24 Kasım 2022 Perşembe

EHL-İ VİCDANA SESLENİYORIM

Ehl-i Vicdana Sesleniyorum

Anlaşılan o ki; İYİ PARTİ Genel Merkezi mevcut ilçe başkanlarına aşağıda ifade ettiğim şekilde bir inisiyatif alanını bilerek tanımış veya tanımadıysa niçin böyle antidemokratik hatta çirkin manzaranın üstelik de tayin ettiği gözetmenin "seyirciliğinde" tecelli etmesine müsaade etmiştir. Sanki mevcut ilçe başkanlarına şöyle bir telkin veya tavsiyede bulunulmuş.
"Makamınıza oturun, üyelerden istediğiniz isimleri seçerek 400 mahalle delegesini belirleyin. Belirlediğiniz delege adaylarından dilekçe istemeyeceksiniz. Ancak sizin belirlediğiniz isimler dışında, kendi inisiyatifleri ile delege olma talebinde bulunanlardan dilekçe ile başvuru şartını arayacaksınız, verenleri de sizin belirlediklerinizle beraber oy pusulalarına ekleyeceksiniz.
Daha sonra bu dilekçeleri verenleri "Kendilerini size ihbar edenler" olarak görüp notlarını alın, her mahalle için belirlediğiniz anahtar listelerinize dahil etmeyin.
Delege seçim günü ilçe binasında bir ekip kurup, onlara oda tahsis edeceksiniz. Ekip, daha önceden her mahalle için hazırlamış olacağınız anahtar listede, dilekçe verenlerin sıralamadaki yerlerinin boş bırakılarak ayrı ayrı tasnif ederek tayin ettiğiniz görevli tarafından oy kullanmaya gelen üyenin "sandık başında" olmasa bile bir yan odada eline tutuşturacaksınız, onlar da anahtar listeyi oy pusulasına tek tek işaretleyerek, yapılacak kongrede kendinizi veya destek olacağınız adayın seçilmesini garanti olmasa bile büyük bir ihtimalle sağlamış olacaksınız"
Olacak iş mi; partinin kurumsal imkanlarını mevcut ilçe başkanına her türlü şekilde kullandıracaksınız ama diğer adayların elini kolunu bağlayacaksınız. İlçe başkanlığına aday arkadaşımız üyelere ulaşmak için İlçeden telefon numaralarını talep ediyor, genel merkez sanki mevcut ilçe başkanlarına "Sizler üyelere ulaşmak için partinin sahip olduğu her türlü imkanı kullanabilirsiniz ama rakibiniz için asla denilmişçesine üye telefon numaraları ilçe başkan adayına verilmiyor sonra da "Hadi bakayım yarışın" deniyor.
Bu usulle mahalle seviyesinde başlayan bir yarışın tayin edeceği neticenin ne demokrasi ile ne etik değerlerle ne de insan vicdanı ile bağdaşır bir tarafı vardır. Mademki yerini muhafaza etmesini istediğiniz ilçe başkanlarınız var, ne gerek var, oldu olacak tekrar atamalarını yapın devam etsinler bizler de bu gölge oyununu izlemekten kurtulmuş oluruz.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım gayri vicdani yöntemlerle "Seçme ve seçilme" usulünde kendimi son derece kandırılmış hissettim. Yazılmış kötü "İcazetli demokrasi oyununa'' figüran tayin edilmişiz haberimiz yok.
Düşünebiliyor musunuz; ilçe başkanlığına aday çok değerli bir isim bile mahalle delegesi seçilemiyor. Çünkü genel merkez, mevcut ilçe başkalarına "Mahalle delegeliği için aday listesini hazırlarken karşına aday çıkacak, senden yana tavır ortaya koymayacak hiç bir ismi yazma" der gibi bir inisiyatif alanı açmış.
Mahallemizde yerleşik olan İYİ PARTİ üyelerinin kendi özgür irademizle kendi mahallemizde yapacağımız delege seçiminde kesinlikle ve kesinlikle ilçe yönetiminin kendi paşa gönlüne göre belirlediği isimlerden çok farklı isimler seçilirdi. Sonuçta ilçe başkanı veya yönetiminin paşa gönlüne göre seçme ve seçilme irademize müdahaleleri ile bir anda mahallemizde tanınmayan, bilinmeyen dolayısıyla seçilemeyen adam konumuna düşürüldük. Genel merkezden bir görevli mahallemize gelse "Bu mahallede İYİ PARTİ'li olduğunu bildiğiniz kimler var" dediğinde akla gelen isimlerin hiçbirisi mahalle delegesi olamadı. İşte kendi mahallemizde kendi irademize bırakılmayan delege seçimi ile bırakalım delege seçilmeyi, İYİ PARTİ'nin takdir gören ve tanınan mensupları olarak bu durumda itilmiş kalkmış insanlar konumuna düşüp refüze ediliyoruz.
Aşağı yukarı sadece İYİ PARTİ'de değil tüm siyasi partilerde delege seçimleri; parti kurumsal kimliğine bilgi ve birikimi ile fayda sağlayacak insanları öne çıkarmaya matuf olmayıp, sadece ve sadece o an itibariyle ilçe başkanı kim ise onu tekrar seçtirecek veya işaret ettiği adayı seçtirmeye yöneliktir.
Neyse; bizim meselemiz Tayyip Erdoğan'nın hegemonyasına son vermek olduğundan bundan böyle cumhur ittifakının Türk milletinin başına musallat ettiği tek adam rejimine karşı kavgamı verme misyonumun gereğini yapmaya devam edeceğim. Birileri particilik oynamaya devam edebilir ama hiç kimse de benim partimle kavga etmemi beklemesin. Nihayetinde "Tek adamlı Erdoğan rejimi "ne karşı verilecek kavganın kurumsal siyasi bir kimlik altında vermek gerekiyor o da benim için İYİ PARTİ dir.
Tek güvencem Meral Akşener'in siyasi zekasıdır. Kendisine inancım ve güvencim hiç şüphesiz devam edecektir.
Mehmet Soral
Üsküdar İlçesi
Küplüce mahallesi
İYİ PARTİ Kurumsal kimliğine bilgi, birikimi, aidiyet duygusu ve temsil noktasında yeterli ve yetenekli görülmediğinden mahalle delegesi seçilememiş parti üyesi,
#İYİ HABER GAZETESİ,
#ortakses İnternet sitesi yazarı

HDP-AKP Flörtü ve Devlet Bahçeli onayı

Cumhur ittifakı, sanal alemde 6'lı masanın altında HDP'yi ararken hay aksi; bir de bakmışlar ki onları kendi evlerinde ağırlamışlar. İsterseniz "Gerçek değil, fetö bu resmi fotomontaj yapmış paylaşmış" deyin, nasıl olsa bu konuda mahirsiniz, inanmaya teşne kitleniz hazır.
Yahu her şeyin bir olabirliği, yakışanı vardır münafıklığın da; onun bile hakkını vermekten acizsiniz.
Aylardır yırtınıp duruyorsunuz; 6'lı masaya HDP'yi monte ediyorsunuz. Peki bu resimdeki utancı nasıl izah edeceksiniz. HDP'nin kapatılmasını isterken eş zamanlı olarak Millet ittifakı birleşenlerini de HDP sopası ile terbiye edeceksiniz öyle mi. Pes doğrusu, el insaf.

Bilmiyorum kaç kişinin dikkatini çekti; AKP-HDP flörtünü normal gördüğünü, desteklediğini ifade eden Devlet Bahçeli, aynı konuşma içinde belki de siyasi hayatında ilk deva "Demokratik çözüm" arayışına atıf yaparak "Zira bizim gözümüzde HDP neyse, CHP’de odur ve aynısıdır. Biz kiminle görüşüldüğüne değil, makul ve demokratik çözümün nasıl olacağına bakıyoruz" dedi.
Geçmişte AB dayatmaları ile ikiz yasaların yasallaşması sürecinin önünü açan Devlet Bahçeli'nin bugün HDP-AKP muhabbetinin hemen akabinde HDP jargonu ile "Demokratik çözüm"den bahsetmesi doğrusu beni ürküttü, korkuttu.
Artık Devlet Bahçeli hakkında yeterli tecrübeyi edindik; Türkiye'de köklü değişim ve dönüşümler Devlet Bahçeli'nin inisiyatifinde gerçekleşiyor. Keşke bu özelliğini şimdiye kadar Türk milliyetçilerinin iktidarı için kullanmış olsaydı.
Mehmet Soral

TÜM ÖĞRETMENLERİMİZE SAYGILARIMLA

Bugün öğretmenler günü. Öğrencilik yıllarımı, öğretmenlerimi, hele ki hayatıma dokunanları hafızamda bıraktıkları saygınlıklarla hatırlayınca içimi bir hüzün kapladı. Hüznümün temel nedeni "İnsan inşa etme"de son derece önemli olan bir mesleğin bugünkü içine düşürülmüş olduğu haldir.

Geçmiş yıllarda bu mesleğin mensupları istisnasız toplumun her yerinde, mahallesinde semtinde, kentinde "Bir bilen" statüsünde üstün değer atfedilen saygın insanlardı. Bunun temel nedeni T.C Devleti'nin banisi, Türk milletinin kurucu başbuğu (Makamı cennet olsun) Mustafa Kemal Atatürk'ün öğretmenler için tanımladığı misyonun paralelinde yine onlara başöğretmen sıfatı ile öncülük ederek yarattığı ve kazandırdığı saygınlıktır.
Geçmiş yıllarda öğretmenlik mesleğine ilgi ve alaka, sağladığı maddi imkana değil itibar ve saygınlığınaydı. Amma velakin; siyasal kutuplaşmaların liyakate bağlı olmayan, yandaşa iş sağlama önceliği ile yapılan kadrolaşmalar meslekte saygınlığın yitirilmesinin en büyük nedeni olmuştur. Öyle ki; farklı meslek alanında öğrenim görmüşler bile öyle veya böyle işsizliklerine çare bulmak için son çare olarak öğretmen olmayı seçmişlerdir. Oysa ki; belki de görev yaparken zevk alınması gereken, sevilerek yapılması gereken üç beş meslekten birisidir öğretmenlik. Liyakatsiz insanlar tarafından sevilmeyerek yapılan bir meslekte "ürün" nasıl elde edilebilir yani eğitilmiş, öğretilmiş insan nasıl yetişebilir ki.
Geçmişte siyasi düşünce farklılığı taşıyan öğretmenler bile asgari düzeyde bir standart taşıyorlardı; hal ve gidiş dersleri; vatandaşlık, felsefe, mantık dersleri; milli güvenlik ve ahlak dersleri ile belli bir düzey tutturula biliniyordu. Ne var ki; bu dersler kaldırılarak cemaatler ve tarikatların önce sızmaları ile sonra siyasal İslamcı hükümetin teşviki, kayırması ile Mustafa Kemal Atatürk'ün murat ettiği eğitim ve öğretim modeli yerle yeksan edilerek adeta yerine ikame eğitim öğretim modelleri son yirmi yılda aşikar olarak devreye sokuldu. Bilahare cumhuriyet değer ve kazanımları üzerine yetişmiş olup, onları koruma ve kollama üzerine mesleklerini icra eden öğretmenler psikolojik baskı ve kadro kayırmaları ile tek tek tasfiye sürecine tabi tutuldular, hale de devam etmektedir.
Çocukluğumda geçim sıkıntısı çeken öğretmenler ek gelir temini için kitap yazmak gibi yollara baş vururlarken bunun tek nedeni öğretmenlik gibi son derece saygın bir mesleğin mensubu olmalarıydı. Oysa bugün aynı sıkıntıyı çeken meslek mensuplarının pazarcılık gibi ek iş yapma mecburiyetleri onların öğrencileri ile karşılaşmaları durumunda yaşadıkları mahcubiyetin yarattığı psikolojik hallerini düşünmek bile istemiyorum. Çünkü öğrencilere göre öğretmenleri, hele ki ilköğretim öğrencileri için her biri onların kahramanıdır.
Bugün öğretmenlerin öğretmeni edebiyatçı, yazar Ayla Ağabegüm hocam, edebiyatı sevmemde üzerimde emeği olan lise edebiyat öğretmenim Aysen Erensoy ve hayatıma dokunan üç kadından annem, eşimden sonra ortaokul öğretmenim Mine Bergüzar öğretmenlerimi arayarak günlerini kutladım, hoş sohbet ettik. Ayla hocamla sohbetimiz sorası teşviki biraz da ricası ile böyle bir yazı ortaya çıktı, umarım beğenirsiniz.
Başta yukarıda isimleri geçen öğretmenlerim olmak üzere üzerimde emeği olan herkese ve tüm öğretmenlerime hürmetlerimi sunar, ayrı ayrı sağlık, sıhhat, afiyetler dilerim. Rahmetli olanların ruhları şad mekanları cennet olsun.
Mehmet Soral

23 Ekim 2022 Pazar

TÜRKÇE DÜŞMANLIĞI

Türk düşmanlığından sonra Türkçe düşmanlığı mı?

AKP'li Mahir Ünal "Maalesef bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünmemizi yok etmiştir.

Bugünkü Türkçe ile düşünce üretilemez”
Hadi oradan derler adama. Kendini takdim edecek kadar bile Türkçeye hakim olamayan zavallı birisi olarak Türkçenin gücü üzerine ahkam kesip hüküm vermek hangi uzmanlık alanınızdan geliyor. O zaman bildiğiniz dilde anlatın bakalım, sizi anlayabilecek bir halk bulabilecek misiniz. Sadece saray ve onun etrafında öbekleşmiş seçkinlerin kendi aralarında konuştukları; üç beş Türkçe, üç beş Arapça, üç beş Rumca, Ermenice, üç beş Farça'dan oluşan suni uydurma bir dil Osmanlıca ile Anadolu Türk coğrafyasında yaşayan Türk milletine neyi anlatıp, neyi konuşturup, neyi düşündürebilecektiniz. Osmanlı sarayının kendi inisiyatifine, kendi kaderine terk ettiği Şebinkarahisar'ın Gürçalı Köyü mensupları; Osmanlıcanın arkasından ağıtlar yakıp dil devrimine de söverken Osmanlıca dediğin dil ile ne bağlantısı vardı ki; onunla konuşup onunla düşünce üretebilecekti. Osmanlıca azınlıkların işini kolaylaştırıyordu, asli unsur Türk milletinin işini kolaylaştırmıyordu. Zaten size göre Anadolu Türkünün aslı görevi hayvan gütmek, çiftçilik yapmak ve asker olup savaşmaktı.

Yunus Emre, Aşık Veysel'in günümüze kadar gelen ve devam etmekte olan düşünce derinliğine hangi dili konuşarak vakıf olmuşlardır.
Türkçe konuşup düşünebilmek için önce kendisini Türk hissetmesi lazım. Ömrünü ve siyasi hayatını cumhuriyet değer ve kazanımlarından intikam almak üzerine dizayn etmiş bir insan hangi motivasyon kaynakları ile Türkçeyi konuşup, Türkçe düşünüp Türkçe hüküm verebilir ki.
Evet, sadece kendileri için bir tespitleri var ki doğru; Türkçeyi iyi konuşup düşünemedikleri için sadece kendileri pişirip kendilerinin yedikleri ortamlarda ahkam kesiyorlar, etkinlikler yapıp, TV programları düzenliyorlar.
Yürekleri yetmediği için Türkçe konuşup düşünce üretememe acizliklerinin en iyi kendileri farkında oldukları için hiç bir AKP yöneticisi muhalefet ile TV'lerde karşı karşıya gelmek istemiyorlar.
Bundan yirmi veya yirmi beş yıl önce liderler arasında yuvarlak masa toplantıları yapılırdı. Türkçe konuşup Türkçe düşünerek liderlik vasıflarını konuşturup ne kadar özgüvene sahip olduklarını izler notumuzu verirdik.
Ne garip ki Mahir Ünal ve liderleri zat-ı muhterem, benzer şekilde diğer liderlerle bundan yirmi sene önceki gibi demokrasi inancı ve düzeyinde "Liderler tartışıyor" masasında bir araya gelmeye hiç bir zaman yürekleri yetmedi zira bilgi yok, birikim yok, dilleri olmadığı için düşünce de yok, ne konuşacaklar.
Bizler Türkçe konuşup, Türkçe düşünüp, Türkçe hüküm verebiliyoruz. Türklüğe ve Türkçeye düşmanlığınızı ifade etmek için Türkçe'mizi itibarsızlaştırma gayretinizi yutacak ahmaklarınız olabilir onlara hitap edebilirsiniz ama şunu çok iyi bilmelisiniz ki; biz cumhuriyet aydınlarını ile baş edemezsiniz zira Türkçe konuşup Türkçe düşünüyoruz ve bunun temel güç kaynağı da Türk olma şuur ve bilincinde olmamızdır.

İnanç temelli değişimler referanduma götürülemez

Erdoğan "Başörtüsünü referanduma götürelim" diyor. Oysa ki kanuni düzenleme ile toplumda tam mutabakat sağlamak mümkünken niçin ille de referandum isteniyor, çünkü bu mesele üstünde trollerini tepindirerek yaratılacak ayrışmayı din sosuna bandırarak siyasi randa dönüştürmek istiyor.
Olması gereken; ister kanuni düzenleme ile isterse anayasa değişikliği ile başörtüsü serbestliği sağlansın ama beraberinde Cem evlerinin kurumsal olarak kültür ve turizm bakanlığına değil Diyanet işleri bakanlığına bağlı bir kurum statüsüne getirilmeleri, cami kadrosu imam ve müezzinlerde olduğu gibi maaşlı kadro tahsis edilmelidir.
Hangi ukalanın haddine düşmüş, Aleviliği bir inanç meselesi olmaktan çıkarıp gösteri amaçlı kültür etkinliği düzeyinde görüp değerlendirmeye. Aleviliğin inanç ve etkinlik özgürlüğü kurum ve kadro tahsisi ile en az başörtüsü kadar önemsenerek anayasanın teminatı altına alınmalıdır.

''Kader'' vardır amenna ama Allah yanında bir de akıl vermiş...

Milletin imanına kader yüklemesi yaparak acizliğinize, liyakatsızlığınıza perde yapıp günahınızı, vebalinizi görünmez, bilinmez, hissedilmez kılamazsınız.
H A Y I R...
Size inanmak, güvenmek yalanınıza kanmak kaderimiz olamaz. Kaçınılmaz olan, bilinen kaderimiz/kaderiniz sizi sandığa gömmek olacaktır.
İnşallah yakın gelecekte ilk seçimde sizin akıbetinizi de tevekkülle karşılayıp
"Yapacak bir şey yok, bu da sizin kaderinizmiş" diyeceğiz.
Unutmayın, Karbela'da Hz. Hüseyin'in başını gövdesinden ayıran Yezid de katilliğini kader kavramına sığınarak masumlaştırmak istemiş "Bu olup bitenlerde benim suçum yok, o kaderinde ne varsa onu yaşamıştır" demişti.
Mehmet Soral

5 Ekim 2022 Çarşamba

KILIÇDAROĞLU'NUN TÜRK OLDUĞUNUN TEMİNATI ALEVİ OLUŞUDUR

Bu yazı Kılıçdaroğlu'nun adaylığı üzerine değil, bir faninin Kılıçdaroğlu'nu kimliği için gen testine çağırması nedeniyle kaleme alınıp, Türklüğe vurgu için yazılmış bir yazıdır. Kaldı ki ben en az 5 ayrı yazı yazdım, millet ittifakının adayı Mansur Yavaş olmalı diye.

Kılıçdaroğlu'nun yüzde yüz Türk olduğunun teminatı alevi oluşudur.
Elbette her insan aidiyet duyduğu kimlik ne ise o dur. Toprağı bol olsun, Ermeni asıllı Türk vatandaşı Levon Panos Dabağyan, rahmetli Alpaslan Türkeş'in yakın arkadaşı, Türk tarihi araştırmacısı Türk milliyetçisi birisiydi ama Ermeni olduğunu da gururla söylerdi. Ve yaşıyor olsaydı kesinlikle andımızın okunmasının kaldırılmasına itiraz ederdi.
Bir sünni olarak Türklüğüme dair hiç bir şüphem yoktur ama keşke Kılıçdaroğlu kadar emin, özbeöz Türk olduğumu da ifade ederken onun taşıdığı heyecanı taşıyabilsem.
Sünniliğin mezhep taassubu etnik aidiyet hassasiyetini ortadan kaldırmıştır. O nedenle garip gelebilir ama Türklüğün istikbali için Aleviliğin varlığını çok kıymetli bulurum.
Dolayısıyla değil Kılıçdaroğlu, herhangi bir Alevi ile gen tahlili yarıştırmaya kimse kalkmasın mahcup olabilir.
Şimdi ülkücü olup da solcu Kılıçdaroğlu'na sahip çıkmamı eleştirenler çıkacak, alayınıza cevabım; Andımıza sahip çıkan her kim olursa olsun kanaatim o ki çıkmayana göre daha Türk dür.
Sağ sol kavramları bugünkü çağda değer yargılarıma göre kirlilik yarattığı için süpürüp çöplüğe atıp, her iki kavramın vesayetinden kurtuldum. Belki de bunu başardığım için Devlet Bahçeli'yi unutup Kılıçdaroğlu'nu fark edebildim. Bu fark edişler yekünü yirmi yıllık siyasi tasallutun girdabından Türk milleti ve devletini çekip kurtaracaktır inşallah.
Not: Aleviliğe sığınıp orayı da inançsal olarak tahrip eden, DHKPC'li kripto Ermeniler bizim hesabımız kitabımız dışında olup ne alevlerin ne de benim gibilerin muhatabı değillerdir.

Acele etmeye gerek yok...?

Muhalefet, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'nin yeni bir anayasa düzenleme tuzağına düşmemeli.
Kesintisiz yirmi senedir peyderpey uygulana gelen anayasa değişiklikleri 2010 yılına kadar kısmen AKP/fetö arzu ve özlemleri doğrultusunda daha sonra da cumhur ittifakının kendi tahakkümlerini devlet ve millet üzerinde hakim kılma üzerine yapıldı.
Mevcut anayasadaki cumhurbaşkanı yetkileri ile devletin her türlü kılcal damarlarına nüfuz etmiş yerleşmiş olan Recep Tayyip Erdoğan ve siyasal İslamcı vesayetin en az iki gerekirse üç yıl oturduğu yerden kaldırıp yerle yeksan edene kadar AKP'nin önerdiği yeni anayasa teklifine geçit verilmemelidir.
Eğer yol karıştılmışsa, akşam karanlığı da başlamışsa; düzlüğe çıkmak için en kestirme yol gelinen yol üzerinde aynen geriye gitmek sonra doğru güzergahı tayin için durup düşünmek lazım.
Tabi ki bu özlem ve arzularımızın tecelli etmesi için gerekli olan millet ittifakı galibiyetinin gerçekleşmesi gerekiyor. Gerek Kemal Kılıçdaroğlu, gerekse Meral Akşener Türk milleti ve devletinin geleceği için aynı samimi duygularla aynı endişeyi taşıyarak her türlü nefsi arzulardan ari sürdürdükleri çabaya tüm samimiyetimle inanıyor ve güveniyorum. Sizlerin de bu iki insanın duydukları endişelerden mütevelli bir şeyler yapılması gerektiğine dair inanmışlık ve adanmışlıklarının arkasında durarak destek olmanızı öneriyorum.

''Kökten Kemalist'' CHP'liler diyet istiyorlar

CHP'nin bir türlü %25 oy bandını aşamama sendromunun yarattığı bıkkınlık ve yılgınlık sempatizanlarını o günlerde yeni kurulmuş, teşkilatlanma süreci devam etmekte olan İYİ PARTİ'ye yönlendiriyordu. O sürecin heyecanını bizatihi yaşayanlardanım, olup bitenleri çok iyi hatırlıyorum.

Yine aynı süreçte Kılıçdaroğlu herkes gibi cumhur ittifakının İYİ PARTİ'nin seçime girememesi için çevirdiği her türlü kumpas ve engellemelere şahitti. Tam da bu noktada Sayın Kılıçdaroğlu, Meral Hanım'ın İYİ PARTİ'nin seçime girebilmesi için CHP'den 15 vekilin İYİ PARTİ'ye geçmesi teklifini kabul ederek büyük bir jestte bulundu. Bu jest CHP tabanında takdirle karşılandı, CHP'den kopup İYİ PARTİ'ye geçme sürecine girmiş binlerce mensubu tekrar partilerini sahiplenmeye yöneldiler. O nedenle kurulduğu günlerde anketlerde % 18-21 bandında olan İYİ PARTİ'nin oy oranı yapılan ilk seçimde %9.9 düşmüştür. Düşme nedeni tamamen ve tamamen o günkü süreçte CHP'den İYİ PARTİ'ye geçmeye niyetlenmiş olanların bundan vaz geçip partilerine dönmeleridir.
Kısaca Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener'in demokrasimize sahip çıkma niyetiyle ortaya koydukları onurlu duruşun sonuçları CHP seçmeninin partileri ile barışık olmalarına motivasyon kaynağı olurken, İYİ PARTİ'nin de önünü açmıştır. CHP, İYİ PARTİ'ye el atması ile güçlenmiş, İYİ PARTİ'nin de CHP'nin katkıları ile sorunsuz doğumu gerçekleşmiştir. O gün İYİ PARTİ seçime giremeseydi bugünkü kurumsallaşmasını gerçekleştiremeyebilirdi. CHP de malum jesti yapmasaydı kan kaybı devam edecek, bugünkü kadar etkin ve yetkin olamayacaktı.
Dolaysıyla CHP'nin ideolojik taassupla hareket eden "Kökten Kemalist" bir damarı dolaylı yollarla hatırlatmalarda bulunarak sürekli İYİ PARTİ'den diyet istemek gibi etik dışı davranışlarda bulunuyorlar. Meral Akşener CHP'nin yapmış olduğu jesti karşısında başta Sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere kurumsal olarak da CHP'ye sürekli müteşekkir olduğunu dile getiriyor. Ancak ideolojik taassupla hareket eden CHP'li dostlar da şunu bilmeliler ki; Recep Tayyip Erdoğan tüm seçimleri İYİ PARTİ'ye karşı değil CHP'ye karşı kazanmıştır. CHP, İYİ PARTİ ile güçlenmiş, İYİ PARTİ ile kazanmaya başlamıştır. İYİ PARTİ'yi siyasi arenadan çekin çıkarın CHP'yi cumhur ittifakı ile başbaşa bırakın, her şeyi ile AKP'leşmiş bir devlet ile karşılaşacaksınız.
Umuyor ve ümit ediyorum ki; Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu şimdiye kadar demokrasimiz ve ülkemizin geleceği için ortaya koymuş oldukları mantalitenin gereği yine gerekeni yapacaklar, kazanabilecek bir adayın ismini açıklayacaklardır.
Mehmet Soral

20 Eylül 2022 Salı

MİLLET İTTİFAKI KAZANAMAYACAK BİR ADAY GÖSTERİRSE


Millet İttifakı Kazanamayacak bir Aday gösterirse....?
Kılıçdaroğlu"nun aday olup da kaybetmesi durumunda başına nelerin geleceğini şimdiye kadar CHP içinde yaşadıkları ile AKP ve Erdoğan'nın ağzından dinlediklerini dikkate aldığında; bundan sonra da neleri yaşayacağını çok iyi tahmin ediyor olmalı.
Aday olup da kaybederse; bırakın CHP'de genel başkan olmasını, üye bile kalmasına müsaade edilmeyecektir. CHP marjinal bir grubun elinde marjinal bir partiye dönüşecektir. Cumhuriyet
değer ve kazanımlarının kaybedildiği yenilmişlik hissiyatı ile tüm motivasyon kaynaklarının tükendiği noktada siyasal İslamcılar karşı devrimlerini elde ettikleri aşırı özgüven ile tek tek hayata geçirmeye başlayacaklardır.
İYİ PARTİ için de aşağı yukarı aynı süreç söz konusu olacaktır; aidiyet duygusunu besleyen her türlü unsur ve umut tükenmiş olacağından parti hızlı bir erime ile o an ki mevcut milletvekillerinin bir dönemlik siyasi ömürlerinin bitimi itibariyle doğal bir tasfiye sürecine girecektir
MHP, Devlet Bahçeli'nin siyasi ömrünün yaşlılık nedeniyle sona ereceği, artık MHP üzerinde bir tahakkümünün olamayacağı zannının yaratacağı psikoloji yuvaya dönüş sürecini başlatacak doğal olarak güçlenecektir. AKP Cumhuriyetin ilk seksen yılını daha cüretkar ve fütursuzca sorgulayarak Atatürk'ü koruyan kanunlar kaldırılarak, adının geçtiği her yere Erdoğan ismi monte edilecektir.

Siyasal İslamcılar ile etnik özürlü, Türk düşmanı "Kripto Türkler"e göre Türk devleti değil de çok uluslu bir devlet olarak görülen Osmanlı'ya aidiyet duygusundan hareketle Osmanlıcılık yaygın hale getirilecek, iktidarın da teşviki ve yoğun algı propagandaları ile bu ortak aidiyetin genel kabul görmesi sağlanacak. Ve nihayetinde bu konjonktür oluşturulup milletin psikolojisi de müsait hale getirildikten sonra milletin tarifi ile bayrağın şeklinin değiştirilmesine sıra gelecektir. AKP Genel başkan yardımcısı Yasin Aktar "Türk diye bir şey yoktur" derken veya RTÜK üyesi Hilal Kaplan "Bu ay yıldızlı bayrak herkesi temsil etmiyor, altına farkı bir renkte şerit çekilerek azınlıkları da temsil eden şekil değişikliğine gidilmeli" derken aslında 2023 seçimleri sonrası ne düşündüklerini bir anlamda itiraf etmiş oluyorlardı. Vahdettin denen tescilli haini bile masumlaştırma çabası bu günlere denk getirilmişse; cumhur ittifakının 2023 seçimlerini kazanmaları durumunda bizleri ve ülkemizi nelerin beklediğini ön görmek için kahin olmaya gerek var mı...
HDP'ye gelince; Recep Tayyip Erdoğan açılım sürecinde "Osmanlı'da Laziztan eyaleti vardı, Kürdistan eyaleti vardı" derken, eğer 2023 seçimlerini kazanması durumunda ne gibi bir değişme hazırlıklı olduğunu belirtmiş olmuyor mu.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu
ve 6'lı masanın diğer birleşenleri...
Öyleyse; evet işiniz çok zor ama sokağa çıktığınızda işinizin bir o kadar da kolay olduğunu göreceksiniz; sokak millet ittifakının adayını belirlemiş durumda, size düşen sadece o ismi açıklamaktır.

Cemaatler Tarikatlar Aşiretler Hemşeri Dernekleri ve Siyaset Kurumu

Siyasi partiler ve siyasiler kesinlikle ve kesinlikle taraftar kazanmak için şu dört unsur ile diyaloğa girmemelerini hem kendileri, hem millet ve hem de devletin bekası açısından elzem olarak görüyorum

*Cemaatler
*Tarikatlar
*Aşiretler
*Hemşeri dernekleri
Bu üç unsurun hukuki tanımları olmadığı için yaşanan olumsuzluklar karşısında hukuki sorumlulukları da olmuyor. Ancak varlıklarını güç unsuru olarak kullanarak siyasi partilerle ikili ilişkilere girerek pazarlıklar yapıp nihayetinde siyasetin dizaynında rol alabiliyorlar veya farklı güçler tarafından kullanılabiliyorlar. Bunun en güzel örneği "Gülen cemaati"nin ABD istihbaratının kontrolüne geçerek 15 Temmuz ihaneti ile ABD işgaline kadar varacak bir süreci yaşamış olmamızdır.
Çağdaş ve cumhuriyet değerleri ile yönetilen bir ülkede demokrasiyi besleyen ve geliştiren unsurlar cemaat, tarikat ve aşiretlerin güçleri ile değil, siyasi partilerin çağı okumaları, insanların refah ve mutluluklarını nasıl artıracakları üzerine olmalıdır.
İYİ PARTİ'nin aşiret ziyaretini hiç uygun bulmadım. Aşiret ziyareti onlara güç vehmetmek olur ki; hemen bunun icraatını yaşanan istifa olayı ile gördük; partide danışman olan bir aşiret mensubu, Meral Hanım'ın bir başka aşireti ziyaret etmesi üzerine muhtemelen o aşiret ile rekabet halinde veya hasım olmalı ki protesto etme amacıyla istifa etti.
İYİ PARTİ'nin kurulması ihtiyacının hangi meşruiyet üzerine dayandırılacağının anlatılmasından tutalım da kurulduktan sonra rüştünü gösterme ve kurumsallığını kazanma süreçlerinde elimizden geleni yazarak, anlatarak zaman zaman dahil olarak hiç bir bedel beklemeksizin yaptık. Amma velakin partiler için insanların nitelikleri değil nicelikleri önemsediği için nicelikleri önemsenen aşiretler ziyaret ediliyor ama bizler hiç bir şekilde dikkat çekip umursanmıyoruz.
Bu durum her siyasi parti için geçerli olan bir tespittir. İsterim ki; bu anlamda mensubu olduğum, olmakla da iftihar ettiğim İYİ PARTİ geleneksel hale gelmiş olan ve siyaset kurumunu zaman zaman vesayetleri altına alma çabasına giren bu gayri hukuki yapılarla ilişkili ve iltisaklı olma haline son vererek, yoksa da fırsat vermeyerek öncü olur.
Şimdi benim bu yürekli ve samimi bir İYİ PARTİ'li olarak dikkate çektiğim husustan partime küskünlüğümü çıkarmak gibi bir anlam yüklemesi yapmak isteyenler olacaktır. Onlara sözüm ne partimi ne de Meral Akşener 'i size yedirtmem bilesiniz. Çünkü Meral Akşener'in MHP'deyken bile genel başkan adayı olmak aklından geçmiyorken ben "Türk siyasetine bir kadın eli değmeli o da Meral Akşener olmalı" başlığında yazı yazmıştım. Bu yazım da partime faydalı olmak için kaleme alınmıştır.
Mehmet Soral

11 Eylül 2022 Pazar

6'LI MASA TUNÇ SOYER BARIŞ YARKADAŞ..

Tüm samimiyetimle söylemek isterim ki; bugün Erdoğan karşısında Kılıçdaroğlu'nun kazanma şansının açık ara farkla olacağı gibi bir ihtimal söz konusu olsa millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı olması anasının ak sütü gibi haktır amma velakin bugün için öyle bir konjonktür yoktur.

Keşke aritmetiksel işlemlerde duygularında etkisi olsa ama mümkün değil; Sayın Kılıçdaroğlu'nun kazanabilmesi için siyasi konjonktürün oy dağılımının sayısal toplamı buna yetmiyor.
PKK'nın meclisteki uzantısı HDP'nin himmeti ile kazanılacak cumhurbaşkanlığının bilahare ödetmek isteyeceği bedel, demoklasinin kılıcı gibi hem İYİ PARTİ, hem de CHP'nin boynu üzerinde sürekli sallanacaktır. HDP seçmeninin de katkıları ile kazanılmış belediyelere ilişkin "Bizim sayemizde o sıralarda oturuyorsunuz" tekerlemelerine muhatap olan İYİ PARTİ'nin yaşayacağı sıkıntıları düşünmek bile istemiyorum. Öyle veya böyle, millet ittifakı her türlü hesabında HDP'yi devre dışı bırakmalıdır.
Peki oldu ya duygusallık ağır bastı CHP'nin HDP'nin himmetini dikkate alarak seçime gidildi ve Kılıçdaroğlu kazanamadı...
Atatürk Türkiye'si, cumhuriyet değer ve kazanımları yerle yeksan olacak. CHP belki marjinal bir grubun uhdesinde marjinal partiye dönüşerek varlığı devam edecek, Kılıçdaroğlu'nun siyasi hayatı sona erecek. İYİ PARTİ siyasi ömrünü tamamlama sürecine girecek, Meral Hanım torun sevmeye gidecek. MHP yine yeni sistemin güvenliğinden ve Erdoğan'ın muktedirliğinin devamından sorumlu müsteşarlık görevini ifa etmeye devam edecek. HDP'nin varlığı güçlenecek talepleri daha cüretkar olacak. Daha önce hiç tereddüt etmeden "Osmanlı'da Laziztan eyaleti vardı, Kürdistan eyaleti vardı" diyerek mealen "Bu eyaletler yine olabilir" diyen Erdoğan yeni bir açılım sureci ile HDP'nin de istekleri dahil bugün için tüm korktuklarımız tek tek icraata dökülecektir.
Meral Akşener'in "Ben başbakanlığa adayım" cümlesini aylar önce kullanma ihtiyacını duymuş olması, yukarıda ifade etmeye çalıştığım risklere dair öngörülerine istinaden dir. Anlaşılan o ki; CHP'li Gürsel Tekin gibi isimler hala Meral Hanım'ın siyasi nezakete son derece özen göstererek vermek istediği mesajı almamış olmalılar ki; HDP ile kur yapmaya devam ediyorlar.

Millet ittifakı cumhurbaşkanı adayı olarak Mansur Yavaş'ı aday gösterirse; Devlet Bahçeli Recep Tayyip Erdoğan için istediği kadar çırpınsın ülkücü hareketin hafızasına sahip MHP üyesi her seçmen ve diğer Türk milliyetçileri Mansur Yavaş'a oy vereceklerini düşünüyorum. Bunu kırk yıllık aidiyet duyduğum Türk milliyetçiliği hareketi üzerine sahip olduğum tecrübe ve bugünkü gözlemlerime dayanarak söylüyorum. Nihayetinde ayrı partilerde olsak bile ülküdaşlık hukukumuzdan gelen ilişkilerimiz Devlet Bahçeli'nin bütün ayrıştırma gayretlerine rağmen devam ediyor.
Mansur Yavaş'ın aday olması durumunda CHP öyle veya böyle HDP ile ters düşmeme hassasiyetini gösterme zorunluluğundan kurtulacaktır. Böylece CHP'nin, HDP ile iyi geçinme hassasiyeti ile kendisine geleceğini düşündüğü oy, Mansur Yavaş'ın aday gösterilmesiyle MHP'li Türk milliyetçilerinin Mansur Yavaş'ı tercih etmeleri ile ikame edilmiş olacaktır. Keza Zafer Partisi zaten tercihini Mansur Yavaş'tan yana açıklamıştı.
HDP'nin oyu kadar AKP'den vaz geçmeye niyetlenmiş, %15'lık kararsızlar oyunun en az %10'nu olan muhafazakar eğilimli oylara talip olunsa ve bu anlamda karşılık bulacak olan millet ittifakının adayı Mansur Yavaş gösterilse daha başarılı ve garantili sonuç alınmaz mı. Böylece HDP de kendi akıbeti ile baş başa bırakılarak ya Türkiyeleşmeye, ya da doğal bir yolla tasfiye sürecine itilerek aynı anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti de PKK'nın yüce meclisimizdeki bu utanılası siyasi uzantısından demokratik yollarla kurtulmuş olacağız.

Barış Yarkadaş ve CHP'den dışlanmışlık psikoloji

Barış Yarkadaş bir gazeteci olarak arsızlara, hırsızlara, namussuzlara; üç kağıtçı siyasal puştların aşikar kayırmalarla, ihalelerin hangi gücün veya güçlerin dayatması ile verildiğinin araştırmalarını yapmış bitirmiş olmalı ki; "ne yapayım, ne yapayım canım da sıkılıyor" derken, tamam buldum deyip "İYİ PARTİ'de etik dışı ihale alan var mı" deyip onu araştırmaya soyunmuş(!)
Kendi ifadesi ile diyor ki; "Ben İYİ PARTİ'de kayırma ile usulsüz ihale alan var demedim ki, etik olmayan ihale alımı var dedim" diyor. O da neymiş; milletvekili olunca şirket yönetimini çocuklarına bırakan İYİ PARTİ milletvekilinin şirketi millet ittifakının bir belediyesinden ihale almış, etik olarak ihaleye girmemeliymiş, çünkü belediye millet ittifakının kazandığı belediyeymiş.
Düşünebiliyor musunuz, Barış Yarkadaş AKP Belediyelerinin ve hükümetin tüm ihalelerinde hiç bir usulsüzlük bulamamış ama İYİ PARTİ'de etik olmayan şeylerin peşine düşmüş.
Aslında bu İYİ PARTİ açısından övünülecek bir husus; maazallah Barış Yarkadaş ya bir de İYİ PARTİ'li birisinin iltimaslı, kayırmalı bir ihale aldığını tespit etmiş olsaydı.
Etik bulmadığı şeyleri yüksek sesle ve yaygara kopararak dile getirdiği için millet de sandı ki; azılı bir katil on kişiyi doğmamış.
Keşke Barış Yarkadaş "Köpeği ısırsaydı" da bunu yapmasaydı daha iyi ses getiren bir gazetecilik yapmış olurdu. CHP'den dışlanmışlık psikolojisini yaşıyor olsa gerek, sanki bunun intikamını 6'lı masaya zarar vererek çıkarmak istiyor gibi. Öyle ya cumhur ittifakının öküz altında buzağı aradığı bir konjonktürde İYİ PARTİ'de ''etik olmayan şeyler'' aramak da nereden çıktı.

Tunç Soyer ne söylemişse doğru söylemiştir.

Yunanlılar dost muydu ki; Tunç Soyer ''Emperyalistler yurdumuzu işgal etti'' derken, o emperyalistlerin birisinin de Yunanlılar olduğunu anlamıyorsunuz.
İzmir'in kurtuluşu münasebetiyle bir benzeri daha görülmemiş büyük kalabalıkların katılımı ile yapılan kutlamalar ve Tarkan konseri görüntülerini hazmedemeyenler, iktidardan gidişin ayak sesleri olarak görenler Soyer'in kutlamada yaptığı konuşması üzerinden etkinliğe kara çalma yarışına girdiler.
Tunç Soyer ne demiş;
"Yüz yıl önceydi. Bu toprakları yönetenler, gaflet, dalalet hatta hıyanet içindeydi. Gençleri, kadınları, çocukları, geleceği hiç düşünmediler. Sadece ve sadece saraylarındaki saltanatı korumak için bütün bir milleti ateşe attılar. İnsanlık onurumuzu, bağımsızlık tutkumuzu ve yaşam hakkımız ayaklar altına aldılar, teslim oldular. Bir sabah emperyalist ülkelerin askerleri, kirli çizmeleri ve kirli emelleriyle körfezin sularını ve güzelim şehrimizi işgal etti."
Alın benden de o kadar. Bu ifadeler aynen "Nutuk"da geçiyor, neresi yanlış, yalan mı. Vahdettin ihanet etmediyse niçin kaçtı. İhanet yoktu da 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk'e yakalama emri niçin çıkartıldı. İhanet yoktu da Mondros Ateşkes Antlaşması niçin yapıldı. İhanet yoktu da İngiliz zırhlıları Dolmabahçe önüne niçin demirlendi, Yunan İzmir'e niçin çıktı....
Neymiş; Tunç Soyer Osmanlı'yı kötülemiş. O sadece ihanet edenleri kötülüyor. Osmanlı altıyüz yıllık bir imparatorluk. Tunç Soyer Osmanlı'nın son dönemine ve son yöneticilerine atıf yapıyor, "Bundan yüzyıl önce" ifadesini kullanıyor.
İşinize geldiği gibi milad koyacaksınız; fetö'den yargılanmamak için 17/25 Aralık ve sonrası diyeceksiniz, Tunç Soyer "Bundan yüzyıl önce" ifadesini kullandığı halde onun koyduğu bu milad'ı kabul etmeyip Osmanlı'nın tüm tarihine şamil kılacaksınız sonra da Osmanlı'yı kötüledi diyeceksiniz öyle mi.
Birilerinin Osmanlı'yı çok uluslu görerek o kimliğe sahip çıkmaları Türküm dememek, kendilerini Türk kabul etmemek içindir. Onlardan bir tanesi "AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk" derken aynen aidiyet olarak kendini Osmanlı gördüğü içindi. Bir hançer gibi saraya sokulan hiç de insani olmayan devşirme geleneği ve İslami anlamdaki fetih duygusu, bir Türk devleti olan Osmanlı'yı çok uluslu hale getirince devletin kimliği de bu minvalde başkalaşım geçirdi. O başkalaşım Türk'ten öte öyle bir başkalaşımdı ki; Osmanlı'nın asıl sahibi olduğunu inkar eden ümmetçilikle iğdiş edilmiş ''Türkler'' türetti. İşte o neslin çocukları ile etnik milliyetçiler bugün birleştiler Vahdet'tine hain dedirtmeme kampanyası başlattılar.
Elbette hiç kimse Türk olmak zorunda değildir ama hiç kimse de anasını babasını bildiği halde saklayanlar p.ler gibi İslam'ın ümmet kavramının arkasına sığınarak etnik milliyetçilik yapıp Türk düşmanlığı yapamaz. Vahdet'tine sahip çıkacaksın, Atatürk'e ayyaş diyeceksin öyle mi.
Delikanlıca her kim hangi etnik kimliğe sahip olursa olsun, "Ne mutlu Türk'üm diyene" vecizesinin anlamında bütünleşirsek elbette bu coğrafya üzerinde yaşayanlar olarak aidiyet sorunu yaşamamız mümkün değildir. Saklama ihtiyacı duymayan herkes için etnik kimlik yine herkesin onurudur, şerefidir.
Bu hainler cumhuriyet tarihi boyunca sürekli kimliklerini sorgulayarak etnik özürlülük kompleksinden kurtulamadılar. Aidiyet problemi yaşadıkları için bu psikolojiden kurtulabilmenin yolu olarak kurdukları partilerle, ısmarlama ve besleme sözde "Etnik piç" tarihçilerle, alternatif tarih yazdırarak hain Vahdet'tine sahip çıkarken Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyeti kuran kadroyu da ayyaş diye tanımlayıp, yazdılar.
Not: "Etnik p.ç": ümmetçiliği kamuflaj olarak kullanıp gizli etnik milliyetçilik yapan Türk düşmanı.
Mehmet Soral

3 Eylül 2022 Cumartesi

MERAL AKŞENER VE SİYASİ ZEKA

Meral Akşener ve siyasi zeka

Benim kanaatim o ki; Meral Hanım "Ben cumhurbaşkanlığına değil başbakanlığa adayım" dediği günden beridir millet ittifakının adayı bellidir, yine kanaatim o ki; o isim de Mansur Yavaş dır.

Meral Hanım'ın siyasi zekasının yeterince farkında olamayanlar "Ben başbakanlığa adayım"  derken, olmayan bir kurumun makamına talip olmasındaki sırrı çözemedikleri için 6'lı masanın taraflarının kendilerinden emin rahat turum ve davranışlarına beceriksizlik atfedip beyhude buluşmalar denmesi yine tekrarlıyorum Meral Akşener'in siyasi zekası ile oluşturmaya çalıştığı siyasi konjonktürü fark edememek demektir. O siyasi zekanın gücünün ne olduğunu, kendilerinden ne alıp götürdüğünü en iyi bilen, gözlemleyip hisseden Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan olup detayını onlardan öğrenebilirler.

Meral Hanım "Ben başbakanlığa adayım" derken aslında 6'lı masayı oluşturan genel başkanların cumhurbaşkanlığına aday olmamaları gerektiğini bizatihi kendilerinin düşünmesini en kibar şekilde üzmeden kırmadan hatırlatmak istemiştir. 

Meral Hanım önümüzdeki seçimi hiç riske sokmak istemiyor. Dosyasıyla siyasi üretkenliği de bu minvalde oluyor. Çünkü biliyor ki; siyasi konjonktür her ne şekilde olursa olsun gerek kendisine gerekse Kılıçdaroğlu'na doğrudan karşıt olan seçmen var. İşte bu tespite gerek olmayan ama bilinen gerçek üzerinden hareket ederek "Sayın Kılıçdaroğlu ve bana karşı doğrudan karşıt olanların oylarını da alabilecek ve bizi Edoğan karşısında açık ara öne taşıyacak bir adayımız olmalıdır" düşüncesini "Ben başbakanlığa adayım" diyerek ortaya koymuştur.

Meral Hanım ve Sayın Kılıçdaroğlu millet ittifakı adayının liderler dışında olması konusunda mutabık kalmış olmalılar ki; kendilerinin çok rahat olduklarını gözlemliyoruz. Öyleyse niçin adayın ismi açıklanmıyor diyecek olanlara hatırlatmak isterim ki; özellikle AKP+fetö birlikteliğinin cumhuriyet tarihinin en şeytani, iğrenç ve kalleşçe uygulanan kumpasların kazandırdığı tecrübeye rağmen seçim takviminden önce aday ismi açıklamak ahmaklık değil de nedir. Efendim diyorlar ki; aday düzgün olursa niçin yıpransın ki. Öyle yıpratırlar ki; aynen Kabataş'da bebeği kucağında, ışıklarda karşıdan karşıya geçmekte olan başörtülü bir kadının tekmelenip yerlerde sürükleyen, üstleri çıplak altları deri pantolonlu yetmiş erkeğin üzerine işemeleri senaryosunda olduğu gibi.

Ne yani; namusuna, şerefine, haysiyetine, hatta ailesinin diğer fertlerine karşı yazılmış kumpas senaryolarının mağduru olmuş Meral Akşener mi aday ismini erkenden açıklayacaktı. Kendi adayını erken açıklayanlar yüreğiniz yetiyorsa seçim tarihini de erkene alsaydınız ya. Siyaseti sizin dizayn edebildiğiniz günler elbette oldu ama zeka devreye girince o inisiyatif elinizden gitti. Meral Akşener'in siyasi zekası alayınızın üzerinde sörf yapıyor ama farkında değilsiniz.

Siyasal İslamcılık ima'ni olmayıp menfaat için güç birlikteliğidir

Siyasal İslamcılık işte böyle bir şey; algı yönetimidir aslında. Yapılan, etrafında dönülen şey gücü elde edebilmek için anlam yüklenen algılar bütünlüğü. Aparatları ne; başörtüsü, İmam hatipliler, tarikatlar, cemaatler, Türkçe ezan, deve sidiği vs. Bu Aparatlara öyle anlam yüklenmiştir ki; Kuran'ın da, İslam'ın da önüne geçmişlerdir. Öyle öne geçmişlerdir ki; Kuran'ın Türkçe çevirisi (Meali) olabilir ama ezan'ın Türkçesi olamaz mesela. Çünkü Kuran'nın tüm dillere çevirisi var ve biliyorlar ki bunun üzerinden herhangi bir hasat yapmaları mümkün değil.
Doğu Perinçek Hz Muhammed'in vediği mücadeleyi küçümseyerek "Mekke'de tebliğde bulunduğu zaman kaç kişi Hz. Muhammed'e biat etti? Bir yılda ancak 40 kişiyi buldu. Biz hiç olmazsa 40 bin kişiyi bulduk. Hz. Muhammed'den çok ileri bir noktadayız" dedi.
Siyasal İslamcılar imam hatipliği daha çok kutsadıkları ya da bu aparatı kullanarak daha çok güç devşirdikleri için şarkıcı Gülşen onlar için eti budu, kilosu yerinde iyi bir kurbandı ancak Doğu Perinçek İslami değerleri itibarsızlaştırma anlamında İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed'i küçümsediği halde siyasal İslamcı refleksler devreye girip hiç bir tepki göstermediler. Doğu Perinçek ben tanrı tanımazım da dese onların arkasında destek unsuru olduğu için muteber insan olmaya devam edecektir. Bu çifte standarttan da anlıyoruz ki; içinde sahtekarlığı da barındıran tam anlamıyla gerici ve yobaz bir anlayış.
Velhasıl kelam; siyasal İslam'ın hiç bir iman'i tarafı yoktur. Yönetimde güç sahibi ve muktedir olmak için İslami değerleri aparat olarak kullanma becerisi hatta sanatıdır bile diyebiliriz. Fetö de bir anlamda bu döl yolu ile yatağını bulup ete kemiğe bürünmüştür. Cehaletten beslenirler. Aydın insan ve aydınlanma bunların en büyük düşmanıdır. Pozitif bilimlerle iştigal eden, çağdaş samimi Müslümanlardan çok çekinirler, onları toplumda adeta ellerindeki tüm güçlerini yerle yeksan edecek pimi çekilmiş bomba gibi görürler. Çağın icatlarını dinen hep sorgularlar ama kendi "Gavurlukları" için de kullanmayı hiç ihmal etmezler. Onlara göre günah kavramı menfaatlerinin olduğu yerde biter.

Mehmet Soral

SAADET ZİNCİRİ DAĞILIYOR

Titan Titana; saadet zinciri

Siyasal İslamcı, muktedir yanaşması bazı hatunların kocaları, gelecek günlere karşı tedbir olsun diye eşlerinden boşanmaya başladılar. Bu arada doğal olarak mal paylaşımları söz konusu oluyor; sırtlarını muktedire yaslayarak elde ettikleri servetlerini kocalarına kaptırmamak için dudak uçuklatıcı rakamlar talep ediyorlar.

Koca uyanık; servetin kaynağının kayıtsız olduğunu bildiği için gayet rahat "Benden istediğin bu kadar serveti bana ne zaman verdin ki" diyor. Bu sefer de hatun kişi haklı olarak "Ulan, benimle evlenmeden önce badem bıyığın dışında hangi sermayen vardı" diyor.
Velhasıl kelam; titan titana durumu söz konusu. Allah'ın gazabı bazen de böyle yansıyabiliyor. Siyasi titan zinciri koptu kopacak. Hiç zor olmayacak; birbirlerini ihbar ede ede pislikleri su yüzüne çıkacak, güçlendirilmiş parlamenter sistemde o pislikler su yüzeyinden tek tek kürekle alınıp bir tarafa atılarak inşallah yeniden temiz toplum inşa edilecek; Finlandiya, Norveç, Danimarka gibi "İslam ahlaklı bir toplum" olacağız(!)

TRT Kanada'da sözde haham bir ibneye bağlanarak saatlerce canlı yayın yapıp, vediği uyduruk kumpas amaçlı bilgiler ihbar kabul edilip Türk Ordusu'nun has evlatlarını, paşalarını habise attılar.
Bugün S.Peker ülkede yaşanan arsızlık, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet ve diğer pisliklere dair somut isimler vererek ihbarlarda bulunuyor ama bir tane yürekli savcı çıkıp da herhangi birisiyle ilgili soruşturma açmıyor.
Niçin, çünkü o günlerde siyasi iktidarın muktedir olmasına mani görülen askerin kumpaslarla pasifize edilmesi gerekiyordu, bugün ise ayni siyasi iktidarın muktedirliğinin devamı için yaşanan bütün yolsuzlukların görmezlikten gelinmesi gerekiyor.
Burada beni en çok üzen, Devlet Bahçeli'nin şahsi tasarrufları yüzünden Türk milliyetçiliği ve mensuplarının, yaşanan bu kirli süreçlerde hiç bir inisiyatif hakkı, menfaati olmamasına rağmen dahil edilerek itibar suikastına uğratılmış olmasıdır.

İYİ PARTİ'nin varlığı demokrasimize nefes aldırmıştır

İYİ PARTİ'nin, AKP'leşmiş bir devlet ve ona eklemlenmiş MHP'nin oluşturduğu blok karşısında varlığı ile demokrasi adına kurduğu güçlü setin arkasına sığınarak kimlik arayışına girenler önce İYİ PARTİ'ye müteşekkir olduklarını ifade etmeliler sonra ne yapacaklarsa yapmayı düşünsünler.
Bugün İYİ PARTİ'nin yokluğu demek; Atatürk Cumhuriyeti'nin, değer ve kazanımlarının yerle yeksan olduğu, "Partili cumhurbaşkanlığı Sistemi" denen bu ucube sistem altında "Suriye Bas partisi" görünümüne bürünmüş AKP ile; sistemi, rejimi ve işleyişi ile yepyeni bir devlet inşası için hiç bir engelin kalmamış olması demektir.
Dolayısıyla, Türk milleti ve devleti olarak ne gibi bir riskle karşı karşıya kaldığımızın önce hesabını yapalım sonra varsa İYİ PARTİ'nin kusurlarını, yanlışlarını hatırlatalım, düzeltmesini bekleyeyim. Ayıp değil mi; özellikle CHP ile verdiği demokrasi mücadelesinde oluşturulan demokrasi bloğunun güvencesinde "Ben de burdayım" derken aynı anda teşekkür borçlu olduğun güvenceyi hırpalamak.
Oturalım düşünelim...!
İYİ PARTİ'nin olmadığı bir siyasi arenada
AKP+MHP ittifakı ve karşında CHP ve HDP olsun...bir de iyice AKP'leşmiş devlet gerçeği.
Böyle bir konjonktürün varlığı demek Atatürk Cumhuriyeti'nin siyasal İslamcı vesayet tarafından teslim alınması demek olacaktır. O nedenle demokrasi bloğunun sağladığı gölgenin serinliğinde "Biz de buradayız" demeniz fark edilmenizi sağlar ama safınızı belli etmeniz için yeterli olmaz, safınızı belli edeceksiniz.
Evet, yanlış yollara girildi, tüm çıkışlar kaçırıldı ve tek seçenek kaldı; İYİ PARTİ ile çıkış. Bu çıkış da kaçırılırsa bizi bekleyen akıbet; Suriye Bas partisine dönüşmüş bir AKP, onun kurumsal güvenliğini sağlayan MHP, tamamen terörize olmuş HDP, AKP'leşmiş devletin baskı ve yıldırması ile hiç bir fonksiyonunu yerine getiremeyen CHP.
İYİ PARTİ'nin demokrasi gölgesinde soluklanıp serinleyeceksiniz sonra da İYİ PARTİ'ye dönüp "Güneşi üzerimize sen çağırıyorsun" diyeceksiniz. Nankörlüğün de bu kadarına pes doğrusu.

Gazi Meclis'e başkanlık yapmış birisinin hezeyanları

Eski meclis başkanı İ.Kahraman kurtuluş günlerinin kutlanmasına karşı olduğunu, fetih kutlamalarını da (İslami bir kavram olduğu için) doğru bulduğunu söylüyor.
Benim kanaatim o ki; kurtuluş günlerinin kutlanmasından her kim ki rahatsızlık duyar; soyunu sopunu kazıyın altından etnik özürlülük çıkar.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da göğsünü gere gere etnik kimliğini saklamayanlara bir sözümüz yoktur. Ama etnik özürlü diye tarif ettiğimiz bu tür insanların şerrinden her daim korkmuşumdur. Bu tipler Türk gibi gözüküp, sinsice etnik milliyetçilik yaparak Türk düşmanlığı yaparlar, siyasal İslamcılıkla da kimliklerini kamufle ederler.
Ayrıca ĺ.Kahraman'a göre kurtuluş günü kutlamanın "Ben kölelikten, esirlikten kurtuldum" anlamına geliyormuş. Hadi oradan; senin etnik kimliğin nedir bilmeyiz ama şunu iyi bil ki; Türk milleti ne köle olmuştur ne de esir kalmıştır. Kurtuluş günü aynı zaman da zafer günüdür, kutlanır.
Eğer kendini esaret altında köle olarak gördüğün, sana başka şeyleri hatırlattığı için Türk milletinin kurtuluş ve zafer kutlamalarından rahatsızlık duyuyorsan o zaman mutlu olduğun veya aidiyet duyduğun yer nereyse oraya gideceksin beyefendi.
Mehmet Soral