23 Ekim 2018 Salı

KRİPTO ETNİK PİÇLER

Kripto etnik piçler
Kripto etnik piçler bu özelikleri ile "Dindarlık kisvesi"nin arkasına sinerek, Türklüğüm ile dinimi karşı karşıya getirerek, meramlarını; daha doğrusu Türklüğümüze kinlerini dolaylı yoldan bu şekilde kusmak istiyorlar.
...
Ulan ahmak, dinimiz İslam; Türklüğün şanı ile medeni aleme en büyük hizmeti vermiş bir millettir. İşte bu nedenledir ki "Türk-İslam" iç içe geçmiş, birinin diğerinden ayrı görülmesi, düşünülmesi mümkün değildir. Beni dinimle problemli hale getiremezsin, sinsi şerefsiz.
...
Sizin gibi hain ve devşirmeler, kriptolar ne zaman ki tarihte Türk devletinin yapılanmasında ve devamında orasında burasında yer aldınız; aklınıza ilk gelen; ilk fırsatta bu kadim topraklarda Türkler adına elde edilmiş tüm değer ve kazanımların üzerinden Türk ismini, Türk mührünü kazıyarak çıkarmak olmuştur.
...
Ey kripto; sanma ki senin paşa gönlün istiyor diye ne Türklüğümüzden, ne de bu coğrafyanın kadim Türk toprağı olduğu gerçeğinden vaz geçeceğiz.
...
Dikkat edin; kim ki andımızın tekrar söyleneceği kararına en sert şeklide tepki gösteriyor; onun kripto olması ihtimali çok yüksek, Türk olmadığı da kesindir.
...
Böyle bir metni kaleme almayı elbette istemezdim. Ancak, şu veya bu şekilde tarihte şefkatimize sığınmışların bugünki kripto torunlarının her geçen gün Türklüğümüz ile hesaplaşmaya kalkışmalarına tepki olarak hissiyatımızı ortaya koyma ihtiyacı duydum ve kaleme aldım.
...
Bu toprakların insanlarını yüzyıllardır millet haline getirmiş, coğrafyasını da vatan yapmış Türkler; "Türküm, doğruyum, çalışkanım" diyemeyip, yüce Başbuğumuz Atatürk'e de sadakatını dile getirmeyecek öyle mi.
Hadin oradan, cehennemin dibine kadar yolunuz var.
...
Sözümüzün muhatapları kendilerini iyi bilirler. Bizim Çanakkale şehitliğinde diğer şehitlerimiz ile kucak kucağa yatan; Yani oğlu Rum Nikola, Şebinkarahisarlı hemşehrim toprağı bol olsun Ermeni asıllı Ara Güler, milli şairimiz Arnavut asıllı Mehmet Akif Ersoy ve daha niceleri etnik olarak farklı olsalar da; kültürel olarak onları kendim kadar Türk sayıyor, vatansever buluyorum. Bunların yanında "Keşke Yunan galip gelseydi" diyenler; bırakalım Türk olmalarını, hepisi hain ve puşt görüyorum. Kürtlere gelince; onlarla zaten et ve tırnak gibiyiz. 


Bekir-i zade Çukur Bey
Bekir-i zade Çukur Bey seçimlerden bu güne hiç sesi çıkmıyorken; ne oldu da Danıştay'dan "Andımız"ın tekrar okunması kararı çıkınca rahatsız oldu.
...
Türk olmayabilirsin, doğru olmayabilirsin, çalışkan olmayabilirsin, Atatürk'e karşı nankör de olabilir, İstediğin halt olabilirsin ama bizim Türklüğümüz çalışkanlığımız, doğruluğumuz ve de Atatürk'e sadakatımız senin nerene battı ki; kararı veren Danıştay'ı suçluyorsun.
...
Türk olup, övünç duymayabilirsin ama delikanlı adamsan şayet; hangi kimliğinden övünç duyuyorsan onu söylersin.
...
Not: Buradaki "Türk" kelimesi bir etnik kimlik değil, kültürel kimliktir.


Şahsi yerel seçim stratejim nasıl olacak
Yerel seçimlerde yaşadığım ili veya ilçeyi kimin yöneteceğini pek önemsemiyorum. Oyumun gücünü; aynen Sayın Bahçeli'nin dikkat çektiği üzere "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin tartışılmasını sağlama yönünde kullanacağım.
...
Yani, bu malum sistemin kalıcı hale gelmesi Türk milleti ve devletinin bekası açısından çok çok daha risklidir. Kapımdaki çöpün alınmasının aksaması, bireysel hak ve özgürlüklerimin elimden alınmasından daha önemli değil.


Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu,Türk milliyetçileri ve CHP hisseleri
Belli bir coğrafyadaki insan topluluğunun millet, coğrafyanın da devlet olabilmesi için "Tarih" ve "Dil" olgusunun gerekliliğine ve şuuruna vakıf olan; buna binaen de kurduğu devletin istikbali için elzem gördüğü dil ve tarih şuurunun devamını istikbalde de sağlamak üzere; bunlar adına" Türk Dil Kurumu" ve "Türk Tarih Kurumu"nu kurarak; yine bu kurumların akademik çalışmaları için ödeneklerini hazinenin inisiyatifine dahi bırakmayarak; kesintisiz olarak kendisine ait Türkiye İş Bankası hisse senetleri geliri ile teminat altına alan Mustafa Kemal Atatürk'ün niyetini en iyi anlayabilmiş kimselerdir.
..
Türk milliyetçileri CHP'deki iş bankası hisseleri vesile kılınarak "Ayrıntıda gizli zekayı" fark edemeyecek kadar "Cahil" olamazlar. Bu zekayı fark edemeyenlerden Türk milliyetçisi olamaz, hele lider hiç olamaz.
...
Dolayısıyla, CHP'ye ait İş Bankası hisse senetlerinin varlığını siyasi partiler arasındaki haksız rekabete neden oluyormuş gibi göstermek, sonra da hazineye devrini hele ki bunu Türk milliyetçiliği adına istemek utanılası bir durum olup; T. C Devleti'nin kuruluşunun ilham kaynağı olan Türk milliyetçiliği ideolojisine inanmış ve içselleştirmiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü zerre kadar anlamamak demektir.
...
Türk milliyetçileri olarak söz konusu hisse senetlerinin CHP'den alınıp, hazineye devrini değil istemek; aksine, CHP'nin bu hisselere yeterince sahip çıkıyor mu, çıkmıyor mu; onun takipçisi olmaları gerekir. Hele ki AKP'ye takılıp, peşinden gitmek abesle iştigaldir.
...
Geliri iki güzide kurumumuza tahsis edilmiş malum İş Bankası hisseleri; bir Türk milliyetçisinin en makul, makbul ve zekice bulduğu formüldür. 

...
Bakara Suresi, 181. ayet; "Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenlerin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir"
...
Dolayısıyla, Atatürk'ün İş Bankası'na ait CHP hisseleriyle ilgili vasiyetini ortadan kaldırmak isteyen "Müslüman"lara arz ederim.
...
CHP'nin de böyle bir ayetin varlığını, muhataplarına hatırlatmasını dilerim. Eğer birileri ''Savaş'' koşulları yaratmışsa; savunmanı yapmak için muhatabının anlayacağı dili, kullanacağı silahı sen de kullanmak zorundasın. Anlaşılan o ki; vasiyete uymamak İslam dinine göre günahtır.

...
"AKP ve Balgat müdavimleri ittifakı" (Bilerek MHP demiyorum, çünkü gönlünde zerre kadar Türk milliyetçiliği inancı, ülküsü kalmış olan insan AKP'nin yaptıklarına razı olamaz) bütün bunları niçin yapıyor; iktidarları yerle yeksan eden krizlerden, yaşamakta olduğumuz bir benzerini atlatarak, iktidarını korumaktır. Bunun için de; esas meseleyi gözden kaçırmak için ana kahramanının "Her kötülüğün anası CHP"nin olduğu filmlerini millete izleterek; heyecanla ve adeta şehvet derecesinde ölümü arzulanan CHP'nin her defasında ölümünü beklemektir.
...
Dolayısıyla, bütün mesele neymiş; her zamanki formülü uygulamak; CHP düşmanlığı üzerinden bir strateji geliştirerek istediği sonucu elde etmek.


Deizim Derneği kuruldu; neden?
İstanbul'da, Diyanet İşleri Başkanı'nın “sapıklık” olarak değerlendirdiği deizmi savunan bir dernek kuruldu.
...
Ülkemizde ''Deizim''in hortlamasının müsebbibi ''Siyasal İslam''dır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki; seküler anlayışa sahip siyasi partiler ülkemiz gerçeği olan din olgusunu siyasal İslamcıların tekeline terk etmek gibi bir zafiyete düştüler. Siyaseten seküler düşünen ama bireysel olarak iyi bir dindar olan gencin kendilerine aidiyet duyabileceğini düşünüp, hassasiyet göstermediler.
...
Özellikle siyasette kolay yoldan başarı elde etmek için siyasi partiler, dini söylem ve ritüellerin kendilerine uzaklıkları veya yakınlıkları ölçüsünde konum belirlediler.
...
Dini anlamda kendilerini dindar veya muhafazakar olarak tanımlayan insanların değer atfettikleri kaidelerin, sadece siyaseten aidiyet duymadıkları partilerce sahiplenmeleri; bu da yetmeyip, onların elinde sürekli suistimal edilerek hırpalanması müthiş bir bıkkınlık yarattı. Bu bıkkınlık öyle bir had safhaya vardı ki; özellikle gençler anadan babadan gördükleri dini değer ve kavramları, karşı oldukları "Siyasal İslamcı" Siyasi parti ve kurumlarla bütünleştirdiler. Zamanla din deyince akıllarına ilk gelen Allah, Kuran, Sünnet değil bu değerler üzerinden siyaset yapan karşı cephe geldi. Bıkkınlık yaratan bu cephe, gençlerin iç dünyalarında hiçlik duygusu yarattı, doğal olarak manevi bunalıma sürükledi.
...
Aile yapısında dindarlık veya muhafazakarlık olan gençler bir yere kadar aileden gelen bu hazır öğreti ile iç dünyası ile barışıklığını sürdürebildi ama İslami söylemlerle vücut bulmuş bir fetö gerçeği ve de AKP'nin siyasi parti olarak bu yapıyı; kandırılmış olsun veya olmasın bir yerlere taşımış olması; özellikle muhafazakar veya dindar gençlerin iç dünyalarını allak bullak etmiştir.
...
İşte, maalesef allak bullak olmuş bu ruh hali gençlerimizi "Deizm" felaketine sürüklemiştir.
...
Peki çözüm nedir; siyaset kurumu, kirlenmiş elini "Din"in üzerinden çekmelidir; bu da Kamil anlamda laiklik kurumunu işler hale getirmekle mümkündür. Belki çok geç kaldık ama mümkündür. 


16 Temmuz'un sabahında Devlet Başkanı ve bakanlar kim olacaktı.
Hain kalkışma başarılı olsaydı; 16 Temmuz'un sabahında Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar kurulunun kimlerden oluşacağının listesi niçin açıklanmıyor.
...
Eğer böyle bir liste yoksa; bu listeyi dahi hazırlamayı becerememiş bir güruhun bu ülkeye verebileceği zarar; mesela ne olabilirdi.
...
Dolayısıyla, milleti ahmak yerine koymayın veya en azından bir kısmımız ahmak değiliz, o listeyi açıklayın ki; hainimizi, puştumuzu, pezevengimizi bilelim. Çünkü bu listedeki soysuzlar kimse; onlardan zuhur edecek silsileyi takip etmek devletin bekası için elzemdir.
...
Çok garip değil mi; muhalefet benim bu yaptığımı bile yapmıyor. CHP bir şey söylüyor, doğru da söylüyor ama o doğru üzerinden kendini yeterince ifade edemediğinden trol saldırıları ile tırsıyor, o da yetmiyor, bir de suçlu ilan ediliyor. İYİ PARTİ zaten hedef gösterildi.
...
Mesela CHP "Kontrollü darbe" gerekçesini "Yurtta sulh konseyi, cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu" listesinin açıklanmamasına bağlıyorum" dese; çok merak ediyorum, o zaman AKP başta olmak üzere yandaş medya ve troller ne diyecekler. Yoksa; "Böyle bir liste yok"mu diyeceksiniz. Güldürmeyin beni.
...
Sürekli şüphelerimizi dile getirmenin tehditi altındayız ama giderilmesi için de gerekli olan şeffaflığı da göremiyoruz.
...
Komşum akan çatısını tamir etmek için üç beş kiremit kaldırdı, ertesi gün belediye ekipleri kapısının önüne geldi "Hop hemşehrim izinsiz yapamazsın" dedi. Yani sürekli gözetleniyoruz. Öyleyse;... neyse.
"Komşunun çatı meselesi ile ilgili olup bitenleri "Özgürlükçü Demokratik Parlamenter Sistem"e geçtiğimizde anlatacağım☺️
Mehmet Soral

soralmehmet@gmail.com

15 Ekim 2018 Pazartesi

OLUP BİTENLER ÜZERİNE

Oğuzhan isminde birisi İYİ PARTİ'den istifa etmiş
Sayın Oğuzhan efendi; (Oğuzhan Hasar değil elbette)
İYİ PARTİ'den istifa edeceğini ve aynı anda bir başka partiye geçeceğini söylemen; bugün boşananın yarın bir başkası ile evlenmesi gibi bir şey. Ve böyle bir durumda Türk insanının aklından ne geçer; var sen düşün.
...
Yaptığın etik olmadığı gibi gittiğin yere de itibar sağlamaz. Seninkisi bir kişilik sorunu, hatta bozukluğudur. Belli ki bir operasyon sürecinin parçasısın. Bir partiden istifa edip, geldiğin partiye tekrar geri dönmenin fikri bazda gerekçesinin oluşması için geçmesi gereken süreç kesinlikle yeterli değil, insanları ikna edemezsin. Bu anlamda sadece sen değil, senden önce gidenler de aynı durumdalar.
...
Senin dirhemin ne yapar, özgül ağırlığın ne ki; vermiş olduğun kararın bir anlamı olsun. Çık ortaya, delikanlıca de ki; "Bir ülkücü olarak bu partide de umduğumu bulamadım" de; başımızın üstünde yerin olsun. Hala üyesi olduğun partiden henüz istifa etmemişken bile; bir başka siyasi partinin genel başkanına "Sayın Genel Başkanım" diyorsan, tekrarlıyorum; bu olsa olsa bir kişilik bozukluğudur.
Güle güle, yolun açık olsun.

''Anın ruhu''
Demek ki bir devletin başbakanı veya devlet başkanı; öyle durumlar olur bir başka ülkeye jest olsun diye bayrağını sallayabilir miş. Aynen Japon başbakanının Türk bayrağını sallamasında olduğu gibi. 
...
Rahmetli Barış Manço'nun Japonya'da verdiği konserde; Japonya Başbakanının büyük bir sevgi ve muhabbetle bir elinde Türk bayrağı diğer elinde Japonya bayrağını sallayarak müziğin ritmine eşlik etmişti. Şimdi Erdoğan'ın zamanında ABD başkan yardımcısını Ankara'da  ağırlayan ve nezaketen elinde ABD bayrağını sallayan İnönü'yü ayıplamasında olduğu gibi; bahsi geçen konserde Türk bayrağını sallayan Japonya başbakanı yanlış bir şey mi yapmıştır; asla. Her Türk o günkü manzara karşısında gurur duymuştur. Burada önemli olan "Anın" ruhunun ne olduğudur. 
...
Bu vesile ile rahmetli Barış Manço'un ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Sol ile kavgamız...
Türk milliyetçilerini sürekli sol ile kavgaya çekerek veya iterek; doksan yıllık cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı savaşa hazırlanan güruhu dikkatimizden kaçırdılar. Bunu ne adına yaptılar; ortak yanımız aynı safta namaz kılıyoruz diye.
Peki kıldık da ne oldu; ne olduğunu bugün çoğumuz yaşayarak anlamakla bilikte; onlarla cehennemde aynı koğuşa düştüğümüzde daha iyi anlayacağız.

Halil Konuşkan Hocam'dan naklen
Papaz'ın serbest kalmasına binaen Halil Konuşkan Hocam'dan naklen.
"Kahveye gittim. Gelmediler. Birini biraz evvel yolda gördüm. Öyle veya böyle yine biz kazanacağız. Önemli olan o dedi, iyi mi?"
...
Halil Hocam başka şeyler düşünebilmeleri mümkün mü.
İlk önce "Azatlık kabul etmeyen iflah olmaz köleliği" red edebilmeleri lazım, nerede. Hak etmediği menfaatlere itiraz etmesi; yani Allah korkusunun olması lazım, nerede. Kitap okuması, tefekküre dalması, muhakeme yapması; yani biraz akıl olması lazım, nerede.
...
Dolaysıyla edindiği bilgileri içselleştirip bilgi ve donanımın sağladığı öz güven ile hesap sorabilir olması lazım, nerede; o da yok.
...
Hocam un yok, şeker yok, yağ yok ama helva istiyorsun. Hocam yapacak bir şey yok, mahalle de birisinin ölmesini bekleyeceksin

Papaz gitti Dolar düşecek mi?
Evet, Papazla dolar krizi yönetildi. Şimdi de ekonomik krizi yönetmek etmek için bir hahama ihtiyaç var.
...
İlk önce Papaz üzerinden ekonomimiz vurulmak isteniyor dendi ve "Ver Papazı, al Papazı" veya "Bu fani burada olduğu sürece, o papazı alamayacaksınız" dendi ve böylece Papaz mevzusu siyasallaşmış oldu. Bu şartlarda hiç bir hakimin muhteremin arzusu dışında karar vermesi mümkün olamazdı.
...
Doların ateşi düşünce "Krizin Papaz ile ilgisi yoktur" denilip, Mckeynes görüşmeleri süreci de yaşanınca, bu sefer muhterem ilk iddiasından vaz geçip, yargı sürecinin muhteremin yeni arzusu doğrultusunda tamamlanması istendi. Artık Rahip serbest bırakılmalıydı.
...
AKP'nin bu ülkeye verebileceği bir şey kalmamıştır. Yönetememe sorunu had safhada. Dolayısıyla, kontrollü olaylarla yönetme usulu yine bir başka sorunun tetikleyicisi oluyor. Şimdi söz konusu Papaz'ın yargılanması süreciyle ilgili olarak; bırakalım kendimizi, dış dünyada bıraktığımız intiba; yargımızın dibine kadar siyasallaşmış olmasıdır.
...
Bu arada Rahip serbest kalınca Trump "Rahip Bronson için çok çalıştık" dediğini de unutmayalım.


Siyasi ''Konbin''
Devletin bekası adına (Güya, ama hiç inanmadım) kayıtsız şartsız Sarayın arkasında duran MHP'nin önerisi ile "Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulları"na kaç tane ülkücü isim atanmıştır. Veya MHP'yi kayda değer görüp, fikri alınmış mıdır. 
...
Bunu sorgulamama sabrı aslında bir zulümdür.

Şunun cevabı verilsin artık; devletin bekası için mi, yoksa ahmaklığın gereği için mi Saray'ın arkasında kayıtsız şartsız duruluyor.
Devletin bekası içinse; Saray niçin senin camiana ait bir isme değer verip, güvenerek bir makama layık görmez. Eğer Saray''Güvenilmez'' şablonunu senin üzerine oturtmuşsa; sana ne veriyor ki; koruması altındasın.
...
7 Haziran'da azınlığa düşmüş AKP hükumetini o günden bu güne desteklediğine göre; niçin AKP ile bir "Kombin" yapıp, kendini Cumhurbaşkanı yardımcısı, bir iki bakanı, bakan yardımcısını, daire başkanı ve genel müdürü ülkücüden seçtirmediniz.
...
Yerel yönetimler için uygun gördüğün "Kombin"i niçin genel yönetim için düşünmezsin.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

10 Ekim 2018 Çarşamba

İYİ PARTİ'NİN KONUMU BİZATİHİ KENDİSİDİR

İYİ PARTİ'nin konumu sağa göre de; sola göre de tarif edilemez
Lütfen, rica ediyorum; İYİ PARTİ'li etkin ve yetkin kimselere sesleniyorum. Özellikle İYİ PARTİ'yi "Sağ"ın orasına, burasına, şurasına göre tarif etmek zorunda değiliz.
...
Tarihe bakıyoruz bir sağ iktidar gelmiş, peşinden bir ihanet süreci oluşmuş, yerini başka bir sağ iktidara bırakmış, peşinden gene bir ihanet süreci... 
...
İhanetle gelip, ihanetle gidenlerin nesi ilham kaynağımız olacak da; onların referanslarına atıf yapacağız Allah aşkına. Yepyeni bir düşünce ve mantalite ile kendimizi tanımlayıp, iddialarımızı ortaya koyamayız mı.
...
Sağcı değil, Türk milliyetçisiyim. İYİ PARTİ'yi hiç de sağcı görmüyorum. Rahmetli Atatürk'ün "Ne mutlu Türk'üm diyene" veciz sözünde anlamını bulan "Kültür milliyetçiliği" ana ekseninde "Gövde"leşmiş" bir parti olarak görüyorum.


Mckeynes Fetö ve....?
Devlet Bahçeli grup toplantısında ilk önce geniş bir konuşma ile son derece haklı olarak ABD'nin bize karşı hasımane tutumu ve puştluğundan bahsetti. Ancak Mckeynes meselesine geçip, onun danışmanlığının gerekliliğine vurgu yapmasından anlıyoruz ki; Mckeynes ile yapılan anlaşma iptal edilmemiş.
...
Bu arada Mckeynes'in fetö şirketlerine; ABD'nin CIA'sı ve derin devletine de hizmet verdiğini de çok kaynaktan öğrendik.
...
Sizce çok garip değil mi; Devlet Bahçeli kozmik odamıza fetö marifeti ile ABD'yi sokan AKP'nin de arkasında; aynı zamanda fetö'ye danışmanlık hizmeti veren Mckeynes'in milli kaynaklarımızın envanterinin kayıtlı olduğu ekonomimizin kozmik odasına girmesine de dünden razı.
...
Bir çelişkinin olduğu aşikar. Benim anladığım Mckeynes ile yapılan anlaşma hala geçerliliğini koruyor. Milletin bu danışmanlığı içine sindiremediği anlaşılınca; mahalli seçimlerde hesabının sorulacağı endişesi ile şimdilik "Vaz geçildi görüntüsü" verilmek isteniyor.


Senmisin muhatap olmak istemeyen.
Cumhurbaşkanı Erdoğan özellikle Meral Hanım'la muhatap olmamak için şimdiye kadar özel çaba sarf etmiş olsa da; kader bu ya; Mckeynes sıkıştırması ile muhatap olmak zorunda kaldı, Meral Hanım'ı dinledi ve anlaşmayı iptal etti.

Ben olayım CHP'nin yerinde...?
Ben olayım CHP'nin yerinde; ne zaman ki AKP CHP tarihine atıf yaprak bir eleştiri yapacak olduğunda; akabinde, mecliste basın karşısında her defasında bir yemek tarifi yaparım.
...
Diyelim ki, Erdoğan eline ABD bayrağını alıp, CHP'ye mi yüklendi; mesela terbiyeli işkembe çorbasının nasıl yapıldığının tarifini yapabilir☺️
...
"Bu CEHAPE var ya; bu CEHAPE" sesini duyduğu an basın sözcüsü hemen bir yemek tarifini hazırlığına başlamalıdır☺️
...
Hatta tarifi bilerek, biraz da eksik yaparım ki; ertesi gün herkes Erdoğan'ın söylediğini değil, verilen yemek tarifini tartışır. ☺️
...
Fikrimi istediğiniz gibi kullanabiliriz, telif falan talebim yoktur.


Papatya falı
Muhterem ne yapsın. Her gün papatya falına bakıyor; ''Kriz var mı, yok mu; kriz var mı yok mu....
...
Gönlünden geçen krizin olmadığı ama fal bu ya; bazen de ''Kriz var'' çıkıyor.
...
Bu böyle olmayacak anlaşılan; papatyanın son üç yaprağını bence diğer ortak koparsın; artık ne çıkarsa bahtımıza


Evinizin hane halkını ''Balgat''a bildiriniz
Bundan sonra anlaşılıyor ki; evimizde kimlerin olacağını her akşam ''Balgat müdavimlerine'' bildireceğiz.  
...
Sayın Bahçeli'nin bu tutum ve davranışları karşısında zaman zaman ''Acaba bizleri hala kendisine sonsuz sadakatle bağlı hazır askerler olarak mı görüyor ki; çok rahat talimatlar, emirler verip, tehditlerde bulunabiliyor'' diye düşünmüyor değilim. 
...
Sayın Bahçeli soruyor; ''O akşam evinizde kimler vardı, kaç kişiydi, o video'yu kimler çekti''
...
Yapmayın, etmeyin Allah aşkına. Evimize gireni çıkanı size mi danışacağız. Sayın Bahçeli o ev bir ''Cafe'' falan değil, Sayın Akşener'in konakladığı evidir; bilmiyor musunuz. Bırakalım Sayın Akşener'i; böyle sorgulama yaparak kendi ilçe teşkilatına bile haksızlık yapıyorsunuz; sanki bir organizasyonun içindeymişler gibi.
...
Neyse, madem ki talimat buyurdunuz; ben de söyleyeyim. Bu akşam evimde eşim, iki oğlum bir de kedim olacağız. Muhabbet kuşunun kafesini boş bulduk; içeride mi, dışarıda mı ondan emin değiliz 
Arz ederim efendim.


''Ulan'' demek?
Efendim neymiş; Meral Hanım "Ulan demiş".
Üsküdar meydanında İYİ PARTİ'li bayanlarımız "Yavrum" dedikleri tarafından dövülmediler mi.
...
Meral Abla, elmaya nerede "Alma", anneye de nerede "Ana" denileceğini bilir. Biraz delikanlı olun, kadıncağızı anlamaya çalışın. 
...
Kapıya çıkmasaydı, ne diyecektiniz; "Kocasının koynunda saklandı"; yanlarına gitseydi "Yalvarmaya gitti" diyecektiniz.
...
Ablanın her sözü yerini bulmuştur. Kaldı ki; o "Ulanları" o gençleri değil, başkalarını muhatap alarak söylemiştir.


AKP af meselesini Sayın Bahçeli ile gündeme getirdi ama...?
Merak ettiniz mi; AKP ve Erdoğan, MHP'nin af önergesine bakarız, ederiz derken; görüyoruz ki kaale almayarak, hatta önergenin amacını haksız görüp, muhalefet partileri gibi MHP'yi doğrudan eleştiriyorlar bile. 
...
Erdoğan'ın klasik stratejisine uygun bir davranış biçimi. Nedir o; "Kazan kazan". Bu stratejinin en son tecrübesini 24 haziran seçimlerinde yaşadık. MHP barajı aştı, Erdoğan da başkan oldu. "Kazan kazan" gerçekleşti. 
...
MHP yine AKP ile bir işbirliğine giderek; Devlet Bahçeli, "Parti içi seçimle koltuğundan indirilmeden" görevini tamamlamış olmanın iç huzuru ile siyasi hayatını noktalamak istiyor.
...
Ancak görüyoruz ki AKP ipe un serer gibi bir tavır içinde. Erdoğan siyasi hedefleri için kimleri harcamadı ki; Bahçeli ve Erdoğan'ı harcamasın. AKP'yi kurarken Erdoğan'a en yakın isimlere hain damgası vurulduğunu unutmayalım.
...
AKP yönetimi ve Erdoğan, bu af meselesinin yaratacağı mağduriyetlerin bedelini sadece MHP değil, AKP'nin de ödeyeceğinin hesabını çok iyi fark ettiler. Yine diğer bir husus; 24 Haziran genel seçimde kendi oyunun en az %7'sinin MHP'ye emanet olarak gittiğini görünce, doğal olarak MHP'nin kendi oyunun en fazla %4 olduğu ortaya çıkmış oluyor. Bunu Aktroller de sürekli dile getirdiler.
...
Şimdi anasının gözü AKP hesap edip, diyor ki; "MHP'nin oyu %11 ise, bunun emanet olarak giden %7'i bana geri gelirse, kalan %4 MHP oylarının ne kadarı; MHP için feragat edebileceğimiz illeri veya ilçeleri kaybetmemize değer.
...
Dolayısıyla, zaten AKP en az oy aldığı seçim bölgelerinde bile %4 den aşağı oy almıyor. Bunu gördükleri için ve de aslında af konusunun arka planında AKP olduğu halde; aynen Mckeynes mevzusunda olduğu gibi af mevzusundan da vaz geçilecek. Bu konuda geri çekilirken; sözde MHP'nin örtülü af önerisine itiraz ederek; düştükleri yerden bir avuç toprak alarak ayağa kalkıp, ranta dönüştürmek istiyorlar.
...
Benim nihai olarak son söyleyeceğim; MHP kurumsal kimliği (Balgat ve müdavimleri bilerek işin içindeler) bir kez daha AKP ve Erdoğan'ın yönetme stratejisi için kullanılmaya devam ediliyor. Yine kazanan Erdoğan, AKP ve Balgat müdavimleri; kaybeden ise MHP kurumsal kimliği olacaktır. 


Suudi gazeteci kül oldu gitti
Hak, hukuk ve adaletin olmadığı bir ülkenin vatandaşı; yine ülkesine ait başka bir ülkedeki konsolosluğa girip, çıkamadı; kül olup, uçtu gitti. 
...
Tek adamlı keyfi yönetimli devletlerde "İtiraz eden" vatandaşların aşağı yukarı ilk fırsatta uğrayabileceği akibet budur.
...
Devletimizin ve yönetenlerimizin kıymetini bilelim(!)


Algının esir aldığı beyinler
Bu ülkenin 25 yaşın altındaki gençlere sadece 1 hafta boyunca A HABER izletilse; Cumhuriyet, onun değer ve kazanımlarından nefret eden bir neslin yetişmemesi mümkün değil. "Yeni Türkiye" söyleminin arkasındaki gerçek niyet de budur. A HABER 'in yayın politikası da bu niyet üzerinedir. 

İnönü'nün salladığı ABD bayrağı
Daha dün Fethullah Gülen için "Ne istedin de vermedik" diyen bir insansın; yıllar önce nedenini bilmediğimiz hangi saikle İnönü'nün elinde tuttuğu ABD bayrağı(Beraberinde Türk bayrağı da var) üzerinden CHP' ye yüklenme cür'etine pes doğrusu. Ya CHP'ye tarihi gönderme uğruna fotomontaj ile Türk bayrağını ''karaya'' boyama hadsziliğine ne diyeceğiz.
...
Rahmetli büyüklerim böyleleri için "Ne kadar da ''baştahsız'' birisi, bununla başa çıkılmaz" derlerdi.
...
Düşünebiliyormusunz; fetö ihanet şebekesi ile yaşadığı birliktelik yüzünden ülke ve millet olarak canımızla, malımızla ödemekte olduğumuz bedel hala devam ederken; ayağının ucundaki çamur balçığına taş atmanın üstüne çamur sıçratacağı gibi basit bir gerçeğin hesabını dahi yapamama cehaleti ve bunun sağladığı cüret ülkemizi yönetiyor.
...
Ha, sahi; "ABD askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için duacıyım" diyen devlet adamımız kimdir?
Bu dediğini unutan muhterem, nasıl da İnönü'ün elindeki ABD bayrağını hatırlıyor. Şaşılacak bir durum değil mi☺️
...
Pes doğrusu. Dedim ya; "Bunlarla başa çıkılamaz"
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

BUĞRA KAVUNCU-İYİ PARTİ İSTANBUL İL BAŞKANI

İYİ PARTİ İstanbul İl başkanlığı'na atanan Buğra Kavuncu'yu tanıyalım.
...
Başarılı olacağına inanıyorum. Güçlü, öz güven sahibi müteşebbis kimliğinin yanında, Türkiye sosyolojisini çok iyi bilen, aynı zamanda siyasi tecrübeleri olan ama fitne, fesat ve hizipçilikten uzak kalmayı başarmış isimlerle homojen bir teşkilat yapılanmasını başarabilirse; İstanbul'da hem kendisinin hem de partimizin başarılı olacağına inanıyorum.
...
Tam adı Saltuk Buğra Kavuncu olan İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyesi ve parti sözcüsü Buğra Kavuncu, 1973 yılında Ankara'da doğmuştur. Buğra Kavuncu, baba tarafından aslen Adana Ceyhan‘lıdır.
Öğrenim hayatına Kanada'da Edmenton İlkokulu'nda başlayan Buğra Kavuncu, Ankara Çizmeci İlkokulu'nda devam ederek başlamıştır. Ortaokulu ise Namık Kemal Ortaokulu'nda okumuştur. Lise öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi'nde tamamlayan Buğra Kavuncu, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümünden mezun olmuştur.
1996 yılında Selçuk Üniversitesi'nde tarım ekonomisi alanında asistan olarak çalışan Buğra Kavuncu, iş hayatına 1997 yılında Kazakistan'ın Almatı şehrinde Yapı Kimyasalları alanında girişimci olarak başlamıştır.
Profosyonel anlamda iş hayatına 2006 yılında BASF şirketinde başlayan Buğra Kavuncu, şirket bünyesinde çeşitli pozisyonlarda görev aldı.
1997-2006 yılları arasında ortağı ve yönetici olduğu, Almatı'da kurduğu USTA LLP isimli firmasını Orta Asya’da yapı kimyasalları alanında yaptığı yatırımlarla büyüten Buğra Kavuncu, 2006-2008 yılları arasında BASF Const-ruction Chemicals Central Asia LLP’de, 2008-2010 yılları arasında ise BASF Central Asia’da Genel Müdür olarak çalıştı.
2010-2012 yılları arasında BASF Yapı Kimyasalları Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Ülkeleri Pazar Yöneticisi olarak İsviçre’de görev alan Buğra Kavuncu, 2012 - 2014 yılları arasında BDT Ülkeleri Pazar Yöneticisi olarak görev yapmasının yanı sıra BASF Yapı Kimyasalları Türkiye Genel Müdürü olarak çalışmalarını sürdürdü.
Ocak 2016 itibarıyla BASF Türk Kimya CEO’su olarak atanan Buğra Kavuncu, 2006'da katıldığı BASF bünyesinde 10 yıl boyunca çeşitli ülkelerde üst düzey yönetici olarak görev yaparak satış, pazarlama ve yatırım alanında deneyim kazandı.
İleri derecede Rusça, Kazakça ve İngilizce bilen Buğra Kavuncu, 2018 yılında İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Parti sözcüsü görevini de üstlenen Buğra Kavuncu, evli ve 2 erkek, 1 kız çocuğu babasıdır.
Basketbol, bisiklet, kayak ve yüzme sporlarıyla ilgilenen Buğra Kavuncu, Türk müziği, Türk tarihi ve özellikle Türkistan (Orta Asya) tarihiyle de yakından ilgileniyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

7 Ekim 2018 Pazar

"SİYASİ KÜRT HAREKETİ"

Türkiye'nin siyasi geçmişi yakinen takip edenler olarak biliyoruz ki; Kürt inisiyatifi adına, 1991 seçimlerinde zamanın SHP'nin listesinden meclise girip, sonra SHP'den ayrılıp önce ''Kürt Partisi HEP'' kimliği ile daha sonraları da kapatmalar nedeniyle değişik isimler altında tekrar tekrar kurularak ''Siyasal Kürt hareketi'' adına mecliste daima yer almışlardır. 
...
Aslında, zımnen de olsa diğer partiler HDP için ''Biz HDP'den Türkiye partisi olmasını bekliyoruz'' derken neyi itiraf etmiş oluyorlardı; ''Siyasal Kürt hareketi''nin temsilcisi olmaktan vaz geçin, bizler gibi olun'' demek istemişlerdir. Meral Hanım hiç kimsenin karşısında durup, yorumlamaya cesaret edemediği resmi yorumlamış oluyor; olanı söylemiştir, temennisini dile getirmemiştir. Burada karıştırılan; var olanın dile getirilmesinin, temenni niyetiyle söylenmiş gibi görülmesidir.
...
Zamanında SHP'nin ''Kürt Siyasal Hareketi'' adına yapmış olduğu açılımı AKP bu defa aynı şeyi kendi inisiyatifi altında yapmayı, HDP'nin alternatifi olmayı misyon edinmiştir. Ancak ''Açılımlar ve akiller''le bir çok yolu denemiş olsalar da ''Kürtler'' HDP'nin kontrolünde hareket etmeyi yeğlemişlerdir.
...
Bu tanımlamanın(Siyasal Kürt Hareketi) siyasi tartışmalarda insanlar arasında kullanılması başka; HDP milletvekilleri ile Oslo'da, daha sonra Dolmabahçe Sarayında PKK terör örgütü üzerinden konuşulması başkadır.
...
HDP ile gerek Oslo'da, gerekse Dolmabahçe Sarayında yapılan görüşmeler; bırakalım HDP'yi, PKK'yı "Siyasal Kürt Hareketi"nin temsilcisi olarak görmektir.
...
Dolaysıyla, bizatihi AKP tarafından iktidarı süresince meşruiyet kazandırılan "Siyasal Kürt Hareketi" deyiminin vebalini Meral Akşener'e maal etme cehaletini algılarla dayatmaya çalışılsa da; bir sonraki hükumete devrettiği iç işleri bakanlığı dönemindeki terör vakıasının yüzdesi ortada ve kayıtlarla sabit. Hatta o da yetmemiş; yayınladığı genelgelerle zamanın cemaat mensubu olup, ordudan atılan askerlerin "Milli görüş"cü belediyelerce istihdam ettiğine dikkat çekerek, buna mani olunmasını ve gerekli tedbirlerin alınması talimatını vermiştir. 
...
Şunu herkes bilmelidir ki; özellikle 2000 yılından sonra günümüze kadar ülkemizde özelikle PKK'ya ilişkin terörün artmasındaki temel nedenlerden birisi de AKP'nin adeta HDP'yi "Siyasal Kürt Hareketi" temsilcisi olarak görüp, onlarla sürdürdüğü görüşmelerdir.
...
Eğer Dolmabahçe Saray'ında zamanın MHP'si veya CHP'si ile "Bu terörün üstesinden nasıl gelebiliriz"in cevabı aranmış olsaydı, elbette o toplantıyı "Siyasal Kürt Hareketi" için yapılmış olarak görmek mümkün olmayacaktı. Özelikle devlet adına HDP ile yapılan bu ve Oslo toplantıları PKK'yı "Siyasal Kürt Hareketi" konumuna, HDP'yi de sözcüsü konumuna taşımıştır. Bugün bu sürecin müsebbibi iktidar sahipleri her ne kadar yanlışlarını anlamış olsalar da; nihayetinde yaşanmış gerçekler olup, bu yanlışlar karşısında ağır bedeller ödedik. 
...
Dolayısıyla, bütün bu olup bitenler insanların hafızalarında, devletin de kayıtlarında duruyorken; hangi izan ve İrfan ile Meral Hanım'ın HDP'yi "Siyasal Kürt hareketi temsilcisi" olarak gördüğü şeklindeki ithamda bulunabilinir; olsa olsa daha önce tanımı yapılmış bir olguyu ifade etmiş olmanın dışında bir anlam taşımaz.
...
Hatta AKP'nin sürdürdüğü açılım, saçlım süreçlerini ihanet süreci olarak tanımlanmış olanların; şimdi onların yancısı konumunda olup da Meral Hanım'a bu mevzu üzerinden insafsızca ithamda bulunmak; acizlik karşısında çare arama telaşıdır.
...
Meral Hanım inandığı bir şeyi değil tam aksine inanmadığı bir şeyi ifade ederken kullandığı cümle zayıf kalmış; farklı anlama çekileceği ihtimalini hemen fark edip, düzeltmesi gerekirdi. 
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

5 Ekim 2018 Cuma

KORKAKLIĞIN ADINI HANEYE TECAVÜZ KOYALIM MI

Meral Hanım'ın evinin önünde
ülkücülere utancı yaşatanlar
Evet, Devlet Bahçeli'nin kışkırtması neticesini verdi. Bu gece bir grup körpecik gençler Meral Hanım'ın evinin önüne gönderilerek, Devlet Bahçeli lehinde slogan attılar. Meral Hanım "Çocuklar ne bağırıyorsunuz, biz iki kişiyiz, buyurun içeri gelin" demesine rağmen, çok güzel hazırlamış olduğu çayı içmeden dağılıp, gittiler(!)
...
Şu anda Genel Başkanımızın evi önünde kendine moral desteği vermek üzere misafiriyiz.
...
Burada tek yara alan maalesef "ülkücülük" kavramıdır. Evinin etrafında hiç bir koruma tedbirinin olmaması çok manidar değil mi.

...
Gece saat 00:30 civarı. Meral Hanım'ın evinin etrafında bir takım nahoş hadiselerin olduğu haberini alır almaz eşimle evine doğru yola çıktık.
...
Allah bağışlarsa; o an uykuda olan 22 ve 27 yaşlarındaki iki oğluma sadece "Çocuklar annenle hava alacağız" diyerek; delikanlılık heyecanı ile bir hata yapabilecekleri endişesi ile olaydan bahsetmeden evden çıktık.
...
Sayın Bahçeli, işte evlat sevgisi böyle bir şey. Biz onları hep MHP'nin eğlencelerine götürdük ve hep de öyle alıştırdık. Dolayısıyla mazileri hafızalarında hep öyle kalsın, daha düne kadar amca dediği birisinin babaları ile karşı karşıya getirilmek istenmesine şahit olmasınlar istedim. Hem hayal kırıklığına uğramamaları, hem de gençlik heyecanı ile hata yapmalarına fırsat vermek istemedim. Onları ruhen de, bedenen de koruma ihtiyacı duyduk.
...
Kimdi peki bağıran, çağıranlar; inanın ki hepsi gariban Anadolu çocukları. Meral Hanım hiç birisinden şikayetçi değil, biz de değiliz. İnanın ki; yarın gelsinler Meral Hanım'ın cumbalı ve boğaz manzaralı evinde hep beraber çay içip, sohbet edebiliriz. Çünkü onlar hala bizim çocuklarımız. Niçin bu çocuklar arasında fitne çıkarıp, aile kavgasına neden oluyorsun. Yazık, günah değil mi.
...
Yoksa Sayın Bahçeli, bir ana yüreğinin o çocuklara kıyamayacağını bildiğin için mi; o gençleri üzerimize üzerimize gönderiyorsun.
...
Ha, bir de şunu unutmayalım; Türk töresinde kadın olsun, erkek olsun eşinin yanında hiç kimse; velev ki haklı dahi olunsa; müdahale edilmez. Ne töre, ne nizam, ne de insafın kaldı. Yazık, çok yazık. 

...
Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendinin sonuna kadar arkasındayız. Söylediklerinde yanlış yok, biz de inanıyor ve tekrarlıyoruz.
...
Beyefendi, Türk milliyetçilerini tehdit etme; becerebiliyorsan ikna et. Yıllarca ülkücüleri sokağa indirmemekle övünürken, şimdi bu tehdit diline ne diyeceğiz. Bizi birbirimize kırdırmak mı istiyorsun. Şunu bilesin ki; izlediğin kirli yolun hatta oyunun figüranı olmayacağız. Ülkücü ülkücünün kardeşidir; bizler bunu bilir, buna inanırız.
...
Tehdit edip, süre tanıdığına göre; akabinde hepimizi hapse mi tıkayacaksın. Onun için mi hapishaneleri boşaltmayı gündeme getirdiniz.
...
Çok üzüldüm, kahroldum. Nedir bu akıl tutulması, sağduyudan sapma Allah aşkına. Ya birileri bu tehditten kendine vazife çıkaracak olursa...?
Tuzağa düşmeyeceğiz, bilesin. 


Benim MHP ile bir problemim yoktur
Benim şahsen MHP ile hiç bir sorunum yoktur.
...
Benim sorunum; acılarına merhem olmamı zerrece istemediğim Balgat müdavimlerinin; en son 1 kasımda vermiş olduğum oyumun gücü ile oyun kurucu olmaları; ve maalesef kurdukları oyun ile o günden bu güne devletim ve milletim adına yaşanan tüm olumsuzluklarda; sebep olduğum katkının vebali altında ezilmemdir.
...
Buna dair isyanımı dile getirirken; lütfen hiç kimse kişiliğimin gelişip, "Adam" olmama büyük katkısı olan MHP'nin kurumsal kimliğine negatif bir tavrımızın olabileceğini düşünmesin. Bu gün için siyaseten tercihimiz olmasa bile vefa gereği yetiştiğimiz ocak olarak şahıslar üstü kurumsal kimliğine saygım devam edecektir.


Cemaati camiden soğutanlar siyasallaşmış imamlardır
Muhterem, ana muhalefet partisi liderine; "Sen ne anlarsın namazdan niyazdan" diyor. O sırada hitap ettiği tüm din adamları hararetle kendisini alkışlıyorlar. Oysa muhterem bir önceki cümlesinde aynı din adamlarına; "Ayrımcılık yapmayın. Arkanızda bir safa kadar düşen cemaatin azlığının nedenini sorgulayın" diyor.
...
İşte muhtereme alkış tutan bu imamlar nedeniyle benim camim de ibadet hanem de evim oldu.
...
Bir Müslümana atfen "Sen ne anlarsın namazdan niyazdan" sözünü alkışlayan imamlar benim kanaatimce artık siyasallaşmış olup, arkalarında namaza durmayı; başkalarını bilemem ama kendi itikadımca caiz görmüyorum.


Ufak bir not
Herkesi zihin dünyasında devrime çağırıyorum.
...
İnsan kendi bireyselliğini öne çıkarıp, özgür düşününce çok şeyi fark edebiliyor. Bu fark ediş; insanın tüm fikir dünyasını gözden geçirmesine, daha doğrusu gözünü açmasına vesile oluyor.
...
Türkiye ortalama algı düzeyine göre hiç bir lider kayıtsız, şartsız peşinden gidilip, kendisine biat edilecek kadar nitelikli, üstün insanlar değiller.
...
Lider diye öne çıkanların temelinde bizatihi onların çabasından ziyade biatçılığı karakteri ile bütünleştirmiş insanların söz konusu liderlere olan sorgusuz sadakatlarıdır.
...
Bizi bugünkü kara bahtımız an kurtaracak olan, zihinlerimizde yapacağımız devrimdir. Yani başkalarına biat etmeden önce kendimizi "Adam" yerine koymamızdır. 


Bir başka notumuz
Trollerin hayallerine biber gazını sıktım, gözleri yaşardı, algıları bozuldu.
...
İstanbul'da oyumu CHP'ye vereceğim, CHP'li Ali de Adıyaman'da HDP'ye verirse; kuş beyinli trole göre ben HDP'li oluyorum öyle mi. Has.tirin
...
Bu yol, özgürlükçü demokrasinin sıkıştırıldığı cendereden kurtulabilmek için bulabildiği çıkış yoludur.

Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com

2 Ekim 2018 Salı

ŞİMDİLİK ELZEM OLAN ''KAZAN KAZAN'' İTTİFAKIDIR

Şimdilik elzem olan ''Kazan kazan'' ittifakıdır 
Eğer siz bu sistemi getirip, dayattıysanız; seçtiğiniz hurmalar elbet bir gün tırmalar.
...
Sayın "Muktedir" sen çok seversin "Kazan kazan" demeyi. Ha işte, aynı usulü senin partin de dahil olmak üzere tüm partiler "kazan kazan" stratejisini uygulayacaklar. 
...
MHP, AKP lehine İstanbul'da aday çıkarmayacak, AKP de Adana'da MHP lehine aday çıkarmayacak.
...
Diğer partiler de aynı stratejiyi uygulayabilirler.
İYİ PARTİ, CHP lehine İstanbul'da, CHP de Mersin veya Manisa gibi şehirlerde İYİ PARTİ lehine aday çıkarmayabilirler.
...
Mahalli seçimler olduğu için aynı parti "Kazan kazan" mantığı ile üçüncü bir parti ile seçim stratejisi yürütebilir. Diyelim ki CHP aynı zamanda Mardin'de HDP lehine aday çıkarmayabilir; HDP'de İstanbul'da CHP adayını destekleyebilir.
...
Şimdi birileri diyecek ki; İstanbul'da CHP adayı için İYİ PARTİ+CHP+HDP ittifakı mı yapacaklar. Bu ittifak değil; hurmayı yiyenlerin düşünmediği bir olasılık olup, müsebbibi ise yeni sistemin mucidi olanlar yani hurmayı yiyenlerdir.
...
Şahsi görüşüm o ki; mahalli seçimler, ülkemizi antidemokratik "Cumhur ittifakı hegemonyası"ndan ve içine çekildiği girdaptan kurtarabilmek için vesile kılınabilir. Bunun temel amacı da; demokrasimize sahip çıkarak, tek partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin kalıcılığına mani olmak ve doksan yıllık cumhuriyet geleneğimizi, kazanım ve değerlerini tekrar hakim kılmak olmalıdır.
...
Dolayısıyla tek partili; etkinliği, yetkinliği olmayan 600 kişilik tuzluk konumlu meclisli partili Cumhurbaşkanlığı sistemine karşın; HDP gibi yıllarca var olan etnik ayrımcı partilerin etkin ve yetkinliğini kıran "Demokratik Parlamenter Sistem"i her zaman için yeğlerim. Parlamenter demokrasimiz ile ayrımcı patileri yine demokrasinin kuralları içinde terbiye etmek mümkünken; tekeden süt sağan "Bilge" ve efendisinin iradesine bağlı sözde devlet yapılanması, gün gelip de tüm ayrımcı etnik unsurlara "Ne istiyorsanız alabilirsiniz, ne istiyorsanız yapabilirsiniz" demelerine nasıl mani olunacak. Lütfen unutmayız; Sayın "Bilge" AB dayatması olan "Azınlıklar kendi kaderlerini kendileri tayın edebilirler" hükmüne dair anayasal düzenlemeyi kabul edip, altına da imza atmıştır
...
Bu nedenle ülkemizin ve demokrasimizin geleceği için HDP'nin varlığından ziyade "Balgat müdavimleri +AKP" ittifakının başımıza açtığı bela örneklerinden hareketle muhtemel olan daha beterlerinden çekinmemiz, tedbirlerini almamız gerekir.
....
Lütfen şunu hiç unutmayalım ki; Cumhur ittifakı, HDP'nin varlığını, sürdürdükleri siyaset için güç kaynağı görüp, güç toplamak için kum torbası olarak kullanıyor. İşte onun içindir ki; Cumhur ittifakı, kendisi dışındaki tüm ittifak seçeneklerini; sadece ve sadece HDP'nin de kendilerine muhalif olması nedeniyle onun üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Umurunuzda bile olmasın; devletimizin, milletimizin ve evlatlarımızın istikbali için her türlü ittifak bence elzemdir. 


İsmail Saymaz

Bu toplumu İsmail Saymaz gibi başarılı bir gazeteciden mahrum ettiler. Belgelerle konuştuğu için karşısında sürekli mahcup olanlar muktedirin askerleriydi; dayanamadılar. Sayın ''Muktedir'' devreye girdi, tüm TV kanallarına kırmızı hattan talimat verilip, ekranlar İsmail Saymaz'a kapatıldı.

Sorduğu sorunun cevabının bizatihi kendisinin olması hali

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “Kemal Derviş ile ilişkisini kamuoyuyla paylaşırsa iyi olur” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yanıt verdi. Öztrak, “Beni ülkemin Hazinesi’ne müsteşar olarak atayan kararnamenin altında Sayın Bahçeli’nin imzası vardır. Dolayısıyla kendi iradesi ve imzasıyla kurulan bu ilişkinin bakan bürokrat ilişkisinden başka bir şey olamayacağını da en iyi bilmesi gereken Sayın Bahçeli’nin kendisidir” dedi.
Öztrak, MHP lideri Bahçeli’nin kendisine yönelik sözleri üzerine yazılı bir açıklama yaptı. “Bahçeli, kendisine yöneltilen McKinsey ile ilgili soruya cevap vermek yerine, bana Sayın Kemal Derviş’le olan ilişkimin sorulmasını istemiş. Aslında bunu en iyi bilmesi gereken kendisidir çünkü Sayın Bahçeli, dünyada tanınan bir bilim adamı ve uluslararası bir kuruluşta üst düzey bürokrat olan Sayın Derviş’i Türkiye’ye davet edip bakanlık teklif eden koalisyonun ortağıdır” diyen Öztrak, şöyle devam etti: Ancak dünkü değerlendirmesinden sonra Sayın Bahçeli, kendisini Sayın Derviş’in kabineye dışarıdan bakan atanmasını kabul etme ve yine kendisini bu süreçte kendi Bakan arkadaşlarını dahi feda etme, noktasına getiren ilişkinin ne olduğunu kamuoyuna açıklama borcu altına girmiştir.
Kaynak;Haber3
...
Ne kadar komik değil mi. Bir insan nasıl olur da; sorduğu sorunun muhatabının bizatihi kendisinin olduğunu bile bile yine de soruyu sormak ister. Belki de kendi ''Kahramanlığını'' hatırlatmak içindir. Var mı bundan başka izahı.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com

30 Eylül 2018 Pazar

BİLEREK VE İSTEYEREK İKİNCİ KOZMİK ODA VAKASI

Düşünebiliyor musunuz; muhalefetin hiç bir şekilde "Varlık fonu"nunda nelerin olup bittiğinden haberi ve bilgisi olamıyorken, ABD'li Mckinsey firmasının varlık fonu da dahil olmak üzere Türk ekonomisine dair her şeyden haberi de, bilgisi de olacak
...
ABD'li McKinsey danışmanlık firması, hükumetimizin isteği ile ekonomimizin kozmik odasına davet edildi; adeta "Buyurun, lazım olan ne varsa alın" denilmiş, onlar da valizlerini hazırlayıp, geliyorlar. 
...
Halen Devlet Bahçeli ve Balgat'a sadakati(Özelikle MHP demiyorum, o bizim ezelden ebede ortak aidiyet imizdir) devam eden ülküdaşlarıma soruyorum; "Kendinizi nasıl hissediyorsunuz"
...
Dikkatinizi çekerim, tarih tekerrür ediyor; ABD'nin memuru Kemal Derviş yine böyle bir dönemde, yine Sayın Bahçeli'nin "Gözü önünde" ülkemize gelip, yapacağını yapmıştı.
...
Sorumu tekrarlıyorum; Balgat'a sadakati devam eden ülküdaşlarım; kendinizi nasıl hissediyorsunuz. "Devletin bakası için gerekli olan güven sağlanmıştır" mı; diyeceksiniz yoksa...

...
Türk ordusunun kozmik odasına girildi, hükumet seyretti, 15 Temmuzu yaşadık. Şimdi ise ekonomi bakanı Sayın damat ABD'li MC Kınsey danışmanlık firmasını bir anlamda ekonomimizin kozmik odasına girmesi için kiralamış olmuyor mu?
...
Millet 15 Temmuz'da karşı koymak için en büyük sermayesi yüreğiydi, ortaya koydu; ekonomik darbede neyi var ki; ortaya koyabilecek. 
...
Gelirimiz, giderimiz ve her anlamda ekonomik ve stratejik değer taşıyan nimetlerimizin envanterine sahip olacak olan bu firma; hükumet için hazırladığı raporlara ilaveler de yaprak ABD devletine tüm sırlarımızı aktaracak demektir.
...
Peki 15 Temmuz gerçeği yaşanmışken ve de yanlış olduğunu aşikaren bildiğimiz halde; niçin aynı su ile tekrar abdest almaya cür'et ediyoruz. Akıllara zarar bir durum. Allah Türk devletini ve Türk milletini  acizliğin zulmünden kurtarsın; bunun için hayırlara vesile olan gelişmelerle muhatap kılsın inşallah. 

...

Bu arada İki gündür bekliyorum; yandaşlar ABD'nin ekonomimizin kozmik odasına davet edilmesini nasıl karşılıyorlar diye; mübarekler dut yemiş bülbül kesildiler, tıs yok.
...
Gazı sıkışmış mahcuplar gibi; salsalar bir türlü salmasalar bir türlü; hem kokusu var hem de sesi. 
...
Allah kimseyi de bu duruma düşürmesin. Bu durumla karşılaşmamak için hiç bir kimsenin azatlık kabul etmeyen iflah olmaz kölesi olmayacaksın; aklının, fikrinin ve yüreğinin dediğini yapacaksın.


Muhalefetin eksikliği
Bütün bunlar olurken muhalefetin kusuru yok mu; elbette var. Tesirsiz tepkiler olup bitene meşruiyet kazandırılırken, aynı zamanda toplumun olumsuzluklara alışmasını sağlıyor. Oysa kabullenmemesini sağlaması gerekir; öyle değil mi?
...
Adam tabanını kendisine öyle inanmışlık ve adanmışlıkla bağlamış ki; "Geçmişte bizim savaş uçaklarımız vardı; ülkeye kötülük olsun diye onları kullanmayıp, kuma gömmüşler" söylentisini doğru bulup, inanıyorlar ve inanmışlık o kadar had safhada ki; buna bizatihi muhteremin de inandığını düşünebiliyorlar.
...
Diğer muhalefet liderinin hiç birisine karşı tabanında bu kadar inanmış ve adanmışlık yoktur. Dolayısıyla durup düşünmeleri gerekmez mi.
...
Medya gücü elbette çok önemli. Öyleyse köpeğin seni ısırıp haber olmayı beklemeyip, sen köpeği ısıracaksın ki haber olasın. Klasik yöntemlerle siyaset yapmak, siyaseten doğruyu dile getirmeye yetmez.
...
Türkiye'nin siyasi olgunluğu reşit bile olamadı. Yirmi senedir genel başkanı değişmemiş partilerin olduğu ülkelerden birisi Türkiye, diğerleri ise ya sosyalist ülkeler, ya da Baas rejimi ile yönetilen ülkeler değil mi.
...
Uzatmadan söyleyeyim mi size; eğer bugün tek adam rejimi 15 Temmuz'un faili ABD'yi ekonomimizin kozmik odasına sokuyorsa veya sokmak zorunda kalmışsa; muhalefetin sadece bunun yanlış olduğunu dile getirmesi yetmez; sine-i millete dönerek meclisten çekilmeyi bile düşünmeleri gerekir. İşin vahametinin farkında olmayanlar ne demek istediğimi anlayamayabilirler ama ülkemiz çok riskli ve sıkıntılı bir sürecin girdabında boğulmak üzere. Ekonomimizin teslim alındığı hissiyatı içindeyim. Sanki ordumuzun kozmik odasına tekrar girildiği anı yaşıyor gibiyim.
...
En azından İYİ PARTİ ve CHP; "Devletimizin bekası için birlikte hareket cephesi" ile adeta paralel hükumet şeklinde, tek adam icraatlarını yakından takip ederek, müşterek açıklamalarla kamuoyunu aydınlatmaları, yönlendirmeleri ve aynı zamanda güven vermeleri gerekir.

Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com

27 Eylül 2018 Perşembe

GÜNDEMDEKİ AF MESELESİNİN ARKASINDAKİ ASIL GERÇEK

Gündemdeki af meselesinin arkasındaki gerçek nedir?
Şimdi siz sanıyormusunuz ki; af yasasını MHP düşündü, tasarladı ve meclise sundu.
...
Geçmişte olup bitenler geleceğimize ışık tutar. Artık şuna kanaat getirmiş olmalıyız ki; MHP'nin varlığı siyasi olmaktan ziyade Cumhuriyet hükumetlerinin devleti yönetirken ihtiyaç duyduklarında kullandıkları bir "Siyasi anahtar" veya "Enstrüman"dır. Bu görevini sadece AKP hükumetlerinde yaptı dersek AKP'ye haksızlık yapmış oluruz. "Rahşan affı", "İkiz yasalar", "İdamın kalkması" ve ''Sistemin değiştirilmesi'' meselelerinde de aynı görevi ifa etmiştir.
...
Rahmetli Ali Güngör de Türk milliyetçilerinin genelinin vicdanını temsilen MHP'nin siyasi varlığına iman etmiş bir insan olarak Rahşan affına karşı tavrını ortaya koymuştu ancak onun da diğer Türk milliyetçilerinin de MHP'nin yeni misyonundan haberimiz yoktu. "Ali Güngör" meselesi MHP tarihi bakımından çok önemli bir kırılma noktasıdır; MHP'nin siyasi bir parti olmaktan çıkıp; yerine devletin yönetilmesinde ihtiyaç duyulduğunda başvurulan bir kurum veya aygıt olmaya evrildiği andır.
...
Bu noktadan sona geçen yirmi yıl boyunca MHP hiç bir zaman Türkiyeyi yönetmeye talip olmamıştır. Dedim ya artık misyonu; cumhuriyet hükumetlerini düştüklerinde veya tökezlendiklerinde müdahale edip, ayakta tutmaktı. Belki bir devletin bekası için böyle sır bir yapılanmaya da ihtiyaç duyulmuş olabilir ama bunun için ille de Türk milliyetçilerine ihtiyaç duyuluyorsa; bunu dolaylı yoldan yapmak yerine niçin doğrudan iktidara gelmesi sağlanarak yapılmaz. Bence bu anlamda Türk milliyetçileri oturup tekrar tekrar düşünmelidirler.
...
Yani demem o ki; af düzenlemesi AKP'siyle, MHP'siyle oturulup, görüşülüp karar verilmiş bir mevzudur. Af meselesi milletin meselesi olmayıp, kapasitesi maksimum noktaya ulaşmış ve yönetilmesinde sıkıntı çekilen cezaevlerine çözüm ihtiyacından doğan bir meseledir. Ya da; muhtemel operasyonlara hazırlık için cezaevlerinde yer açma düşüncesi de olabilir.
...
AKP bu yasanın çıkmasında gerçek niyeti olandır. Milletin tasvip etmediği bu af meselesinde; ilk önce Alaaddin Çakıcı üzerinden milliyetçilerin gönlünü okşayarak makul bir kabule zorlayarak, onların desteğinin alınması amaç edilmiştir. Daha sonra da MHP gündemine almıştır. AKP bu arkadan güden tavrı ile siyasi bedelini MHP'ye, itibar kaybını da Türk milliyetçilerine ödetmek istiyor. Yani Türk milliyetçileri olarak siyasi gücümüz artık ne kadar kalmışsa; onun da dibe vurması için sinsi bir plan yürütülüyor.

...
Aslında bir af düzenlemesi olan infaz yasasındaki değişiklik gerçekleşirse, muhtemelen mağdurlar veya muhalefet yapılan değişiklikleri anayasa mahkemesine götüreceklerdir. Anayasadaki eşitlik kaidesi gereği düzenleme bu şekliyle kabul edilmeyip, kapsamı genişletilecek ve Erdoğan'ın fetö mensupları için yaptığı ''İbadet, ticaret, ihanet'' sıralamasına göre ''İbadet'' kısmen de ''Ticaret'' kategorisinde olanlar da af kapsamına alınabilir diye düşünüyorum. Çünkü özellikle ibadet kategorisinde olanlarla ilgili çok büyük mağduriyetlerin olduğunu bizatihi iktidar olanların kendi ağızlarından zaman zaman duyuyoruz. 

Boğaz dokuz boğumludur
Siyasetçinin ağzından çıkan her sözü, ömrü boyunca bir gölge gibi kendisini takip eder.
...
Eğer sen demişsen ki; "Ver papazı al papazı"; siyasetçinin feriştahı bile olsan, bu da yetmeyip ülkenin en liyakat sahibi hakimlerini tayin etmiş olsan bile; malum papazın yargılanmasına gölge düşer, yargımıza güven kalmaz.
... 
Malum dava sonunda verilecek olan karar sonrası içeride de, dışarıda da tartışılmaya devam edilecektir. Unutmayın birileri muhtereme bir şeyler hatırlattığında "Ben bu davaların savcısıyım" dediğinde de benzer hal ve tavırlar içindeydi ve devamında bedelini 15 Temmuz süreci ile ödedik, devam da ediyoruz.
...
Boşuna dememişler "Gırtlak dokuz boğumdur" diye. Aklına ilk geleni ilk boğumda "cart" diye söylersen sonra "Ey vah" demenin bir faydası olmayacak, geriye de saramazsın artık. 


Peki bu ''Cemaat'' denenler bizi niçin kandıramadı 

Muhtemelen yirmi yıl önce; o zaman cemaat diye nitelendirilen, bugün ise fetö denen oluşumun mensupları sivil toplumcu olduğumuzdan bizi de aralarına çekmeye, kanca takmaya çalışmışlardı. 
...
Hemen kendilerine; "Evet, namazında niyazında insanlarsınız ama sizlere güvenemiyorum. Zira bırakalım ülkemizi, dünyanın her yerinde kendine ait okul, kültür merkezleri, iş yerleri gibi imkan ve yapılanmaların yaygın olmasının arkasında ABD olmadığı sürece bunu başarmaları mümkün değildir" dediğimi aynen bugünkü gibi hatırlıyorum. Nitekim 1990'lı yılların sonlarıydı sanırım; kendimce cemaat hakkında hükmümü verdikten üç beş yıl sonra Özbekistan devleti cemaat mensubu iş adamları ve öğretmenleri CIA ajanı ve radikal dini yapılanmalar oldukları gerekçesi ile sınır dışı etmiştir.
...
Niçin bunu yazma ihtiyacı duydum; üzerinde tüm şüpheleri toplayan bir yapılanma için "Bizi kandırdılar" denmesi bir tıraştır da ondan. Zerre kadar aklı olanın, hele ki milli istihbaratın da pekala bizim gibi düşünmesi gerekirdi. Beni niçin kandıramadılar da onları kandırdılar; çünkü aralarında iç içe geçmiş gergef bir yapı söz konusuydu ve kandırılanlar da; kandıranlar da "Siyasal İslam"dan besleniyorlardı.
...
Dolayısıyla Türk milliyetçileri olarak nasıl ki geçmişte cemaatin kancasının üzerimizde tutunmasına izin vermediysek; umarım bu sefer de AKP ve Balgat müdavimleri sayesinde siyasal İslam'ın ilelebet bu ülke topraklarında payidar olmaması için iradelerimize ipotek koymak ve her birimizi "Azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz köleler"i görenlere haddini göstereceğiz. Mahalli seçimler de bunun denemesi için numune bir süreç olacaktır


Vatan sevgisini Suriyeli çocuğun gözünde görmek...?

.Demek ki biz Türkler ne kadar aciziz ki; vatan sevgisine örnek alabileceğimiz bir örneğimiz bile yokmuş(!)
...
Pes doğrusu, ne diyelim artık. Hatlar tamamen kokmuş. Ne yapsın muhterem; Türklükle nasiplenmemiş, rabıtası da kesilmiş. Ne demişler atalarımız "Dervişin fikri neyse, zikri de o dur." Pencere hep Araba açılınca, fikir de hep oradan doğuyor. Dünyası bu kadar olunca, görebildiği de o nispette oluyor.
...
Bu sözü söyleyenin hiç mi tarihe göz atmışlığı olmaz, hiç mi aklından geçmez; "Ey on-beşli on-beşli"de geçen Çanakkale savaşlarına katılmak üzere toplanıp, kararlı adımlarla yürüyüş yapan çocuk askerlerimizin çakmak çakmak bakışları.
...
Bugün için Suriye üzerinden çıkaracağımız tek ders; çocuk, yaşlı ve kadınlar hariç; kaçarak vatana ihanet etmenin bedelinin sünepece, sığıntı halinde asalak yaşamaktır. 


Çocuğuna pantolon alamayan babanın intiharı

İntihar eden baba için provokatör diyorlar. Ulan adam öldü öldü, neden bahsediyorsun. Asıl provokatör sizsiniz ve de üstelik en şerefsizi olanısınız. 
...
Ulan.....! provokatör dediğin aynı zamanda olayın içinde olup, olup bitenleri izlemeye devam ederdi. Adam öldü, neyi izleyecek. 
...
Bu aşağılık güruh zuhur ettiğinden beridir her ülkem insanı için kin, öfke ve nefret ettiği bir öteki oluştu. Allah korusun; devletimize ve milletimize kast eden bir düşman cephesi oluştuğunda, hangi ortak değer bu iki cepheli milleti tek hedefte birleştirebilecek. Asıl beka sorunu budur işte. 
... 
Sayın vali, Sayın kaymakam, Sayın okul yöneticileri ve Sayın Bakan; sizler ağzınızla kuş tutsanız, hatta her açıklamanız doğru olsa bile; değil mi ki tek adam rejimi hüküm sürüyor; kimseyi söylediklerinize inandırıp, ikna edemezsiniz.
...
Vatandaşın devletine güveni kalmamıştır. Devlet adına yapılan açıklamaların doğruluğundan da, yanlışlığından da şüphe ediyor. Bu güvensizlik özelikle Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile başlayıp, trafoya kedinin girmesi ile devam edip, ayakkabı kutuları ile resimlenmiş, CEMAAT-AKP ittifakından zuhur eden 15 Temmuz ihanet şebekesi ile de zirveye ulaşmıştır.
...
Dolayısıyla, vatandaşı ikna edeceğiz diye boşuna çırpınıp durmayın, daha da batarsınız.


Muharrem ayı

Belki de Anadolu Türklüğünün Araplaşmasına ve gönüllü asilime olmasına direnç gösterip, mani olan en önemli unsurlardan birisi; Alevi "Kandaşlarımın" "Muharrem ayı"nı en kalbi duygularımla kutlar; türküleri, deyişleri ile öz kültürümüzün yaşanması ve yaşatılmasındaki öncü rollerinde başarılar dilerim.
...
İyi ki varsınız. 
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com