AKP Bölünür mü yoksa ''Oğul'' mu verir
Bu işlerin düzelmesi için tek bir olasılık var; AKP'nin kendi içinden çıkacak bir inisiyatifin "Evet, galiba biz bu ülkeyi yönetemiyoruz" diyebilmesi ve bu inisiyatif etrafında örülecek yeni bir siyasi ağ ve bu ağa destek olacak meclisteki diğer siyasi partiler. Erdoğan buna gerek kalmadan "Milli mutabakat hükumeti" şeklinde bir iradenin oluşmasına fırsat verirse; işte o zaman devlet adamlığına güvenebilirim.
...
Bugün AKP hükumetine ne yapılmak isteniyorsa, bir benzeri Ecevit'in 57. Hükumetine de yapılmıştı. Ne tesadüf değil mi; o zaman da Sayın Bahçeli önemliydi, bugün de önemli.
...
ABD Türkiye'ye karşı uyguladığı klasik tarzının üçüncü aşamasına geçebilir. Önce yaptırımlar; Ortadoğu bataklığına çekerek yanlış yaptırmak. Sonra ne oldu; bugün yaşadığımız gibi ülkemiz döviz yoluyla ekonomik kıskaca alınıp, bankalar batırılmıştı. Şimdi sıra geldi AKP'yi kendi içinde bölmeye; aynen DSP'nin bölünmesinde olduğu gibi. (Yukarıdaki ifademde kastettiğim ile bu aynı şey değil)
...
Son aşama ise bundan sonra iktidara kimin hazırlanacağı dır. Bugün siyasi arenaya baktığımızda CHP'deki iç kargaşa mide bulandırıyor. İYİ PARTİ dün kongre yaptı; özellikle ana akım TV kanalları haber olarak bile geçmediler. Yani muhtemel ABD projesine teşne olabilecek hiç bir emare yoktur. Eğer zerre kadar olmuş olsaydı; Meral Hanım bugün ABD'de C. Zapsu gibi birisinin rehberliğinde ABD de Yahudi lobileri ve düşünce kuruluşları ile görüşmeler yapıyor olurdu.
...
Bugün çok iyi anlamış bulunuyoruz ki; fetö'nün siyasi kanadı kendini gizlemek ve üzerlerine gelinmesine mani olmak için hedef şaşırtarak, Meral Hanım'ın ismini bilerek fetö ile ilişkilendirme alçaklığına cür'et etmişlerdir. Bilinmelidir ki; bunu zamanında en çok dillendirenler bizatihi fetö'nün siyasi kanadının içinde olanlardır.
...
İYİ PARTİ'nin, Fetö'nün siyasi kanadının araştırılması ve ortaya çıkarılması için verdiği önerge AKP ve MHP tarafından red edildi. Eğer red edilmemiş olunsaydı, muhtemelen ABD' nin süregelen klasik tarzına göre AKP sonrası arkasında duracağı siyasi irade ortaya çıkarılabilirdi, maalesef engel oldular. Oysa ki; Erdoğan buna müsaade etmiş olsaydı bugün için işi çok daha kolay olacaktı.
...
Velhasıl kelam; ABD için sıra geldi AKP'ye "Oğul" verdirmeye. Eğer kibri; kendine muhalif olanlara karşı öfke ve kinini terk edip, muhalefetin de ne demek istediğini önemseyip, kucaklayıcı bir dil ile ülkeyi yönetmeyi başarırsa; Türkiye bizatihi Erdoğan'ın içine ittiği badireden çıkabilir.
Allah Türk milletini korusun ve yüceltsin.
Önemli konumdaysan, ağzından çıkacak sözlerin yaratacağı etkiyi de hesaplayacaksın.
"Döviz alma yoluna gitmeyin; yoksa B ve C planını uygulamak zorunda kalırım" cümlesini duyan ve zerre kadar yatırım yapma zekasına sahip herkesin aklına iki şey gelecektir; döviz alanın dövizine el konulacağı veya kurun sabitleneceği ihtimalidir.
...
Şaşıp kalmamak mümkün mü. İddia ediyorum ki; muhterem üç beş gün hiç konuşmasa, belki de piyasalar rahatlayacaktır. Hadi dış güçler işlerini yapıyorlar diyelim; be muhterem sen ne yapmak istiyorsun Allah aşkına.
Kendi zenginini yaratma ekonomisi
AKP kendi zenginini yaratmak için özellikle ithalatı cazip hale getirdi. Çünkü bunu ihracat yolu ile yapsaydı, ilk önce ihracat ürünü elde etmek için üretim gerekiyordu. Üretim için de sermaye olması ve yatırım yapması gerekiyordu. Buna gerek yoktu, çünkü bankalarda kullandırılabilecek kredi imkanları vardı.
...
Bankalardaki hazır dövizler kredi olarak verilerek, özellikle başta Çin'den olmak üzere kalitesiz, üstelik de ülkemizde üretilen ürünlerin ithalatına izin verildi.
...
Bu ucuz ama kalitesiz ürünler ülkemizde kök salınca, aynı ürünleri yüksek maliyetle üreten yerli üreticiler tezgahlarını kapattılar. Bu durum ithalatı daha da cazip hale getirdi. Köyüne gitmesini beceremeyen bir takım insanlar Çin, Hindistan gibi ülkeleri adeta su yolu yaptılar.
...
Bir zaman sonra yerli üretimin kalitesine müracaat edilmiş olsa da; o tezgahlar kapanmıştı artık.
...
Demem o ki; bugün yaşadığımız döviz ve mali sıkıntı; AKP'nin üretmeden, tüketim yolu ile kendi zenginini yaratma düşüncesinden kaynaklanmıştır. İstediklerini de elde etmişlerdir ama ülkemizin son hali de belli.
...
Sizlere bir tek örnek vereceğim. Bu dünyadan bir AKP'li bakan gelip, geçmişti; Unakıtan. Sanırım cumhuriyet hükumetleri içinde sadece onun bakanlığı döneminde yüklü miktarda tavuk yumurtası pastörize şeklinde ithal edilmiş, yine sadece onun zamanında gene yüklü miktarda Arjantin'den mısır ithal edilmişti.
...
İthalatı yapan bizatihi bakanın aile şirketiydi. Onlar bu ürünlerin ithalatını yaptıkları günlerde mısır için gümrük vergisi %20 idi. Bu aile şirketi ithalatlarını tamamladıktan sonra; çok garip, bana göre kurgu gereği aynı ürünlerin ithalatına kısıtlama getirilmiş; gümrük vergisi önce %45 sonra %70'e yükseltilmişti. Umarım bu örnekle ne demek istediğim anlaşılmıştır.
...
Sonra yine katma değer üretmeyen taşa toprağa yatırım yaptılar. Sormak isterim; siz hiç Sayın Erdoğan'ın bir sanayi kuruluşunun veya fabrikanın açılışını yaptığına şahit oldunuz mu.
Yakışan transfer olmak değil, vekillikten istifa etmek olmalıydı.
Çok isabetli oldu. Vitrinimizi; kaldığı sürece kırık dökük gösterecek olan, öz güven yoksunu "Fakir"; gitmesi gereken yere gitmiştir. Ancak onun için en yakışanı vekillikten istifa etmek olmalıydı.
...
Son eylemini bir ilkeye, duruşa bağlayabilirdi. Mesela; "Siyasi aidiyet, insani ilişkileri bile derinden etkileyebiliyor. Benim mizacım bu anlamda siyaset yapmaya müsait değil" diyerek vekillikten istifa etmiş olsaydı; saygı duyulacak güzel bir davranış biçimi sergilemiş olabilirdi.
...
Şimdi sormak isterim; hangi "Bilgelik ahlakı" Bu transfere cevaz verir. Balgat müdavimlerine, yeni sisteme, AKP ve hükumetine sonuna kadar muhaliflik üzerine rezervi olan birisi için değişen ne oldu ki; her duruş, düşünce ve eylemini ters yüz edecek kadar kendini çelişkili bir sürecin içine soktu. Demek ki tüm keramet "Öpülen el"deymiş.☺️
...
Neyse, verdik gitti. Hayrını görsünler.
Dövizin yükselmesi döviz ihtiyacını karşılayacak ihracatın olmamasıdır
Eğer bir tarım ve hayvancılık ülkesinde samanı Bulgaristan'dan, canlı hayvanı Afrika'dan, mısırı Arjantin'den, buğdayı ABD'den ithal ediyorsan; dövizin yükselmesinin nedenleri dış güçlerlerden ziyade bunlardır.
...
"Dış güçler" söylemi gelmiş geçmiş tüm başarısız hükümetlerimizin kedilerini geleneksel savunma biçimi olmuştur.
...
ABD dış güç mü; sen de ona "Dış gücünü" göster bakalım. Mesela işe ilk önce Kürecik üssünü kaldırarak başlayabilirsin. Olmadı mı; Adana İncirlik üssünü kapatacaksın.
...
Efendim diyeceksin ki; "Kolay değil, yapamayız. Zira ordumuzun her türlü donanımı dahil ABD ile iç içeyiz" doğru, bizler de aynı şeyi düşünüyoruz ama devletimizi de bu bilinen gerçekler üzerinden yöneteceksin. Mesela BOP eş başkanlığı ne durumda, meçhul. Muhtemelen ABD de merak ediyor. Sahi ne durumda. Mesela "BOP denen şey aslında cehenneme giden yolmuş, yanlış yaptık" desene.
...
Velhasıl kelam, başımıza gelenlerin gerçek nedeni ülkeyi yönetememe sorunudur.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Bir şeyler yapmak lazım, birşeyler... Düşünecek, yazacaksın ki üretebilesin. Yaprağı bile öteye itecek, bir yel gerekecek elbet. Mehmet SORAL
14 Ağustos 2018 Salı
12 Ağustos 2018 Pazar
GEÇEN HAFTAYA DAİR
Muhterem demiş ki; "Öleceksek, adam gibi ölelim"
Seni sevenlerle veya sevdiklerinle ölmenize hayır diyecek halim yok, paşa gönlünüz bilir. Bu sözünüzde kendime ait hiç bir ortak aidiyet hissetmiyorum. Çoluğumla çocuğumla kaybolan 17 yılımı geri kazanmadan (Allah C.C bilir amma) ölmeye niyetim yok.
...
Kim nasıl ölmek istiyorsa varsın ölsün. Ben, batı standartlarında insan haklarına saygılı, kamil demokrasinin hakim olduğu, "Dinin" değil, güzel ahlakın ortak payda olduğu, iradenin tek adama değil hak, hukuk, adalete teslim edildiği günlerin yaşandığı bir Türkiye'de ölmek istiyorum.
Seni sevenlerle veya sevdiklerinle ölmenize hayır diyecek halim yok, paşa gönlünüz bilir. Bu sözünüzde kendime ait hiç bir ortak aidiyet hissetmiyorum. Çoluğumla çocuğumla kaybolan 17 yılımı geri kazanmadan (Allah C.C bilir amma) ölmeye niyetim yok.
...
Kim nasıl ölmek istiyorsa varsın ölsün. Ben, batı standartlarında insan haklarına saygılı, kamil demokrasinin hakim olduğu, "Dinin" değil, güzel ahlakın ortak payda olduğu, iradenin tek adama değil hak, hukuk, adalete teslim edildiği günlerin yaşandığı bir Türkiye'de ölmek istiyorum.
Damat ne demek istedi?
Damat Bey çok şey söyledi ama hiç bir şey anlatamadı.
...
"Yakın bir zamanda, geliştirilecek atraksiyonlarla; ön görülebilir sonuçların, umutlarla beslenmesinden hasıl olacak neticeler; ekonomiye güç verecektir"
...
Bu cümlemden ne anlaşılabiliyorsa, daha doğrusu anlaşılamıyorsa; damat Bey de benzer cümlelerle somut bir veri vermeyen, hedef göstermeyen cümlelerle konuşmasını tamamladı
...
"Yakın bir zamanda, geliştirilecek atraksiyonlarla; ön görülebilir sonuçların, umutlarla beslenmesinden hasıl olacak neticeler; ekonomiye güç verecektir"
...
Bu cümlemden ne anlaşılabiliyorsa, daha doğrusu anlaşılamıyorsa; damat Bey de benzer cümlelerle somut bir veri vermeyen, hedef göstermeyen cümlelerle konuşmasını tamamladı
İYİ PARTİ Hükumetin değil, devletimizin yanındadır
Hanımlar, beyefendiler bir dakika; bu devletin tapusunu hangi ara Erdoğan ve avanesine devrettik ki; adeta dayak yiyen hasmımızı izlemenin zevki ile olup bitenleri izlemekle yetineceğiz. İşte hainlik denen şey tam da budur. Devletimiz elimizden kayıp, giderken bu olacak iş değil....
Erdoğan, AKP ve tamamlayıcılarına rağmen devletimize, milletimize sahip çıkacağız. Çünkü bugün Türk devletini dize getirmek ve teslim almak için 2001 yılından beridir; başta BOP projesi ve diğer oyunları tezgahlayanlar; Türk Devleti ve milletinin yumuşak karnı olarak AKP'yi vesile kılmışlarsa şayet; biz muhaliflerin ise aynı anda vermemiz gereken mesaj; "Şunu bilmelisiniz ki; aklını çeldiklerinizden daha nitelikli inanmış ve adanmış Türk milletinin diğer evlatları olarak hiç bir projenize geçit vermeyiz, tezgahınıza gelmeyip; devletimize sahip çıkarız" olmalıdır.
...
Dolayısıyla bu kadim Türk devletinin geleceği sadece ve sadece AKP, yandaşları ve tamamlayıcılarının inisiyatifine terk edilemeyecek kadar hepimize aittir.
...
Meral Hanım'ın bu anlamda hükumetten ziyade devletimize sahip çıkma anlamına gelen destek mesajını "Ne gerek var, ne halleri varsa görsünler" şeklinde eleştirmek sığ bir düşüncenin ürünü olup devleti ciddiye alan, ne demek olduğunu bilen; bu manada tüm değer ve kavramları içselleştirmiş nitelikli yetişmiş Türk aydınına yakışmaz.
Tasarruf ilk önce ''SARAY''da başlamalıdır.
Millet vekillerinin fonksiyonlarını azaltıp, sayılarını artıracaksın; sonra da gelip benden devletin bekası için fedakarlık isteyeceksin öyle mi.
...
Benim fedakarlığım daha ne olacaktı ki. Kişi başına milli gelirimizden payıma düşeni, sadece senin BOP eşbaşkanı olmak gibi egonu okşayan bir hatanın bedeli uğruna 4 milyon Suriyeli ile paylaştım.
...
Bana güvenerek sakın meydan okuyup, şişim çişim şişme. Benden bu kadar. Zaten senin dantel kefenli hazır kıt'aların varken bize iş mi düşer.
...
Benim fedakarlığım daha ne olacaktı ki. Kişi başına milli gelirimizden payıma düşeni, sadece senin BOP eşbaşkanı olmak gibi egonu okşayan bir hatanın bedeli uğruna 4 milyon Suriyeli ile paylaştım.
...
Bana güvenerek sakın meydan okuyup, şişim çişim şişme. Benden bu kadar. Zaten senin dantel kefenli hazır kıt'aların varken bize iş mi düşer.
...
Vatandaşa deniyor ki "Yastık altındaki altın ve dövizlerinizi bozdurun".
...
Peki sen tasarruf adına ne gibi önlemler aldın muhterem. Saraydan başlamak üzere, "şu şu tasarruf önlemleri alındı" haberlerini duysak fena mı olur.
...
İki de bir muhtarlar toplantısı, AKP Kadın kolları toplantısı, AKP gençlik kolları toplantısı. Nutuk atmaya bahane olsun diye az kaldı; AKP sübyanlar toplantısı da yapılabilir. Her vesile ile o toplantısı, bu toplantısı, şu toplantısı. Bunların hiç birisi icraat toplantısı değil, nutuk için ego tatminine yönelik bahane toplantıları☺️
...
Enflasyonla savaş için vatandaşın birikimini bile bile erimesi pahasına, canavarla savaşa süreceksin ama kendi lüks yaşamından taviz vermeyip, saraya en yakın yere dahi en az elli tane lüks mercedes makam araçları ve tamamlayanları ile gideceksin.
....
Evet, açıklayacağın tasarruf önlemlerini bekliyoruz. Başta Cumhur ittifakının tüm vekillerinin döviz ve altınlarını; banka önünde kuyruk yaparak, bozdurmalarını bekliyoruz.
...
Bu işler; gazozu içip, geğirmeye benzemiyor. Eğer bu ülkenin bir beka sorunu varsa; yapılacak olan fedakarlık önce yöneticilerle başlar.
...
Haydi bire yiğitler, görelim sizleri.
...
Peki sen tasarruf adına ne gibi önlemler aldın muhterem. Saraydan başlamak üzere, "şu şu tasarruf önlemleri alındı" haberlerini duysak fena mı olur.
...
İki de bir muhtarlar toplantısı, AKP Kadın kolları toplantısı, AKP gençlik kolları toplantısı. Nutuk atmaya bahane olsun diye az kaldı; AKP sübyanlar toplantısı da yapılabilir. Her vesile ile o toplantısı, bu toplantısı, şu toplantısı. Bunların hiç birisi icraat toplantısı değil, nutuk için ego tatminine yönelik bahane toplantıları☺️
...
Enflasyonla savaş için vatandaşın birikimini bile bile erimesi pahasına, canavarla savaşa süreceksin ama kendi lüks yaşamından taviz vermeyip, saraya en yakın yere dahi en az elli tane lüks mercedes makam araçları ve tamamlayanları ile gideceksin.
....
Evet, açıklayacağın tasarruf önlemlerini bekliyoruz. Başta Cumhur ittifakının tüm vekillerinin döviz ve altınlarını; banka önünde kuyruk yaparak, bozdurmalarını bekliyoruz.
...
Bu işler; gazozu içip, geğirmeye benzemiyor. Eğer bu ülkenin bir beka sorunu varsa; yapılacak olan fedakarlık önce yöneticilerle başlar.
...
Haydi bire yiğitler, görelim sizleri.
Evangelistler olmasaydı düşmanımız olmayacak mıydı.
Bu millet bir cemaati kırk yıl "Hizmet hareketi" olarak görüp, hatta devlet tarafından da görülmeye teşvik edildiği bir süreçten sonra; "Hizmet Hareketi"nin aslında bir fetö hareketi olduğuna şahit olduktan sonra; mevcut cemaatlerin benzer akıbete doğru sürüklenmemesi için ne gibi önlemler alınmalıdır veya alınmıştır.
...
Evangelistlerin ne yaptıklarından ziyade; ülkemizdeki cemaatlerin veya tarikatların ne yaptıkları çok önemlidir. Cemaat ve tarikatların tehlike arz etmemeleri için sahip oldukları sermayelerin bir şekilde tasfiyeleri sağlanmalı veya kontrol altına alınmalıdır.
...
Evangelistler olmasaydı ülkemiz için dış güçler tehlikesi olmayacak mıydı. Bu coğrafyada var olduğumuz sürece, dış güçler tehlikesi devam edecektir. Bu durum, her zaman için ilelebet ön kabulümüz olarak devam edecektir.
...
Evangelistlerin ne yaptıklarından ziyade; ülkemizdeki cemaatlerin veya tarikatların ne yaptıkları çok önemlidir. Cemaat ve tarikatların tehlike arz etmemeleri için sahip oldukları sermayelerin bir şekilde tasfiyeleri sağlanmalı veya kontrol altına alınmalıdır.
...
Evangelistler olmasaydı ülkemiz için dış güçler tehlikesi olmayacak mıydı. Bu coğrafyada var olduğumuz sürece, dış güçler tehlikesi devam edecektir. Bu durum, her zaman için ilelebet ön kabulümüz olarak devam edecektir.
Adam İYİ PARTİ'den istifa ettiği günün ertesinde TV'ye davet edildi.
Adamlar İYİ PARTİ'li olduklarında bir gün dahi TV programlarına çağrılmıyorlarken; istifa edeli daha dün bir, bugün iki; hemen aynı TV'lerden davet almaya ve çıkmaya başladılar.
...
İYİ PARTİ'yi destekleyen Yeniçağ Gazetesinden hiç bir yazar davet görmezken; onun ancak ondabir kadar tirajı olan Ortadoğu Gazetesinden bir yazar da adeta kadrolu eleman olarak çağrılıyor.
...
Bu arada üst akıl mı, Cumhur ittifakı mı veya hangi güçse karar veren; CHP ve soldan kesinlikle çekinmiyor, hatta ondan faydalanarak güç topluyor olmalılar ki; söz konusu TV'lere CHP ve sol tandanslı yazarlar, gazeteciler, kanaat önderleri sürekli çağrılıyor.
...
Buradan çıkardığım sonuç; İYİ PARTİ tamamen orijinal milli bir projesinin eteğe kemiğe bürünmüş halidir. Her vatanseverin bu partiye katkısı olmalıdır.
...
İnşallah kurumsal eksiklik de aşılıp, samimi aidiyetler de oluşunca; o zaman İYİ PARTİ'nin işi çok kolaylaşacaktır. Kadıncağıza yeterince bedel ödettiler, işin o safhası da tamam. Hiç bir dış güce ve kendisi için bilerek oluşturulan herhangi bir konjonktüre de ödeyeceği borcu olmadığından; önü açık, istikbali parlak belki de en rahat partidir. Bugün için elzem olan tek şey; sabır.
...
İYİ PARTİ'yi destekleyen Yeniçağ Gazetesinden hiç bir yazar davet görmezken; onun ancak ondabir kadar tirajı olan Ortadoğu Gazetesinden bir yazar da adeta kadrolu eleman olarak çağrılıyor.
...
Bu arada üst akıl mı, Cumhur ittifakı mı veya hangi güçse karar veren; CHP ve soldan kesinlikle çekinmiyor, hatta ondan faydalanarak güç topluyor olmalılar ki; söz konusu TV'lere CHP ve sol tandanslı yazarlar, gazeteciler, kanaat önderleri sürekli çağrılıyor.
...
Buradan çıkardığım sonuç; İYİ PARTİ tamamen orijinal milli bir projesinin eteğe kemiğe bürünmüş halidir. Her vatanseverin bu partiye katkısı olmalıdır.
...
İnşallah kurumsal eksiklik de aşılıp, samimi aidiyetler de oluşunca; o zaman İYİ PARTİ'nin işi çok kolaylaşacaktır. Kadıncağıza yeterince bedel ödettiler, işin o safhası da tamam. Hiç bir dış güce ve kendisi için bilerek oluşturulan herhangi bir konjonktüre de ödeyeceği borcu olmadığından; önü açık, istikbali parlak belki de en rahat partidir. Bugün için elzem olan tek şey; sabır.
Rahmetli Kemal Sunal
Rahmetli Kemal Sunal'ın oynadığı filmlerde sanattan ziyade, hoşça vakit geçirmek için eğlencenin olduğunu aşikar. Sanki yaramaz çocukların sükunetini sağlamak için çekilmiş filmler de diyebiliriz. ''Efendim bu filmler çocuklara çok şey kazandırmıştır'' demek; o da mümkün değil....
Eğer filmdeki aynı kareye yedi yaşındaki çocuk ile yetmiş yaşındaki amca yine aynı anda, aynı kahkaha ile gülüyorlarsa; o karede sanattan ziyade basit bir eğlence vurgusunun olduğunu düşünebiliriz.
...
Kemal Sunal'ı; oynadığı filmler dışında, güncel hayatta hiç görmedik, duymadık, bilmedik, hissetmedik. Hiç bir zaman yaşanan olaylara ilişkin duygu, düşünce ve hislerinin ne olduğuna ilişkin ''Sanatçı duyarlılığı''na dayanan ifadeleri ile yorumlamasına şahit olamadık. Belki de bu bir yaşam biçimiydi.
...
Sanatçı dediğimiz insanın toplumun bu kadar dışında bir yaşamı olamazdı veya olmamalı. Oysa ki; her sanatçının, toplumu ilgilendiren türlü türlü yaşanmışlıklar karşısında söyleyebileceği üç beş kelamı olmalıdır; öyle değil mi.
...
Kemal Sunal, az sermaye ile çok iş yapmak isteyen kurnaz iş adamının(Yönetmen, film yapımcısı) verdiği işini iyi yapmış, şansını iyi değerlendirmiş başarılı bir emekçi dir, mesele bundan ibarettir.
Nurettin Veren'in bu açıklaması çok çok önemli.
Akit gazetesi yazarı Nurettin veren, bugün kaleme aldığı yazısında FETÖ ile ilgili verdiği bilgilerin hala ortaya çıkarılmadığını söyledi. Veren, "Benim Genelkurmaya vermiş olduğum kaset bulunduğu halde, yine ortaya çıkarılamaması ve üzeri örtülmek istenmesi, kimleri, hangi bürokratları ve hangi siyasileri korumak için yapılmaktadır?" derken, "Bu kasetin içeriği çözümlenerek, sayın Başkanımıza ve ilgili bakanlıklara bu kaset iletilmedir" diye belirtti.
"Daha önceki yıllarda Genelkurmayda vermiş olduğum FETÖ ile ilgili çok önemli bilgiler olmasına rağmen, 8 saatlik bu görüntülü ifadem 2006’dan 2017 yılına kadar, yani 11 yıl ortaya çıkmadı" diyen Veren, ifade kasetinin Ankara Cumhuriyet Savcılığının adli emanetinde bulunduğunu belirtti.
Veren, "Benim Genelkurmaya vermiş olduğum kaset bulunduğu halde, yine ortaya çıkarılamaması ve üzeri örtülmek istenmesi, kimleri, hangi bürokratları ve hangi siyasileri korumak için yapılmaktadır?" derken, "Bu kasetin içeriği çözümlenerek, sayın Başkanımıza ve ilgili bakanlıklara bu kaset iletilmedir" diye belirtti.
Veren, Genelkurmaydaki kasete el konulmasını isterken, "Kaset yine aynı şekilde yok edilebilir ve üstü örtülebilir. Yeni kurulması gereken Meclis Araştırma Komisyonu, ilk iş olarak bu 11 yıl gizli kalmış olan Genelkurmaydaki kasete el koyarak, pek çok gizli olayları ortaya çıkarabilir" diye ifade etti.
Kaynak; www.haber3.com
...
Not: Meral Hanım için verdiğimiz imzamızın sicil kaydının yapılmasını isteyen muhterem; haydi görelim seni; sözde devletin bekası için sana hayır diyen Türk milliyetçilerine yaptığın iftiralar tarihe kaydedildiği yede dursun; sen yukarıdaki iddiaların gidebildiği yere kadar araştırılmasını ve takibinin de bizatihi tarafınızca yapılacağını kamuoyuna açıklamanızı bekliyoruz.
Mehmet Soral
Kaynak; www.haber3.com
...
Not: Meral Hanım için verdiğimiz imzamızın sicil kaydının yapılmasını isteyen muhterem; haydi görelim seni; sözde devletin bekası için sana hayır diyen Türk milliyetçilerine yaptığın iftiralar tarihe kaydedildiği yede dursun; sen yukarıdaki iddiaların gidebildiği yere kadar araştırılmasını ve takibinin de bizatihi tarafınızca yapılacağını kamuoyuna açıklamanızı bekliyoruz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
7 Ağustos 2018 Salı
DERT SAHİBİ OLMAK MI SERVET SAHİBİ OLMAK MI
Merdivenlerden hızlı adımlarla indi, ruhsat işlemleri henüz devam eden, yeni aldığı son model makam aracına yöneldi; kendisini bekleyen şoföründen anahtarı alıp, çalıştırdı.
...
Aynı anda, tüm yaşamı boyunca şanssız ve bedbaht birisi olduğunu düşünen birisinin imrenen gözlerinin takibinden çıkıp, sahile doğru direksiyonu kırdığı an; olanca hızı ile gaz pedalına yüklenip, denize doğru yöneldi.
...
O gün kendisini imrenen gözlerle takip eden "Bedbaht", acı haberi duyduğunda; "Oysa ki; her şeye sahipti" demek geçti içinden.
...
Herkes merhumun çok şeye sahip, zengin birisi olduğunu düşünüyorlardı ama kimse derdinin ne olduğunu bilmiyordu.
...
Öyleyse, olana şükredeceğiz, imrendiklerimiz için ise; "Bir gün denk gelirse sahibi oluruz veya kabul ederiz" deyip, geçeceğiz.
...
Oturma halindeyken; ağrıyan başımız, sızlayan bir yanımız yoksa; hayat mükemmel demektir. Kalan sıkıntıların çoğu kendi kendimize yaptığımız eziyetten kaynaklanıyordur, bilmeliyiz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Aynı anda, tüm yaşamı boyunca şanssız ve bedbaht birisi olduğunu düşünen birisinin imrenen gözlerinin takibinden çıkıp, sahile doğru direksiyonu kırdığı an; olanca hızı ile gaz pedalına yüklenip, denize doğru yöneldi.
...
O gün kendisini imrenen gözlerle takip eden "Bedbaht", acı haberi duyduğunda; "Oysa ki; her şeye sahipti" demek geçti içinden.
...
Herkes merhumun çok şeye sahip, zengin birisi olduğunu düşünüyorlardı ama kimse derdinin ne olduğunu bilmiyordu.
...
Öyleyse, olana şükredeceğiz, imrendiklerimiz için ise; "Bir gün denk gelirse sahibi oluruz veya kabul ederiz" deyip, geçeceğiz.
...
Oturma halindeyken; ağrıyan başımız, sızlayan bir yanımız yoksa; hayat mükemmel demektir. Kalan sıkıntıların çoğu kendi kendimize yaptığımız eziyetten kaynaklanıyordur, bilmeliyiz.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
OLUP BİTENLER ÜZERİNE
Trollerin arsızlığı
TV programında tartışma aynen şöyle; trol diyor ki;
-Dolar dışında kullanım aracı olmalı, alternatif argümanlar geliştirilmeli.
-Mesela ne olmalı, bir öneriniz var mı?
kem küm; zart zurt....
...
Adeta "Benim işim bu, trolcülük yapmak" adına diyor ki;
-Onu ben bilemem, ekonomistler bilmeli derken; bi yandaki ikinci rektör trol ise "Ulan sıçtın batırdın" der gibiydi.
...
Bu tipler, hep aynı tür programların kadrolu elemanları olduklarından; saçmalamaları karşısında yapımcılar "Alo Fatih" emri gereği sadece çaresizce tebessüm edip, tahammül etmek zorunda kalırlarken; onlar da beraber tebessüm edip, arsızca saçmalamaya bilhassa "Bilerek" devam edebiliyorlar.
-Dolar dışında kullanım aracı olmalı, alternatif argümanlar geliştirilmeli.
-Mesela ne olmalı, bir öneriniz var mı?
kem küm; zart zurt....
...
Adeta "Benim işim bu, trolcülük yapmak" adına diyor ki;
-Onu ben bilemem, ekonomistler bilmeli derken; bi yandaki ikinci rektör trol ise "Ulan sıçtın batırdın" der gibiydi.
...
Bu tipler, hep aynı tür programların kadrolu elemanları olduklarından; saçmalamaları karşısında yapımcılar "Alo Fatih" emri gereği sadece çaresizce tebessüm edip, tahammül etmek zorunda kalırlarken; onlar da beraber tebessüm edip, arsızca saçmalamaya bilhassa "Bilerek" devam edebiliyorlar.
Projelerle gelenler projelerle mi giderler?
ABD bütün bu yaptıklarını; bir "İsim" üzerinden Türkiye üzerine yaptığı yatırımından umduğu sonucu elde edememenin öfkesi ile yapıyor. Kandırıldığını hissediyor. "Oysa sana BOP eş başkanlığını dahi vermiştik. Daha ne istiyorsun, kurduğumuz oyunu niçin bozdun" diyor.
...
1999-2001 yılları arasında ABD lobileri ve düşünce kuruluşları ile al gülüm ver gülüm muhabbeti dış güçlerle işbirliği değil de neydi. Cüneyt bilmem "ne su" denen adamın kirveliğinde yapılan seyahatlerı ve lobi görüşmelerini bilmem hatırlayanınız var mı.
...
Sahi, rahmetli Bülent Ecevit hastahanede rehin tutulup, sonra eşi durumu anlayınca hastaneden kaçırmadı mı. Yazar kasa fırlatmalar, polisin silahlarını kılıflarından çıkarıp, yaptıkları protesto yürüyüşleri; saymaya devam edelim mi. Bunlar olup, bittikten sonra kim geldi iktidara.....?
...
Soy ismi Kurt olan eski bir AKP milletvekilinin "İktidar olmuştuk ama muktedir olamamıştık. Muktedir olmak için itiraf ediyorum; ABD ve cemaat ile o dönem askeri vesayete son vermek için işbirliği yaptık" Bu da çok çok önemli bir itirafıdır; unutmayalım.
...
Anlaşılan ülkemizin kaderi oldu; projelerle gelenler, projelerle gidiyor. Aslında bugün muktedir olanlar, nasıl geldiklerini bildikleri için nasıl gidebileceklerine karşı önlem amaçlı mücadele veriyorlar. Bizler elbette "Ne haliniz varsa görün; onlarla işbirliği yaparken bize mi sordunuz" diyemeyiz. Millet olarak devletimizin yanındayız ama yukarıda bir dönemin yaşanmışlıkları olarak ifade etmeye çalıştığım gerçekleri de unutmayacağız.
...
Umuyor ve sabrediyoruz ki; inşallah ABD'ye karşı verdiğimiz mücadelede Atatürk'ün Türk milliyetçiliğinden ilham aldığı ruh hali ile milletimiz ve devletimiz galip gelecektir.
...
"Başımıza gelenler" deyince; bir anda aklıma bunlar geldi. İşin iyi bir tarafı AKP ve Erdoğan; özelikle kendisi ve partisinin yapmış oldukları hata silsilesi nedeniyle eninde sonunda Atatürk'ün bu devleti kurarken verdiği savaştaki ruh halini keşfedip, sonra da takdir etme noktasına geleceklerine dair umudun; en azından kendi adıma doğmuş olmasıdır.
İnşallah.
...
1999-2001 yılları arasında ABD lobileri ve düşünce kuruluşları ile al gülüm ver gülüm muhabbeti dış güçlerle işbirliği değil de neydi. Cüneyt bilmem "ne su" denen adamın kirveliğinde yapılan seyahatlerı ve lobi görüşmelerini bilmem hatırlayanınız var mı.
...
Sahi, rahmetli Bülent Ecevit hastahanede rehin tutulup, sonra eşi durumu anlayınca hastaneden kaçırmadı mı. Yazar kasa fırlatmalar, polisin silahlarını kılıflarından çıkarıp, yaptıkları protesto yürüyüşleri; saymaya devam edelim mi. Bunlar olup, bittikten sonra kim geldi iktidara.....?
...
Soy ismi Kurt olan eski bir AKP milletvekilinin "İktidar olmuştuk ama muktedir olamamıştık. Muktedir olmak için itiraf ediyorum; ABD ve cemaat ile o dönem askeri vesayete son vermek için işbirliği yaptık" Bu da çok çok önemli bir itirafıdır; unutmayalım.
...
Anlaşılan ülkemizin kaderi oldu; projelerle gelenler, projelerle gidiyor. Aslında bugün muktedir olanlar, nasıl geldiklerini bildikleri için nasıl gidebileceklerine karşı önlem amaçlı mücadele veriyorlar. Bizler elbette "Ne haliniz varsa görün; onlarla işbirliği yaparken bize mi sordunuz" diyemeyiz. Millet olarak devletimizin yanındayız ama yukarıda bir dönemin yaşanmışlıkları olarak ifade etmeye çalıştığım gerçekleri de unutmayacağız.
...
Umuyor ve sabrediyoruz ki; inşallah ABD'ye karşı verdiğimiz mücadelede Atatürk'ün Türk milliyetçiliğinden ilham aldığı ruh hali ile milletimiz ve devletimiz galip gelecektir.
...
"Başımıza gelenler" deyince; bir anda aklıma bunlar geldi. İşin iyi bir tarafı AKP ve Erdoğan; özelikle kendisi ve partisinin yapmış oldukları hata silsilesi nedeniyle eninde sonunda Atatürk'ün bu devleti kurarken verdiği savaştaki ruh halini keşfedip, sonra da takdir etme noktasına geleceklerine dair umudun; en azından kendi adıma doğmuş olmasıdır.
İnşallah.
Erdoğan her zamanki yaptığını yaptı ''İdam yasasını getirin meclis imzalayayım''
Biz AKP seçmenin profili üzerine davranış biçimlerini analiz ederken; kendilerini küçümsediğimiz şeklinde yorumlar yaparak, bunun üzerinden mağduriyet psikolojisi yaratıp, oy devşirme derdine düşüyorlar.
....
Mesela aynı şeyi Erdoğan yapıyor; aynı seçmende tık yok. Aynı seçmen, tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesine, yani "Tek adam"a oy verdiği halde; halen idamın geri getirilmesini, yasama sınırı Cumhurbaşkanının yetkileri ile sınırlandırılmış meclisten bekliyor. Yani şunu diyemiyor "Yahu ne top çevirip, duruyorsun; sana yetki verdik, hazırla anayasa değişikliğini, getir meclise ki; senin de meclistekilerin de gerçek yüzünü görelim.
...
"AKP seçmeni bu eleştirisel bakışı sergileyebilecek demokratik kültüre sahip değil" desem gene aynı şeyi yapacaklar; "Sen bizi küçümsüyorsun" yaygarası. Oysa, bizatihi Erdoğan sizin aklınızla dalga geçiyor; "Meclise getirin imzalarım" diyor. Ne gerek var; sen meclise getir, milletvekilleri imzalasın. Öyle değil mi. İşte bu soruyu sorabilenler demokratik siyasal kültüre sahip olabilenlerdir. Soramayanlar da biat kültürüne sahip, ezikler dir. Şimdi varın, ne diyecekseniz deyin.
....
Mesela aynı şeyi Erdoğan yapıyor; aynı seçmende tık yok. Aynı seçmen, tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesine, yani "Tek adam"a oy verdiği halde; halen idamın geri getirilmesini, yasama sınırı Cumhurbaşkanının yetkileri ile sınırlandırılmış meclisten bekliyor. Yani şunu diyemiyor "Yahu ne top çevirip, duruyorsun; sana yetki verdik, hazırla anayasa değişikliğini, getir meclise ki; senin de meclistekilerin de gerçek yüzünü görelim.
...
"AKP seçmeni bu eleştirisel bakışı sergileyebilecek demokratik kültüre sahip değil" desem gene aynı şeyi yapacaklar; "Sen bizi küçümsüyorsun" yaygarası. Oysa, bizatihi Erdoğan sizin aklınızla dalga geçiyor; "Meclise getirin imzalarım" diyor. Ne gerek var; sen meclise getir, milletvekilleri imzalasın. Öyle değil mi. İşte bu soruyu sorabilenler demokratik siyasal kültüre sahip olabilenlerdir. Soramayanlar da biat kültürüne sahip, ezikler dir. Şimdi varın, ne diyecekseniz deyin.
Koray Aydın'ın dil sürçmesi
Koray Aydın Bey için bir talihsizlik olsa da; dil sürçmesi olduğu aşikar. Ben de zaman zaman aynı durumu yaşıyorum; İYİ PARTİ diyecekken MHP diyorum.
...
Bunun nedeni; bir kurumsal kimliğe duyulan aidiyet uğruna onca yaşanmışlık varken; elbette dil sürçmesi olacaktır, olmuyorsa da; o zaman o kuruma aidiyet duygusunun geçmişteki samimiyeti sorgulanır.
...
Yuhalama meselesine gelince; İYİ PARTİ kurulduğundan beridir bir defa olsun açık ismini telaffuz etmeyip, adeta iplemeyerek "İP" diyen muhterem, eğer tepkinin kendisine yönelik olduğunu düşünüyorsa "İP" telaffuzundan mahsup ederek, düşebilir. Gene borcumuz kalırsa özür dilemesini de biliriz.
...
Bunun nedeni; bir kurumsal kimliğe duyulan aidiyet uğruna onca yaşanmışlık varken; elbette dil sürçmesi olacaktır, olmuyorsa da; o zaman o kuruma aidiyet duygusunun geçmişteki samimiyeti sorgulanır.
...
Yuhalama meselesine gelince; İYİ PARTİ kurulduğundan beridir bir defa olsun açık ismini telaffuz etmeyip, adeta iplemeyerek "İP" diyen muhterem, eğer tepkinin kendisine yönelik olduğunu düşünüyorsa "İP" telaffuzundan mahsup ederek, düşebilir. Gene borcumuz kalırsa özür dilemesini de biliriz.
Meral Hanım'ın dönüşü
Kanaatim o ki; Meral Hanım malum süreci gitmek için değil, kalmak için başlattı. Çünkü birileri onu "Eğreti Genel Başkan" görüyordu. Şimdi onlara öyle olup olmadığını göstermek istiyor.
...
Hep birilerinin mi, kendilerine özgü liderliği olacak. Meral Hanım da kendine özgü bir liderlik inşa ediyor. Seçimin ertesi günü el öpenler ve türevlerini kesin ihraç ile partiden uzaklaştırabilirdi ama demokratça olmazdı. Ne denecekti; karşı olduğunun tekrarı. Yani bir başka liderin kötü taklidi.
...
Şimdi liderliğini, demokratik yol ve yöntemle eğretilikten kurtarıp, nevi şahsına münhasır hale getirmeye çalışıyor. Dolayısıyla; olup bitenleri diğer liderlerin huyları, davranış biçimleri üzerinden değil, Meral Hanım'ın kendine özgü liderlik anlayışı üzerinden değerlendirmek lazım.
...
Hep birilerinin mi, kendilerine özgü liderliği olacak. Meral Hanım da kendine özgü bir liderlik inşa ediyor. Seçimin ertesi günü el öpenler ve türevlerini kesin ihraç ile partiden uzaklaştırabilirdi ama demokratça olmazdı. Ne denecekti; karşı olduğunun tekrarı. Yani bir başka liderin kötü taklidi.
...
Şimdi liderliğini, demokratik yol ve yöntemle eğretilikten kurtarıp, nevi şahsına münhasır hale getirmeye çalışıyor. Dolayısıyla; olup bitenleri diğer liderlerin huyları, davranış biçimleri üzerinden değil, Meral Hanım'ın kendine özgü liderlik anlayışı üzerinden değerlendirmek lazım.
82 yaşında bir ihtiyarı yerlerde süründürmek
Bir tek polisin dahi üflese yere düşürebileceği 82 yaşındaki ihtiyar amcayı yere yatırıp, tekmeleyip sonra da dizlerini sırtına dayayıp, ters kelepçe ile bileklerini bağlarlarken; aşırı güç kullandıkları, hatta zorbalıklarına rağmen hiç tereddüt etmeyen polislere; son derece öz güven dolu ruh halini bahşeden nedir/kimdir.
...
Bir polis gider, on polis gelir. Hatta onları ihraç edip, gazımızı da alabilirler ama polis veya devlete karşısı hakkımızı aramak için sorgulama yapıp, itiraz ettiğimizde; sonumuzun ölümümüze kadar gidebileceği gibi yaşanan gerçekler karşında; kendimi ömrüm boyunca kutsadığım devletimin tehditti altında hissediyorum. Ama boşuna; huyum kurusun, haksızlığı gördüğüm an elektrik çarpması gibi bir şeyler oluyor bende; tepki gösteriyorum.
...
Bir polis gider, on polis gelir. Hatta onları ihraç edip, gazımızı da alabilirler ama polis veya devlete karşısı hakkımızı aramak için sorgulama yapıp, itiraz ettiğimizde; sonumuzun ölümümüze kadar gidebileceği gibi yaşanan gerçekler karşında; kendimi ömrüm boyunca kutsadığım devletimin tehditti altında hissediyorum. Ama boşuna; huyum kurusun, haksızlığı gördüğüm an elektrik çarpması gibi bir şeyler oluyor bende; tepki gösteriyorum.
Ahmaklığın bedelini Allah'a mı maal edeceksin
Önce ihmalkarlık yaparsın, sonra bela gelip başına musallat olunca da; doğal afet, şu bu deyip Allah'tan bileceksin öyle mi.
...
Ey ahmak, her musubeti Allah'a havale edeceksen şayet; aklın ne işe yarıyor söylermisin.
...
Adam parkinson hastası ama direksiyonun başına geçiyor, kaza yapıp eşi ile beraber ölüyorlar. Yakınlarını teselli edenler de "Allah'tan gelene ne diyebiliriz ki" derler.
...
Bunlar "Namazında niyazında, imanlı insanlar" güya ama hiç sıkılıp, utanmadan "Suçu" da Allah'a yüklerler. Sormak isterim; gerçek iman bunun neresinde.
...
Ey ahmak, her musubeti Allah'a havale edeceksen şayet; aklın ne işe yarıyor söylermisin.
...
Adam parkinson hastası ama direksiyonun başına geçiyor, kaza yapıp eşi ile beraber ölüyorlar. Yakınlarını teselli edenler de "Allah'tan gelene ne diyebiliriz ki" derler.
...
Bunlar "Namazında niyazında, imanlı insanlar" güya ama hiç sıkılıp, utanmadan "Suçu" da Allah'a yüklerler. Sormak isterim; gerçek iman bunun neresinde.
''Yer çekimi kanunu çıkarılsın mı''
Sokak röportajında; 'Yer çekimi kanunu'' çıksın mı, çıkmasın mı'' sorusuna; ''Devletimiz büyüktür, ihtiyaç duyuyorsa elbette çıksın'' şeklinde cevap veren cehaletin beslediği siyaset ülkemizi hiç bir zaman çağdaş ülke konumuna yükseltemez. Çünkü böyle bir durumda siyaset cehaleti, cehalet de siyaseti besleyeceği için; her ikisinin karşılıklı menfaatleri gereği, bu hal bir kısır döngü şeklinde devam eder gider.
...
Dangalak adam mütevazi bile değil, ''Bu bahsettiğiniz şeyin içeriğini bilmiyorum; dolayısıyla yorum yapamam'' demiyor ki; hatta ukalalık yapıyor; ''Hemen çıksın'' diyebiliyor. Yani bilgisiz olmak bir insan için eksiklik olabilir ama kusur olamaz. Bilgisiz olanın aynı zamanda ukala olmasıdır; esas tehlikeli olan.
...
Dangalak adam mütevazi bile değil, ''Bu bahsettiğiniz şeyin içeriğini bilmiyorum; dolayısıyla yorum yapamam'' demiyor ki; hatta ukalalık yapıyor; ''Hemen çıksın'' diyebiliyor. Yani bilgisiz olmak bir insan için eksiklik olabilir ama kusur olamaz. Bilgisiz olanın aynı zamanda ukala olmasıdır; esas tehlikeli olan.
...
Nitelik olarak hiç bir değer ifade etmeyen, dibine kadar cehalete batmış bir zihniyetin verdiği kararla sandığa giren, ancak nicelik olarak çıkıp, tüm toplumun ve ülkenin kaderine tesir eden bu hale
''Demokrasinin yırtığı'' deyip, kabullenecek miyiz. Peki bu yırtığı yamamak için ne yapacağız; ''Eğitim şart'' diyeceksiniz. Peki ülkemizde en çok değişen bakanlık hangisi; Milli eğitim bakanlığı değil mi.
:)
Mehmet Soral
Nitelik olarak hiç bir değer ifade etmeyen, dibine kadar cehalete batmış bir zihniyetin verdiği kararla sandığa giren, ancak nicelik olarak çıkıp, tüm toplumun ve ülkenin kaderine tesir eden bu hale
''Demokrasinin yırtığı'' deyip, kabullenecek miyiz. Peki bu yırtığı yamamak için ne yapacağız; ''Eğitim şart'' diyeceksiniz. Peki ülkemizde en çok değişen bakanlık hangisi; Milli eğitim bakanlığı değil mi.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
27 Temmuz 2018 Cuma
GÜNDEM MERAL HANIM VE İYİ PARTİ
Bilmediğimiz şeyler var ama gördüklerimiz de var.
Bizim bilmediğimiz çok şeyin döndüğü muhakkak ancak gördüklerimiz de orta yerde duruyor. Adam başkanlık divanı üyesi, meclis açılıyor, hararetle gidip Bahçeli'nin elini iki avucunun içine alarak büyük bir haz içinde gülücükler saçıyor.
...
Bu kadar derin muhabbet besliyordun da; niçin bırakıp geldin öyleyse. Bizim problemimiz MHP değildi ki; Bahçeli'ydi. Öyleyse...?
...
Anlaşılıyor ki; başkanlık divanı üyelerinden bir kaç tanesi; sadece Meral Hanım'a olması gereken inanmışlık ve adanmışlıklarını Devlet Bahçeli'ye de pay etmişler. Meral Hanım bunu kabullenemedi. "Bana ya inanırsınız ya da; inanmazsınız" diyerek, kendisini tabana emanet edip, restini çekmiştir. Şu anda en etik olanın, eğer samimi iseler parti yönetiminin istifa edip, Meral Hanım'ı özgür iradesi ile baş başa bırakmaları ve kurultayda kendisini tek aday göstermeleri, divanı da kendi isteği ile yeniden oluşturmasıdır.
Meral Hanım ve İYİ PARTİ üzerine niçin ısrarla gidiliyor.
Taktik şu; sürekli olarak İYİ PARTİ ve Meral Hanım'ı başarısız göstererek kendilerine dikensiz gül bahçesi yaratmak istiyorlar.
...
Aynen zamanında Devlet Bahçeli'nin önce istifa edip, sonra vaz geçtiği; Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz'ın da "O zaman biz hangi yüzle devam edeceğiz" deyip, istifa etmelerinin "Sağlanması"; daha önce DSP'nin ve Fazilet'in bölünmesi gibi operasyonlarla "Artık Erdoğan'ın önü sonuna kadar açılmıştır; istediği alanda, istediği şekilde top koşturup, partiyi kurabilir" denmiştir.
...
Bugünlerde ise, o zamanlar kurulan AKP'nin kendilerince sistem değişikliği dahil elde ettikleri "Başarı"nın devamı ve sonuçların kalıcılığı için yine siyasi alanın boşaltılarak müsait hale getirilmesi isteniyor. Buna mani tek engel İYİ PARTİ ve Meral Akşener faktördür.
...
CHP'ye kesinlikle dokunulması mümkün değil, çünkü Erdoğan ve AKP'nin en büyük güç kaynağı CHP dir. Çünkü AKP, yaşadığı sürece ayağını dayayıp, güç toplayabileceği; "Ahırları cami yaptılar" ithamına muhatap birileri lazım, o da şüphesiz CHP dir.
...
Dolayısıyla, "İYİ PARTİ ve Meral Akşener başarısız" söyleminin arkasında; Muharrem İnce'ye tüm TV kanallarının canlı yayın imkanı verirken, Meral Hanım'a boykot uygulayan üst akıl vardır.
...
Mesela elli yıllık olup, barajı zor aşmış bir parti neredeyse mutluluk üzerine havai fişekler atarken, başarısız olduğu aşikarken niçin konuşulmaz; çünkü İYİ PARTİ'siz, Meral Akşener'siz siyasi arenanın dizaynından bizatihi kendileri sorumlular da ondan.
...
Meral Hanım'ın tüm kişisel rezervlerini terk ederek, böyle bir sürece katalizör olmamasını; yapılan hesapları alt üst etmesini ve henüz yeni çıktığımız yolculukta, menzile yaklaştığımız bir anda ilk söylediğinin aksine "Benden bu kadar çocuklar" demesini kesinlikle kabul etmiyoruz.
CHP, AKP ve MHP'ye ekranlar açık, İYİ PARTİ'ye kapalı, Neden?Dikkatinizi çekiyor mu; ulusal yayın yapan TV'lerin tartışma programlarına CHP eğilimli sosyal demokratlar ile AKP yandaşları davet ediliyor ancak her vesile ile sözü İYİ PARTİ'ye getirip, tartışıyorlar.
...
Peki CHP'ye değil de İYİ PARTİ'ye karşı bu husumetin nedeni nedir; çünkü CHP'nin varlığı AKP'ye güç veriyor. Nasıl mı; bir an için CHP'nin olmadığı bir siyasi arena düşünün; AKP hangi parti için "Camileri ahır yaptılar" diyerek; muhafazakar kesimi tahrik edip, oy devşirebilir. Bu anlamda CHP kadar şeytanlaştırabilecekleri başka bir parti yok. Öyle değil mi.
...
Zaman zaman bu TV kanallarını arayıp; "İYİ PARTİ'yi tartıştırıyorsunuz ancak diğer konuşmacılar gibi parti adına konuşacak veya savunacak kimseyi davet etmiyorsunuz. Peki niçin tartışıyorsunuz, ne hakkınız var, etik dışı değil mi" diyorum. Tabi ki; umurlarında bile olmuyor.
...
Dolayısıyla;
Meral Hanım,
Bu programlarda "İYİ PARTİ silinip gidecek, adı geçmişte kalacak. Nasıl bilirdiniz dendiğinde, iyi bilirdik diyeceğiz" diyerek, bu küstahça cümleleri peş peşe sıralayan; "Armutlar bu sene iyi olacak" diyen ayı misali; içlerindeki bu arzuyu kanırtarak söküp atana ve yüreklerine sinen korkuyu daim kılana kadar hiç bir yere gidemezsiniz.
İYİ PARTİ yeni sistemin kalıcılığına mani olarak görülüyor
İYİ PARTİ üzerine oynanan oyunlar yeni sistemin kalıcılığını sağlamak üzere oynanan oyunlardır. En büyük engel olarak İYİ PARTİ'yi görüyorlar, işin garibi CHP'nin varlığından da güç buluyorlar.
...
Düşünebiliyor musunuz, Afyon'da çalıştay yapılıyorken, AKP ve Bahçeli trolleri anlaşmışlarcasına tüm TV programlarında ve sosyal medyada "İYİ PARTİ dağılacak" üfürmelerinde bulunuyorlar.
...
Bizlerin; oyunlara, tezgahlara karşı mukavemetimizi artırdılar. Dolayısıyla, bunu da atlatatıp,aşacağız inşallah.
Giden gider
İYİ PARTİ'den gidecek olanlar hemen gidebilirler.☺️ Semih hafta sonu mesai yapıyormuş; gelenler olur diye; hatta dönüşleri anlamlı bulup, parti kütüğüne de isimlerini çakacakmış..☺️
...
Meral Hanım "Azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz köleliğe" isyanımın tercümanı oldu. Dolayısıyla gidebildiği son noktaya kadar yanındayım.
...
Birilerinin yirmi senelik tahakkümüne sabır eden ben; velev ki; her şeyi yanlış yapmış Meral Hanım'a niçin iki sene daha şans tanımayayım ki.
...
Kocaman kocaman adamlar; bunlara akil bilinenleri de dahil; sadakatı biat etmekle aynı görüyorlar.
...
Oysa birisinde aklı devre dışı bırakıp, iradeyi teslim etme var, diğerinde ise; güven duygusunun sağladığı inanmışlık ve adanmışlığa dayanan vefa var.
...
Bu anlamda Meral Hanım'a ilişkin duruşumuzu anlamlandıramayanlar ithaf ediyorum.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Bizim bilmediğimiz çok şeyin döndüğü muhakkak ancak gördüklerimiz de orta yerde duruyor. Adam başkanlık divanı üyesi, meclis açılıyor, hararetle gidip Bahçeli'nin elini iki avucunun içine alarak büyük bir haz içinde gülücükler saçıyor....
Bu kadar derin muhabbet besliyordun da; niçin bırakıp geldin öyleyse. Bizim problemimiz MHP değildi ki; Bahçeli'ydi. Öyleyse...?
...
Anlaşılıyor ki; başkanlık divanı üyelerinden bir kaç tanesi; sadece Meral Hanım'a olması gereken inanmışlık ve adanmışlıklarını Devlet Bahçeli'ye de pay etmişler. Meral Hanım bunu kabullenemedi. "Bana ya inanırsınız ya da; inanmazsınız" diyerek, kendisini tabana emanet edip, restini çekmiştir. Şu anda en etik olanın, eğer samimi iseler parti yönetiminin istifa edip, Meral Hanım'ı özgür iradesi ile baş başa bırakmaları ve kurultayda kendisini tek aday göstermeleri, divanı da kendi isteği ile yeniden oluşturmasıdır.
Meral Hanım ve İYİ PARTİ üzerine niçin ısrarla gidiliyor.
Taktik şu; sürekli olarak İYİ PARTİ ve Meral Hanım'ı başarısız göstererek kendilerine dikensiz gül bahçesi yaratmak istiyorlar.
...
Aynen zamanında Devlet Bahçeli'nin önce istifa edip, sonra vaz geçtiği; Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz'ın da "O zaman biz hangi yüzle devam edeceğiz" deyip, istifa etmelerinin "Sağlanması"; daha önce DSP'nin ve Fazilet'in bölünmesi gibi operasyonlarla "Artık Erdoğan'ın önü sonuna kadar açılmıştır; istediği alanda, istediği şekilde top koşturup, partiyi kurabilir" denmiştir.
...
Bugünlerde ise, o zamanlar kurulan AKP'nin kendilerince sistem değişikliği dahil elde ettikleri "Başarı"nın devamı ve sonuçların kalıcılığı için yine siyasi alanın boşaltılarak müsait hale getirilmesi isteniyor. Buna mani tek engel İYİ PARTİ ve Meral Akşener faktördür.
...
CHP'ye kesinlikle dokunulması mümkün değil, çünkü Erdoğan ve AKP'nin en büyük güç kaynağı CHP dir. Çünkü AKP, yaşadığı sürece ayağını dayayıp, güç toplayabileceği; "Ahırları cami yaptılar" ithamına muhatap birileri lazım, o da şüphesiz CHP dir.
...
Dolayısıyla, "İYİ PARTİ ve Meral Akşener başarısız" söyleminin arkasında; Muharrem İnce'ye tüm TV kanallarının canlı yayın imkanı verirken, Meral Hanım'a boykot uygulayan üst akıl vardır.
...
Mesela elli yıllık olup, barajı zor aşmış bir parti neredeyse mutluluk üzerine havai fişekler atarken, başarısız olduğu aşikarken niçin konuşulmaz; çünkü İYİ PARTİ'siz, Meral Akşener'siz siyasi arenanın dizaynından bizatihi kendileri sorumlular da ondan.
...
Meral Hanım'ın tüm kişisel rezervlerini terk ederek, böyle bir sürece katalizör olmamasını; yapılan hesapları alt üst etmesini ve henüz yeni çıktığımız yolculukta, menzile yaklaştığımız bir anda ilk söylediğinin aksine "Benden bu kadar çocuklar" demesini kesinlikle kabul etmiyoruz.
CHP, AKP ve MHP'ye ekranlar açık, İYİ PARTİ'ye kapalı, Neden?Dikkatinizi çekiyor mu; ulusal yayın yapan TV'lerin tartışma programlarına CHP eğilimli sosyal demokratlar ile AKP yandaşları davet ediliyor ancak her vesile ile sözü İYİ PARTİ'ye getirip, tartışıyorlar.
...
Peki CHP'ye değil de İYİ PARTİ'ye karşı bu husumetin nedeni nedir; çünkü CHP'nin varlığı AKP'ye güç veriyor. Nasıl mı; bir an için CHP'nin olmadığı bir siyasi arena düşünün; AKP hangi parti için "Camileri ahır yaptılar" diyerek; muhafazakar kesimi tahrik edip, oy devşirebilir. Bu anlamda CHP kadar şeytanlaştırabilecekleri başka bir parti yok. Öyle değil mi.
...
Zaman zaman bu TV kanallarını arayıp; "İYİ PARTİ'yi tartıştırıyorsunuz ancak diğer konuşmacılar gibi parti adına konuşacak veya savunacak kimseyi davet etmiyorsunuz. Peki niçin tartışıyorsunuz, ne hakkınız var, etik dışı değil mi" diyorum. Tabi ki; umurlarında bile olmuyor.
...
Dolayısıyla;
Meral Hanım,
Bu programlarda "İYİ PARTİ silinip gidecek, adı geçmişte kalacak. Nasıl bilirdiniz dendiğinde, iyi bilirdik diyeceğiz" diyerek, bu küstahça cümleleri peş peşe sıralayan; "Armutlar bu sene iyi olacak" diyen ayı misali; içlerindeki bu arzuyu kanırtarak söküp atana ve yüreklerine sinen korkuyu daim kılana kadar hiç bir yere gidemezsiniz.
İYİ PARTİ yeni sistemin kalıcılığına mani olarak görülüyor
İYİ PARTİ üzerine oynanan oyunlar yeni sistemin kalıcılığını sağlamak üzere oynanan oyunlardır. En büyük engel olarak İYİ PARTİ'yi görüyorlar, işin garibi CHP'nin varlığından da güç buluyorlar.
...
Düşünebiliyor musunuz, Afyon'da çalıştay yapılıyorken, AKP ve Bahçeli trolleri anlaşmışlarcasına tüm TV programlarında ve sosyal medyada "İYİ PARTİ dağılacak" üfürmelerinde bulunuyorlar.
...
Bizlerin; oyunlara, tezgahlara karşı mukavemetimizi artırdılar. Dolayısıyla, bunu da atlatatıp,aşacağız inşallah.
Giden gider
İYİ PARTİ'den gidecek olanlar hemen gidebilirler.☺️ Semih hafta sonu mesai yapıyormuş; gelenler olur diye; hatta dönüşleri anlamlı bulup, parti kütüğüne de isimlerini çakacakmış..☺️
...
Meral Hanım "Azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz köleliğe" isyanımın tercümanı oldu. Dolayısıyla gidebildiği son noktaya kadar yanındayım.
...
Birilerinin yirmi senelik tahakkümüne sabır eden ben; velev ki; her şeyi yanlış yapmış Meral Hanım'a niçin iki sene daha şans tanımayayım ki.
...
Kocaman kocaman adamlar; bunlara akil bilinenleri de dahil; sadakatı biat etmekle aynı görüyorlar.
...
Oysa birisinde aklı devre dışı bırakıp, iradeyi teslim etme var, diğerinde ise; güven duygusunun sağladığı inanmışlık ve adanmışlığa dayanan vefa var.
...
Bu anlamda Meral Hanım'a ilişkin duruşumuzu anlamlandıramayanlar ithaf ediyorum.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
24 Temmuz 2018 Salı
OLUP BİTENLER ÜZERİNE...
Sadakatın varsa birisine; gittiğinde ağlamak, insan olmanın doğal refleksidir
Bazı eski dostlarım bir zamanlar da bir başkası için "Aman gitme" diyerek, ağladığımızı hatırlatıyorlar.
...
Sadakata bağlı ağlamak çok insani bir hal olup, asıl bunu beceremeyenlerin insanlığından şüphe etmek lazım.
...
Evet, o zamanlar da yine o kasdetilen insana inanıyor güveniyor; doğal olarak "Bırakıyorum" dediğinde ağlamıştık. O zaman da inanmışlık ve adanmışlık şiarımızdı. Amma velakin; kendisine tanıdığımız bu sonsuz sadakat kredisini hoyratça harcaması karşında gün geldi "Artık yeter, çek git" demek zorunda kaldık.
...
Bir başkası için de aynı süreçler söz konusu olabilir; burada önemli olan benim prensiplerim; inanmış ve adanmışlığım; kendime verdiğim değer, duyduğum saygıdır. Gerisi umurumda bile değil.
Meral Hanım'ın evinin önünde sadakat nöbeti
İki gündür gece gündüz Meral Hanım'ın evi önünde kesintisiz sürdürdüğümüz sevgi ve sadakat nöbetimizi; Meral Hanım'ın genel başkan yardımcısı Lütfü Türkkan aracılığıyla, kendisine 72 saatlik düşünme şansı vermemizi talep etmesi üzerine şimdilik nöbetimizi sona erdirdik.
...
Partiyi kurarken, bir hasta ziyaretinde bir araya geldiğimizde, parti kurup, kurmayacağını sorduğumuzda "Hayır kampanyası dahil olamak üzere hep beraber çok güzel çalışmalar yaptık, sizler istediğiniz sürece, hiç bir zaman benden bu kadar demiyeceğim" demiş, bizler de kesinlikle kendisi ile sonuna kadar beraber olacağımızı söylemiştik.
...
Şimdi gene aynı duygu ve düşüncelerle kendisine diyoruz ki; "Öyleyse, biz de seninle beraber olmak istemiyoruz" demediğimiz sürece genel başkanlığımızı bırakamazsınız.
...
Meral Hanım Genel Başkanlığını güçlü kılmak için böyle bir strateji yürütmeyi tercih ettiğini düşünüyorum.
...
"Partisinden az oy aldı" fitnesine hodri meydan demiştir. Yürekli ve öz güven dolu çıkışı ile güven tazelemeyi tercih etmiştir. Bu tiplerin sesini kısmak, fitne ve fesatçıları da yalnızlığa itmek için delegelerin belki de tamamına yakınının imzası ile aday gösterilecek ve yine genel başkanımız olarak görevine devam edecektir.
Anıtkabir'de Atatürk'e hakaret edem ''Türbanlı'' meczup.
Anıtkabir'deki malum kızın Atatürk'e hakareti; bilerek ve istenerek hazırlanmış çok kötü bir senaryodur.
...
Amaç; sistem, hatta rejim değişikliği ile katedilen yolda, cumhuriyet değer ve kazanımlarına sahip çıkma mukavemetimizi test etmeye yönelik provakatif bir eylemdir.
...
Bizlere düşen, çok ucuz bir senaryonun figüranı olma tuzağına düşmeden; edep ve adap ölçüleri içinde tepkimizi ortaya koymaktır.
...
Hep şunu söylerim; sandığa giren ve çıkan oyların niteliğinin değil, niceliğinin hesabı yapılır. Dolayısıyla, çişini tutabilen herkesin sadık başına gidip, oyunu kullandıklarında; belkide en son kullanılan tek oyun kaderimizi tayin ettiğini aklımızdan çıkamamamız gerekir.
...
Muhalefet olarak, ülkemiz insanının %70'inin muhafazakar olduğunu; ve aynı zamanda iktidarı da bu kesimin tayin ettiğini bilmemiz; dolaysıyla da; ne yapıp edip bu kesimin teveccühüne talip olup, netice almanın yolunu, formülünü bulmamız lazım. Bunun da en kestirme yolunun empati yaparak, diyalog kurmaktan geçtiğini düşünüyorum.
...
Lütfen malum kızın giyim tarzı sizi yanıltıp, yönlendirmesin. İngiliz istihbaratçısı "İmam Lawrence"in Suudi Arabistan'da yaptıklarını hatırlayalım. Şunu fark ettim ki; malum kız sembolize edilerek; dini bütün, muhafazakar kesime atıf yapılarak, çok kırıcı ve gayri ahlaki yorumlar yapılıyor.
...
Tepkimiz şu olmalı "Malum kız giyim tarzı olarak her ne kadar İslami görünse de; sarf ettiği sözler itibariyle gerçekte imani hiç bir tarafı olamayan meczubun tekidir" deyip geçelim. Ama kesinlikle hukuk karşında ifadesi alınıp, en ağır şekilde cezası verilmelidir ki; bundan sonra yeltenecek olanlara ibret olabilsin diye.
İkidar tarikatları, tarikatlar da iktidarı besliyor.
İktidar, tarikat ve cemaatler sayesinde önce iktidar, sonra muktedir olmuştur. Artık bunlara ihtiyacı kalmadı; zira elde etmeyi düşünüp de edemediği bir şey kalmadı. Devletin yapısında sistem dahil, istediği dönüşümü sağlamıştır.
...
Dolayısıyla, muktedirliğin devamı için artık tarikat ve cemaatleri ayak bağı görüp, teker teker tasfiyeleri veya etkinliklerinin azaltılması yoluna gidilebilir. Bunun için de; toplumda yaygınlığı az olan, sadece lokal olarak etkin olan; öte yandan yapılan operasyona gerekçe olabilecek malum pornografik görüntülerin de toplum nezdinde iğrençlikle karşılanmasıyla; tarikat ve cemaatler üzerine operasyona; en pasif direnişi gösterecek olan Adnan'dan başlandı, diğerleri ile devam edebilir.
...
Artık bundan sonra İstenilen her an yine istedikleri tarikat veya cemaatler "Şeytanlaştırılarak" üzerlerine gidilebilir. Çünkü hepsinin sermaye hareketlerinde yeri ve payları var. Yapılabilecek operasyonlar için devlet eğer isterse, operasyonlarına gerekçe oluşturabileceği oldukça malzemeler bulabilir.
...
Bu olup biteceklere itiraz edebilecekler karşında hükmettin yaptıklarını meşru görebilecek; kendisine yüksek sadakatla bağlı, bir seçmen kitlesi varken; muhalefetin de hiç de itiraz etmeyeceği bir sürece girilmesi ile LAİKLİK kavramına sadakatın gerekliliği bizatihi hükümet edenlerce keşfedile bilirse; yarına dair güzel şeyler olabilir.
İnşallah.
Ülkemizin %30'nun sol %70'nin de muhafazakar olduğu gerçeği
Yıllarca çırpındık durduk ancak sosyal demokrat arkadaşlarımıza; Kemalistlere, "kendilerine özgü" Atatürkçülere anlatamadık. Liberalleri saymıyorum bile çünkü her düzen onlara uyar. Bunlar, özelikle her yerde ve her zaman sistem değişikliklerinde katalizör görevi gören en kaypak kesimdirler. Bunlar için inanç, ilke; inanmışlık ve adanmışlık yok; menfaat vardır.
...
"Başörtülü kadının, genç kızın; okula, kamu iş yerlerine girmelerine veya istihdam edilmelerine engel olsanız bile bu insanları yetiştiren eş, ağabey, babalara mani olmak mümkün mü; değil, öyleyse önemli olan zihniyetle mücadele etmektir." dedik, fayda etmedi.
...
Ne oldu şimdi; birincilik kürsüsüne çıkmış başörtülü genç kızın başındaki kepi; saçlarını yolarcasına çekip alma despotluğu, oğlunu askeri kışlaya başörtüsü ile teslim eden aynı ananın, ziyarete gittiğinde nizamiyeye alınmaması, ya da; orduda, kendisine vatan teslim edilen aynı askerin, düğününü ordu gazinosunda yapamaması gibi aptalca tahrik dolu müdahaleler, üniversitelerde ikna odaları, kilometrelerce başörtülü şekilde yolculuktan sonra ancak başını açarak üniversiteye girebilme müsaadesi gibi laiklik adına yapılan abuk, sabık müdahaleler siyasal İslamın güçlenmesine, hatta meşruiyet kazanmasına alt zemin oluşturmuştur.
...
Sen kendini bir çok şeyin en iyi bileni olarak görebilirsin ama sandıkta oy kullanırken bunun ölçülebilir hiç bir etkisi, yansıması olmuyor; İnsanın çişini tutabilecek kadar sandık başına gidebilmesi yeterli oluyor.
...
Diyeceksiniz ki "Türk milliyetçilerinin hiç mi kabahati yok" olmaz olur mu; siyasi İslamcılara "Buyurunuz geçiniz, ne istiyorsanız yapınız" dedik.
...
"Siyasal İslam"ın yeterince tahrikini sosyal demokratlar; iktidara gelip, muktedir olmalarını da Türk milliyetçileri sağlamışlardır.
...
Türk milliyetçileri nihayetinde içine düşürüldükleri hatayı anlayarak kendilerince önlem almak adına yeni bir mücadele başlatmış olsalar da; karşı taraf çok yol aldığından işimiz de hayli zorlaşmıştır.
...
CHP'nin yürüttüğü süreç neydi öyle; anlamak mümkün değil. Solun maksimum oyu %30 ve inat ettiler Cumhurbaşkanını biz kazanacağız diye. Oysa, neredeyse Abdullah Gül'ün çatı adaylığına razı olan CHP, "Meral Akşener lehine aday çıkarmıyoruz" diyemezmiydi. Diyemedi, çünkü AKP ve trollerinin "CHP niçin kendi adayını çıkarmıyor" bombardımanından korktular. Ve maalesef Erdoğan sürekli olarak rakibinin Muharrem İnce olmasını istedi; CHP de "Buyurun efendim, neden olmasın" dedi ve aday gösterdiler.
...
Dolaysıyla işin özü; zamanında kışlaya başörtüsü ile giremeyenler, bundan böyle askeri şuralarda ordu komuta kademesini belirleyeceklerdir. Bu başarı çok bilmiş, ukala sosyal demokrat, Kemalist, kendine özgü Atatürkçü zihniyet ile zemini kaymış, kontrolü kendi iradesinden çıkmış, öz güveni ığdış edilmiş biz Türk milliyetçilerine aittir.
Paralı askerlik
"Ordu millet"in geldiği son nokta; paralı askerlik. Yıllar önce geni ile oynanan domatesin bugün tadı ne ise " Türk askeri"nin ruh halini; ödediği veya ödeyemediği para belirlerse; "Ben size ölmeyi emrediyorum" komutuna riayet edecek asker bulamazsınız.
...
Beceriksiz ve kifayetsiz siyasi iktidarların ülkeyi içine soktukları her çıkmazda; "Fakirse askere alırız, zenginse parasını alırız" çözümünün ilk akla gelmesi bu ülke için inanmışlık ve adanmışlığı zayıflatır, gün gelir Allah korusun fedakarlık için yaprak bile kımıldamaz.
...
Ya tamamen profesyonel askerliğe geçilsin ya da; eskiden olduğu gibi kadim Türk geleneği olarak; sağlık şartları uygun olan her Türk erkeğinin yapmaya inandığı, hatta istediği; bedeli ölçülemeyen, kutsal bir görev olarak devam etsin.
İYİ PARTİ üzerinden durumu idare etme
MHP mevcut oylarını korumak ve konsolide etmek için sürekli olarak İYİ PARTİ ve Meral Hanım üzerinden kin ve öfke göndermesi yapıyor. Dahası da var; kuruluş gerekçesini Türk milliyetçiliği ideolojisine dayandırıp, göndere ise "Siyasal İslam sancağını" çekmek; küçümsenecek bir başarı değildir(!) Bu dönüşüm ve öncüleri üzerine tez hazırlamak; bilim yapmak isteyen öğrenciler için iyi bir fırsattır.
...
Bu yöntem sağlıklı bir yöntem değil ki; bir şey talep edin ve onu elde etmenin mücadelesini verin, daha tutarlı bir iş yapmış olursunuz.
...
Mesela iç işleri, kültür veya milli eğitim bakanlığını, ya da; TOKİ başkanlığını talep edebilirsiniz. İYİ PARTİ'nin bütün oyları MHP'ye gitse; bir şey olmaya veya yapmaya talip olmadıktan sonra neye yarar ki. Hiç olmazsa oyun gücünü; değerlendirebileceklere kullandırın.
İYİ Parti'nin kimliği
Türk milliyetçisi olarak sağın ihanetine şahit olmaktan bıktım usandım. İYİ PARTİ'nin kimliğini tanımlamak için "Sağ"ın neresi olursa olsun; atıf yapılmasına gönlüm razı değil.
...
"Vatanseverlik ortak paydasında bütünleşen herkesin aidiyet duyabileceği bir partiyiz" demedik mi. Kararımızda bir değişiklik yok, aynen devam.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Bazı eski dostlarım bir zamanlar da bir başkası için "Aman gitme" diyerek, ağladığımızı hatırlatıyorlar.
...
Sadakata bağlı ağlamak çok insani bir hal olup, asıl bunu beceremeyenlerin insanlığından şüphe etmek lazım.
...
Evet, o zamanlar da yine o kasdetilen insana inanıyor güveniyor; doğal olarak "Bırakıyorum" dediğinde ağlamıştık. O zaman da inanmışlık ve adanmışlık şiarımızdı. Amma velakin; kendisine tanıdığımız bu sonsuz sadakat kredisini hoyratça harcaması karşında gün geldi "Artık yeter, çek git" demek zorunda kaldık.
...
Bir başkası için de aynı süreçler söz konusu olabilir; burada önemli olan benim prensiplerim; inanmış ve adanmışlığım; kendime verdiğim değer, duyduğum saygıdır. Gerisi umurumda bile değil.
Meral Hanım'ın evinin önünde sadakat nöbeti
İki gündür gece gündüz Meral Hanım'ın evi önünde kesintisiz sürdürdüğümüz sevgi ve sadakat nöbetimizi; Meral Hanım'ın genel başkan yardımcısı Lütfü Türkkan aracılığıyla, kendisine 72 saatlik düşünme şansı vermemizi talep etmesi üzerine şimdilik nöbetimizi sona erdirdik....
Partiyi kurarken, bir hasta ziyaretinde bir araya geldiğimizde, parti kurup, kurmayacağını sorduğumuzda "Hayır kampanyası dahil olamak üzere hep beraber çok güzel çalışmalar yaptık, sizler istediğiniz sürece, hiç bir zaman benden bu kadar demiyeceğim" demiş, bizler de kesinlikle kendisi ile sonuna kadar beraber olacağımızı söylemiştik.
...
Şimdi gene aynı duygu ve düşüncelerle kendisine diyoruz ki; "Öyleyse, biz de seninle beraber olmak istemiyoruz" demediğimiz sürece genel başkanlığımızı bırakamazsınız.
...
Meral Hanım Genel Başkanlığını güçlü kılmak için böyle bir strateji yürütmeyi tercih ettiğini düşünüyorum.
...
"Partisinden az oy aldı" fitnesine hodri meydan demiştir. Yürekli ve öz güven dolu çıkışı ile güven tazelemeyi tercih etmiştir. Bu tiplerin sesini kısmak, fitne ve fesatçıları da yalnızlığa itmek için delegelerin belki de tamamına yakınının imzası ile aday gösterilecek ve yine genel başkanımız olarak görevine devam edecektir.
Anıtkabir'de Atatürk'e hakaret edem ''Türbanlı'' meczup.
Anıtkabir'deki malum kızın Atatürk'e hakareti; bilerek ve istenerek hazırlanmış çok kötü bir senaryodur.
...
Amaç; sistem, hatta rejim değişikliği ile katedilen yolda, cumhuriyet değer ve kazanımlarına sahip çıkma mukavemetimizi test etmeye yönelik provakatif bir eylemdir.
...
Bizlere düşen, çok ucuz bir senaryonun figüranı olma tuzağına düşmeden; edep ve adap ölçüleri içinde tepkimizi ortaya koymaktır.
...
Hep şunu söylerim; sandığa giren ve çıkan oyların niteliğinin değil, niceliğinin hesabı yapılır. Dolayısıyla, çişini tutabilen herkesin sadık başına gidip, oyunu kullandıklarında; belkide en son kullanılan tek oyun kaderimizi tayin ettiğini aklımızdan çıkamamamız gerekir.
...
Muhalefet olarak, ülkemiz insanının %70'inin muhafazakar olduğunu; ve aynı zamanda iktidarı da bu kesimin tayin ettiğini bilmemiz; dolaysıyla da; ne yapıp edip bu kesimin teveccühüne talip olup, netice almanın yolunu, formülünü bulmamız lazım. Bunun da en kestirme yolunun empati yaparak, diyalog kurmaktan geçtiğini düşünüyorum.
...
Lütfen malum kızın giyim tarzı sizi yanıltıp, yönlendirmesin. İngiliz istihbaratçısı "İmam Lawrence"in Suudi Arabistan'da yaptıklarını hatırlayalım. Şunu fark ettim ki; malum kız sembolize edilerek; dini bütün, muhafazakar kesime atıf yapılarak, çok kırıcı ve gayri ahlaki yorumlar yapılıyor.
...
Tepkimiz şu olmalı "Malum kız giyim tarzı olarak her ne kadar İslami görünse de; sarf ettiği sözler itibariyle gerçekte imani hiç bir tarafı olamayan meczubun tekidir" deyip geçelim. Ama kesinlikle hukuk karşında ifadesi alınıp, en ağır şekilde cezası verilmelidir ki; bundan sonra yeltenecek olanlara ibret olabilsin diye.
İkidar tarikatları, tarikatlar da iktidarı besliyor.
İktidar, tarikat ve cemaatler sayesinde önce iktidar, sonra muktedir olmuştur. Artık bunlara ihtiyacı kalmadı; zira elde etmeyi düşünüp de edemediği bir şey kalmadı. Devletin yapısında sistem dahil, istediği dönüşümü sağlamıştır.
...
Dolayısıyla, muktedirliğin devamı için artık tarikat ve cemaatleri ayak bağı görüp, teker teker tasfiyeleri veya etkinliklerinin azaltılması yoluna gidilebilir. Bunun için de; toplumda yaygınlığı az olan, sadece lokal olarak etkin olan; öte yandan yapılan operasyona gerekçe olabilecek malum pornografik görüntülerin de toplum nezdinde iğrençlikle karşılanmasıyla; tarikat ve cemaatler üzerine operasyona; en pasif direnişi gösterecek olan Adnan'dan başlandı, diğerleri ile devam edebilir.
...
Artık bundan sonra İstenilen her an yine istedikleri tarikat veya cemaatler "Şeytanlaştırılarak" üzerlerine gidilebilir. Çünkü hepsinin sermaye hareketlerinde yeri ve payları var. Yapılabilecek operasyonlar için devlet eğer isterse, operasyonlarına gerekçe oluşturabileceği oldukça malzemeler bulabilir.
...
Bu olup biteceklere itiraz edebilecekler karşında hükmettin yaptıklarını meşru görebilecek; kendisine yüksek sadakatla bağlı, bir seçmen kitlesi varken; muhalefetin de hiç de itiraz etmeyeceği bir sürece girilmesi ile LAİKLİK kavramına sadakatın gerekliliği bizatihi hükümet edenlerce keşfedile bilirse; yarına dair güzel şeyler olabilir.
İnşallah.
Ülkemizin %30'nun sol %70'nin de muhafazakar olduğu gerçeği
Yıllarca çırpındık durduk ancak sosyal demokrat arkadaşlarımıza; Kemalistlere, "kendilerine özgü" Atatürkçülere anlatamadık. Liberalleri saymıyorum bile çünkü her düzen onlara uyar. Bunlar, özelikle her yerde ve her zaman sistem değişikliklerinde katalizör görevi gören en kaypak kesimdirler. Bunlar için inanç, ilke; inanmışlık ve adanmışlık yok; menfaat vardır.
...
"Başörtülü kadının, genç kızın; okula, kamu iş yerlerine girmelerine veya istihdam edilmelerine engel olsanız bile bu insanları yetiştiren eş, ağabey, babalara mani olmak mümkün mü; değil, öyleyse önemli olan zihniyetle mücadele etmektir." dedik, fayda etmedi.
...
Ne oldu şimdi; birincilik kürsüsüne çıkmış başörtülü genç kızın başındaki kepi; saçlarını yolarcasına çekip alma despotluğu, oğlunu askeri kışlaya başörtüsü ile teslim eden aynı ananın, ziyarete gittiğinde nizamiyeye alınmaması, ya da; orduda, kendisine vatan teslim edilen aynı askerin, düğününü ordu gazinosunda yapamaması gibi aptalca tahrik dolu müdahaleler, üniversitelerde ikna odaları, kilometrelerce başörtülü şekilde yolculuktan sonra ancak başını açarak üniversiteye girebilme müsaadesi gibi laiklik adına yapılan abuk, sabık müdahaleler siyasal İslamın güçlenmesine, hatta meşruiyet kazanmasına alt zemin oluşturmuştur.
...
Sen kendini bir çok şeyin en iyi bileni olarak görebilirsin ama sandıkta oy kullanırken bunun ölçülebilir hiç bir etkisi, yansıması olmuyor; İnsanın çişini tutabilecek kadar sandık başına gidebilmesi yeterli oluyor.
...
Diyeceksiniz ki "Türk milliyetçilerinin hiç mi kabahati yok" olmaz olur mu; siyasi İslamcılara "Buyurunuz geçiniz, ne istiyorsanız yapınız" dedik.
...
"Siyasal İslam"ın yeterince tahrikini sosyal demokratlar; iktidara gelip, muktedir olmalarını da Türk milliyetçileri sağlamışlardır.
...
Türk milliyetçileri nihayetinde içine düşürüldükleri hatayı anlayarak kendilerince önlem almak adına yeni bir mücadele başlatmış olsalar da; karşı taraf çok yol aldığından işimiz de hayli zorlaşmıştır.
...
CHP'nin yürüttüğü süreç neydi öyle; anlamak mümkün değil. Solun maksimum oyu %30 ve inat ettiler Cumhurbaşkanını biz kazanacağız diye. Oysa, neredeyse Abdullah Gül'ün çatı adaylığına razı olan CHP, "Meral Akşener lehine aday çıkarmıyoruz" diyemezmiydi. Diyemedi, çünkü AKP ve trollerinin "CHP niçin kendi adayını çıkarmıyor" bombardımanından korktular. Ve maalesef Erdoğan sürekli olarak rakibinin Muharrem İnce olmasını istedi; CHP de "Buyurun efendim, neden olmasın" dedi ve aday gösterdiler.
...
Dolaysıyla işin özü; zamanında kışlaya başörtüsü ile giremeyenler, bundan böyle askeri şuralarda ordu komuta kademesini belirleyeceklerdir. Bu başarı çok bilmiş, ukala sosyal demokrat, Kemalist, kendine özgü Atatürkçü zihniyet ile zemini kaymış, kontrolü kendi iradesinden çıkmış, öz güveni ığdış edilmiş biz Türk milliyetçilerine aittir.
Paralı askerlik
"Ordu millet"in geldiği son nokta; paralı askerlik. Yıllar önce geni ile oynanan domatesin bugün tadı ne ise " Türk askeri"nin ruh halini; ödediği veya ödeyemediği para belirlerse; "Ben size ölmeyi emrediyorum" komutuna riayet edecek asker bulamazsınız.
...
Beceriksiz ve kifayetsiz siyasi iktidarların ülkeyi içine soktukları her çıkmazda; "Fakirse askere alırız, zenginse parasını alırız" çözümünün ilk akla gelmesi bu ülke için inanmışlık ve adanmışlığı zayıflatır, gün gelir Allah korusun fedakarlık için yaprak bile kımıldamaz.
...
Ya tamamen profesyonel askerliğe geçilsin ya da; eskiden olduğu gibi kadim Türk geleneği olarak; sağlık şartları uygun olan her Türk erkeğinin yapmaya inandığı, hatta istediği; bedeli ölçülemeyen, kutsal bir görev olarak devam etsin.
İYİ PARTİ üzerinden durumu idare etme
MHP mevcut oylarını korumak ve konsolide etmek için sürekli olarak İYİ PARTİ ve Meral Hanım üzerinden kin ve öfke göndermesi yapıyor. Dahası da var; kuruluş gerekçesini Türk milliyetçiliği ideolojisine dayandırıp, göndere ise "Siyasal İslam sancağını" çekmek; küçümsenecek bir başarı değildir(!) Bu dönüşüm ve öncüleri üzerine tez hazırlamak; bilim yapmak isteyen öğrenciler için iyi bir fırsattır.
...
Bu yöntem sağlıklı bir yöntem değil ki; bir şey talep edin ve onu elde etmenin mücadelesini verin, daha tutarlı bir iş yapmış olursunuz.
...
Mesela iç işleri, kültür veya milli eğitim bakanlığını, ya da; TOKİ başkanlığını talep edebilirsiniz. İYİ PARTİ'nin bütün oyları MHP'ye gitse; bir şey olmaya veya yapmaya talip olmadıktan sonra neye yarar ki. Hiç olmazsa oyun gücünü; değerlendirebileceklere kullandırın.
İYİ Parti'nin kimliği
Türk milliyetçisi olarak sağın ihanetine şahit olmaktan bıktım usandım. İYİ PARTİ'nin kimliğini tanımlamak için "Sağ"ın neresi olursa olsun; atıf yapılmasına gönlüm razı değil.
...
"Vatanseverlik ortak paydasında bütünleşen herkesin aidiyet duyabileceği bir partiyiz" demedik mi. Kararımızda bir değişiklik yok, aynen devam.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
20 Temmuz 2018 Cuma
AYNI MAHALLEDE BÜYÜDÜLER...?
Aynı mahallede büyüdüler. Birbirlerinden öğrendikleri çok şey oldu. Manavın meyve sandığından elma aşırma, komşu çocuğun bisikletini arka bahçeden habersizce götürüp satmak veya diğer çocukların yerde dizili misketlerini kapıp kaçmak gibi suç ortaklıkları da olmuştu.
...
Günlerden bir gün, gecenin geç bir vaktinde iki kankadan birisi diğerini, komşunun bahçesinde görüyor. Aklına ilk gelen; elinin uzun oluşuydu ve o gece elbette hırsızlık amacıyla o eve girebileceğiydi.
...
Sokağa indi, müsait bir yere sindi ve takibe başladı. Birkaç dakika sonra yanılmadığını fark etti; tahmin ettiği kişiydi. İcraatına başlamak üzere, levye ile kanırttığı pencereden içeri girdiğini gördü.
...
Üç beş dakika içinde operasyonunu tamamlayan hırsızı; bahçe duvarından sokağa atlamak üzereyken; saklandığı yerden fırlayarak, olanca gücü ile hırsızın üzerine abandı ve elindeki altınları alarak diğer yan bahçeye attı.
...
Hem hırsızın üzerine olanca gücü ile abanırken; aynı zamanda kaçmasına mani oluyor, bir taraftan da "Mahallede hırsız var" diyerek, yeri göğü inletiyordu.
...
Tüm mahalleli sokağa dökülüp, hırsızı linç etmeye çalışırken; aynı zamanda hırsızı yakalayan "Kahramanımızın" ismini konuşuyor, takdirlerini ifade ediyorlardı. ''Gördünüz mü; mahallemizin hırsızı içimizden birisiymiş'' şaşkınlığı ile kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.
...
Hırsızı polis aldı götürdü. Mahalleli evlerine dağılarak, kaldıkları yerden uykularına devam ettiler; "Kahramanımız" ise yan bahçeye atmış olduğu altınları bir süre sonra gidip aldı ve o da çekip, gitti.
...
"Kahramanımız'' altınları bozdurup bozdurup harcarken, altınları çalınan ailenin ise evlerinde olup, bitenlerden; hiç bir şeyden haberleri yoktu; zira onlar sokağa bağırtılar üzerine çıkmışlardı.
...
Kim bilir ne kahramanlarımız var, onları bize sahtekar bellettiler; kim bilir ne kadar sahtekarlarımız var, onları bize kahraman bellettiler.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Günlerden bir gün, gecenin geç bir vaktinde iki kankadan birisi diğerini, komşunun bahçesinde görüyor. Aklına ilk gelen; elinin uzun oluşuydu ve o gece elbette hırsızlık amacıyla o eve girebileceğiydi.
...
Sokağa indi, müsait bir yere sindi ve takibe başladı. Birkaç dakika sonra yanılmadığını fark etti; tahmin ettiği kişiydi. İcraatına başlamak üzere, levye ile kanırttığı pencereden içeri girdiğini gördü.
...
Üç beş dakika içinde operasyonunu tamamlayan hırsızı; bahçe duvarından sokağa atlamak üzereyken; saklandığı yerden fırlayarak, olanca gücü ile hırsızın üzerine abandı ve elindeki altınları alarak diğer yan bahçeye attı.
...
Hem hırsızın üzerine olanca gücü ile abanırken; aynı zamanda kaçmasına mani oluyor, bir taraftan da "Mahallede hırsız var" diyerek, yeri göğü inletiyordu.
...
Tüm mahalleli sokağa dökülüp, hırsızı linç etmeye çalışırken; aynı zamanda hırsızı yakalayan "Kahramanımızın" ismini konuşuyor, takdirlerini ifade ediyorlardı. ''Gördünüz mü; mahallemizin hırsızı içimizden birisiymiş'' şaşkınlığı ile kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.
...
Hırsızı polis aldı götürdü. Mahalleli evlerine dağılarak, kaldıkları yerden uykularına devam ettiler; "Kahramanımız" ise yan bahçeye atmış olduğu altınları bir süre sonra gidip aldı ve o da çekip, gitti.
...
"Kahramanımız'' altınları bozdurup bozdurup harcarken, altınları çalınan ailenin ise evlerinde olup, bitenlerden; hiç bir şeyden haberleri yoktu; zira onlar sokağa bağırtılar üzerine çıkmışlardı.
...
Kim bilir ne kahramanlarımız var, onları bize sahtekar bellettiler; kim bilir ne kadar sahtekarlarımız var, onları bize kahraman bellettiler.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
15 Temmuz 2018 Pazar
15 TEMMUZ'UN SİYASİ KANADI SIR GİBİ SAKLANIYOR NEDEN?
Bugün 15 Temmuz 2018 ve 15 Temmuz'un siyasi kanadına dair sır perdesi hala açılmadı.
Aynen Adnan Oktar ve müritlerinde olduğu gibi Fetö'nün siyasi ayağını oluşturanlar da; tek tek, sıralar halinde kelepçeli olarak, boyunları bükülüp, polis arabalarına konulduklarını görmediğimiz sürece; fetö ile gerçek mücadelenin yapılmadığını, sadece ve sadece bir tarafıyla üzerine gidildiğine inanmaya devam edeceğim.
...
Hiç tanık olabildik mi; fetö'nün siyasi kanadından falanca milletvekilinin boynu bükülüp, başı eğilerek polis aracına konduğunu veya hain kalkışmada başarılı olsalardı; ertesi gün bakanlar kurulu kimlerden oluşacaktı; öğrenebildik mi. Niçin bunları öğrenemiyoruz da; fetö'nün falanca öğrenci yurdundaki soğan patates doğrayan aşçı yamağının boynunun bükülüp, başının eğilerek polis otosuna bindirildiğini görüyor, haberimiz oluyor. Biz bu zekice soruları sordukça; birileri de elbette ''Hala senin dayını içeri almadılar mı'' demeye devam edeceklerdir.
...
Fetö'nün siyasi kanadı deşifre olmadığı sürece tüm söylenenler laf ü güzaf dır; yani, tıraştır.
...
Bütün mesele; "Ucu bana dokunur veya dokunuyor" endişesidir.
...
Size bir şey söyleyeyim mi değerli dostlar; şahsen 15 Temmuzun kurgu olduğuna asla inanmıyorum ama şüphelerimi de zihnimden atamıyorum. Endişem, elbette muktedirlerin tehditti değil, aralarında komşularımın da olduğu 15 Temmuz şehitlerimizin; yapabileceğim haksız değerlendirme ve yorumlarım nedeniyle üzerimde haklarının doğacak olmasıdır.
...
Dolayısıyla, ''15 Temmuz Allah'ın bir lütfüdür'' ifadesini de hiç unutamıyorum. Zamanın muktediri böyle bir ifadeyi kullanmaya niçin ihtiyaç duymuştu. Kendisi için lütuf olan, bizim için niçin kabustu. Sizce de; darbeye girişen ve üstelik de arkasında ABD'nin Türkiyeyi işgal planının olduğu bir hain yapılanmanın başarılı olması durumunda; ertesi gün Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar kurulunun kimlerden oluşacağının biliniyor olması gerekmez mi, varsa; topluma açıklamanın dürüst toplum, şeffaf yönetim adına ne mahsuru var. Böyle bir liste yok ise; darbenin tarafları olarak feötü'nün dışında kimlerin olup olmadığından nasıl emin olabileceğiz.
Anlaşılan İYİ PARTİ korkusu onları rahat bırakmayacak.
Birinci öncelik İYİ PARTİ'nin seçime sokulmaması senaryosuydu, başaramadılar. Şimdi ikinci yolu deneyecekler; solda sadece CHP'yi bırakıp, içeride de İYİ PARTİ'yi yıpratacak önemli isimlerin istifalarının sağlanması yolu ile partide umutsuzluk, güvensizlik; dedikodu ile itibarsızlaştırma sonra da tasfiye süreci başlatılmak isteniyor. Amaç solun oyu bir tarafa; kalan tüm oyların Cumhur ittifakı hanesine yazılmasını sağlayacak bir siyasi arena oluşturmak, yeni sistemin kalıcılığında ve oturmasında pürüz teşkil edecek İYİ PARTİ'ye geçit vermemek.
HDP, PKK'nın meclisteki uzantısı mı dır; HDP Siyasi Kürt hareketi temsilcisi mi dir
Neymiş efendim; Meral Akşener "HDP Kürt siyasi hareketinin temsilcisidir" demiş.
...
İkiyüzlülük yapıp, Meral Hanım'ı taşlayanlar/taşlatanlar, alayınız demiyor muydunuz; "HDP, PKK'nın meclisteki siyasi uzantısıdır" diye. Sizlerin bu ifadeniz ile Meral Hanım'ın cümlelerinden çıkan mana arasında ne fark var. Sizlerin kulağınızı testten tutmanızı; "Hayır öyle değil, biraz samimi olun, o işin görüntüsü böyledir" demiş olmasından niçin rahatsız oldunuz.
...
Meclis denince, lokantasında çalışanlar anlaşılmadığına göre; meclisteki her biri birer "Siyasi olan HDP milletvekilleri" PKK'nın meclisteki uzantısı ise; Meral Akşener meclisteki "Resmi okumanın dışında" ilave ne yapmış oluyor ki.
...
Meral Hanım'ı taşlatanlar/taşlayanlar şunu bilin ki; Meral Hanım, sizlerin malum bölge ve insanı adına şimdiye kadar müsebbibi olduğunuz sonuçları ve çizdiğiniz tabloda ne anlatmak istediğinizi dile getirmiştir.
...
Meral Akşener'i bitirmek için her türlü şekilde "Şeytanlaştırarak" taşlamaya devam edileceği ve bunun için özel bir stratejinin takip edildiğini anlıyor, hatta görüyoruz. Biz liderimizin arkasındayız; kendisine inanıyor ve güveniyoruz.
...
Meral Hanım'ı test etmek istiyorsanız; getirin meclise HDP ve benzeri partilerin kapatılması yasasını; kimin delikanlı olduğu çıksın ortaya. Meral Hanım o zaman ne düşünecektir, diğerleri ne halt edecekler; hep beraber şahit olup, görelim.
...
Bırak meclisteki HDP'yi, dağdaki PKK'yı "Siyasal Kürt Hareketi" görüp, devlet adına kabul eden; Oslo'da İngiltereyi de hakem ülke tayin edip, PKK ile görüşmeler yapanların kalktıkları koltukların sıcaklığı henüz geçmeden; sen onlarla kader birliği yapıp, rejim değişikliğine giden yolu açıp, süregelen günahların müsebbibi olanların amirali olmadın mı; Sayın Bahçeli.
Binali Yıldırım'a verilen üstün başarı madalyonu.
Eğer söylendiği gibi 15 Temmuz'dan bu güne kadar Devlet Bahçeli ve MHP'nin yaptıkları devletin bekası içinse; kendisine de bir madalyon verilseydi ya.
...
Dikkatinizi çekerim; Binali Yıldırım'a verilen madalyon Türk milleti adına ve de bir başarıya binaen verildiyse şayet; elde edilen başarıda MHP ve Devlet Bahçeli'nin katkısı olduğu kabul ediliyorsa; bir madalyonun da kendisine verilmemiş olması; devletin Türk milliyetçilerine bakışının tekerrürü değil mi dir.
...
Devlete göre Türk milliyetçilerinden beklenen destek sağlanmıştır; ya karşılığı; o da ne demek oluyor. Devletin "Siz, istediğinizi almakla değil; istediğimizi vemekle mükellefsiniz" dediğini duyar gibiyim.
...
Bizim bu duruma isyanımız nedeniyle MHP ve Devlet Bahçeli ile yollarımızı ayırdık. Bundan sonrası için bir şey yapamasam bile, razı olmamak adına isyanımı dile getirmek bile benim için yeterli.
...
Not:Yapmış olduğum yorum, Devlet Bahçeli'ye haksızlık yapıldığını dile getirmek değil; özelikle Devlet Bahçeli'nin tutum ve davranışlarını destanlaştıran MHP ve AKP'lileri mahcup edilmemesidir.
''Yüzünü güneşe dön Türkiye''
Efendim neymiş; "Yüzünü güneşe dön Türkiye" sloganında şirk varmış. İYİ PARTİ'nin aleyhine olmuş da; falan da, filan da...
...
Şeytan kalleşin beynini esir alınca; kalleşin şerrine karşı tedbir almak nasıl mümkün olabilir ki. Kastettiğim "Kalleş zihniyet" eğer isterse; evlat sevgisine bile şirk der ve buna da milleti inandırır.
...
Yahu Allah aşkına; bu güzel sözden "Şirk koşmayı" anlayan ve söz de Müslümanım diyen insanın ne kendisine, ne de ülkemize ve milletimize faydası olur; seçtiklerinden de.
Ankara'da bir gazeteci; sahibinin Karataş.
Ayıya sormuşlar; "Bu sene armutlar nasıl olacak" o da; "Tüm heybetli ayılığı ile " İyi olacak iyi" demiş. "Nereden bildin" demişler, o da; "Canım öyle istiyor da ondan" demiş.
...
Dolayısıyla, senin gönlünden geçen bizim gönlümüzden geçmiyor bilesin. "İYİ PARTİ dağılacak, gelecek olanları MHP kabul eder mi bilemem" demen; veya "Millet ittifakının merkezinde HDP vardı" demen; aynen benim senden nefret ettiğim gibi, senin de İYİ PARTİ'den nefret etmene dayanan sözlerin olduğunun farkındayız.
...
Kendi adıma söyleyeyim, senin olduğun yerde olmayacağımı şimdiden söylemek isterim.
Aslında ''Dinimiz'' laikliğin teminatındadır
Anlaşılan tüm dini tarikat ve cemaatlerin kazığını yiyene kadar; "Laiklik dinsizliktir" denmeye devam edilecek. Umudum o ki; er veya geç gün gelecek "Laiklik dinimin teminatı"dır da denecek. Bu sürece ulaşma; "Türkiye ortalama algı düzeyi" eğitim seviyesinin en az lisans eğitimi düzeyinde olduğunda olacaktır.
...
Bu millet, 16 yıldır Adnan denen meczubun TV'sinde; tüm dişiliklerini öne çıkaran dekolteli hatunların, İslami argümanları da kullanarak, sözde dini sohbetler yapıp, tahrik amaçlı edebe mügayır danslar yaparlarken; bundan rahatsızlık duyup, iktidardan hesap sormayı düşünmezken; aynı millet, bir milletvekili adayı "Ezan Türkçe okunabilir" dedi diye o adayın partisini barajın altına itmişti.
...
Peki "İslama iman" anlamında bu millet tepkisini Adnan meczubun TV'sinde edebe mugayir davranışların sergilemesini sorgulayarak, bunun üzerinden faturayı iktidara kesmesi gerekmezmiydi. Oysa o; okunması "İslam'a iman" anlamında yerine getirilmesi farz bile olmayan ezanın Türkçe okunmasını daha riskli ve İslam dışı görebiliyor.
...
Milletin bu yaşadığı çelişki; iman meselesinden değil, daha çok algı meselesinden kaynaklanıyor. Millet, dinini okudukları ile değil, duydukları ile öğreniyor. Tabi ki bu nazari bilgilerle öğrenme modelini fırsat bilen siyasi simsarlar algı yatarak, bundan kendilerine güç devşirebilecekleri fırsata dönüştürüyorlar.
Adnan Oktar operasyonu
Malum operasyona ben de çok sevindim.
...
Muhterem'e karşı "Seni üniversitemizde istemiyoruz" diye pankart açan öğrencinin apar topar tutuklanabildiği bir ortamda; bu adam ve cemaatinin kendi TV'sinde adeta pornografik görüntüler eşliğinde, İslami sohbetler yapılıp, kavramlarının içinin boşaltılmasına ve kesintisiz 16 yıllık muhafazakar devlet yönetiminin de buna sabır göstermesine şimdiye kadar hiç bir anlam vermemiştim.
...
Şahsen her şeyin gösterildiği gibi olmadığını ancak gerçeğin de ne olabileceği hususunda bir fikrim yoktur. Adamı koruyan bir güç olduğu aşikar; ya bizim devletimiz koruyor veya başka bir devlet koruyor. Ama hiç bir vicdan "Bunlara suç isnat edilebilecek bir delil yoktu da ondan" diyemez.
...
Adamın aklına ister istemez kanun hükmünde kararname ile "Kar lastiği uygulaması" geliyor. Dolayısıyla da; bir başka kanun hükmünde kararname ile "Genel ahlaka mugayir, dini değerlere saygısızlık" gerekçesi ile en azından o TV kanalı şimdiye kadar kapatılamazmıydı.
...
Netice itibariyle gelinen nokta, millet vicdanını rahatlatan bir noktadır.
Türk milliyetçileri ''Siyasal İslamcıları'' muktedir etmiştir.
15 Temmuz olduktan sonra muhterem ne demişti; "15 Temmuz Allah'ın bir lütfü dur" ve dün yeni sisteme geçiş seremonisini de izleyince; o gün, o sözü hangi niyetle söylediğini daha iyi anlamış olduk.
....
Sayın Bahçeli'nin de muradı gerçekleşti. Tarih "Yeni dönemin pimini çeken adam" olarak not düştü, böyle de anılacak.
...
MHP ve MHP'liler yeni sistemin mucidi olarak; eğer onur duymak istiyorlarsa; sonuna kadar haklılar, duyabilirler. MHP, siyasal İslamcıları, hiç bir zaman hayal edemiyecekleri makam, mevki ve nimetlere taşımıştır.
...
Kader işte; 5000 ülkücü şehidin olacak, bunun paralelinde mağdurların olacak ve yine bu kadar bedel ödenmiş olmasına rağmen; muktedir olmayı kendine değil "Siyasal İslamcılar"a layık göreceksin, yetmeyecek; taşoranlık yapacaksın.
Vah bizim bahtsız talihimiz vah...!
soralmehmet@hotmail.com
Mehmet Soral
Aynen Adnan Oktar ve müritlerinde olduğu gibi Fetö'nün siyasi ayağını oluşturanlar da; tek tek, sıralar halinde kelepçeli olarak, boyunları bükülüp, polis arabalarına konulduklarını görmediğimiz sürece; fetö ile gerçek mücadelenin yapılmadığını, sadece ve sadece bir tarafıyla üzerine gidildiğine inanmaya devam edeceğim.
...
Hiç tanık olabildik mi; fetö'nün siyasi kanadından falanca milletvekilinin boynu bükülüp, başı eğilerek polis aracına konduğunu veya hain kalkışmada başarılı olsalardı; ertesi gün bakanlar kurulu kimlerden oluşacaktı; öğrenebildik mi. Niçin bunları öğrenemiyoruz da; fetö'nün falanca öğrenci yurdundaki soğan patates doğrayan aşçı yamağının boynunun bükülüp, başının eğilerek polis otosuna bindirildiğini görüyor, haberimiz oluyor. Biz bu zekice soruları sordukça; birileri de elbette ''Hala senin dayını içeri almadılar mı'' demeye devam edeceklerdir.
...
Fetö'nün siyasi kanadı deşifre olmadığı sürece tüm söylenenler laf ü güzaf dır; yani, tıraştır.
...
Bütün mesele; "Ucu bana dokunur veya dokunuyor" endişesidir.
...
Size bir şey söyleyeyim mi değerli dostlar; şahsen 15 Temmuzun kurgu olduğuna asla inanmıyorum ama şüphelerimi de zihnimden atamıyorum. Endişem, elbette muktedirlerin tehditti değil, aralarında komşularımın da olduğu 15 Temmuz şehitlerimizin; yapabileceğim haksız değerlendirme ve yorumlarım nedeniyle üzerimde haklarının doğacak olmasıdır.
...
Dolayısıyla, ''15 Temmuz Allah'ın bir lütfüdür'' ifadesini de hiç unutamıyorum. Zamanın muktediri böyle bir ifadeyi kullanmaya niçin ihtiyaç duymuştu. Kendisi için lütuf olan, bizim için niçin kabustu. Sizce de; darbeye girişen ve üstelik de arkasında ABD'nin Türkiyeyi işgal planının olduğu bir hain yapılanmanın başarılı olması durumunda; ertesi gün Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar kurulunun kimlerden oluşacağının biliniyor olması gerekmez mi, varsa; topluma açıklamanın dürüst toplum, şeffaf yönetim adına ne mahsuru var. Böyle bir liste yok ise; darbenin tarafları olarak feötü'nün dışında kimlerin olup olmadığından nasıl emin olabileceğiz.
Anlaşılan İYİ PARTİ korkusu onları rahat bırakmayacak.
Birinci öncelik İYİ PARTİ'nin seçime sokulmaması senaryosuydu, başaramadılar. Şimdi ikinci yolu deneyecekler; solda sadece CHP'yi bırakıp, içeride de İYİ PARTİ'yi yıpratacak önemli isimlerin istifalarının sağlanması yolu ile partide umutsuzluk, güvensizlik; dedikodu ile itibarsızlaştırma sonra da tasfiye süreci başlatılmak isteniyor. Amaç solun oyu bir tarafa; kalan tüm oyların Cumhur ittifakı hanesine yazılmasını sağlayacak bir siyasi arena oluşturmak, yeni sistemin kalıcılığında ve oturmasında pürüz teşkil edecek İYİ PARTİ'ye geçit vermemek.
HDP, PKK'nın meclisteki uzantısı mı dır; HDP Siyasi Kürt hareketi temsilcisi mi dir
Neymiş efendim; Meral Akşener "HDP Kürt siyasi hareketinin temsilcisidir" demiş.
...
İkiyüzlülük yapıp, Meral Hanım'ı taşlayanlar/taşlatanlar, alayınız demiyor muydunuz; "HDP, PKK'nın meclisteki siyasi uzantısıdır" diye. Sizlerin bu ifadeniz ile Meral Hanım'ın cümlelerinden çıkan mana arasında ne fark var. Sizlerin kulağınızı testten tutmanızı; "Hayır öyle değil, biraz samimi olun, o işin görüntüsü böyledir" demiş olmasından niçin rahatsız oldunuz.
...
Meclis denince, lokantasında çalışanlar anlaşılmadığına göre; meclisteki her biri birer "Siyasi olan HDP milletvekilleri" PKK'nın meclisteki uzantısı ise; Meral Akşener meclisteki "Resmi okumanın dışında" ilave ne yapmış oluyor ki.
...
Meral Hanım'ı taşlatanlar/taşlayanlar şunu bilin ki; Meral Hanım, sizlerin malum bölge ve insanı adına şimdiye kadar müsebbibi olduğunuz sonuçları ve çizdiğiniz tabloda ne anlatmak istediğinizi dile getirmiştir.
...
Meral Akşener'i bitirmek için her türlü şekilde "Şeytanlaştırarak" taşlamaya devam edileceği ve bunun için özel bir stratejinin takip edildiğini anlıyor, hatta görüyoruz. Biz liderimizin arkasındayız; kendisine inanıyor ve güveniyoruz.
...
Meral Hanım'ı test etmek istiyorsanız; getirin meclise HDP ve benzeri partilerin kapatılması yasasını; kimin delikanlı olduğu çıksın ortaya. Meral Hanım o zaman ne düşünecektir, diğerleri ne halt edecekler; hep beraber şahit olup, görelim.
...
Bırak meclisteki HDP'yi, dağdaki PKK'yı "Siyasal Kürt Hareketi" görüp, devlet adına kabul eden; Oslo'da İngiltereyi de hakem ülke tayin edip, PKK ile görüşmeler yapanların kalktıkları koltukların sıcaklığı henüz geçmeden; sen onlarla kader birliği yapıp, rejim değişikliğine giden yolu açıp, süregelen günahların müsebbibi olanların amirali olmadın mı; Sayın Bahçeli.
Binali Yıldırım'a verilen üstün başarı madalyonu.
Eğer söylendiği gibi 15 Temmuz'dan bu güne kadar Devlet Bahçeli ve MHP'nin yaptıkları devletin bekası içinse; kendisine de bir madalyon verilseydi ya.
...
Dikkatinizi çekerim; Binali Yıldırım'a verilen madalyon Türk milleti adına ve de bir başarıya binaen verildiyse şayet; elde edilen başarıda MHP ve Devlet Bahçeli'nin katkısı olduğu kabul ediliyorsa; bir madalyonun da kendisine verilmemiş olması; devletin Türk milliyetçilerine bakışının tekerrürü değil mi dir.
...
Devlete göre Türk milliyetçilerinden beklenen destek sağlanmıştır; ya karşılığı; o da ne demek oluyor. Devletin "Siz, istediğinizi almakla değil; istediğimizi vemekle mükellefsiniz" dediğini duyar gibiyim.
...
Bizim bu duruma isyanımız nedeniyle MHP ve Devlet Bahçeli ile yollarımızı ayırdık. Bundan sonrası için bir şey yapamasam bile, razı olmamak adına isyanımı dile getirmek bile benim için yeterli.
...
Not:Yapmış olduğum yorum, Devlet Bahçeli'ye haksızlık yapıldığını dile getirmek değil; özelikle Devlet Bahçeli'nin tutum ve davranışlarını destanlaştıran MHP ve AKP'lileri mahcup edilmemesidir.
''Yüzünü güneşe dön Türkiye''
Efendim neymiş; "Yüzünü güneşe dön Türkiye" sloganında şirk varmış. İYİ PARTİ'nin aleyhine olmuş da; falan da, filan da...
...
Şeytan kalleşin beynini esir alınca; kalleşin şerrine karşı tedbir almak nasıl mümkün olabilir ki. Kastettiğim "Kalleş zihniyet" eğer isterse; evlat sevgisine bile şirk der ve buna da milleti inandırır.
...
Yahu Allah aşkına; bu güzel sözden "Şirk koşmayı" anlayan ve söz de Müslümanım diyen insanın ne kendisine, ne de ülkemize ve milletimize faydası olur; seçtiklerinden de.
Ankara'da bir gazeteci; sahibinin Karataş.
Ayıya sormuşlar; "Bu sene armutlar nasıl olacak" o da; "Tüm heybetli ayılığı ile " İyi olacak iyi" demiş. "Nereden bildin" demişler, o da; "Canım öyle istiyor da ondan" demiş.
...
Dolayısıyla, senin gönlünden geçen bizim gönlümüzden geçmiyor bilesin. "İYİ PARTİ dağılacak, gelecek olanları MHP kabul eder mi bilemem" demen; veya "Millet ittifakının merkezinde HDP vardı" demen; aynen benim senden nefret ettiğim gibi, senin de İYİ PARTİ'den nefret etmene dayanan sözlerin olduğunun farkındayız.
...
Kendi adıma söyleyeyim, senin olduğun yerde olmayacağımı şimdiden söylemek isterim.
Aslında ''Dinimiz'' laikliğin teminatındadır
Anlaşılan tüm dini tarikat ve cemaatlerin kazığını yiyene kadar; "Laiklik dinsizliktir" denmeye devam edilecek. Umudum o ki; er veya geç gün gelecek "Laiklik dinimin teminatı"dır da denecek. Bu sürece ulaşma; "Türkiye ortalama algı düzeyi" eğitim seviyesinin en az lisans eğitimi düzeyinde olduğunda olacaktır.
...
Bu millet, 16 yıldır Adnan denen meczubun TV'sinde; tüm dişiliklerini öne çıkaran dekolteli hatunların, İslami argümanları da kullanarak, sözde dini sohbetler yapıp, tahrik amaçlı edebe mügayır danslar yaparlarken; bundan rahatsızlık duyup, iktidardan hesap sormayı düşünmezken; aynı millet, bir milletvekili adayı "Ezan Türkçe okunabilir" dedi diye o adayın partisini barajın altına itmişti.
...
Peki "İslama iman" anlamında bu millet tepkisini Adnan meczubun TV'sinde edebe mugayir davranışların sergilemesini sorgulayarak, bunun üzerinden faturayı iktidara kesmesi gerekmezmiydi. Oysa o; okunması "İslam'a iman" anlamında yerine getirilmesi farz bile olmayan ezanın Türkçe okunmasını daha riskli ve İslam dışı görebiliyor.
...
Milletin bu yaşadığı çelişki; iman meselesinden değil, daha çok algı meselesinden kaynaklanıyor. Millet, dinini okudukları ile değil, duydukları ile öğreniyor. Tabi ki bu nazari bilgilerle öğrenme modelini fırsat bilen siyasi simsarlar algı yatarak, bundan kendilerine güç devşirebilecekleri fırsata dönüştürüyorlar.
Adnan Oktar operasyonu
Malum operasyona ben de çok sevindim.
...
Muhterem'e karşı "Seni üniversitemizde istemiyoruz" diye pankart açan öğrencinin apar topar tutuklanabildiği bir ortamda; bu adam ve cemaatinin kendi TV'sinde adeta pornografik görüntüler eşliğinde, İslami sohbetler yapılıp, kavramlarının içinin boşaltılmasına ve kesintisiz 16 yıllık muhafazakar devlet yönetiminin de buna sabır göstermesine şimdiye kadar hiç bir anlam vermemiştim.
...
Şahsen her şeyin gösterildiği gibi olmadığını ancak gerçeğin de ne olabileceği hususunda bir fikrim yoktur. Adamı koruyan bir güç olduğu aşikar; ya bizim devletimiz koruyor veya başka bir devlet koruyor. Ama hiç bir vicdan "Bunlara suç isnat edilebilecek bir delil yoktu da ondan" diyemez.
...
Adamın aklına ister istemez kanun hükmünde kararname ile "Kar lastiği uygulaması" geliyor. Dolayısıyla da; bir başka kanun hükmünde kararname ile "Genel ahlaka mugayir, dini değerlere saygısızlık" gerekçesi ile en azından o TV kanalı şimdiye kadar kapatılamazmıydı.
...
Netice itibariyle gelinen nokta, millet vicdanını rahatlatan bir noktadır.
Türk milliyetçileri ''Siyasal İslamcıları'' muktedir etmiştir.
15 Temmuz olduktan sonra muhterem ne demişti; "15 Temmuz Allah'ın bir lütfü dur" ve dün yeni sisteme geçiş seremonisini de izleyince; o gün, o sözü hangi niyetle söylediğini daha iyi anlamış olduk.
....
Sayın Bahçeli'nin de muradı gerçekleşti. Tarih "Yeni dönemin pimini çeken adam" olarak not düştü, böyle de anılacak.
...
MHP ve MHP'liler yeni sistemin mucidi olarak; eğer onur duymak istiyorlarsa; sonuna kadar haklılar, duyabilirler. MHP, siyasal İslamcıları, hiç bir zaman hayal edemiyecekleri makam, mevki ve nimetlere taşımıştır.
...
Kader işte; 5000 ülkücü şehidin olacak, bunun paralelinde mağdurların olacak ve yine bu kadar bedel ödenmiş olmasına rağmen; muktedir olmayı kendine değil "Siyasal İslamcılar"a layık göreceksin, yetmeyecek; taşoranlık yapacaksın.
Vah bizim bahtsız talihimiz vah...!
soralmehmet@hotmail.com
Mehmet Soral
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)