir kaç tane müstakil tapulu arsalara kentsel dönüşüm yasasından faydalanmak üzere imara uygun, mühendislik bilgisi ile inşaatlar yapılmakta.
1970'li yıllardan günümüze siyaset kurumunun her türlü maddi ve siyasi rüşvet karşılığı göz yumması ile imar dışı yapılmış yüzlerce konutun sahipleri bu günlerde mahallemizde imara uygun, mühendislik bilgisi ile yapılmakta olan binaların inşa süreçlerini şaşkınlıkla izliyorlar ve her birisi "Bu tek inşaata harcanan demir, beton ve diğer malzemeler ile bizim cadde üzerindeki binaların hepsi yapılır" diyerek şaşkınlıklarını ifade ederlerken aynı zamanda kağıt kutusu basitliğindeki konutlarda yaşamaktan oldukça tedirginler.
Bir nebze olsun siyaset kurumunun ihanetine tedbir ve karşı koymak adına yine aynı siyaset kurumundan bir grup "Siyasette etik yasası"nın çıkarılması için teklifte bulundular ama bu suiistimal pisliğinin içine ne kadar batmış olmalılar ki; "Bu yasa çıkarsa ilçe başkanı olacak adam bile bulamayız" denilerek buna engel olunmuştur.

Cumhur ittifakının liderleri Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli bazı tanınmış isimler ve onların başında oldukları sivil toplum örgütlerinin depremzedelere ulaşma, onlara yardım edip ihtiyaçlarını karşılamalarını istemedikleri gibi engel olmak için eleştiri bile değil hakaretlere varan ifadelerle engellemişlerdir.

"Siz devletten daha güçlü, kurumlarından daha çok güven kazanmış olamazsınız, olsanız bile (ki; oldunuz da) bunu çevreye yansıtarak devleti itibarsızlaştıramazsınız, buna müsaade edemeyiz. Cumhur ittifakını muktedir gösterip güçlü kılmak için sizi de itibarsızlaştırmak zorundayız. Sizin deprem bölgesindeki başarınızı kabullenip paye vermek demek iktidarımıza karşı her söylediğine itibar edilen, halk nezdinde güven kazanmış muhalif bir güce kendi ellerimizle katkı sağlamamız demek olacaktır. Seçim arifesinde millet nezdinde bu kadar güven kazanmış, "zekuşağı"nın tam desteğini almış organize sivil toplum örgütleri ve onların öncü isimlerinin yönlendirmeleri ile konsolide olmuş muhalefet karşısında kaybedeceğimiz aşikar; buna mani olmamız gerekiyor, yapmak istediğimiz de budur."

demek istemişlerdir.
Cumhur ittifakı, bu acılı günlerimizde deprem mağdurları ile ilgilenmek yerine "AKP'leşmiş devlet"in güvenirliğinin yerle yeksan olmasının enkazından kurtulma derdine düştü. AHBAP gibi büyük güven kazanmış sivil toplum örgütlerini itibarsızlaştırmaya öncelik vererek yine hep iddia ettiğim gibi siyaset kurumunun bir başka ihanetine, vefasızlığına şahit oluyoruz.

Eğer Japonya'da 7.6, 7.7 şiddetinde deprem olduğunda bir elin parkları kadar insan ölüyorsa; aynı şiddette bizim ülkemizde 40 bin insan ölüyorsa bunun tek sorumlusu siyaset kurumudur. Üç beş müteahhidi cezalandırarak bu vebalden kurtulamazlar. Bunları terbiye edecek en büyük silahımız sahip olduğumuz oy gücümüzdür. Canımıza kastedenleri bu silahımızla yola getirmek zorundayız, başka da çaremiz yoktur. Sorumlu gördüklerimizi sandığa gömmezsek evlerimiz mezarımız olmaya devam edecektir.

Kuran'ı yakan ''Müslümanlar''

"Çalıyorlar ama iş de yapıyorlar" diyen müptezel ahmak güruh Kuran'ı yakmış olmuyorlar mı.

"O'nu görünce Allah'ı görmüş gibi oluyoruz" demek de, diyene tepki göstermemek de Kuran'ı yakmak değil midir.
"O peygamberin sıfatlarını taşıyor" dendiğinde "Tövbe estağfurullah, hadi oradan, haddini aşma" deyip tepki göstermemek Kuran'ı yakmak değil midir.
Cuma hutbesinde sürekli tekrarlanan "Akrabalarınızla yardımlaşın, koruyun kollayın" Kuran ifadesinden sadece siyasi yandaşları korumayı ve kollamayı anlamak Kuran'ı yakmak değil midir.
İçki içilmeyen camide içki içildi diye demeç vermeye zorlanan imama yapılan zulüm Kuran'ı yakmak değil midir.
Mahzun ve mazlum, başörtülü, kucağında bebeği olan mümin bir kadın modeli üzerine; üstleri çıplak, altları deri pantolonlu yetmiş erkeğin işetilmesi yalanı Kuran'ı yakmak değil midir.
"Biz ordu vesayetini yıkmak için fetö ile işbirliği yaptık" diyerek Müslüman kadim Türk Ordusu'na kumpas kurmak Kuran'ı yakmak değil midir.
Velhasıl kelam uzatmak için oldukça çok örnekler var, uzar gider. Verdiğim örneklerdeki yaşanmışlıkların kahramanları, İsveç'de Kuran'ın yakılmasından rahatsızlık mı duydular yoksa memnun mu oldular Allah bilir ama benim kanaatim o ki; örneklerin zihniyet kahramanları bu alçakça yapılan eylemin sonuçlarından nemalanmak için bir madeni keşfetmenin hazzını yaşayarak fırsata dönüştürmek isteyeceklerdir.
İslam'a inancı, Allah'a imanı terk edip; Allah'ın takdirini değil kula yanaşmak için ona yaranmayı ve yaltaklanmayı hayat felsefesi yapıp biat etmeyi tercih eden, azatlığı kabul etmeyenlerin Kuran'ın yakılmasından rahatsızlık duymaları mümkün değil. Yaygara kopardıklarına bakmayın, rol yapıyorlar inanmayın.
Mehmet Soral


29 Ocak 2023 Pazar

3.KEZ ADAYLIK DAYATMADIR

Erdoğan, 3. kez aday olamayacağını söyleyen muhalefete "4.5 yıl neredeydiniz" diyor. Ne fark eder; anayasa orada duruyor, adaylığınıza itirazın 4.5 sene önce olmamış olması geç kalmışlıktan mütevelli zaman aşımı nedeniyle aday olabileceğiniz anlamına gelmez ki.

Her şeyden önce muhalefet yıllar öncesinden sadece sizin için değil hiç kimse için cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağınız üzerine kafa yormak zorunda değil ki. Ne tesadüf, Mehmet Soral'ın da aday olup olamayacağına dair bir şey söylemediler(!) Kaldı ki sizin aday olma talebinizi bizatihi kendinizden duyalı henüz sene değil ay bile olmadı. Diğer bir husus; sizin 3. defa aday olup olmayacağınıza muhalefet değil anayasa ve o anayasa göre görev yapan Yüksek Seçim Kurulu karar verecektir. Anayasanın cumhurbaşkanlığına ilişkin ilgili maddelerinde "sistem değişikliği öncesi" veya "Sistem değişikliği sonrası" ya da "Bu düzenleme mevcut cumhurbaşkanının 3.kez adaylığına mani değildir" şeklinde bir ifade geçmediğine göre metin nasıl yazılmışsa öyle okunur ve kabul edilir.
Dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan'nın 3. kez aday olması; artık geçmişten beridir alışkanlık haline getirdiği; yeni bir fiili durum yaratarak mümkün olmayacaktır. Devlet Bahçeli'nin "Recep Tayyip Erdoğan'nın fiili durumuna hukukilik kazandırmak gerekir" demesi ile de başarmanız mümkün olmayacaktır. Bir çocuğun aynı anadan iki defa doğma ihtimali olmadığına göre ve de "Aynı kişi en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir" ifadesi anayasada aynen sabit ise bunun ötesini zorlamak hukuk tanımazlıktır, olursa da darbe yapmaktır.

Millet ittifakının adayını açıklama meselesine gelince...

Millet ittifakının adayını geç açıklaması, söylenenin aksine dezavantaj değil avantaja dönüşmüştür. Burada yanlış yapan, Erdoğan'ın ismini erken açıklamış olan cumhur ittifakıdır. Hangi ülkede görülmüştür; yapılacak en yakın seçim için aday isminin bir buçuk iki yıl önce açıklanması. Bana göre millet ittifakı adayını açıklamayı geciktirerek oluşturduğu heyecan ve beklentinin aksine cumhur ittifakı da adayını erken açıklayarak kendilerini, başta oluşturdukları heyecanın dozunun iyiden iyiye düşerek sıfırlanmaya doğru giden bir sürecin içine düşürdüler.

Türk milleti büyük bir heyecanla millet ittifakının adayını açıklamasını bekliyor. Erdoğan'ın her gün tekrarladığı aynı şeyleri dinlemekten yorgun ve bıkkın düşmüş halk , özellikle de gençlerin millet ittifakının açıklayacağı adayın kim olduğu ve ne diyeceğine kilitlenip dikkat kesilmeleri avantaj oluşturmuştur. Belki de o nedenledir; cumhur ittifakı millet ittifakının adayının bir an önce açıklanması için trolleri ile birlikte adeta yalvarma derecesinde acizce bir görüntü sergiliyorlar.

Heyecan adına ne varsa tükettiler. Erdoğan kendini ''Metal yorgunluğu''na terk ederek belki de kontrollü bir süreçle veda edecektir.
Mehmet Soral






4 Ocak 2023 Çarşamba

SESSİZLİĞİN SIRRI

Bu sessizlik içindeki suskunluğunuzun nedeni kahpeliğin arkasındaki varlığınız olabilir mi.

Yok öyle bir şey diyorsanız, suskunluğunuz vefasızlığınızdan ise; keşke bunu göstermek için böyle bir acıyı seçmemiş olsaydınız, rol yapsaydınız, İçinizden gelmese bile ülke sathında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup içinde zerre miskal merhamet taşıyan her insan gibi en azından "Üzüldük" diyebilecek kadar insani bir davranışı ortaya koyabilseydiniz ama yapamadınız çünkü o vasıflara haiz değilsiniz.
Hanemizde kirli bir sayfa açılırken sana da cennet nasip oldu yiğit kardeşim. Sana kıyan ellerin arkasındaki irade sahiplerinin nefislerine Allah en büyük acıyı yaşatsın. Acısız ölmesinler sürünsünler, hatta öyle ki; akılları başlarından gitsin, Allah onları "Ben yaptım/yaptırdım" diye öküz gibi böğürterek canlarını alsın inşallah.
Ruhun şad mekanın cennet olsun delikanlım.

Azatlık kabul etmeyen iflah olmaz biatcı köleler; adamlıkları bir faninin müsaade ettiği kadar olan sünepeler; kanınızdan, canınızdan, inanç ve davanızdan olan bir yiğit kalleşçe alnından vurulup toprağa düşürüldü "Allah rahmet eylesin" bile diyemediniz.
Bir insan akademik, siyasi veya herhangi bir menfaati için şerefini kaybederek, vefasızlığı tercih edip hangi insani değerini muhafaza edebilir ki. Sizler görünmeyerek, susarak belki de saklanarak beklenilen yere gelmemek, umulanı yapmamak için kendinizi kamufle etmeyi tercih edebilirsiniz ama vicdani muhasebeden kaçamayacaksınız, vicdanınız en büyük mahkeme; oğlunuzu görüp, kızınızı görüp kendi vicdanınızda mahkeme olacaksınız, torunlarınızı görüp yine mahkeme olacaksınız ve vicdanınız hüküm verecek; bir şehidin arkasından "Allah rahmet eylesin" diyememe utancının yaşatacağı vicdan azabı ile ölüp gideceksiniz.
Değer mi hiç...
Yuh olsun size.

27 Aralık 2022 Salı

BAŞÖRTÜSÜ TAMAM YA ZİNA...?

Başörtüsü tamam da zina ne olacak

Cumhur ittifakı ib.neler/LGBT'ler üzerine kafa yorarken bunlar üzerinden ailenin korunması gerekliliğine ihtiyaç duyarak anayasal düzenlemeye giderlerken, niçin eşlerini aldatan orsb.ların/pzvnklerin başkalarından peydahlayıp masum insanların üzerine yazdırdıkları masum çocukların soy bağlarının karıştırılmasıyla ilgili anayasal düzenlemeye ihtiyaç duymazlar. AKP'nin suç olmaktan çıkardığı zinaya tekrar hapis cezası getirilmesini niçin istemezler. Başörtüsüne sahip çıkmak İslami oluyor da evli olup eşlerini aldatan ors.punun/pezvg'nin yaptıklarını masumlaştırmak da mı İslami dir.
Benim de mensubu olduğum İYİ PARTİ'nin, cumhur ittifakının türban/LGBT'ye ilişkin hazırlayıp meclise getirilmesi ve onaylanması sürecindeki anayasal düzenlemeye iyimser bakılacağı parti sözcüsü Kürşat Zorlu tarafından ifade edildi.
İYİ PARTİ'nin bu anayasal düzenlemeye iyimser bakmasını bir şarta bağlaması gerekiyor; Müslüman Türk milletinin vicdanında da tasvip göreceği aşikar olan "Evli çiftlerin zinasına hapis cezasının getirilmesi" düzenlemesinin de eklenmesini talep etmelidir.

Kumpas geleneği devam ederken...?

Bizler kumpas geleneğinin nasıl başlayıp nasıl devam ettiğini çok iyi biliriz. 6'lı masanın tarafları da çok iyi bilirler.
Dolaysıyla, millet ittifakının adayını yasal süreç başlayacağı ana kadar açıklamaması; kumpası siyasi varlıklarının geleneksel uygulaması haline getirenlere karşı bir tedbirden dolayıdır.
Hatırlayalım lütfen, İYİ PARTİ'nin kurulduktan sonra ilk seçimlere girememesi için kurgulanmış kumpas bir gün önce fark edildiği için CHP'den 15 vekil transferi ile kumpas bertaraf edilmişti. Hatta İrecep, kumpas kurgusunun kahramanlarını görev ihmali nedeniyle fırçalamıştı.
Bunlar var ya bunlar; kumpasçı fetö mirasçıları bunlar; eğer millet ittifakı adayını yasal süreç başlamadan bugün açıklasa yarın adayın bacısı ile resmini bulup "Zina halinde basıldı" diye manşet atarlar, mağdur "O hanımefendi benim bacımdır" diyene kadar seçim olur biter sonra da kumpasçılar pişkin pişkin "Atı alan Üsküdar'ı geçti" derler.
Kaldı ki adayın kim olduğunun önemi mi kaldı; tek seçenekli sürece girdik; Edoğan'ın karşısındakine oy vermek.

Meral Akşener örneği erkek egemen topluma Türk kadınının itirazıdır

Kadınlarımızı aşağılık dillerin ağzında sürtük olmaktan, yobazların koynunda "araç" olmaktan kurtaracak; Meral Akşener isminde simgeleşen, erkek egemen toplumumuzda Türk kadın hareketine omuz vermek, destek olmak cumhuriyet tarihinin ikinci yüzyılına girerken çok anlamlı olacaktır.
Meral Akşener'in şahsında Türk tarihinde belki de öncülüğünün kadınların olduğu bir devrimi yaşayabiliriz. Ben Türk kadına böyle bir şansın verilmesini önemsiyorum ve destekliyorum.
Erkek inisiyatifindeki Türk siyaseti ile gelinen nokta belli; açlık, yoksulluk, yolsuzluk, ahlaksızlık ve olabildiğince edep ve adap dışı dil ile karşılıklı aşağılama.
Bir an için tüm siyasi partilerin liderlerinin kadın olduğunu düşünelim...
Ne diyeyim, doğrusu içimde bir huzur ve güven oluştu.
Neden olmasın.
Türk kadınının erkek egemen toplumda onun döken, kıran, bozan ve dağıtan siyasi hakimiyetine "Yeter artık" diyerek "Çekilin önümüzden, sıra bizse" deme zamanı gelmiştir.

14 Aralık 2022 Çarşamba

MİLLET İTTİFAKININ ADAYI BELLİ OLDU GİBİ

Bugün hep beraber Ekrem İmamoğlu hakkında verilen mahkeme kararı sonrası cumhur ittifakının kendi kalesine attığı golü seyrediyoruz. Artık cumhurbaşkanlığı seçiminde sürecin akışı ve dengeler tamamen değişmiştir. Anlaşılan o ki; millet ittifakının adayını belirleme süreci İmamoğlu ismi üzerinden olacağı anlaşılıyor.

Yaşanan bunca siyasi tecrübelerden sonra anladık ki; Türk milleti açlığının, yoksulluğunun, bizatihi kendi mağduriyetinin hesabını sormayı erteleyebiliyor, hatta unutabiliyor ama entrika ve hilelerle siyasi rakibini alt etmek isteyen güçleri cezalandırırken mağdur olanı da baş tacı edebiliyor. Belki de yaşamakta olduğumuz süreç tam da budur.
Yine bir başka Recep Tayyip Erdoğan senaryosunun bu sefer Ekrem İmamoğlu üzerinden mağduriyet yaratılarak dizayn edildiği gibi bir kurgu olup da ''Derinlerden gelen'' yönlendirme söz konusu değilse; olup bitenlerin Meral Akşener'in siyasi zekası ile cumhur ittifakının hiç de hesabını yapamadığı bir sürecin yeniden güncellenmiş olduğu gibi bir durum söz konusu.
Bizler her ne kadar "Sokak Mansur Yavaş diyor" demiş olsak da Meral Akşener'in siyasi zekası "Hayır öyle değil, Milet ittifakını kazandıracak aday Ekrem İmamoğlu'dur" diyerek Saraçhane'de Ekrem İmamoğlu'nu kucaklayarak mesajını vermiştir.
Bugün olup bitenlerden sonra şunu fark ettim ki; bizler Mansur Yavaş'ı cumhurbaşkanlığı için daha çok liyakat anlamında layık görmüşüz. Oysa esas mesele Erdoğan karşısında kazanacak adayın aynı zamanda kazandıracak aday olması çok önemli. Bu noktada Erdoğan'nın sıkletinde kendisi ile ve kendi üslubunda yarışabilecek olan son derece naif bir kişiliğe sahip Mansur Yavaş'tan ziyade Ekrem İmamoğlu'nun olabileceği gözlemleyebiliyoruz.
Velhasıl kelam; millet ittifakının adayını belirleyecek olan 6'lı masa olduğu kadar daha önemli belirleyici olan bizatihi Recep Tayyip Erdoğan'nın kendisidir. Kılıçdaroğlu'nu sürekli karşısına çağırması da bundandır. Devlet Bahçeli'nin neredeyse bir yalvarmadığı kaldı; Kılıçdaroğlu'nun millet ittifakının adayı olması için.
Keşke 13. Cumhurbaşkanımız; verdiği demokrasi mücadelesi ve katkıları ile Kılıçdaroğlu olsa, keşke dürüstlük ve güzel ahlak anlamında güven telkin eden liyakat sahibi Mansur Yavaş olsa, keşke her bakımdan milli hafızaya sahip teknokrat ve bürokrat İlhan Kesici olsa amma velakin Erdoğan'ın siyaset tarzında, üslubunda onunla yarışabilecek kişinin de Ekrem İmamoğlu'nun olabileceği gerçeği ile de karşı karşıyayız.

Cemaat siyaset tarikat menfaat ilişkisi
Cemaat ve tarikatlar siyaset kurumundan, siyaset kurumu cemaat ve tarikatlardan beslendikleri ve karşılıklı muhtaç olma hallerini avantaj görüp ihtiyaç duyduklarında şantaja dönüştürme potansiyeli de var olduğu sürece muhafazakar referanslı iktidarlarda tecavüz vakaları dahil her türlü iğrençlikleri görmeme, duymama, bilmeme durumu devam edecektir.
Bu işin çözümü, gerçek iman sahibi dindarlar ile gerektiğinde cemaat ve tarikatlara "Siz kimsiniz ulan" diyebilecek şerefli, onurlu ve yürekli siyasi liderlerin birbirlerini motive eden sinerjilerinin ortak paydada buluşmaları ile mümkün olacaktır.

Başörtüsü için anayasal değil kanuni düzenleme gereklidir

Başörtüsü üzerinden düzenlemek istenen anayasa değişikliğinde "Dini inanç" gerekçe gösteriliyor aynen metninde geçiyor.
Anayasamızda, değiştirilmesi dahi teklif edilemez laiklik maddesinin hile ile değiştirilmesine (Dini inanca atıf yapılmasından dolayı) tam teşebbüs halindeki cumhur ittifakının niyetini deşifre etmek ve şimdiden anayasa mahkemesinin dikkatini çekmek lazım.
Bu şekliyle kabulü halinde üniversite sınavına burka giyerek girmek isteyen birisine müdahale edilemeyecek zira kazanılmış anayasal bir hakkın kullanılmasına müdahale söz konusu olacaktır. O zaman anayasa değişikliği metnine şu ifadeyi de koysunlar; "Yüzün çepeçevre açıkta olduğu başörtülü halin dışında farklı bir örtünme şekli kabul edilemez"
Başörtüsünün türlü türlü şekilde örtünme şekilleri var ki; bir hurç gibi Allah ne verdiyse içine konup kafaya oturulan şekilde olanları da dahil; başörtüsüne bu kadar anayasal dokunulmazlık verilirse korkarım suiistimale açık hale getirilip baş üstünde eroin esrar da taşınır.
Mehmet Soral

7 Aralık 2022 Çarşamba

ÜÇ HARFLİ MARKETLER MESELESİ

Üç harfli marketler meselesi

Ekonomik krizin ve yoksulluğun tek nedeni AKP ve onun şartsız takviye lokomotifi MHP olmasına rağmen, tüm musibetlerin sorumluluğu marketlerin üzerine yıkılarak hedef gösterilip algı operasyonları ile milletin sorgulamasından kaçma kurnazlığı gibi bir süreç yürütülmeye çalışılıyor.

Sizin de fiyatınızın kontrolünüzü millet yapacak
Yıllar önce "Her mahalleye, sokağa bir market; bu furya nereye kadar devam edecek. Buna mani olmak adına mahalle kültürümüzün bir parçası olan; en sağlıklı istihbaratçımız, evimizin anahtarını, gerektiğinde her türlü emanetlerimizi, okulundan gelen çocuğumuz dahil teslim ettiğimiz mahalle bakkallarına sahip çıkılması, korunmaları gerekir" minvalinde bir yazı yazmış, bitiş cümlem de şöyleydi "Eğer bir kimsesiz olarak ölecek olursak tabutumuzu taşıyacak olan dört kişiden en az birisi mahalle bakkalımız olacaktır" demiştim.
Bakkallar marketler ile rekabet edemediklerinden dolayı her geçen gün teker teker kapandılar. Eğer market yapılanmasına bu kadar müsaade edilmeseydi ve bakkallar yaygın olsaydı fiyatların fahiş olması mümkün olmazdı zira marketlerde sorgulayacağınız bir muhatap bulunmayabiliyor ama bakkal amcaya bir ürün için "Niçin bu kadar zam geldi" diye anında sorgulama yapabiliyorduk.
Bu nedenle marketlere işletme ruhsatı toplu alışveriş şartı ile mümkün oldukça yerleşim bölgeleri dışında faaliyet göstermeleri şartıyla verilmelidir. Bakkal esnaflığı, sattıkları ürünlerde KDV indirimi gibi teşvikler sağlanarak zincir marketler karteline mani olunabilir.
Ama daha önce yazdım, tekrarlıyorum; zincir marketçilik siyasal İslamcıların öncülüğünde AKP'nin teşviki ile yaygın hale gelmiştir. Allah'ın kestiği ceza türlü türlü şekilde tecelli edebilir bu yaşanan süreçte bunlardan birisi olsa gerek.
Zinciri marketler ile Cumhur ittifakı savaşının nedeni marketlerin diyet ödemekten vaz geçme sürecine girmiş olmalarıdır vesselam.

Millet ittifakı niçin adayını açıklamıyor?

Yahu bunlar değil miydi; fetö ile işbirliği yapıp kadim Türk Ordusu'na Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını kuran.(Benim ithamım değil kendi itirafları)
Bazı balık hafızalılar seçim tarihi kesinleşmeden millet ittifakının niçin adayını açıklamadığını sorguluyorlar. Kadim Türk Ordusu'na kumpas kuranlar millet ittifakının adayını seçim tarihi belli olmadan açıklarsa neler yapmazlar ki.
Meral Akşener kaç defa ifade etti; "Onlar kesin seçim tarihini açıklasınlar ertesi gün biz de adayımızı açıklayalım" diyerek.
Erdoğan'ın adaylığını erken açıklama nedeni; süreci kendi kontrolünde götürmekti ama Meral Akşener in siyasi zekası bu oyunu bozdu. Cumhur ittifakı millet ittifakının adayını çok merak ediyorsa önce kesin seçim tarihini vermeli ki; sonra karşı hareketi görebilsin.

Öğretmenlerime saygılarımla

Öğrencilik yıllarımı, öğretmenlerimi, hele ki hayatıma dokunanları hafızamda bıraktıkları saygınlıklarla hatırlayınca içimi bir hüzün kapladı. Hüznümün temel nedeni "İnsan inşa etme"de son derece önemli olan bir mesleğin bugünkü içine düşürülmüş olduğu haldir.
Geçmiş yıllarda bu mesleğin mensupları istisnasız toplumun her yerinde, mahallesinde semtinde, kentinde "Bir bilen" statüsünde üstün değer atfedilen saygın insanlardı. Bunun temel nedeni T.C Devleti'nin banisi, Türk milletinin kurucu başbuğu (Makamı cennet olsun) Mustafa Kemal Atatürk'ün öğretmenler için tanımladığı misyonun paralelinde yine onlara başöğretmen sıfatı ile öncülük ederek yarattığı ve kazandırdığı saygınlıktır.
Geçmiş yıllarda öğretmenlik mesleğine ilgi ve alaka, sağladığı maddi imkana değil itibar ve saygınlığınaydı. Amma velakin; siyasal kutuplaşmaların liyakate bağlı olmayan, yandaşa iş sağlama önceliği ile yapılan kadrolaşmalar meslekte saygınlığın yitirilmesinin en büyük nedeni olmuştur. Öyle ki; farklı meslek alanında öğrenim görmüşler bile öyle veya böyle işsizliklerine çare bulmak için son çare olarak öğretmen olmayı seçmişlerdir. Oysa ki; belki de görev yaparken zevk alınması gereken, sevilerek yapılması gereken üç beş meslekten birisidir öğretmenlik. Liyakatsiz insanlar tarafından sevilmeyerek yapılan bir meslekte "ürün" nasıl elde edilebilir yani eğitilmiş, öğretilmiş insan nasıl yetişebilir ki.
Geçmişte siyasi düşünce farklılığı taşıyan öğretmenler bile asgari düzeyde bir standart taşıyorlardı; hal ve gidiş dersleri; vatandaşlık, felsefe, mantık dersleri; milli güvenlik ve ahlak dersleri ile belli bir düzey tutturula biliniyordu. Ne var ki; bu dersler kaldırılarak cemaatler ve tarikatların önce sızmaları ile sonra siyasal İslamcı hükümetin teşviki, kayırması ile Mustafa Kemal Atatürk'ün murat ettiği eğitim ve öğretim modeli yerle yeksan edilerek adeta yerine ikame eğitim öğretim modelleri son yirmi yılda aşikar olarak devreye sokuldu. Bilahare cumhuriyet değer ve kazanımları üzerine yetişmiş olup, onları koruma ve kollama üzerine mesleklerini icra eden öğretmenler psikolojik baskı ve kadro kayırmaları ile tek tek tasfiye sürecine tabi tutuldular, hale de devam etmektedir.
Çocukluğumda geçim sıkıntısı çeken öğretmenler ek gelir temini için kitap yazmak gibi yollara baş vururlarken bunun tek nedeni öğretmenlik gibi son derece saygın bir mesleğin mensubu olmalarıydı. Oysa bugün aynı sıkıntıyı çeken meslek mensuplarının pazarcılık gibi ek iş yapma mecburiyetleri onların öğrencileri ile karşılaşmaları durumunda yaşadıkları mahcubiyetin yarattığı psikolojik hallerini düşünmek bile istemiyorum. Çünkü öğrencilere göre öğretmenleri, hele ki ilköğretim öğrencileri için her biri onların kahramanıdır.
Bugün öğretmenlerin öğretmeni edebiyatçı, yazar Ayla Ağabegüm hocam, edebiyatı sevmemde üzerimde emeği olan lise edebiyat öğretmenim Aysen Erensoy ve hayatıma dokunan üç kadından annem, eşimden sonra ortaokul öğretmenim Mine Bergüzar öğretmenlerimi arayarak günlerini kutladım, hoş sohbet ettik. Ayla hocamla sohbetimiz sorası teşviki biraz da ricası ile böyle bir yazı ortaya çıktı, umarım beğenirsiniz.
Başta yukarıda isimleri geçen öğretmenlerim olmak üzere üzerimde emeği olan herkese ve tüm öğretmenlerime hürmetlerimi sunar, ayrı ayrı sağlık, sıhhat, afiyetler dilerim. Rahmetli olanların ruhları şad mekanları cennet olsun.