17 Eylül 2018 Pazartesi

İŞ BANKASI MESELESİ VE ARKASINDAKİ GİZLİ NİYET NEDİR

İş Bankası meselesinin arkasındaki gerçek niyet nedir.
Değerli dostlar gündeme getirilen İş Bankası mevzusunun arka planında ne var anlatayım.
...
Başta İş Bankası özel emekli sandığı vakfı olmak üzere batmış bankalar ve bir kaç sigorta şirketi da dahil olmak üzere özel bankalara, sigorta şirketlerine ait emekli sandıkları ve vakıfları var. Bu özel vakıf ve sandıkların mal varlıkları mevcut banka çalışanları ve emeklilerinin ödedikleri primler ile sağlanıyor. Sağlık giderleri ve emekli maaşları da SGK mevzuatı paralelinde düzenlenip, ödeniyor.
...
Esas mesele şu; bu vakıfların ve sandıkların büyük mal varlıkları var. Kısaca devlet bir yolunu bulup, bu mal varlıklarına konmak istiyor. Ama gelin görün ki; ne yapsalar İş bankası bu hevesleri kaçırıyor; zira İş bankasının büyük hissedarı çalışanları olup, diğer kalan hisseler de CHP'ye ait olunca; doğal olarak hükumetin özel sandıklara yapmak istediği operasyona en büyük engel de CHP ile İş Bankası emekli sandığı oluyor. Bu sıkıntı diğer sandıklarda yoktur, zira esas büyük hisse vakfeden bankalara ait de ondan.
...
Şimdi hükmet şunun alt yapısını oluşturmak istiyor. Özel emekli sandıklarına demek istiyor ki; "Ben de aynen sizin gibi maaş ödeyip, sağlık giderleri ve benzeri hakları karşılama garantisini sağlamak şartıyla mal varlıklarınızı devlete devretmenizi istiyorum". Ancak hükumet çok iyi biliyor ki; İş Bankası Emekli Sandığından bu yolda bir kararın çıkması, yani kendi kendisini feshetmesi düşünülemez. Bu arada Atatürk'ün vasiyeti gereği Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'na da kar payı ödeniyor. Belli ki Cumhurbaşkanı her iki kuruma başkan atayabiliyor ama İş bankasından gelen ödenekleri, mesela hazineye aktaramıyor; zira, Atatürk'ün vasiyeti buna engel de ondan. İlgili kurumların uhdesinde değerlendirilmesi gerekiyor. 
...
Ben de bir özel banka emekli sandığı mensubu olarak buna elbette hayır diyorum. Eğer benim emekli sandığımın mal varlığı biz çalışanların alın terimiz, göz nurumuz ile bugünkü birikimine ulaşmışsa ve bu mal varlığı birilerine dağıtılacaksa biz mensuplarına dağıtılmalıdır. Nerde üç kuruşa beş köfte. Biz yiyemedik, buyurun hakkı olmayanlar mı yesin diyeceğiz.
...
Diğer bir husus; hatırlanacağı üzere hükumet dini bayramlarda SGK ve emekli sandığından emekli olanlara ikramiye ödenmesi kararı aldı ancak SGK mevzuatına bağlı olarak faaliyet gösteren, üyelerine hizmet sunan İş Bankası Emekli Sandığı gibi sandıkların üyelerinin de kendi sandıklarından aynı şekilde ikramiye alabilmelerine ilişkin düzenleme yapılmadı, muallakta bırakıldı ki; hükumete göre bu sandıklar bir şekilde hazineye devredilmeden önce varlıkları erimesin diye. İşte bu nedenle ilgili sandık yönetimleri ilgili yasada kendilerini bağlayan bir düzenlemenin olmadığını gerekçe göstererek ikramiye ödemesi yapmadılar. 
...
Yalnız şunu söyleyeyim ki; İş bankasında gedik açmayı, yani Atatürk'ün vasiyetini geçersiz kılmayı başarırlarsa; açmış olacakları bu gedikle akıllarından geçeni gerçekleştireceklerdir. CHP başta olmak üzere tüm muhalefet Atatürk'ün vasiyetine sıkı sıkıya sahip çıkmalıdırlar. 


Türk Ordusu üzerinde düzenlemeler yapıldı; ya cemaat ve tarikatlar da...?
Özelikle 15 Temmuz kalkışmasıdan sonra benzeri muhtemel yapılanma ve kalkışmalara karşı önlem amaçlı tüm kurumlarda düzenleme ve denetlemeler yapıldı.
...
Peki sormak isterim; özellikle dini cemaat ve tarikatlara karşı bu anlamda düzenleme ve denetim yasal yaptırımlara bağlandı mı; hayır. Yılardır sivil toplum örgütçülüğü, dernek yöneticiliği yaptım. Her sene defterlerimizi koltuğumuz altına alır, dernekler masasına gider, denetimden geçer, hesap veririz. Bunun haricinde ani baskınlarla da denetimlerden geçtiğimiz olur.
...
Peki her türlü ticari faaliyetler de dahil olmak üzere, kendi meşreplerine göre dini ritüelleri yaşayan ve aynı zamanda yaymaya çalışan cemaat ve tarikatlar niçin devletin denetimden geçip, hesap vermezler. 
...
Mesela bugün faaliyette bulunan cemaat ve tarikatların zamanla fetö'ye dönüşmeyeceğinin garantisi var mı veya dönüşmesine mani olacak eteğe kemiğe bürünmüş devletin ne gibi bir tedbiri vardır.
...
Ben onu bunu anlamam. Evimin çatısı aktığında, tamir için belediyeden izin almadan tamirini yapamadım. Aynı durumdaki komşumuz ceza ödememek için durumunu zor anlatabildi. 
...
Dolayısıyla, cemaat ve tarikatların da periyodik denetimler yanında , zaman zaman ani denetimlerden geçmeleri gerekmektedir. Ne gibi; mesela kaç üyeleri var, başkanları kimlerdir, sivil hayatta ne iş yaparlar, cemaatteki konumları nedir, ticaret yapıyorlarsa; kanuni defterleri var mı dır, dini veya mezhepsel farkındalıklarına temel teşkil eden görüşleri metin veya tüzük haline getirilip, devletin ilgili kurumları veya Diyanet işleri Başkanlığı denetiminden geçmiş mi dir gibi daha bir çok hususta düzenlemeler yapılmalıdır.
...
Ama Türkiye ortalama algı düzeyinin dini değerlere teslimiyeti ve bunun üzerinden siyasetçinin de hazır hasat elde etme kurnazlıkları nedeniyle iktidarlar hiç bir zaman cemaat ve tarikatlar hakkında hukuki yaptırım ve düzenlemeler yapma yoluna gitmemişler dir. Bugün de görüyoruz ki; Cumhur ittifakı (Bilerek Cumhur ittifakı diyorum, zira Balgat müdavimleri de artık olup bitenlerin vebalinden sorumludurlar) kadim Türk Ordusu üzerinde çok önemli yapısal değişiklikleri yaptıkları halde, bu anlamda cemaat ve tarikatlar üzerinde denetim anlamında bir düzenleme yapmaya cesaret edememişlerdir. Ancak benim kanaatim cesaret edememekten ziyade; onları iktidara taşıyan suyun kaynağının kesilmemesi, hazır hasatın toplanması arzusudur. 


Cumhurbaşkanının kendisini Varlık fonu yönetimine ataması.
Yıllar sonra üniversitelerde, ekonomi dersleri işlenirken; söz dönüp, dolaşıp günümüze gelecek ve hocalar kahkahalarla; "Biliyor musunuz çocuklar, tek adam zamanında devletimizin kasası tek adam ve onun damadına emanetti. Kasaya gireni de, çıkanı da sadece onlar biliyorlardı" diyecekler. 
...
Bu tür uygulamalar yani varlık fonunun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve O'nun damadının denetim ve takibinde olması; 15 Temmuz denince günümüzde akla ilk gelen fetö ve onun hain kalkışması iken; bundan sonra bu somut gerçeğe gölge düşürecek algıların oluşmasına korkarım bizatihi tek adam ve O'nun hükumeti neden olacak. 
...
Ortalama zeka seviyesine sahip her vatandaşın diyeceği şu; "Bağımsız denetimden uzak fon yönetimi niçin ille de ve ille de bir ailenin inisiyatifine veriliyor ki. Yönetimde damat olup da ister istemez şaibelerin akla gelmesine vesile olunacağına; ülkede binlerce ekonomist var, aynı göreve niçin bir başkası atanmaz ki"
...
Veya bütün bu uygulamalar devletin bekası adına yapılıyorsa; ve de MHP bu nedenle tek adam rejiminin tetikleyicisi, sonra da ortağı olmuşsa; damat ve kayın peder denetimindeki fon idaresine bir MHP'li ekonomist atansa ve yine ortalama zekaya sahip bizler de; "Bakın işte kimseden kaçırdıkları bir şey yoktur" desek; fon üzerindeki şaibe kalksa, bizlerde de güven oluşsa daha güzel olmaz mı. 


Muhacir ve Ensar meselesi
Her vesile ile İslami referanslara atıf yapılarak Suriyeli göçmenlerin muhacir, bizlerin de Ensar olduğumuz; dolayısıyla yardım etmemiz gerektiği öğütleniyor. 
...
Peki bu muhacir dediğimiz insanlar geldikleri yerlere sürekli gidip gelebildiklerine göre nasıl oluyor da hala muhacir kalabiliyorlar peki.
...
Hani su görününce teyemmüm bozuluyordu? 


İsterseniz biraz da gülelim.
Didem Aslan Yılmaz'a programını izlerken "twit" attım "Programınızda 12 Eylül 1980'i tartışıyorsunuz, 3 tane solcu davetli var niçin bir tane dahi ülkücü yoktur" diye sordum. Programın bitimine doğru cevap verdi; "Kenan Evren'in 12 Eylül'de bir sağdan bir soldan astık hatırlatmasını yaptık ya" dedi

MİT'imizin başarısı
MİT'miz yurt dışında operasyon yapıp, hainleri bulup ülkemize getirebilme beceri ve kabiliyetinde olduğunu gösterdi. Tebrik ediyorum.
...
Keşke aynı başarıyı 15 Temmuz öncesinde üstelik de çok kolay olması ile ülkemiz içinde fetö'ye karşı da gösterebilseydi(!)


İYİ PARTİ
İYİ PARTİ 
Türk milletine ve devletine saygı, sevgi ve sadakat anlamında aynı paydada bütünleşen; güzel ahlak sahibi; etnik, din ve mezhep mensubiyetinden azade, herkesin aidiyet duyabileceği bir partidir.
...
Bu tanımın içinde sağ var mı, sol var mı. Sağın solun orası, burası, şurası var mı. Bilmem ne siyasetinin merkezi, kıyısı, köşesi var mı. Ateist, komünist; ülkücü, milliyetçi; liberal, kapitalist vurgusu var mı. Bunların hiç birisine doğrudan atfedilen bir vurgu söz konusu olmadığına; ve de bunu baştan beridir söylediğimize göre; peki ne demeye hala dayatılan siyasi kavramlar üzerinden kendimizi tanımlama ihtiyacı duyuyoruz.
...
İYİ PARTİ kendi kimliğini siyasetteki varlığı tanımlayacaktır. Yani demem o ki; İYİ PARTİ'nin siyasetteki misyonu; kendisi ile tanımlanacak olan bir mantaliteyi siyasi literatüre kazandırmak olmalıdır. İddiası bu olmadığı sürece diğerlerinin yanına eklenmiş bir fazlası parti olup, öylece kalmaya da mahkumdur.
...
Dolayısıyla, hangi şart altında olursa olsun tam katılımlı parti içi demokrasi ile yönetimler şekil almalıdır. Atama usulünün siyasette en utanılası durum olduğu anlayışı; İYİ PARTİ'nin örnek ve tavizsiz uygulayıcısı olarak siyasi kültürümüze kazandıracağı bir zenginlik olmalıdır. Beklentilerimiz bu yöndedir. 


Etnik özürlüler andımızdan korkuyorlar
Fuat Uğur denen adam nerede yazıyor, ekmeğini nereden kazanıyor; sağ düşüncenin bir gazetesi, Türkiye Gazetesinde. Adamın kaleminin ucundan Türklüğe kin ve öfke dolu cümleler damlıyor. Adam şimdi kafayı takmış andımıza; orada Türklüğe güven, sadakat ve sevgi vurgusu yapılıyor ya; ondan. 
...
İşte ben de bu tür sağ tandanslı davranış biçimlerinden dolayıdır ki; Türklüğümüze ve ülkemize en büyük zararı sağın ihaneti vermiştir diyorum. Bu ihanete maalesef ve maalesef dinimiz İslamı daima payanda olarak kullanmışlardır. Korkum o ki; gelecek nesiller bu sağın ihanetine şahit ola ola belki de gün gelecek "Dinimiz İslam olmasaydı ülkemiz bu denli geri ve zavallı kalmayacaktı" diyecekler.
....
Bugün bütün "Sağ" gazete başlıkları ve yazarlarının seçtiği konularda İslama vurgu altında Türklüğe karşı bir hasımlık ve hazımsızlık olduğunu sezersiniz. Bir başka gizlilik hali ise; dindarlık kisvesi altında Türk milletinden nefret edip ancak kendi etnik kimliğinden onur duyma hali. Bunu da mütemadiyen saklayan bir güruh var ki; esas tehlikeli olanlar da bunlardır. Bunlardan olan bir hatun kişi var ki; dün "Türk bayrağının altına azınlıkları temsilen bir şerit çekilsin" diyordu, çünkü "Sağ"ın ihanetinin devamı için o gün o konjonktürü oluşturmak gerekiyordu. Bugün ise O hatunun milliyetçiliği yanında benimkisi adeta halt etmiş(!) Bu da niye; sağın ihanetinin devamı için bugün de bu konjonktürün oluşturulması gerekiyordu ondan. Bunlar için etnik kimliklerini saklayıp, İslam inancına sığıntı halinde Türk milleti ve devletine ihanet etmek daha kolaydır. Bu sağ ihanet şebekesi her cemaatin içinde olabilirler. Dün fetö, bugün keto; fark etmez. Mesela bunların içinden müthiş Arapçılar çıkabilir ama Türkçüler hiç bir zaman çıkmaz.
...
Bütün bunlar 56 yaşında birisi olarak şimdiye kadar olup bitenler üzerine siyasi gözlemlerime dayanıyor. Keşke bizden önceki nesiller sola karşı vermiş olduğu mücadelenin bir kısmını da "Sağ"a kaşı vermiş olsaydı. Birey bazında insanları yargılamaktan ziyade bir zihniyeti sorgulamaya çalışıyorum.
...
Dolayısıyla,
Türk milletine ve devletine saygı, sevgi ve sadakat anlamında aynı paydada bütünleşen; güzel ahlaka sahip olan; etnik, din ve mezhep mensubiyetinden azade herkes benim için değerli ve birinci sınıf vatandaştır. 


Ülkücü okuyan yazan şuurlu bireydir.
Yahu yapmayın Allah aşkına!...
...
Ülkücü dediğin biraz okur, yazar, çizer, dinler, muhakeme yapar ve nihayetinde ders çıkarıp, gerekirse yönetir veya yönlendirir.
...
Bu kadar meziyete sahip insan nasıl olup da bir Asya ziyaretine tav olur anlamak mümkün değil. Bu ziyaretle Türklüğümüze şan ve şöhret kazandıran ne olmuştur Allah aşkına. Mesela ortak değerimiz olan hangi Türk büyüğünün sözüne atıf yapılarak, ne söylenmiştir. Söyleyemez; çünkü, öyle bir kültürün alt yapısına sahip değil, yolu oradan hiç geçmemiş ki. Hepimiz biliyoruz ki; O'nun çadır kurduğu yer Filistin kamplarıdır.
...
Adam daha dün milliyetçiliğimizi ayakları altına almadı mı. Sormak isterim; muhterem ne ara sırtınızdan ayağını çekdi, siz de; "Allah senden razı olsun" diyerek şükran duygularınızı dile getirme ihtiyacı duyup, övgü dolu methiyeler düzüyorsunuz.
...
Utanmasanız, Başbuğ mezarından çıksa; muhteremi övmek için "Sen ne yaptın ki" diyeceksiniz.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

8 Eylül 2018 Cumartesi

ÜYE İRADESİNE ÖNCELİK İYİ PARTİ'NİN KURULUŞUNDAKİ VAADİDİR

Parti içi demokrasi ve taban iradesine öncelik İYİ PARTİ'nin  kuruluşundaki vaadidir.
Oysa parti içi demokrasi; İYİ PARTİ'nin "Olmaz ise olmazı" olmalıydı; zira meşruiyetinin temelinde bunu misyon edinme vaadi vardı.
...
Efendim "Erken mahalli seçimler var, seçimli kongreler yetişmez" diyenlere; böyle giderse mahalli yönetimlerin merkezi yönetime geçeceğini tahmin etmek o kadar zor mu.
... 
Sayın Devlet Bahçeli mealen ne dedi; "Belediyeleri kazanıp yeni sistemin ruhu ve mantığına uygun, bütünlük arz eden bir yapıya dönüştürmek lazım. Onun için de; (Çok şükür bu sefer İP demedi) PKK ve artıklarına karşı başta üç büyük şehir olmak üzere 27 büyük şehri almak lazım.
...
Yani demem o ki; Cumhur ittifakı rejim değişikliğine doğru dolu dizgin giderken; İYİ PARTİ olarak iddialı güçlü ve aynı zamanda alternatif olabilmek için dağıtarak büyümek değil, toparlayarak büyümesi lazım, bunun da tek yolu parti içi demokrasidir. İYİ PARTİ mahalli seçim konusunu CHP ile ittifak yaparak halletmeli, seçimli kongreler yapılarak da partiden kopmalara mani olup, aidiyet duygusunu pekiştirmelidir.
...
Buradan pişmanlığım çıkarılmasın lütfen. Allah korusun bir başka partiye entegre olup sonra tamamen asimile olmak da var; en azından bugün için böyle bir risk söz konusu değildir. Bu satırlarımı kopmak için bahane üretmek değil; sahiplenme adına, değerlendirme olarak görülmesini istirham ediyorum. 


İttifak yapmak kazanmak için zorunluluktur
Şahsen kaybetmeye ve egomu tatmin etmeye değil; sonuca endeksli, kazanmaya yönelik siyaset yapılmasından yanayım ve de şahsi stratejim bu yönde olacaktır.
...
İYİ PARTİ'liyim. İYİ PARTİ'nin kendi adayları ile mahalli seçimlere girmesi; yirmi yıldır bir başka partide yaşadığımız gibi çok da güzel ego tatmini olur ama bu stratejinin sonunda zafer kutlamasını da Cumhur ittifakının yapacağı aşikar. Dolayısıyla, buna göre sonucu benim için aşikar olan başka bir yolu tercih edeceğim; Cumhur ittifakı karşında kazanması muhtemel adayı destekleyeceğim.
...
CHP+İYİ PARTİ'nin ittifak adayı İlhan Kesici olursa İlhan Kesici kazanır. Ankara'da ise Mansur Yavaş kazanır. Bu iki ili örnek olarak verdim. Peki bu gerçekler bal gibi ortadayken, İYİ PARTİ ittifak yapmadan kendi adayları ile seçime girerse kazanacağına inandığı için mi yoksa siyasi aidiyet tatmini için mi girmiş olacak. Yirmi sene şahsen bu duyguyu fazlasıyla tatdım, artık ihtiyaç duymuyorum.
...
CHP'nin de, İYİ PARTİ'nin de "İttifak yapmayacağız" açıklamalarının nihai kararları olduğunu düşünmüyorum, taktiksel olduğunu düşünüyorum.
...
Aksi durumda gerek CHP gerekse İYİ PARTİ; rejim değişikliği de dahil olmak üzere "Cumhur ittifakı" devletine giden yolda büyük katkı sağlamış olacaklardır. Mahalli seçimleri yerel bir olay olarak görmemek lazım aksine; Cumhur ittifakının "Devletleşen" gücünü kırmak için vesile olarak görmek lazım.


"Ülkücü Hareket Partisi"
Kurulacakmış. 
"ülkücü hareket partisi" kurma düşüncesi; isminden de belli ki hiç bir iddiası olamayacak bir yapılanma olacak. İsmini bile bir başka partinin ismine vurgu yaparak, onun üzerinden tanımlama ihtiyacı hissetmek; hiç bir iddiamız yok demektir.
...
Yani bu oluşum; artık ülkücüler olarak ne kadar varsak; ilave bir dilime daha ayrılmış olacağız. Muhtemelen İYİ PARTİ yi yok gören devlet bu arkadaşlara TV'ler de daha çok yer verecekler, maalesef buçuklar halindeki üç beş tane "ülkücü parti" siyasette yer alacak, gene gün gelecek Bahçeli ve Destici gibi bu müstakbel partinin yine mustakbel liderini "Devletin Bekası için" deyip, aynen yirmi sene bir araya gelmemiş MHP ve BBP gibi Erdoğan'ın himmeti ile O'nu lider tutma ittifakına dahil edilecektir.
..
Ne diyelim, hayırlı olsun. İnşallah kendilerini İYİ PARTİ'ye karşıtlık üzerinden değil de; başka enstrümanlar üzerinden tanımlarlar, İYİ PARTİ bir de bunlarla cebelleşmek zorunda kalmaz.
...
Ülkücülüğün siyasi partilerde değil, kişilerin kendi nefislerinde yaşaması gerekliliği, hatta zorunluluğu; özellikle Devlet Bahçeli ve Erdoğan'ın Türk milliyetçilerinin önüne getirip, dayattığı gerçektir.
...
Dolayısıyla, her ülkücü bulunduğu her yerde ülkücü edep, adap; inanç ve ilkelerin gereğini yaparsa ne kurumsal anlamda siyasi bir partiye, ne de başka bir organizasyona gerek vardır. Ancak çok önemli bir husus var, o da; ülkücü öğretide ve kullanılacak literatürde patiler üstü kalıp, belli bir mutabakatı sağlayarak diri kalmak adına sivil toplum yapılanmasına özen göstermek gereklidir; aynen bir zamanlar Aydınlar Ocağı'ın hükumetler kurup, bakanlar tayin ettiği gibi. Bu anlamda Devlet Bahçeli'nin diğer bir ciddi kusuru; bu tür sivil toplum örgütlerinin varlıklarına ve güçlenmelerine katkı sağlamanın yerine, buradan doğacak fikri gelişmelerin kendisini sorgulanmasından ve hareketin kendi kontrolünden çıkmasından korkarak pasifize etmesidir.

Yanlış girilen kur ile kimler döviz alışı yaptı açıklansın
Sayın Devlet Bahçeli ve MHP'den beklentimiz; bir kamu bankamızda "Yanlış girilen kur" üzerinden kimlerin döviz aldıklarının tespiti için söz konusu bankanın acilen uluslararası bağımsız bir denetim firması tarafından denetlenmesi ve elde edilen sonuçların kamuoyuna açıklanmasıdır.
...
Özellikle uluslararası bankacılık sisteminde güven tazelemiş, yabancı sermayeye de güven telkin etmiş olacağız. Sözde yanlış kurla satışı yapılan işlemlerin iptal edilmesi söz konusu olamaz. Müşteri bankanın sisteminde gördüğü kuru tıklayıp da işlemi yaptığı an elde ettiği sonuca bağlı tüm hak ve yükümlülükler tamamen kendi inisiyatifindedir artık.
...
Gerek uluslararası bankacılık sisteminde, gerekse özel bankacılık sisteminde; müşterinin kendi rızası dayanan talimatı olmadan hiç bir şekilde müşterinin hesap hareketleri üzerinde oynama yapılamaz. Dolayısıyla, ülkemiz bir hukuk devleti ise; bankacılığımız da hukuk devletinin talimatı altında faaliyet gösteriyorsa; feriştahı gelse yapılan işlemleri iptal edemez. Zarar söz konusu ise banka bilançosuna zarar yazar.
...
Dolayısıyla, Meral Hanım'a verdiğimiz 400.000 imzanın arkasında fetö'nün olabileceğini fütursuzca beyan edip, tek adamlı hükumeti bunu araştırmaya çağıran Sayın Devlet Bahçeli'yi; şimdi de gerçek olay üzerinden somut veriler dayanan ciddi bir meseleye el atmasını bekliyoruz. Öyle ya; sistemi bile değiştiren inisiyatif isen; senin neye gücün yetmez ki.


Brezilya'dan kurbanlık ithali
Brezilya'dan canlı hayvan ithal edeceksin. Sonra bu hayvanlar 17 günde ülkemize gelip, kurbanlık niyetine satılacaklar. Ve sonra kurban kesenler ibadetinin gereğini yerine getirmenin iç huzuru ile üstüne iki rekat da namaz kıldılar ama o hayvanların yaşadıkları eziyetten hiç haberleri olmadı.
...
Yazıklar olsun. 17 gün yolculuk boyunca işkence gören bu canlılar üzerinden para kazanan vicdansızlar; bu işin pazarlığını yaparken hiç mi aklınıza gelmedi; bunların da birer canlı oldukları.


Rusya ile milli maçımız var(mış) da; haberimiz yok. 
...
Bu şu demek; milli hislerimiz oldukça erozyona uğramış. Bunu şahsen şu meşhur "Şike" davaları sonrasında yaşanan sürece bağlıyorum. Müşterek eğlencemiz futbolumuz vardı, ondaki ortak hislerimizi de dumura uğrattılar. Eskiden günler öncesinden, hele ki milli maçlarımızdan haberimiz olduğu gibi aynı zamanda imkanlar dahilinde işverenler çalışanlarına maçları izleme imkanı tanırlardı.
...
İnsanımız 16 yıldır hop oturup, hop kalkıyor. Sarp dağları aşarak, uçurumun kenarında yolculuk yapar gibi; ha uçtuk, ha uçacağız tedirginliği ile bu korku ve endişenin esir aldığı psikolojimizle futbol hangimizin umurunda olur ki. 


Aynı süreç yaşanırsa MHP'nin af talebinin akibeti de ''Rahşan Affı''na benzeyecektir
Sayın Devlet Bahçeli iyi bilir. Meşhur Rahşan affı ile annesinin yanında kızına tecavüz edip, sonra da öldüren şerefsiz dahi; affın kapsamının sulandırılması ile serbest kalmıştı.
...
Bu affın çıkması durumunda ahanda buraya yazıyorum; 15 Temmuz'un fiilen içinde olanlar hariç; cemaat mensubu olup da Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi cemaatin içinde hiç inisiyatif sahibi olmayıp, sadece ibadet kısmında kalmışların affına kadar bu iş genişler. Çünkü cemaate mensubiyeti "İbadet mertebesinde" kalmışların kendileri ve yakınları üzerinde oluşmuş olan mağduriyetler devlete yük olmaya başladı ve ciddi bir sorun haline geldi. Zaten yargıtay 16.dairesi zımmen "İbadet aşaması"nda olanların terör örgütüne mensup oldukları şekilinde değerlendirilemiyeceği yönünde bir kararının olduğunu hatırlıyorum.
...
Yoksa diyorum şimdilik çıkarılıp, sonra da yukarıda ifade ettiğim gerekçelerle kapsamı genişletilmek üzere bilerek bir af çalışması mı yapılıyor.

Mehmet Soral

soralmehmet@gmail.com

2 Eylül 2018 Pazar

NUR YÜZLERE SİNEN TEHDİT

Nur yüzlere sinen psikolojik tehdit
80 yaşında nur yüzlü, sakallı amca "Altmış yıldır seçmenim, ben böyle bir dönem yaşamadım" diyor ve arkasından ilave ediyor; "İsterlerse beni hapse atsınlar". 
...
Ülkemizde Cumhur ittifakının sebep olduğu şartların muhalif düşünce üzerinde yarattığı psikoloji budur, maalesef. (Artık hükumeti AKP hükumeti olarak değil, Cumhur ittifakı hükumeti olarak görüyorum) 
...
Oysa amcanın söylediklerinde hiç bir sakınca yoktur. Mesela Almanya'da bir Almanya vatandaşı "Altmış yıldır seçmenim, böyle bir dönem yaşamadım" dediğinde, bizdeki nur yüzlü amca gibi hapse girme tehditini hisseder mi sizce; etmez, hatta ima edene kızar. 
...
Dolayısıyla, AB üyeliğinin yolu vatandaşına günlük yaşamda sağladığın güven, kazandırdığın itibardan geçer. Ama siz gene "Bunlar var ya bunlar; ezanımıza kast ediyorlar" deyip günü kurtarıp, iktidarınızı muhafaza etmeye çalışacaksınız. Size lazım olan da budur zaten. 


Vekil transferleri meselesi.
CHP ve İYİ PARTİ arasında yaşanan 15 vekil meselesi; köye su akmasın diye gözeye odun çakan hain ile gidip o odunu söken vefalı arasında geçen bir olay gibidir. Bugünlerde yaşanan vekil transferi ile hiç bir benzer tarafı yoktur.
...
Siyasette vekil transferi ile partilerine yapabilecekleri kalleşliklerin önüne geçmeye yönelik; İYİ PARTİ'nin öncü olması dileğiyle, diğer partilerden istifa ederek İYİ PARTİ'ye geçmek isteyen vekillerin bu taleplerinin karşılıksız bırakılacağının bir manifesto ile ilan edilmesi Türk demokrasi tarihine geçecek olan ortaya konmuş bir tavır olacaktır. 
...
İYİ PARTİ farkındalık mı yaratmak istiyor; alın size farkındalık.

...
Bir partiden seçilip, başka bir partiye geçmek; seçilmiş olduğu partiye yapılan bir tür kalleşliktir.
...
Adam o kadar içten pazarlıkla gelmiş ki; ayrılış gerekçesini bile izah etmekten aciz, öz güven yoksulu, zavallının teki. 
...
Tek şartla masum görülebilir; partisinin bir şeklide varlığının sona ermesi veya partisinden ihraç edilmesidir. 
...
Eğer gün gelir paşa gönlüne göre partisinden ayrılıp, İYİ PARTİ'ye gelecek hiç bir vekilin benim nezdimde zerre kadar itibarı olamayacak; adam yerine koyup, selam dahi vermeyeceğimi beyan ederim. Tabi ki vekillikten de istifa edip gelenin başım üstünde yeri vardır. 

...
Benim emeğim, göz nurum, fedakarlığım ile vekil olup, sonra bu sıfatını başka bir partiye taşıyan; inşallah gittiğin yerin tabutuna çivi olursun.

Külliye ziyareti ve yankıları
İYİ PARTİ yönetiminin Külliye'ye gitmesini kendisine uygulanan yok hükmünü, müsebbibi olanlara fark ettirmek ve adeta devlet politikası haline gelen İYİ PARTİ'ye uygulanan ambargoyu delmek şeklinde görmek mümkündür. 
... 
Cumhurbaşkanı Erdoğan Meral Hanım ile göz göze gelmekten bu sefer kaçamamıştır. İYİ PARTİ bir imkanı kullanmıştır, davete icabet etmeseydi "Yok görülmesini" adeta meşrulaştırmış olacaktı.
... 
Eğer ille de bir eleştiri yapmak gerekiyorsa; Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sorun bakalım; kurulduğu günden beridir hiç bir şekilde muhatap olmadığı İYİ PARTİ ve onun genel başkanını niçin Külliye'ye davet etmişlerdir. 

...
Erkeklerinin beyefendi, kadınlarının da hanımefendi duruşunu beceremeyenlerin; Meral Hanım'ın son derece nezaket içeren hanımefendi duruşunu teslimiyet şeklinde yorumlamak tam da yobaz bir zihniyetin tezahürü olarak görmek lazım.
...
Bu edep ve adaplı vücut dilini yanlış yorumlamak eğitim meselesi olup, o da muhataplarının sorunudur. Külliye'de muhtemelen atıl duran bir çok oda vardır, Meral Hanım'dan rica edilirse gider, "Adabı muaşeret dersi" olarak anlatır.


''Milletin ittifakı'' sonuç almak için gereklidir, devam etmelidir.
Cumhur ittifakı karşısında başarılı olmak için yine karşısında karşıt bir blokun oluşması gerekir.
...
Mesela iki örnekle ne demek istediğimi anlatmış olayım. Eğer İstanbul, Ankara için CHP ve İYİ PARTİ ittifak yapmayacak olurlarsa; belediye başkanlığı AKP'ye hediye etmiş olacaklardır.
...
Ankara'da Mansur Yavaş, İstanbul'da İlhan Kesici Cumhur ittifakına karşı kazanacak isimlerdir.
...
Rasyonel düşünce bunu gerektiriyor ama bize sonuç getirmeyen aidiyet duygusunu ile kurumsal ego tatmini adına hareket etmek de ayrı bir seçenek. Sonuca odaklı ve de tek adamlı rejimin gücünü kırmak istiyorsak Cumhur ittifakı karşısında ittifak arayışları devam etmelidir. Millet ittifakı devam etmelidir. 


Prensip olarak atama yönetimlerde olmayacağımı beyan ediyorum.
Ben gene sözümü başından söyleyeyim de; sonradan gelişmeler karşısında kendimi rahat hissedebileyim. 
...
İYİ PARTİ Genel Merkezi tüm il başkanlarına yeniden yapılanma için istifalarını vermelerine yönelik tavsiye kararı almış. 
...
Mahallelerimizde delege seçimi ile başlamak üzere; irademizle tecelli edecek teşkilat yapılanmasından yanayım. Dolayısıyla, atama usulü oluşacak yönetimlerde bulunmak istemediğimi şimdiden beyan ediyorum.
...
Eğer yine atama yönetimlerle seçimlere gidilecekse değişen bir şey olmaz, mevcut arızalı durumlar ne ise bu sefer kahramanları değişecek ama aynen devam edecektir. Hatta iddia ediyorum ki; böyle bir süreçten parti daha çok yıpranarak çıkacak, kaş yapayım derken göz çıkarılmış olacaktır.
...
Gerekçenin, mahalli seçimlere hazırlık şeklinde açıklansa da; bu sefer ki aceleciliği mazur göremeyeceğim, seçimli teşkilat yenilenmelerinden yanayım. Bu partinin, mahalleden başlamak üzere en tepeye kadar tüm teşkilatlarının seçimle oluşmasını istiyorum. Çünkü partinin gerçek anlamda kurumsallaşabilmesinin bu yolla mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte gönlümden geçenler olmayabilir ama elbette parti üyeliğim de, bireysel katkılarım da devam edecektir. Yapmak istediğim, yıllardan beridir benimsediğim ilkesel kararımın tutarlı şekilde takipçisi olup, gereğini yapmak. 


''Reiz milliyetçi olmuş'' yapma yahu!
Yahu yapmayın, etmeyin arkadaşlar; hemen yelkenleri indiriyorsunuz, söylenenleri unutuyorsunuz. Neymiş efendim; Anıtkabir defterine "Büyük komutan ruhun şad olsun" demiş. 
... 
Niyet detaylarda gizli bilesiniz. O cümlenin devamı nerede peki. Türkçe'mizde yaygın kullanışıyla "Ruhun şad, mekanın cennet olsun" denir. Oysa ki niyet tam anlamıyla hasıl olmuş mu dur, hayır. Mustafa'yı söylüyor, Kemal'i söylüyor, komutanı da söylüyor sıra Atatürk'e gelince dilleri lal oluyor. 
...
"Keşke Yunan galip gelseydi" diyene; soruyoruz ne yapıldı. Hastahanede en güçlü makam tarafından ziyaret edildiği gibi sağlığının da devletin kontrolünde takip edildiğini düşünüyorum. Bu olup, bitenleri nasıl unutabilirsiniz.
...
Milliyetçilik yükselen değer ama ancak bizim dünyamızda bir anlamı var. Birileri bu enstrümanı bilerek değil, bilmeyerek çalıyor. Zaten çıkan sesten hemen de kendini ele veriyor.
...
"Ruhun şad olsun" diyorsun, peki mekanının cennet olmasını niçin layık görmüyorsun. muhterem. Dedim ya; niyet detaylarda gizli.
...
Büyük öder, yüce Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk; başta sen olmak üzere bağımsızlık mücadelemizde emeği geçen tüm silah arkadaşlarının ruhları şad, mekanları cennet olsun.
Ruhunuz için Fatiha. 


Be hey şaşkın; kimi kiminle kıyaslıyorsun.
Atatürk zaferi Anadoluyu işgal eden emperyalistlere karşı kazanmıştır; bizatihi devlete yerleştirdiği hainlere karşı değil.
...
Dolayısıyla, birilerini Atatürk ile yarıştırırken boşuna ıkınmayın bir şey çıkmaz. Nedir bu fütursuzluk, haddini bilmezlik Allah aşkına.


İYİ PARTİ korkusu beraberinde ambargo da devam ediyor.
Habertük TV'te tartışma programı izliyorum. Benzerini CNN Türk TV'de de izliyoruz; aynı format.
...
Habertük'de bir yandaş yazar, iki yandaş akademisyen; birisi aynı zamanda rektör. İki kişi CHP milletvekili ve diğer altıncı kişi, MHP'li görünümlü, yandaşa takviye gazeteci.
...
Manzara gösteriyor ki; İYİ PARTİ'ye bilinçli ve sistematik şekilde ambargo uygulanıyor. Ancak işin garibi CHP'siz de hiç bir program yapmıyorlar. Hep derim ya; AKP'ye daima "Bunlar var ya bunlar; camileri ahır yaptı" diye kum torbası niyetine yumruk atıp, güç alabilecekleri bir enstrüman lazım onun için de belli ki CHP'yi seçmişler. Çünkü bu anlamda geçmişe yönelik, İYİ PARTİ'ye söyleyebilecekleri yeterli done ve yaşanmışlıklar yoktur.
...
Aslında Cumhur ittifakının İYİ PARTİ tedirginliği bir anlamda beni umutlandırıyor. Bundan anlıyorum ki; Cumhur ittifakı hegomanyasının "Kilit taşını" yerinden söküp atacak ciddiyette bir alternatif olarak İYİ PARTİ görülüyor. 


İşte bunu alkışlıyorum.
Hükumet, taşa toprağa yatırım yaptırarak zengin ettiklerine krizin maliyetini yansıtmayı nihayet akıl edebildi. Konut satışlarında %10 indirim kampanyası başlattı.
...
Bu arada vatandaş, aldığı konut için ödeyeceği peşinatı dövizini veya altınını bozdurarak yaparsa ve ileriki günlerde bunlarda değer artışı olursa; oluşan fark konutun fiyatından düşülecekmiş. 
...
Çok güzel düşünülmüş, tebrik ederim. Bu operasyon bana 15 Temmuz'un hemen ertesi günü binlerce fetöcü savcı ve hakimin tutuklanmasını hatırlattı. Çünkü onların hepsi bizatihi AKP hükümeti tarafından biliniyorlardı.
...
Şimdi de içinde bulunduğumuz ekonomik krizi aşmak için haklı olarak hemen hükumetin aklına zengin ettiği; taşa toprağa yatırım yapan müteahhitler geldi. Müteahhitlere deniliyor ki; sayemizde çok kolay paralar kazandınız. Artık bundan sonra az para kazanacaksınız ama aynı zamanda ekonomik krizini aşamada katkı sağlamış olacaksınız. 


Devletin bekası bahane, rejim değişiyor şahane
Ülkede ekonomik krizmiş varmış; oymuş, buymuş, şuymuş hepsi tıraş. Baksanıza adamın elinde bir portre, asacak yer arıyor.
...
T. C Devleti üzerinde her türlü oyun oynandı ve aynı zamanda bu oyunlar sırasında gizli bir ajanda da olmalı ki; yazılmış olan her şey kendi mecrasında kesintisiz uygulanmakta.
...
15 Temmuz oldu aynı iktidar, ekonomik kriz oldu aynı iktidar. Ama çok garip değil mi; her ne hikmetse işler kötüye gittikçe, devletin üzerinde sistem dahil yapısal değişiklikler de yine aynı iktidar döneminde gerçekleşiyor.
...
Elbette devlet ve milletimiz için bir beka sorunu var ama bunun kaynağının içten mi, dıştan mı olduğu doğrusu belli değil. Dolayısıyla düşman deyince kim veya kimleri anlayacağımız da belli değil. Mesela en büyük ihanet şebekesi maalesef "Ne istediniz de vermedik"lerimizmiş. Peki bugün için de bir başka "Ne istediniz de vermedik"lerimizin tezgahına gelmiş olamaz mıyız. 
...
Genelde demokrasi ile yönetilen ülkeler de dahil olmak üzere devlet dairelerinde, resmi yerlerde; uygun yerlere o devletin kurucusunun resmi asılır. Eğer bugün T. C Devletinin kurucusunu rahmetli Gazi Mustafa Kemal Atatürk olarak kabul ediyorsak ve de buna rağmen resmi dairelere Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın resmi asılacaksa; bu topraklarda kurucusunun Recep Tayyip Erdoğan'ın olduğu yeni bir devletin kurulduğunu gösterir ki; diyelim ki niyet bu olmasa bile algılarla yönetilen toplumun varacağı yer, alacağı hal belli değil mi. 
...
Sayın iç işleri bakanı Süleyman Soylu, toplum yeterince gerildi. Lütfen gerginliği ve ayrışmayı tetikleyen icraatlardan kaçınınız. İnanın ki Sayın Erdoğan'ın resminin duvarlara asılması onu yüceltmeyeceği gibi aksine AKP'yi Baas Partisi, Erdoğan'ı da onun lideri konumuna sokar. Ama "Yok biz de Atatürk gibi yeni bir devlet kurduk" diyorsanız; onu da yüreklice çıkın söyleyin öyleyse. 
...
Toplum ayrışma için değil, bütünleşme için vesileler arıyor. Lütfen bu vesilelerin öncüsü siz olun. Umarım başta Sayın Erdoğan olmak üzere, hükumetin aklıselim yöneticileri sizin niyetinize geçit vermeyeceklerdir diye düşünüyorum.


Bir akademisyenin siyasi yandaş olma ayıbı
Salmanmısın, söğütmüsün her neysen; senin lider dediğin adam Atatürk'ün yanında cüce bile değil. Def-i hacetin daha Haliç'e inmedi ki; Marmara'da zerre olmaya çalışıyorsun. 
...
Lider o ki; ülkesini hainlerden, işgalcilerden temizleyip, devlet kurmuş. Lider o ki; işgalcilerle yönetime gelip, ülkeyi hainlere teslim etmiş.
... 
Senin paşa gönlün istiyor diye birileri lider de olmaz, kahraman da olmaz. Dolayısıyla, özellikle Atatürk sonrası gelmiş geçmiş hiç bir parti liderini Atatürk ile kıyaslamak; sahip olduğun zeka ile mümkün olabilse de; sakın bir daha yapma, sonra essah sanırlar. 


Fetö ve siyasi ayağı
Çıkarılacak özel bir kanun ve buna bağlı zorunluluk gereği "fetö'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması" süreci başlatılana kadar Cumhur ittifakının fetö ile mücadelesinin samimi olmadığına inanmaya devam edeceğim.
...
Toplum vicdanı; aynen siyasilerin de diğerleri gibi başkaları eğilerek arabalara konup, götürüldüklerine şahit olmak istiyor. 


Boğa Ferdinand
Boğa Ferdinand kadar inanmış ve adanmışlığı olmayan insanlardan ne olabilir ki; hiç bir halt olmaz. O artık benim "Adamım". 
...
Boğa Ferdinand, hakkında verilen hükme itiraz etti. "Has.tirin lan, ferman sizinse denizler benim" dedi; isyan edip, kaçtı. Azim ve kararlılık dolu ve aynı zamanda oldukça riskli bir yolu tercih ederek kendisini Karadeniz'in sularına bıraktı. 
...
Evet, muktedirler değil Ferdinand kazanmıştı. İnsan aklı karşısında "Hayvan" azmi bu sefer galip geldi.
...
Çocuklarınızın ders çalışma masasına artık bundan böyle "Boğa Ferdinand"ın biblosunu koyun, yanına da "Eğer sen de inanırsan başarırsın" notunu düşün.
...
Haluk Levent'e Ferdinand Boğa'ya yaptığı jest için teşekkürler. 

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

27 Ağustos 2018 Pazartesi

OLUP BİTENLER ÜZERİNE

''Men Atatürk'ün askeriyem''
Ebülfez Elçibey
Ruhun şad, mekanın cennet olsun; şair ruhlu romantik insan. Bir damla kardeş kanının dökülmemesi için hiç bir şekilde koltuk hesabı yapmadın. Eğer isteseydi, koltuğunu koruma uğruna kendisine bağlı "Azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz köleler" ordusu kurabilirdi ama asla böyle bir şeye tenezzül etmedi.
...
Kendisine sorarlar "Ermenistan ile savaşta Türkiye isteseydi bize uçak, helikopter gönderebilirdi, niçin göndermedi" dediklerinde; "Özellikle böyle bir katkı istemedik; Türkiye Türklüğümüzün güneşidir; bu güneş sönerse Türk dünyasının güneşi de sönerdi, riske girmesine gönlüm razı olmadı" demiş. Rahmetli "Bir millet iki devlet" inancını iliklerine kadar hissederek yaşadı ve uçmağa vardı.
...
Bir Türk milliyetçisi olarak beni kahredip, utandıran ise; cenazesi ülkemizden can Azerbaycan'a götürülürken Türk milliyetçileri olarak kendisine yakışan şekilde uğurlayamadan; sabaha karşı adeta kaçırılarak gönderilmesi olmuştur. O gün iktidarda olanlar ise;... neyse.
...
Ruhun şad, mekanın cennet olsun; şerefli, haysiyetli, onur abidesi yüce Türk.


Garip bir döngü

Garip bir döngü; sol jargona ters değişimleri sol iktidarlarında; Türk milliyetçiliğine ters değişimleri de Türk milliyetçilerine yaptırdılar. Sağ iktidarlarda ise kime ne istedilerse yaptırdılar. 
...
Nasıl mı?
Sol denince insan hakları ve onun mücadelesi akla gelir ancak siyasal İslamın tezgahına gelip, başörtüsü yasağının en sadık savunucuları olup, savaşını da verdiler. Oysa insan haklarını savunan jargona bu yakışıyor muydu hiç. Böylece Siyasal İslam'ı zayıflatmak değil, aksine ona güç verdiler. O güç öyle bir hal aldı ki doların bugün yükselmesini dahi; birilerinin ezanı susturmak kastı ile yaptıkları şeklinde izah edebilmelerini sağladığı gibi inandırmıştır da.
İşçi hakları adına 1980 öncesi sosyalist devrime kalkışan DİSK, bugün sus pus olup, o da ığdış edilmiş durumda değil mi.
...
T.C Devletini kuran düşüncenin temelinde Türk milliyetçiliği olmasına rağmen; çok garip bugün siyasal İslam'ın hakimiyetinde iki partili başkanlık sistemine geçiş görevinin öncülüğü yine Türk milliyetçiliğinin sözde kurumsal kimliğine verildi. Mesela, idamın kalkması, tahkim yasası, azınlıkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi gibi yasa ile bile değil, anayasal düzenlemelerle yapılması. Mesela, Erciyes Kurultayı ve Antalya Türk devlet ve akraba toplulukları kurultayı etkinliklerinin yine Türk milliyetçilerinin "Kararı" ile kaldırılması gibi. Kime ne zararı vardı; cevabı yok.
...
Çok geniş bir konu. Küçük bir katkı ile düşünce ufkumuzu geniş tutmaya matuf bir paylaşım olsun istedim.
...
Aklımızı başımıza toplayıp güzel ahlak temelinde; tüm din, inanç ve mezhep taassubundan uzak, ideolojilerden azade; vatanseverlik ve millet severlik paydasında bütünleşerek bugünkü olumsuz konjonktüre alternatif duruş sergileyip, ortak sinerji oluşturabiliriz.


Yüreğinizi ferahlatacak bilgi vereyim

Yüreğinizi ferahlatacak müjdeyi ben vereyim size, hükumetten beklemeyin.
.... 
Aklı başında alacaklı alacağı olanın bitmesini, tükenmesini, batmasını beklemez; elinden gelirse yaşamasını ister ki; bir gün alacağını tahsil edebilsin.
...
Türkiye'den 500 milyar dolar alacağı olan özellikle batı menşeli firmalar Türkiye'nin batmasını isteyecek kadar ahmak olmaları mümkün değil. Ülkemizde sadece 6 bin küsur Alman firması var. Sizce Alman hükumeti ABD'ye mi destek olur, yoksa krizi atlatabilmemiz için ülkemize mi. Türkiye'yi yönetmesini becerebilseler; borçlu olduğumuz firmalarla öyle bir diyalog kurabilirler ki; gerekirse onları bile ülkelerine karşı kullanabilir, harekete geçirebilirler ama zırt pırt "Ey Almanya, ey Hollanda" da dememek lazım. Her ülkenin kendine göre milli hassasiyetleri vardır. İşte onun içindir ki diplomasi dilini bilmek lazım, bilenleri de "Monşerler" diyerek küçümsememek lazım.
...
Ancak hiç bir alacaklı da alacağından vaz geçmez. Dolayısıyla, ülke yaşasa bile halkın sürünmemesi için 500 milyar borcun ödenebilir şartların oluşması lazım. Saman ithali ihtiyacı üretimin tükenişinin dip noktasıdır.
...
Ülkenin üretim ekonomisine geçmesi ve diplomasi dilini bilen yetkin isimlerin istihdamına ihtiyaç var ancak bunun Cumhur ittifakı ile de gerçekleşmesi mümkün değil.
...
Ülkenin döviz rezervleri hastahane, pastane; yollar ve büyük inşaatlar için tüketildi. Bundan sonraki imkanların tarım ve sanayiye aktarılması lazım ama "Hüsamettin inşaat"lar veya "Abuzittin Hospital"lar ne yapacaklar; Allah korusun, havuz nasıl dolacak; öyle değil mi.
...
Dolayısıyla sakın inanmayın; kimsenin ezanımızla falan bir problemi yoktur. Bu olsa olsa; acizliğin, kudsiyetlerimizin suistimal edilerek gizlenmesi çabasıdır. 

...
Size bir şey daha söyleyeyim mi; bırakın ABD düşmanlığını veya papazını, ABD bize yardım edeceğini söyleseydi bile bu kriz olacaktı. Bu ülkenin 500 milyar dolar borcu var ve AKP iktidara geldiğinden beridir hizmet ve inşaat sektörü dışında katma değer üreten hiç bir sektöre yatırım yapılmadı.

Verdiğimiz ekonomik savaş ve Papaz olayı

Ve, anlaşılmıştır ki; Cumhur ittifakı, çok önceden beridir beklenen ekonomik krizi, ABD'nin papazı üzerinden yönetmeye çalışıyor.
...
Erdoğan'ın klasik yöntemi; "Kazanmak için düşman yaratacaksın". Haksız da değil hani; her defasında kazandı. Demek ki bu hal de bir başka yönetme şekli. İnsanlara; kendi mağduriyetlerini sorgulama fırsatı vermeden, milli bir düşman yaratarak ona saldırmayı yeğlemek ve "sorgulama" ihtimalini ortadan kaldırmak. 
...
Mesela İYİ PARTİ'nin adını anmazlar, sanki Taşnak partisiymişcesine; ona karşıtlığı, yok görmeyi devlet politikası haline getirdiler. Buna mukabil CHP'yi ise, görme engellinin elindeki değnek misali, her an yanlarında olmasını istiyorlar. Yeni yönetim şeklini iki partili sisteme oturtmak istiyorlar; CHP ve AKP eksenli. MHP zaten her yönüyle, hatta hararetle AKP'ye entegre sürecini yaşıyor. Fazla bir süreç geçmeden; muhtemelen mahalli seçimlerde tam entegrasyon tamamlanmış olacaktır. 
...

Size bir şey söyleyeyim mi; bırakın ABD düşmanlığını veya papazını, ABD bize yardım edeceğini söyleseydi bile bu kriz olacaktı. Bu ülkenin 500 milyar dolar borcu var ve AKP iktidara geldiğinden beridir hizmet ve inşaat sektörü dışında katma değer üreten hiç bir sektöre yatırım yapılmadı.
...
Başka daha neler...?
Niçin anlatayım ki; düşmanımızın bile tarifi ve kastı "Ezan" üzerinden yapılıyorsa ve de genel kabul görüyorsa; kime, neyi, nasıl anlatabiliriz ki.


İYİ PARTİ'ye gelenler olduğu gibi, gidenler de olacaktır.
İşte ben bunun için gidenlere; başta saygıdeğer büyüğümüz Yılma Bey olmak üzere "Ne aceleniz var, varsa birilerinin pislikleri; illaki zamanla kendilerini kusacaklar dır. Alın işte "Bahadırhan" denen adam; tüm İYİ PARTİ vicdanı "Def ol git" demiyor mu adama. 
...
Yaşanan süreç ayıklama ve ayıklanma için yeterli olmamıştır. AKP bile ilk önce cemaat ile bütünleşti, sonra ayrıştı; siyasi kanadının araştırılmasına AKP ve MHP tarafından izin verilmediği için de işin orasını bilmememize rağmen; şimdiye kadar AKP'den cemaat ile ortaklık ve beraberinde gelen yıkımları gerekçe göstererek "Biz ne halt etmişiz" deyip ayrılan bir tek istifa olayına rastlamadık. Peki İYİ PARTİ'de fellik fellik arızalı insan arama gayretinin amacı nedir Allah aşkına.
...
Cemaat ile işbirliği yapmış olup, ülkeyi bugünkü dar boğaza sokanlarla sözde devletin bekası için entegre olanlar utanmadan, sıkılmadan İYİ PARTİ'nin arkasında fetö'yü aramaya devam ediyorlar. Bir gün kendilerini bulacaklar ama İYİ PARTİ'yi bulamayacaklardır.
...
Ancak şu da bilinsin ki; İYİ PARTİ'nin kurumsallaşması için hala malum sürecini tamamlayamamış olup, sabırla bu sürece önce mensupları olarak bizler; sonra da vicdan sahibi olarak başkaları yardımcı olmamız gerekir.
...
Dikkatinizi çekerim; sistem CHP'nin varlığını kabul ediyor; MHP'yi AKP'ye entegre olmuş, İYİ PARTİ'yi de "Yok" hükmünde görüyor. Varılmak istenen hedef iki partili başkanlık sistemidir. İYİ PARTİ bu sürece mani olan tek unsur olarak görülüyor. Dolayısıyla, başta devletin imkanları da kullanılmak üzere İYİ PARTİ'ye karşı hem içerisinden, hem de dışarıdan algı operasyonları devam edecektir. 

...
Yılma Durak Bey "Siyasetin cüceleri ile siyasete devam etmeyeceğim" demiş. Bu sözleri kendisine söyleten haklı gerekçelerin olabileceğini tahmin edebiliyorum.
...
Yılma Durak Bey tüm milliyetçi camia içinde itibar konusunda ismi üzerinde mutabık kılınan üç beş isimden birisidir. Ancak giderken sarf ettiği cümleyi kendisine hiç de yakıştıramadım.
....
Sormak isterim, Meral Akşener ve arkadaşları bu kadar yapabiliyorlar, aynı dertten yıllarca muzdarip olmuş sizler; daha mükemmeli için ne yaptınız. İsimleri hatıralarımızdan silinmeyen Başbuğ'a en yakın sizler, koskoca kadim hareketin inisiyatifini Başbuğ'dan sonra niçin size göre hayli cüce olanlara terk ettiniz peki.
...
O cüce olduklarını düşündüğünüz ve sizlerin yetiştirdiği insanlar ve Meral Akşener'in yaptığını bundan 15 sene önce yapabilme yürekliliğini göstermiş olsaydınız; bugün Türk milliyetçiliği hareketini siyasal İslam'a entegre edenlere fırsat doğacak mıydı; elbette hayır.
....
Ülkemizin içinden geçmekte olduğu konjonktürü değerlendirdiğimizde; Meral Akşener ve arkadaşlarının ortaya koyduğu inisiyatif çok kıymetli ve değerlidir. Bu inisiyatifi; devlet başta olmak üzere tüm engellemelere rağmen Türk milliyetçiliği ideolojisinin siyasal İslam'a tam entegrasyonuna doğrudan müdahale eden unsur olarak görmek lazım.
...
Bildiğiniz ve inandığınız doğrularınız varsa; parti içinde mücadelesini vereceksiniz, ta ki ihraç olana kadar. Çok arzuluyorsanız, sessizce gidebilirsiniz ama kırıp, dökmeye gerek yoktur. 


İmam Maturidi ve akıl

"Ezanımız, Allah'ımız var" güvencesi akılcı imam Maturidi öğretisinin aksine; kaderci ve de nakilci Arap öğretisine uygun bir davranış biçimidir. Onun içindir ki; her geçen gün araplaşıyoruz.
... 
"Ezanımız, Allah'ımız var" hükmü akıl ile somutlanmış bir tespit ise; ülkeyi Bulgaristan'dan saman ithal eder hale getiren akıl/ların acizliğini "Akıl yolu" ile sorgulanmasından kaçmak için Allah ve ezanı aklın önüne set olarak koyanlar; aklın sahibi Allah, bu zihin hilenizi bilmeyecek kadar aciz mi sanıyorsunuz. 
....
"Onların Doları varsa, bizim de Allah'ımız var" diyebilmek hüner değildir. Asıl hüner; "Benim de aklım var" diyebilmektir.
... 
Haşa, Allah hesabını yanlış mı yaptı ki; aklı insana verdiği halde, hala insanlar sorumsuzluklarının bedelini Allah'a ödetmeye kalkarlar.
... 
İnsan oğlu nankör işte; boşuna cennetten kovulmamış. Senin eline akıl denen bir gücü vermiş. Be hey nankör; daha ne verecekti.
...
Haklı kavgamıza "Ezanımıza saldırı" nitelendirmesini ilave ederek; ne gerek var meşruiyet sorgulamasının yapılmasına neden olmaya.
...
"Siyasal İslam nedir" diyenlere; "İşte budur" diyorum. Allah aşkına, sormak istiyorum; ABD'nin bize yapmak istediği puştluğu "Ezan"ımız üzerinden tarif etmeye ne gerek var.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

18 Ağustos 2018 Cumartesi

BİR KAÇ SÖZÜM OLACAK

Macaristan'da Turan Kurultayı
Eğer bugün "Turan Kurultayı" Türkiye'de değil de Macaristan'da organize ediliyorsa; bu durum ülkemizdeki Türk milliyetçileri olarak utancımız olmalı.
...
Bu arada her yıl düzenlene benzeri ama iki farklı zamanda yapılan kurultaylarımız; "Erciyes Kurultayı" ve banisinin rahmetli Başbuğ Türkeş'in olduğu "Antalya Türk Akraba ve Toplulukları Kurultayı" da iptal edildi, artık yıllardır kutlanmıyor.
...

 

Anlaşılan o ki; her yıl düzenlenen bu tür organizasyonlarla Türklük şuurunun güncellenmesinden korkan, rahatsızlık duyan bedbahtlar varmış. Acaba hangi diaspora bunu yapmış olabilir ki(!)
...
Bu tür organizasyonlarda, dünyanın dört bir yanından gelen Turan ülküsüne sahip insanlar arasında müthiş bir sinerji oluşuyor, döndükleri yerlere de bu sinerjiyi taşıyorlardı. Acaba diyorum; fetö'nün kendi hareket alanlarına müdahil olunmasından korkup, bu organizasyonlara kumpas kurarak, kaldırılmasını mı sağladılar(!)
...
Eğer o günlerde belli bir bilinç ve şuur altında birleşen bu insanların en azından sene de bir defa kucaklaşmalarına mani olunmasaydı ve söz konusu geleneğimiz bugünlere taşınabilseydi; bugün ülkemizi Türk milliyetçileri yönetiyor olacaktı.
...
Ne diyelim, müsebbibi olanların....


İYİ PAERTİ'ye ambargo devlet politikası haline getirildi
Bakınız Meral Hanım basın açıklamasında ne demişti.
...
''Toplumsal mutabakat zamanının geldiği inancıyla, tüm siyasi partileri ortak çalışmaya davet ediyorum. İlk adım olarak da görüş ve önerimiz mahfuz kalmak kaydıyla, milli egemenliğimizin kalesi Türkiye Büyük Millet Meclisini “Milli Ekonomi Gündemi”yle toplantıya davet ediyorum''
...
Bu son derece yapıcı, kucaklayıcı; milli mutabakata çağıran mesaja herkes kör ve sağır kesildiler.
...
Bu basın toplantısının yapılmasından iki gün önce de İYİ PARTİ kurultayı yapılmıştı.
...
Gerek basın açıklamasına, gerekse Kurultaya ilişkin hiç bir haber, yorum, değerlendirme yapılmıyor. Aynı olayları bir başka; diyelim CHP, AKP veya MHP yaşasaydı veya söyleseydiler TV'lerde ana tartışma konusu olurlardı, gazeteler başlıklarını bunlara göre atarlardı.
...
Bundan anlaşılması gereken şu; İYİ PARTİ müthiş bir korku salmış. Varlığına kastedilerek; kendisine ''Yokmuş'' muamelesi yapılması kesinlikle bir devlet politikası haline dönüştürülmüş. 


A HABER haber kanalı mı, provokatör mü belli değil.
Allah aşkına birileri şu A haberi sustursun. Milli birliğimizi sabahtan akşama kadar dinamitliyor. 
...
Tehdit, santaj, yalan, iftira, kalleşlik; ne ararsan var. Sürekli tahrik, sürekli tahrik... Kafasının estiği kişi, şirket, kurumu neyse; yaftalıyor. Bu ülkenin kanun ve nizamı bunları bağlamıyor mu.
...
Kuş beyinliler bunlar, kafayı FOX TV'ye takmışlar. Geri zekalı adamlar, bu kanalı bugün satsalar parasını dolar olarak alıp, gidecekler. Oysa ki ülkemizin hararetle dövize ihtiyacı var. Artık nasıl bir kanalsa; bu ülkenin en iyi yetişmiş yürekli, vatanperver milliyetçi haber sunucu ve yorumcusu iki evladı bu kanalda çalışıyorlar.
...
Milli bütünlüğün inşası için ve de destekledikleri hükumetin hayrı için A Haberin tez elden susturulması lazım. Sadece olup, bitenlerle ilgili yandaşların düşüncesi nedir diye izleyeyim dedim, inanın ki devamını getiremedim. Elbette doğru söyledikleri de var ama sunuş şekli o kadar tahrikkar ki; spiker "Sizi seviyoruz" dese, biz de oluşan algısı sanki küfür gibi.
...
Belki de bu kasten yürütülen bir tarzdır. Biz muhaliflerin ne düşündüğümüzden ziyade; kendi taraftarlarını konsolide edip, zinde tutmak içindir. Ama bu üslup para getirmiyor, aksine ürkütür. 


Devlet Bahçeli ne zaman inisiyatifini ortaya koysa; peşinden kriz geliyor
Devlet Bahçeli her ne kadar "Devlete sahip çıkmak" adına inisiyatifini kullanıp, atraksiyonlar gelişirse de; her defasında ülkemiz kendisini yeni bir krizin içinde bulmuştur.
...
2001 yılındaki atraksiyonları yapmasaydı belki de AKP'nin kurulmasına bile ihtiyaç duyulmayacaktı. Parti içi demokrasiyi gasp etmeseydi, İYİ PARTİ de kurulmayacaktı. 
...
Ne kadar da ilginç bir tesadüf değil mi


Beceremiyorsun, hemen dış güçler...
Dövizin artmasını "Papaz"dan bilecek kadar saf değilim. Bulgaristan'dan alınan samanın dahi parasını dövizle ödüyorsak; doların artmaması için ancak ve ancak TL'nin dolardan değerli olması lazım.
...
Özelikle yine son 10 yıldır bağıra bağıra gelmesi beklenen ekonomik krizin göstergesi de; ülkemizde tüm yatırımların taşa toprağa ve hizmet sektörüne yapılıyor olmasıydı. İşte Ali Babacan buna itiraz ettiği için AKP de tasfiye edilmişti. Peki Şimşek; O da "Çatı su alabilir" demişti, o da tasfiye edildi. Kısaca aklı başında tüm AKP'lilerin başlarına hep aynı şey geldi. Siz hiç bacası tüten bir tane fabrika açılışının yapıldığına şahit oldunuz mu. 

...
Eğer bir tarım ve hayvancılık ülkesinde samanı Bulgaristan'dan, canlı hayvanı Afrika'dan, mısırı Arjantin'den, buğdayı ABD'den ithal ediyorsan; dövizin yükselmesinin nedenleri dış güçlerden ziyade bunlardır.
...
"Dış güçler" söylemi gelmiş geçmiş tüm başarısız hükümetlerimizin kedilerini geleneksel savunma biçimi olmuştur. 
...
ABD dış güç mü; sen de ona "Dış gücünü" göster bakalım. Mesela işe ilk önce Kürecik üssünü kaldırarak başlayabilirsin. Olmadı mı; Adana İncirlik üssünü kapatacaksın.
...
Efendim diyeceksin ki; "Kolay değil, yapamayız. Zira ordumuzun her türlü donanımı dahil ABD ile iç içeyiz" doğru, bizler de aynı şeyi düşünüyoruz ama devletimizi de bu bilinen gerçekler üzerinden yöneteceksin. Mesela BOP eş başkanlığı ne durumda, meçhul. Muhtemelen ABD de merak ediyor. Sahi ne durumda. Mesela "BOP denen şey aslında cehenneme giden yolmuş, yanlış yaptık" desene.
...
Velhasıl kelam, başımıza gelenlerin gerçek nedeni ülkeyi yönetememe sorunudur. 

...
Hamaset ile sonuç elde edemezsiniz. Somut  olarak yapabileceğin başka şeyler de var.
Sana dış güçlerin verdiği "Yahudi üstün cesaret ödülünü" iade ettin mi; hayır.
...
"Büyük Orta Doğu Peojesi" eş başkanlığını iade ettin mi; hayır.
...
Bu unvanlar üzerinizde aynen dururken; Türk milletine yaptığınız çağrılara dair samimiyetinize nasıl inanıp, güvenebiliriz ki.

...

"Onların Doları varsa, bizim de Allah'ımız var" diyebilmek hüner değildir. Asıl hüner; "Benim de aklım var" diyebilmektir.
... 
Haşa, Allah hesabını yanlış mı yaptı ki; aklı insana verdiği halde, hala insanlar sorumsuzluklarının bedelini Allah'a ödetmeye kalkarlar.
... 
İnsan oğlu nankör işte; boşuna cennetten kovulmamış. Senin eline akıl denen bir gücü vermiş. Be hey nankör; daha ne verecekti.

...
Bu arada anlaşılmıştır ki; Cumhur ittifakı, çok önceden beridir beklenen ekonomik krizi, ABD'nin papazı üzerinden yönetmeye çalışıyor.
...
Erdoğan'ın klasik yöntemi; "Kazanmak için düşman yaratacaksın". Haksız da değil hani; her defasında kazandı. Demek ki bu hal de bir başka yönetme şekli. İnsanlara; kendi mağduriyetlerini sorgulama fırsatı vermeden, milli bir düşman yaratarak ona saldırmayı yeğlemek ve "sorgulama" ihtimalini ortadan kaldırmak. 
...
Mesela İYİ PARTİ'nin adını anmazlar, sanki Taşnak partisiymişcesine; ona karşıtlığı, yok görmeyi devlet politikası haline getirdiler. Buna mukabil CHP'yi ise, görme engellinin elindeki değnek misali, her an yanlarında olmasını istiyorlar. Yeni yönetim şeklini iki partili sisteme oturtmak istiyorlar; CHP ve AKP eksenli. MHP zaten her yönüyle, hatta hararetle AKP'ye entegre sürecini yaşıyor. Fazla bir süreç geçmeden; muhtemelen mahalli seçimlerde tam entegrasyon tamamlanmış olacaktır. 


İYİ Pari milletvekili Hayati Arkaz MHP'ye geçti.
Çok isabetli oldu. Vitrinimizi; kaldığı sürece kırık dökük gösterecek olan, öz güven yoksunu "Fakir"; gitmesi gereken yere gitmiştir. Ancak onun için en yakışanı vekillikten istifa etmek olmalıydı.
... 
Son eylemini bir ilkeye, duruşa bağlayabilirdi. Mesela; "Siyasi aidiyet, insani ilişkileri bile derinden etkileyebiliyor. Benim mizacım bu anlamda siyaset yapmaya müsait değil" diyerek vekillikten istifa etmiş olsaydı; saygı duyulacak güzel bir davranış biçimi sergilemiş olabilirdi.
...
Şimdi sormak isterim; hangi "Bilgelik ahlakı" Bu transfere cevaz verir. Balgat müdavimlerine, yeni sisteme, AKP ve hükumetine sonuna kadar muhaliflik üzerine rezervi olan birisi için değişen ne oldu ki; her duruş, düşünce ve eylemini ters yüz edecek kadar kendini çelişkili bir sürecin içine soktu. Demek ki tüm keramet "Öpülen el"deymiş.☺️
...
Neyse, verdik gitti. Hayrını görsünler. 

soralmehmet@gmail.com
Mehmet Soral