19.12.2017
İdeallerim ve ülküm için inanarak çalıştığım ve mensubu olmakla her zaman şeref duyduğum MHP'den bugün itibariyle istifa etmiş durumdayım.
...
Emek ve umutlarımın bir başka gücün iktidarı için suistimal edilmesine, payanda yapılmasına ancak bu kadar dayanabildim. Bu demek değildir ki; inanç ve ülkümden vaz geçtim; asla. Öfkem çok olsa da; onun esiri olmadan, mantığımın önüne geçmesine fırsat vermeden yine çalışmaya; "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter sistem"e dönme ve paralelinde Türk milliyetçiliği ideolojisinin er veya geç iktidar olma mücadelesini vermeye devam edeceğim.
...
Sayın Devlet Bahçeli dahil kimseye kırgın değilim; zira o da görevini yapmıştır(!) Öfkem de, kızgınlığım da kendime. Kendimce miladi olarak belirlediğim 2006 yılından buyana tespit ettiğim gerçeklerin değil, keramet atfettiğim hislerimin peşinden sürüklendiğim için kendime öfkeliyim.
Hayırlı olacağına inandığım bir karar verdim, müsterihim.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Bir şeyler yapmak lazım, birşeyler... Düşünecek, yazacaksın ki üretebilesin. Yaprağı bile öteye itecek, bir yel gerekecek elbet. Mehmet SORAL
22 Aralık 2017 Cuma
21 Aralık 2017 Perşembe
T. C DEVLETİ BİR PARTİ DEVLETİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR
Klasik üçüncü dünya ülkelerinin klasik vatandaş anlayışı; her yürekli çıkışın ve başkaldırışın arkasında bir emperyal güç aramak.
Kendi yönetim ve otoritesinden şüphesi olanlar aydın kesimin sorgulamasını felaket algısına dönüştürerek, aydınları önce taciz, sonra da susturma yoluna giderler; bu da yetmez sorgulama yapanları "Satılmış güruh" olarak topluma lanse ederler.
...
Ulan ahan da orada zulüm icrasına devam ederken; buna "Yeter artık" demek için ABD'nin şunun bunun suistimaline veya birilerinin satılmışlığına mı gerek mi var.
...
Adam zamanın TRT'den sorumlu bakanı Arınç'ın özel izni ile Canada'dan canlı telefon ile bağlanıyor; ismi Tuncay bilmem ne olan sahte hahamın iftiraları ile onlarca vatan evladı hapse atıldılar, yıllarca yattılar. O adamın o zamanlar söylediklerini delil kabul eden zihniyet bugün "Madalya ile şereflendirilmiş hayırlı iş adamı Zarraf"ın yine yurt dışında yaptığı itirafları zerrece umursamıyorlar bile. Şimdi biz bu zihniyeti sorgulamak istediğimizde; arkamızda birilerinin olduğu anlamına mı gelecektir. Adam 50.000.000.-EURO dağıttım diyor; ciddiye alınması için haham mı olması gerekiyordu. Veya bu "Hayırlı iş adamı" CHP'ye şu kadar yardım ettim veya Meral Akşener'i severim deseydi bu tepkisizliğiniz, sessizliğiniz gene olacak mıydı.
...
MHP Genel Başkan adayının toplantı yaptığı mekan basılıyor, hiç bir şey yapılmıyor ama AKP teşkilatı basılıyor; muhataplarına ömür boyu hapis cezası kesiliyor.
...
Toplantı yapmak; demokrasilerde en kutsal demokratik hak olduğu halde bu hakkın gasp edilmesinin hafife alınması ile AKP teşkilatının basılmasını müebbet hapisle cezalandırılması şeklinde ciddiye alınmasındaki mantığı sorgulama düşüncesinin arkasında dış bağlantı mı aramak gerekir.
...
Sanırım artık Türkiye'de "Yargı" şunu içselleştirmiş durumda; Türkiye'nin bir parti devletine dönüştürüldüğüdür. Dolaysıyla yargı, AKP ve teşkilatlarına yapılan taciz ve tecavüzleri devlete yapılmış gibi görüp, ona göre soruşturma açılıp, cezalar kesiliyor. Yani siyasi bir kişi ve onun toplantısına yapılan tacizi bireysel hakka yapılan taciz ama AKP teşkilatına yapılan saldırı ve tacizi ise devlete yapılmış gibi görüp, değerlendiriliyor.
....
İktidar kendi partisine mensup olup, suçlu gördüğü belediye başkanlarının istifalarını isterken diğer partilere mensup başkanları ise haklarında soruşturma açılmak üzere görevlerinden alıyor.
...
Fetö öğrenci yurdunda patates soyan kadın içeri atılıyor; fetö'nün bizatihi kurucusu, dibine su döküp yeşerten, gazı olduğunda geğirten, açık havada yellendiren Hüseyin Gülerce, Latif Erdoğan ve Nurettin Verel denen "Baş aktörler" ise adeta ödüllendirilerek elleri gö.tlerinde geziyorlar.
.
Ve gün geliyor bu millet, bu devlet; kendinizin de sızması ve yerleşmesinde; devlet ve millet üzerinde yeterince muktedir olabilmek adına "Ne isteyip de vermediğiniz" fetö denen aşağılık örgütün 15 Temmuz ihaneti ile karşı karşıya gelip, belayı atlatıyor ancak ülke bu kadar dert sarmalı içindeyken sistem değişikliğine gideceksin. Bu kadar vahim bir depresyon süreci yaşayan ve sağlıklı düşünmesi mümkün olmayan millete "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ni dayatmanın ne gereği vardı. Tek nedeni var; olağanüstü şartları fırsata çevirip, T. C Devleti'ni parti devletine dönüştürmek.
...
Hitler millete kabul ettiremiyeceğine kani olduğu kararları geceleri alıp, uygulamaya koyuyormuş. Yani, gecenin kasvetli ortamında kimsenin aklına itiraz etme düşüncesi gelmeyeceği için. Dolayısıyla, otoriter iki kişi; Erdoğan ve kankası Bahçeli, sistem değişikliği için 15 Temmuz sonrası oluşan ortamı; kendi siyasi ikballeri için suistimal etmişlerdir.
...
Şimdi bütün bu olup, biten; devletin sitemi de dahil olmak üzere sayenizde meşruiyet kazanan itiraz hakkımızı kullanmak istediğimizde; bizim arkamızda birilerinin olduğu anlamımı doğacaktır. Şunu bilin ki bizim arkamızdaki en meşru güç; sizin hak, hukuk, adaleti yerle yeksan eden; ceberut, anti demokratik demokrasi anlayışınız dır. Sonra dönüp, İYİ PARTİ niçin kuruldu, arkasında kimler var; zıkkımın kökü var; işte bunlar var. Daha ne olacaktı ki.
Tanrı'mıza hamd olsun; Allah'ımıza hamd olsun
Her şeye hakim ve muktedir olan; esirgeyen, bağışlayan yüce yaradana; anlayabilmesi için kolaylık olsun diye "Tanrımıza hamd olsun" sözünü, "Allah'ımıza hamd olsun" şeklinde değiştirmişler(!)
...
Yaradan'ın gücünü, kudretini, "Dili" ve diğer sıfatlarını tasavvur edemeyenlerin ben imanlarından şüphe ederim arkadaş.
...
Yaradan'ı (Tanrı, Allah, Mevla, Rab) bu kadar aciz ve eksik sıfatla tanımlamaya ve tanıtmaya ne hakkınız var. Yahu "Tanrı" nın "Allah", "Allah"ın "Rab", "Rab"ın "Mevla" olduğunu bilmeyen "Yardan" mı olur.
...
Mantığın, tasavvur ve tasavvufun ırzına geçen bu kafa bu ülkeyi maf etmiştir.
...
Tanrım, senin gücün ve kudretinden habersiz; eksik tanıyan, bilen bu cahillere hak etmedikleri mevki ve sorumlulukları verme ki; seni onların "Esaretinden" "kurtarabilelim(!)
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Kendi yönetim ve otoritesinden şüphesi olanlar aydın kesimin sorgulamasını felaket algısına dönüştürerek, aydınları önce taciz, sonra da susturma yoluna giderler; bu da yetmez sorgulama yapanları "Satılmış güruh" olarak topluma lanse ederler.
...
Ulan ahan da orada zulüm icrasına devam ederken; buna "Yeter artık" demek için ABD'nin şunun bunun suistimaline veya birilerinin satılmışlığına mı gerek mi var.
...
Adam zamanın TRT'den sorumlu bakanı Arınç'ın özel izni ile Canada'dan canlı telefon ile bağlanıyor; ismi Tuncay bilmem ne olan sahte hahamın iftiraları ile onlarca vatan evladı hapse atıldılar, yıllarca yattılar. O adamın o zamanlar söylediklerini delil kabul eden zihniyet bugün "Madalya ile şereflendirilmiş hayırlı iş adamı Zarraf"ın yine yurt dışında yaptığı itirafları zerrece umursamıyorlar bile. Şimdi biz bu zihniyeti sorgulamak istediğimizde; arkamızda birilerinin olduğu anlamına mı gelecektir. Adam 50.000.000.-EURO dağıttım diyor; ciddiye alınması için haham mı olması gerekiyordu. Veya bu "Hayırlı iş adamı" CHP'ye şu kadar yardım ettim veya Meral Akşener'i severim deseydi bu tepkisizliğiniz, sessizliğiniz gene olacak mıydı.
...
MHP Genel Başkan adayının toplantı yaptığı mekan basılıyor, hiç bir şey yapılmıyor ama AKP teşkilatı basılıyor; muhataplarına ömür boyu hapis cezası kesiliyor.
...
Toplantı yapmak; demokrasilerde en kutsal demokratik hak olduğu halde bu hakkın gasp edilmesinin hafife alınması ile AKP teşkilatının basılmasını müebbet hapisle cezalandırılması şeklinde ciddiye alınmasındaki mantığı sorgulama düşüncesinin arkasında dış bağlantı mı aramak gerekir.
...
Sanırım artık Türkiye'de "Yargı" şunu içselleştirmiş durumda; Türkiye'nin bir parti devletine dönüştürüldüğüdür. Dolaysıyla yargı, AKP ve teşkilatlarına yapılan taciz ve tecavüzleri devlete yapılmış gibi görüp, ona göre soruşturma açılıp, cezalar kesiliyor. Yani siyasi bir kişi ve onun toplantısına yapılan tacizi bireysel hakka yapılan taciz ama AKP teşkilatına yapılan saldırı ve tacizi ise devlete yapılmış gibi görüp, değerlendiriliyor.
....
İktidar kendi partisine mensup olup, suçlu gördüğü belediye başkanlarının istifalarını isterken diğer partilere mensup başkanları ise haklarında soruşturma açılmak üzere görevlerinden alıyor.
...
Fetö öğrenci yurdunda patates soyan kadın içeri atılıyor; fetö'nün bizatihi kurucusu, dibine su döküp yeşerten, gazı olduğunda geğirten, açık havada yellendiren Hüseyin Gülerce, Latif Erdoğan ve Nurettin Verel denen "Baş aktörler" ise adeta ödüllendirilerek elleri gö.tlerinde geziyorlar.
.
Ve gün geliyor bu millet, bu devlet; kendinizin de sızması ve yerleşmesinde; devlet ve millet üzerinde yeterince muktedir olabilmek adına "Ne isteyip de vermediğiniz" fetö denen aşağılık örgütün 15 Temmuz ihaneti ile karşı karşıya gelip, belayı atlatıyor ancak ülke bu kadar dert sarmalı içindeyken sistem değişikliğine gideceksin. Bu kadar vahim bir depresyon süreci yaşayan ve sağlıklı düşünmesi mümkün olmayan millete "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ni dayatmanın ne gereği vardı. Tek nedeni var; olağanüstü şartları fırsata çevirip, T. C Devleti'ni parti devletine dönüştürmek.
...
Hitler millete kabul ettiremiyeceğine kani olduğu kararları geceleri alıp, uygulamaya koyuyormuş. Yani, gecenin kasvetli ortamında kimsenin aklına itiraz etme düşüncesi gelmeyeceği için. Dolayısıyla, otoriter iki kişi; Erdoğan ve kankası Bahçeli, sistem değişikliği için 15 Temmuz sonrası oluşan ortamı; kendi siyasi ikballeri için suistimal etmişlerdir.
...
Şimdi bütün bu olup, biten; devletin sitemi de dahil olmak üzere sayenizde meşruiyet kazanan itiraz hakkımızı kullanmak istediğimizde; bizim arkamızda birilerinin olduğu anlamımı doğacaktır. Şunu bilin ki bizim arkamızdaki en meşru güç; sizin hak, hukuk, adaleti yerle yeksan eden; ceberut, anti demokratik demokrasi anlayışınız dır. Sonra dönüp, İYİ PARTİ niçin kuruldu, arkasında kimler var; zıkkımın kökü var; işte bunlar var. Daha ne olacaktı ki.
Tanrı'mıza hamd olsun; Allah'ımıza hamd olsun
Her şeye hakim ve muktedir olan; esirgeyen, bağışlayan yüce yaradana; anlayabilmesi için kolaylık olsun diye "Tanrımıza hamd olsun" sözünü, "Allah'ımıza hamd olsun" şeklinde değiştirmişler(!)
...
Yaradan'ın gücünü, kudretini, "Dili" ve diğer sıfatlarını tasavvur edemeyenlerin ben imanlarından şüphe ederim arkadaş.
...
Yaradan'ı (Tanrı, Allah, Mevla, Rab) bu kadar aciz ve eksik sıfatla tanımlamaya ve tanıtmaya ne hakkınız var. Yahu "Tanrı" nın "Allah", "Allah"ın "Rab", "Rab"ın "Mevla" olduğunu bilmeyen "Yardan" mı olur.
...
Mantığın, tasavvur ve tasavvufun ırzına geçen bu kafa bu ülkeyi maf etmiştir.
...
Tanrım, senin gücün ve kudretinden habersiz; eksik tanıyan, bilen bu cahillere hak etmedikleri mevki ve sorumlulukları verme ki; seni onların "Esaretinden" "kurtarabilelim(!)
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
14 Aralık 2017 Perşembe
BUGÜNKÜ KONUMUMU TERCİH NEDENİM
Birileri delilsiz, mesnetsiz İYİ PARTİ'nin kuruluş amacını çarpıtmaya devam etseler de; bizler sabırla bu partinin kuruluşuna ve meşruiyetine gerekçe olan nedenleri ısrarla anlatmaya devam edeceğiz elbette.
...
Bugün için siyasi tercihimi İYİ PARTİ den yana yaparım, tıpkı geçmişte MHP den yana yaptığım gibi. Biz ülkücülüğümüzün havasını nerede teneffüs edebilirsek, siyasetimizi de elbette orada yapar, yerimizi alırız. Geçmişte nasıl ki Bahçelici olmadığım gibi bugün de Meral Akşenerci olmam gerekmez.
...
Adamın adamı olmak; hatıra binaen insanın adil olmasını önler, "Vicdanın gözünü" önce perdeler, sonra da körleştirir; objektiflik ortadan kalkar, taraflı olmak öne çıkar. Dolayısıyla önemli olan birisinin yanında olmak değil, izah edilebilir fikir ve düşünce birliği, bütünlüğü olan kadronun içinde olmak, yani oranın adamı olmak.
...
Aslında çağdaş demokrasilerde lider değil, koordinatör vardır. Koordinatör; başkalarının çalışmalarından elde edilen ve varılan sonucu toparlar, bir araya getirir, sonucu ilan eder ve uygular; lider ise daha çok istediklerinden bilgiyi toplar, çoğu zaman kararını kendisi verir ve uygulamaya koyar. Liderler; ortalama algı düzeyi düşük, yönetim anlamında bilgiye ve tecrübeye aç toplumlardan çıkar. Dikkat ederseniz son otuz yılda ülkemizde liderlik yapmış şahısların diyelim Avrupa da tanınma oranı ile bizlerin onların liderlerini tanıma oranımız arasında dağlar kadar fark var. Neredeyse Avrupa ülkeleri "Liderlerinden" hiç biri aklımızda kalmamıştır. Çünkü oralarda lider bildiğimiz kişiler aslında birer koordinatördür.
...
Yukarıda izah etmeye çalıştığım görüşlerimi; MHP'den kopuşum ile YENİ PARTİ'nin kuruluş süresinde hasbelkader ortaya koyduğum "Bilinçli tavrımın" gerekçelerini açıklayabilmek adına anlatma ihtiyacı duydum.
...
Ve davam ediyorum...
2006 yılında Sayın Devlet Bahçeli rahmetli Başbuğ'un "Ne mozaiği ulan Türkiye mermerdir, mermer! " haykırmasına inat; tuttu "Türkiye bir çiçek bahçesidir" sözünü söyledi. Bu ifadeyi birileri irdeleme ve sorgulama ihtiyacı duymamış olabilirler ama ben çok sorguladım. O gün bu gündür bu\\ minvalde icraatlarını devam ettirirken benim kendisine güvenim sarılmış, her geçen yıl da artmıştır. Ama biz her şeye rağmen MHP'li kalmak için sabır gösterdik; ta ki "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin kirli bir referandum ile dayatılmasına kadar.
...
16 Nisan'a kadar kesinlikle yeni bir partinin kurulmasına karşı olduğumu gerek yazılarımla, gerekse bulunduğum platformlarda ifade ettim. Ancak Erdoğan-Bahçeli ittifakının istedikleri sonuç gerçekleşince; cumhuriyet değer ve kazanımı olan "Demokratik Parlamenter Sistem"e tekrar dönebilmek adına kendimce İYİ PARTİ veya bu anlamda inisiyatif ortaya koyabilecek her türlü çaba ve oluşumun içinde olmam gerektiği benim ilk aklıma gelen düşüncem olmuştur; bugün de bunun gereğini yapıyorum.
...
Değerli dostlar bize 15 Temmuzu yaşatanlar her ne kadar doğrudan fetö olsa da; dolaylı olarak da 2002 yılından beridir "Gayri hukuki fiili başkanlık sistemi"nin uygulanmasından kaynaklanmıştır. Fetö sızması yıllar öncesinden gelse de koordineli bir şekilde devlete yerleşmesi "Gayri hukuki fiili başkanlık sisteminin" Erdoğan iradesi ile uygulanmasından kaynaklanan zafiyet sayesinde gerçekleşmiştir. Şimdi bütün bu yaşanmış kötülüklerden, musibetlerden sonra bunca edindiğimiz tecrübeye rağmen yine devamının yaşanmasına vesile olacak "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin kalıcı hale gelmesine mani olmak adına; bunun öncüsü Meral Akşener inisiyatifi olacaksa onun, başkası olacaksa da onun yanında olmak benim önceliğim olmuştur ve dolayısıyla bu doğrultuda düşünüyor, hareket ediyorum.
...
Batı standardında, çağdaş demokrasilerde "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" belki uygulanabilir; zira orada Cumhurbaşkanı denen kişinin rolü koordinatörlük seviyesinde olup, ülke yönetiminde görev riski dağıtılır, hata olsa bile az maliyetle telafi edilebilir. Koordinatör, yani devlet başkanı; gücünü demokrasinin halk tarafından içselleştirilmesinden alır. Allah aşkına söyler misiniz; fetö soruşturmasında miladı hukuk değil de "Tek adam" belirliyorsa; ve de; "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" kalıcı olacaksa; istikbalimizle ilgili tüm hak ve hukukumuzu ipotek ettirmiş olmayacak mıyız? Otuz sene süresince fetö yapılanması içinde her türlü inisiyatifini ortaya koyup, kullanmış olan "Kafa adamlar" miladın dışında tutularak, bir anlamda kurtarılmışlardır. Burada ölçü ne; "17/25 Aralık itibariyle cemaat ile ilişkinizi kesin" talimatının verilmiş olması. Bu talimatı kim veriyor; tek adam. Oysa bu hükmü hukukun vermesi gerekmez mi. Bank Asya'nın faaliyetlerine izin veriliyor ancak para yatıran cezalandırılıyor; kıstas Cumhurbaşkanının belirlediği milad.
...
Bütün bunları fikren, zikren bulunduğum konumu izah edebilmek; birilerinin peşine takılıp, gittiğim şeklindeki ithamlara "Hayır hür ve bağımsız düşüncelerim takipçisiyim" diyebilmek adına anlatmaya çalıştım.
Kedi duyarlılığı
Kılıçtaroğlu'nun mesleği gereği denetimci olması, benim de bankada benzer şeyi yapmış olmamdan biliriz ki; o işle ilgili muhtemel tüm üçkağıtçılıkları biliriz.
...
Dikelim ki bir sohbette kendi adıma mesleğimle ilgili "Ben bankacılıktaki suistimalleri iyi bilirim" dediğimde hırsızlığımı mı dile getirmiş olurum.
...
Kılıçtaroğlu'nun ben hesap uzmanıyım para kaçırmayı, hırsızlığı iyi bilirim" demesini koskoca torun torba sahibi utanmaz bir güruh "Ben hırsızım" dediği şeklinde yorumladılar. Üstelik bunu meclis kürsüsünde yaptılar. Koskoca milletvekili bas bas bağırıyor "Sen hırsız olduğunu söyledin" diyor.
...
Ama aynı güruh, Zarraf'ın ABD mahkemelerinde bas bas bağırarak; Türkiye'de falanca, filancaya şu kadar rüşvet verdim; şununla şu namussuzluğu, şerefsizliği, hırsızlığı yaptık itirafında bulunduğunda hep bir ağızdan ve aynı yerden talimat almışcasına; "O söylediklerini ABD'de söylüyor, burada söylemiyor ki doğru kabul edelim"
....
Yani buna yuh mu diyelim; pes mi diyelim anlayamadım; aşikar olanı red etmek.
...
Şunu anladım ki; kediyi takip ettim, onun bile hayvansal iç güdüsünde ahlaki bir çekince var; çişini yapmak için tenha bir yer aradı; siyasette kedi duyarlılığı kadar bile bir ahlaki seviye yoktur.
Ne diyeyim ki; lanet olsun.
Senin ''İP'' dediğin ile biz ne güzel kazak örüyoruz
Senin o "İP" dediğin şeyi Erzurum'da attığın yerde arasana.
Aslında o fırlattığın ipin manasını zamanında makul şekilde, millete nasıl anlatabileceğim üzerine "Bilge"liğini de refere ederek gerekçeler üretip, ne de güzel anlatmıştım ama kadir kıymet bilemediğin gibi; ben de fazla uçmuşum ki; sonra uydurduğum kendi yalanıma kendim de inanır oldum.
...
Ah Edebiyat hocam bir bile bilse! Gururla "Ne çocuk yetiştirmişim be!" derdi; hak edilmeyen sıfatlarla, olmayan "Gerçekler" üzerinden güçlü ifadelerle yaratılan sanal kahramana dair anlamlı, derin cümlelerime.
...
Vallahi biz o kastettiğin ip ile çok güzel nakışlı kazaklar örüyoruz. Sabır edip beklersen, sana da bir sürpriz hediyemiz olacak. Nakışla ilgili bilgi vereyim. Birbirine paralar dikine, dosdoğru çubuk desenler olacak. Kıvırtmalı, birbirinin altından girip, üstünden çıkan yılan desenin uygun alacağını kulağımıza fısıldamış olsalar da; şişler işlemedi, beceremedik muhterem
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Bugün için siyasi tercihimi İYİ PARTİ den yana yaparım, tıpkı geçmişte MHP den yana yaptığım gibi. Biz ülkücülüğümüzün havasını nerede teneffüs edebilirsek, siyasetimizi de elbette orada yapar, yerimizi alırız. Geçmişte nasıl ki Bahçelici olmadığım gibi bugün de Meral Akşenerci olmam gerekmez.
...
Adamın adamı olmak; hatıra binaen insanın adil olmasını önler, "Vicdanın gözünü" önce perdeler, sonra da körleştirir; objektiflik ortadan kalkar, taraflı olmak öne çıkar. Dolayısıyla önemli olan birisinin yanında olmak değil, izah edilebilir fikir ve düşünce birliği, bütünlüğü olan kadronun içinde olmak, yani oranın adamı olmak.
...
Aslında çağdaş demokrasilerde lider değil, koordinatör vardır. Koordinatör; başkalarının çalışmalarından elde edilen ve varılan sonucu toparlar, bir araya getirir, sonucu ilan eder ve uygular; lider ise daha çok istediklerinden bilgiyi toplar, çoğu zaman kararını kendisi verir ve uygulamaya koyar. Liderler; ortalama algı düzeyi düşük, yönetim anlamında bilgiye ve tecrübeye aç toplumlardan çıkar. Dikkat ederseniz son otuz yılda ülkemizde liderlik yapmış şahısların diyelim Avrupa da tanınma oranı ile bizlerin onların liderlerini tanıma oranımız arasında dağlar kadar fark var. Neredeyse Avrupa ülkeleri "Liderlerinden" hiç biri aklımızda kalmamıştır. Çünkü oralarda lider bildiğimiz kişiler aslında birer koordinatördür.
...
Yukarıda izah etmeye çalıştığım görüşlerimi; MHP'den kopuşum ile YENİ PARTİ'nin kuruluş süresinde hasbelkader ortaya koyduğum "Bilinçli tavrımın" gerekçelerini açıklayabilmek adına anlatma ihtiyacı duydum.
...
Ve davam ediyorum...
2006 yılında Sayın Devlet Bahçeli rahmetli Başbuğ'un "Ne mozaiği ulan Türkiye mermerdir, mermer! " haykırmasına inat; tuttu "Türkiye bir çiçek bahçesidir" sözünü söyledi. Bu ifadeyi birileri irdeleme ve sorgulama ihtiyacı duymamış olabilirler ama ben çok sorguladım. O gün bu gündür bu\\ minvalde icraatlarını devam ettirirken benim kendisine güvenim sarılmış, her geçen yıl da artmıştır. Ama biz her şeye rağmen MHP'li kalmak için sabır gösterdik; ta ki "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin kirli bir referandum ile dayatılmasına kadar.
...
16 Nisan'a kadar kesinlikle yeni bir partinin kurulmasına karşı olduğumu gerek yazılarımla, gerekse bulunduğum platformlarda ifade ettim. Ancak Erdoğan-Bahçeli ittifakının istedikleri sonuç gerçekleşince; cumhuriyet değer ve kazanımı olan "Demokratik Parlamenter Sistem"e tekrar dönebilmek adına kendimce İYİ PARTİ veya bu anlamda inisiyatif ortaya koyabilecek her türlü çaba ve oluşumun içinde olmam gerektiği benim ilk aklıma gelen düşüncem olmuştur; bugün de bunun gereğini yapıyorum.
...
Değerli dostlar bize 15 Temmuzu yaşatanlar her ne kadar doğrudan fetö olsa da; dolaylı olarak da 2002 yılından beridir "Gayri hukuki fiili başkanlık sistemi"nin uygulanmasından kaynaklanmıştır. Fetö sızması yıllar öncesinden gelse de koordineli bir şekilde devlete yerleşmesi "Gayri hukuki fiili başkanlık sisteminin" Erdoğan iradesi ile uygulanmasından kaynaklanan zafiyet sayesinde gerçekleşmiştir. Şimdi bütün bu yaşanmış kötülüklerden, musibetlerden sonra bunca edindiğimiz tecrübeye rağmen yine devamının yaşanmasına vesile olacak "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin kalıcı hale gelmesine mani olmak adına; bunun öncüsü Meral Akşener inisiyatifi olacaksa onun, başkası olacaksa da onun yanında olmak benim önceliğim olmuştur ve dolayısıyla bu doğrultuda düşünüyor, hareket ediyorum.
...
Batı standardında, çağdaş demokrasilerde "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" belki uygulanabilir; zira orada Cumhurbaşkanı denen kişinin rolü koordinatörlük seviyesinde olup, ülke yönetiminde görev riski dağıtılır, hata olsa bile az maliyetle telafi edilebilir. Koordinatör, yani devlet başkanı; gücünü demokrasinin halk tarafından içselleştirilmesinden alır. Allah aşkına söyler misiniz; fetö soruşturmasında miladı hukuk değil de "Tek adam" belirliyorsa; ve de; "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi" kalıcı olacaksa; istikbalimizle ilgili tüm hak ve hukukumuzu ipotek ettirmiş olmayacak mıyız? Otuz sene süresince fetö yapılanması içinde her türlü inisiyatifini ortaya koyup, kullanmış olan "Kafa adamlar" miladın dışında tutularak, bir anlamda kurtarılmışlardır. Burada ölçü ne; "17/25 Aralık itibariyle cemaat ile ilişkinizi kesin" talimatının verilmiş olması. Bu talimatı kim veriyor; tek adam. Oysa bu hükmü hukukun vermesi gerekmez mi. Bank Asya'nın faaliyetlerine izin veriliyor ancak para yatıran cezalandırılıyor; kıstas Cumhurbaşkanının belirlediği milad.
...
Bütün bunları fikren, zikren bulunduğum konumu izah edebilmek; birilerinin peşine takılıp, gittiğim şeklindeki ithamlara "Hayır hür ve bağımsız düşüncelerim takipçisiyim" diyebilmek adına anlatmaya çalıştım.
Kedi duyarlılığı
Kılıçtaroğlu'nun mesleği gereği denetimci olması, benim de bankada benzer şeyi yapmış olmamdan biliriz ki; o işle ilgili muhtemel tüm üçkağıtçılıkları biliriz.
...
Dikelim ki bir sohbette kendi adıma mesleğimle ilgili "Ben bankacılıktaki suistimalleri iyi bilirim" dediğimde hırsızlığımı mı dile getirmiş olurum.
...
Kılıçtaroğlu'nun ben hesap uzmanıyım para kaçırmayı, hırsızlığı iyi bilirim" demesini koskoca torun torba sahibi utanmaz bir güruh "Ben hırsızım" dediği şeklinde yorumladılar. Üstelik bunu meclis kürsüsünde yaptılar. Koskoca milletvekili bas bas bağırıyor "Sen hırsız olduğunu söyledin" diyor.
...
Ama aynı güruh, Zarraf'ın ABD mahkemelerinde bas bas bağırarak; Türkiye'de falanca, filancaya şu kadar rüşvet verdim; şununla şu namussuzluğu, şerefsizliği, hırsızlığı yaptık itirafında bulunduğunda hep bir ağızdan ve aynı yerden talimat almışcasına; "O söylediklerini ABD'de söylüyor, burada söylemiyor ki doğru kabul edelim"
....
Yani buna yuh mu diyelim; pes mi diyelim anlayamadım; aşikar olanı red etmek.
...
Şunu anladım ki; kediyi takip ettim, onun bile hayvansal iç güdüsünde ahlaki bir çekince var; çişini yapmak için tenha bir yer aradı; siyasette kedi duyarlılığı kadar bile bir ahlaki seviye yoktur.
Ne diyeyim ki; lanet olsun.
Senin ''İP'' dediğin ile biz ne güzel kazak örüyoruz
Senin o "İP" dediğin şeyi Erzurum'da attığın yerde arasana.
Aslında o fırlattığın ipin manasını zamanında makul şekilde, millete nasıl anlatabileceğim üzerine "Bilge"liğini de refere ederek gerekçeler üretip, ne de güzel anlatmıştım ama kadir kıymet bilemediğin gibi; ben de fazla uçmuşum ki; sonra uydurduğum kendi yalanıma kendim de inanır oldum.
...
Ah Edebiyat hocam bir bile bilse! Gururla "Ne çocuk yetiştirmişim be!" derdi; hak edilmeyen sıfatlarla, olmayan "Gerçekler" üzerinden güçlü ifadelerle yaratılan sanal kahramana dair anlamlı, derin cümlelerime.
...
Vallahi biz o kastettiğin ip ile çok güzel nakışlı kazaklar örüyoruz. Sabır edip beklersen, sana da bir sürpriz hediyemiz olacak. Nakışla ilgili bilgi vereyim. Birbirine paralar dikine, dosdoğru çubuk desenler olacak. Kıvırtmalı, birbirinin altından girip, üstünden çıkan yılan desenin uygun alacağını kulağımıza fısıldamış olsalar da; şişler işlemedi, beceremedik muhterem
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
9 Aralık 2017 Cumartesi
NE PANKARTMIŞ BE
Neymiş efendim Meral Akşener Diyarbakır ziyaretinde hem Türkçe hem de Kürtçe hoş geldiniz pankartı ile karşılanmış. İYİ PARTİ'nin MHP' nin muadili olarak kurulduğunu düşünenler sözkonusu pankarta İtiraz edip, İYİ PARTİ'yi eleştiriyorlar.
...
Değerli MHP'li dostlarım merak etmeyin, çok da sakıncası olsaydı; Kürtçe bangır bangır yayın yapan bu "TRT Kürtçe"yi açan AKP ve Erdoğan hükümetine Sayın Devlet Bahçeli kayıtsız şartsız destek vermezdi; öyle değil mi(!)
...
İYİ PARTİ'nin bölge için misyonu; bölge insanımıza "Sen de bizimsin kardeşim" güvencesini verebilmektir. İYİ PART insanımıza bunu hissettirdi. Meral Hanım'ın ziyaretlerinde bunu görebiliyoruz.
Bölge de İYİ PARTİ'ye umulmadık, herkesi şaşırtacak bir ilgi ve alaka olacaktır, nasıl mı?
...
Gerek AKP gerekse HDP bölgenin etnik yapısı ve bölge mağduriyetini sömürerek siyasi rant elde etmeye yönelik siyaset ürettiler. AKP üç kez iyileştirmeye adı altında girişimlerde bulundu ancak her seferinde isteği desteği alamayıp, HDP'ye teveccühün ısrarla devam ettiğini de görünce; HDP ve PKK'yı vesile kılarak kendince tekrar yeni bir baskı; sonra tekrar bir vaad süreci; derken nihayetinde "Hendek" sürecine gelindi.
...
Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın itirafı olarak "Vali ve kaymakamlara, sürecin akamete uğramaması için PKK'a elleşmeyin dedik" derken, Bülent Arınç ise "PKK'lılar askerlere ellerini sallayıp, geçiyorlardı" demişti. Yani her iki isim de bir anlamda " PKK ne istediyse verdik" demeyeye getiriyorlardı.
...
Devleti yöneten iradenin PKK'ya elleşmemeyi politik manevra olarak benimsediği aynı zaman diliminde PKK ve siyasi uzantısı HDP ise şehir içi gerilla tarzı iç savaş hazırlıklarını; yer altında evden eve tüneller açarak, sokakları kesen hendekler kazıyarak, cephane yığınakları, savunma duvarları yapıp, halkın üç odalı evlerinin iki odasını mevzi ve sığınma yerleri şeklinde tanzim edip, sürdürüyorlardı.
...
Böylece halk devletin güvencesine sığınayım derken, PKK'nın himmetine muhtaç hale getirildiler zira, bizzat ailece yaşadığı gasp edilen kendi evlerinde devletin PKK'ya elleşmeme taktiği yüzünden PKK'lı teröristlerle kucak kucağa günlerce yaşamak zorunda kaldılar. Yani yöre halkı kendi evlerinde PKK'a esir düşmüştü.
....
Sonra hükümet ne yaptı; doğal olarak devleti PKK karşısında uğrattıkları zafiyeti fark edip, bölgeyi PKK dan temizlemek üzere her türlü iskan maliyetini de göze alarak operasyon yaptı. Savunma ve sığınma amaçlı kullanılan evler de dahil olmak üzere tüm barınaklar, hendekler yerle yeksan edildi.
...
Bu süreçleri ve kendi evlerinde esareti yaşayan bölge halkı artık kendilerini "Kürtlerin" hamisi gören HDP'ye de, kendilerini PKK'nın merhametine terk eden AKP ve dolayısıyla hükümete de hiç güvenmemektedirler. İşte bu noktada bölge halkının aklına ilk gelebilecek alternatif seçenek şüphesiz İYİ PARTİ olacaktır. İşte bu alternatifin önünü kesmek için İYİ PARTİ'yi yukarıda bahsettiğim gibi MHP'nin aynısı gibi gösterip, bölge halkının teveccühüne mani olmak istiyorlar.
...
Meral Hanım bölge halkının anlatmaya çalıştığım ve yıllardır süregelen psikolojisini dikkate alıp, tam da zamanında onlarla kucaklaşmak ve daha sık görüşmek için Ahlat'da ev tutmuştur. Çünkü bölge halkının sahipsizlik ve Kürt oluşunun suistimali dışında ciddi bir sorunu yoktur. Artık oy vereceği partiyi belirleyecek unsurun korku ve tehditler değil; sırtını sıvazlayıp, başını okşayan şefkatli bir elin belirlemesini istiyor. İşte o şefkatli el Meral Akşener eli olacaktır.
...
12 Eylül rejimi ve malum Kürtçe pankarta gösterilen tepkide olduğu gibi hoşgörüsüzlüğün yarattığı ve yıllardır süren tahrik belki de terörü en çok besleyen unsur oldu. Kürtçe yıllar önce evlerde konuşulurken bugün artık devlet tarafından TV kanalında Kürtçe yayın yapılır hale gelinmiştir. Bunu HDP değil bizler başardık maalesef. Devletin, iki gözü olan birisine senin bir gözün yoktur dayatmasını yapmasından kaynaklanmıştır; daha da ısrar edince onlar da ''Madem ki benim bir gözümün olmadığını bana dayatıyorsun; öyleyse ben de senin bir gözünü yok edeyim ki; seninle aynı olayım'' noktasına insanları sürüklenmiştir.
...
En büyük risk Kürtçe yayın yapan TV'nin açılmasıydı. Şu anda bu TV'lerden yapılan Kürtçe yayın ile tüm Kürtlerin şive birliği, dolayısıyla dil birliği sağlanmış oldu, Peki çok mu iyi oldu. Yani bütün bunlar gerçekleştirilirken o zaman İYİ Parti ve Meral Akşener mi vardı. Kürtçe kurslar açılmasına rağmen rağbet görmediği için doğal bir süreç içerisinde kapanmışlardır. Hiç bir Kürt aile çocuklarının iyi eğitim alıp, yetişmesi için Kürtçe eğitim ve öğrenimi tercih etmeyeceklerdir. Oysa inkar ve red politikasına devam edildiği sürece kokulan gerçekleşecektir.
...
Türkçe ve Kürtçe olarak aynı pankart üzerinde ''Hoş geldiniz'''in manası bir anlamda ''Aslında bizler beraber başarabiliriz'' dir. Buradaki mesajı sadece İYİ PARTİ karşıtlığı üzerinden okuyup; kıldı, tüydü bahaneler ile Erdoğan'nın güçlü alternatifini ortaya çıkaramazsak kesin olan şu ki; Erdoğan 2019 yılında tekrar seçilip, iktidarını devam ettirirse anayasa değişikliği ile devletin ikinci resmi dilinin Kürtçe olması muhtemeldir.
Siyasal İslamcıların eylemleri imandan mı geliyor; birine olan sadakattan mı?
"Siyasi İslamcılar" ifadesinde her ne kadar içinde "İslam" geçse de; eylemlerinin temeli imani değil bir "Adama" inanmışlığa ve adanmışlığa dayanır. İşte o nedenledir ki; Yunanistan tarafından işgal edilen 18 Ege adası için bir şey yapmak, düşünce belirtmek akıllarına gelmemiştir; zira işaret verecek "O adam" hala beklenen işareti vermemiştir de ondan.
...
Yıllarca biz ülkücülerin de "Lider, doktrin, teşkilat'a "sorgusuz sadakat afyonu" ile düşünce ve eylem melekelerimiz dumura uğratılıp, siyasal varlık göstermemize ve fikir üretmemize mani olunmuştur. Ancak çok geç de olsa bu talihsiz süreci kırarak; alternatif arayışların, sorgulamaların yürekli öncüleri ile önü açılmıştır. Bunun sonu nereye varacak; elbette kestirmek zor ancak en azından "Fikrimin özgürlüğünü" kazandım. Şimdilik bu bile bana yeter.
...
Sol düşünce sürekli kendi içinde sorgulamasını yapa gelmiştir, Türk milliyetçileri bu alışkanlığı edinmeleri; Başbuğ'un güçlü liderliğinin sağladığı güvene dayanan rehavet nedeniyle hayli zor olmuş olsa da; özellikle son iki yılda bunu başardık. Şimdi sıra geldi "Siyasal İslamcı" ların kendilerini sorgulamaya ancak onlar için bu çok zor olacak; zira onları arada tutan maya rant paylaşımıdır. Liderleri kenara çekildiği an onlar için her şey bitmiş olacak, ve onlar da kenara çekilecekler, yeni bir kullanımlık için bekleyecekler.
Ayasofya'yı camii yaparız ha...
Ne zaman Filistinlilere bir şey olsa; hemen siyasal İslamcıların aklına Ayasofya'da namaz kılmak akıllarına geliyor. Şimdi de ABD Kudüs'ü Israil'in başkenti olarak tanıdı, bizim siyasal İslamcılar gene tutturdular; ''Ayasofya'yı ibadete açalım'' Yahu Ayasofya ilgilendirse ilgilendirse Hristiyan dünyasını ilgilendiriyor, Yahudilere ne ki.
...
Seccademi serecek yer bile bulamasam; Ayasofya'da namaz kılmak istemem. Güzelim camilerimizde huşu içinde namaz kılmak varken; Ayasofya'nın soğukluğunda neme gerek.
...
Ayasofya gibi kiliselerin camiye dönüştürülmesi ile övünmektense; üzerinde hiç bir tahribat yapmadan, orijinalinin korunmasını başarmış Türk milletinin mensubu olmayı yeğlerdim.
...
Tekfurun kızını al, Sırp ananın evladını devşir, falancanın kızını cariye yap, kiliseyi camiye çevir ve geldiğimiz son. Bu yapılanlar doğru olmamıştır.
İslam coğrafyasının başına geçirilen çuval
İslam coğrafyasının başına çuval gibi geçirilen BOP projesinin eşbaşkanı kendisine görev tevdi edildiğinde; "Ne münasebet, siz ne yapmak istediğinizin farkındamısınız" diyerek mümince bir tavır ortaya koymuş olsaydı; bugün Küdüs ile ilgili olup bitenler karşında göstermiş olduğu tavrın samimi olduğuna inanıp, güvenebilirdik. Sürecin müsebbibi olanların tavrı konjonktüreldir, hiç de sahici değildir. Tek sahici olan; iktidar gücünü koruyabilmek için durumu fırsata çevirerek, taraftarını konsolide edip, selden kütük kapma gayretidir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
...
Değerli MHP'li dostlarım merak etmeyin, çok da sakıncası olsaydı; Kürtçe bangır bangır yayın yapan bu "TRT Kürtçe"yi açan AKP ve Erdoğan hükümetine Sayın Devlet Bahçeli kayıtsız şartsız destek vermezdi; öyle değil mi(!)
...
İYİ PARTİ'nin bölge için misyonu; bölge insanımıza "Sen de bizimsin kardeşim" güvencesini verebilmektir. İYİ PART insanımıza bunu hissettirdi. Meral Hanım'ın ziyaretlerinde bunu görebiliyoruz.
Bölge de İYİ PARTİ'ye umulmadık, herkesi şaşırtacak bir ilgi ve alaka olacaktır, nasıl mı?
...
Gerek AKP gerekse HDP bölgenin etnik yapısı ve bölge mağduriyetini sömürerek siyasi rant elde etmeye yönelik siyaset ürettiler. AKP üç kez iyileştirmeye adı altında girişimlerde bulundu ancak her seferinde isteği desteği alamayıp, HDP'ye teveccühün ısrarla devam ettiğini de görünce; HDP ve PKK'yı vesile kılarak kendince tekrar yeni bir baskı; sonra tekrar bir vaad süreci; derken nihayetinde "Hendek" sürecine gelindi.
...
Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın itirafı olarak "Vali ve kaymakamlara, sürecin akamete uğramaması için PKK'a elleşmeyin dedik" derken, Bülent Arınç ise "PKK'lılar askerlere ellerini sallayıp, geçiyorlardı" demişti. Yani her iki isim de bir anlamda " PKK ne istediyse verdik" demeyeye getiriyorlardı.
...
Devleti yöneten iradenin PKK'ya elleşmemeyi politik manevra olarak benimsediği aynı zaman diliminde PKK ve siyasi uzantısı HDP ise şehir içi gerilla tarzı iç savaş hazırlıklarını; yer altında evden eve tüneller açarak, sokakları kesen hendekler kazıyarak, cephane yığınakları, savunma duvarları yapıp, halkın üç odalı evlerinin iki odasını mevzi ve sığınma yerleri şeklinde tanzim edip, sürdürüyorlardı.
...
Böylece halk devletin güvencesine sığınayım derken, PKK'nın himmetine muhtaç hale getirildiler zira, bizzat ailece yaşadığı gasp edilen kendi evlerinde devletin PKK'ya elleşmeme taktiği yüzünden PKK'lı teröristlerle kucak kucağa günlerce yaşamak zorunda kaldılar. Yani yöre halkı kendi evlerinde PKK'a esir düşmüştü.
....
Sonra hükümet ne yaptı; doğal olarak devleti PKK karşısında uğrattıkları zafiyeti fark edip, bölgeyi PKK dan temizlemek üzere her türlü iskan maliyetini de göze alarak operasyon yaptı. Savunma ve sığınma amaçlı kullanılan evler de dahil olmak üzere tüm barınaklar, hendekler yerle yeksan edildi.
...
Bu süreçleri ve kendi evlerinde esareti yaşayan bölge halkı artık kendilerini "Kürtlerin" hamisi gören HDP'ye de, kendilerini PKK'nın merhametine terk eden AKP ve dolayısıyla hükümete de hiç güvenmemektedirler. İşte bu noktada bölge halkının aklına ilk gelebilecek alternatif seçenek şüphesiz İYİ PARTİ olacaktır. İşte bu alternatifin önünü kesmek için İYİ PARTİ'yi yukarıda bahsettiğim gibi MHP'nin aynısı gibi gösterip, bölge halkının teveccühüne mani olmak istiyorlar.
...
Meral Hanım bölge halkının anlatmaya çalıştığım ve yıllardır süregelen psikolojisini dikkate alıp, tam da zamanında onlarla kucaklaşmak ve daha sık görüşmek için Ahlat'da ev tutmuştur. Çünkü bölge halkının sahipsizlik ve Kürt oluşunun suistimali dışında ciddi bir sorunu yoktur. Artık oy vereceği partiyi belirleyecek unsurun korku ve tehditler değil; sırtını sıvazlayıp, başını okşayan şefkatli bir elin belirlemesini istiyor. İşte o şefkatli el Meral Akşener eli olacaktır.
...
12 Eylül rejimi ve malum Kürtçe pankarta gösterilen tepkide olduğu gibi hoşgörüsüzlüğün yarattığı ve yıllardır süren tahrik belki de terörü en çok besleyen unsur oldu. Kürtçe yıllar önce evlerde konuşulurken bugün artık devlet tarafından TV kanalında Kürtçe yayın yapılır hale gelinmiştir. Bunu HDP değil bizler başardık maalesef. Devletin, iki gözü olan birisine senin bir gözün yoktur dayatmasını yapmasından kaynaklanmıştır; daha da ısrar edince onlar da ''Madem ki benim bir gözümün olmadığını bana dayatıyorsun; öyleyse ben de senin bir gözünü yok edeyim ki; seninle aynı olayım'' noktasına insanları sürüklenmiştir.
...
En büyük risk Kürtçe yayın yapan TV'nin açılmasıydı. Şu anda bu TV'lerden yapılan Kürtçe yayın ile tüm Kürtlerin şive birliği, dolayısıyla dil birliği sağlanmış oldu, Peki çok mu iyi oldu. Yani bütün bunlar gerçekleştirilirken o zaman İYİ Parti ve Meral Akşener mi vardı. Kürtçe kurslar açılmasına rağmen rağbet görmediği için doğal bir süreç içerisinde kapanmışlardır. Hiç bir Kürt aile çocuklarının iyi eğitim alıp, yetişmesi için Kürtçe eğitim ve öğrenimi tercih etmeyeceklerdir. Oysa inkar ve red politikasına devam edildiği sürece kokulan gerçekleşecektir.
...
Türkçe ve Kürtçe olarak aynı pankart üzerinde ''Hoş geldiniz'''in manası bir anlamda ''Aslında bizler beraber başarabiliriz'' dir. Buradaki mesajı sadece İYİ PARTİ karşıtlığı üzerinden okuyup; kıldı, tüydü bahaneler ile Erdoğan'nın güçlü alternatifini ortaya çıkaramazsak kesin olan şu ki; Erdoğan 2019 yılında tekrar seçilip, iktidarını devam ettirirse anayasa değişikliği ile devletin ikinci resmi dilinin Kürtçe olması muhtemeldir.
Siyasal İslamcıların eylemleri imandan mı geliyor; birine olan sadakattan mı?
"Siyasi İslamcılar" ifadesinde her ne kadar içinde "İslam" geçse de; eylemlerinin temeli imani değil bir "Adama" inanmışlığa ve adanmışlığa dayanır. İşte o nedenledir ki; Yunanistan tarafından işgal edilen 18 Ege adası için bir şey yapmak, düşünce belirtmek akıllarına gelmemiştir; zira işaret verecek "O adam" hala beklenen işareti vermemiştir de ondan.
...
Yıllarca biz ülkücülerin de "Lider, doktrin, teşkilat'a "sorgusuz sadakat afyonu" ile düşünce ve eylem melekelerimiz dumura uğratılıp, siyasal varlık göstermemize ve fikir üretmemize mani olunmuştur. Ancak çok geç de olsa bu talihsiz süreci kırarak; alternatif arayışların, sorgulamaların yürekli öncüleri ile önü açılmıştır. Bunun sonu nereye varacak; elbette kestirmek zor ancak en azından "Fikrimin özgürlüğünü" kazandım. Şimdilik bu bile bana yeter.
...
Sol düşünce sürekli kendi içinde sorgulamasını yapa gelmiştir, Türk milliyetçileri bu alışkanlığı edinmeleri; Başbuğ'un güçlü liderliğinin sağladığı güvene dayanan rehavet nedeniyle hayli zor olmuş olsa da; özellikle son iki yılda bunu başardık. Şimdi sıra geldi "Siyasal İslamcı" ların kendilerini sorgulamaya ancak onlar için bu çok zor olacak; zira onları arada tutan maya rant paylaşımıdır. Liderleri kenara çekildiği an onlar için her şey bitmiş olacak, ve onlar da kenara çekilecekler, yeni bir kullanımlık için bekleyecekler.
Ayasofya'yı camii yaparız ha...
Ne zaman Filistinlilere bir şey olsa; hemen siyasal İslamcıların aklına Ayasofya'da namaz kılmak akıllarına geliyor. Şimdi de ABD Kudüs'ü Israil'in başkenti olarak tanıdı, bizim siyasal İslamcılar gene tutturdular; ''Ayasofya'yı ibadete açalım'' Yahu Ayasofya ilgilendirse ilgilendirse Hristiyan dünyasını ilgilendiriyor, Yahudilere ne ki.
...
Seccademi serecek yer bile bulamasam; Ayasofya'da namaz kılmak istemem. Güzelim camilerimizde huşu içinde namaz kılmak varken; Ayasofya'nın soğukluğunda neme gerek.
...
Ayasofya gibi kiliselerin camiye dönüştürülmesi ile övünmektense; üzerinde hiç bir tahribat yapmadan, orijinalinin korunmasını başarmış Türk milletinin mensubu olmayı yeğlerdim.
...
Tekfurun kızını al, Sırp ananın evladını devşir, falancanın kızını cariye yap, kiliseyi camiye çevir ve geldiğimiz son. Bu yapılanlar doğru olmamıştır.
İslam coğrafyasının başına geçirilen çuval
İslam coğrafyasının başına çuval gibi geçirilen BOP projesinin eşbaşkanı kendisine görev tevdi edildiğinde; "Ne münasebet, siz ne yapmak istediğinizin farkındamısınız" diyerek mümince bir tavır ortaya koymuş olsaydı; bugün Küdüs ile ilgili olup bitenler karşında göstermiş olduğu tavrın samimi olduğuna inanıp, güvenebilirdik. Sürecin müsebbibi olanların tavrı konjonktüreldir, hiç de sahici değildir. Tek sahici olan; iktidar gücünü koruyabilmek için durumu fırsata çevirerek, taraftarını konsolide edip, selden kütük kapma gayretidir.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
7 Aralık 2017 Perşembe
GÜNDEME DAİR ''ORDAN BURDAN ŞURDAN''
BOP eşbaşkanlığının Kudüs meselesi olamaz
İslam coğrafyasının başına çuval gibi geçirilen BOP projesinin eşbaşkanı kendisine görev tevdi edildiğinde; "Ne münasebet, siz ne yapmak istediğinizin farkındamısınız" diyerek mümince bir tavır ortaya koymuş olsaydı; bugün Küdüs ile ilgili olup bitenler karşında göstermiş olduğu tavrın samimi olduğuna inanıp, güvenebilirdik. Sürecin müsebbibi olanların tavrı konjonktüreldir, hiç de sahici değildir. Tek sahici olan; iktidar gücünü koruyabilmek için durumu fırsata çevirerek, taraftarını konsolide edip, selden kütük kapma gayretidir.
Siyastin Finansmanı ve rüşvet
Bu ticaret şekli ülkemizin kazanç elde etmesi için değil, malum partinin siyasi finansmanını sağlamak için düşünülmüş olduğu anlaşılıyor.
...
İşte o nedenledir ki; yüklü miktarda rüşvet aldığı söylenen bakanlar dahil kimse görüş belirtemiyor, suçlamalara cevap vermiyorlar. Masum olan insan taş olsa çatlar be. Peki bu ketumluk nedir; çünkü kendilerine "Konuştuğunuz an size sahip çıkmayız, bilesiniz" tehdidinde bulunulduğunu düşünüyorum.
...
ABD'de olup, bitenlerden korkulması da; işin siyasi finans kaynağının deşifre olacağıdır. Ancak ülkenin bekası hassasiyetini dillerine pelesenk ederek, milletin sorgulama yapmaması için kendilerine koruyucu kalkan oluşturmaya çalışıyorlar.
"aRSIZ HBR" kanalı
Zamanında "Zarraf'ın boynuna başarılı ve hayırsever iş adamı madalyonu takılmalı" haberini manşetten veren "aRSIZ HBR" kanalı, Zarraf konusunda gelinen son aşamada Kılıçtaroğlu'nun "Şimdi bakalım bu aRSIZ HBR kanalı boyunlarına ne takacak" deyince hemen "Kılıçtaroğlu yağlı urgan ile bize darağacını gösteriyor" diyerek, algı oluşturmak ve ozanların yaptığı gibi "yağlı urgan" ayağı vererek reislerine ve diğer trollerine siyasi malzeme sağlıyorlar.
...
Ancak EURO 50.000.000.- lık rüşvet dedikodusu üzerinden muhatabına tek bir kelime, yorum yoktur. "Boyna takılan" deyince hemen "Yağlı urgan"ı hatırlayanların her ne hikmetse; bu malum rakam üzerinden arsızlık, hırsızlık, namussuzluk; şerefsizlik ve haysiyetsizlik gibi sıfatların akıllarına gelmiyor olması aRSIZ HBR'in arsızlığı değildir de nedir.
İYİ PARTİ'nin teşkilatlanma sürecinde üyelerine şu mesajı vermesi gerekir.
Sürecin doğası gereği atamalarda üyerlerin "seçme" iradelerine baş vurmak mümkün değil. Bu süreci salimen tamamlayabilmek için Meral Hanım ve görevlendirdiği ekibe rahat çalışma alanı açmak lazım.
...
Teşkilatlanmayı tamamlama sürecinde illa ki gönlümüzce onaylamadığımız isimler atanmış olsalar bile; olağan kongre aşamasına kadar eleştiri yapmayı düşünmeden, katkılarımızı olumlu sinerji oluşturmak adına kesintisiz devam ettirmek durumundayız.
...
Esas demek istediğime gelince; olağan kongreler başladığında süreç üyelerin özgür iradelerine bırakılarak tamamlanmalıdır. Süreç kendi haline bırakıldığında devreye üyelerin "Seçme iradesi" gireceğinden taşlar daha rahat ve yakışır şekilde yerine konacak, oturacaktır.
...
Bilhassa İYİ PARTİ adına inisiyatif sahibi olduğunu düşünen veya katkı sağlamayı içinden geçiren herkes tabana bu yönde telkinde bulunarak, üyerlerin rahatlaması sağlanmalıdır. Çünkü İYİ PARTİ hareketinin oluşmasına vesile olan güçlü nedenlerden birisi de; ayrılıp geldiğimiz partilerde bunların yapılmamasından kaynaklanan, yerleşmiş olan antidemokratik uygulama alışkanlıklarıdır.
''Partili Cumhur Başkanlığı''nın mucidisin; peki adayı niçin değilsin?
''Tek Adamlı Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi''nin kaşifi olacaksın ama adayı olmayacaksın öyle mi. Samimiyet bunun neresinde. Sen Türk milliyetçiliği hareketinden ne istedin de bunu yaptın; kastın neydi.
...
Yeni sistemde cumhurbaşkanı tam yetkili ve sen ''Ben bu işte yokum'' deyip, ''İrademizi falanca için ortaya koyacağız'' diyeceksin. Peki kardeşim adama sormazlar mı ''Öyleyse siyasette niçin varsın; cumhurbaşkanı adayı olamayacağın partiyi niçin meşgul ediyorsun.''
...
Türk milliyetçiliği hareketinin durumu; kapısı Üzerlerine kilitlenip, anahtarı da dışarıya atılmış; etrafı ateşe verilen ev hali gibi. Bu hareket böyle bir sürece kasten sokulmuştur.
...
Bizler aynı zamanda kirli bir referandum ile gasp edilen demokrasinin itibarının iadesi; yani ''Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem''e dönmenin mücadelesini veriyoruz.
...
Tek adam iradesi fetöyü peydahlayıp, canavarlaştıran, sonra da başımıza musallat edendir.
Eğer parlamenter sisteme dayalı, (Birileri yamalı bohça deseler de) tek adam değil, ''Koalisyon iradesi'' olsaydı hükumet adına yapılan atamalarda illaki koalisyonun diğer kanadı fetöcü hakim, savcı ve diğer bürokratların devlete yerleştirilmelerine itiraz edeceklerdi. Anayasa mahkemesi üyelikleri ve yüksek yargı başkanları atanırken duyulan hazdan koalisyonun diğer ortağı ''Mevlam verdikçe veriyor'' demeyecek; ''Bir dakika beyler ne oluyor böyle, kim bunlar'' diyeceklerdi ama tek adamlılık buna fırsat vermedi. İşte bu nedenle İYİ PARTİ'nin verdiği mücadele ''Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme''e dönüş mücadelesidir.
Has oğlanken hain oğlan olmak
Yirmi gün önce sağlığı hususunda endişe duyduğu vatandaşı için ABD'ye Nota veren devletimiz; aradan on gün geçtikten sonra aynı vatandaş için "Canın cehenneme" diyor; nihai olarak bugün de duyduk ki tüm mal varlığına el koyma kararı alınmış.
...
Demek ki; T. C Devleti için herhangi bir vatandaşının devletin en has elamanıyken; en hain elemanı olma evrimi için aradan yirmi gün geçmesi yetiyormuş.
...
Ve bu adamın hain, ahlaksız, namussuz, üç kağıtcı birisi olduğu özelikle bugün de olduğu gibi muhalefet tarafından geçmişte hükümete hatırlatıldığında; aynen zamanında Gülen için söyledikleri gibi "Bu hayırsever iş adamından ne istiyorsunuz" demişlerdi. Ve gelinen nokta ne acı tesadüf ki; aynen fetö meselesinde gelinen nokta ile aynı.
...
Acemice, eli ayağı dolaşan; sakarca devleti yönetme anlayışı onbeş yıl önce başladığı gibi maalesef kesintisiz devam ediyor. Doğal olarak bu sakarlığın ne zaman, başımıza ne belalar açabileceği de meçhul.
Ne diyelim; milletin dediği olur(!) muş. Allah devletimizi ve milletimizi korusun.
Cumhur ittifakı
Sayın Bahçeli ülkücünün bilinçli iradesine hükmedip, kendi seçmeninin oylarını istediği şekilde yönlendiremeyeceğini anlayınca; bu sefer Türk milliyetçilerinin "Üç Hilale kıyamamak" görüldüğü yerde altına mühürü basmak gibi sadakata bağlı duygusal refleksi suistimal ederek; AKP ile yapmayı düşündüğü, gönlünden geçen "Cumhur ittifakı"nı gündeme getirerek; Recep Tayyip Erdoğan'ı ve AKP'yi tekrar 2019 seçimlerinde iktidara getirebilmenin formülünü sunmaya çalışıyor.
...
Kırk yıldır kedimi ülkücü olarak tanımlayan birisiyim; diyebilirim ki Sayın Devlet Bahçeli'nin bu anlamdaki düşüncesi, ittifak formülü belki de MHP de kalan seçmenin istenildiği şekilde yönlendirilebilmelerini sağlanacak en kuvvetli formül ancak yeterli değildir. Yani demem o ki; burada amaç; kullanılan oy'un kimi Cumhurbaşkanı yapacağı değil, pusulada üç hilal görüldüğü an altına mühürün basılmasını sağlamaktır; çünkü aksi durumda hiç bir Türk milliyetçisi Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olması için oy vermeyecektir.
...
Ancak bu anlamda etki altına alınabilecekler; Türk milliyetçilerinin genelinin ancak %15 civarında olanları kadardır. Verdiğim yüzde 16 Nisan referandumda Türk milliyetçilerinin kullandıkları Hayır cephesindeki oy oranıdır. Bunu referandum sonrası kamuoyu araştırma şirketlerinin sonuçlar üzerine yaptıkları analizlerden elde ettikleri tesbit olup, şahsi tesbitim değildir.
...
Yine Sayın Bahçel'nin Türk milletinin "Ortalama Algı Düzeyi"nden bihaber olduğunu görüyoruz. Aynı pusula üzerinde, aynı anda tercih edilecek parti için iki defa mühür basılacak olunması kargaşaya sebep olacaktır. Ben sivil toplum örgütcü birisiyim ve Türkiye ortalama algı düzeyini kavrayıp, tanımlayanilmiş birisiyim; sayın Bahçeli'nin formülü hiç de pratik olmayıp, kargaşaya neden olacaktır. Benim ailemde dört seçmen var; Sayın Bahçeli'nin çizerek anlatmaya çalıştığı ittifak formülünü sadece ben anlayabildim. Onu da; anlatırken değil, daha sonra üzerinde biraz düşündükten sonra ancak anlayabildim.
...
Şimdiden söyleyeyim ki; eğer bu seçim ittifakı formülü ile seçim yapılırsa; yaşanabilecek bir kargaşa ile yine Yüksek Seçim Kurulu'nun öğleden sonra iktidarı kurtarma düşüncesine ilham kaynağı olabilecektir.
Mehmet Soral
Sorun yaslalarda değil ki; ahlaki
Harbi bir muhalif olarak söylüyorum ki; yurt dışında bilmem nerede şirket kurup, orada hesap açmak ve o hesap üzerinden para transferleri yapmanın yasalarımıza aykırı bir tarafı yoktur. Bu tür hesaplara duyulan ihtiyaç; kişinin parasal imkanlarının başkaları tarafından bilinmesinin istenmemesidir.
...
Peki böyle olduğu halde suçlamanın muhatabı olanlar niçin "Kardeşim size ne, biz ticaret yaptık, yasa dışı bir şey yoktur" demiyorlar.
...
Demezler, çünkü sorun yasal nedenlerden değil, etik olmayan nedenlerden kaynaklanıyor. Onlar nedir;
İslam coğrafyasının başına çuval gibi geçirilen BOP projesinin eşbaşkanı kendisine görev tevdi edildiğinde; "Ne münasebet, siz ne yapmak istediğinizin farkındamısınız" diyerek mümince bir tavır ortaya koymuş olsaydı; bugün Küdüs ile ilgili olup bitenler karşında göstermiş olduğu tavrın samimi olduğuna inanıp, güvenebilirdik. Sürecin müsebbibi olanların tavrı konjonktüreldir, hiç de sahici değildir. Tek sahici olan; iktidar gücünü koruyabilmek için durumu fırsata çevirerek, taraftarını konsolide edip, selden kütük kapma gayretidir.
Siyastin Finansmanı ve rüşvet
Bu ticaret şekli ülkemizin kazanç elde etmesi için değil, malum partinin siyasi finansmanını sağlamak için düşünülmüş olduğu anlaşılıyor.
...
İşte o nedenledir ki; yüklü miktarda rüşvet aldığı söylenen bakanlar dahil kimse görüş belirtemiyor, suçlamalara cevap vermiyorlar. Masum olan insan taş olsa çatlar be. Peki bu ketumluk nedir; çünkü kendilerine "Konuştuğunuz an size sahip çıkmayız, bilesiniz" tehdidinde bulunulduğunu düşünüyorum.
...
ABD'de olup, bitenlerden korkulması da; işin siyasi finans kaynağının deşifre olacağıdır. Ancak ülkenin bekası hassasiyetini dillerine pelesenk ederek, milletin sorgulama yapmaması için kendilerine koruyucu kalkan oluşturmaya çalışıyorlar.
"aRSIZ HBR" kanalı
Zamanında "Zarraf'ın boynuna başarılı ve hayırsever iş adamı madalyonu takılmalı" haberini manşetten veren "aRSIZ HBR" kanalı, Zarraf konusunda gelinen son aşamada Kılıçtaroğlu'nun "Şimdi bakalım bu aRSIZ HBR kanalı boyunlarına ne takacak" deyince hemen "Kılıçtaroğlu yağlı urgan ile bize darağacını gösteriyor" diyerek, algı oluşturmak ve ozanların yaptığı gibi "yağlı urgan" ayağı vererek reislerine ve diğer trollerine siyasi malzeme sağlıyorlar.
...
Ancak EURO 50.000.000.- lık rüşvet dedikodusu üzerinden muhatabına tek bir kelime, yorum yoktur. "Boyna takılan" deyince hemen "Yağlı urgan"ı hatırlayanların her ne hikmetse; bu malum rakam üzerinden arsızlık, hırsızlık, namussuzluk; şerefsizlik ve haysiyetsizlik gibi sıfatların akıllarına gelmiyor olması aRSIZ HBR'in arsızlığı değildir de nedir.
İYİ PARTİ'nin teşkilatlanma sürecinde üyelerine şu mesajı vermesi gerekir.
Sürecin doğası gereği atamalarda üyerlerin "seçme" iradelerine baş vurmak mümkün değil. Bu süreci salimen tamamlayabilmek için Meral Hanım ve görevlendirdiği ekibe rahat çalışma alanı açmak lazım.
...
Teşkilatlanmayı tamamlama sürecinde illa ki gönlümüzce onaylamadığımız isimler atanmış olsalar bile; olağan kongre aşamasına kadar eleştiri yapmayı düşünmeden, katkılarımızı olumlu sinerji oluşturmak adına kesintisiz devam ettirmek durumundayız.
...
Esas demek istediğime gelince; olağan kongreler başladığında süreç üyelerin özgür iradelerine bırakılarak tamamlanmalıdır. Süreç kendi haline bırakıldığında devreye üyelerin "Seçme iradesi" gireceğinden taşlar daha rahat ve yakışır şekilde yerine konacak, oturacaktır.
...
Bilhassa İYİ PARTİ adına inisiyatif sahibi olduğunu düşünen veya katkı sağlamayı içinden geçiren herkes tabana bu yönde telkinde bulunarak, üyerlerin rahatlaması sağlanmalıdır. Çünkü İYİ PARTİ hareketinin oluşmasına vesile olan güçlü nedenlerden birisi de; ayrılıp geldiğimiz partilerde bunların yapılmamasından kaynaklanan, yerleşmiş olan antidemokratik uygulama alışkanlıklarıdır.
''Partili Cumhur Başkanlığı''nın mucidisin; peki adayı niçin değilsin?
''Tek Adamlı Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi''nin kaşifi olacaksın ama adayı olmayacaksın öyle mi. Samimiyet bunun neresinde. Sen Türk milliyetçiliği hareketinden ne istedin de bunu yaptın; kastın neydi.
...
Yeni sistemde cumhurbaşkanı tam yetkili ve sen ''Ben bu işte yokum'' deyip, ''İrademizi falanca için ortaya koyacağız'' diyeceksin. Peki kardeşim adama sormazlar mı ''Öyleyse siyasette niçin varsın; cumhurbaşkanı adayı olamayacağın partiyi niçin meşgul ediyorsun.''
...
Türk milliyetçiliği hareketinin durumu; kapısı Üzerlerine kilitlenip, anahtarı da dışarıya atılmış; etrafı ateşe verilen ev hali gibi. Bu hareket böyle bir sürece kasten sokulmuştur.
...
Bizler aynı zamanda kirli bir referandum ile gasp edilen demokrasinin itibarının iadesi; yani ''Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem''e dönmenin mücadelesini veriyoruz.
...
Tek adam iradesi fetöyü peydahlayıp, canavarlaştıran, sonra da başımıza musallat edendir.
Eğer parlamenter sisteme dayalı, (Birileri yamalı bohça deseler de) tek adam değil, ''Koalisyon iradesi'' olsaydı hükumet adına yapılan atamalarda illaki koalisyonun diğer kanadı fetöcü hakim, savcı ve diğer bürokratların devlete yerleştirilmelerine itiraz edeceklerdi. Anayasa mahkemesi üyelikleri ve yüksek yargı başkanları atanırken duyulan hazdan koalisyonun diğer ortağı ''Mevlam verdikçe veriyor'' demeyecek; ''Bir dakika beyler ne oluyor böyle, kim bunlar'' diyeceklerdi ama tek adamlılık buna fırsat vermedi. İşte bu nedenle İYİ PARTİ'nin verdiği mücadele ''Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme''e dönüş mücadelesidir.
Has oğlanken hain oğlan olmak
Yirmi gün önce sağlığı hususunda endişe duyduğu vatandaşı için ABD'ye Nota veren devletimiz; aradan on gün geçtikten sonra aynı vatandaş için "Canın cehenneme" diyor; nihai olarak bugün de duyduk ki tüm mal varlığına el koyma kararı alınmış.
...
Demek ki; T. C Devleti için herhangi bir vatandaşının devletin en has elamanıyken; en hain elemanı olma evrimi için aradan yirmi gün geçmesi yetiyormuş.
...
Ve bu adamın hain, ahlaksız, namussuz, üç kağıtcı birisi olduğu özelikle bugün de olduğu gibi muhalefet tarafından geçmişte hükümete hatırlatıldığında; aynen zamanında Gülen için söyledikleri gibi "Bu hayırsever iş adamından ne istiyorsunuz" demişlerdi. Ve gelinen nokta ne acı tesadüf ki; aynen fetö meselesinde gelinen nokta ile aynı.
...
Acemice, eli ayağı dolaşan; sakarca devleti yönetme anlayışı onbeş yıl önce başladığı gibi maalesef kesintisiz devam ediyor. Doğal olarak bu sakarlığın ne zaman, başımıza ne belalar açabileceği de meçhul.
Ne diyelim; milletin dediği olur(!) muş. Allah devletimizi ve milletimizi korusun.
Cumhur ittifakı
Sayın Bahçeli ülkücünün bilinçli iradesine hükmedip, kendi seçmeninin oylarını istediği şekilde yönlendiremeyeceğini anlayınca; bu sefer Türk milliyetçilerinin "Üç Hilale kıyamamak" görüldüğü yerde altına mühürü basmak gibi sadakata bağlı duygusal refleksi suistimal ederek; AKP ile yapmayı düşündüğü, gönlünden geçen "Cumhur ittifakı"nı gündeme getirerek; Recep Tayyip Erdoğan'ı ve AKP'yi tekrar 2019 seçimlerinde iktidara getirebilmenin formülünü sunmaya çalışıyor.
...
Kırk yıldır kedimi ülkücü olarak tanımlayan birisiyim; diyebilirim ki Sayın Devlet Bahçeli'nin bu anlamdaki düşüncesi, ittifak formülü belki de MHP de kalan seçmenin istenildiği şekilde yönlendirilebilmelerini sağlanacak en kuvvetli formül ancak yeterli değildir. Yani demem o ki; burada amaç; kullanılan oy'un kimi Cumhurbaşkanı yapacağı değil, pusulada üç hilal görüldüğü an altına mühürün basılmasını sağlamaktır; çünkü aksi durumda hiç bir Türk milliyetçisi Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olması için oy vermeyecektir.
...
Ancak bu anlamda etki altına alınabilecekler; Türk milliyetçilerinin genelinin ancak %15 civarında olanları kadardır. Verdiğim yüzde 16 Nisan referandumda Türk milliyetçilerinin kullandıkları Hayır cephesindeki oy oranıdır. Bunu referandum sonrası kamuoyu araştırma şirketlerinin sonuçlar üzerine yaptıkları analizlerden elde ettikleri tesbit olup, şahsi tesbitim değildir.
...
Yine Sayın Bahçel'nin Türk milletinin "Ortalama Algı Düzeyi"nden bihaber olduğunu görüyoruz. Aynı pusula üzerinde, aynı anda tercih edilecek parti için iki defa mühür basılacak olunması kargaşaya sebep olacaktır. Ben sivil toplum örgütcü birisiyim ve Türkiye ortalama algı düzeyini kavrayıp, tanımlayanilmiş birisiyim; sayın Bahçeli'nin formülü hiç de pratik olmayıp, kargaşaya neden olacaktır. Benim ailemde dört seçmen var; Sayın Bahçeli'nin çizerek anlatmaya çalıştığı ittifak formülünü sadece ben anlayabildim. Onu da; anlatırken değil, daha sonra üzerinde biraz düşündükten sonra ancak anlayabildim.
...
Şimdiden söyleyeyim ki; eğer bu seçim ittifakı formülü ile seçim yapılırsa; yaşanabilecek bir kargaşa ile yine Yüksek Seçim Kurulu'nun öğleden sonra iktidarı kurtarma düşüncesine ilham kaynağı olabilecektir.
Mehmet Soral
Sorun yaslalarda değil ki; ahlaki
Harbi bir muhalif olarak söylüyorum ki; yurt dışında bilmem nerede şirket kurup, orada hesap açmak ve o hesap üzerinden para transferleri yapmanın yasalarımıza aykırı bir tarafı yoktur. Bu tür hesaplara duyulan ihtiyaç; kişinin parasal imkanlarının başkaları tarafından bilinmesinin istenmemesidir.
...
Peki böyle olduğu halde suçlamanın muhatabı olanlar niçin "Kardeşim size ne, biz ticaret yaptık, yasa dışı bir şey yoktur" demiyorlar.
...
Demezler, çünkü sorun yasal nedenlerden değil, etik olmayan nedenlerden kaynaklanıyor. Onlar nedir;
1-Devleti yönetenlerin bizatihi vatandaşın döviz ve altınlarını
bankalarda hesap açarak ekonomiye kazandırmaları istenirken; aynı
yetkililerin yakınlarının sermayelerini yurt dışına transfer etmiş
olmaları.
2-Bu ülkede kazanılan paranın bu ülkede yatırıma dönüştürülerek kazançlardan vergi yolu ile ülke ekonomisine katkı sağlamak varken; vergi verme yükümlülüğünden kaçınmak için ülkemizin imkanları ile sağlanan sermaye üzerinden başka ülkelerin ekonomilerine katkı sağlamak.
3-En önemlisi de; milyonluk döviz meblağları üzerinden ifade edilen ve transfer edilen paraların ismi geçen insanların hangi iştigal alanında, ne zaman kazanmış olabilecekleri üzerine makul ve mantıklı bir açıklamasının olmayışı.
...
Galiba sıkıntı, bu paraların kaynağının izah edilemeyişinden kaynaklanıyor. Kişi anasının değil, büyük büyük daha büyük anasının rahmine düşmüş olsa bile; bahsi geçen rakamlarla ifade edilen servete sahip olamazlar. Dolayısıyla ortada suç yok ki; CHP de gidip savcılara belge verip, dava açsın.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
2-Bu ülkede kazanılan paranın bu ülkede yatırıma dönüştürülerek kazançlardan vergi yolu ile ülke ekonomisine katkı sağlamak varken; vergi verme yükümlülüğünden kaçınmak için ülkemizin imkanları ile sağlanan sermaye üzerinden başka ülkelerin ekonomilerine katkı sağlamak.
3-En önemlisi de; milyonluk döviz meblağları üzerinden ifade edilen ve transfer edilen paraların ismi geçen insanların hangi iştigal alanında, ne zaman kazanmış olabilecekleri üzerine makul ve mantıklı bir açıklamasının olmayışı.
...
Galiba sıkıntı, bu paraların kaynağının izah edilemeyişinden kaynaklanıyor. Kişi anasının değil, büyük büyük daha büyük anasının rahmine düşmüş olsa bile; bahsi geçen rakamlarla ifade edilen servete sahip olamazlar. Dolayısıyla ortada suç yok ki; CHP de gidip savcılara belge verip, dava açsın.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
2 Aralık 2017 Cumartesi
MERAL AKŞENER ÜZERİNE GÖZLEMİM
Meral Hanım'ın Artvin ziyaretinde yaptığı konuşmayı izleyince; kişiliği ve liderliği üzerine gözlemlerime dair tespitlerimi paylaşmak istedim....
İrticalen yaptığı konuşma üslubundan anlıyoruz ki; son derece öz güven sahibi birisi. Belki birileri ''Ezberini tekrarlıyor'' diyeceklerdir ancak mümkün değil şöyle ki; arada söze giren, laf atanlara usulüne uygun hesaplı, kitaplı yani usturuplu şekilde ''Sesini duydum, benim için özelsin ve sana değer veriyorum bilesin'' diyerek cevabını parantez içi yaparak veriyor; sonra buradan yeni bir başlık açıp, devam edebiliyor; bir başkası hatırlatmada bulunuyor yine bir başlık altında konuşmasına devam edebiliyor. O kalabalıktaki herkese kendisini Meral Akşener nezdinde özel olduğunu hissettiriyor.
...
Samimi ve sahici olduğundan; belki de öz güvenini besleyen ana kaynak burada gizli. Buyurgan bir yapıdan ziyade güven veren anaç yapısı var. Diğer liderler gibi ''Ben sizleri çekip, çeviren; hep buyuran seçkin bir insan olarak aranızdayım; ben olmasan sizler bir hiçsiniz'' ukalalığından kendini uzak tutan bir çaba içerisinde; doğal olarak ''Sen bizim ailemizden herhangi birisisin'' duygusu ile birileri bacısı, birileri anası, birileri teyzesi, birileri de kardeşi olarak görüp, adeta Meral Hanım'ın elinin omuzlarına dokunduğunu, sırtlarını sıvazladığını hissediyorlar.
...
Belki de az önce bir vesile ile ya bina girişinde, ya cadde boyunca yürürken karşılaşıp, diyalog kurduğu kişinin bizzat ismini söyleyerek vesile kılıp, laf atarak kişi üzerinde farkındalık yaratıp, aidiyet duygusunun hem gelişmesini, hem de pekişmesini sağlıyor.
...
Konuşurken bağırmıyor; dinleyeni hiç yormuyor; gezinerek konuşuyor ki; insanlarla daha çok göz teması kurabileyim diye. Kin ve öfkeyi dile getiren ''Diş sıkıp, çene kilitleme'' yok ancak nezaket cümleleri içinde siyasi hesaplaşmanın olacağınına dair ısrarlı, güven verici bir vurgu var ki; bu da elbette İYİ PARTİ'nin kuruluş gerekçelerinin temelinde nelerin olduğunun bir şekilde ifade edilmesi ihtiyacından doğuyor.
..
Tüm söylemlerinde işin odağına kendisini oturtmuyor; kader birliği yaptığı insanları anarak genel başkan olmasına rağmen ''Bakın Hasan ağabeyim, Ayla Hocam da buradalar'' gibi vefa duygusuna binaen hatırlatmalar yapıyor; gelinen noktada sahip olunan onuru tek başına sahiplenmek istemiyor. Özellikle son dönemin siyasi liderlerinin partilerini aileleri adına tescil edilmiş kurumlar gibi görmeleri karşısında Meral Hanım'ın kastettiğim mütevaziliği oldukça manidar değil mi.
...
Üzerine boca edilmek istenen algılara dayalı iftiralara meydan okuyor. Edep ve adap dahilinde siyasi olarak hesaplaşmak isteyenlere; ''Karşıma çıkın, ben buradayım; hepinize verecek cevabım var; geçmişimden gelen, gocunacak hiç kusurum yoktur ama işin içinde namertlik olmasın'' diyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
29 Kasım 2017 Çarşamba
GÜNDEME DAİR ''ORDAN BURDAN ŞURDAN''
Belge
Emekli bankacıyım. Kılıçtaroğlu'nun belge diye sunduğu "Swift mesajı" denen şey; uluslararası para transferlerinde kullanılan; tüm dünyadaki bankalar tarafından genel kabul görmüş; kullanım şekli ve standartı belli olan mesaj şeklidir. Ülkemizdeki herhangi bir bankadan yurt dışındaki bir başka bankaya bahsi seçen Swift mesajı ile döviz gönderildiyse; karşı bankada anında aynı mesajın çıktısı oluşur.
...
Şimdi yapılması gereken; AKP Kılıçtaroğlu'dan iddia ettiği Swift mesajını alsın, sonra da karşı bankada karşılığını bulmaya çalışsın; bulursa CHP haklıdır, bulamazsa Erdoğan haklı olacaktır şüphesiz.
Buyurun gerekeni yapınız.
...
Evet ticari faaliyet konusu olabilir bu para transferleri; ancak bir ülke lideri, ülke ekonomisine kazandırmak için halkın yastık altı altınlarını ve dövizlerini bankalara yatırmasını isterken; kendi yakınları ülke içinde vergi yükümlülüğünden kurtulmak için ülkedeki dövizlerini dışarıya çıkarıp, vergisiz ticaret yapıyorlarsa; bunun etik olarak görülmesi mümkün olmadığı gibi bu kadar milyon dolarların ülke içinde ne zaman kazanıldığı sorusu da ilk akla gelen soru olacaktır.
Tosunun taşakları
Tosunun taşaklarını göstere göstere bunun bir inek olduğunu millete kabul ettirebilenlere; doğru olsa bile suçlayıcı hiç bir deliliniz sökmez. Daha da ısrarcı olursanız; isterlerse, sizin dahi karşı cinsten olduğunuzu bu millete inandırabilirler
Erdoğan'ın resmini montajlamak
Fotomontaj yapılarak Erdoğan'ı Putin önünde eğilmiş halde göstermişler. Şimdiye kadar kendi inisiyatifim dahilinde hiç bir tercihimi Recep Tayyip Erdoğan lehine kullanmadım, kullanmam da; ancak bu yapılanı ele güne karşı hoş görmemiz, "Oh olsun" dememiz mümkün değil; doğru bulmuyorum, tasvip etmiyorum.
...
Ancak şunu da unutmamak lazım ki; Recep Tayyip Erdoğan da; Clinton ve Ecevit'in beraber oldukları malum fotoğraflarında Ecevit'in beyefendiliğinden gelen nezaketli duruşuna hiç hak etmediği halde "Eziklik" montajını yaparak her vesile ile siyasi söylemlerinde kullanmıştır.
...
Sanırım kendisi için yapılan ve hiç kimsenin tasvip etmediği bu montaj işi empati yapmasına vesile olacaktır. Dolayısıyla, her iki montaj da; vicdani de değildir, ahlaki de değildir.
...
Öte yandan;
''Kabataş'da; üst tarafları çıplak, deri pantolonlu yetmiş erkek; içinde bebeği olan çocuk arabası ile karşıdan karşıya geçmekte olan başörtülü bir kadını ve çocuğunu yerlerde tekmeleyerek, üzerine işediler'' yalanının mucitleri daha daha neler yapmazlar ki.
...
Hani şu şantaj, montaj denince, her ne hikmetse hemen bu ''Yalan'' aklıma geldi.
...
Vallahi ben masumum. Demek ki; algı yaratmanın uzmanı olanlar zaman olur bu uzmanlığın mağduru da olabilirler. Sen yetmiş erkeği bir kadının üzerine işetirsen; benim aklıma başka ne gelecekti ki.
İYİ PARTİ Ülkücülere ve MHP'ye iyi geldi
Biz demedik mi; İYİ PARTİ ile her şey iyi olacak diye. Gördünüz değil mi; Balgat müdavimleri artık koltuklarını değil, ayakkabılarını eskitmeye başladılar.
...
Evet, Rahmetli Başbuğ'un doğum yıl dönümü münasebetiyle MHP yönetiminin yönlendirmesi ile "Ocaklı ülkücü gençler"in yapmış olduğu; kalabalık bir kitlenin katılımı ile yapılan güzel bir organizasyon, anma günü ve etkinliğe şahit olduk.
...
İnsan ister istemez soruyor; "Peki bu heyecan dolu, insanı gururlandıran nümayişlerin daha önceki yıllarda yapılmasına mani olan neydi"
...
Ancak burada "Hareketin bekasına" ilişkin bir samimiyetin olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Ve kesinlikle İYİ PARTİ'ye yönelen ilgi ve alakayı dağıtmak, konjonktürel ortamı kendi Üzerlerine çekmek için yapılması düşünülmüş bir etkinlik ama olsun; izlemek hoşunuza gitti, gurur duyduk. Ne de olsa böyle bir nümayişlerin yıllarca özlemini duymuştuk.
...
Keşke bu kalabalıklar; 15 Temmuz hain kalkışma süreci de dahil olmak üzere, sıfır sayıda dost ülkeye sahip olmamız ve beceriksiz devlet yönetiminin ülkemizi uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya getiren ve bütün bunların müsebbibi olan AKP'ye karşı muhalefetin protesto gücü olarak göstere bilinseydi.
...
Ama öyle veya böyle bizim ocaklı gençleri böyle görmek elbette hoşumuza gitti. Türk milleti onların varlığını hissetti.
Yaşasın bizim ocaklı gençler
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Emekli bankacıyım. Kılıçtaroğlu'nun belge diye sunduğu "Swift mesajı" denen şey; uluslararası para transferlerinde kullanılan; tüm dünyadaki bankalar tarafından genel kabul görmüş; kullanım şekli ve standartı belli olan mesaj şeklidir. Ülkemizdeki herhangi bir bankadan yurt dışındaki bir başka bankaya bahsi seçen Swift mesajı ile döviz gönderildiyse; karşı bankada anında aynı mesajın çıktısı oluşur.
...
Şimdi yapılması gereken; AKP Kılıçtaroğlu'dan iddia ettiği Swift mesajını alsın, sonra da karşı bankada karşılığını bulmaya çalışsın; bulursa CHP haklıdır, bulamazsa Erdoğan haklı olacaktır şüphesiz.
Buyurun gerekeni yapınız.
...
Evet ticari faaliyet konusu olabilir bu para transferleri; ancak bir ülke lideri, ülke ekonomisine kazandırmak için halkın yastık altı altınlarını ve dövizlerini bankalara yatırmasını isterken; kendi yakınları ülke içinde vergi yükümlülüğünden kurtulmak için ülkedeki dövizlerini dışarıya çıkarıp, vergisiz ticaret yapıyorlarsa; bunun etik olarak görülmesi mümkün olmadığı gibi bu kadar milyon dolarların ülke içinde ne zaman kazanıldığı sorusu da ilk akla gelen soru olacaktır.
Tosunun taşakları
Tosunun taşaklarını göstere göstere bunun bir inek olduğunu millete kabul ettirebilenlere; doğru olsa bile suçlayıcı hiç bir deliliniz sökmez. Daha da ısrarcı olursanız; isterlerse, sizin dahi karşı cinsten olduğunuzu bu millete inandırabilirler
Erdoğan'ın resmini montajlamak
Fotomontaj yapılarak Erdoğan'ı Putin önünde eğilmiş halde göstermişler. Şimdiye kadar kendi inisiyatifim dahilinde hiç bir tercihimi Recep Tayyip Erdoğan lehine kullanmadım, kullanmam da; ancak bu yapılanı ele güne karşı hoş görmemiz, "Oh olsun" dememiz mümkün değil; doğru bulmuyorum, tasvip etmiyorum.
...
Ancak şunu da unutmamak lazım ki; Recep Tayyip Erdoğan da; Clinton ve Ecevit'in beraber oldukları malum fotoğraflarında Ecevit'in beyefendiliğinden gelen nezaketli duruşuna hiç hak etmediği halde "Eziklik" montajını yaparak her vesile ile siyasi söylemlerinde kullanmıştır.
...
Sanırım kendisi için yapılan ve hiç kimsenin tasvip etmediği bu montaj işi empati yapmasına vesile olacaktır. Dolayısıyla, her iki montaj da; vicdani de değildir, ahlaki de değildir.
...
Öte yandan;
''Kabataş'da; üst tarafları çıplak, deri pantolonlu yetmiş erkek; içinde bebeği olan çocuk arabası ile karşıdan karşıya geçmekte olan başörtülü bir kadını ve çocuğunu yerlerde tekmeleyerek, üzerine işediler'' yalanının mucitleri daha daha neler yapmazlar ki.
...
Hani şu şantaj, montaj denince, her ne hikmetse hemen bu ''Yalan'' aklıma geldi.
...
Vallahi ben masumum. Demek ki; algı yaratmanın uzmanı olanlar zaman olur bu uzmanlığın mağduru da olabilirler. Sen yetmiş erkeği bir kadının üzerine işetirsen; benim aklıma başka ne gelecekti ki.
İYİ PARTİ Ülkücülere ve MHP'ye iyi geldi
Biz demedik mi; İYİ PARTİ ile her şey iyi olacak diye. Gördünüz değil mi; Balgat müdavimleri artık koltuklarını değil, ayakkabılarını eskitmeye başladılar....
Evet, Rahmetli Başbuğ'un doğum yıl dönümü münasebetiyle MHP yönetiminin yönlendirmesi ile "Ocaklı ülkücü gençler"in yapmış olduğu; kalabalık bir kitlenin katılımı ile yapılan güzel bir organizasyon, anma günü ve etkinliğe şahit olduk.
...
İnsan ister istemez soruyor; "Peki bu heyecan dolu, insanı gururlandıran nümayişlerin daha önceki yıllarda yapılmasına mani olan neydi"
...
Ancak burada "Hareketin bekasına" ilişkin bir samimiyetin olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Ve kesinlikle İYİ PARTİ'ye yönelen ilgi ve alakayı dağıtmak, konjonktürel ortamı kendi Üzerlerine çekmek için yapılması düşünülmüş bir etkinlik ama olsun; izlemek hoşunuza gitti, gurur duyduk. Ne de olsa böyle bir nümayişlerin yıllarca özlemini duymuştuk.
...
Keşke bu kalabalıklar; 15 Temmuz hain kalkışma süreci de dahil olmak üzere, sıfır sayıda dost ülkeye sahip olmamız ve beceriksiz devlet yönetiminin ülkemizi uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya getiren ve bütün bunların müsebbibi olan AKP'ye karşı muhalefetin protesto gücü olarak göstere bilinseydi.
...
Ama öyle veya böyle bizim ocaklı gençleri böyle görmek elbette hoşumuza gitti. Türk milleti onların varlığını hissetti.
Yaşasın bizim ocaklı gençler
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
25 Kasım 2017 Cumartesi
GÜNDEME DAİR ''ORDAN BURDAN ŞURDAN''
Rahmetli Başbuğ'u doğum yıl dönümünde rahmetle anıyorum.
Bugünkü kişiliğimi; annemin öğütleri, yönlendirmeleri; öğrenim hayatımda bir kaç öğretmenim, mahallemizde ilk tanıdığım, elinde T cetveli taşıyan mimar bir ağabeyim; fikir ve düşünce sahibi ve bunların namusuna sahip olmamı sağlayan fikri, siyasi önderim ise rahmetli Başbuğ Alpaslan Türkeş dir.
...
O Kışta, kıyamette, engelli birisi olarak cenazesine katılmak benim için büyük bir problemdi. Ankara sokaklarında neredeyse teşkilat mensubu arkadaşlarımın omuzlarında nöbetleşe taşınmam ile ne yapıp edip cenazesine katılmıştım. Allah arkadaşlarımdan razı olsun. Ülkücü camia daima o cenazemizi ''Kar ile abdest aldığımız'' gün olarak hatırlayacak; yolculuğumuz da dahil olmak üzere vefa adına çok güzel anılarımızla yad edecektir.
...
Her ne kadar bahar olsa da; şiddetli bir kış gününde; Ankara da bir insanın cenazesinde eğer iki milyon insan toplanmışsa; bu tablo o insana inanmışlık, adanmışlık ve vefanın ne boyutlarda olduğunu gösterdiği gibi aynı zamanda biz faniler için ibret almamız gereken bir görüntüydü ve bu günümüz için de geçerlidir. Vefat ettiği güne kadar üzerine odaklanmış bu sevgi ve sadakatin yükünü taşımak da; yine o insanın ne kadar büyük insan olduğunu gösterir.
...
Her genel başkan lider olamaz; ama bazı liderler bir neslin yetişmesine vesile olabiliyorlar. Mesela Gazi Mustafa Kemal Atatürk kendi döneminin gençliğini yetiştirdi. Aslında onun Türk gençliğine çalmış olduğu mayadır; hala bu devleti ayakta tutan; 15 Temmuz'a geçit vermeyen. Ve Atatürk sonrası yeni sosyolojimiz şartlarında yetişen nesil ise ülkücü gençliktir. Bu gençliğin fikri alt yapısının oluşmasında ve kitabileşmesinde şüphesiz diğer Türk milliyetçisi fikir adamlarının, aydınlarının katkılarının olması şüphesizdir ancak aksiyoner anlamda ete kemiğe bürünmesinin banisi Alparslan Türkeş dir. Bu arada elbette sol gençlik de her zaman var olmuştur ama hiç bir zaman solu disipline edecek, tek seslilik anlamında ne bir lideri, ne de organize bir gençlik olmamış; daha çok parçalı bir yapıda olmuşlardır.
...
Doğum yıl dönümünde kendisini rahmetle anıyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
''Kara cuma''
Ulan gerzek!
sözüm ona İslam adına "Kara cuma" kampanyasını cuma gününün kutsiyetine atıf yaparak kampanya yapan mağazaların videolarını çekip, ifşa ediyorsunuz. Kullandığınız her oy'unuzu yönlendiren de sahip olduğunuz bu zeka işte. Başımıza gelen bütün belalar da bu zeka ürünlerinin bileşkesi oluyor elbette.
Bu yaptığınızda İlaç niyetine de olsa; zerre kadar akıl yürütme var mı Allah aşkına. Zavallı kızcağıza mağaza önünde esip, gülüyorsun "Nedir bu kara cuma tabelası, burası Müslüman bir ülke " diyerek ekmek parası peşinde koşan mağaza çalışanlarını huzursuz ediyorsunuz.
...
Eğer sizin mantığınız ve gerekçeniz ile protesto yapacaksan; ilk önce milli piyango bayilerinin önüne git, devletini protesto etsene. Devlet 62.000.000._TL'lik kumar masası kurmuş, milleti kumara çağırıyor bundan haberin yok mu, gerzek!
...
Kardeşim bu işi imani olarak ilgilendiren ne var; hiç bir şey. "İnsanların tüketim çılgınlığına itilmesi israf ekonomisine neden oluyor" desen daha mantıklı ve makul bir neden olmaz mı; olamaz; çünkü muhtemelen sen o alış veriş merkezinin kapısına yeni, yetme "Siyasal İslamcı Kapitalist" uşağı birisi olarak, camlarına siyah filim çekilmiş son model Mercedes ile gitmişsindir.
...
Ayrıca 15 Temmuz Cuma gününü "Kara Cuma'' yapanlar kimlerdi; dün Mısır'da yaşanan bir kara cuma değil miydi. Sen Müslüman olarak beynini geliştirmekten öte şekillere yeni şekil vermeye devam ettiğin sürece kara cumalar son bulmayacaktır.
....
Şimdi bu yazımdan sonra daha önce kullandığım ifademi tekrarlayacağım; beni ülküdaşlarımın bazıları, Siyasal İslamcıların hiçbirisi, solcuların da hepsi anlayabilecekler.
Asabi psikopat Nihat Genç
Nihat Genç ukalası bugünkü yazısının son paragrafında "15 Temmuz'da ordusuna karşı topraklarını savunan bu halk..." cümlesini kullanarak ordu düşmanlığı yapıp, sonra da bu millete NATO karşıtlığını anlatıyor. Türk ordusunu da adeta gereksiz, işgalci güç gibi gören "Asabi psikopat"
...
Halt etmişsin sen. Üç uçak havada, beş tank caddeye çıktı diye; bunlar üzerinden Türk ordusunu 15 Temmuz'un içinde gösteremezsin. Yine diyorum ki be hey ahmak; "Hötün" yiyorsa 15 Temmuz gecesi gördüğümüz asker elbiseli hainleri oralara ne zaman, ne kadarı, kimler tarafından yerleştirildiler; onun sorgulamasını yapsana. Ordu düşmanlığı yaparak, NATO karşıtlığı yapamazsın; bu bir çelişkidir; zira NATO karşıtlığı, gücünü Türk Ordusuna güvenden almalıdır. "ROK karısı Nagihan"ı taklit etmek sana yakışmıyor.
Alevi kardeşlerimi kucaklıyorum
Türk milliyetçisi, ülkücü ve Sünni birisi olarak tüm Alevi kardeşlerimi en samimi duygularımla kucaklıyorum.
Hiç bir tahrik ve tezgah bizleri kucaklaşmaktan men edemeyecektir. Türk milletinin mayasına müdahaleye izin vermeyeceğiz.
Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin.
Rıza Zarraf ve milli mesle
Rıza Zarraf olayı milli bir mesele mi; elbette hayır, en azından ben öyle görmüyorum. Ancak bu malum isim ve "Dörtkağıtcı" kankalarının çevirmiş oldukları dolaplar üzerinden ülkemiz hedefe konduğu için elbette bana ne demiyeceğiz. Nasıl ki bu ülkede; adına kayıtlı bir karış toprağı dahi olmayan, askerlik çağına gelmiş her Türk erkeği şehit olmak da dahil "Bana ne; yeri yurdu, taşı toprağı olanlar askere gitsin" demiyerek askerlik görevinden kaçmıyorsa; bizler de Zarraf olayına öyle bakacağız, devletimize sahip çıkacağız.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Bugünkü kişiliğimi; annemin öğütleri, yönlendirmeleri; öğrenim hayatımda bir kaç öğretmenim, mahallemizde ilk tanıdığım, elinde T cetveli taşıyan mimar bir ağabeyim; fikir ve düşünce sahibi ve bunların namusuna sahip olmamı sağlayan fikri, siyasi önderim ise rahmetli Başbuğ Alpaslan Türkeş dir. ...
O Kışta, kıyamette, engelli birisi olarak cenazesine katılmak benim için büyük bir problemdi. Ankara sokaklarında neredeyse teşkilat mensubu arkadaşlarımın omuzlarında nöbetleşe taşınmam ile ne yapıp edip cenazesine katılmıştım. Allah arkadaşlarımdan razı olsun. Ülkücü camia daima o cenazemizi ''Kar ile abdest aldığımız'' gün olarak hatırlayacak; yolculuğumuz da dahil olmak üzere vefa adına çok güzel anılarımızla yad edecektir.
...
Her ne kadar bahar olsa da; şiddetli bir kış gününde; Ankara da bir insanın cenazesinde eğer iki milyon insan toplanmışsa; bu tablo o insana inanmışlık, adanmışlık ve vefanın ne boyutlarda olduğunu gösterdiği gibi aynı zamanda biz faniler için ibret almamız gereken bir görüntüydü ve bu günümüz için de geçerlidir. Vefat ettiği güne kadar üzerine odaklanmış bu sevgi ve sadakatin yükünü taşımak da; yine o insanın ne kadar büyük insan olduğunu gösterir.
...
Her genel başkan lider olamaz; ama bazı liderler bir neslin yetişmesine vesile olabiliyorlar. Mesela Gazi Mustafa Kemal Atatürk kendi döneminin gençliğini yetiştirdi. Aslında onun Türk gençliğine çalmış olduğu mayadır; hala bu devleti ayakta tutan; 15 Temmuz'a geçit vermeyen. Ve Atatürk sonrası yeni sosyolojimiz şartlarında yetişen nesil ise ülkücü gençliktir. Bu gençliğin fikri alt yapısının oluşmasında ve kitabileşmesinde şüphesiz diğer Türk milliyetçisi fikir adamlarının, aydınlarının katkılarının olması şüphesizdir ancak aksiyoner anlamda ete kemiğe bürünmesinin banisi Alparslan Türkeş dir. Bu arada elbette sol gençlik de her zaman var olmuştur ama hiç bir zaman solu disipline edecek, tek seslilik anlamında ne bir lideri, ne de organize bir gençlik olmamış; daha çok parçalı bir yapıda olmuşlardır.
...
Doğum yıl dönümünde kendisini rahmetle anıyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
''Kara cuma''
Ulan gerzek!
sözüm ona İslam adına "Kara cuma" kampanyasını cuma gününün kutsiyetine atıf yaparak kampanya yapan mağazaların videolarını çekip, ifşa ediyorsunuz. Kullandığınız her oy'unuzu yönlendiren de sahip olduğunuz bu zeka işte. Başımıza gelen bütün belalar da bu zeka ürünlerinin bileşkesi oluyor elbette.
Bu yaptığınızda İlaç niyetine de olsa; zerre kadar akıl yürütme var mı Allah aşkına. Zavallı kızcağıza mağaza önünde esip, gülüyorsun "Nedir bu kara cuma tabelası, burası Müslüman bir ülke " diyerek ekmek parası peşinde koşan mağaza çalışanlarını huzursuz ediyorsunuz.
...
Eğer sizin mantığınız ve gerekçeniz ile protesto yapacaksan; ilk önce milli piyango bayilerinin önüne git, devletini protesto etsene. Devlet 62.000.000._TL'lik kumar masası kurmuş, milleti kumara çağırıyor bundan haberin yok mu, gerzek!
...
Kardeşim bu işi imani olarak ilgilendiren ne var; hiç bir şey. "İnsanların tüketim çılgınlığına itilmesi israf ekonomisine neden oluyor" desen daha mantıklı ve makul bir neden olmaz mı; olamaz; çünkü muhtemelen sen o alış veriş merkezinin kapısına yeni, yetme "Siyasal İslamcı Kapitalist" uşağı birisi olarak, camlarına siyah filim çekilmiş son model Mercedes ile gitmişsindir.
...
Ayrıca 15 Temmuz Cuma gününü "Kara Cuma'' yapanlar kimlerdi; dün Mısır'da yaşanan bir kara cuma değil miydi. Sen Müslüman olarak beynini geliştirmekten öte şekillere yeni şekil vermeye devam ettiğin sürece kara cumalar son bulmayacaktır.
....
Şimdi bu yazımdan sonra daha önce kullandığım ifademi tekrarlayacağım; beni ülküdaşlarımın bazıları, Siyasal İslamcıların hiçbirisi, solcuların da hepsi anlayabilecekler.
Asabi psikopat Nihat Genç
Nihat Genç ukalası bugünkü yazısının son paragrafında "15 Temmuz'da ordusuna karşı topraklarını savunan bu halk..." cümlesini kullanarak ordu düşmanlığı yapıp, sonra da bu millete NATO karşıtlığını anlatıyor. Türk ordusunu da adeta gereksiz, işgalci güç gibi gören "Asabi psikopat"
...
Halt etmişsin sen. Üç uçak havada, beş tank caddeye çıktı diye; bunlar üzerinden Türk ordusunu 15 Temmuz'un içinde gösteremezsin. Yine diyorum ki be hey ahmak; "Hötün" yiyorsa 15 Temmuz gecesi gördüğümüz asker elbiseli hainleri oralara ne zaman, ne kadarı, kimler tarafından yerleştirildiler; onun sorgulamasını yapsana. Ordu düşmanlığı yaparak, NATO karşıtlığı yapamazsın; bu bir çelişkidir; zira NATO karşıtlığı, gücünü Türk Ordusuna güvenden almalıdır. "ROK karısı Nagihan"ı taklit etmek sana yakışmıyor.
Alevi kardeşlerimi kucaklıyorum
Türk milliyetçisi, ülkücü ve Sünni birisi olarak tüm Alevi kardeşlerimi en samimi duygularımla kucaklıyorum.
Hiç bir tahrik ve tezgah bizleri kucaklaşmaktan men edemeyecektir. Türk milletinin mayasına müdahaleye izin vermeyeceğiz.
Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin.
Rıza Zarraf ve milli mesle
Rıza Zarraf olayı milli bir mesele mi; elbette hayır, en azından ben öyle görmüyorum. Ancak bu malum isim ve "Dörtkağıtcı" kankalarının çevirmiş oldukları dolaplar üzerinden ülkemiz hedefe konduğu için elbette bana ne demiyeceğiz. Nasıl ki bu ülkede; adına kayıtlı bir karış toprağı dahi olmayan, askerlik çağına gelmiş her Türk erkeği şehit olmak da dahil "Bana ne; yeri yurdu, taşı toprağı olanlar askere gitsin" demiyerek askerlik görevinden kaçmıyorsa; bizler de Zarraf olayına öyle bakacağız, devletimize sahip çıkacağız.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
22 Kasım 2017 Çarşamba
GÜNDEME DAİR ''ORDAN BURDAN ŞURDAN''
Nihat Genç'in Türk milliyetçilerine hakareti
Nihat Genç, ilk önce Türk milliyetçileri için ağzından çıkan hakaretlerini çıktıkları yere sokarak başlamak istiyorum.
"Hötün" yiyorsa ABD-CEMAAT öncülüğünde, Cüneyt Zapsu'nun kirveliğinde tayin edilmiş BOP eşbaşkanı ve onun partisini sorgulasana.
...
NATO'ya üyeliğimiz devletimizin geleneksel kabul görmüş ittifak tercihidir. İki kutuplu dünyada her devlet kendi tercihini yapıp, ittifaklarda yerlerini aldılar . Türkiye de tercihini NATO 'dan yana kullanmıştır.
...
Ahmak herif ülkemizi NATO'ya Türk milliyetçileri mi soktu ki; hesabını da bizlere sormaya kalkıyorsun. 2001 yılından itibaren Nato'nun babası ABD'de Türkiye üzerine operasyon hazırlıkları yapılıp, tetiklenen ekonomik kriz ile hangi "Kahramanın"ın siyaseten önü açılıp, son onbeş yılın kaderine hükmedilmek istenmiştir.
...
Bugün NATO ile Türkiye'nin arasının bozulması üzerinden öfkeni Türk milliyetçilerine kusman; temelinde yatan gerçek belli ki geçmişe dönük intikam hırsının hala içindeki varlığının devam ediyor olmasıdır.
...
Eğer yüreğin yetiyorsa NATO'ya müttefik olma şartlarının gereğini; devlet ciddiyetinden uzak, gerektiği gibi yerine getiremeyen iktidardan hesap soracaksın. Türk ordusu aynı zamanda NATO ordusu olup, NATO'da görevli tüm Türk subaylarının tayin, terfi ve yerleştirilmelerinden ülkemizi yöneten hükumetler sorumludurlar. Eğer ülkemiz adına NATO'da görev yapan askerler bir ihanetin içinde yer almışlarsa ve bundan kaynaklanan Türkiye-NATO ilişkileri bozulmuşsa yine bunun hesabını; ''hötün'' yiyorsa hükumetten soracaksın.
...
Bir evde verilen kız için söz kesilirken; aynı anda bir başka aileye tanışmak için randevu verilmez. Nato ittifakı olmaktan kaynaklanan haklarımızın takipçisi olmak varken; karşı ittifaktan S400 füzeleri almak ne anlama geliyor. İttifaklar güven esaslıdır ve karşılıklı çıkara dayanır; her ittifaka mavi boncuk dağıtarak güvenlik sağlanmaz; işin garibi her iki tarafa da güven vermeyen bir intiba uyandırırsın. Şimdi NATO üzerine bütün bu gerçekler biliniyorken NATO sorununu Türk milliyetçileri üzerinden okumanın sendeki kuyruk acısı ne olabilir ki.
...
Dolayısıyla, Nihat Genç ''Hötün'' yiyorsa git şikayetinin müsebbibi olanlara saldır; Türk milliyetçileri üzerinden sana mastürbasyon yapmaya müsaade etmeyiz..
Algıların tasmalı müdavimleri
Algıların tasmalı müdavimleri; iradelerini ipotek ettirmiş gönüllü esirler; bu da yetmeyip sadakat nikahı kıymış zavallılar Zerre kadar Allah'ın lütfü olan düşünme melekesini devreye sokabilseler derler ki;
Yahu bu kadıncağız Paralelci olsaydı; fetö'nün düşündüğü kalkışmaya daha epeyce de bir zaman varken; Davutoğlu'nun AKP'ye davetini kabul eder; 1 Kasıma kadar sürecek olan Davutoğlu hükumetinde görev alır; cemaatin hükumetteki bir görevlisi olarak; muhtemelen de başbakan yardımcısı olarak cemaat açısından sızamadıkları yerlere sızıp, açık kalan yerlere yerleşme fırsatı bulunupp, eksiklikler tamamlanırdı.
...
Ama Meral Akşener Davutoğlu'nun AKP'ye katılması ve kuracağı hükumette yer alması teklifine anında ''Bu teklifi bana yapılmış hakaret olarak görüyorum'' diyerek red etmiş; daha sonra da Tuğrul Türkeş AKP'ye katılmış, bir veya iki gün sonra da Tuğrul Türkeş-Bahçeli'nin hiç de alışık olmadığımız şekilde mecliste mutluluk pozlarını gördük. Özellikle Devlet Bahçeli çok mutlu gözüküyordu.
...
Bence AKP'nin kurulduktan değil, kurulmadan önce yaşanan süreçler de (Özellikle Cüneyt Zapsu kirveliğini de hatırlayın lütfen) dahil olmak üzere bugüne kadar geçen süreç içinde ülkemizde yaşanan kırılmalar ve bu kırılmalar karşısında Devlet Bahçeli ve MHP siyasetinin iyi analiz edilip, sorgulanması gerekir diye düşünüyorum. Şahsen MHP'nin iktidar olabilme ihtimaline karşı hiç bir argüman geliştirmediğini gördüm. Tek geliştirdiği argüman AKP'yi düştüğü yerden kaldırmaya yönelik olmuştur. Çünkü yine tekrarlıyorum ki; Devlet Bahçeli resmi olmayan Paralel MİT müsteşarı, MHP de resmi olmayan MİT kurumu gibi olup, amaç hükumetin tanımladığı görevi yerine getirmektir. Devlet böyle bir ''Sanal Kurum'' oluşturdu da yoksa millet olarak bizim mi haberimiz yoktur.
Her ülkücü 2019 seçimleri için şimdiden tercihini ortaya koymalıdır
Ülkücülerin o partide bu partide olmasının hiç bir önemi kalmamıştır. Ülkücüler olarak Demokratik Parlamenter sisteme tekrar dönmek istiyormuyuz, istemiyormuyuz; önemli olan budur.
..
Tek adamlı diktanın devamını isteyenler Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı kalmasını isteyecekler; cumhuriyet değer ve kazanımlarının devamını isteyenler ise tekrar Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme dönmek için Meral Akşener'i destekleyeceklerdir. Dolayısıyla ne kadar ülkücü olduğumuz üzerinden birbirimizi kem sözlerle incitmenin, hırpalamanın gereği yoktur.
Nato tatbikatında yaşanan rezalet
Nato tatbikatında; Atatürk ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şahsında Türk milletini küçük görme, aşağılama eyleminin temelinde fetö diasporasının olduğu büyük bir ihtimal.
...
Fetö; sadece üç beş puştun seneler süren gizli emellerinin neticesi değil; cumhuriyet kurulduğundan beridir değer ve kazanımlarına karşı savaş açmış güruhun su döküp, yeşerttiği alanda zemin bulup, yetişmiş olan ayrık otudur.
...
Dolayısıyla fetö ile mücadele yetmez; ibrik ile su dökenlerden de hesap sormak; bundan sonra da devlet yönetimine gelen her kişi, grup veya partinin geleneksel görevi olmalıdır.
...
Evet, bu cemaat denen yapı kırk senedir var ama hiç bir iktidar bu iktidar gibi bırakın geçsinler, elleşmeyin yapsınlar dememiştir.
Devletin bekası sözkonusu ise
MHP adına konuşan arkadaşlarımız ve parti sözcüleri; neymiş efendim; ''Devletin bekası için Recep Tayyip Erdoğan'ın arkasındaymışız''
...
Madem öyle; defalarca kandırılan Erdoğan bu sefer devletin bekasını düşünerek 2019 yılında Cumhurbaşkanı adayı olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ortak aday olarak göstersin. İlle de Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olacak diye bir ayet mi var; söz konusu olan devletin bekası ise.
...
Nihayetinde elli yıllık bir partinin genel başkanı olup; bu kadar kendisine bilgelik ve devlet adamlığı vehmedildiğine göre güven de duyulmalıdır.
...
Şu "Hareketi" getirdikleri yere bakın; elli yıllık bir parti Cumhurbaşkanlığı seçimleri için kendi adayını kendi içinden gösteremiyor; bir başka partinin genel başkanının siyasi bekası için. Ve Türk milliyetçisi olarak bu utancı yaşamamak adına farklı formüller için inisiyatifimizi ortaya koymamızı; BOP eşbaşkanlığı yerli taşoranları ve onların arkasını toparlayan hizmetkarları sözüm ona bizleri eleştiriyorlar. Geçiniz lütfen.
...
Yine sözümü tekrarlıyorum; ''Saf ülkücüleri'' bostana karga kovalamaya gönderip, sonra bostanda yetiştirdiklerimizden kendinize ziyafet çekemeyeceksiniz. Artık el koyduk; bostan da bizim, sofra da bizim.
Atatürk sevgisi ve takiye yapmak
Ulan içinizden bir taneniz de çıksın "Ben baştan beridir Atatürk hakkında ne düşünüyorsam, şimdi de öyle düşünüyorum" desin. Azıcık da inancınızın delikanlısı olsanız ne var yani. Yahu istisnasız hepiniz mi Atatürkçü oldunuz be.
...
Bunların hepisi birer topaç denen oyuncak. Bir el bunların beyinlerinden kuyruk sokumlarına kadar ipi sarar sona yere doğru fırlatır; ikinci bir müdahaleye kadar dönmeye devam ederler. Tekrar ipi sarmalar, tekrar yere atmalar, tekrar dönmeler; nihayetinde ipi elinde tutan istediği şekilde hevesi bitene kadar bu topaçları çevirmeye devam eder.
“Ayakların Yan Basir Yoksa Sen Sarhoş musan”
Erzurum yöresine ait türkü de geçen “Ayakların Yan Basir Yoksa Sen Sarhoş musan” ifadesi, “Ayakların Yan Basir, Yoksa Sen Oruç musan” şeklinde değiştirildi. Gerekçesi; İslami hassasiyet gösteriliyor. Öyleyse bu zihniyete göre Nisa suresinde geçen "Sarhoşken namaza yaklaşmayın" ayetini de değiştirmek lazım; zira "Sarhoş" kelimesi geçiyor(!)
İşin garibi bu zihniyette bir çok insan aynı zamanda devletimizi yönetenlere danışmanlık yapıyorlar.
...
Şimdi aynı zihniyet, müslüman Türk milletini yılbaşında oynanacak 61.000.000.-TL'lik kumar masasına çağırıyor. Ne yaman çelişki değil mi.
Mete Yarar ''Tanrımıza hamd olsun'' demeyi yanlış buluyor
Mete Yarar "Hala orduda yemek duasında Tanrımıza hamd olsun deniyor" eleştiriyor ve gerekçe olarak da; "Allah'ın isimleri arasında Tanrı ismi yoktur" diyor. Yahu elbette olmayacaktır, sayılan bütün isimler zaten Arapça. Oysa "Tanrı", Arapça olan "Allah"ın Türkçe karşılığıdır.
...
Buradan şu mana çıkıyor; eğer bir müslüman Türk olarak "Tanrım bana bu sağlık, sıhhat ve huzuru verdiğin için teşekkür ederim" diye dua ettiğimde Allah benim niyazımı anlamayacak öyle mi.
...
Ben de iddia ediyorum ki; "Tanrı"nın "Allah" demek olduğunu bilmeyenlerin veya kabul etmeyenlerin imanları da eksiktir; zira Allah'ın gücü, kudreti ve sıfatlarını eksik kabul etmiş olacaklardır. Öyle ya; her şeyi bilen, hâkim olan Allah'ın Türkçeyi bilmemesi gibi bir saçmalık olabilir mi.
...
Size inat bundan böyle duama "Tanrım" seslenişi ile başlayacağım. Çünkü ben Allah'ın Türkçeyi bildiğine inanıyorum; ya siz "Arapçılar"
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Nihat Genç, ilk önce Türk milliyetçileri için ağzından çıkan hakaretlerini çıktıkları yere sokarak başlamak istiyorum.
"Hötün" yiyorsa ABD-CEMAAT öncülüğünde, Cüneyt Zapsu'nun kirveliğinde tayin edilmiş BOP eşbaşkanı ve onun partisini sorgulasana.
...
NATO'ya üyeliğimiz devletimizin geleneksel kabul görmüş ittifak tercihidir. İki kutuplu dünyada her devlet kendi tercihini yapıp, ittifaklarda yerlerini aldılar . Türkiye de tercihini NATO 'dan yana kullanmıştır.
...
Ahmak herif ülkemizi NATO'ya Türk milliyetçileri mi soktu ki; hesabını da bizlere sormaya kalkıyorsun. 2001 yılından itibaren Nato'nun babası ABD'de Türkiye üzerine operasyon hazırlıkları yapılıp, tetiklenen ekonomik kriz ile hangi "Kahramanın"ın siyaseten önü açılıp, son onbeş yılın kaderine hükmedilmek istenmiştir.
...
Bugün NATO ile Türkiye'nin arasının bozulması üzerinden öfkeni Türk milliyetçilerine kusman; temelinde yatan gerçek belli ki geçmişe dönük intikam hırsının hala içindeki varlığının devam ediyor olmasıdır.
...
Eğer yüreğin yetiyorsa NATO'ya müttefik olma şartlarının gereğini; devlet ciddiyetinden uzak, gerektiği gibi yerine getiremeyen iktidardan hesap soracaksın. Türk ordusu aynı zamanda NATO ordusu olup, NATO'da görevli tüm Türk subaylarının tayin, terfi ve yerleştirilmelerinden ülkemizi yöneten hükumetler sorumludurlar. Eğer ülkemiz adına NATO'da görev yapan askerler bir ihanetin içinde yer almışlarsa ve bundan kaynaklanan Türkiye-NATO ilişkileri bozulmuşsa yine bunun hesabını; ''hötün'' yiyorsa hükumetten soracaksın.
...
Bir evde verilen kız için söz kesilirken; aynı anda bir başka aileye tanışmak için randevu verilmez. Nato ittifakı olmaktan kaynaklanan haklarımızın takipçisi olmak varken; karşı ittifaktan S400 füzeleri almak ne anlama geliyor. İttifaklar güven esaslıdır ve karşılıklı çıkara dayanır; her ittifaka mavi boncuk dağıtarak güvenlik sağlanmaz; işin garibi her iki tarafa da güven vermeyen bir intiba uyandırırsın. Şimdi NATO üzerine bütün bu gerçekler biliniyorken NATO sorununu Türk milliyetçileri üzerinden okumanın sendeki kuyruk acısı ne olabilir ki.
...
Dolayısıyla, Nihat Genç ''Hötün'' yiyorsa git şikayetinin müsebbibi olanlara saldır; Türk milliyetçileri üzerinden sana mastürbasyon yapmaya müsaade etmeyiz..
Algıların tasmalı müdavimleri
Algıların tasmalı müdavimleri; iradelerini ipotek ettirmiş gönüllü esirler; bu da yetmeyip sadakat nikahı kıymış zavallılar Zerre kadar Allah'ın lütfü olan düşünme melekesini devreye sokabilseler derler ki;
Yahu bu kadıncağız Paralelci olsaydı; fetö'nün düşündüğü kalkışmaya daha epeyce de bir zaman varken; Davutoğlu'nun AKP'ye davetini kabul eder; 1 Kasıma kadar sürecek olan Davutoğlu hükumetinde görev alır; cemaatin hükumetteki bir görevlisi olarak; muhtemelen de başbakan yardımcısı olarak cemaat açısından sızamadıkları yerlere sızıp, açık kalan yerlere yerleşme fırsatı bulunupp, eksiklikler tamamlanırdı.
...
Ama Meral Akşener Davutoğlu'nun AKP'ye katılması ve kuracağı hükumette yer alması teklifine anında ''Bu teklifi bana yapılmış hakaret olarak görüyorum'' diyerek red etmiş; daha sonra da Tuğrul Türkeş AKP'ye katılmış, bir veya iki gün sonra da Tuğrul Türkeş-Bahçeli'nin hiç de alışık olmadığımız şekilde mecliste mutluluk pozlarını gördük. Özellikle Devlet Bahçeli çok mutlu gözüküyordu.
...
Bence AKP'nin kurulduktan değil, kurulmadan önce yaşanan süreçler de (Özellikle Cüneyt Zapsu kirveliğini de hatırlayın lütfen) dahil olmak üzere bugüne kadar geçen süreç içinde ülkemizde yaşanan kırılmalar ve bu kırılmalar karşısında Devlet Bahçeli ve MHP siyasetinin iyi analiz edilip, sorgulanması gerekir diye düşünüyorum. Şahsen MHP'nin iktidar olabilme ihtimaline karşı hiç bir argüman geliştirmediğini gördüm. Tek geliştirdiği argüman AKP'yi düştüğü yerden kaldırmaya yönelik olmuştur. Çünkü yine tekrarlıyorum ki; Devlet Bahçeli resmi olmayan Paralel MİT müsteşarı, MHP de resmi olmayan MİT kurumu gibi olup, amaç hükumetin tanımladığı görevi yerine getirmektir. Devlet böyle bir ''Sanal Kurum'' oluşturdu da yoksa millet olarak bizim mi haberimiz yoktur.
Her ülkücü 2019 seçimleri için şimdiden tercihini ortaya koymalıdır
Ülkücülerin o partide bu partide olmasının hiç bir önemi kalmamıştır. Ülkücüler olarak Demokratik Parlamenter sisteme tekrar dönmek istiyormuyuz, istemiyormuyuz; önemli olan budur.
..
Tek adamlı diktanın devamını isteyenler Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı kalmasını isteyecekler; cumhuriyet değer ve kazanımlarının devamını isteyenler ise tekrar Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme dönmek için Meral Akşener'i destekleyeceklerdir. Dolayısıyla ne kadar ülkücü olduğumuz üzerinden birbirimizi kem sözlerle incitmenin, hırpalamanın gereği yoktur.
Nato tatbikatında yaşanan rezalet
Nato tatbikatında; Atatürk ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şahsında Türk milletini küçük görme, aşağılama eyleminin temelinde fetö diasporasının olduğu büyük bir ihtimal.
...
Fetö; sadece üç beş puştun seneler süren gizli emellerinin neticesi değil; cumhuriyet kurulduğundan beridir değer ve kazanımlarına karşı savaş açmış güruhun su döküp, yeşerttiği alanda zemin bulup, yetişmiş olan ayrık otudur.
...
Dolayısıyla fetö ile mücadele yetmez; ibrik ile su dökenlerden de hesap sormak; bundan sonra da devlet yönetimine gelen her kişi, grup veya partinin geleneksel görevi olmalıdır.
...
Evet, bu cemaat denen yapı kırk senedir var ama hiç bir iktidar bu iktidar gibi bırakın geçsinler, elleşmeyin yapsınlar dememiştir.
Devletin bekası sözkonusu ise
MHP adına konuşan arkadaşlarımız ve parti sözcüleri; neymiş efendim; ''Devletin bekası için Recep Tayyip Erdoğan'ın arkasındaymışız''
...
Madem öyle; defalarca kandırılan Erdoğan bu sefer devletin bekasını düşünerek 2019 yılında Cumhurbaşkanı adayı olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ortak aday olarak göstersin. İlle de Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olacak diye bir ayet mi var; söz konusu olan devletin bekası ise.
...
Nihayetinde elli yıllık bir partinin genel başkanı olup; bu kadar kendisine bilgelik ve devlet adamlığı vehmedildiğine göre güven de duyulmalıdır.
...
Şu "Hareketi" getirdikleri yere bakın; elli yıllık bir parti Cumhurbaşkanlığı seçimleri için kendi adayını kendi içinden gösteremiyor; bir başka partinin genel başkanının siyasi bekası için. Ve Türk milliyetçisi olarak bu utancı yaşamamak adına farklı formüller için inisiyatifimizi ortaya koymamızı; BOP eşbaşkanlığı yerli taşoranları ve onların arkasını toparlayan hizmetkarları sözüm ona bizleri eleştiriyorlar. Geçiniz lütfen.
...
Yine sözümü tekrarlıyorum; ''Saf ülkücüleri'' bostana karga kovalamaya gönderip, sonra bostanda yetiştirdiklerimizden kendinize ziyafet çekemeyeceksiniz. Artık el koyduk; bostan da bizim, sofra da bizim.
Atatürk sevgisi ve takiye yapmak
Ulan içinizden bir taneniz de çıksın "Ben baştan beridir Atatürk hakkında ne düşünüyorsam, şimdi de öyle düşünüyorum" desin. Azıcık da inancınızın delikanlısı olsanız ne var yani. Yahu istisnasız hepiniz mi Atatürkçü oldunuz be.
...
Bunların hepisi birer topaç denen oyuncak. Bir el bunların beyinlerinden kuyruk sokumlarına kadar ipi sarar sona yere doğru fırlatır; ikinci bir müdahaleye kadar dönmeye devam ederler. Tekrar ipi sarmalar, tekrar yere atmalar, tekrar dönmeler; nihayetinde ipi elinde tutan istediği şekilde hevesi bitene kadar bu topaçları çevirmeye devam eder.
“Ayakların Yan Basir Yoksa Sen Sarhoş musan”
Erzurum yöresine ait türkü de geçen “Ayakların Yan Basir Yoksa Sen Sarhoş musan” ifadesi, “Ayakların Yan Basir, Yoksa Sen Oruç musan” şeklinde değiştirildi. Gerekçesi; İslami hassasiyet gösteriliyor. Öyleyse bu zihniyete göre Nisa suresinde geçen "Sarhoşken namaza yaklaşmayın" ayetini de değiştirmek lazım; zira "Sarhoş" kelimesi geçiyor(!)
İşin garibi bu zihniyette bir çok insan aynı zamanda devletimizi yönetenlere danışmanlık yapıyorlar.
...
Şimdi aynı zihniyet, müslüman Türk milletini yılbaşında oynanacak 61.000.000.-TL'lik kumar masasına çağırıyor. Ne yaman çelişki değil mi.
Mete Yarar ''Tanrımıza hamd olsun'' demeyi yanlış buluyor
Mete Yarar "Hala orduda yemek duasında Tanrımıza hamd olsun deniyor" eleştiriyor ve gerekçe olarak da; "Allah'ın isimleri arasında Tanrı ismi yoktur" diyor. Yahu elbette olmayacaktır, sayılan bütün isimler zaten Arapça. Oysa "Tanrı", Arapça olan "Allah"ın Türkçe karşılığıdır.
...
Buradan şu mana çıkıyor; eğer bir müslüman Türk olarak "Tanrım bana bu sağlık, sıhhat ve huzuru verdiğin için teşekkür ederim" diye dua ettiğimde Allah benim niyazımı anlamayacak öyle mi.
...
Ben de iddia ediyorum ki; "Tanrı"nın "Allah" demek olduğunu bilmeyenlerin veya kabul etmeyenlerin imanları da eksiktir; zira Allah'ın gücü, kudreti ve sıfatlarını eksik kabul etmiş olacaklardır. Öyle ya; her şeyi bilen, hâkim olan Allah'ın Türkçeyi bilmemesi gibi bir saçmalık olabilir mi.
...
Size inat bundan böyle duama "Tanrım" seslenişi ile başlayacağım. Çünkü ben Allah'ın Türkçeyi bildiğine inanıyorum; ya siz "Arapçılar"
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
