11 Eylül 2022 Pazar

6'LI MASA TUNÇ SOYER BARIŞ YARKADAŞ..

Tüm samimiyetimle söylemek isterim ki; bugün Erdoğan karşısında Kılıçdaroğlu'nun kazanma şansının açık ara farkla olacağı gibi bir ihtimal söz konusu olsa millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı olması anasının ak sütü gibi haktır amma velakin bugün için öyle bir konjonktür yoktur.

Keşke aritmetiksel işlemlerde duygularında etkisi olsa ama mümkün değil; Sayın Kılıçdaroğlu'nun kazanabilmesi için siyasi konjonktürün oy dağılımının sayısal toplamı buna yetmiyor.
PKK'nın meclisteki uzantısı HDP'nin himmeti ile kazanılacak cumhurbaşkanlığının bilahare ödetmek isteyeceği bedel, demoklasinin kılıcı gibi hem İYİ PARTİ, hem de CHP'nin boynu üzerinde sürekli sallanacaktır. HDP seçmeninin de katkıları ile kazanılmış belediyelere ilişkin "Bizim sayemizde o sıralarda oturuyorsunuz" tekerlemelerine muhatap olan İYİ PARTİ'nin yaşayacağı sıkıntıları düşünmek bile istemiyorum. Öyle veya böyle, millet ittifakı her türlü hesabında HDP'yi devre dışı bırakmalıdır.
Peki oldu ya duygusallık ağır bastı CHP'nin HDP'nin himmetini dikkate alarak seçime gidildi ve Kılıçdaroğlu kazanamadı...
Atatürk Türkiye'si, cumhuriyet değer ve kazanımları yerle yeksan olacak. CHP belki marjinal bir grubun uhdesinde marjinal partiye dönüşerek varlığı devam edecek, Kılıçdaroğlu'nun siyasi hayatı sona erecek. İYİ PARTİ siyasi ömrünü tamamlama sürecine girecek, Meral Hanım torun sevmeye gidecek. MHP yine yeni sistemin güvenliğinden ve Erdoğan'ın muktedirliğinin devamından sorumlu müsteşarlık görevini ifa etmeye devam edecek. HDP'nin varlığı güçlenecek talepleri daha cüretkar olacak. Daha önce hiç tereddüt etmeden "Osmanlı'da Laziztan eyaleti vardı, Kürdistan eyaleti vardı" diyerek mealen "Bu eyaletler yine olabilir" diyen Erdoğan yeni bir açılım sureci ile HDP'nin de istekleri dahil bugün için tüm korktuklarımız tek tek icraata dökülecektir.
Meral Akşener'in "Ben başbakanlığa adayım" cümlesini aylar önce kullanma ihtiyacını duymuş olması, yukarıda ifade etmeye çalıştığım risklere dair öngörülerine istinaden dir. Anlaşılan o ki; CHP'li Gürsel Tekin gibi isimler hala Meral Hanım'ın siyasi nezakete son derece özen göstererek vermek istediği mesajı almamış olmalılar ki; HDP ile kur yapmaya devam ediyorlar.

Millet ittifakı cumhurbaşkanı adayı olarak Mansur Yavaş'ı aday gösterirse; Devlet Bahçeli Recep Tayyip Erdoğan için istediği kadar çırpınsın ülkücü hareketin hafızasına sahip MHP üyesi her seçmen ve diğer Türk milliyetçileri Mansur Yavaş'a oy vereceklerini düşünüyorum. Bunu kırk yıllık aidiyet duyduğum Türk milliyetçiliği hareketi üzerine sahip olduğum tecrübe ve bugünkü gözlemlerime dayanarak söylüyorum. Nihayetinde ayrı partilerde olsak bile ülküdaşlık hukukumuzdan gelen ilişkilerimiz Devlet Bahçeli'nin bütün ayrıştırma gayretlerine rağmen devam ediyor.
Mansur Yavaş'ın aday olması durumunda CHP öyle veya böyle HDP ile ters düşmeme hassasiyetini gösterme zorunluluğundan kurtulacaktır. Böylece CHP'nin, HDP ile iyi geçinme hassasiyeti ile kendisine geleceğini düşündüğü oy, Mansur Yavaş'ın aday gösterilmesiyle MHP'li Türk milliyetçilerinin Mansur Yavaş'ı tercih etmeleri ile ikame edilmiş olacaktır. Keza Zafer Partisi zaten tercihini Mansur Yavaş'tan yana açıklamıştı.
HDP'nin oyu kadar AKP'den vaz geçmeye niyetlenmiş, %15'lık kararsızlar oyunun en az %10'nu olan muhafazakar eğilimli oylara talip olunsa ve bu anlamda karşılık bulacak olan millet ittifakının adayı Mansur Yavaş gösterilse daha başarılı ve garantili sonuç alınmaz mı. Böylece HDP de kendi akıbeti ile baş başa bırakılarak ya Türkiyeleşmeye, ya da doğal bir yolla tasfiye sürecine itilerek aynı anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti de PKK'nın yüce meclisimizdeki bu utanılası siyasi uzantısından demokratik yollarla kurtulmuş olacağız.

Barış Yarkadaş ve CHP'den dışlanmışlık psikoloji

Barış Yarkadaş bir gazeteci olarak arsızlara, hırsızlara, namussuzlara; üç kağıtçı siyasal puştların aşikar kayırmalarla, ihalelerin hangi gücün veya güçlerin dayatması ile verildiğinin araştırmalarını yapmış bitirmiş olmalı ki; "ne yapayım, ne yapayım canım da sıkılıyor" derken, tamam buldum deyip "İYİ PARTİ'de etik dışı ihale alan var mı" deyip onu araştırmaya soyunmuş(!)
Kendi ifadesi ile diyor ki; "Ben İYİ PARTİ'de kayırma ile usulsüz ihale alan var demedim ki, etik olmayan ihale alımı var dedim" diyor. O da neymiş; milletvekili olunca şirket yönetimini çocuklarına bırakan İYİ PARTİ milletvekilinin şirketi millet ittifakının bir belediyesinden ihale almış, etik olarak ihaleye girmemeliymiş, çünkü belediye millet ittifakının kazandığı belediyeymiş.
Düşünebiliyor musunuz, Barış Yarkadaş AKP Belediyelerinin ve hükümetin tüm ihalelerinde hiç bir usulsüzlük bulamamış ama İYİ PARTİ'de etik olmayan şeylerin peşine düşmüş.
Aslında bu İYİ PARTİ açısından övünülecek bir husus; maazallah Barış Yarkadaş ya bir de İYİ PARTİ'li birisinin iltimaslı, kayırmalı bir ihale aldığını tespit etmiş olsaydı.
Etik bulmadığı şeyleri yüksek sesle ve yaygara kopararak dile getirdiği için millet de sandı ki; azılı bir katil on kişiyi doğmamış.
Keşke Barış Yarkadaş "Köpeği ısırsaydı" da bunu yapmasaydı daha iyi ses getiren bir gazetecilik yapmış olurdu. CHP'den dışlanmışlık psikolojisini yaşıyor olsa gerek, sanki bunun intikamını 6'lı masaya zarar vererek çıkarmak istiyor gibi. Öyle ya cumhur ittifakının öküz altında buzağı aradığı bir konjonktürde İYİ PARTİ'de ''etik olmayan şeyler'' aramak da nereden çıktı.

Tunç Soyer ne söylemişse doğru söylemiştir.

Yunanlılar dost muydu ki; Tunç Soyer ''Emperyalistler yurdumuzu işgal etti'' derken, o emperyalistlerin birisinin de Yunanlılar olduğunu anlamıyorsunuz.
İzmir'in kurtuluşu münasebetiyle bir benzeri daha görülmemiş büyük kalabalıkların katılımı ile yapılan kutlamalar ve Tarkan konseri görüntülerini hazmedemeyenler, iktidardan gidişin ayak sesleri olarak görenler Soyer'in kutlamada yaptığı konuşması üzerinden etkinliğe kara çalma yarışına girdiler.
Tunç Soyer ne demiş;
"Yüz yıl önceydi. Bu toprakları yönetenler, gaflet, dalalet hatta hıyanet içindeydi. Gençleri, kadınları, çocukları, geleceği hiç düşünmediler. Sadece ve sadece saraylarındaki saltanatı korumak için bütün bir milleti ateşe attılar. İnsanlık onurumuzu, bağımsızlık tutkumuzu ve yaşam hakkımız ayaklar altına aldılar, teslim oldular. Bir sabah emperyalist ülkelerin askerleri, kirli çizmeleri ve kirli emelleriyle körfezin sularını ve güzelim şehrimizi işgal etti."
Alın benden de o kadar. Bu ifadeler aynen "Nutuk"da geçiyor, neresi yanlış, yalan mı. Vahdettin ihanet etmediyse niçin kaçtı. İhanet yoktu da 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk'e yakalama emri niçin çıkartıldı. İhanet yoktu da Mondros Ateşkes Antlaşması niçin yapıldı. İhanet yoktu da İngiliz zırhlıları Dolmabahçe önüne niçin demirlendi, Yunan İzmir'e niçin çıktı....
Neymiş; Tunç Soyer Osmanlı'yı kötülemiş. O sadece ihanet edenleri kötülüyor. Osmanlı altıyüz yıllık bir imparatorluk. Tunç Soyer Osmanlı'nın son dönemine ve son yöneticilerine atıf yapıyor, "Bundan yüzyıl önce" ifadesini kullanıyor.
İşinize geldiği gibi milad koyacaksınız; fetö'den yargılanmamak için 17/25 Aralık ve sonrası diyeceksiniz, Tunç Soyer "Bundan yüzyıl önce" ifadesini kullandığı halde onun koyduğu bu milad'ı kabul etmeyip Osmanlı'nın tüm tarihine şamil kılacaksınız sonra da Osmanlı'yı kötüledi diyeceksiniz öyle mi.
Birilerinin Osmanlı'yı çok uluslu görerek o kimliğe sahip çıkmaları Türküm dememek, kendilerini Türk kabul etmemek içindir. Onlardan bir tanesi "AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk" derken aynen aidiyet olarak kendini Osmanlı gördüğü içindi. Bir hançer gibi saraya sokulan hiç de insani olmayan devşirme geleneği ve İslami anlamdaki fetih duygusu, bir Türk devleti olan Osmanlı'yı çok uluslu hale getirince devletin kimliği de bu minvalde başkalaşım geçirdi. O başkalaşım Türk'ten öte öyle bir başkalaşımdı ki; Osmanlı'nın asıl sahibi olduğunu inkar eden ümmetçilikle iğdiş edilmiş ''Türkler'' türetti. İşte o neslin çocukları ile etnik milliyetçiler bugün birleştiler Vahdet'tine hain dedirtmeme kampanyası başlattılar.
Elbette hiç kimse Türk olmak zorunda değildir ama hiç kimse de anasını babasını bildiği halde saklayanlar p.ler gibi İslam'ın ümmet kavramının arkasına sığınarak etnik milliyetçilik yapıp Türk düşmanlığı yapamaz. Vahdet'tine sahip çıkacaksın, Atatürk'e ayyaş diyeceksin öyle mi.
Delikanlıca her kim hangi etnik kimliğe sahip olursa olsun, "Ne mutlu Türk'üm diyene" vecizesinin anlamında bütünleşirsek elbette bu coğrafya üzerinde yaşayanlar olarak aidiyet sorunu yaşamamız mümkün değildir. Saklama ihtiyacı duymayan herkes için etnik kimlik yine herkesin onurudur, şerefidir.
Bu hainler cumhuriyet tarihi boyunca sürekli kimliklerini sorgulayarak etnik özürlülük kompleksinden kurtulamadılar. Aidiyet problemi yaşadıkları için bu psikolojiden kurtulabilmenin yolu olarak kurdukları partilerle, ısmarlama ve besleme sözde "Etnik piç" tarihçilerle, alternatif tarih yazdırarak hain Vahdet'tine sahip çıkarken Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyeti kuran kadroyu da ayyaş diye tanımlayıp, yazdılar.
Not: "Etnik p.ç": ümmetçiliği kamuflaj olarak kullanıp gizli etnik milliyetçilik yapan Türk düşmanı.
Mehmet Soral

3 Eylül 2022 Cumartesi

MERAL AKŞENER VE SİYASİ ZEKA

Meral Akşener ve siyasi zeka

Benim kanaatim o ki; Meral Hanım "Ben cumhurbaşkanlığına değil başbakanlığa adayım" dediği günden beridir millet ittifakının adayı bellidir, yine kanaatim o ki; o isim de Mansur Yavaş dır.

Meral Hanım'ın siyasi zekasının yeterince farkında olamayanlar "Ben başbakanlığa adayım"  derken, olmayan bir kurumun makamına talip olmasındaki sırrı çözemedikleri için 6'lı masanın taraflarının kendilerinden emin rahat turum ve davranışlarına beceriksizlik atfedip beyhude buluşmalar denmesi yine tekrarlıyorum Meral Akşener'in siyasi zekası ile oluşturmaya çalıştığı siyasi konjonktürü fark edememek demektir. O siyasi zekanın gücünün ne olduğunu, kendilerinden ne alıp götürdüğünü en iyi bilen, gözlemleyip hisseden Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan olup detayını onlardan öğrenebilirler.

Meral Hanım "Ben başbakanlığa adayım" derken aslında 6'lı masayı oluşturan genel başkanların cumhurbaşkanlığına aday olmamaları gerektiğini bizatihi kendilerinin düşünmesini en kibar şekilde üzmeden kırmadan hatırlatmak istemiştir. 

Meral Hanım önümüzdeki seçimi hiç riske sokmak istemiyor. Dosyasıyla siyasi üretkenliği de bu minvalde oluyor. Çünkü biliyor ki; siyasi konjonktür her ne şekilde olursa olsun gerek kendisine gerekse Kılıçdaroğlu'na doğrudan karşıt olan seçmen var. İşte bu tespite gerek olmayan ama bilinen gerçek üzerinden hareket ederek "Sayın Kılıçdaroğlu ve bana karşı doğrudan karşıt olanların oylarını da alabilecek ve bizi Edoğan karşısında açık ara öne taşıyacak bir adayımız olmalıdır" düşüncesini "Ben başbakanlığa adayım" diyerek ortaya koymuştur.

Meral Hanım ve Sayın Kılıçdaroğlu millet ittifakı adayının liderler dışında olması konusunda mutabık kalmış olmalılar ki; kendilerinin çok rahat olduklarını gözlemliyoruz. Öyleyse niçin adayın ismi açıklanmıyor diyecek olanlara hatırlatmak isterim ki; özellikle AKP+fetö birlikteliğinin cumhuriyet tarihinin en şeytani, iğrenç ve kalleşçe uygulanan kumpasların kazandırdığı tecrübeye rağmen seçim takviminden önce aday ismi açıklamak ahmaklık değil de nedir. Efendim diyorlar ki; aday düzgün olursa niçin yıpransın ki. Öyle yıpratırlar ki; aynen Kabataş'da bebeği kucağında, ışıklarda karşıdan karşıya geçmekte olan başörtülü bir kadının tekmelenip yerlerde sürükleyen, üstleri çıplak altları deri pantolonlu yetmiş erkeğin üzerine işemeleri senaryosunda olduğu gibi.

Ne yani; namusuna, şerefine, haysiyetine, hatta ailesinin diğer fertlerine karşı yazılmış kumpas senaryolarının mağduru olmuş Meral Akşener mi aday ismini erkenden açıklayacaktı. Kendi adayını erken açıklayanlar yüreğiniz yetiyorsa seçim tarihini de erkene alsaydınız ya. Siyaseti sizin dizayn edebildiğiniz günler elbette oldu ama zeka devreye girince o inisiyatif elinizden gitti. Meral Akşener'in siyasi zekası alayınızın üzerinde sörf yapıyor ama farkında değilsiniz.

Siyasal İslamcılık ima'ni olmayıp menfaat için güç birlikteliğidir

Siyasal İslamcılık işte böyle bir şey; algı yönetimidir aslında. Yapılan, etrafında dönülen şey gücü elde edebilmek için anlam yüklenen algılar bütünlüğü. Aparatları ne; başörtüsü, İmam hatipliler, tarikatlar, cemaatler, Türkçe ezan, deve sidiği vs. Bu Aparatlara öyle anlam yüklenmiştir ki; Kuran'ın da, İslam'ın da önüne geçmişlerdir. Öyle öne geçmişlerdir ki; Kuran'ın Türkçe çevirisi (Meali) olabilir ama ezan'ın Türkçesi olamaz mesela. Çünkü Kuran'nın tüm dillere çevirisi var ve biliyorlar ki bunun üzerinden herhangi bir hasat yapmaları mümkün değil.
Doğu Perinçek Hz Muhammed'in vediği mücadeleyi küçümseyerek "Mekke'de tebliğde bulunduğu zaman kaç kişi Hz. Muhammed'e biat etti? Bir yılda ancak 40 kişiyi buldu. Biz hiç olmazsa 40 bin kişiyi bulduk. Hz. Muhammed'den çok ileri bir noktadayız" dedi.
Siyasal İslamcılar imam hatipliği daha çok kutsadıkları ya da bu aparatı kullanarak daha çok güç devşirdikleri için şarkıcı Gülşen onlar için eti budu, kilosu yerinde iyi bir kurbandı ancak Doğu Perinçek İslami değerleri itibarsızlaştırma anlamında İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed'i küçümsediği halde siyasal İslamcı refleksler devreye girip hiç bir tepki göstermediler. Doğu Perinçek ben tanrı tanımazım da dese onların arkasında destek unsuru olduğu için muteber insan olmaya devam edecektir. Bu çifte standarttan da anlıyoruz ki; içinde sahtekarlığı da barındıran tam anlamıyla gerici ve yobaz bir anlayış.
Velhasıl kelam; siyasal İslam'ın hiç bir iman'i tarafı yoktur. Yönetimde güç sahibi ve muktedir olmak için İslami değerleri aparat olarak kullanma becerisi hatta sanatıdır bile diyebiliriz. Fetö de bir anlamda bu döl yolu ile yatağını bulup ete kemiğe bürünmüştür. Cehaletten beslenirler. Aydın insan ve aydınlanma bunların en büyük düşmanıdır. Pozitif bilimlerle iştigal eden, çağdaş samimi Müslümanlardan çok çekinirler, onları toplumda adeta ellerindeki tüm güçlerini yerle yeksan edecek pimi çekilmiş bomba gibi görürler. Çağın icatlarını dinen hep sorgularlar ama kendi "Gavurlukları" için de kullanmayı hiç ihmal etmezler. Onlara göre günah kavramı menfaatlerinin olduğu yerde biter.

Mehmet Soral

SAADET ZİNCİRİ DAĞILIYOR

Titan Titana; saadet zinciri

Siyasal İslamcı, muktedir yanaşması bazı hatunların kocaları, gelecek günlere karşı tedbir olsun diye eşlerinden boşanmaya başladılar. Bu arada doğal olarak mal paylaşımları söz konusu oluyor; sırtlarını muktedire yaslayarak elde ettikleri servetlerini kocalarına kaptırmamak için dudak uçuklatıcı rakamlar talep ediyorlar.

Koca uyanık; servetin kaynağının kayıtsız olduğunu bildiği için gayet rahat "Benden istediğin bu kadar serveti bana ne zaman verdin ki" diyor. Bu sefer de hatun kişi haklı olarak "Ulan, benimle evlenmeden önce badem bıyığın dışında hangi sermayen vardı" diyor.
Velhasıl kelam; titan titana durumu söz konusu. Allah'ın gazabı bazen de böyle yansıyabiliyor. Siyasi titan zinciri koptu kopacak. Hiç zor olmayacak; birbirlerini ihbar ede ede pislikleri su yüzüne çıkacak, güçlendirilmiş parlamenter sistemde o pislikler su yüzeyinden tek tek kürekle alınıp bir tarafa atılarak inşallah yeniden temiz toplum inşa edilecek; Finlandiya, Norveç, Danimarka gibi "İslam ahlaklı bir toplum" olacağız(!)

TRT Kanada'da sözde haham bir ibneye bağlanarak saatlerce canlı yayın yapıp, vediği uyduruk kumpas amaçlı bilgiler ihbar kabul edilip Türk Ordusu'nun has evlatlarını, paşalarını habise attılar.
Bugün S.Peker ülkede yaşanan arsızlık, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet ve diğer pisliklere dair somut isimler vererek ihbarlarda bulunuyor ama bir tane yürekli savcı çıkıp da herhangi birisiyle ilgili soruşturma açmıyor.
Niçin, çünkü o günlerde siyasi iktidarın muktedir olmasına mani görülen askerin kumpaslarla pasifize edilmesi gerekiyordu, bugün ise ayni siyasi iktidarın muktedirliğinin devamı için yaşanan bütün yolsuzlukların görmezlikten gelinmesi gerekiyor.
Burada beni en çok üzen, Devlet Bahçeli'nin şahsi tasarrufları yüzünden Türk milliyetçiliği ve mensuplarının, yaşanan bu kirli süreçlerde hiç bir inisiyatif hakkı, menfaati olmamasına rağmen dahil edilerek itibar suikastına uğratılmış olmasıdır.

İYİ PARTİ'nin varlığı demokrasimize nefes aldırmıştır

İYİ PARTİ'nin, AKP'leşmiş bir devlet ve ona eklemlenmiş MHP'nin oluşturduğu blok karşısında varlığı ile demokrasi adına kurduğu güçlü setin arkasına sığınarak kimlik arayışına girenler önce İYİ PARTİ'ye müteşekkir olduklarını ifade etmeliler sonra ne yapacaklarsa yapmayı düşünsünler.
Bugün İYİ PARTİ'nin yokluğu demek; Atatürk Cumhuriyeti'nin, değer ve kazanımlarının yerle yeksan olduğu, "Partili cumhurbaşkanlığı Sistemi" denen bu ucube sistem altında "Suriye Bas partisi" görünümüne bürünmüş AKP ile; sistemi, rejimi ve işleyişi ile yepyeni bir devlet inşası için hiç bir engelin kalmamış olması demektir.
Dolayısıyla, Türk milleti ve devleti olarak ne gibi bir riskle karşı karşıya kaldığımızın önce hesabını yapalım sonra varsa İYİ PARTİ'nin kusurlarını, yanlışlarını hatırlatalım, düzeltmesini bekleyeyim. Ayıp değil mi; özellikle CHP ile verdiği demokrasi mücadelesinde oluşturulan demokrasi bloğunun güvencesinde "Ben de burdayım" derken aynı anda teşekkür borçlu olduğun güvenceyi hırpalamak.
Oturalım düşünelim...!
İYİ PARTİ'nin olmadığı bir siyasi arenada
AKP+MHP ittifakı ve karşında CHP ve HDP olsun...bir de iyice AKP'leşmiş devlet gerçeği.
Böyle bir konjonktürün varlığı demek Atatürk Cumhuriyeti'nin siyasal İslamcı vesayet tarafından teslim alınması demek olacaktır. O nedenle demokrasi bloğunun sağladığı gölgenin serinliğinde "Biz de buradayız" demeniz fark edilmenizi sağlar ama safınızı belli etmeniz için yeterli olmaz, safınızı belli edeceksiniz.
Evet, yanlış yollara girildi, tüm çıkışlar kaçırıldı ve tek seçenek kaldı; İYİ PARTİ ile çıkış. Bu çıkış da kaçırılırsa bizi bekleyen akıbet; Suriye Bas partisine dönüşmüş bir AKP, onun kurumsal güvenliğini sağlayan MHP, tamamen terörize olmuş HDP, AKP'leşmiş devletin baskı ve yıldırması ile hiç bir fonksiyonunu yerine getiremeyen CHP.
İYİ PARTİ'nin demokrasi gölgesinde soluklanıp serinleyeceksiniz sonra da İYİ PARTİ'ye dönüp "Güneşi üzerimize sen çağırıyorsun" diyeceksiniz. Nankörlüğün de bu kadarına pes doğrusu.

Gazi Meclis'e başkanlık yapmış birisinin hezeyanları

Eski meclis başkanı İ.Kahraman kurtuluş günlerinin kutlanmasına karşı olduğunu, fetih kutlamalarını da (İslami bir kavram olduğu için) doğru bulduğunu söylüyor.
Benim kanaatim o ki; kurtuluş günlerinin kutlanmasından her kim ki rahatsızlık duyar; soyunu sopunu kazıyın altından etnik özürlülük çıkar.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da göğsünü gere gere etnik kimliğini saklamayanlara bir sözümüz yoktur. Ama etnik özürlü diye tarif ettiğimiz bu tür insanların şerrinden her daim korkmuşumdur. Bu tipler Türk gibi gözüküp, sinsice etnik milliyetçilik yaparak Türk düşmanlığı yaparlar, siyasal İslamcılıkla da kimliklerini kamufle ederler.
Ayrıca ĺ.Kahraman'a göre kurtuluş günü kutlamanın "Ben kölelikten, esirlikten kurtuldum" anlamına geliyormuş. Hadi oradan; senin etnik kimliğin nedir bilmeyiz ama şunu iyi bil ki; Türk milleti ne köle olmuştur ne de esir kalmıştır. Kurtuluş günü aynı zaman da zafer günüdür, kutlanır.
Eğer kendini esaret altında köle olarak gördüğün, sana başka şeyleri hatırlattığı için Türk milletinin kurtuluş ve zafer kutlamalarından rahatsızlık duyuyorsan o zaman mutlu olduğun veya aidiyet duyduğun yer nereyse oraya gideceksin beyefendi.
Mehmet Soral

22 Ağustos 2022 Pazartesi

SEDAT'IN CEZASINI HALKI VERİR KİME NE

Sedat'ın Cezasını Halkı Verir Başkaları Değil

Cumhur ittifakı sözüm size; eğer muhalefet söyleyip siz de Başkaları o zaman daha kolayı var; bırakıp gideceksiniz, ne yapılması gerektiğini sizin yerinize düşünenler yapacak. Bu gidişiniz için bir sene beklemeye gerek yok, erken de olabilir bir sakıncası olmaz.

Muhalefet senelerce demişti; "Esad'a Esed demekten vaz geçin, ikili ilişkileri tekrar başlatılıp Suriye'nin bütünlüğü korunsun, iç barış sağlansın" dedikçe iktidar "Katil Esed ile mi görüşeceğiz" diyerek, muhalefetin görüşme önerilerini "Katille işbirliği yapmak, paye vermek" şeklinde lanse ederek muhalefeti itibarsızlaştırmayı tercih ettiler.
Esad katilse gereğini Suriye halkı düşünecekti bize ne ki. Biz de sizden memnun değildik, senelerdir. Sayenizde devletin kılcal damarlarına kadar yerleşen, cumhuriyet tarihinin en büyük yapılanmanın ihanetine tanık olduk, 15 Temmuz'u yaşadık ve son günlerinizde de ekonomik kaos ve neden olduğu bunalımı yaşıyoruz. Peki bu halimiz Suriye halkı dahil kimi ilgilendiriyor. Muhalefetiz diye hangi milletin himmetine sığınıyoruz; asla, sizi, size rağmen demokrasinin imkanlarını sonuna kadar sabırla kullanarak sandığın dibine çakmanın hazzını yaşayacağımız günlere hazırlanıyoruz.
İsrail ile de karşılıklı büyükelçilerin atanması kararı alındı, iyi oldu. Siyasal İslamcı ihvancı Arap zihniyeti inadı ile gereksiz şekilde İsrail ile ilişkiler bozuldu bugünlere geldik. Gelinen nokta, muhalefetin senelerce dile getirdiği tavsiyelerine o günlerde değil bugün uyulmuş olmasıdır.
Gerçi yerle yeksan ettiğiniz; siyasette edep, adap ve etik değerler gereği muhalefete bir özür ve teşekkür borçlusunuz ama ne gezer; adamın birisi çıktı "Senin üzerinde Hz. Peygamberin sıfatlarını görüyoruz" dedi, bir diğer angut "Onu görünce Allah'ı görmüş gibi oluyoruz" dedi Estağfurullah, hadsizler" bile demedin, hoşuna gitti, aldın kabul ettin.
Seni Hz. Peygamber'e, Allah'a benzetenlere bir sözün olmaz ama ola ki birisi Türkçe ezandan bahsetse yaygarayı kopararak ortalığı velveleye verip gerek parti gerekse şahıs olsun dünyayı başına yıkmaya kalkarsın.

Devlet nedir hükümet nedir bilmeden yönetmek...?

Erdoğan devlet nedir, hükümet nedir, devletin kurumları nedir ve buralarda görev yapan insanların yetki ve sorumlulukları nelerdir bilmiyor olmalı ki; CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu'na "Şimdiye kadar hangi hastaneyi yapıp, açılışını yaptın söyle bakalım" diyor.
Hastanene yapılmasına hangi kurum karar verir, planlamasını yapar bilmemesi mümkün değil ama öyle bir tek adam ruhu ile hemhal olmuş ki; muhalefetin liderini de eşdeğer sorumlulukta görüyor; "Ben yaptım sen niçin yapmadın" der gibi.
Bu CEHAPE var ya bu CEHAPE; Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanlığı döneminde hiç bir şey yapmadı(!)Ama gerçek olan şu; özellikle kendi seçmenini her söylediğine inanan "Cahiller" olarak görüyor olmalı ki; Kılıçdaroğlu'nun hiç bir zaman hastahane yapılmasına karar verme konumunda olmadığı halde, olmuş da becerememiş gibi algı operasyonu yapıyor.

AKP ve Erdoğan'ın Devlet Bahçeli'ye Ahde Vefa Adına Minnet Borcu

Bence AK PARTİ kuruluş ve var oluş sürecinde Devlet Bahçeli'nin katkısına hürmeten ahde vefa gereği kutlamada baş konuk olmalıydı.
Unutmadık...
BOP projesi dahilinde yeni kurulan AKP için MHP'nin baraj altına itilmesini...
Ve devamında sanıldı ki; Türk milliyetçileri olarak Devlet Bahçeli'ye biat edeceğiz, azatlık kabul etmeyen iflah olmayan köleleri olarak her dediğini yapacağız...yapmadık.
Demokrat Türk milliyetçileri olarak biatı ret ettik, organize olup proje geliştirdik. "Vatan ve millet severlik paydasında" bütünleşebildiğimiz değişik siyasi görüşlere sahip insanlarımızı da aramıza alarak "İYİ PARTİ Projesi"ni geliştirdik.
Sonra ne mi oldu; devletin kurumları ile kurulan tuzağı; bu devleti kuranların partisi CHP ile demokrasi dansında cumhuriyet tarihinin en şahane figürünü göstererek bozduk.
İYİ PARTİ'nin olmadığı sadece CHP ve Cumhur ittifakının olduğu siyasi arenanın resmini çizin ve lütfen tekrar tekrar bakın; görünen ne; ...bir felaketin resmi değil mi.
Meral Akşener ve partisi, Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli tarafından abluka altına alınması planlanmış Türk demokrasisine derinden nefes aldırarak yerle yeksan edilen Cumhuriyet değer ve kazanımlarının aslına rücu etmesi için umut olmuştur. Allah ondan ve tüm "İYİ"lerden ve vefasızlık yapmayalım "partner"i CHP'den de razı olsun.

Cemaatler Siyaset ve Devlet Yönetiminde Ne Kadar Müdahil Olmalı
Cemaat ve tarikatların siyaset ve devlet yönetiminde etkin olmasını en yüksek oranda %88.2 tehlikeli bulan İYİ PARTİ seçmeni. Bu oran en azından kendi adıma söyleyebilirim; yanlış yerde olmadığımı gösteriyor.
Diğer partiler
AKP % 56.9 (Hiç akıllanmamışlar)
CHP % 86.9
HDP % 75.1
MHP % 69.8 (AKP'ye uyumu burada da gördük)
Kaynak: MetroPoll araştırma.

Devlet Bahçeli'den Taziye Mesajı

Zulüm 1938'de bitti diye başlık atan bir gazetenin vefat eden mensubu için özel taziye twit'i atan Devlet Bahçeli, bayrağımızı yakan AKP'leşmiş devletimizin beslemesi nankör Suriyeliler için hala bir twit atıp, beyanatta bulunmuş değil.
Ha bu arada Akit icra kurulu başkanlığı konusunda sıkıntı yaşarsa; problem olmasın Sayın Devlet Bahçeli kendisine bağlı bir "ülkücünün" ismini verebilir(!)

Bahçeli, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, "Akit Medya İcra Kurulu Başkanı Sayın Mustafa Karahasanoğlu'nun vefatından duyduğum üzüntüyü bilhassa paylaşıyor, merhuma Cenab-ı Allah'tan rahmetler niyaz ediyorum. Ayrıca muhterem ailesine, sevenlerine Akit Medya Grubu'na, sabır ve başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun." ifadelerini kullandı.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmil.com


10 Ağustos 2022 Çarşamba

GENÇ TEĞMEN BU YÜKÜ KALDIRAMADI

Genç Teğmen Bu Yükü Kaldıramadı

Bir insan önce kendi onur ve şerefine sahip çıkmalı ki; sonra devletine ve milletine dair inanmışlığını, adanmışlığını değerlendirebilelim. Yok öyle; CHP'nin sana kazandırdığı emaneti CHP'ye iade etmeyeceksin yani milletvekilliğinden istifa etmeyeceksin sonra vatan millet edebiyatı temelinde ahkam kesip cumhur ittifakına övgüler düzeceksin... Bu mu delikanlılık, bu mu kumpas davasında sorgu makamı karşısında inanmış ve adanmışlıkla dik teğmen duruşu.

İktidar ve fetö'nün kumpası ile hapse atılıp (fetö'nün bu kişiyi kumpas için niçin seçmiş olması da ayrı bir soru) mağdur edileceksin, mağduriyetinin siyaseten müsebbibi olanlara karşı mücadele başlatmak için mağdur olduğun süre boyunca hep yanında olan, destek veren bir siyasi partiden milletvekili seçileceksin, sonra seçildiğin partiden ayrılıp bütün özlük haklarınla birlikte sana kumpas kurup mağdur edenlerle birlikte aynı çizgide buluştuğunu söyleyip, ne garip; ''Bağımsız'' siyaset yapacaksın öyle mi. 

Mesele ilkeli olmak, duruş ortaya koymak, takdir  etmek, inanmak, adanmak değil, mesele doğrudan kişilik bozukluğudur. Bu denli savrulma halinin muhakkak psikolojik nedenleri olmalı; zira maruz kaldığı kumpas ve hapis süreci her insanın kaldırabileceği bir yük değildir. Tezahürü çok ilginç oldu; mağdur edenlerle paralel olma, celladına aşık olma hali.

Sayın Çelebi Tüm siyasi atraksiyonlarının gerekçelerini, gelgitlerini sağlıklı bir bilinçle düşünerek kendince geçerli argümanlara dayandırıyorsan o zaman devamında yapman gereken; CHP seçmeninin sana emanet ettiği yetki ve kazanımları üzerinden çıkararak ait olduğu yere bırakmandır. Sonra göreceğiz geriye ne kalacağını; kumpas mahkemelerine karşı dik duruşu ile hafızalarda yer etmiş bir teğmenin kendisini ani değişim ve dönüşüm ile itibarsızlaştırmasını.

Neymiş efendim; 6'lı masaya yirmi soru sormuş hiç birisine cevap alamamış. Neymiş o sorular;

1-6 parti "Atatürk" ve "Türk Milleti" olmayan bir mutabakat metni imzaladınız mı.

2-Mutabakat metninde "1921 Anayasası kapsayıcı diğer anayasalar dar kalıp" dediniz. Ne demek istiyorsunuz? Kurucu felsefeye neden karşı çıkıyorsunuz? Kimin federasyon özlemlerini benimsiyorsunuz?

3-PKK/PYD-FETÖ terör örgütleriyle kararlı mücadele neden mutabakat metninde yer almamıştır?

4-Anayasa ilk 4 maddeyi değiştirecek misiniz?

5-" Ulus, üniter, laik devlete bağlıyız", "Hepimiz Türk milletine mensubuz" diyebiliyor musunuz?

6-Eşit yurttaşlık adı altında etnik yurttaşlık tanımını Anayasaya sokacak mısınız?

7-Resmi ve eğitim dili olarak Türkçe haricinde bir dil kabul edecek misiniz? Anadilde eğitimi savunan ortaklarınızla hemfikir misiniz?

8-İktidarınızda tezkerelere hayır verip Mehmetçiği Libya'dan, Suriye'den, Irak'tan çekecek misiniz? Operasyonları durduracak mısınız? Terör devletine müsaade edecek misiniz?

9-Sığınmacıların ülkelerine gitmelerinde hepiniz kararlı mısınız?

10-Yerel yönetimlere özerklik verecek misiniz?

11-Ekonomi yönetiminde (Eğitimde, sağlıkta, tarımda, savunma sanayisinde) kamucu olacak mısınız?

12-Çocuklarımızın geleceği Mavi Vatan'daki hak ve menfaatlerimizden vazgeçerek misiniz? "Mavi Vatan yayılmacılık" diyen vekile neden tepki göstermediniz?

13-S-400'leri ne yapacaksınız? Gönderecekseniz yerine neyle hava savunması yapacaksınız?

14-Savunma sanayi projelerinin devamı konusunda görüş birliğiniz var mı? SİHA'lardan rahatsız olan vekile neden tepki göstermediniz?

15-Ortak Cumhurbaşkanı adayı denkleminde Türk milletine soykırımcı, Atatürk'e katliamcı diyen PKK/PYD'yi terör örgütü görmeyen, bebek katili Öcalan için ışığımız diyen HDP olacak mıdır? HDP yönetimine bakanlık verecek misiniz?

16-Beraat edilmiş kumpas davaları yeniden kurgulayan Sn. Babacan'a neden ortak tepkiyi vermediniz?

17-Terörle mücadele yasası değişikliğinin kapsamı ve amacı nedir?

18- Cumhurbaşkanı'nı halk mı seçmelidir yoksa vekiller mi? Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem'de u konuya bakışınız ne olacaktır?

19- Türkiye'yi 6 lider beraber yöneteceğiz diyorsunuz. Halkın seçtiği Cumhurbaşkanına 6 lider talimat mı verecektir? Yapacağınız protokol Anayasa'dan üstün mü tutulacaktır?

20-Birçok konuda farklı düşünen 6'lı yapının istikrarsızlığa yol açıp halkın refahını olumsuz ekileceğini düşünüyor musunuz?

sorulan sorular çok güzel ancak muhatabına göre anlamları değişecek olan sorular. Bana göre bu soruların sorulmasına vesile olan nedenlerin oluşması süreci hangi dönemlere rastlıyorsa o dönemlerin sorumlularına sormak lazımdı ki; o da AKP ve bir dönem sonra da cumhur ittifakı birleşenleridir. 

Sayın Çelebi önce Recep Tayyip Erdoğan'ın BOP eş başkanlığı ile ilgili son pozisyonu nedir; her şeyden önce bu soruyu sor cevabını al ki; 6'lı masaya sorularını sorabilmem için meşruiyet oluşsun. Çünkü o soruların sorulması ihtiyacını doğuran şartların müsebbibi ABD'nin BOP eş başkanlığı görevlendirmesidir. 

Bu soruları doğrudan T.C Devleti'ni yönetmeye talip her siyasi parti veya ittifaka sormuş olsaydın değil eleştiri, seni takdir bile ederdik. Ancak, adeta cumhur ittifakının trollerinin bir ültimatom gibi hazırlayıp eline tutuşturduğu soruları ''Hadi bakalım soruyorum, verin cevaplarınızı'' der gibisiniz. Biz zaten Prof. M.Şahin'den her gün dinliyoruz bu sıralanmış soruları, niçin zahmet ettin ki. Sonra devam ediyorsun; ''Bugünkü pozisyonum Cumhur'a daha yakınım''. Aynı soruları cumhur ittifakına sorup geçer not aldığın için mi cumhur ittifakı ile paralel hale geldin. El insaf yahu; sorunların müsebbibi olanlarla kol kola verip sanki nedeni 6'lı masayı oluşturanlarmış gibi çözümü onlardan beklemek veya onları sınava tabi tutmak; bırakalım ahlaki olmasını akli ve vicdani bile değil. 

 Türk Milliyetçileri Olarak bu süreci Aklımıza Mıh Gibi Çaktık

Türk milliyetçisi olacaksın, vatana ve millete sadakati kutsal bilip bunlar üzerine düzenlenmiş anayasa metnine bağlılık için yemin edeceksin... Ve gün gelecek, tek muktedir bir fani bu anayasa metnine sadakati çiğneyip, yetki gaspı ile gayri hukuki fiili durum yaratacak; bunu yapanı hukuki çizgiye, kendisine tanımlanmış anayasal yetkisini kullanmaya davet etmen gerekirken yüreğin yetmeyecek, aksine daha da fazlasını kendisine sunmak için MHP Genel Başkanlığını kontrollü yargı marifeti ile korunması kaydıyla öncü gönüllü olup "Gel beraber el ele kol kola verelim anayasamızı ve hukukumuzu arzularına göre dizayn edelim" diyeceksin, AKP ve Erdoğan'nın gündeminden bile düşen "Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi" denen ucube sistemi Türk milletinin başına musallat edeceksin.

Devlet Bahçeli ve Erdoğan o kadar emindiler ki; MHP kongresi herhangi bir şekilde müdahale edilmeden imzaları toplanan toplam delegenin yaklaşık üçte ikisinin iradesinin tecellisi ile sonuçlandığında; kesinlikle ve kesinlikle yeni genel başkanının kim olduğu hiç önemli değil; MHP'nin o günkü vekillerinin yeni sistem için yapılacak referanduma gidilmesi oylamasında kararları hayır olacaktı, meclisten "Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" için referanduma gidilmesi kararı çıkmayacaktı. Daha sonra MHP'den ihraç edilen Cemal Enginyurt'un "MHP kongresini ben iptal ettirdim" itirafından anlaşıldığı üzere o günlerde yaşanmış süreci çok daha rahat okuyabiliyoruz.

Yani demem o ki; bugün sistemden kaynaklı yaşadığımız her türlü sıkıntının vebalinin en az yarısı, benim vicdanıma göre de daha fazlası Devlet Bahçeli'ye aittir.

Mustafa Kemal'in İslami Duyarlılığı

Atatürk 1 Mart 1924 TBMM'nin beşinci çalışma yılı münasebetiyle yaptığı konuşmada diyor ki..(Nutuk'tan)
"İslam dinini, yüzyıllardan beridir yapıldığı gibi bir siyaset aracı olma konumundan uzaklaştırmanın ve (onu) yüceltmenin pek gerekli olduğu gerçeğini de görüyoruz".
O gün bu tespiti yapan Atatürk, bugün "Zamları Allah yapıyor" diyenden ve ait olduğu güruhtan daha şerefli, daha onurlu, daha anlaklı ve imanlı bir insan olduğu yeterince anlaşılıyor değil mi. Kölesi olduğu efendisine sahip çıkmak için din adına ahkam kesen, Allah'ı bile suçlayan bu zavallıya Atatürk kimdir diye sorsalar "Ayyaş'ın biri" der pzvnk.
Büyük insan aslında o güne kadar "Siyasal İslam"a hizmet etmenin dışında pek faydası görülmeyen halifeliği kaldırarak bir anlamda İslam'ın misyonuna uygun bir "Halifelik"e soyunuyor, nedir o; ''Laiklik'' kavramı. İslam'ı suiistimal alanından çekip çıkararak gerçek iman sahiplerinin vicdanlarında özgürlüğüne kavuşturmak istemişti. Diğer taraftan Müslümanlar mağdur olmasın, tarikatlar yoluyla suiistimal edilmesinler diye de Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurmuştur.
Ne garip ki; bugün Atatürk'ün bundan tam 98 yıl önceki tesbiti olan gerçek ile bir daha yüzyüzeyiz; siyasal İslam'ın tasallutu altında bir İslam inancı; "Hayat pahalılığını biz değil Allah yapıyor " ya da "Çalıyorlar ama yapıyorlar da" kabullenişine kadar savrulma hali.
Acil durum; devletimizi de, milletimizi de AKP hegemonyasından bir an önce kurtarmak, dinimizi de AKP'nin suiistimal alanından çıkararak Atatürk'ün yukarıda ifade ettiği gibi daha da yüceltmek için gerekeni yapmaktır.
Mehmet Soral

Türk Dünyası Ortak Simgesi Bozkurt

5. İslami Dayanışma Oyunları Açılış Törenin'de Cumhurbaşkanı, katılımcı sporcuları siyasi rabia işaretini yaparak selamladı. Oysa bir Türk olarak ev sahibi sıfatıyla siyasi bir simge ile değil
Türk Dünyasının ortak simgesi BOZKURT işareti ile selamlamasını isterdim.
İnşallah BOZKURT işaretini Türk olmanın gurur ve şerefi ile hiç bir şekilde gocunmadan yapacak devlet başkanlarımız da olacaktır.
Bozkurt işareti her ne kadar MHP'nin siyasi simgesi olarak tanınmış olsa da; bu işareti rahmetli Başbuğ Alpaslan Türkeş ile Azerbaycan cumhurbaşkanı rahmetli Ebulfez Elçibey'in Azerbaycan'nın başkenti Bakü meydanında yapılan bir açık hava toplantısında beraber yaparak Türk Dünyası'na armağan etmişlerdir. Ruhları şad mekanları cennet olsun.
Düzenlenen oyunların; katılan ülkelerin ve sporcularının akıllarında spor adına güzelliklerle hatırlanacak şekilde kalmasını, başladığı gibi aynı güzellikte bitmesini dilerim.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com


6 Ağustos 2022 Cumartesi

SEMİH YALÇIN VE ABARTILI ALINGANLIK

Şimdi biz Habertürk TV'de S/ Toper'i dinleyemeyecek miyiz(!)

Şimdi biz S/ Toper'in illet zillet nidaları ile "şenlenen" ekran muhabbetinden mahrum mu kalacağız(!)
Semih Yalçın öyle bir yaygara kopardı ki; sanki sinkaflı küfür edilmiş de tepkisini gösteriyor gibi. Olan ne; Habertürk TV'de bir tartışma programında görevden alınan ÖSYM başkanının MHP ile ilişkili ve iltisaklı olduğundan bahsedilmiş. Vay efendim; yayın sırasında söylendiği gibi bir durumun söz konusu olmadığını ifade eden twit atmış ancak okunmamış. T.Ciner'e bir öfke bir öfke ki; sayfalar dolusu kin kusmuş yine de yatışmamış gibi. Peki aynı T.Ciner'e "Beşli grup" mensubu olarak sağlanan iltimaslar ve sağlanan haksız kazançlar; sizin için görevden alınan eski ÖSYM başkanının MHP ile ilişkili ve iltisaklı gösterilmesi kadar da mı tahrik edici olmadı, hep seyirci kaldınız.
Senin genel başkanın "Anayasa Mahkemesi kapatılsın" dedi, ne tepki gösterdin. Kendisine "Siz ne dediğinizin farkında mısınız; Anayasa Mahkemesi'nin varlığı devletimizin, milletimizin ve tek tek bireylerin haklarını ve varlıklarının teminatı sağlayıp, takibini yapan en büyük mahkemedir" diyebildin mi. Türk Ordusu lağvedilsin ile anayasa mahkemesi kapatılsın demek arasında ne farkı var.
Bu denli gereksiz tepki ve aşırı alınganlık karşısında; acaba diyorum, bizatihi yöneticilerinin abartılı şekilde sürekli maraza çıkararak medya ve diğer platformlardan tecrit edilmesi gibi MHP'nin adının dahi anılmadığı bir sürece geçilerek siyasi ömrünü tamamlatmak mı istiyorlar. Öyle ya; gene bir seçim arifesindeyiz, gene MHP bu seçimden de güç kaybına uğrayarak çıkmalı senaryosu mu devrede.

Çalınan sorularla olunan memurluk...?

Çalınan sorularla devlet memuru olacaksın ve aldığın maaşla bir ömür boyu çocuklarına haram ekmek yedireceksin. Bire alçak, haramzade şerefsiz; sorulduğunda da Müslümanım dersin değil mi.
Eğitim öğretim hayatımdan gördüğüm ancak sonra kaldırılan dersleri hatırladım. Evlerde dikkatten kaçan edep, adap ve ahlaki bilgileri okullarda alabiliyorduk.
O dersler;
Hal ve gidiş dersi
Ahlak dersi
Vatandaşlık dersi
Felsefe dersi
Mantık dersi
Din bilgisi dersi(Tercihe bağlı)
Milli güvenlik dersi (Dersimize Albay rütbesinde asker gelirdi)
Bu dersleri gördükçe ancak "İnsan" olmaya aday olabiliyorduk.
Peki bugün bu derslerden kaç tanesi müfredatta var.
Mehmet Soral



31 Temmuz 2022 Pazar

BAHÇELİ ÖZDAĞ İKİ İSİM AYNI MİSYON

 Ümit Özdağ MHP'yi eleştirmeyiz demiş. MHP de zaten Ümit Özdağ'ı eleştirmiyor.

Ben Devlet Bahçeli ile Ümit Özdağ'ı aynı misyonla görevlendirilmiş kişiler olarak görüyorum. Nedir o; Türk milliyetçiliğinin doğal refleksini kaybetmeyecek kadar yok olmasına, devleti yönetmeye talip olacak kadar da özgüvene sahip olmasına mani olmak. Türk milliyetçiliğine ayar veren iki isim.
İYİ PARTİ kurulana kadar Devlet Bahçeli sürekli Türk milliyetçiliği hareketini paçasından tutup aşağıya çekti. Bu mukadderatı değiştirmek için Özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçilerinin projesi olarak İYİ PARTİ kuruldu ama bu sefer de Ümit Özdağ aynı şeyi İYİ PARTİ'de yapmaya kalktı; düşünebiliyor musunuz, CHP ile ittifaka karşı çıktı. Oysa ki CHP'nin 15 vekil transfer jesti sayesinde milletvekili olmasına rağmen. Aklından geçse bile İnsan en azından, nezaketen bile olsa CHP ile yapılan ittifakın yanlış olduğunu söylemez ama söyledi; Türk milliyetçileri güçlü bir çıkış yolu bulmuştu; misyonu gereği buna mani olmalıydı.
Suriyeli göçmenler üzerinden siyaset yürütüyor. Ekonomik kriz, demokratik hakların kısıtlanması, hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlik ve yaşam güvencesi; bunların hiçbirisinin Ümit Özdağ için önemi olmamalı ki; iktidara karşı hiç bir eleştirisine şahit olamıyoruz. Milletin her ferdinin tam mutabık olduğu göçmenler meselesinde sesi en gür çıkan birisi. Belli ki hükümet iştigal alanını Suriyeli göçmenler meselesi ile sınırlandırmış; o alan zaten kaybettiği alan.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu, Meral Akşener'i TV'ler de tartışmaya çağırıyor, ne garip ki; Devlet Bahçeli'ye Recep Tayyip Erdoğan'a dokunmuyor ama aynı zamanda muhalefet partisi...?
Ümit Özdağ denince aklıma Devlet Bahçeli ve her ikisiyle beraber siyasi çelişkiler aklıma geliyor. Biraz daha üzerine gidince "Devlet bana görev verdi ben de yaptım" diyor; ABD'de bir takım toplantılara katılmasına açıklama getirirken ifade etmişti. O zaman karar vereceksin; memur musun siyasi misin.

16 Temmuz 2022 Cumartesi

DEVLET BAHÇELİ ''ERDOĞAN'I TANIYINIZ ANLAYINIZ ANLATINIZ'' DEDİ

Devletin varlığı, yapılmış tanımı ve buna bağlı düzenlenmiş kanun ve uygulamaların meşruiyetini denetleyip takip eden; kendini ve devleti her türlü dayatma ve yaptırımlara karşı koruyan, millet olarak ortak güvencemizin teminatı bir müessesedir Anayasa Mahkemesi.

Amma velakin; Devlet Bahçeli, Anayasa Mahkemesi'nin kapatılmasını istedi. Nasıl bir milliyetçilik anlayışıdır ki; devletin varlığı ile milletin her türlü haklarını teminat altına alan, Türk Ordusu kadar varlığı çok önemli olup görev ifa eden bir kurumun varlığını gereksiz hatta zararlı görmek ne demektir. Türk Ordusu lağvedilsin demekle anayasa mahkemesi kapatılsın demek arasında Türk milliyetçiliği açısından ihanetin dışında bir yorum yapmak mümkün müdür.

Recep Tayyip Erdoğan'nın siyasete girmesinin bir çok nedeni olabilir, tutunmasının da belki...ancak kalıcı olması, son yirmi yılımıza damgasını vurması, cumhuriyet değer ve kazanımları yerine siyasal İslamcı vesayetin ikame edilmesi için yaşanmış olan bütün süreçlerin konjonktürel zemininin oluşmasının tek mimarı devlet Bahçeli dir. O nedenle belki de siyaseten Recep Tayyip Erdoğan'ı değil Devlet Bahçeli'yi yenmek lazım. En son Saraçhane meydanında 15 Temmuz ihanetinin yıl dönümü münasebetiyle kullanmış olduğu bir cümle var ki; 2002 den günümüze anlamlandıramadığımız tutum ve davranışlarının nihai hedefinin ne olduğunu daha iyi anlamamızı sağlayan özetleme bir cümle ile adeta benden buraya kadar demiştir. Nedir o cümle "Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı tanıyınız, anlayınız, anlatınız” dedi. Yani "Artık dükkanı kapatıyoruz. Bundan sonra MHP'nin misyonunu da, lideri olarak benim görevimi de Erdoğan'a devretmiş bulunmaktayım, muhatabınız artık o dur, hep beraber onun takipçisiyiz, liderimiz o dur" şeklindedir. Bu son geldiği noktanın emarelerini aslında yıllar önce ortaya koyduğu tutum, davranış ve duruşu ile fark etmemizi sağlayacak görüntüler vermişti. Hakim olan biat kültürü ve ''Lider, doktrin, teşkilat tartışılamaz'' üçlemesi ile sorgulamanın önüne engel olunup; Devlet Bahçeli'ye geniş ve son derece keyfi hareket alanı ile tanınan inisiyatifi kullana kullana bugünlere gelinmiştir.

Hükümet ortağı Devlet Bahçeli 2002''de erken seçim kararı alıyor. MHP, Kemal Derviş'i protesto ederek hükümetten çekilseydi seçimden güçlenerek çıkacağı aşikarken baraj altında kalarak çıkıyor. BOP projesine bağlı eşbaşkanlık misyonu ile kurulmuş olan AKP' için siyasi arena en ideal şekilde tek başına iktidar olma zemini hazırlanırken, MHP ise baraj altına itilerek o ideal zemin için kurban ediliyordu.

AKP'nin ve Erdoğan'ın uzun yıllar tek başına süren iktidarı ilk defa 7 haziran 2015 seçimlerinde azınlığa düşüyor, aynı Devlet Bahçeli' yine AKP menfaatine uygun konjonktürün oluşması için devreye giriyor, istişafi görüşmeler adı altında top sektirerek hükümet kurma alternatiflerinin önünü tıkıyor. Nihayetinde zaman doluyor, düdük çalıyor ve erken seçimden AKP daha da güçlenerek çıkıyor tekrar iktidar oluyor.

Devlet Bahçeli'yi bu da kesmiyor; cari anayasaya uymayan cumhurbaşkanının kanunlara uymasını istemesi gerekirken aksine Erdoğan'a adeta "Senin gönlün ne istiyorsa onu yaparız, gerekirse kanunsuzluğun kanununu yaparız gene senin tek adam olmanı sağlarız" demiştir.

Böylece cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı Siyasal İslamcı vesayetin kalıcılığını sağlamak üzere 15 Temmuz ihanetinden menfaat temin etmeye matuf  "Allah'ın bir lütfu" şükrü de eklenerek devletin değişim ve dönüşümünü tamamlayan süreç başlıyor. Meclisin o günkü aritmetiksel yapısının kıskacındaki, iki narsist insana bağlı biatcı vekillerin sayesinde meclisten referandum kararı çıkarılıyor ve böylece Devlet Bahçeli'nin Türk siyasetini dizaynı ile Erdoğan'nın tek adam konumu bir anlamda anayasa değişiklikleri ile hukuki statüye kavuşturuluyor. Ve karabasan gibi milletin üzerine çöken bu sistem sayesinde kabuslarla dolu bir yaşam milletin ortak paydası haline geldi.

Ve bugün Devlet Bahçeli ile bana göre aynı misyonla görevlendirilmiş Ümit Özdağ'ın Devlet Bahçeli sonrası için sahaya sürüldüğünü düşünüyorum. İYİ PARTİ'nin kuruluşunda olma nedenini bugün daha iyi anlıyoruz; devleti yönetemeyen Erdoğan ve Devlet Bahçeli'yi değil Meral Akşener'i hedef seçiyor, "TV'de karşıma çık" diyor Meral Hanım için. Çıkarsa ne diyeceksin; İYİ PARTİ'ye karşı kullandığın en adi fetö silahını boşa çıkarmasının öfkesini mi alacaksın, ne yapacaksın. "Ekonomiyi niçin bu hale getirdin" mi diyeceksin veya "Bu kadar sığınmacıyı niçin kabul ettin" mi diyeceksin. Oh ne güzel; milletin ortak tepkisi göçmen meselesine sahip çıkıyor ama ortak mağduriyeti ekonomik kriz, geçim sıkıntısı, yolsuzluklar ve demokratik hakların kullanımına ilişkin hiç bir eleştirisi yoktur. Çünkü Ümit Özdağ da aynen Devlet Bahçeli'nin yaptığını yapıyor; "Devletin milliyetçiliği"ni yapıyor. "Milletin milliyetçiliği"ni yapmadığı içindir ki; milleti kasıp kavuran, perişan eden geçim sıkıntısı, ekonomik kriz ve demokratik hakların kullanımına ilişkin yaşanan mağduriyetler üzerine hiç tepkisi yoktur, çünkü misyonunun tanımında böyle bir görev yoktur.

Her 15 Temmuz Yıl Dönümünde Millet Olarak Aynı Şeyleri Hissedebilmemiz Mümkün Mü?

Fetöcü olup da öğrenci yurdunda patates soğan doğrayan, bulaşık yıkayanların kimler olduğunu öğrendik ama şu 15 Temmuz ihanetinin "Yurtta Sulh Konseyi"nin kimlerden oluştuğunu hiç bir zaman öğrenemedik.
Benim şahsi kanaatim o ki; 15 Temmuz ihanetine dahil olanların kimlerden oluştuğunu gerçek anlamda ancak ve ancak cumhur ittifakının tasallutundan kurtarılmış bir Türkiye şartlarında mümkün olacaktır.
Özellikle belirtmek isterim; muhalefet cumhur ittifakının şerrinden korktuğu için 15 Temmuz ihanetinin üzerine üzerine giderek yeterli sorgulamayı yapmaktan kaçmıştır. AKP, fetö ile olan izdivacından hasıl olan veled-i zinalarını her yere salmış ama sergiledikleri pisliklerden sorumlu olmamak için 17/25 Aralık'ı milad koyarak, fetö'nün rahmine düştüğü günü inkar etme yoluna gitmiştir. Oysa inkar etmeleri mümkün değil; zira izdivaç hallerine tüm mahalleli şahidiz. Kimse kusura bakmasın; 15 Temmuz'da darbe girişimi olacak ama 16 Temmuz sabahı cumhurbaşkanı kim, başbakan kim, bakanlar kurulu kimlerden oluştuğu belli olmayacak öyle mi; AKP'leşmiş devlet böyle bir mantıksızlığı güdülesi zihinlere korku salarak, sindirerek çakabilir ama bizlere asla.
Evet, "Yurtta Sulh Konseyi" belli değilse, kimlerden oluşuyor hala bilinmiyorsa, buna mukabil fetö'nün hangi öğrenci yurdunda hangi bulaşıkçı fetöcü hangisi değil öğrenebilmişsek; 15 Temmuz ihanetinin darbe olduğuna kesin kanaat getirebilmemiz için de; siyasi ayağı da dahil gerekli araştırmanın yapılması ve milletin şüphelerinin ortadan kaldırılması gereklidir.
Mehmet Soral