Ayıptır be, ayıp
Elimizi, ayağımızı bağlayıp, gözlemize de band çekip, "Haydi yarışın" dediler, üstelik de olup bitenleri hep beraber izlediğimiz halde; ilk önce içimizden başladı "Niçin istediğimizi alamadık" diye. Adama sormazlar mı hangi kazandığını kaybettin ki hesabını yapıyorsun. Yapılan kalleşliklerin; boğazımızın sıkılıp, nefesimizin kesilmesi ve demokrasinin ırzına geçilmesi, genine müdahalenin niçin hesabını yapmazsınız.
...
Ayıptır ayıp; yirmi sene birisine gösterdiğin sabrın zerresini bile göstermeden; seçimin ertesi günü kazan kaldırmak. Eğer demokrasinin de demokrat olmanın da bir delikanlılığı varsa; böyle delikanlılık olmaz olsun.
...
Biz de işin içindeyiz; çok eksikliklerimiz var, yanlışlarımız var; yaşıyoruz, görüyoruz, duyuyoruz ama bunun çözümü kalleşlik değil ne yapmamız gerektiğini düşünmekten geçer. Bir şeye inanmışlığın ve adanmışlığın ömrü yedi ay olamaz; ne o Allah aşkına; bir kelebeğin ömrü kadar inanmışlık ve adanmışlık mı olur. Aksi durumda ajandanızda başka bir hesabın var olduğu akla gelir.
...
Efendim listelere o girmiş, bu girememiş; nasıl olurmuş muhabbeti; Türkiye demokrasisinde oylar parti liderine verilir, yanlışlar olduğunda da hesap ondan sorulur. Bölgemin milletvekili sıralamasını inanın ki bilmiyorum çünkü benim inanmış ve adanmışlığım isimler üzerine değil, inanç ve ilkelerim üzerinedir.
...
Ne zaman ki isimler seçilerek, süzülerek listelere dahil edilirse; işte o zaman isimler önemli olur. Bunlar yapılmamıştır, nedeni de İYİ PARTİ'nin kimliğini tescil ettirebilme mücadelesi verirken, bu demokrasi eksiklerine özen gösterme fırsatını bulamamış olmasıdır. Bu böyle devam edecek mi; elbette etmeyecek, etmesine de müsaade etmeyeceğiz ama durun hele; sayımlar dahi bitmeden, delikanlı bir kadını yalnızlığa itmek erkeklik değildir.
Binali Yıldırım'ın gafı
Binali Yıldırım diyor ki; "Seçim meydanlarını unutun, siyasetle hakikat hiç bir zaman örtüşmez"
...
Bu ne demektir. Benim anladığım şu; "Biz siyasetçiler sizi bir süreliğine ahmak olarak görüp, ona göre hareket ederiz. Sayenizde gücü elde edince de; kendi siyasi iç dünyamızda bildiğimizi okur, yaparız. Hani sizin karşınızda, birbirimize karşı sen teröristsin, fetöcüsün demiştik ya; gerçek hiç de öyle değil. Bu hali görmek için bir öğle vakti 5.-TL'ye beraber karnımızı doyurduğumuz meclise gelin ve görün"
...
Şahsen, bir seçmen olarak ahmak yerine konulmak zoruma gitti doğrusu. Anlaşılmıştır ki; hakkıyla yapanlar çok az, onları tenzih ederim ama siyaset "Adam olmaktan vazgeçmektir"
CHP'nin HDP'yi barajı aşmasını sağlaması
Çok ilginç, öyle değil mi; HDP'ye oy veren CHP'liler CHP'ye vermiş olsalardı; HDP barajı aşamayacak; HDP milletvekillerinin neredeyse tamamına yakın sayıda AKP fazla milletvekili çıkararak, Cumhur ittifakı mecliste anayasayı tek başına değiştirme gücüne sahip olacaktı.
...
Dolayısıyla, CHP seçmeninin kendilerince takip etmiş oldukları bu stratejileri; "Kaybetmelerini" daha kıymetli kılmıştır. Yani Cumhur ittifakının anayasaya değişikliği yeter sayısına ulaşmasına mani olmuştur.
...
Anlaşılıyor ki; CHP, HDP üzerinden vuku bulabilecek her türlü olumsuzluklar karşısında kedini savunma refleksi şimdiden geliştirmek durumundadır. "Bu CEHAPE var ya; bu CEHAPE" diyen kulak tırmalayan sesi duyar gibiyim.
...
HDP'nin ''Haltları'' karşısında çözüm üretebilecek bir meclis yapısı; rejimi bile değiştirebilecek güce sahip tek başına bir iktidar gücünden daha eftal dir. Tek başına meclisin 3/5 gücüne sahip bir yapının hatalarını düzeltme imkanımız her zaman olamayabilir, aynen 16 yıllık tek başına bir iktidarın, cumhuriyet tarihinin en büyük ihanet örgütünü devletin kurumlarına yerleştirirken, meclisin diğer kalan kısmının bir şeyler yapamaması, yapmak istemiş olsa bile; tıpkı Kamer Genç'in siyasi lince tabi tutularak, kendisini dinletememesinde olduğu gibi.
...
Ben HDP'den memnuniyetimi değil, meclisin matematiksel yapısının toplumu ve siyaseti daha çok rahatlatacağına olan memnuniyetimi dile getirdim.
Selehaddin Demirtaş'a iyi hal kğıdı verenler
Meral Hanım Selahaddin Demirtaş için "Madem ki adama iyi hal kağıdı verdiniz, adaylar olarak onunla eşit şartlarda yarışalım, tutuksuz yargılansın, kendisini ifade etme şansı verilsin" dedi. Oyum, buyum, şuyum diyen ama bir türlü demokratım diyemeyen elli, felli, kelli yüreksizler elbette Meral Hanım'ın malum sözdeki manayı takdir edemeyeceklerdir.
....
Devlet Bahçeli de; etnik ayrımcı siyasal Kürt Hareketinin fikri önderlerinden Ahmet Türk'ün özgürlüğüne kavuşması gerektiğini Erdoğan'a önerdi, o da bu isteği uygun görüp, gereğini yaptı; Ahmet Türk şimdi özgür.
...
Seçim sürecince bir defa dahi Devlet Bahçeli'nin Ahmet Türk'e yaptığı jest gündeme getirilmedi ancak Meral Hanım'ın Demirtaş ile ilgili gündeme getirdiği çelişki; kendisini yıpratmak üzere daima kullanıldı. Devlet Bahçeli ve trolleri sürekli buna vurgu yaptılar.
...
Meral Hanım'ın isteseydi o da Ahmet Türk üzerinden Devlet Bahçeli'yi eleştirebilirdi ancak Devleti tanıyan birisi olarak belki de Ahmet Türk'e yapılan muamelenin, tanınan hakkın uygun olduğunu düşünmüş de olabilir ama pekala siyasi ikbali için kullanabilirdi, kullanmadı. Ya Devlet Bahçeli ve trolleri...?
...
Anlaşılan; siyasette edep, adap ve nezaket işi çok zor.
Meral Hanım özelikle MHP de başlatılan ve maalesef muvaffak olunmayan değişim hareketinden beridir Türk siyasetine getirdiği seviye, kullandığı dil ve siyasi üslup tek başına da olsa çok büyük bir kazanımdır. Sadece, fazlasıyla hak edenlere "Şerefsiz" demiştir.
...
Kadıncağız; hanesinde fetöcüyü besleyip, yetiştirenler dahi kendisine hiç bir belge ve bilgi olmadan fetöcü demişlerse; malum sıfatı böyle kimselerin yüzlerine doğru büyük bir hazla söylenebilecek tek sözdür.
24 Haziran seçim sürecinde CHP'nin yanlışı
CHP, Cumhurbaşkanlığı için matematik gibi somut gerçekliği, duygusallık gibi soyut gerçekliğe tercih etti. Oysa ben CHP seçmeninin rasyonel davranacağına çok inanmıştım.
...
CHP, bizatihi kendi mensuplarınca da kabul edilen maksimum oy oranlarının %30 olduğunu ve de 50+1'e erişmek için karşı %70'lik sağ ve muhafazakar bloktan en az %20'lerde oy alması gerektiğini bildikleri halde, buradan oy almak için strateji geliştiremedi. Oysa karşı cephe hala "CHP camileri ahır yaptı" diyerek oy toplarken; hangi tılsıma güvenerek, sağdan da oy alınabileceği hesabı yapılarak, Cumhurbaşkanı adayını ile de CHP den çıkarmanın yoluna gidildi. Duygusal gerçeklik sizi buna yöneltmiş olabilir, oysa ki; matematik gerçeklik hiç de böyle demiyordu.
...
Meral Hanım çok güzel bir strateji yürüttü. Çatı aday formülüne; Erdoğan'ı ilk turda kazandıracağını çok iyi bildiği için karşı çıktı, "Ben adayım" dedi. Bu arada CHP Abdullah Gül'ü çatı adayı gösterme telaşına düştü. Oysa ki Abdulla Gül troller vasıtası ile Erdoğan'ın muhalefete dayattığı bir isimdi.
...
Demem o ki; CHP ilk başta Abdullah Gül'ü değil, Meral Hanım'ı tercih etseydi sonuç böyle olmayacaktı diye düşünüyorum.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Bir şeyler yapmak lazım, birşeyler... Düşünecek, yazacaksın ki üretebilesin. Yaprağı bile öteye itecek, bir yel gerekecek elbet. Mehmet SORAL
29 Haziran 2018 Cuma
26 Haziran 2018 Salı
SEÇİM ÜZERİNE
Vicdansızlık; hangi ölçüye, hangi yaşanmış seçim tecrübesine istinaden İYİ PARTİ'nin almış olduğu oyu analiz ediyor, yorumluyor; hatta küçümsüyorsunuz.
...
İYİ PARTİ'den beklentiler çok yüksek olmuş olabilir. Recep Tayyip Erdoğan da bunu fark ediyordu ki; devletin TV'sini bir tarafa bırakalım, özel TV'ler bile muktedirlerin dolaylı veya doğrudan tehditleri ile İYİ PARTİ'ye ambargo uygulandı, her türlü şekilde eteğinden çekildi, kedisini ifade etme imkanı tanınmadı.
...
İYİ PARTİ oy oranının %20'lerde olduğunu ifade ettiği günlerde Hakan Bayrakçı'nın da aynı verilere ulaştığını belirttiğinde; (Bu arada Hakan Bayrakçı'nın bir gece boyunca nezarethaneye konduğunu da unutmayalım. Sizce neden olabilir) CHP henüz adayını açıklamamış, "15 vekil hareketi" de yapılmamıştı. Bu noktaya kadar İYİ PARTİ' nin oy oranı %20'ler deydi.
...
Bu arada CHP, geçmişte olduğu gibi ''Demokrasi ve mağdurlarına sahip çıkma geleneğini; (Erdoğan'ın siyasi yasağının kaldırılması, MHP'ye yapılan kaset suikastında, baraj altında kalma ihtimaline karşı MHP'ye oy verilmesi) İYİ PARTİ'yi meclise sokmama kalleşliğine karşı 15 vekil hareketini gerçekleştirmesi ile devam etti.
...
''15 vekil Hareketi'' İYİ PARTİ'nin seçime girmemesi riskini ortadan kaldırdı. Bu demokrasi operasyonuna, gündem belirleme ve ülke siyasetinde inisiyatif sahibi olmaya; Muharrem İnce gibi CHP tabanının istediği bir ismin de Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlemesi gibi demokrasiye katkı çabası CHP seçmeninde öz güven patlaması, dolayısıyla partilerine sahip çıkma duygusunu yarattı. İşte bu duygunun yarattığı sinerji ile anketlerde İYİ PARTİ'ye kaymış olan CHP oylarının büyük bir ekseri-yatı CHP'ye tekrar dönmüştür. Bütün bu gelişmelerin seçmen davranışlarını etkilememesi mümkün değil. Dolayısıyla, İYİ PARTİ'ye yapılan kalleşlikleri görmeden, bilmeden İYİ PARTİ'nin aldığı seçim sonuçlarını doğru yorumlamak mümkün değil.
...
İYİ PARTİ'den beklentiler çok yüksek olmuş olabilir. Recep Tayyip Erdoğan da bunu fark ediyordu ki; devletin TV'sini bir tarafa bırakalım, özel TV'ler bile muktedirlerin dolaylı veya doğrudan tehditleri ile İYİ PARTİ'ye ambargo uygulandı, her türlü şekilde eteğinden çekildi, kedisini ifade etme imkanı tanınmadı.
...
İYİ PARTİ oy oranının %20'lerde olduğunu ifade ettiği günlerde Hakan Bayrakçı'nın da aynı verilere ulaştığını belirttiğinde; (Bu arada Hakan Bayrakçı'nın bir gece boyunca nezarethaneye konduğunu da unutmayalım. Sizce neden olabilir) CHP henüz adayını açıklamamış, "15 vekil hareketi" de yapılmamıştı. Bu noktaya kadar İYİ PARTİ' nin oy oranı %20'ler deydi.
...
Bu arada CHP, geçmişte olduğu gibi ''Demokrasi ve mağdurlarına sahip çıkma geleneğini; (Erdoğan'ın siyasi yasağının kaldırılması, MHP'ye yapılan kaset suikastında, baraj altında kalma ihtimaline karşı MHP'ye oy verilmesi) İYİ PARTİ'yi meclise sokmama kalleşliğine karşı 15 vekil hareketini gerçekleştirmesi ile devam etti.
...
''15 vekil Hareketi'' İYİ PARTİ'nin seçime girmemesi riskini ortadan kaldırdı. Bu demokrasi operasyonuna, gündem belirleme ve ülke siyasetinde inisiyatif sahibi olmaya; Muharrem İnce gibi CHP tabanının istediği bir ismin de Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlemesi gibi demokrasiye katkı çabası CHP seçmeninde öz güven patlaması, dolayısıyla partilerine sahip çıkma duygusunu yarattı. İşte bu duygunun yarattığı sinerji ile anketlerde İYİ PARTİ'ye kaymış olan CHP oylarının büyük bir ekseri-yatı CHP'ye tekrar dönmüştür. Bütün bu gelişmelerin seçmen davranışlarını etkilememesi mümkün değil. Dolayısıyla, İYİ PARTİ'ye yapılan kalleşlikleri görmeden, bilmeden İYİ PARTİ'nin aldığı seçim sonuçlarını doğru yorumlamak mümkün değil.
İYİ PARTİ olarak muktedirlerin hesaplarını alt üst ettik, görülmüyor mu. MHP AKP' den gelen %7 (%49.5-%42) emanet ahde vefa oyları ile baraj altında kalmaktan kurtuldu ancak bu sonuçtan nasıl mutlu olunabiliyorsa, mutlular; diğeri ise, yani AKP'nin 293 vekille yetinmesini sağladık.
...
Çok garip; Abdullah Gül'ü çatı aday gösterme gayretine düşen CHP yönetimi, Meral Akşener lehine niçin aday çıkarmamayı düşünmedi anlamak mümkün değil. Oysa en kıdemli CHP'liler bile CHP ve solun toplam oyunun %30'u geçmediğini hep bir ağızdan söylerler ama gene her zaman karşı taraftaki %70'den bir şey almaya değil, %30'a talip olurlar. İşte CHP'nin bu "Hesapsızlığı" tekrar Recep Tayyip Erdoğan'nın önünü açmıştır.
...
Meral Akşener ile bir defa dahi muhatap olmayan Recep Tayyip Erdoğan'ın buradaki düşüncesi; karşısında başarılı olabileceği aday Meral Akşener değil, Muharrem İnce olmasıdır. Nitekim FOX ve Halk TV'ler haricinde tüm medya ve TV kanalları İYİ PARTİ ve Meral Akşener'e sansür uygularken, CHP konuşmacılarını, parti yetkililerini programlarına davet ettiler. CHP'nin bundan çıkarması gereken; Recep Tayyip Erdoğan'nın Meral Akşener isminden korktuğu olmalıydı. Dolayısıyla, tedbirini de bu paralel de almalıydı.
...
Oyların dağılımına gelince; MHP'nin %11 oyunun sadece %4'ü tabanına ait olup, kalanı ise AKP seçmeninin, hükumete ve AKP'ye kayıtsız, şartsız yardım eden Devlet Bahçeli'ye karşı vefaya binaen verilen oydur. Yani Türk milliyetçileri MHP den desteğini çekince, yerini AKP'nin Devlet Bahçeli'ye olan minnet oyları doldurmuştur. Diğer bir sonuç ise; Türk milliyetçileri inanç, ilke ve ülküleri için yarınlara dair beklentilerini İYİ PARTİ çatısı altında gerçekleşebileceğini düşünüyorlar. Bunun gerçek yansımasını önümüzdeki mahalli seçim sonuçlarında göreceğiz.
...
Muharrem İnce'nin oyunun artması, CHP'nin de azalmasının nedeni çok basit; CHP seçmeni barajı aşmaları için HDP'ye oy verdiler; buna mukabil de HDP seçmeni, CHP seçmeninin jestine karşılık Muharrem İnce'ye oy vermişlerdir.
...
Meral Hanım'ın partisinden az oy almasına gelince; gerçek şu ki Muharrem İnce rüzgarı esmiştir ve doğal olarak CHP kökenli İYİ PARTİ'liler de bundan etkilenmişlerdir. Sözde sahibinin sesi bir gazeteci bu durumu Meral Hanım'ın istifa etmesi gerektiğine kadar götürüyor ama halt etmiş. O ilk önce kendisini, efendisinin azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz kölesi olmaktan kurtarsın.
Mehmet Soral
...
Çok garip; Abdullah Gül'ü çatı aday gösterme gayretine düşen CHP yönetimi, Meral Akşener lehine niçin aday çıkarmamayı düşünmedi anlamak mümkün değil. Oysa en kıdemli CHP'liler bile CHP ve solun toplam oyunun %30'u geçmediğini hep bir ağızdan söylerler ama gene her zaman karşı taraftaki %70'den bir şey almaya değil, %30'a talip olurlar. İşte CHP'nin bu "Hesapsızlığı" tekrar Recep Tayyip Erdoğan'nın önünü açmıştır.
...
Meral Akşener ile bir defa dahi muhatap olmayan Recep Tayyip Erdoğan'ın buradaki düşüncesi; karşısında başarılı olabileceği aday Meral Akşener değil, Muharrem İnce olmasıdır. Nitekim FOX ve Halk TV'ler haricinde tüm medya ve TV kanalları İYİ PARTİ ve Meral Akşener'e sansür uygularken, CHP konuşmacılarını, parti yetkililerini programlarına davet ettiler. CHP'nin bundan çıkarması gereken; Recep Tayyip Erdoğan'nın Meral Akşener isminden korktuğu olmalıydı. Dolayısıyla, tedbirini de bu paralel de almalıydı.
...
Oyların dağılımına gelince; MHP'nin %11 oyunun sadece %4'ü tabanına ait olup, kalanı ise AKP seçmeninin, hükumete ve AKP'ye kayıtsız, şartsız yardım eden Devlet Bahçeli'ye karşı vefaya binaen verilen oydur. Yani Türk milliyetçileri MHP den desteğini çekince, yerini AKP'nin Devlet Bahçeli'ye olan minnet oyları doldurmuştur. Diğer bir sonuç ise; Türk milliyetçileri inanç, ilke ve ülküleri için yarınlara dair beklentilerini İYİ PARTİ çatısı altında gerçekleşebileceğini düşünüyorlar. Bunun gerçek yansımasını önümüzdeki mahalli seçim sonuçlarında göreceğiz.
...
Muharrem İnce'nin oyunun artması, CHP'nin de azalmasının nedeni çok basit; CHP seçmeni barajı aşmaları için HDP'ye oy verdiler; buna mukabil de HDP seçmeni, CHP seçmeninin jestine karşılık Muharrem İnce'ye oy vermişlerdir.
...
Meral Hanım'ın partisinden az oy almasına gelince; gerçek şu ki Muharrem İnce rüzgarı esmiştir ve doğal olarak CHP kökenli İYİ PARTİ'liler de bundan etkilenmişlerdir. Sözde sahibinin sesi bir gazeteci bu durumu Meral Hanım'ın istifa etmesi gerektiğine kadar götürüyor ama halt etmiş. O ilk önce kendisini, efendisinin azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz kölesi olmaktan kurtarsın.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
25 Haziran 2018 Pazartesi
GEÇEN HAFTAYA DAİR
Yurt dışı oylar meselesi
Hemşehrimiz;
Yurt dışında yaşıyor, orada karnını doyuruyor, orada vergi ödüyor, o ülkenin risklerine ortak oluyor, o ülkenin nimetlerinden faydalanıyor, o ülkede olduğu için oğlu bedelli askerlik yapıyor.
...
Bizim ülkemizde vergi ödemiyor, risklerle muhatap olmuyor, ülkemizin nimetlerinden faydalanmıyor, soğan ve patatesin tanesini 1 TL'den almıyor.
...
Ama aynı hemşehrimiz;
buraya gelip veya orada, ülkemizdeki seçimlere katılarak, oylarını kullanıyorlar; müsebbibi oldukları bütün risklerin bedelini de bizlere emanet edip, gidiyorlar.
...
Düşünebiliyor musunuz;
Bu ülkenin meclisine girmek için yarışan iki milletvekilli adayından birisi 300 oy alıyor, diğeri ise 298 oy alıyor. Sonra yurt dışı oy sayımı yapılıyor; 298 oy alan +4 yurt dışı oy ile meclise giriyor, diğeri ise avucunu yalıyor. Ve demokrasi denen pek kıymetli nimetin tecellisi ile Türkiye'de yaşayan inanları 300 değil, 298 oy alan yönetiyor.
...
Yurt dışında olan; çok sevdiğim, değer verdiğim bir çok dostum var ve biliyorum ki bu tanıdığım insanların ülkemize ziyadesiyle de faydaları var; ancak yukarıda ifade etmeye çalıştığım çelişkili durumu da adil bulmuyorum.
Seçim bitti ama troller gene görev başındalar
Habertürk TV'yi izleyin; MHP'nin adeta ''Eridik, tükendik bizi katkı sağlayın' feryadını, Nagihan Alçı vasıtasıyla İYİ PARTİ milletvekillerine mesaj olarak iletmek istiyorlar. Dikkat edecek olursanız troller yine devreye girip, algı oluşturmaya çalışıyorlar.
..
Nagihan Alçı Orhan Karataş'a soruyor; ''İYİ PARTİ milletvekilleri yanlış yaptık deyip, MHP'ye dönmek isterlerse Sayın Bahçeli kabul eder mi''
...
Kendi adıma bilerek, isteyerek ve inanarak cesurlar hareketine katıldım ve partimden memnunum. Liderimiz Meral Akşener'e inanıyor ve güveniyorum. Kaldı ki; ayrılış nedenim belliyken, niçin geri döneyim ki. Değişen ne olmuştur; pişmanlık duymamızı gerektirecek ne yaşadık ki. Son sekiz ay içinde kurulup,ülke sathında teşkilatlanıp, ilk kez katıldığı seçimde barajı aşan bir partinin mensubu olmanın onurunu heyecanını yaşamak varken; ne diye başka bir aidiyetin peşine takılalım.
...
Esaretten kurtulup, sonra tekrar dönüp celladına boynunu uzatacak kadar ahmak olmak; aklı, fikri, zikri yerinde olan hiç bir insanın böyle bir ''Hatayı'' yapması mümkün değil.
...
Gün gelir de bir gün, bir Kürşat çıkıp da kırk çerisi ile MHP'de yönetime gelirse; Türk milliyetçileri elbette büyük otağını kurup, yeni bir gündemle toplanabilir ama bugün için mümkün görünmüyor.
Sayın Genel Başkanım Meral Akşener
Sayın Genel Başkanım Meral Akşener, Türk siyasetinde yarattığın sinerji için teşekkür ederim.
...
Sen kırık testide su taşımadın ki eve boş testi ile dönmüş olasın. Aksine, kazdığın toprakta öyle bir pınar keşfettin ki; dağa taşa; bağa, bahçeye hayat verdi, umut oldu.
...
Yedi ay içinde ne olabilecekti ki; devlet televizyonunda bir defa olsun sana yer verilmemiş, diğer yollar ise muktedirin baskısı ile bendlerle engellenmiştir. Her an seçime sokulamama kalleşliğinin tehditine karşı manevralar geliştirmeye ayrılan zaman ve enerji, partinin eteğinden sürekli çeken unsur olmuştur.
...
Sözde delikanlılara karşı kadınca verdiğin mücadeleni takdirle karşılıyor ve alkışlıyorum. Sana inanmış ve adanmış cesurlar hareketi mensupları olarak çıktığımız yolculuğumuz şüphesiz devam edecektir. Allah senden ve tüm İYİ'lerden razı olsun.
24 Haziran seçimlerine dair ufak bir analiz
Eğer MHP de genel başkan değişimi gerçekleşseydi; görüyoruz ki MHP nin oyu %22 ler de olacaktı.
...
Bugün MHP nin aldığı oyda Devlet Bahçeli'nin katkısı %8 olup, bu %8 AKP den gelen oylardır, kalan %3 ise Devlet Bahçeli'ye rağmen, MHP tabanının kurumsal duygusallık adına vermiş olduğu oylardır.
...
Yani demem o ki; 1 kasımdan bu yana MHP nin kendi tabanından bugüne taşıyabildiği oy oranı %3 dür. Yine diğer bir tesbit, MHP geleneğinden gelen milliyetçi seçmen Devlet Bahçeli'yi değil, Meral Akşener'i tercih etmiştir.
...
Eğer bu seçimde Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı adayı, MHP de ittifak yapmadan seçime girmiş olsaydı; partinin de, adayının da alabileceği oy %3 oldurdu. Dediğim gibi AKP'den gelen %8 oy tamamen ve tamamen AKP seçiminin ahde vefa gereği Devlet Bahçeli'nin AKP'ye kayıtsız ve şartsız verdiği desteğin karşılığıdır.
Kısaca
Sanırım en şahsiyetsiz ve zavallılık durumu; beklentilere binaen aidiyet değiştirip, gerçekleşmeyince de; yeniden eski yere rücu edip, yeniye küfretmek.
...
Vermişsen kararını; ya orada kalacaksın, ya da buraya ait olacaksın. Kaypaklığın lüzumu yoktur.
...
Hapisteki Demirtaş ve ''Hendek süreci''
HDP bu kadar kötüyse; kin, nefret ve öfkenin üzerine boca edilmesi gereken "Milli bir düşman" görülüyorsa ve de; bu tavrın bugün gösterilmesi ihtiyacı hasıl olmuşsa; adama sormazlar mı "16 yıl boyunca sen ne halt ettin, niçin bu tür siyasi yapıları bertaraf edecek hukuki düzenlemeleri yapıp, demokratik ortamı oluşturmadın"
...
Mesele HDP'nin PKK ile ne kadar ve hangi amaçla bağlantılı veya paralel olduğu; yani, devletin ve milletin bekası adına duyulan endişe değil; HDP'nin, AKP ve Erdoğan iktidarını konjonktürel olarak sürekli negatif anlamda etkilemiş olmasıdır. Mesela, zamanında Demirtaş'ın söylediği "Seni başkan yaptırmayacağız" sözü ve başkan da olmaması buna bir örnektir. Çünkü AKP 7 Haziran seçimlerinde 400 vekil alıp, kendi oyları ile başkanlık sistemine geçmeyi planlamışlardı.
...
Türk milliyetçisiyim, ülkücüyüm ama aynı zamanda demokratım. Dolayısıyla, eğer Demirtaş'ın beyanatı ile sokaklara çıkan insanların çatışması ile 57 insanın ölümüne neden olduğu üzerinden tutuklu yargılanıyor ve bu nedenle de Cumhurbaşkanı adayı olarak serbest kalıp, propaganda çalışması yaptırılmıyorsa, sorguluyorum; "Hendek süreci"nde malum bölgede PKK'yı kendi haline bırakıp, vali ve kaymakamlara "Bunlara elleşmeyin, biz bir süreç başlattık, akamete uğratmayın" deyip, daha sonra itirafta bulunan; doğal olarak bölgede PKK'ya özgürce hareket alanı açıp, ona karşı tepkisizliği tercih eden ve bunun sonucunda hendekler, sığınaklar, tüneller açılıp, adeta kurtarılmış bölgeler oluşmasına vesile olan ve yine doğal olarak bu anormal halin sona ermesi için Türk Ordusunun yaptığı mücadelede verdiği can ve mili servet kaybının hesabını; bu sonucun müsebbibi olanlardan sormak gerekmez mi.
...
Elbette sokakta 57 insanın ölümünün müsebbibi olanlardan da hesap soralım; hendek sürecinde vali, kaymakam ve askerlere "Elleşmeyin, süreci akamete uğratmayın" talimatı verenlerden de hesap soralım. Bu hesabı da en güzel sandıkta sorabiliriz.
Dindarlık mı; güzel ahlak mı
Benim için devlet adamının dindar olması değil; haysiyetli şerefli ve en önemlisi de; güzel ahlak sahibi olmasıdır.
...
Eğer birileri herhangi bir şeklide "Dindar Mehme Soral"ı; İslam dininin ritüel ve söylemleri üzerinden etkilemeyi düşünecek olursa; avucunu yalasın. Bilmelidirler ki; güzel ahlak sahibi olmaları birinci önceliğimdir. 365 gün, beş vakit yanımda saf tutsalar bile; birinci önceliğim ille de "Güzel ahlak" tır.
...
İnsanları inançları üzerinden, hele ki siyasileri kategorize etmek, günümüz çağında utanılası bir durumdur. Çağdaş demokrasi anlayışı bunu kusar, bünye kaldırmaz. Bu anlayışı zorla demokrasiye kakalamaya kalkıştığınız an da; her tarafı kusmuk götürür.
...
Ayakkabı kutularında paralar; "Fatiha" bilenlerin evlerinde çıkmadı mı. Okunan "Fatiha" namuslu, şerefli, haysiyetli güzel ahlak sahibi insanların dudaklarında bir anlam kazanır. Bunu unutmamak lazım.
Ümit Özdağ gerçeği
Habertük TV'de Ümit Özdağ'ı izliyorum. Bu kadar nitelikli yetişmiş insanlarımıza TV'lerde yer verilmeyip, atıl vaziyette tutulmaları yazıktır, günahtır.
...
Hele ki vasıflı, iyi yetişmiş Türk milliyetçilerinin devletin bekası açısından en ihtiyaç duyulan bir süreçte yapacakları katkıların engellenmesi; Devlet Bahçeli'nin narsist duygu ve düşünceleri paralelinde olması oldukça manidar değil mi.
...
Anladık ki; Ümit Özdağ ve diğer değerli isimlere ve paralelinde İYİ PARTİ'ye karşı ulusal basında uygulanan sansürün nedeni; kastettiğim değerli insanların milleti aydınlatacak bilgi, birikim ve yorumlarından milletin bilgilenmesi ile uyanabileceği korkusuymuş.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Hemşehrimiz;
Yurt dışında yaşıyor, orada karnını doyuruyor, orada vergi ödüyor, o ülkenin risklerine ortak oluyor, o ülkenin nimetlerinden faydalanıyor, o ülkede olduğu için oğlu bedelli askerlik yapıyor.
...
Bizim ülkemizde vergi ödemiyor, risklerle muhatap olmuyor, ülkemizin nimetlerinden faydalanmıyor, soğan ve patatesin tanesini 1 TL'den almıyor.
...
Ama aynı hemşehrimiz;
buraya gelip veya orada, ülkemizdeki seçimlere katılarak, oylarını kullanıyorlar; müsebbibi oldukları bütün risklerin bedelini de bizlere emanet edip, gidiyorlar.
...
Düşünebiliyor musunuz;
Bu ülkenin meclisine girmek için yarışan iki milletvekilli adayından birisi 300 oy alıyor, diğeri ise 298 oy alıyor. Sonra yurt dışı oy sayımı yapılıyor; 298 oy alan +4 yurt dışı oy ile meclise giriyor, diğeri ise avucunu yalıyor. Ve demokrasi denen pek kıymetli nimetin tecellisi ile Türkiye'de yaşayan inanları 300 değil, 298 oy alan yönetiyor.
...
Yurt dışında olan; çok sevdiğim, değer verdiğim bir çok dostum var ve biliyorum ki bu tanıdığım insanların ülkemize ziyadesiyle de faydaları var; ancak yukarıda ifade etmeye çalıştığım çelişkili durumu da adil bulmuyorum.
Seçim bitti ama troller gene görev başındalar
Habertürk TV'yi izleyin; MHP'nin adeta ''Eridik, tükendik bizi katkı sağlayın' feryadını, Nagihan Alçı vasıtasıyla İYİ PARTİ milletvekillerine mesaj olarak iletmek istiyorlar. Dikkat edecek olursanız troller yine devreye girip, algı oluşturmaya çalışıyorlar.
..
Nagihan Alçı Orhan Karataş'a soruyor; ''İYİ PARTİ milletvekilleri yanlış yaptık deyip, MHP'ye dönmek isterlerse Sayın Bahçeli kabul eder mi''
...
Kendi adıma bilerek, isteyerek ve inanarak cesurlar hareketine katıldım ve partimden memnunum. Liderimiz Meral Akşener'e inanıyor ve güveniyorum. Kaldı ki; ayrılış nedenim belliyken, niçin geri döneyim ki. Değişen ne olmuştur; pişmanlık duymamızı gerektirecek ne yaşadık ki. Son sekiz ay içinde kurulup,ülke sathında teşkilatlanıp, ilk kez katıldığı seçimde barajı aşan bir partinin mensubu olmanın onurunu heyecanını yaşamak varken; ne diye başka bir aidiyetin peşine takılalım.
...
Esaretten kurtulup, sonra tekrar dönüp celladına boynunu uzatacak kadar ahmak olmak; aklı, fikri, zikri yerinde olan hiç bir insanın böyle bir ''Hatayı'' yapması mümkün değil.
...
Gün gelir de bir gün, bir Kürşat çıkıp da kırk çerisi ile MHP'de yönetime gelirse; Türk milliyetçileri elbette büyük otağını kurup, yeni bir gündemle toplanabilir ama bugün için mümkün görünmüyor.
Sayın Genel Başkanım Meral Akşener
Sayın Genel Başkanım Meral Akşener, Türk siyasetinde yarattığın sinerji için teşekkür ederim.
...
Sen kırık testide su taşımadın ki eve boş testi ile dönmüş olasın. Aksine, kazdığın toprakta öyle bir pınar keşfettin ki; dağa taşa; bağa, bahçeye hayat verdi, umut oldu.
...
Yedi ay içinde ne olabilecekti ki; devlet televizyonunda bir defa olsun sana yer verilmemiş, diğer yollar ise muktedirin baskısı ile bendlerle engellenmiştir. Her an seçime sokulamama kalleşliğinin tehditine karşı manevralar geliştirmeye ayrılan zaman ve enerji, partinin eteğinden sürekli çeken unsur olmuştur.
...
Sözde delikanlılara karşı kadınca verdiğin mücadeleni takdirle karşılıyor ve alkışlıyorum. Sana inanmış ve adanmış cesurlar hareketi mensupları olarak çıktığımız yolculuğumuz şüphesiz devam edecektir. Allah senden ve tüm İYİ'lerden razı olsun.
24 Haziran seçimlerine dair ufak bir analiz
Eğer MHP de genel başkan değişimi gerçekleşseydi; görüyoruz ki MHP nin oyu %22 ler de olacaktı.
...
Bugün MHP nin aldığı oyda Devlet Bahçeli'nin katkısı %8 olup, bu %8 AKP den gelen oylardır, kalan %3 ise Devlet Bahçeli'ye rağmen, MHP tabanının kurumsal duygusallık adına vermiş olduğu oylardır.
...
Yani demem o ki; 1 kasımdan bu yana MHP nin kendi tabanından bugüne taşıyabildiği oy oranı %3 dür. Yine diğer bir tesbit, MHP geleneğinden gelen milliyetçi seçmen Devlet Bahçeli'yi değil, Meral Akşener'i tercih etmiştir.
...
Eğer bu seçimde Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı adayı, MHP de ittifak yapmadan seçime girmiş olsaydı; partinin de, adayının da alabileceği oy %3 oldurdu. Dediğim gibi AKP'den gelen %8 oy tamamen ve tamamen AKP seçiminin ahde vefa gereği Devlet Bahçeli'nin AKP'ye kayıtsız ve şartsız verdiği desteğin karşılığıdır.
Kısaca
Sanırım en şahsiyetsiz ve zavallılık durumu; beklentilere binaen aidiyet değiştirip, gerçekleşmeyince de; yeniden eski yere rücu edip, yeniye küfretmek.
...
Vermişsen kararını; ya orada kalacaksın, ya da buraya ait olacaksın. Kaypaklığın lüzumu yoktur.
...
Hapisteki Demirtaş ve ''Hendek süreci''
HDP bu kadar kötüyse; kin, nefret ve öfkenin üzerine boca edilmesi gereken "Milli bir düşman" görülüyorsa ve de; bu tavrın bugün gösterilmesi ihtiyacı hasıl olmuşsa; adama sormazlar mı "16 yıl boyunca sen ne halt ettin, niçin bu tür siyasi yapıları bertaraf edecek hukuki düzenlemeleri yapıp, demokratik ortamı oluşturmadın"
...
Mesele HDP'nin PKK ile ne kadar ve hangi amaçla bağlantılı veya paralel olduğu; yani, devletin ve milletin bekası adına duyulan endişe değil; HDP'nin, AKP ve Erdoğan iktidarını konjonktürel olarak sürekli negatif anlamda etkilemiş olmasıdır. Mesela, zamanında Demirtaş'ın söylediği "Seni başkan yaptırmayacağız" sözü ve başkan da olmaması buna bir örnektir. Çünkü AKP 7 Haziran seçimlerinde 400 vekil alıp, kendi oyları ile başkanlık sistemine geçmeyi planlamışlardı.
...
Türk milliyetçisiyim, ülkücüyüm ama aynı zamanda demokratım. Dolayısıyla, eğer Demirtaş'ın beyanatı ile sokaklara çıkan insanların çatışması ile 57 insanın ölümüne neden olduğu üzerinden tutuklu yargılanıyor ve bu nedenle de Cumhurbaşkanı adayı olarak serbest kalıp, propaganda çalışması yaptırılmıyorsa, sorguluyorum; "Hendek süreci"nde malum bölgede PKK'yı kendi haline bırakıp, vali ve kaymakamlara "Bunlara elleşmeyin, biz bir süreç başlattık, akamete uğratmayın" deyip, daha sonra itirafta bulunan; doğal olarak bölgede PKK'ya özgürce hareket alanı açıp, ona karşı tepkisizliği tercih eden ve bunun sonucunda hendekler, sığınaklar, tüneller açılıp, adeta kurtarılmış bölgeler oluşmasına vesile olan ve yine doğal olarak bu anormal halin sona ermesi için Türk Ordusunun yaptığı mücadelede verdiği can ve mili servet kaybının hesabını; bu sonucun müsebbibi olanlardan sormak gerekmez mi.
...
Elbette sokakta 57 insanın ölümünün müsebbibi olanlardan da hesap soralım; hendek sürecinde vali, kaymakam ve askerlere "Elleşmeyin, süreci akamete uğratmayın" talimatı verenlerden de hesap soralım. Bu hesabı da en güzel sandıkta sorabiliriz.
Dindarlık mı; güzel ahlak mı
Benim için devlet adamının dindar olması değil; haysiyetli şerefli ve en önemlisi de; güzel ahlak sahibi olmasıdır.
...
Eğer birileri herhangi bir şeklide "Dindar Mehme Soral"ı; İslam dininin ritüel ve söylemleri üzerinden etkilemeyi düşünecek olursa; avucunu yalasın. Bilmelidirler ki; güzel ahlak sahibi olmaları birinci önceliğimdir. 365 gün, beş vakit yanımda saf tutsalar bile; birinci önceliğim ille de "Güzel ahlak" tır.
...
İnsanları inançları üzerinden, hele ki siyasileri kategorize etmek, günümüz çağında utanılası bir durumdur. Çağdaş demokrasi anlayışı bunu kusar, bünye kaldırmaz. Bu anlayışı zorla demokrasiye kakalamaya kalkıştığınız an da; her tarafı kusmuk götürür.
...
Ayakkabı kutularında paralar; "Fatiha" bilenlerin evlerinde çıkmadı mı. Okunan "Fatiha" namuslu, şerefli, haysiyetli güzel ahlak sahibi insanların dudaklarında bir anlam kazanır. Bunu unutmamak lazım.
Ümit Özdağ gerçeği
Habertük TV'de Ümit Özdağ'ı izliyorum. Bu kadar nitelikli yetişmiş insanlarımıza TV'lerde yer verilmeyip, atıl vaziyette tutulmaları yazıktır, günahtır.
...
Hele ki vasıflı, iyi yetişmiş Türk milliyetçilerinin devletin bekası açısından en ihtiyaç duyulan bir süreçte yapacakları katkıların engellenmesi; Devlet Bahçeli'nin narsist duygu ve düşünceleri paralelinde olması oldukça manidar değil mi.
...
Anladık ki; Ümit Özdağ ve diğer değerli isimlere ve paralelinde İYİ PARTİ'ye karşı ulusal basında uygulanan sansürün nedeni; kastettiğim değerli insanların milleti aydınlatacak bilgi, birikim ve yorumlarından milletin bilgilenmesi ile uyanabileceği korkusuymuş.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
17 Haziran 2018 Pazar
BEYİNLERDE KIL DÖNMESİ
Muhterem, sen ancak bilmem nerende kıl olan, azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz kölelerine yutturursun; ''Demirtaş muhabbeti'' üzerinden siyasi karşıtlarına göndermeler yapmayı. Sen söylersin, onlar da inanırlar.
...
Senin kabusun olan okuyan, yazan, düşünen ve muhakeme eden insanların ajandalarında kayıtlı; şimdiye kadar her ne halt ettiysen. Sen değil misin; insanları adeta terörize edercesine "Bu devlet var ya bu devlet; size bok yedirdi" veya "Bu devlet var ya bu devlet; Dersim'de mağaralara zehirli gaz vererek, kadın, çocuk yaşlı demeden sığınan insanları katletmiştir" diyen. Sen değil misin, "Osmanlı'da Kürdistan eyaleti vardı, Lazizstan eyaleti vardı; cumhuriyeti kuranların bunlara dair vermiş oldukları sözleri var, artık bunları konuşabilmeliyiz" diyen. Peki buram buram bölücülük kokan ve insanları terörize eden bu sözlerin müellifi, o zamanlar Abuziddin Cumhuriyetinin bağımsızlık mücadelesini veren muhteremmiydi.
...
Ya da; sanki eskisi yıkılmış, yenisi kurulmuş bir devletin başkanı edası ile PKK'yı muhatap kabul edip, T.C Devleti'nin onurunu hiçe sayarak, Oslo da İngiltere'nin hakemliğinde barış görüşmeleri yapma "Sorumsuzluğu"nuz ortadayken; "Önder Apo"un selamlarını çadır mahkemelerin huzurunda T. C Devleti'ne sunan öncü elçilerin karşılanmasında; sen değilmiydin en güçlü ve muktedir olan.
...
Ve, nihayet ne istedilerse verdikleriniz...
Oysa ne güzeldi; iktidar olmuşsunuz ama muktedir olamamışsınız ve "Ne istedilerse verdikleriniz" imdadınıza yetişip; muktedir olmanıza mani olduklarını düşündüğünüz cumhuriyet değer ve kazanımlarına sahip çıkan vatansever, asker sivil her kim varsa; onları Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile zindanlara hapsettiler, sizler de bu davaların savcısı olup, beraber hazzını yaşadınız; siz değilmiydiniz "Bağırsaklarımızı temizliyoruz" diyen.
...
Neymiş efendim; muhalefet nasıl olur da Demirtaş'ın tutuksuz yargılanıp, cumhurbaşkanı adayı olarak çalışma yapabilmesine müsaade edilmesini isteyebilirmiş. Tek adam ve onun hükümranlığı süresince; yukarıda sıralamaya çalıştığım, doğrudan müdahil olduğu ve hiç bir vatanseverin vicdanında asla aklanamayacak olan yaşanmış süreçleri dikkate aldığımızda; seçim şartları ve demokrasi mantığı içinde Demirtaş'ın cumhurbaşkanı adayı olarak meydanlarda kendisini ifade etmesine imkan sağlanmasını önermek demokratik ahlaka sahip olma gereğidir. Şimdi birilerinin kıçında kıl olup, sonra da kıl dönmesi ile geriye saran beyinleri ile beni siyasi infaza tabi tutabilirler, umurumda bile değil. Bunların beyinlerinde kıl dönmesi olunca elbette anlayamazlar, muhakeme edemezler; ''Demirtaş''ları yetiştiren, ayrımcı Kürt Hareketinin öncülerinden Ahmet Türk'ün niçin Devlet Bahçeli'nin önermesi, Erdoğan'ın onayı ile serbest bırakılıp, Demirtaş'ın tutuklu yargılanmasını.
...
Nedeni şudur; tamamen ve tamamen ''Millet ittifakı''nı PKK sopası ile ürkütmek, korkutmaktır. Bunu ilk önce fetö sopası ile Meral Hanım üzerinden denediler ama Meral Hanım'ın iftira atanların boyunlarına taktığı ''Ben bir şeresizim'' madalyonları ile artık sopayı değiştirip, yerine PKK-HDP'yi ikame etmeye başladılar.
...
Cumhur ittifakı yine muhteremin öncülüğünde, ülkemizin yaşadığı ekonomik buhrandan dikkatleri güvenlik sorunu üzerine kaydırarak, oylarını konsolide etme telaşı içinde. Aynen 7 Haziran da tek başına iktidar olmayı kaybeden AKP'nin 1 Kasımda tekrar tek başına iktidar olması sürecine benzer bir süreç takip ediliyor. Doğal olarak böyle bir süreç yürütülmeye çalışılırken; son 16 yıldır meclis çoğunluğuna sahip olmasına rağmen AKP'nin demokrasimizin önünü tıkayan ''Hapis olan birisinin cumhurbaşkanı adayı olabileceği'' imkanının ''Olmayacağı'' şeklinde değiştirilmemiş olmasıdır.
...
Ne kadar komik bir hal değil mi; Demirtaş'a adaylık için gerekli olan ''İyi hal kağıdı''nı verenler ''Aday olabilirsin ama konuşamazsın'' diyorlar. Bu çelişkiyi beyninde kıl dönmesi olanlar fark edemezler, demokrat ahlaka sahip, özgüven dolu karakter sahibi insanlar fark edebilirler.
...
Şimdi cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci turunda millet ittifakının şuna hazırlıklı olması gerekir; HDP ve Demirtaş, Erdoğan karşısındaki aday lehine bir söylemde bulunurlarsa; hatta sessiz bile kalacak olsalar dahi; ''Cumhur ittifakı'', ''Millet ittifakı''nın PKK ile beraber hareket ettiği söylemini yayarak, yine trollerle klasik algı oluşturma yoluna gideceklerdir ama millet de şunu düşünecektir; ''PKK otuz yıldır vardı ve devlet zaten mücadelesini sürdürüyordu ama sen fetö'ye ne istedilerse vererek, cumhuriyet tarihinin, belki de Türk tarihinin en büyük ihanet şebekesinin devlete sızmasına sonra da teslim alma girişimi gibi alçakça bir sürecin yaşanmasına neden oldunuz. PKK ile otuz yıldır sürdürülen mücadele kaldığı yerden devam edebilir; ya senin zafiyetlerinin başımıza açacağı musibetlerle savaşı nasıl yürüteceğiz''
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com
...
Senin kabusun olan okuyan, yazan, düşünen ve muhakeme eden insanların ajandalarında kayıtlı; şimdiye kadar her ne halt ettiysen. Sen değil misin; insanları adeta terörize edercesine "Bu devlet var ya bu devlet; size bok yedirdi" veya "Bu devlet var ya bu devlet; Dersim'de mağaralara zehirli gaz vererek, kadın, çocuk yaşlı demeden sığınan insanları katletmiştir" diyen. Sen değil misin, "Osmanlı'da Kürdistan eyaleti vardı, Lazizstan eyaleti vardı; cumhuriyeti kuranların bunlara dair vermiş oldukları sözleri var, artık bunları konuşabilmeliyiz" diyen. Peki buram buram bölücülük kokan ve insanları terörize eden bu sözlerin müellifi, o zamanlar Abuziddin Cumhuriyetinin bağımsızlık mücadelesini veren muhteremmiydi.
...
Ya da; sanki eskisi yıkılmış, yenisi kurulmuş bir devletin başkanı edası ile PKK'yı muhatap kabul edip, T.C Devleti'nin onurunu hiçe sayarak, Oslo da İngiltere'nin hakemliğinde barış görüşmeleri yapma "Sorumsuzluğu"nuz ortadayken; "Önder Apo"un selamlarını çadır mahkemelerin huzurunda T. C Devleti'ne sunan öncü elçilerin karşılanmasında; sen değilmiydin en güçlü ve muktedir olan.
...
Ve, nihayet ne istedilerse verdikleriniz...
Oysa ne güzeldi; iktidar olmuşsunuz ama muktedir olamamışsınız ve "Ne istedilerse verdikleriniz" imdadınıza yetişip; muktedir olmanıza mani olduklarını düşündüğünüz cumhuriyet değer ve kazanımlarına sahip çıkan vatansever, asker sivil her kim varsa; onları Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile zindanlara hapsettiler, sizler de bu davaların savcısı olup, beraber hazzını yaşadınız; siz değilmiydiniz "Bağırsaklarımızı temizliyoruz" diyen.
...
Neymiş efendim; muhalefet nasıl olur da Demirtaş'ın tutuksuz yargılanıp, cumhurbaşkanı adayı olarak çalışma yapabilmesine müsaade edilmesini isteyebilirmiş. Tek adam ve onun hükümranlığı süresince; yukarıda sıralamaya çalıştığım, doğrudan müdahil olduğu ve hiç bir vatanseverin vicdanında asla aklanamayacak olan yaşanmış süreçleri dikkate aldığımızda; seçim şartları ve demokrasi mantığı içinde Demirtaş'ın cumhurbaşkanı adayı olarak meydanlarda kendisini ifade etmesine imkan sağlanmasını önermek demokratik ahlaka sahip olma gereğidir. Şimdi birilerinin kıçında kıl olup, sonra da kıl dönmesi ile geriye saran beyinleri ile beni siyasi infaza tabi tutabilirler, umurumda bile değil. Bunların beyinlerinde kıl dönmesi olunca elbette anlayamazlar, muhakeme edemezler; ''Demirtaş''ları yetiştiren, ayrımcı Kürt Hareketinin öncülerinden Ahmet Türk'ün niçin Devlet Bahçeli'nin önermesi, Erdoğan'ın onayı ile serbest bırakılıp, Demirtaş'ın tutuklu yargılanmasını.
...
Nedeni şudur; tamamen ve tamamen ''Millet ittifakı''nı PKK sopası ile ürkütmek, korkutmaktır. Bunu ilk önce fetö sopası ile Meral Hanım üzerinden denediler ama Meral Hanım'ın iftira atanların boyunlarına taktığı ''Ben bir şeresizim'' madalyonları ile artık sopayı değiştirip, yerine PKK-HDP'yi ikame etmeye başladılar.
...
Cumhur ittifakı yine muhteremin öncülüğünde, ülkemizin yaşadığı ekonomik buhrandan dikkatleri güvenlik sorunu üzerine kaydırarak, oylarını konsolide etme telaşı içinde. Aynen 7 Haziran da tek başına iktidar olmayı kaybeden AKP'nin 1 Kasımda tekrar tek başına iktidar olması sürecine benzer bir süreç takip ediliyor. Doğal olarak böyle bir süreç yürütülmeye çalışılırken; son 16 yıldır meclis çoğunluğuna sahip olmasına rağmen AKP'nin demokrasimizin önünü tıkayan ''Hapis olan birisinin cumhurbaşkanı adayı olabileceği'' imkanının ''Olmayacağı'' şeklinde değiştirilmemiş olmasıdır.
...
Ne kadar komik bir hal değil mi; Demirtaş'a adaylık için gerekli olan ''İyi hal kağıdı''nı verenler ''Aday olabilirsin ama konuşamazsın'' diyorlar. Bu çelişkiyi beyninde kıl dönmesi olanlar fark edemezler, demokrat ahlaka sahip, özgüven dolu karakter sahibi insanlar fark edebilirler.
...
Şimdi cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci turunda millet ittifakının şuna hazırlıklı olması gerekir; HDP ve Demirtaş, Erdoğan karşısındaki aday lehine bir söylemde bulunurlarsa; hatta sessiz bile kalacak olsalar dahi; ''Cumhur ittifakı'', ''Millet ittifakı''nın PKK ile beraber hareket ettiği söylemini yayarak, yine trollerle klasik algı oluşturma yoluna gideceklerdir ama millet de şunu düşünecektir; ''PKK otuz yıldır vardı ve devlet zaten mücadelesini sürdürüyordu ama sen fetö'ye ne istedilerse vererek, cumhuriyet tarihinin, belki de Türk tarihinin en büyük ihanet şebekesinin devlete sızmasına sonra da teslim alma girişimi gibi alçakça bir sürecin yaşanmasına neden oldunuz. PKK ile otuz yıldır sürdürülen mücadele kaldığı yerden devam edebilir; ya senin zafiyetlerinin başımıza açacağı musibetlerle savaşı nasıl yürüteceğiz''
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com
5 Haziran 2018 Salı
GÜNDEM ÜZERİNE
Gençleri önemsemek
İYİ PARTİ'nin adını ekabil takımı değil, gençler buldu. Gençleri önemsemek işte budur.
...
Gençleri önemsemek; onlara teknik olarak 18 yaşında seçme ve seçilme hakkı vermek değildir. Bu hakkın mucidi olanlar inandıkları bir şey yapmış olsalardı, en azından seçilebilinir yerlerden üç beş tane 18 yaşındaki genci aday gösterirlerdi; hani nerede.
...
18 yaş her ne kadar seçme için uygun olsa da; seçilmek için yeterli olgunluğa erişilebilen bir yaş değildir. Pratikte uygulanabilirliği olmayan, akla ziyan, beyhude, boş işler bunlar.
Meral Akşener 2010 yılında fetö ile ilgili gerekli uyarıyı yapmıştı
2010 yılında Meral Hanım Mehmet Ali Şahin'e gider, o zamanki adı ile cemaat olan fetö için "Bunlar yargıyı ele geçirmek istiyorlar, tetbirini almanız gerekir" hatırlatmasına rağmen aldığı cevap "Reis bilir" demiş.
...
Peki, 17/25 Aralık tan üç sene önce, 15 Temmuz dan da beş sene önce bu hatırlatmayı yapan mı fetöcü dür, yoksa bu uyarıyı kaale almayanlar mı fetöcü dür.
...
Meral Hanım bu uyarıları yaparken, AKP ve onun trolleri Gülen için "Bitsin bu hasret, artık gel gayri; yediğimiz, içtiğimizin tadı tuzu kalmadı" hasretlerini dile getiriyorlardı.
Muharrem İnce Erdoğan'ın karşısında olmasını istediği bir adaydır
Senaryo neydi; iki narsist insan bir araya gelmiş ve her halükarda İYİ PARTİ'nin yasal sürece takılarak, seçime girmesine mani olunacaktı. Bazen olur ki; kendi oyunu ile sırtın yere gelmesi hesabı; oyuna karşı oyun geliştiren muhalefet, 15 vekil hareketi ile senaryoyu alt üst etti.
...
Şimdi bu hal karşısında, kendi yazdıkları senaryoya göre kazanmayı garanti altına alan muktedirlerin, uğradıkları hayal kırıklığının neden olduğu psikolojik hal ile kırmızıya saldıran boğa misali, İYİ PARTİ standlarına saldırmaya devam ediyorlar.
...
Şimdi inşallah Meral Akşener ve Kılıçtaroğlu'nun yapacakları toplantıdan yine umarız "15 vekil olayı" gibi; ikinci turda muhalefetin tamamının sinerjisini bir arada dağılmadan toparlayacak bir "oyun" planlaması çıkar diye umut ediyorum.
...
Rasyonel düşünen CHP seçmeninin dikkatini çekmek üzere soruyorum; sizce Recep Tayyip Erdoğan'nın, Meral Akşener'i özelikle ve sabırla sürdürdüğü kaale almama, muhatap olmama sürecini nasıl açıklayabilirsiniz. Öte yandan, Muharrem İnce'nin konuşmaları canlı verilirken, Meral Hanım'ın ulusal yayın yapan hiç bir TV programına çağrılmaması; hele ki canlı hiç bir konuşmasının verilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz.
...
Değerli CHP seçmeni dostlar, şunu bilmenizi isteriz ki; ikinci tura eğer Muharrem İnce kalırsa, biz İYİ PARTİ'liler olarak elbette, hatta firesiz oyumuz Muharrem İnce'ye olacaktır ama kazanmamız için yetecek mi dir.
...
Yukarıda da izah etmeye çalıştığım gibi adeta Meral Hanım'ı "Muhatap almama orucu" tutan; buna mukabil Muharrem İnce'yi sürekli olarak şu anda kimsenin bilmediği "Sürprizlerle" dolu oyun alanına çekmek isteyen Recep Tayyip Erdoğan'nın ne yapmak istediğini lütfen iyi okumaya çalışın.
...
Recep Tayyip Erdoğan'nın elinde eğer zerre kadar Meral Hanım'ın aleyhine kullanabileceği bir bilgi veya döküman olsaydı; kesinlikle "Muhatap olmama orucu"nu tutmayacak, Muharrem İnce karşısında yürüttüğü politikayı Meral Hanım'a karşı da yürüyecekti.
...
Yani şunu demek istiyor ve korkuyorum ki; Recep Tayyip Erdoğan ikinci turda karşısında Muharrem İnce'nin olmasını istemesinin temelinde hiç birimizin bilmediği ama sadece Recep Tayyip Erdoğan'ın bildiği "Nedenler" olabilir.
...
CHP seçmeninin rasyonel olmasına binaen; Meral Hanım üzerine tekrar tekrar düşüneceğini tahmin ediyorum; zira amacımız Erdoğan'ı bir daha seçtirmemekse.
Geğirenler, göbeğini kaşıyan adamlar
Zamanında, tabi ki haksız olarak toplumun bir kesimine "Geğirenler, göbeğini kaşıyan adamlar" yakıştırmasını yapanlara karşı AKP şiddetle tepki gösterip, karşılığında iyi bir oy almıştı. Bu tepkiyi neye dayandırmıştı; halkın görgüsüz ve cahil görülmesiydi.
...
Peki, AKP'li enerji bakanı "Uzaya dört şeritli yol yapacağız desek, inandıracak seçmenimiz var" derken, milleti; akıl, fikir, izandan yoksun; muhakeme gücü olmayan acizler olarak görmek değil mi dir.
Cahilin cüretkarlığına teşfik,
"Okumuşun" bilgeliğine zulmün olduğu bir ülkede neyin kıymeti bilinir ki; demokrasi kaldırılır, yerine ancak getirile getirile "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" getirilir. Bu sosyolojik gerçeğimizin varabileceği nokta burasıdır.
...
Peki yapılması gereken nedir; cehalete pirim veren üç beş "Akıllı" siyasi bezirganı, siyasi arenadan, elimizde olan kıt demokrasi imkanlarını kullanarak tecrit edebilmektir.
...
Bunu "Cesurlar hareketi" ve İYİ PARTİ kurumsal kimliği başlattı; ülkemizin her kesiminden, vatanseverlik paydasında bütünleşen yeni katılımlarla devam edecek ve inşallah Meral Hanım'ın Cumhurbaşkanı olması ile de taçlanacaktır.
İYİ PARTİ ve loğusa dönemi
Listeler açıklandı. Belli ki birileri fikri alt yapılarına ve belli çevrelerce tanınıyor olmalarına güvenerek, kendilerine öncelik verileceği gibi bir beklentiye girmiş olmalılar ki; bunu yapmış oldukları sitemlerinden anlıyoruz.
...
Bu arada birilerinin maddi imkanları ile kar topu misali yuvarlaya yuvarlaya büyütülerek, iddialı hale getirilmiş bir partiye; sadece ve sadece tanınıyor olmak, hatta birikimli ve bilgi sahibi olmak en azından bu seçimde aday olma önceliği sağlayamamış olabilir.
...
Partinin kurumsal kimliğini güçlü şekilde inşa edip, ayakta durabilir hale getirilerek iddialı olabilmesi için en azından ilk dönem için elini taşın altına koyanları gözetmiş olmaları vefa gereği olmuş olabilir.
...
Bulunduğum ilçede yönetime girmem için teklif getirildiğinde; "Maddi imkanlarım yeterli değil. Fikri anlamda her türlü katkıya hazırım ancak parti yeni kuruluyor, teşkilatlanması için çok masraf lazım; dolayısıyla da önceliğin maddi imkanlarını sunabilecek arkadaşlara vermek lazım, yönetim bu arkadaşlardan oluşturulsun, bizler de fikri alt yapıya destek oluruz" dedim. Katkım hala bu anlamda devam ediyor.
...
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım düşüncelerim; çok olağanüstü şartlarda, engellemelerle karşı mücadele verilerek kurulmuş olan partimizin, rüştünü ispat edene ve devletten kurumsal yardım almayı hak kazanana kadardır. Partimizde olup, bitenleri sorgulamak için loğusa dönemi henüz geçmemiştir diye düşünüyorum.
Sayın İYİ PARTİ muktedirlerine,
Şunun çok iyi farkındayız ki; kaçırmak üzere olduğumuz bir otobüse, bir trene veya bir uçağa yetişme telaşı ile evden sokağa fırlamışcasına; ne ayakkabımızın bağına, ne pantolonumuzun kemerine, ne de giydiğimiz çorabın tersine, düzüne dikkat edemedik.
...
Dolayısıyla, üstümüze başımıza dikkat edememiş olmamızı genel halimiz olarak algılayıp; halimiz böyle başladı, böyle devam edecek sanmayın. Bu telaşın müsebbibi; bize bileti verenin, bilete yazdığı saat ile treni hareket ettirdiği saatin aynı olmamasıdır.
...
Yani demem o ki; "İnsanlık hali" deyip kabullenebileceğimiz halleri sakına sakın geleneksel hale getirmeye kalkışmayın. Bu "Cesurlar hareketi"nin, meşruiyetini İtiraz kültüründen aldığını hiç aklınızdan çıkarmayın.
...
Dolayısıyla gelecek gün ve yıllarda, Sayın Genel Başkana tanınan makul inisiyatif veya kontenjan hakkı dışında diğer tüm unsurların seçilmesi, milletin önüne çıkarılması; tabandan tavana tüm mensuplarımızın iradesinin süzgecinden geçirilmiş, irade beyanı ile tecelli eden sonuçlara göre kararlar çıkarılmalıdır.
...
Treni kaçırmamak için kemerimizi bağlayamama halimizi lütfen genel saflığımız olarak algılayıp, "Biz talimat veririz, onlar da yapar"ız sanmayın, "Öyle sansanız bile olmadığımızı göstermemize gerek kalmadan; umarım partinin kuruluş beyanlarındaki ilkelerimize sadık kalınacağına inanıyor, bu ilkelerin takipçisi olacağımızı bilmenizi de özelikle de istiyoruz.
...
Böyle bir metni kaleme alma ihtiyacı duymamın nedeni; İYİ PARTİ'nin Genel Başkanından en alt kademesindeki yöneticisine kadar ve de partimizin dostu düşmanı her kim varsa bilmeliler ki; biz İYİ PARTİ mensupları olarak birilerinin hiç bir zaman azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz köleleri olmayacağız. Dolayısıyla gelecek gün ve yıllar için İYİ PARTİ üzerinden plan ve program yapanlar huyumuza şimdiden alışsınlar isterim. Onlar da çok iyi anlamışlardır ki; tabanın inanmışlık ve adanmışlığı olmadan hiç bir halt yapamazlar da, olamazlar da.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
İYİ PARTİ'nin adını ekabil takımı değil, gençler buldu. Gençleri önemsemek işte budur.
...
Gençleri önemsemek; onlara teknik olarak 18 yaşında seçme ve seçilme hakkı vermek değildir. Bu hakkın mucidi olanlar inandıkları bir şey yapmış olsalardı, en azından seçilebilinir yerlerden üç beş tane 18 yaşındaki genci aday gösterirlerdi; hani nerede.
...
18 yaş her ne kadar seçme için uygun olsa da; seçilmek için yeterli olgunluğa erişilebilen bir yaş değildir. Pratikte uygulanabilirliği olmayan, akla ziyan, beyhude, boş işler bunlar.
Meral Akşener 2010 yılında fetö ile ilgili gerekli uyarıyı yapmıştı
2010 yılında Meral Hanım Mehmet Ali Şahin'e gider, o zamanki adı ile cemaat olan fetö için "Bunlar yargıyı ele geçirmek istiyorlar, tetbirini almanız gerekir" hatırlatmasına rağmen aldığı cevap "Reis bilir" demiş.
...
Peki, 17/25 Aralık tan üç sene önce, 15 Temmuz dan da beş sene önce bu hatırlatmayı yapan mı fetöcü dür, yoksa bu uyarıyı kaale almayanlar mı fetöcü dür.
...
Meral Hanım bu uyarıları yaparken, AKP ve onun trolleri Gülen için "Bitsin bu hasret, artık gel gayri; yediğimiz, içtiğimizin tadı tuzu kalmadı" hasretlerini dile getiriyorlardı.
Muharrem İnce Erdoğan'ın karşısında olmasını istediği bir adaydır
Senaryo neydi; iki narsist insan bir araya gelmiş ve her halükarda İYİ PARTİ'nin yasal sürece takılarak, seçime girmesine mani olunacaktı. Bazen olur ki; kendi oyunu ile sırtın yere gelmesi hesabı; oyuna karşı oyun geliştiren muhalefet, 15 vekil hareketi ile senaryoyu alt üst etti.
...
Şimdi bu hal karşısında, kendi yazdıkları senaryoya göre kazanmayı garanti altına alan muktedirlerin, uğradıkları hayal kırıklığının neden olduğu psikolojik hal ile kırmızıya saldıran boğa misali, İYİ PARTİ standlarına saldırmaya devam ediyorlar.
...
Şimdi inşallah Meral Akşener ve Kılıçtaroğlu'nun yapacakları toplantıdan yine umarız "15 vekil olayı" gibi; ikinci turda muhalefetin tamamının sinerjisini bir arada dağılmadan toparlayacak bir "oyun" planlaması çıkar diye umut ediyorum.
...
Rasyonel düşünen CHP seçmeninin dikkatini çekmek üzere soruyorum; sizce Recep Tayyip Erdoğan'nın, Meral Akşener'i özelikle ve sabırla sürdürdüğü kaale almama, muhatap olmama sürecini nasıl açıklayabilirsiniz. Öte yandan, Muharrem İnce'nin konuşmaları canlı verilirken, Meral Hanım'ın ulusal yayın yapan hiç bir TV programına çağrılmaması; hele ki canlı hiç bir konuşmasının verilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz.
...
Değerli CHP seçmeni dostlar, şunu bilmenizi isteriz ki; ikinci tura eğer Muharrem İnce kalırsa, biz İYİ PARTİ'liler olarak elbette, hatta firesiz oyumuz Muharrem İnce'ye olacaktır ama kazanmamız için yetecek mi dir.
...
Yukarıda da izah etmeye çalıştığım gibi adeta Meral Hanım'ı "Muhatap almama orucu" tutan; buna mukabil Muharrem İnce'yi sürekli olarak şu anda kimsenin bilmediği "Sürprizlerle" dolu oyun alanına çekmek isteyen Recep Tayyip Erdoğan'nın ne yapmak istediğini lütfen iyi okumaya çalışın.
...
Recep Tayyip Erdoğan'nın elinde eğer zerre kadar Meral Hanım'ın aleyhine kullanabileceği bir bilgi veya döküman olsaydı; kesinlikle "Muhatap olmama orucu"nu tutmayacak, Muharrem İnce karşısında yürüttüğü politikayı Meral Hanım'a karşı da yürüyecekti.
...
Yani şunu demek istiyor ve korkuyorum ki; Recep Tayyip Erdoğan ikinci turda karşısında Muharrem İnce'nin olmasını istemesinin temelinde hiç birimizin bilmediği ama sadece Recep Tayyip Erdoğan'ın bildiği "Nedenler" olabilir.
...
CHP seçmeninin rasyonel olmasına binaen; Meral Hanım üzerine tekrar tekrar düşüneceğini tahmin ediyorum; zira amacımız Erdoğan'ı bir daha seçtirmemekse.
Geğirenler, göbeğini kaşıyan adamlar
Zamanında, tabi ki haksız olarak toplumun bir kesimine "Geğirenler, göbeğini kaşıyan adamlar" yakıştırmasını yapanlara karşı AKP şiddetle tepki gösterip, karşılığında iyi bir oy almıştı. Bu tepkiyi neye dayandırmıştı; halkın görgüsüz ve cahil görülmesiydi.
...
Peki, AKP'li enerji bakanı "Uzaya dört şeritli yol yapacağız desek, inandıracak seçmenimiz var" derken, milleti; akıl, fikir, izandan yoksun; muhakeme gücü olmayan acizler olarak görmek değil mi dir.
Cahilin cüretkarlığına teşfik,
"Okumuşun" bilgeliğine zulmün olduğu bir ülkede neyin kıymeti bilinir ki; demokrasi kaldırılır, yerine ancak getirile getirile "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" getirilir. Bu sosyolojik gerçeğimizin varabileceği nokta burasıdır.
...
Peki yapılması gereken nedir; cehalete pirim veren üç beş "Akıllı" siyasi bezirganı, siyasi arenadan, elimizde olan kıt demokrasi imkanlarını kullanarak tecrit edebilmektir.
...
Bunu "Cesurlar hareketi" ve İYİ PARTİ kurumsal kimliği başlattı; ülkemizin her kesiminden, vatanseverlik paydasında bütünleşen yeni katılımlarla devam edecek ve inşallah Meral Hanım'ın Cumhurbaşkanı olması ile de taçlanacaktır.
İYİ PARTİ ve loğusa dönemi
Listeler açıklandı. Belli ki birileri fikri alt yapılarına ve belli çevrelerce tanınıyor olmalarına güvenerek, kendilerine öncelik verileceği gibi bir beklentiye girmiş olmalılar ki; bunu yapmış oldukları sitemlerinden anlıyoruz.
...
Bu arada birilerinin maddi imkanları ile kar topu misali yuvarlaya yuvarlaya büyütülerek, iddialı hale getirilmiş bir partiye; sadece ve sadece tanınıyor olmak, hatta birikimli ve bilgi sahibi olmak en azından bu seçimde aday olma önceliği sağlayamamış olabilir.
...
Partinin kurumsal kimliğini güçlü şekilde inşa edip, ayakta durabilir hale getirilerek iddialı olabilmesi için en azından ilk dönem için elini taşın altına koyanları gözetmiş olmaları vefa gereği olmuş olabilir.
...
Bulunduğum ilçede yönetime girmem için teklif getirildiğinde; "Maddi imkanlarım yeterli değil. Fikri anlamda her türlü katkıya hazırım ancak parti yeni kuruluyor, teşkilatlanması için çok masraf lazım; dolayısıyla da önceliğin maddi imkanlarını sunabilecek arkadaşlara vermek lazım, yönetim bu arkadaşlardan oluşturulsun, bizler de fikri alt yapıya destek oluruz" dedim. Katkım hala bu anlamda devam ediyor.
...
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım düşüncelerim; çok olağanüstü şartlarda, engellemelerle karşı mücadele verilerek kurulmuş olan partimizin, rüştünü ispat edene ve devletten kurumsal yardım almayı hak kazanana kadardır. Partimizde olup, bitenleri sorgulamak için loğusa dönemi henüz geçmemiştir diye düşünüyorum.
Sayın İYİ PARTİ muktedirlerine,
Şunun çok iyi farkındayız ki; kaçırmak üzere olduğumuz bir otobüse, bir trene veya bir uçağa yetişme telaşı ile evden sokağa fırlamışcasına; ne ayakkabımızın bağına, ne pantolonumuzun kemerine, ne de giydiğimiz çorabın tersine, düzüne dikkat edemedik.
...
Dolayısıyla, üstümüze başımıza dikkat edememiş olmamızı genel halimiz olarak algılayıp; halimiz böyle başladı, böyle devam edecek sanmayın. Bu telaşın müsebbibi; bize bileti verenin, bilete yazdığı saat ile treni hareket ettirdiği saatin aynı olmamasıdır.
...
Yani demem o ki; "İnsanlık hali" deyip kabullenebileceğimiz halleri sakına sakın geleneksel hale getirmeye kalkışmayın. Bu "Cesurlar hareketi"nin, meşruiyetini İtiraz kültüründen aldığını hiç aklınızdan çıkarmayın.
...
Dolayısıyla gelecek gün ve yıllarda, Sayın Genel Başkana tanınan makul inisiyatif veya kontenjan hakkı dışında diğer tüm unsurların seçilmesi, milletin önüne çıkarılması; tabandan tavana tüm mensuplarımızın iradesinin süzgecinden geçirilmiş, irade beyanı ile tecelli eden sonuçlara göre kararlar çıkarılmalıdır.
...
Treni kaçırmamak için kemerimizi bağlayamama halimizi lütfen genel saflığımız olarak algılayıp, "Biz talimat veririz, onlar da yapar"ız sanmayın, "Öyle sansanız bile olmadığımızı göstermemize gerek kalmadan; umarım partinin kuruluş beyanlarındaki ilkelerimize sadık kalınacağına inanıyor, bu ilkelerin takipçisi olacağımızı bilmenizi de özelikle de istiyoruz.
...
Böyle bir metni kaleme alma ihtiyacı duymamın nedeni; İYİ PARTİ'nin Genel Başkanından en alt kademesindeki yöneticisine kadar ve de partimizin dostu düşmanı her kim varsa bilmeliler ki; biz İYİ PARTİ mensupları olarak birilerinin hiç bir zaman azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz köleleri olmayacağız. Dolayısıyla gelecek gün ve yıllar için İYİ PARTİ üzerinden plan ve program yapanlar huyumuza şimdiden alışsınlar isterim. Onlar da çok iyi anlamışlardır ki; tabanın inanmışlık ve adanmışlığı olmadan hiç bir halt yapamazlar da, olamazlar da.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
23 Mayıs 2018 Çarşamba
SORUN METAL YORGUNLUĞU VE YÖNETEMEMEK
Sorun metal yorgunluğu, dolaysıyla yönetememe krizi
Bütün olumsuzlukları, fetö ve dış güçlerle izah ederek, üzerinizdeki vebali ortadan kaldıramazsınız. Neden belli; yönetememek.
...
Bu ülkeyi sizin yönetiyor olmanız gerçeği dışında hiç bir gerekçeniz umurumda bile değil. 2002 yılında, bugün tu kaka ettiğiniz batı size olabildiğince kredi açmıştı. Batıdan sağlanan sendikasyon kredileri geldikçe, sizler gerile gerile "Bütün bunlar yeni Türkiye'ye kazandırdığımız itibar ile sağlanmıştır" diyordunuz.
...
Aynı batı bugün size ve ülkemize karşı faklı davranıyorsa; ya o zaman onların dediğini yaptığınızdan sıkıntı yaşamadık; ya da bugün onların istediklerini yapmıyorsunuz; ondandır bütün bu başımıza gelenler.
...
Batıya o kadar sırtınızı dayamıştınız ki; başörtülü Cumhurbaşkanı eşi için icazeti batının insan hakları anlayışı üzerinde temin etmek için Avrupa İnsan hakları mahkemesine başvurmuştunuz. O gün batı değerlerine önem vererek, yine onlar nezdinde demokratik meşruiyet kazanmak istiyordunuz. Aslında yanlış da yapmıyordunuz. Peki bugün o değerler açısından batı standartlarının neresindeyiz.
...
Sen kendi kadronla değil, sözde bir dini cemaatin elemanlarını devlete yerleştirerek AKP programını uygulamaya başladınız. Sonra bunlar ne istedilerse verdiğiniz için de; elde ettikleri imkanlar ile hain bir kalkışma yaptılar. Durumun vahameti gereği OHAL uygulamalarına geçtiniz ve suçlu ararken tüm milleti tedirgin edip, aynı zamanda ülkemizle ticari ve insani ilişkiler içinde olan batı kurum ve insanlarını da tedirgin ettiniz.
...
Yani demem o ki; şu veya bu şekilde iktidarınızın ilk yıllarında batı dünyası ve BOP projesinin mimarları ile başarılı oldunuz. Sonra tek adamlığı fiilen uygulamaya koyma önceliğiniz ile başarınızın arkasındaki güçlü isimleri sudan bahanelerle (Abdullatif Şener, Ali Babacan) tasfiye ettiniz. Bu arada fetö yapılanmasının, iktidarınızın muktedir olmasını sağlayan etkisi de ortadan kalkınca; Türkiyeyi yönetecek nitelikli güç ve kudretiniz de kalmadı. Güçlü tek adam iradesi; "niteliksiz sorumlular" ile hükumet etme gücünü her geçen gün kaybetti.
...
Dolayısıyla, birileri gelip sizin iktidarınızın bekasını sağlamak için bir şeyler yapacak değiller; en akıllıcası bütün bu sorunların üstesinden gelebilecek bir yönetim değişikliğidir.
...
Türk milleti yüzde yüz oyunu size verse bile o kadar metal yorgunluğu içindesiniz ki; içinden geçmekte olduğumuz krizi hiç bir mazeret ile izah edip, "Yine biz gelirsek durumu düzeltebiliriz" diyemezsiniz.
...
Demokrasilerle yönetilen bir ülkede eğer aynı iktidar kesintisiz 16 yıl ülkeyi yönetip de yirminci yılı da tamamlamaya talip oluyorsa; o ülkede gerçek anlamda demokrasinin varlığından söz edilemez. Normal olmayan bir şey var demektir; ya seçmenlerde, ya demokrasimizde. Bunun araştırmasını da artık sosyologlarımız yapsınlar öyle değil mi.
...
Düşünebiliyormusunuz; bu ülkede bir siyasi partide olağanüstü kongre yapılması isteniyor ama devlet bu kongre sürecine müdahale ederek, kendisi dizayn ediyor, neticelendiriyor. Yine bir parti kuruluyor, aradan yedi ay geçiyor; devletin televizyonlarından vaz geçtik, özel TV'ler bile partinin genel başkanı ve yetkili mensuplarına kendilerini bir defa olsun ifade etme fırsatı verilmiyor.
...
Kusura bakmayın; manzarası bu olan hiç bir ülke, medeni alemin umurumda olmaz; güven vermeyeceği gibi sahip çıkanı da olmaz. Olsa olsa başında birikecek leş kargalarına fırsat olur.
Bir özlemim var
25 Haziran itibariyle camiye; özlemini duyduğum, 16 yıl önceki duygu ve hislerimle gireceğim. İç içe geçmiş siyaset, ibadet ilişkisi sona erecek.
...
Cami ve ibadethaneler herhangi bir siyasi partinin çağrışımını yaptırır hale getirilmişse; ve de bu algı zihinlerde yer etmişse; o ibadethanede şeytanla savaşmaktan fırsat bulup, Allah'a teslim olmayı nasıl başaracağız. Ben bu savaşı vermekten bıktım, usandım; yoruldum. Onun içindir ki; geçmişe yönelik bir özlemim var; camide ibadetimi huşu içinde yapabilmek.
Herkes milletvekili olma telaşında; peki kadrolar kimlerden oluşacak.
Değerli gönüldaşlarım, işte bunun için 'Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem'' demokrasinin kamil anlamda icrası için en uygun sistemdir ve tez zamanda dönülmesi gerekir diyoruz.
...
İYİ Parti olarak kurulduğundan beridir sürekli olarak Demokratik Parlamenter sisteme ''Güçlendirilerek'' dönülmesine vurgu yapılmasının temelinde; bugün olduğu gibi herkesin bir nedenle memnun olmadığı milletvekili adaylarının belirleniş şekli; yani, ''Seçim sistemi ve siyasi partiler yasası''dır.
...
Siyasi Partiler yasası ile seçim yasasında güçlü reformlar yapılarak; partilerde tabandan tavana üye iradesinin şekil vereceği yapılanma ve bu yapılanmanın belirleyeceği aday listeleri ve bu listelerdeki isimlerin adil bir seçim usulünde yarışarak, meclise taşınması gibi düzenlemeler ayrımcılığı ve kayırmacılığı ortadan kaldıracaktır.
...
Şimdi şunu fark ettim ki; dikkat çeken bütün isimler milletvekilli olmak veya birileri onları milletvekili listelerinde görmek istiyorlar. Öyleyse, adayımız Sayın Meral Akşener'in Cumhurbaşkanı olmasını istiyorsak; peki yardımcıları, bakanları, müsteşarları ve diğer bürokratları kimlerden olacak; AKP kadroları ile mi devam edeceğiz. Efendim, falanca niçin listeye alınmadı deniyor; Meral Hanım o şahsı Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan olarak görmek istiyorsa ne diyeceğiz.
...
Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter sisteme dönülmediği sürece; her partide parti yönetiminin hegemonyası da, esas seçiciliği de devam edecek, bugün olduğu gibi karın ağrıları hiç dinmeyecektir.
...
Nitelikli her kimsenin görevlendirilmesi şansı sona ermemiştir. Küsmeye veya homurdanmaya gerek yoktur. Eğer kim ki ''Cumhurbaşkanı adayımızın kazanma şansı olmadığından vekil olmak istiyorum'' derse; kimse kusura bakmasın vekil olmaya da hakkı yoktur.
...
Meral Hanım "Bana 5000 insan lazım" dedi ama bakıyorum herkes milletvekili olmak istiyormuş. Kimse TOKİ yönetim kurulu başkanı olmak istemiyor, kimse THY yönetim kurulu üyesi olmak istemiyor, kimse YÖK başkanı olmak istemiyor, kimse bakan olmak istemiyor; kimse müsteşar, danışman, genel müdür olmak istemiyor.
...
Velhasıl kelam; herkes milletvekili olmak istiyormuş. Allah aşkına bu devlet sadece milletvekilleri ile mi yönetiliyor.
Kendi hanesine sahip çıkamayanlar İYİ PARTİ'de feötö izi aramakla meşguller
Sayın Devlet Bahçeli hiç bir belge ve bilgiye dayanmadan, algı oluşturmaya yönelik iftiralara itibar ederek, Meral Hanım ve İYİ PARTİ'ye Pensilvanya üzerinden göndermeler yaparken; eşi fetö'den açığa alınan bir bayanı
MHP'de MYK üyeliğine getiriyor, İstanbul’da seçilecek yerden Milletvekili adayı gösteriyor; durum açığa çıkınca da adaylıktan çekiliyor.
...
Anlaşıyor ki mesele fetö hassasiyeti değil, Meral Akşener'in yarattığı korku ve endişeymiş. Benim imzamı takibe almak isteyenlerin; hanelerinde kim var, kim yok haberleri bile yoktur.
Dildeki nezaketsizlik liderlerin bir araya gelmesine en büyük engel
Son 16 sene içinde Türkiye'yi yönetmeye talip olmuş siyasi liderler bir araya gelmeyi başaramadılar.
...
O kadar narsist ve egoist, aynı zamanda az okumuş veya ne bildiği varsa da; o da başkalarının nutuklarından dinledikleri kadar olan birisinin; hele bir de son iki yılda aynen kendisi gibi egoist ve narsist birisini de yanına alarak, Türk siyasetinde "Nezaret dili" denen şeyi ortadan kaldırıp, sürekli kin ve nefret dilini kullanması, bunu genelleştirmesi; uzlaşma için gerekli olan asgari müşterekleri ortadan kaldırmıştır.
...
Dolayısıyla siyasetteki kirli dil düzelmediği sürece, muhatapları arasında diyalog da kurulamaz. Diyaloğun olamadığı yerde sinerji de oluşmaz, ortak akıl devreye giremez.
...
Düşünebiliyormusunz, Türkiye'nin en yetkili ve sorumlu ismi bir diğer siyasi partiye, CHP'ye; kurumsal hatırasını bile gözardı ederek " Tezektir, pisliktir" derse; aklı başında veli bile bu dilin kullanıldığı yer ve kişilerden çocuğunu uzak tutmak ister. Maalesef böyle birisi ülkemizi, hem de tek adam olarak yönetiyor, devamını da sistemsel olarak garantisi altına almak için de; yine benzer siyaset anlayışa sahip birisinin öncülüğünde sistem değişikliğine gidilmiştir.
...
Ülkemizdeki bu iki benzer kişiliğin inisiyatifindeki siyasetten yani Cumhur ittifakından, yine ülkemizi içinden geçmekte olduğu dar boğazdan çıkaracak bir formül çıkmaz.
...
"Millet ittifakı" bir hanımefendi zarafeti ve kullandığı nezaket dili ile milletimize umut olabilir. Her şeyden önce 16 yıllık bir metal yorgunluğunun aksine, heyecan ve umut dolu kadrolarla yeni bir sinerji ile her şey değişebilir. Bu son şansımızı iyi değerlendirmek durumundayız; çünkü tekrarı bir daha mümkün olmayacaktır.
...
Not: TRT Muharrem İnce'nin konuşmalarını vermeye devam ederken, Meral Hanım'a karşı kör ve sağırlığı da devam ediyor. Çünkü ikinci turda Erdoğan'nın karşısında Muharrem İnce olsun istiyorlar.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Bütün olumsuzlukları, fetö ve dış güçlerle izah ederek, üzerinizdeki vebali ortadan kaldıramazsınız. Neden belli; yönetememek.
...
Bu ülkeyi sizin yönetiyor olmanız gerçeği dışında hiç bir gerekçeniz umurumda bile değil. 2002 yılında, bugün tu kaka ettiğiniz batı size olabildiğince kredi açmıştı. Batıdan sağlanan sendikasyon kredileri geldikçe, sizler gerile gerile "Bütün bunlar yeni Türkiye'ye kazandırdığımız itibar ile sağlanmıştır" diyordunuz.
...
Aynı batı bugün size ve ülkemize karşı faklı davranıyorsa; ya o zaman onların dediğini yaptığınızdan sıkıntı yaşamadık; ya da bugün onların istediklerini yapmıyorsunuz; ondandır bütün bu başımıza gelenler.
...
Batıya o kadar sırtınızı dayamıştınız ki; başörtülü Cumhurbaşkanı eşi için icazeti batının insan hakları anlayışı üzerinde temin etmek için Avrupa İnsan hakları mahkemesine başvurmuştunuz. O gün batı değerlerine önem vererek, yine onlar nezdinde demokratik meşruiyet kazanmak istiyordunuz. Aslında yanlış da yapmıyordunuz. Peki bugün o değerler açısından batı standartlarının neresindeyiz.
...
Sen kendi kadronla değil, sözde bir dini cemaatin elemanlarını devlete yerleştirerek AKP programını uygulamaya başladınız. Sonra bunlar ne istedilerse verdiğiniz için de; elde ettikleri imkanlar ile hain bir kalkışma yaptılar. Durumun vahameti gereği OHAL uygulamalarına geçtiniz ve suçlu ararken tüm milleti tedirgin edip, aynı zamanda ülkemizle ticari ve insani ilişkiler içinde olan batı kurum ve insanlarını da tedirgin ettiniz.
...
Yani demem o ki; şu veya bu şekilde iktidarınızın ilk yıllarında batı dünyası ve BOP projesinin mimarları ile başarılı oldunuz. Sonra tek adamlığı fiilen uygulamaya koyma önceliğiniz ile başarınızın arkasındaki güçlü isimleri sudan bahanelerle (Abdullatif Şener, Ali Babacan) tasfiye ettiniz. Bu arada fetö yapılanmasının, iktidarınızın muktedir olmasını sağlayan etkisi de ortadan kalkınca; Türkiyeyi yönetecek nitelikli güç ve kudretiniz de kalmadı. Güçlü tek adam iradesi; "niteliksiz sorumlular" ile hükumet etme gücünü her geçen gün kaybetti.
...
Dolayısıyla, birileri gelip sizin iktidarınızın bekasını sağlamak için bir şeyler yapacak değiller; en akıllıcası bütün bu sorunların üstesinden gelebilecek bir yönetim değişikliğidir.
...
Türk milleti yüzde yüz oyunu size verse bile o kadar metal yorgunluğu içindesiniz ki; içinden geçmekte olduğumuz krizi hiç bir mazeret ile izah edip, "Yine biz gelirsek durumu düzeltebiliriz" diyemezsiniz.
...
Demokrasilerle yönetilen bir ülkede eğer aynı iktidar kesintisiz 16 yıl ülkeyi yönetip de yirminci yılı da tamamlamaya talip oluyorsa; o ülkede gerçek anlamda demokrasinin varlığından söz edilemez. Normal olmayan bir şey var demektir; ya seçmenlerde, ya demokrasimizde. Bunun araştırmasını da artık sosyologlarımız yapsınlar öyle değil mi.
...
Düşünebiliyormusunuz; bu ülkede bir siyasi partide olağanüstü kongre yapılması isteniyor ama devlet bu kongre sürecine müdahale ederek, kendisi dizayn ediyor, neticelendiriyor. Yine bir parti kuruluyor, aradan yedi ay geçiyor; devletin televizyonlarından vaz geçtik, özel TV'ler bile partinin genel başkanı ve yetkili mensuplarına kendilerini bir defa olsun ifade etme fırsatı verilmiyor.
...
Kusura bakmayın; manzarası bu olan hiç bir ülke, medeni alemin umurumda olmaz; güven vermeyeceği gibi sahip çıkanı da olmaz. Olsa olsa başında birikecek leş kargalarına fırsat olur.
Bir özlemim var
25 Haziran itibariyle camiye; özlemini duyduğum, 16 yıl önceki duygu ve hislerimle gireceğim. İç içe geçmiş siyaset, ibadet ilişkisi sona erecek.
...
Cami ve ibadethaneler herhangi bir siyasi partinin çağrışımını yaptırır hale getirilmişse; ve de bu algı zihinlerde yer etmişse; o ibadethanede şeytanla savaşmaktan fırsat bulup, Allah'a teslim olmayı nasıl başaracağız. Ben bu savaşı vermekten bıktım, usandım; yoruldum. Onun içindir ki; geçmişe yönelik bir özlemim var; camide ibadetimi huşu içinde yapabilmek.
Herkes milletvekili olma telaşında; peki kadrolar kimlerden oluşacak.
Değerli gönüldaşlarım, işte bunun için 'Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem'' demokrasinin kamil anlamda icrası için en uygun sistemdir ve tez zamanda dönülmesi gerekir diyoruz.
...
İYİ Parti olarak kurulduğundan beridir sürekli olarak Demokratik Parlamenter sisteme ''Güçlendirilerek'' dönülmesine vurgu yapılmasının temelinde; bugün olduğu gibi herkesin bir nedenle memnun olmadığı milletvekili adaylarının belirleniş şekli; yani, ''Seçim sistemi ve siyasi partiler yasası''dır.
...
Siyasi Partiler yasası ile seçim yasasında güçlü reformlar yapılarak; partilerde tabandan tavana üye iradesinin şekil vereceği yapılanma ve bu yapılanmanın belirleyeceği aday listeleri ve bu listelerdeki isimlerin adil bir seçim usulünde yarışarak, meclise taşınması gibi düzenlemeler ayrımcılığı ve kayırmacılığı ortadan kaldıracaktır.
...
Şimdi şunu fark ettim ki; dikkat çeken bütün isimler milletvekilli olmak veya birileri onları milletvekili listelerinde görmek istiyorlar. Öyleyse, adayımız Sayın Meral Akşener'in Cumhurbaşkanı olmasını istiyorsak; peki yardımcıları, bakanları, müsteşarları ve diğer bürokratları kimlerden olacak; AKP kadroları ile mi devam edeceğiz. Efendim, falanca niçin listeye alınmadı deniyor; Meral Hanım o şahsı Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan olarak görmek istiyorsa ne diyeceğiz.
...
Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter sisteme dönülmediği sürece; her partide parti yönetiminin hegemonyası da, esas seçiciliği de devam edecek, bugün olduğu gibi karın ağrıları hiç dinmeyecektir.
...
Nitelikli her kimsenin görevlendirilmesi şansı sona ermemiştir. Küsmeye veya homurdanmaya gerek yoktur. Eğer kim ki ''Cumhurbaşkanı adayımızın kazanma şansı olmadığından vekil olmak istiyorum'' derse; kimse kusura bakmasın vekil olmaya da hakkı yoktur.
...
Meral Hanım "Bana 5000 insan lazım" dedi ama bakıyorum herkes milletvekili olmak istiyormuş. Kimse TOKİ yönetim kurulu başkanı olmak istemiyor, kimse THY yönetim kurulu üyesi olmak istemiyor, kimse YÖK başkanı olmak istemiyor, kimse bakan olmak istemiyor; kimse müsteşar, danışman, genel müdür olmak istemiyor.
...
Velhasıl kelam; herkes milletvekili olmak istiyormuş. Allah aşkına bu devlet sadece milletvekilleri ile mi yönetiliyor.
Kendi hanesine sahip çıkamayanlar İYİ PARTİ'de feötö izi aramakla meşguller
Sayın Devlet Bahçeli hiç bir belge ve bilgiye dayanmadan, algı oluşturmaya yönelik iftiralara itibar ederek, Meral Hanım ve İYİ PARTİ'ye Pensilvanya üzerinden göndermeler yaparken; eşi fetö'den açığa alınan bir bayanı
MHP'de MYK üyeliğine getiriyor, İstanbul’da seçilecek yerden Milletvekili adayı gösteriyor; durum açığa çıkınca da adaylıktan çekiliyor.
...
Anlaşıyor ki mesele fetö hassasiyeti değil, Meral Akşener'in yarattığı korku ve endişeymiş. Benim imzamı takibe almak isteyenlerin; hanelerinde kim var, kim yok haberleri bile yoktur.
Dildeki nezaketsizlik liderlerin bir araya gelmesine en büyük engel
Son 16 sene içinde Türkiye'yi yönetmeye talip olmuş siyasi liderler bir araya gelmeyi başaramadılar.
...
O kadar narsist ve egoist, aynı zamanda az okumuş veya ne bildiği varsa da; o da başkalarının nutuklarından dinledikleri kadar olan birisinin; hele bir de son iki yılda aynen kendisi gibi egoist ve narsist birisini de yanına alarak, Türk siyasetinde "Nezaret dili" denen şeyi ortadan kaldırıp, sürekli kin ve nefret dilini kullanması, bunu genelleştirmesi; uzlaşma için gerekli olan asgari müşterekleri ortadan kaldırmıştır.
...
Dolayısıyla siyasetteki kirli dil düzelmediği sürece, muhatapları arasında diyalog da kurulamaz. Diyaloğun olamadığı yerde sinerji de oluşmaz, ortak akıl devreye giremez.
...
Düşünebiliyormusunz, Türkiye'nin en yetkili ve sorumlu ismi bir diğer siyasi partiye, CHP'ye; kurumsal hatırasını bile gözardı ederek " Tezektir, pisliktir" derse; aklı başında veli bile bu dilin kullanıldığı yer ve kişilerden çocuğunu uzak tutmak ister. Maalesef böyle birisi ülkemizi, hem de tek adam olarak yönetiyor, devamını da sistemsel olarak garantisi altına almak için de; yine benzer siyaset anlayışa sahip birisinin öncülüğünde sistem değişikliğine gidilmiştir.
...
Ülkemizdeki bu iki benzer kişiliğin inisiyatifindeki siyasetten yani Cumhur ittifakından, yine ülkemizi içinden geçmekte olduğu dar boğazdan çıkaracak bir formül çıkmaz.
...
"Millet ittifakı" bir hanımefendi zarafeti ve kullandığı nezaket dili ile milletimize umut olabilir. Her şeyden önce 16 yıllık bir metal yorgunluğunun aksine, heyecan ve umut dolu kadrolarla yeni bir sinerji ile her şey değişebilir. Bu son şansımızı iyi değerlendirmek durumundayız; çünkü tekrarı bir daha mümkün olmayacaktır.
...
Not: TRT Muharrem İnce'nin konuşmalarını vermeye devam ederken, Meral Hanım'a karşı kör ve sağırlığı da devam ediyor. Çünkü ikinci turda Erdoğan'nın karşısında Muharrem İnce olsun istiyorlar.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
16 Mayıs 2018 Çarşamba
DEMİRTAŞ'IN PROPAGANDA ÇALIŞMASINA İZİN VERİLMELİDİR
Neymiş efendim; Meral Akşener "Demirtaş Cumhurbaşkanı adayı olabilmişse; niçin adaylığı gereği serbest bırakılıp, propaganda çalışması yapmasına müsaade edilmiyor" demiş.
...
Anlatacaklarım bu sığ düşünceye sahip olanları ikna etmek için değil, diğer aklıselim insanlarda oluşacak kafa karışıklığını gidermek içindir.
...
Meral Hanımın, yukarıdaki giriş cümlemde geçen ifadesinde talep ettiği; "Demirtaş'ın yargılanmaması" değil ki; anayasamızda teminat altına alınmış seçme ve seçilme hakkı gereği; mademki adaylığı kabul edildi, öyleyse kendisine seçilebilmek için çalışma imkanının sağlanmasıdır. Bunu dile getirmekle hasıl olacak dedikodu ve çarpıtmaları göze alan Meral Akşener'in; ne kadar demokrat, hatta ondan da öte, ne kadar vicdanlı bir insan olduğu ortaya koymaz mı.
...
Adama sormazlar mı; hapiste olduğu halde niçin aday gösterilmesine müsaade ettiniz. Ya bu insan, Cumhurbaşkanı seçilirse; Meral Hanım'ın açıklaması üzerine mi ülkemiz için risk teşkil edecektir; dolayısıyla propaganda çalışması yapmamalıdır.
...
Siz bu insanlar ve (Kendilerince ama bizim kabul etmediğimiz ) devletimize karşı verdikleri silahlı veya silahsız mücadelelerini; yine bu insanları ecdat yadigarı sarayımızda ağırlayıp, Apo'nun 10 emrini kabul edip, Diyarbakır meydanında okuyarak meşrulaştırmadınız mı. Yine sizler, o güne kadar devletimizi yönetmiş olan hiç bir hükumetin muhatap kabul etmediği "Ayrımcı Kürt hareketi" ile, üstelik de sanki savaş sonrası sulh görüşmeleri yapılıyormuşcasına; İngiltere'yi de aracı tayin ederek, Oslo görüşmelerini yapmadınız mı. Yani tüpü sıkıp, macunu çıkarmadınız mı.
....
Yıllarca birilerinin halkı cahil görüp, aşağıladığı propagandasını yapıp, oy devşirdiniz ama bugün aynısını siz yapıp; "Bu halk nasıl olsa geçmişte olup, bitenleri unutur ama biz de bu arada ne dersek inandırırız" dersiniz ama bizler de işin gerçeğini, şu anda olduğu gibi millete anlatırız.
...
Biz şahısları değil; hak, hukuk, adaletin yanında olup, onları savunuyoruz. CHP'nin bir zamanlar Erdoğan için verilen "Bu adam yasaklıdır, Türk milletine hizmet edemez" yasağını yasa ile ortadan kaldırılmasında öncü olduğu gibi bugün de aynı vicdanlar, Cumhurbaşkanı adayı olmasına müsaade edilen adayların kedilerini ifade edebilmeleri için halk ile buluşmalarına eşit şartlarda müsaade edilmesini bekliyor.
...
Onurlu, şerefli, haysiyetli ve de aynı zamanda demokrat olan her Türk vatandaşı; eşit şartlarda Cumhurbaşkanı adayı olmaya hak kazanmış ve YSK onayından geçmiş adaylara; haklarını kullanma anlamında eşit mesafede olmalıdırlar.
...
Zamanın ruhu çok önemlidir. Bir zamanlar aynı devlet Erdoğan'ı da Demirtaş gibi tehlikeli görmüş, mahkeme kararı ile bunu tescillemiş ama yüksek seciyeli, demokrat ahlaka sahip insanlar bunu kabul etmeyince; engeller kalkmış; zorlama Siirt seçimleri ile adeta özel muameleye tabi tutularak Recep Tayyip Erdoğan'ın Parlamentoya girmesinin yolu açılmıştır.
...
Sizler şimdi hangi akıl, izan, İrfan; edep, adap ve demokrat ahlak ile Meral Hanım'ın "Demirtaş'a da kendisini ifade etme şansı verilmelidir" önerisini abzurt bulup, kınayabilirsiniz. Kaldı ki; gerekli yasal düzenlemeyi yapıp, mani olmak sizin elinizde olan bir şey iken; niçin olmadınız; bunun üzerinden arsızlık yapmak daha mı çok hoşunuza gidiyor.
...
Her dönem yerli egemenlerin siyasi ikballeri uğruna sürekli ötelenen, itilip kakılan; ayrıştırılan, sonra da kutuplaştırılıp, adeta devletine düşman olmaya itilen; dolayısıyla, emperyalist sazanların suistimaline açık hale getirilen bölge insanımızın sırtını sıvazlayan Meral Akşener'in elleri niçin birilerini, özellikle de devleti yönetenleri, daha doğrusu Cumhur ittifakını rahatsız eder ki. O ellerin, demokrasinin tokatı olup, birilerinin suratlarına şaplatılmasından mı endişe ediliyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Anlatacaklarım bu sığ düşünceye sahip olanları ikna etmek için değil, diğer aklıselim insanlarda oluşacak kafa karışıklığını gidermek içindir.
...
Meral Hanımın, yukarıdaki giriş cümlemde geçen ifadesinde talep ettiği; "Demirtaş'ın yargılanmaması" değil ki; anayasamızda teminat altına alınmış seçme ve seçilme hakkı gereği; mademki adaylığı kabul edildi, öyleyse kendisine seçilebilmek için çalışma imkanının sağlanmasıdır. Bunu dile getirmekle hasıl olacak dedikodu ve çarpıtmaları göze alan Meral Akşener'in; ne kadar demokrat, hatta ondan da öte, ne kadar vicdanlı bir insan olduğu ortaya koymaz mı.
...
Adama sormazlar mı; hapiste olduğu halde niçin aday gösterilmesine müsaade ettiniz. Ya bu insan, Cumhurbaşkanı seçilirse; Meral Hanım'ın açıklaması üzerine mi ülkemiz için risk teşkil edecektir; dolayısıyla propaganda çalışması yapmamalıdır.
...
Siz bu insanlar ve (Kendilerince ama bizim kabul etmediğimiz ) devletimize karşı verdikleri silahlı veya silahsız mücadelelerini; yine bu insanları ecdat yadigarı sarayımızda ağırlayıp, Apo'nun 10 emrini kabul edip, Diyarbakır meydanında okuyarak meşrulaştırmadınız mı. Yine sizler, o güne kadar devletimizi yönetmiş olan hiç bir hükumetin muhatap kabul etmediği "Ayrımcı Kürt hareketi" ile, üstelik de sanki savaş sonrası sulh görüşmeleri yapılıyormuşcasına; İngiltere'yi de aracı tayin ederek, Oslo görüşmelerini yapmadınız mı. Yani tüpü sıkıp, macunu çıkarmadınız mı.
....
Yıllarca birilerinin halkı cahil görüp, aşağıladığı propagandasını yapıp, oy devşirdiniz ama bugün aynısını siz yapıp; "Bu halk nasıl olsa geçmişte olup, bitenleri unutur ama biz de bu arada ne dersek inandırırız" dersiniz ama bizler de işin gerçeğini, şu anda olduğu gibi millete anlatırız.
...
Biz şahısları değil; hak, hukuk, adaletin yanında olup, onları savunuyoruz. CHP'nin bir zamanlar Erdoğan için verilen "Bu adam yasaklıdır, Türk milletine hizmet edemez" yasağını yasa ile ortadan kaldırılmasında öncü olduğu gibi bugün de aynı vicdanlar, Cumhurbaşkanı adayı olmasına müsaade edilen adayların kedilerini ifade edebilmeleri için halk ile buluşmalarına eşit şartlarda müsaade edilmesini bekliyor.
...
Onurlu, şerefli, haysiyetli ve de aynı zamanda demokrat olan her Türk vatandaşı; eşit şartlarda Cumhurbaşkanı adayı olmaya hak kazanmış ve YSK onayından geçmiş adaylara; haklarını kullanma anlamında eşit mesafede olmalıdırlar.
...
Zamanın ruhu çok önemlidir. Bir zamanlar aynı devlet Erdoğan'ı da Demirtaş gibi tehlikeli görmüş, mahkeme kararı ile bunu tescillemiş ama yüksek seciyeli, demokrat ahlaka sahip insanlar bunu kabul etmeyince; engeller kalkmış; zorlama Siirt seçimleri ile adeta özel muameleye tabi tutularak Recep Tayyip Erdoğan'ın Parlamentoya girmesinin yolu açılmıştır.
...
Sizler şimdi hangi akıl, izan, İrfan; edep, adap ve demokrat ahlak ile Meral Hanım'ın "Demirtaş'a da kendisini ifade etme şansı verilmelidir" önerisini abzurt bulup, kınayabilirsiniz. Kaldı ki; gerekli yasal düzenlemeyi yapıp, mani olmak sizin elinizde olan bir şey iken; niçin olmadınız; bunun üzerinden arsızlık yapmak daha mı çok hoşunuza gidiyor.
...
Her dönem yerli egemenlerin siyasi ikballeri uğruna sürekli ötelenen, itilip kakılan; ayrıştırılan, sonra da kutuplaştırılıp, adeta devletine düşman olmaya itilen; dolayısıyla, emperyalist sazanların suistimaline açık hale getirilen bölge insanımızın sırtını sıvazlayan Meral Akşener'in elleri niçin birilerini, özellikle de devleti yönetenleri, daha doğrusu Cumhur ittifakını rahatsız eder ki. O ellerin, demokrasinin tokatı olup, birilerinin suratlarına şaplatılmasından mı endişe ediliyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
14 Mayıs 2018 Pazartesi
İKİNCİ TURDA ANCAK MERAL AKŞENER İLE SONUÇ ALINABİLİR
Erdoğan'dan cumhurbaşkanlığını ikinci turda Meral Akşener ile alabiliriz.
Değerli CHP'li dostlar, ikinci tura Erdoğan karşısında Muharrem İnce kalırsa hiç tereddütsüz oyum elbette Muharrem İnce'ye olacaktır.
...
Hayır, önemli olan CHP adayının ikinci tura kalmasıdır, Recep Tayyip Erdoğan'ın tekrar Cumhurbaşkanı olması değildir deseniz; Muharrem İnce'yi ikinci tura taşıyabilirsiniz.
...
Dikkat ederseniz, AKP ve trollerini izleyebildiğimiz kadarıyla; CHP'nin adayının Muharrem İnce olmasından son derece memnunlar. Bir anlamda Aktrollerin Meral Hanım'ın ikinci tura kalmasından son derece korkuyorlar. Düşünebiliyor musunuz, Erdoğan bu güne kadar bir kez olsun Meral Hanım'ın ismini ağzına almadı; nedeni, tek kelime ile korkusudur.
...
Dolayısıyla AKP ve Erdoğan'ın hükümranlığı karşısında istediğimiz sonucu alabilmemiz için "Milletin ittifakı"nda CHP'yi koruyup, kollayacak bir stratejiyi; Cumhurbaşkanlığında ise Erdoğan karşısında Meral Akşener'in çıkmasını sağlayacak bir stratejiyi takip etmemiz gerekecek.
...
Ancak, bu stratejinin uygulanması ile AKP iktidarının ve Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığının sona erebileceğine inanıyorum. Kurumsal duygusallığa kapılarak, bir daha tekrarının olması mümkün olmayacak bir şansımızı heba etmeyelim derim.
Tüm TV kanalları Muharrem İnce'nin toplantılarını canlı vermeye başladılar; sizce neden olabilir.
Tüm TV kanalları CHP'nin adayı Muharrem İnce'nin konuşmalarını canlı olarak vermeye başladılar.
...
Aksine, Meral Akşener de hergün miting yapıyor ama haber bile yapılmıyor.
...
Bunun nedeni; aynen iktidarın muhalefet adına ama muhalefete rağmen, CHP'nin aklından bile geçirmemesine karşın; Abdullah Gül'ü dayatmak istemelerinde olduğu gibidir. Çünkü her halükarda, AKP'nin ve Erdoğan'ın kazanması üzerine bir strateji belirlemişlerdi. Muhalefetin adayını bile iktidar belirlemek istedi.
...
Özelikle CHP ve İYİ PARTİ bu oyunu bozdular. AKP şimdi de benzer stratejiyi Muharrem İnce üzerinden dayatmak istiyor. Şimdi umudum CHP ve İYİ PARTİ'nin bu tezgahı da bozmalarıdır. İkinci tura Muharrem İnce kalsa da; Erdoğan'dan Cumhurbaşkanlığını almak için Meral Akşener'in Erdoğan'nın karşısına çıkarılması; kazanmak için kaçınılmaz seçenektir.
Şahısların ahlaksızlığı milletleri de etnik kimlikleri de bağlamaz
Değerli dostlar Türklüğümüz ile gurur duymak başka şey etnik kimlikler üzerinden insanları hayırlı, hayırsız diye tasnif edip sorgulamak başka şeydir.
...
Bütün mesele bu vatana minnet duymak ve hain olmamaktır. Bugün devletimiz ve milletimiz en büyük hainliği, Türk sandığımız "Dindar" görünümlü sahtekarlardan görmedi mi.
...
Sormak isterim; bu hainlerin içinde kaç tane Ermeni General, Yahudi Subay veya Rum vali ya da hakim, savcı vardı; hepisi de Türk değillermiydi. Kaç tane Ermeni, Rum ya da Yahudi; Cumhuriyetimizin kurucusu iki kahraman devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü için "İki tane ayyaş" demişlerdir.
...
Dolayısıyla hainimizi de, puştumuzu da, pezevengimizi de iyi tanıyıp bilmemiz lazımdır. Tek kıstasımız; vatanseverlik paydasında birleşmek, bütünleşmek olmalıdır.
Haydi görelim bakalım; ne kadar ögüvene sahipsiniz
Hadi bakalım, yeri geldiğinde üfürüp duruyorsun; demokrasimiz şuradan şuraya geldi, askeri vesayeti kaldırdık diyorsun.
...
Öyle mi; askeri vesayet gidip, yerine senin vesayetin gelmediyse ve yüreğin de yetiyorsa; Kenan Evren rejiminde dahi Türkiye'yi yönetmeye talip olan parti liderleri devletin televizyonunda karşı karşıya gelip, Türk milletine parti programlarını anlatabilmişlerse; şimdi de sizler aynısını yapın, görelim sizi.
....
Haydin bakalım, bilgi ve birikiminiz ne kadarmış, özgüveniniz neymiş görelim. Fazla bir şey istemiyoruz; yirmi yıl önceki liderlerdeki karşılıklı sohbet etme özgüvenini sizlerde de görmek istiyoruz.
...
Düşünebiliyormusunuz; bir ülkede, o ülkenin meclisindeki siyasi partilerin liderleri yirmi yıl boyunca bir defa dahi aynı masa etrafında bir araya gelip, sohbet edecek medeni cesareti gösterip, tartışmamışlar. Bu hal çağdaş bir ülke için utanılası bir durum değil de nedir. Binalar dikildi, tüneller kazıldı, köprüler yapıldı ancak buna mukabil özelikle mecliste asgari seviyede de olsa medeni ilişkiler içinde diyalog oluşmamış, dibe vurmuş durumda.
...
Haydin, özelikle iki kanka muhtereme sesleniyorum; istediğiniz zamanda, istediğiniz yerde, istediğiniz şekilde dizayn edilmiş, isteğiniz üslupta haklarında atıp tuttuğunuz insanlarla bir de televizyonda karşı karşıya geliniz, bir de bu şekilde "Böyüklüğünüzü" görelim, izleyelim.
...
Kimselere randevu vermeyip, TV başında sizleri bekliyoruz. Yüreğiniz yetiyorsa buyurun, çıkın karşımıza.
İmzamızın gücünden korkan beyefendi incelenmesini talep ediyor
Neymiş efendim, ülkücüleri sokağa salmamış; hepimizi evlerimizde uslu uslu oturtmuş öyle mi.
...
Yok ya; onda o güç olsaydı başka şeyler de olurdu. Mesela başbakan olabilirdi, cumhurbaşkanı olabilirdi. Beyefendi, ülkücülerin sokağa çıkmasına mani olmak değil, aksine ülkücülerin bizatihi kendisini bir yerlere çıkarma arzusuna; yani, kendisine mani olmuştur.
...
Ülkücülerin sadakatını, Beyefendinin gücünden kaynaklandığını sandılar ve hep öyle yazıp, öyle söylediler; oysa ilgisi yoktur.
Beyefendinin ülkücülere mani olacak kadar gücü ve ikna kabiliyeti olsaydı, İYİ PARTİ gibi ülkücülere ait bir projenin gerçekleşmesine ihtiyaç duyulmazdı.
...
Beyefendinin ülkücülerle ne ideolojik, ne de duygusal bir bağı olmuştur. Olmuş olsaydı; daha düne kadar kendisi etrafında pervane olan bugün Meral Hanım için imza veren insanlara "Bunların alayı fetöcü, devlet görevlileri gereğini yapmalı" diyecek kadar izan, insaf ve irfandan yoksun olamazdı. Öyle ya; bir kardeş diğer kardeşine darılırsa; "O zaten anamdan değil" diyebilir mi. Belki dargın kalmaya devam etmeyi düşürebilir ama bu lafı da hiç bir zaman söylemez. Ülkücü ülkücüyü kardeş bilir, bilinmiyorsa da; yine nedeni, Beyefendinin neden olduğu, idare edemediği hareketin yozlaşmasıdır. Rahmetli Başbuğ, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarına hiç bir zaman hain dememiş, dedirtmemişti; "Onlar ocağımızın çocuklarıdır, gün gelir dönerler" demiştir.
...
Demem o ki; Beyefendi ülkücü edep ve adabımız temelli sadakatımızı suistimali etmiş, tüm başarısızlıklarına rağmen, yirmi yıl boyunca bunun sorgulamasına mani olmayı ve aynı zamanda mevcut konumunu muhafaza etmeyi başarmıştır. Ama artık deniz bitti, kıyı gözüktü. Bu durumun kendisi de farkında ki; müflis bir iş adamı telaşı ile kime ne zarar vereceği belli olmayan, hane halkını bile çarpabileceği zafiyeti içinde görünüm sergiliyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Değerli CHP'li dostlar, ikinci tura Erdoğan karşısında Muharrem İnce kalırsa hiç tereddütsüz oyum elbette Muharrem İnce'ye olacaktır.
...
Hayır, önemli olan CHP adayının ikinci tura kalmasıdır, Recep Tayyip Erdoğan'ın tekrar Cumhurbaşkanı olması değildir deseniz; Muharrem İnce'yi ikinci tura taşıyabilirsiniz.
...
Dikkat ederseniz, AKP ve trollerini izleyebildiğimiz kadarıyla; CHP'nin adayının Muharrem İnce olmasından son derece memnunlar. Bir anlamda Aktrollerin Meral Hanım'ın ikinci tura kalmasından son derece korkuyorlar. Düşünebiliyor musunuz, Erdoğan bu güne kadar bir kez olsun Meral Hanım'ın ismini ağzına almadı; nedeni, tek kelime ile korkusudur.
...
Dolayısıyla AKP ve Erdoğan'ın hükümranlığı karşısında istediğimiz sonucu alabilmemiz için "Milletin ittifakı"nda CHP'yi koruyup, kollayacak bir stratejiyi; Cumhurbaşkanlığında ise Erdoğan karşısında Meral Akşener'in çıkmasını sağlayacak bir stratejiyi takip etmemiz gerekecek.
...
Ancak, bu stratejinin uygulanması ile AKP iktidarının ve Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığının sona erebileceğine inanıyorum. Kurumsal duygusallığa kapılarak, bir daha tekrarının olması mümkün olmayacak bir şansımızı heba etmeyelim derim.
Tüm TV kanalları Muharrem İnce'nin toplantılarını canlı vermeye başladılar; sizce neden olabilir.
Tüm TV kanalları CHP'nin adayı Muharrem İnce'nin konuşmalarını canlı olarak vermeye başladılar.
...
Aksine, Meral Akşener de hergün miting yapıyor ama haber bile yapılmıyor.
...
Bunun nedeni; aynen iktidarın muhalefet adına ama muhalefete rağmen, CHP'nin aklından bile geçirmemesine karşın; Abdullah Gül'ü dayatmak istemelerinde olduğu gibidir. Çünkü her halükarda, AKP'nin ve Erdoğan'ın kazanması üzerine bir strateji belirlemişlerdi. Muhalefetin adayını bile iktidar belirlemek istedi.
...
Özelikle CHP ve İYİ PARTİ bu oyunu bozdular. AKP şimdi de benzer stratejiyi Muharrem İnce üzerinden dayatmak istiyor. Şimdi umudum CHP ve İYİ PARTİ'nin bu tezgahı da bozmalarıdır. İkinci tura Muharrem İnce kalsa da; Erdoğan'dan Cumhurbaşkanlığını almak için Meral Akşener'in Erdoğan'nın karşısına çıkarılması; kazanmak için kaçınılmaz seçenektir.
Şahısların ahlaksızlığı milletleri de etnik kimlikleri de bağlamaz
Değerli dostlar Türklüğümüz ile gurur duymak başka şey etnik kimlikler üzerinden insanları hayırlı, hayırsız diye tasnif edip sorgulamak başka şeydir.
...
Bütün mesele bu vatana minnet duymak ve hain olmamaktır. Bugün devletimiz ve milletimiz en büyük hainliği, Türk sandığımız "Dindar" görünümlü sahtekarlardan görmedi mi.
...
Sormak isterim; bu hainlerin içinde kaç tane Ermeni General, Yahudi Subay veya Rum vali ya da hakim, savcı vardı; hepisi de Türk değillermiydi. Kaç tane Ermeni, Rum ya da Yahudi; Cumhuriyetimizin kurucusu iki kahraman devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü için "İki tane ayyaş" demişlerdir.
...
Dolayısıyla hainimizi de, puştumuzu da, pezevengimizi de iyi tanıyıp bilmemiz lazımdır. Tek kıstasımız; vatanseverlik paydasında birleşmek, bütünleşmek olmalıdır.
Haydi görelim bakalım; ne kadar ögüvene sahipsiniz
Hadi bakalım, yeri geldiğinde üfürüp duruyorsun; demokrasimiz şuradan şuraya geldi, askeri vesayeti kaldırdık diyorsun.
...
Öyle mi; askeri vesayet gidip, yerine senin vesayetin gelmediyse ve yüreğin de yetiyorsa; Kenan Evren rejiminde dahi Türkiye'yi yönetmeye talip olan parti liderleri devletin televizyonunda karşı karşıya gelip, Türk milletine parti programlarını anlatabilmişlerse; şimdi de sizler aynısını yapın, görelim sizi.
....
Haydin bakalım, bilgi ve birikiminiz ne kadarmış, özgüveniniz neymiş görelim. Fazla bir şey istemiyoruz; yirmi yıl önceki liderlerdeki karşılıklı sohbet etme özgüvenini sizlerde de görmek istiyoruz.
...
Düşünebiliyormusunuz; bir ülkede, o ülkenin meclisindeki siyasi partilerin liderleri yirmi yıl boyunca bir defa dahi aynı masa etrafında bir araya gelip, sohbet edecek medeni cesareti gösterip, tartışmamışlar. Bu hal çağdaş bir ülke için utanılası bir durum değil de nedir. Binalar dikildi, tüneller kazıldı, köprüler yapıldı ancak buna mukabil özelikle mecliste asgari seviyede de olsa medeni ilişkiler içinde diyalog oluşmamış, dibe vurmuş durumda.
...
Haydin, özelikle iki kanka muhtereme sesleniyorum; istediğiniz zamanda, istediğiniz yerde, istediğiniz şekilde dizayn edilmiş, isteğiniz üslupta haklarında atıp tuttuğunuz insanlarla bir de televizyonda karşı karşıya geliniz, bir de bu şekilde "Böyüklüğünüzü" görelim, izleyelim.
...
Kimselere randevu vermeyip, TV başında sizleri bekliyoruz. Yüreğiniz yetiyorsa buyurun, çıkın karşımıza.
İmzamızın gücünden korkan beyefendi incelenmesini talep ediyor
Neymiş efendim, ülkücüleri sokağa salmamış; hepimizi evlerimizde uslu uslu oturtmuş öyle mi.
...
Yok ya; onda o güç olsaydı başka şeyler de olurdu. Mesela başbakan olabilirdi, cumhurbaşkanı olabilirdi. Beyefendi, ülkücülerin sokağa çıkmasına mani olmak değil, aksine ülkücülerin bizatihi kendisini bir yerlere çıkarma arzusuna; yani, kendisine mani olmuştur.
...
Ülkücülerin sadakatını, Beyefendinin gücünden kaynaklandığını sandılar ve hep öyle yazıp, öyle söylediler; oysa ilgisi yoktur.
Beyefendinin ülkücülere mani olacak kadar gücü ve ikna kabiliyeti olsaydı, İYİ PARTİ gibi ülkücülere ait bir projenin gerçekleşmesine ihtiyaç duyulmazdı.
...
Beyefendinin ülkücülerle ne ideolojik, ne de duygusal bir bağı olmuştur. Olmuş olsaydı; daha düne kadar kendisi etrafında pervane olan bugün Meral Hanım için imza veren insanlara "Bunların alayı fetöcü, devlet görevlileri gereğini yapmalı" diyecek kadar izan, insaf ve irfandan yoksun olamazdı. Öyle ya; bir kardeş diğer kardeşine darılırsa; "O zaten anamdan değil" diyebilir mi. Belki dargın kalmaya devam etmeyi düşürebilir ama bu lafı da hiç bir zaman söylemez. Ülkücü ülkücüyü kardeş bilir, bilinmiyorsa da; yine nedeni, Beyefendinin neden olduğu, idare edemediği hareketin yozlaşmasıdır. Rahmetli Başbuğ, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarına hiç bir zaman hain dememiş, dedirtmemişti; "Onlar ocağımızın çocuklarıdır, gün gelir dönerler" demiştir.
...
Demem o ki; Beyefendi ülkücü edep ve adabımız temelli sadakatımızı suistimali etmiş, tüm başarısızlıklarına rağmen, yirmi yıl boyunca bunun sorgulamasına mani olmayı ve aynı zamanda mevcut konumunu muhafaza etmeyi başarmıştır. Ama artık deniz bitti, kıyı gözüktü. Bu durumun kendisi de farkında ki; müflis bir iş adamı telaşı ile kime ne zarar vereceği belli olmayan, hane halkını bile çarpabileceği zafiyeti içinde görünüm sergiliyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
7 Mayıs 2018 Pazartesi
BU KALLEŞLİĞİ ÜLKÜCÜLER YAPMADI
Avcılarda kalleşçe saldırı yapanlar ülkücü olamaz
Bağcılar'da İYİ PARTİ stantına saldırarak, 4 arkadaşımızın bıçaklanması her ne kadar MHP'liler tarafından yapıldı dense de; kesinlikle inanmıyorum. Burada amaç ülkücüleri kendi arasında bu seçim sürecini de dikkate alarak, özelikle uzun vadede birbirlerinin yüzüne bakamaz hale getirmektir.
...
Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki; ülkücülerin bugün fikir, düşünce; kısaca ideolojik ayrılıklardan değil; konjonktür gereği farklı patilerde siyaseten karşı karşıya gelmiş olmaları; özelikle MHP'de başkalaşmadan değişim taleplerine geçit vermemekten kaynaklanmıştır.
....
Sonuç itibariyle ülkücüleri tarumar etmenin, iddiasız hale getirmenin temelinde; bir gün MHP'de ülkücü irade kamil anlamda tecelli ettiğinde; Türk milliyetçisiyim, ülkücüyüm diyen herkesin, her ne şekilde, nerede olurlarsa olsunlar, er veya geç bir araya gelecekleri ihtimalini ortadan kaldırma isteği vardır.
...
Dolayısıyla BOP projesinin mimarları; Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile milliyetçi ve ulusalcı kişi ve kurumları yeterince etkisiz, yetkisiz ve tesirsiz hale getirdiklerini sanarak; 15 Temmuz yerli ihanet şebekesi ile ABD, ülkemizin işgalini gerçekleştirmek istediler, başaramadılar. Ancak, elbette BOP projesinden vaz geçmiş değiller; A planı olmadıysa B planını devreye sokmak isteyeceklerdir.
...
Şimdi B planına geçmek için en büyük engel gördükleri, kendileri için "Baş belası" olan Türk milliyetçisi, ülkücülerin projesi olan ama vatan ve millet sevgisi, sadakati paydasında aidiyet duygusu ile buluşan herkesi bünyesinde toplayan İYİ PARTİ'nin, ne pahasına olursa olsun kurumsal varlığının devamına engel olmak istenmektedir.
...
İYİ PARTİ'ye karşı süregelen engellemeler ve maalesef en sonunda yapılan fili saldırının arka planında bu vardır. Dolayısıyla yapılan saldırıyı kesinlikle ülküdaşlarıma maal etmiyorum, şiddetle kınıyorum.
Devlet Bahçeli'nin arzusu ileriye dönük Türk milliyetçisi ve ülkücü ruha sahip bir bakiyenin kalmamasıdır
Değerli ülküdaşlarım, Devlet Bahçeli fanidir, Ülkücülük hukukumuzu koruyarak, Devlet Bahçeli üslubu ile değil ülkücü edep, adap ve ahlakı çerçevesinde tartışmaya özen gösterelim.
...
Devlet Bahçeli'ye uyumayalım, zira onun hedefi Türk milliyetçiliği hareketinden yarınlara dair hiç bir bakiye bırakmamak.
...
Akşamdan sabaha düşünerek, bula bula daha düne kadar kendi etrafında pervane olan ülkücülerin fetöcü olabilecekleri sonucunu çıkaran, bunama haline aldırış etmeyin. Er veya geç aynı Otağda bir araya geleceğiz. Cümleniz Allah'a emanet olun.
Aktroller ikinci turda Erdoğan karşısında kimin olmasını/olmamasını istiyorlar
AKP trollerini takip ederek, korkularının ne olduğunu anlamak mümkün. Şimdilik tesbitim; özelikle ikinci tura Erdoğan'nın karşısına Muharrem Ince'in çıkmasını istiyorlar, Meral Hanım'ın olmasından şiddetle korkuyorlar.
...
Bu tesbitim kesinlikle Sayın İnce'yi küçümsemek değil, sadece ve sadece aktrollerin ruh yapılarını iyi kavrayıp, okuyabiliyor olmamdır. Zaten ikinci turda her halükarda destekleyeceğim aday Erdoğan karşındaki aday olacaktır.
...
Mesela "Meral Akşener ikinci tura kalır" diye fikir beyan edenlere cevap vermek isteyen troller, itirazını agresifleşerek veriyorlar; muhataplarına "Niçin Meral Akşener'i empoze ediyorsun" dercesine. Oysa ne gerek var ki; kendi adayları zaten kafadan ikinci turda değil mi. Dedim ya; ya Meral Akşener ikinci tura kalırsa.
Klasik Devlet Bahçeli densizliği; imza veren seçmeler fetöcü olabilirmiş
Sayın Bahçeli, bulunduğum bir ortamda, şahsınız için kullanılan ağır bir sıfat karşısında, onurunuza sahip çıkmak adına yapmış olduğum kavgayı hatırlıyorum. Siz ise verdiğim imzam üzerinden fetöcü olup olmadığımın araştırılması için devletin ilgili birimlerini göreve çağırıyorsunuz.
...
Meral Hanım, son derece çirkin ithamınız karşısında biz imza verenleri korumak adına tepkisini gösterince; "Nasıl da alındılar, demek ki attığımız taş yerini bulmuştur" diyerek üstelik de Yusuf Has Hacib'in son derece güzel öğütler içeren sözlerine atıflar yaparak suistimal edip, yapmış olduğunuz ithamınız için kendinizi haklı çıkarmaya çalışıyorsunuz.
...
Sayın Bahçeli, sizin onurunuz için bahsettiğim tepkiyi göstermiş ve bunu yaparken de hakarete uğramış birisi olarak; yine sizin son derece haksız ve mesnetsiz ithamınız karşısında uysal koyup olup, sineme çekip, kendi onurumuzu korumamamız mı gerekirdi.
...
Nasıl bir mantıktır ki; haksız, hatta iftira mahiyetindeki ithamınıza karşı tepki göstermemizi ithamınızı kabullendiğimiz şeklinde yorumlayabiliyorsunuz anlamak mümkün değil; aksine tepki göstermememiz kabullendiğimiz anlamına gelmeyecekmiydi.
...
Bu tavrınız, hakkımızı haram etmek için her ne kadar büyük bir gerekçe olsa da; ben gene de takdiri bu konuda sizinle beni baş başa bırakan ve helalleşme işine karışmayan; her şeye kadir olan, esirgeyen, bağışlayan Allah'a havale ediyorum.
Demokrasimize sahip çıkma adına yaşanan heyecanlar
80 yaşında bir bayan, seçim kuruluna, Meral Hanım için imza vermeye gelmiş. "Meral Akşener 100.000 imzayı aştı mı" diyor ve "Evet" cevabını alınca "Öyleyse bir başka adaya, Saadet'in adayına vereyim" diyor.
...
İnsanlar siyasal fikir ve düşüncelerinden feragat edip, bir an önce mevcut iktidardan kurtulabilmenin hesabını yaparlarken aynı zamanda demokrasinin faziletinin bilinci içinde hareket ediyor, ona sahip çıkmaya çalışıyorlar.
...
Bir taraftan makarna, kömür hesabı yapanlar; diğer tarafta demokrasiyi, içine sokulduğu cendereden kurtarma mücadelesi. Can sıkıcı süreçte yaşanan bu tür güzellikler, bizler için umut veren nüanslar oluyor.
Teşekkürler hanımefendi.
Erdoğan'sız bir Türkiye düşünmek
Efendim neymiş "Erdoğan'sız Türkiye istiyorlar"mışız.
...
Ahmak, istemeyeceksem niçin muhalif olayım ki. Evet, Erdoğan'sız Türkiye'yi düşünmek yaşama sevincimi artırıyor, dibine su dökülen fide gibi hissediyorum kendimi😊
...
Aydınlık bir Türkiye için, Erdoğan'sız Türkiye
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
![]() |
| Oğuzhan Hasar kardeşim yaralı arkadaşlarımızı ziyaret etti. |
...
Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki; ülkücülerin bugün fikir, düşünce; kısaca ideolojik ayrılıklardan değil; konjonktür gereği farklı patilerde siyaseten karşı karşıya gelmiş olmaları; özelikle MHP'de başkalaşmadan değişim taleplerine geçit vermemekten kaynaklanmıştır.
....
![]() |
| 4 Mayıs 2018 imzamızı Mehmet Öncü abimizle verik |
...
Dolayısıyla BOP projesinin mimarları; Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile milliyetçi ve ulusalcı kişi ve kurumları yeterince etkisiz, yetkisiz ve tesirsiz hale getirdiklerini sanarak; 15 Temmuz yerli ihanet şebekesi ile ABD, ülkemizin işgalini gerçekleştirmek istediler, başaramadılar. Ancak, elbette BOP projesinden vaz geçmiş değiller; A planı olmadıysa B planını devreye sokmak isteyeceklerdir.
...
Şimdi B planına geçmek için en büyük engel gördükleri, kendileri için "Baş belası" olan Türk milliyetçisi, ülkücülerin projesi olan ama vatan ve millet sevgisi, sadakati paydasında aidiyet duygusu ile buluşan herkesi bünyesinde toplayan İYİ PARTİ'nin, ne pahasına olursa olsun kurumsal varlığının devamına engel olmak istenmektedir.
...
İYİ PARTİ'ye karşı süregelen engellemeler ve maalesef en sonunda yapılan fili saldırının arka planında bu vardır. Dolayısıyla yapılan saldırıyı kesinlikle ülküdaşlarıma maal etmiyorum, şiddetle kınıyorum.
Devlet Bahçeli'nin arzusu ileriye dönük Türk milliyetçisi ve ülkücü ruha sahip bir bakiyenin kalmamasıdır
Değerli ülküdaşlarım, Devlet Bahçeli fanidir, Ülkücülük hukukumuzu koruyarak, Devlet Bahçeli üslubu ile değil ülkücü edep, adap ve ahlakı çerçevesinde tartışmaya özen gösterelim.
...
Devlet Bahçeli'ye uyumayalım, zira onun hedefi Türk milliyetçiliği hareketinden yarınlara dair hiç bir bakiye bırakmamak.
...
Akşamdan sabaha düşünerek, bula bula daha düne kadar kendi etrafında pervane olan ülkücülerin fetöcü olabilecekleri sonucunu çıkaran, bunama haline aldırış etmeyin. Er veya geç aynı Otağda bir araya geleceğiz. Cümleniz Allah'a emanet olun.
Aktroller ikinci turda Erdoğan karşısında kimin olmasını/olmamasını istiyorlar
AKP trollerini takip ederek, korkularının ne olduğunu anlamak mümkün. Şimdilik tesbitim; özelikle ikinci tura Erdoğan'nın karşısına Muharrem Ince'in çıkmasını istiyorlar, Meral Hanım'ın olmasından şiddetle korkuyorlar.
...
Bu tesbitim kesinlikle Sayın İnce'yi küçümsemek değil, sadece ve sadece aktrollerin ruh yapılarını iyi kavrayıp, okuyabiliyor olmamdır. Zaten ikinci turda her halükarda destekleyeceğim aday Erdoğan karşındaki aday olacaktır.
...
Mesela "Meral Akşener ikinci tura kalır" diye fikir beyan edenlere cevap vermek isteyen troller, itirazını agresifleşerek veriyorlar; muhataplarına "Niçin Meral Akşener'i empoze ediyorsun" dercesine. Oysa ne gerek var ki; kendi adayları zaten kafadan ikinci turda değil mi. Dedim ya; ya Meral Akşener ikinci tura kalırsa.
Klasik Devlet Bahçeli densizliği; imza veren seçmeler fetöcü olabilirmiş
Sayın Bahçeli, bulunduğum bir ortamda, şahsınız için kullanılan ağır bir sıfat karşısında, onurunuza sahip çıkmak adına yapmış olduğum kavgayı hatırlıyorum. Siz ise verdiğim imzam üzerinden fetöcü olup olmadığımın araştırılması için devletin ilgili birimlerini göreve çağırıyorsunuz.
...
Meral Hanım, son derece çirkin ithamınız karşısında biz imza verenleri korumak adına tepkisini gösterince; "Nasıl da alındılar, demek ki attığımız taş yerini bulmuştur" diyerek üstelik de Yusuf Has Hacib'in son derece güzel öğütler içeren sözlerine atıflar yaparak suistimal edip, yapmış olduğunuz ithamınız için kendinizi haklı çıkarmaya çalışıyorsunuz.
...
Sayın Bahçeli, sizin onurunuz için bahsettiğim tepkiyi göstermiş ve bunu yaparken de hakarete uğramış birisi olarak; yine sizin son derece haksız ve mesnetsiz ithamınız karşısında uysal koyup olup, sineme çekip, kendi onurumuzu korumamamız mı gerekirdi.
...
Nasıl bir mantıktır ki; haksız, hatta iftira mahiyetindeki ithamınıza karşı tepki göstermemizi ithamınızı kabullendiğimiz şeklinde yorumlayabiliyorsunuz anlamak mümkün değil; aksine tepki göstermememiz kabullendiğimiz anlamına gelmeyecekmiydi.
...
Bu tavrınız, hakkımızı haram etmek için her ne kadar büyük bir gerekçe olsa da; ben gene de takdiri bu konuda sizinle beni baş başa bırakan ve helalleşme işine karışmayan; her şeye kadir olan, esirgeyen, bağışlayan Allah'a havale ediyorum.
Demokrasimize sahip çıkma adına yaşanan heyecanlar
80 yaşında bir bayan, seçim kuruluna, Meral Hanım için imza vermeye gelmiş. "Meral Akşener 100.000 imzayı aştı mı" diyor ve "Evet" cevabını alınca "Öyleyse bir başka adaya, Saadet'in adayına vereyim" diyor.
...
İnsanlar siyasal fikir ve düşüncelerinden feragat edip, bir an önce mevcut iktidardan kurtulabilmenin hesabını yaparlarken aynı zamanda demokrasinin faziletinin bilinci içinde hareket ediyor, ona sahip çıkmaya çalışıyorlar.
...
Bir taraftan makarna, kömür hesabı yapanlar; diğer tarafta demokrasiyi, içine sokulduğu cendereden kurtarma mücadelesi. Can sıkıcı süreçte yaşanan bu tür güzellikler, bizler için umut veren nüanslar oluyor.
Teşekkürler hanımefendi.
Erdoğan'sız bir Türkiye düşünmek
Efendim neymiş "Erdoğan'sız Türkiye istiyorlar"mışız.
...
Ahmak, istemeyeceksem niçin muhalif olayım ki. Evet, Erdoğan'sız Türkiye'yi düşünmek yaşama sevincimi artırıyor, dibine su dökülen fide gibi hissediyorum kendimi😊
...
Aydınlık bir Türkiye için, Erdoğan'sız Türkiye
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



