22 Şubat 2023 Çarşamba

KATİL SİYASET KURUMU

Deprem Şehitlerimizin Katili Siyaset Kurumu dur

Siyaset kurumu, bugün için onun bir birleşeni AKP iktidarı, depremin bedelini müteahhitlere ödetmek için deprem bölgesinde suçlanabilecek müteahhit avcılığına çıktı. Yapılan tutuklamalarla milletin öfkesini yatıştırma, kendi ihmal ve sorumsuzluklarının vebalini de dikkatlerden kaçırarak müteahhitlere yönlendirme hatta saldırtarak algı yaratma gayretindeler.

Her gün "Tek adam"a kim ne demiş diye sosyal medya hesaplarını taramak için trol ordusu kuranlar aynı duygu ile deprem kuşağı üzerindeki ülkemizde insanlarımızı deprem felaketlerinden korumak için yirmi yıllık iktidarları sürecinde yapı ve kontrol ordusu kurarak bu kadar can ve mal kaybına, acılara mani olabilirlerdi üstelik de 1999 depremi gibi farklı bir acı tecrübenin yaşanmışlığı varken.
Türk milleti olarak siyaset kurumuna gerekli dersi vermek biz seçmene yani asıl patrona düşüyor. Karşımızda ezilip büzülerek oyumuza talip olan siyaset kurumunun temsilcilerini periyodik seçim süreçlerinde terbiye etmez, hizaya sokmazsak görev ihmali ve liyakatsizlikleri durumlarında verdiğimiz yetki ile onları efendi kendimizi de onların köleleri konumuna sokmuş olduğumuzdan sorgulama yapamıyor, istediğimiz zaman da kolayca sırtımızdan atamıyoruz.
Dolaysıyla önümüzdeki seçimde, siyaset kurumunun birleşeni iktidara enkaz altında kalan canlarımızın hesabını sormak, cezasını kesmek için önce iktidarı değiştirerek başlamak lazım o da AKP parti iktidarına son vermek, bir başkasını getirmek, gerekirse onu da değiştirip bir başkalarını getirmekle olacak ama kesinlikle hiç bir parti, oluşum veya ittifaka yirmi yıl gibi oldukça uzun bir iktidar lüksü imkanını vermemek lazım.

Deprem dahil sel, yangın gibi her türlü doğal afetlerden mütevelli çektiğimiz sosyal acıların temelinde maalesef bu milleti fert fert oluşturan hepimizin siyasi tercihlerimizle şekil verdiğimiz siyaset kurumunun devletimize ve milletimize olan ihanetini görüyorum. Siyasi tercihlerimizi değiştirsek bile "Siyaset kurumunun ahlakı" değişmediği için sonuç itibariyle akıbetimiz de değişmiyor.

55 yıldır aynı mahallede, imara aykırı kaçak yapılaşmanın olduğu yerde oturuyorum. Bu aralar mahallemizdeki bir kaç tane müstakil tapulu arsalara kentsel dönüşüm yasasından faydalanmak üzere imara uygun, mühendislik bilgisi ile inşaatlar yapılmakta.
1970'li yıllardan günümüze siyaset kurumunun her türlü maddi ve siyasi rüşvet karşılığı göz yumması ile imar dışı yapılmış yüzlerce konutun sahipleri bu günlerde mahallemizde imara uygun, mühendislik bilgisi ile yapılmakta olan binaların inşa süreçlerini şaşkınlıkla izliyorlar ve her birisi "Bu tek inşaata harcanan demir, beton ve diğer malzemeler ile bizim cadde üzerindeki binaların hepsi yapılır" diyerek şaşkınlıklarını ifade ederlerken aynı zamanda kağıt kutusu basitliğindeki konutlarda yaşamaktan oldukça tedirginler.
Bir nebze olsun siyaset kurumunun ihanetine tedbir ve karşı koymak adına yine aynı siyaset kurumundan bir grup "Siyasette etik yasası"nın çıkarılması için teklifte bulundular ama bu suiistimal pisliğinin içine ne kadar batmış olmalılar ki; "Bu yasa çıkarsa ilçe başkanı olacak adam bile bulamayız" denilerek buna engel olunmuştur.

Cumhur ittifakının liderleri Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli bazı tanınmış isimler ve onların başında oldukları sivil toplum örgütlerinin depremzedelere ulaşma, onlara yardım edip ihtiyaçlarını karşılamalarını istemedikleri gibi engel olmak için eleştiri bile değil hakaretlere varan ifadelerle engellemişlerdir.

"Siz devletten daha güçlü, kurumlarından daha çok güven kazanmış olamazsınız, olsanız bile (ki; oldunuz da) bunu çevreye yansıtarak devleti itibarsızlaştıramazsınız, buna müsaade edemeyiz. Cumhur ittifakını muktedir gösterip güçlü kılmak için sizi de itibarsızlaştırmak zorundayız. Sizin deprem bölgesindeki başarınızı kabullenip paye vermek demek iktidarımıza karşı her söylediğine itibar edilen, halk nezdinde güven kazanmış muhalif bir güce kendi ellerimizle katkı sağlamamız demek olacaktır. Seçim arifesinde millet nezdinde bu kadar güven kazanmış, "zekuşağı"nın tam desteğini almış organize sivil toplum örgütleri ve onların öncü isimlerinin yönlendirmeleri ile konsolide olmuş muhalefet karşısında kaybedeceğimiz aşikar; buna mani olmamız gerekiyor, yapmak istediğimiz de budur."

demek istemişlerdir.
Cumhur ittifakı, bu acılı günlerimizde deprem mağdurları ile ilgilenmek yerine "AKP'leşmiş devlet"in güvenirliğinin yerle yeksan olmasının enkazından kurtulma derdine düştü. AHBAP gibi büyük güven kazanmış sivil toplum örgütlerini itibarsızlaştırmaya öncelik vererek yine hep iddia ettiğim gibi siyaset kurumunun bir başka ihanetine, vefasızlığına şahit oluyoruz.

Eğer Japonya'da 7.6, 7.7 şiddetinde deprem olduğunda bir elin parkları kadar insan ölüyorsa; aynı şiddette bizim ülkemizde 40 bin insan ölüyorsa bunun tek sorumlusu siyaset kurumudur. Üç beş müteahhidi cezalandırarak bu vebalden kurtulamazlar. Bunları terbiye edecek en büyük silahımız sahip olduğumuz oy gücümüzdür. Canımıza kastedenleri bu silahımızla yola getirmek zorundayız, başka da çaremiz yoktur. Sorumlu gördüklerimizi sandığa gömmezsek evlerimiz mezarımız olmaya devam edecektir.

Kuran'ı yakan ''Müslümanlar''

"Çalıyorlar ama iş de yapıyorlar" diyen müptezel ahmak güruh Kuran'ı yakmış olmuyorlar mı.

"O'nu görünce Allah'ı görmüş gibi oluyoruz" demek de, diyene tepki göstermemek de Kuran'ı yakmak değil midir.
"O peygamberin sıfatlarını taşıyor" dendiğinde "Tövbe estağfurullah, hadi oradan, haddini aşma" deyip tepki göstermemek Kuran'ı yakmak değil midir.
Cuma hutbesinde sürekli tekrarlanan "Akrabalarınızla yardımlaşın, koruyun kollayın" Kuran ifadesinden sadece siyasi yandaşları korumayı ve kollamayı anlamak Kuran'ı yakmak değil midir.
İçki içilmeyen camide içki içildi diye demeç vermeye zorlanan imama yapılan zulüm Kuran'ı yakmak değil midir.
Mahzun ve mazlum, başörtülü, kucağında bebeği olan mümin bir kadın modeli üzerine; üstleri çıplak, altları deri pantolonlu yetmiş erkeğin işetilmesi yalanı Kuran'ı yakmak değil midir.
"Biz ordu vesayetini yıkmak için fetö ile işbirliği yaptık" diyerek Müslüman kadim Türk Ordusu'na kumpas kurmak Kuran'ı yakmak değil midir.
Velhasıl kelam uzatmak için oldukça çok örnekler var, uzar gider. Verdiğim örneklerdeki yaşanmışlıkların kahramanları, İsveç'de Kuran'ın yakılmasından rahatsızlık mı duydular yoksa memnun mu oldular Allah bilir ama benim kanaatim o ki; örneklerin zihniyet kahramanları bu alçakça yapılan eylemin sonuçlarından nemalanmak için bir madeni keşfetmenin hazzını yaşayarak fırsata dönüştürmek isteyeceklerdir.
İslam'a inancı, Allah'a imanı terk edip; Allah'ın takdirini değil kula yanaşmak için ona yaranmayı ve yaltaklanmayı hayat felsefesi yapıp biat etmeyi tercih eden, azatlığı kabul etmeyenlerin Kuran'ın yakılmasından rahatsızlık duymaları mümkün değil. Yaygara kopardıklarına bakmayın, rol yapıyorlar inanmayın.
Mehmet Soral


29 Ocak 2023 Pazar

3.KEZ ADAYLIK DAYATMADIR

Erdoğan, 3. kez aday olamayacağını söyleyen muhalefete "4.5 yıl neredeydiniz" diyor. Ne fark eder; anayasa orada duruyor, adaylığınıza itirazın 4.5 sene önce olmamış olması geç kalmışlıktan mütevelli zaman aşımı nedeniyle aday olabileceğiniz anlamına gelmez ki.

Her şeyden önce muhalefet yıllar öncesinden sadece sizin için değil hiç kimse için cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağınız üzerine kafa yormak zorunda değil ki. Ne tesadüf, Mehmet Soral'ın da aday olup olamayacağına dair bir şey söylemediler(!) Kaldı ki sizin aday olma talebinizi bizatihi kendinizden duyalı henüz sene değil ay bile olmadı. Diğer bir husus; sizin 3. defa aday olup olmayacağınıza muhalefet değil anayasa ve o anayasa göre görev yapan Yüksek Seçim Kurulu karar verecektir. Anayasanın cumhurbaşkanlığına ilişkin ilgili maddelerinde "sistem değişikliği öncesi" veya "Sistem değişikliği sonrası" ya da "Bu düzenleme mevcut cumhurbaşkanının 3.kez adaylığına mani değildir" şeklinde bir ifade geçmediğine göre metin nasıl yazılmışsa öyle okunur ve kabul edilir.
Dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan'nın 3. kez aday olması; artık geçmişten beridir alışkanlık haline getirdiği; yeni bir fiili durum yaratarak mümkün olmayacaktır. Devlet Bahçeli'nin "Recep Tayyip Erdoğan'nın fiili durumuna hukukilik kazandırmak gerekir" demesi ile de başarmanız mümkün olmayacaktır. Bir çocuğun aynı anadan iki defa doğma ihtimali olmadığına göre ve de "Aynı kişi en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir" ifadesi anayasada aynen sabit ise bunun ötesini zorlamak hukuk tanımazlıktır, olursa da darbe yapmaktır.

Millet ittifakının adayını açıklama meselesine gelince...

Millet ittifakının adayını geç açıklaması, söylenenin aksine dezavantaj değil avantaja dönüşmüştür. Burada yanlış yapan, Erdoğan'ın ismini erken açıklamış olan cumhur ittifakıdır. Hangi ülkede görülmüştür; yapılacak en yakın seçim için aday isminin bir buçuk iki yıl önce açıklanması. Bana göre millet ittifakı adayını açıklamayı geciktirerek oluşturduğu heyecan ve beklentinin aksine cumhur ittifakı da adayını erken açıklayarak kendilerini, başta oluşturdukları heyecanın dozunun iyiden iyiye düşerek sıfırlanmaya doğru giden bir sürecin içine düşürdüler.

Türk milleti büyük bir heyecanla millet ittifakının adayını açıklamasını bekliyor. Erdoğan'ın her gün tekrarladığı aynı şeyleri dinlemekten yorgun ve bıkkın düşmüş halk , özellikle de gençlerin millet ittifakının açıklayacağı adayın kim olduğu ve ne diyeceğine kilitlenip dikkat kesilmeleri avantaj oluşturmuştur. Belki de o nedenledir; cumhur ittifakı millet ittifakının adayının bir an önce açıklanması için trolleri ile birlikte adeta yalvarma derecesinde acizce bir görüntü sergiliyorlar.

Heyecan adına ne varsa tükettiler. Erdoğan kendini ''Metal yorgunluğu''na terk ederek belki de kontrollü bir süreçle veda edecektir.
Mehmet Soral






4 Ocak 2023 Çarşamba

SESSİZLİĞİN SIRRI

Bu sessizlik içindeki suskunluğunuzun nedeni kahpeliğin arkasındaki varlığınız olabilir mi.

Yok öyle bir şey diyorsanız, suskunluğunuz vefasızlığınızdan ise; keşke bunu göstermek için böyle bir acıyı seçmemiş olsaydınız, rol yapsaydınız, İçinizden gelmese bile ülke sathında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup içinde zerre miskal merhamet taşıyan her insan gibi en azından "Üzüldük" diyebilecek kadar insani bir davranışı ortaya koyabilseydiniz ama yapamadınız çünkü o vasıflara haiz değilsiniz.
Hanemizde kirli bir sayfa açılırken sana da cennet nasip oldu yiğit kardeşim. Sana kıyan ellerin arkasındaki irade sahiplerinin nefislerine Allah en büyük acıyı yaşatsın. Acısız ölmesinler sürünsünler, hatta öyle ki; akılları başlarından gitsin, Allah onları "Ben yaptım/yaptırdım" diye öküz gibi böğürterek canlarını alsın inşallah.
Ruhun şad mekanın cennet olsun delikanlım.

Azatlık kabul etmeyen iflah olmaz biatcı köleler; adamlıkları bir faninin müsaade ettiği kadar olan sünepeler; kanınızdan, canınızdan, inanç ve davanızdan olan bir yiğit kalleşçe alnından vurulup toprağa düşürüldü "Allah rahmet eylesin" bile diyemediniz.
Bir insan akademik, siyasi veya herhangi bir menfaati için şerefini kaybederek, vefasızlığı tercih edip hangi insani değerini muhafaza edebilir ki. Sizler görünmeyerek, susarak belki de saklanarak beklenilen yere gelmemek, umulanı yapmamak için kendinizi kamufle etmeyi tercih edebilirsiniz ama vicdani muhasebeden kaçamayacaksınız, vicdanınız en büyük mahkeme; oğlunuzu görüp, kızınızı görüp kendi vicdanınızda mahkeme olacaksınız, torunlarınızı görüp yine mahkeme olacaksınız ve vicdanınız hüküm verecek; bir şehidin arkasından "Allah rahmet eylesin" diyememe utancının yaşatacağı vicdan azabı ile ölüp gideceksiniz.
Değer mi hiç...
Yuh olsun size.

27 Aralık 2022 Salı

BAŞÖRTÜSÜ TAMAM YA ZİNA...?

Başörtüsü tamam da zina ne olacak

Cumhur ittifakı ib.neler/LGBT'ler üzerine kafa yorarken bunlar üzerinden ailenin korunması gerekliliğine ihtiyaç duyarak anayasal düzenlemeye giderlerken, niçin eşlerini aldatan orsb.ların/pzvnklerin başkalarından peydahlayıp masum insanların üzerine yazdırdıkları masum çocukların soy bağlarının karıştırılmasıyla ilgili anayasal düzenlemeye ihtiyaç duymazlar. AKP'nin suç olmaktan çıkardığı zinaya tekrar hapis cezası getirilmesini niçin istemezler. Başörtüsüne sahip çıkmak İslami oluyor da evli olup eşlerini aldatan ors.punun/pezvg'nin yaptıklarını masumlaştırmak da mı İslami dir.
Benim de mensubu olduğum İYİ PARTİ'nin, cumhur ittifakının türban/LGBT'ye ilişkin hazırlayıp meclise getirilmesi ve onaylanması sürecindeki anayasal düzenlemeye iyimser bakılacağı parti sözcüsü Kürşat Zorlu tarafından ifade edildi.
İYİ PARTİ'nin bu anayasal düzenlemeye iyimser bakmasını bir şarta bağlaması gerekiyor; Müslüman Türk milletinin vicdanında da tasvip göreceği aşikar olan "Evli çiftlerin zinasına hapis cezasının getirilmesi" düzenlemesinin de eklenmesini talep etmelidir.

Kumpas geleneği devam ederken...?

Bizler kumpas geleneğinin nasıl başlayıp nasıl devam ettiğini çok iyi biliriz. 6'lı masanın tarafları da çok iyi bilirler.
Dolaysıyla, millet ittifakının adayını yasal süreç başlayacağı ana kadar açıklamaması; kumpası siyasi varlıklarının geleneksel uygulaması haline getirenlere karşı bir tedbirden dolayıdır.
Hatırlayalım lütfen, İYİ PARTİ'nin kurulduktan sonra ilk seçimlere girememesi için kurgulanmış kumpas bir gün önce fark edildiği için CHP'den 15 vekil transferi ile kumpas bertaraf edilmişti. Hatta İrecep, kumpas kurgusunun kahramanlarını görev ihmali nedeniyle fırçalamıştı.
Bunlar var ya bunlar; kumpasçı fetö mirasçıları bunlar; eğer millet ittifakı adayını yasal süreç başlamadan bugün açıklasa yarın adayın bacısı ile resmini bulup "Zina halinde basıldı" diye manşet atarlar, mağdur "O hanımefendi benim bacımdır" diyene kadar seçim olur biter sonra da kumpasçılar pişkin pişkin "Atı alan Üsküdar'ı geçti" derler.
Kaldı ki adayın kim olduğunun önemi mi kaldı; tek seçenekli sürece girdik; Edoğan'ın karşısındakine oy vermek.

Meral Akşener örneği erkek egemen topluma Türk kadınının itirazıdır

Kadınlarımızı aşağılık dillerin ağzında sürtük olmaktan, yobazların koynunda "araç" olmaktan kurtaracak; Meral Akşener isminde simgeleşen, erkek egemen toplumumuzda Türk kadın hareketine omuz vermek, destek olmak cumhuriyet tarihinin ikinci yüzyılına girerken çok anlamlı olacaktır.
Meral Akşener'in şahsında Türk tarihinde belki de öncülüğünün kadınların olduğu bir devrimi yaşayabiliriz. Ben Türk kadına böyle bir şansın verilmesini önemsiyorum ve destekliyorum.
Erkek inisiyatifindeki Türk siyaseti ile gelinen nokta belli; açlık, yoksulluk, yolsuzluk, ahlaksızlık ve olabildiğince edep ve adap dışı dil ile karşılıklı aşağılama.
Bir an için tüm siyasi partilerin liderlerinin kadın olduğunu düşünelim...
Ne diyeyim, doğrusu içimde bir huzur ve güven oluştu.
Neden olmasın.
Türk kadınının erkek egemen toplumda onun döken, kıran, bozan ve dağıtan siyasi hakimiyetine "Yeter artık" diyerek "Çekilin önümüzden, sıra bizse" deme zamanı gelmiştir.

14 Aralık 2022 Çarşamba

MİLLET İTTİFAKININ ADAYI BELLİ OLDU GİBİ

Bugün hep beraber Ekrem İmamoğlu hakkında verilen mahkeme kararı sonrası cumhur ittifakının kendi kalesine attığı golü seyrediyoruz. Artık cumhurbaşkanlığı seçiminde sürecin akışı ve dengeler tamamen değişmiştir. Anlaşılan o ki; millet ittifakının adayını belirleme süreci İmamoğlu ismi üzerinden olacağı anlaşılıyor.

Yaşanan bunca siyasi tecrübelerden sonra anladık ki; Türk milleti açlığının, yoksulluğunun, bizatihi kendi mağduriyetinin hesabını sormayı erteleyebiliyor, hatta unutabiliyor ama entrika ve hilelerle siyasi rakibini alt etmek isteyen güçleri cezalandırırken mağdur olanı da baş tacı edebiliyor. Belki de yaşamakta olduğumuz süreç tam da budur.
Yine bir başka Recep Tayyip Erdoğan senaryosunun bu sefer Ekrem İmamoğlu üzerinden mağduriyet yaratılarak dizayn edildiği gibi bir kurgu olup da ''Derinlerden gelen'' yönlendirme söz konusu değilse; olup bitenlerin Meral Akşener'in siyasi zekası ile cumhur ittifakının hiç de hesabını yapamadığı bir sürecin yeniden güncellenmiş olduğu gibi bir durum söz konusu.
Bizler her ne kadar "Sokak Mansur Yavaş diyor" demiş olsak da Meral Akşener'in siyasi zekası "Hayır öyle değil, Milet ittifakını kazandıracak aday Ekrem İmamoğlu'dur" diyerek Saraçhane'de Ekrem İmamoğlu'nu kucaklayarak mesajını vermiştir.
Bugün olup bitenlerden sonra şunu fark ettim ki; bizler Mansur Yavaş'ı cumhurbaşkanlığı için daha çok liyakat anlamında layık görmüşüz. Oysa esas mesele Erdoğan karşısında kazanacak adayın aynı zamanda kazandıracak aday olması çok önemli. Bu noktada Erdoğan'nın sıkletinde kendisi ile ve kendi üslubunda yarışabilecek olan son derece naif bir kişiliğe sahip Mansur Yavaş'tan ziyade Ekrem İmamoğlu'nun olabileceği gözlemleyebiliyoruz.
Velhasıl kelam; millet ittifakının adayını belirleyecek olan 6'lı masa olduğu kadar daha önemli belirleyici olan bizatihi Recep Tayyip Erdoğan'nın kendisidir. Kılıçdaroğlu'nu sürekli karşısına çağırması da bundandır. Devlet Bahçeli'nin neredeyse bir yalvarmadığı kaldı; Kılıçdaroğlu'nun millet ittifakının adayı olması için.
Keşke 13. Cumhurbaşkanımız; verdiği demokrasi mücadelesi ve katkıları ile Kılıçdaroğlu olsa, keşke dürüstlük ve güzel ahlak anlamında güven telkin eden liyakat sahibi Mansur Yavaş olsa, keşke her bakımdan milli hafızaya sahip teknokrat ve bürokrat İlhan Kesici olsa amma velakin Erdoğan'ın siyaset tarzında, üslubunda onunla yarışabilecek kişinin de Ekrem İmamoğlu'nun olabileceği gerçeği ile de karşı karşıyayız.

Cemaat siyaset tarikat menfaat ilişkisi
Cemaat ve tarikatlar siyaset kurumundan, siyaset kurumu cemaat ve tarikatlardan beslendikleri ve karşılıklı muhtaç olma hallerini avantaj görüp ihtiyaç duyduklarında şantaja dönüştürme potansiyeli de var olduğu sürece muhafazakar referanslı iktidarlarda tecavüz vakaları dahil her türlü iğrençlikleri görmeme, duymama, bilmeme durumu devam edecektir.
Bu işin çözümü, gerçek iman sahibi dindarlar ile gerektiğinde cemaat ve tarikatlara "Siz kimsiniz ulan" diyebilecek şerefli, onurlu ve yürekli siyasi liderlerin birbirlerini motive eden sinerjilerinin ortak paydada buluşmaları ile mümkün olacaktır.

Başörtüsü için anayasal değil kanuni düzenleme gereklidir

Başörtüsü üzerinden düzenlemek istenen anayasa değişikliğinde "Dini inanç" gerekçe gösteriliyor aynen metninde geçiyor.
Anayasamızda, değiştirilmesi dahi teklif edilemez laiklik maddesinin hile ile değiştirilmesine (Dini inanca atıf yapılmasından dolayı) tam teşebbüs halindeki cumhur ittifakının niyetini deşifre etmek ve şimdiden anayasa mahkemesinin dikkatini çekmek lazım.
Bu şekliyle kabulü halinde üniversite sınavına burka giyerek girmek isteyen birisine müdahale edilemeyecek zira kazanılmış anayasal bir hakkın kullanılmasına müdahale söz konusu olacaktır. O zaman anayasa değişikliği metnine şu ifadeyi de koysunlar; "Yüzün çepeçevre açıkta olduğu başörtülü halin dışında farklı bir örtünme şekli kabul edilemez"
Başörtüsünün türlü türlü şekilde örtünme şekilleri var ki; bir hurç gibi Allah ne verdiyse içine konup kafaya oturulan şekilde olanları da dahil; başörtüsüne bu kadar anayasal dokunulmazlık verilirse korkarım suiistimale açık hale getirilip baş üstünde eroin esrar da taşınır.
Mehmet Soral

7 Aralık 2022 Çarşamba

ÜÇ HARFLİ MARKETLER MESELESİ

Üç harfli marketler meselesi

Ekonomik krizin ve yoksulluğun tek nedeni AKP ve onun şartsız takviye lokomotifi MHP olmasına rağmen, tüm musibetlerin sorumluluğu marketlerin üzerine yıkılarak hedef gösterilip algı operasyonları ile milletin sorgulamasından kaçma kurnazlığı gibi bir süreç yürütülmeye çalışılıyor.

Sizin de fiyatınızın kontrolünüzü millet yapacak
Yıllar önce "Her mahalleye, sokağa bir market; bu furya nereye kadar devam edecek. Buna mani olmak adına mahalle kültürümüzün bir parçası olan; en sağlıklı istihbaratçımız, evimizin anahtarını, gerektiğinde her türlü emanetlerimizi, okulundan gelen çocuğumuz dahil teslim ettiğimiz mahalle bakkallarına sahip çıkılması, korunmaları gerekir" minvalinde bir yazı yazmış, bitiş cümlem de şöyleydi "Eğer bir kimsesiz olarak ölecek olursak tabutumuzu taşıyacak olan dört kişiden en az birisi mahalle bakkalımız olacaktır" demiştim.
Bakkallar marketler ile rekabet edemediklerinden dolayı her geçen gün teker teker kapandılar. Eğer market yapılanmasına bu kadar müsaade edilmeseydi ve bakkallar yaygın olsaydı fiyatların fahiş olması mümkün olmazdı zira marketlerde sorgulayacağınız bir muhatap bulunmayabiliyor ama bakkal amcaya bir ürün için "Niçin bu kadar zam geldi" diye anında sorgulama yapabiliyorduk.
Bu nedenle marketlere işletme ruhsatı toplu alışveriş şartı ile mümkün oldukça yerleşim bölgeleri dışında faaliyet göstermeleri şartıyla verilmelidir. Bakkal esnaflığı, sattıkları ürünlerde KDV indirimi gibi teşvikler sağlanarak zincir marketler karteline mani olunabilir.
Ama daha önce yazdım, tekrarlıyorum; zincir marketçilik siyasal İslamcıların öncülüğünde AKP'nin teşviki ile yaygın hale gelmiştir. Allah'ın kestiği ceza türlü türlü şekilde tecelli edebilir bu yaşanan süreçte bunlardan birisi olsa gerek.
Zinciri marketler ile Cumhur ittifakı savaşının nedeni marketlerin diyet ödemekten vaz geçme sürecine girmiş olmalarıdır vesselam.

Millet ittifakı niçin adayını açıklamıyor?

Yahu bunlar değil miydi; fetö ile işbirliği yapıp kadim Türk Ordusu'na Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını kuran.(Benim ithamım değil kendi itirafları)
Bazı balık hafızalılar seçim tarihi kesinleşmeden millet ittifakının niçin adayını açıklamadığını sorguluyorlar. Kadim Türk Ordusu'na kumpas kuranlar millet ittifakının adayını seçim tarihi belli olmadan açıklarsa neler yapmazlar ki.
Meral Akşener kaç defa ifade etti; "Onlar kesin seçim tarihini açıklasınlar ertesi gün biz de adayımızı açıklayalım" diyerek.
Erdoğan'ın adaylığını erken açıklama nedeni; süreci kendi kontrolünde götürmekti ama Meral Akşener in siyasi zekası bu oyunu bozdu. Cumhur ittifakı millet ittifakının adayını çok merak ediyorsa önce kesin seçim tarihini vermeli ki; sonra karşı hareketi görebilsin.

Öğretmenlerime saygılarımla

Öğrencilik yıllarımı, öğretmenlerimi, hele ki hayatıma dokunanları hafızamda bıraktıkları saygınlıklarla hatırlayınca içimi bir hüzün kapladı. Hüznümün temel nedeni "İnsan inşa etme"de son derece önemli olan bir mesleğin bugünkü içine düşürülmüş olduğu haldir.
Geçmiş yıllarda bu mesleğin mensupları istisnasız toplumun her yerinde, mahallesinde semtinde, kentinde "Bir bilen" statüsünde üstün değer atfedilen saygın insanlardı. Bunun temel nedeni T.C Devleti'nin banisi, Türk milletinin kurucu başbuğu (Makamı cennet olsun) Mustafa Kemal Atatürk'ün öğretmenler için tanımladığı misyonun paralelinde yine onlara başöğretmen sıfatı ile öncülük ederek yarattığı ve kazandırdığı saygınlıktır.
Geçmiş yıllarda öğretmenlik mesleğine ilgi ve alaka, sağladığı maddi imkana değil itibar ve saygınlığınaydı. Amma velakin; siyasal kutuplaşmaların liyakate bağlı olmayan, yandaşa iş sağlama önceliği ile yapılan kadrolaşmalar meslekte saygınlığın yitirilmesinin en büyük nedeni olmuştur. Öyle ki; farklı meslek alanında öğrenim görmüşler bile öyle veya böyle işsizliklerine çare bulmak için son çare olarak öğretmen olmayı seçmişlerdir. Oysa ki; belki de görev yaparken zevk alınması gereken, sevilerek yapılması gereken üç beş meslekten birisidir öğretmenlik. Liyakatsiz insanlar tarafından sevilmeyerek yapılan bir meslekte "ürün" nasıl elde edilebilir yani eğitilmiş, öğretilmiş insan nasıl yetişebilir ki.
Geçmişte siyasi düşünce farklılığı taşıyan öğretmenler bile asgari düzeyde bir standart taşıyorlardı; hal ve gidiş dersleri; vatandaşlık, felsefe, mantık dersleri; milli güvenlik ve ahlak dersleri ile belli bir düzey tutturula biliniyordu. Ne var ki; bu dersler kaldırılarak cemaatler ve tarikatların önce sızmaları ile sonra siyasal İslamcı hükümetin teşviki, kayırması ile Mustafa Kemal Atatürk'ün murat ettiği eğitim ve öğretim modeli yerle yeksan edilerek adeta yerine ikame eğitim öğretim modelleri son yirmi yılda aşikar olarak devreye sokuldu. Bilahare cumhuriyet değer ve kazanımları üzerine yetişmiş olup, onları koruma ve kollama üzerine mesleklerini icra eden öğretmenler psikolojik baskı ve kadro kayırmaları ile tek tek tasfiye sürecine tabi tutuldular, hale de devam etmektedir.
Çocukluğumda geçim sıkıntısı çeken öğretmenler ek gelir temini için kitap yazmak gibi yollara baş vururlarken bunun tek nedeni öğretmenlik gibi son derece saygın bir mesleğin mensubu olmalarıydı. Oysa bugün aynı sıkıntıyı çeken meslek mensuplarının pazarcılık gibi ek iş yapma mecburiyetleri onların öğrencileri ile karşılaşmaları durumunda yaşadıkları mahcubiyetin yarattığı psikolojik hallerini düşünmek bile istemiyorum. Çünkü öğrencilere göre öğretmenleri, hele ki ilköğretim öğrencileri için her biri onların kahramanıdır.
Bugün öğretmenlerin öğretmeni edebiyatçı, yazar Ayla Ağabegüm hocam, edebiyatı sevmemde üzerimde emeği olan lise edebiyat öğretmenim Aysen Erensoy ve hayatıma dokunan üç kadından annem, eşimden sonra ortaokul öğretmenim Mine Bergüzar öğretmenlerimi arayarak günlerini kutladım, hoş sohbet ettik. Ayla hocamla sohbetimiz sorası teşviki biraz da ricası ile böyle bir yazı ortaya çıktı, umarım beğenirsiniz.
Başta yukarıda isimleri geçen öğretmenlerim olmak üzere üzerimde emeği olan herkese ve tüm öğretmenlerime hürmetlerimi sunar, ayrı ayrı sağlık, sıhhat, afiyetler dilerim. Rahmetli olanların ruhları şad mekanları cennet olsun.


24 Kasım 2022 Perşembe

EHL-İ VİCDANA SESLENİYORIM

Ehl-i Vicdana Sesleniyorum

Anlaşılan o ki; İYİ PARTİ Genel Merkezi mevcut ilçe başkanlarına aşağıda ifade ettiğim şekilde bir inisiyatif alanını bilerek tanımış veya tanımadıysa niçin böyle antidemokratik hatta çirkin manzaranın üstelik de tayin ettiği gözetmenin "seyirciliğinde" tecelli etmesine müsaade etmiştir. Sanki mevcut ilçe başkanlarına şöyle bir telkin veya tavsiyede bulunulmuş.
"Makamınıza oturun, üyelerden istediğiniz isimleri seçerek 400 mahalle delegesini belirleyin. Belirlediğiniz delege adaylarından dilekçe istemeyeceksiniz. Ancak sizin belirlediğiniz isimler dışında, kendi inisiyatifleri ile delege olma talebinde bulunanlardan dilekçe ile başvuru şartını arayacaksınız, verenleri de sizin belirlediklerinizle beraber oy pusulalarına ekleyeceksiniz.
Daha sonra bu dilekçeleri verenleri "Kendilerini size ihbar edenler" olarak görüp notlarını alın, her mahalle için belirlediğiniz anahtar listelerinize dahil etmeyin.
Delege seçim günü ilçe binasında bir ekip kurup, onlara oda tahsis edeceksiniz. Ekip, daha önceden her mahalle için hazırlamış olacağınız anahtar listede, dilekçe verenlerin sıralamadaki yerlerinin boş bırakılarak ayrı ayrı tasnif ederek tayin ettiğiniz görevli tarafından oy kullanmaya gelen üyenin "sandık başında" olmasa bile bir yan odada eline tutuşturacaksınız, onlar da anahtar listeyi oy pusulasına tek tek işaretleyerek, yapılacak kongrede kendinizi veya destek olacağınız adayın seçilmesini garanti olmasa bile büyük bir ihtimalle sağlamış olacaksınız"
Olacak iş mi; partinin kurumsal imkanlarını mevcut ilçe başkanına her türlü şekilde kullandıracaksınız ama diğer adayların elini kolunu bağlayacaksınız. İlçe başkanlığına aday arkadaşımız üyelere ulaşmak için İlçeden telefon numaralarını talep ediyor, genel merkez sanki mevcut ilçe başkanlarına "Sizler üyelere ulaşmak için partinin sahip olduğu her türlü imkanı kullanabilirsiniz ama rakibiniz için asla denilmişçesine üye telefon numaraları ilçe başkan adayına verilmiyor sonra da "Hadi bakayım yarışın" deniyor.
Bu usulle mahalle seviyesinde başlayan bir yarışın tayin edeceği neticenin ne demokrasi ile ne etik değerlerle ne de insan vicdanı ile bağdaşır bir tarafı vardır. Mademki yerini muhafaza etmesini istediğiniz ilçe başkanlarınız var, ne gerek var, oldu olacak tekrar atamalarını yapın devam etsinler bizler de bu gölge oyununu izlemekten kurtulmuş oluruz.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım gayri vicdani yöntemlerle "Seçme ve seçilme" usulünde kendimi son derece kandırılmış hissettim. Yazılmış kötü "İcazetli demokrasi oyununa'' figüran tayin edilmişiz haberimiz yok.
Düşünebiliyor musunuz; ilçe başkanlığına aday çok değerli bir isim bile mahalle delegesi seçilemiyor. Çünkü genel merkez, mevcut ilçe başkalarına "Mahalle delegeliği için aday listesini hazırlarken karşına aday çıkacak, senden yana tavır ortaya koymayacak hiç bir ismi yazma" der gibi bir inisiyatif alanı açmış.
Mahallemizde yerleşik olan İYİ PARTİ üyelerinin kendi özgür irademizle kendi mahallemizde yapacağımız delege seçiminde kesinlikle ve kesinlikle ilçe yönetiminin kendi paşa gönlüne göre belirlediği isimlerden çok farklı isimler seçilirdi. Sonuçta ilçe başkanı veya yönetiminin paşa gönlüne göre seçme ve seçilme irademize müdahaleleri ile bir anda mahallemizde tanınmayan, bilinmeyen dolayısıyla seçilemeyen adam konumuna düşürüldük. Genel merkezden bir görevli mahallemize gelse "Bu mahallede İYİ PARTİ'li olduğunu bildiğiniz kimler var" dediğinde akla gelen isimlerin hiçbirisi mahalle delegesi olamadı. İşte kendi mahallemizde kendi irademize bırakılmayan delege seçimi ile bırakalım delege seçilmeyi, İYİ PARTİ'nin takdir gören ve tanınan mensupları olarak bu durumda itilmiş kalkmış insanlar konumuna düşüp refüze ediliyoruz.
Aşağı yukarı sadece İYİ PARTİ'de değil tüm siyasi partilerde delege seçimleri; parti kurumsal kimliğine bilgi ve birikimi ile fayda sağlayacak insanları öne çıkarmaya matuf olmayıp, sadece ve sadece o an itibariyle ilçe başkanı kim ise onu tekrar seçtirecek veya işaret ettiği adayı seçtirmeye yöneliktir.
Neyse; bizim meselemiz Tayyip Erdoğan'nın hegemonyasına son vermek olduğundan bundan böyle cumhur ittifakının Türk milletinin başına musallat ettiği tek adam rejimine karşı kavgamı verme misyonumun gereğini yapmaya devam edeceğim. Birileri particilik oynamaya devam edebilir ama hiç kimse de benim partimle kavga etmemi beklemesin. Nihayetinde "Tek adamlı Erdoğan rejimi "ne karşı verilecek kavganın kurumsal siyasi bir kimlik altında vermek gerekiyor o da benim için İYİ PARTİ dir.
Tek güvencem Meral Akşener'in siyasi zekasıdır. Kendisine inancım ve güvencim hiç şüphesiz devam edecektir.
Mehmet Soral
Üsküdar İlçesi
Küplüce mahallesi
İYİ PARTİ Kurumsal kimliğine bilgi, birikimi, aidiyet duygusu ve temsil noktasında yeterli ve yetenekli görülmediğinden mahalle delegesi seçilememiş parti üyesi,
#İYİ HABER GAZETESİ,
#ortakses İnternet sitesi yazarı

HDP-AKP Flörtü ve Devlet Bahçeli onayı

Cumhur ittifakı, sanal alemde 6'lı masanın altında HDP'yi ararken hay aksi; bir de bakmışlar ki onları kendi evlerinde ağırlamışlar. İsterseniz "Gerçek değil, fetö bu resmi fotomontaj yapmış paylaşmış" deyin, nasıl olsa bu konuda mahirsiniz, inanmaya teşne kitleniz hazır.
Yahu her şeyin bir olabirliği, yakışanı vardır münafıklığın da; onun bile hakkını vermekten acizsiniz.
Aylardır yırtınıp duruyorsunuz; 6'lı masaya HDP'yi monte ediyorsunuz. Peki bu resimdeki utancı nasıl izah edeceksiniz. HDP'nin kapatılmasını isterken eş zamanlı olarak Millet ittifakı birleşenlerini de HDP sopası ile terbiye edeceksiniz öyle mi. Pes doğrusu, el insaf.

Bilmiyorum kaç kişinin dikkatini çekti; AKP-HDP flörtünü normal gördüğünü, desteklediğini ifade eden Devlet Bahçeli, aynı konuşma içinde belki de siyasi hayatında ilk deva "Demokratik çözüm" arayışına atıf yaparak "Zira bizim gözümüzde HDP neyse, CHP’de odur ve aynısıdır. Biz kiminle görüşüldüğüne değil, makul ve demokratik çözümün nasıl olacağına bakıyoruz" dedi.
Geçmişte AB dayatmaları ile ikiz yasaların yasallaşması sürecinin önünü açan Devlet Bahçeli'nin bugün HDP-AKP muhabbetinin hemen akabinde HDP jargonu ile "Demokratik çözüm"den bahsetmesi doğrusu beni ürküttü, korkuttu.
Artık Devlet Bahçeli hakkında yeterli tecrübeyi edindik; Türkiye'de köklü değişim ve dönüşümler Devlet Bahçeli'nin inisiyatifinde gerçekleşiyor. Keşke bu özelliğini şimdiye kadar Türk milliyetçilerinin iktidarı için kullanmış olsaydı.
Mehmet Soral

TÜM ÖĞRETMENLERİMİZE SAYGILARIMLA

Bugün öğretmenler günü. Öğrencilik yıllarımı, öğretmenlerimi, hele ki hayatıma dokunanları hafızamda bıraktıkları saygınlıklarla hatırlayınca içimi bir hüzün kapladı. Hüznümün temel nedeni "İnsan inşa etme"de son derece önemli olan bir mesleğin bugünkü içine düşürülmüş olduğu haldir.

Geçmiş yıllarda bu mesleğin mensupları istisnasız toplumun her yerinde, mahallesinde semtinde, kentinde "Bir bilen" statüsünde üstün değer atfedilen saygın insanlardı. Bunun temel nedeni T.C Devleti'nin banisi, Türk milletinin kurucu başbuğu (Makamı cennet olsun) Mustafa Kemal Atatürk'ün öğretmenler için tanımladığı misyonun paralelinde yine onlara başöğretmen sıfatı ile öncülük ederek yarattığı ve kazandırdığı saygınlıktır.
Geçmiş yıllarda öğretmenlik mesleğine ilgi ve alaka, sağladığı maddi imkana değil itibar ve saygınlığınaydı. Amma velakin; siyasal kutuplaşmaların liyakate bağlı olmayan, yandaşa iş sağlama önceliği ile yapılan kadrolaşmalar meslekte saygınlığın yitirilmesinin en büyük nedeni olmuştur. Öyle ki; farklı meslek alanında öğrenim görmüşler bile öyle veya böyle işsizliklerine çare bulmak için son çare olarak öğretmen olmayı seçmişlerdir. Oysa ki; belki de görev yaparken zevk alınması gereken, sevilerek yapılması gereken üç beş meslekten birisidir öğretmenlik. Liyakatsiz insanlar tarafından sevilmeyerek yapılan bir meslekte "ürün" nasıl elde edilebilir yani eğitilmiş, öğretilmiş insan nasıl yetişebilir ki.
Geçmişte siyasi düşünce farklılığı taşıyan öğretmenler bile asgari düzeyde bir standart taşıyorlardı; hal ve gidiş dersleri; vatandaşlık, felsefe, mantık dersleri; milli güvenlik ve ahlak dersleri ile belli bir düzey tutturula biliniyordu. Ne var ki; bu dersler kaldırılarak cemaatler ve tarikatların önce sızmaları ile sonra siyasal İslamcı hükümetin teşviki, kayırması ile Mustafa Kemal Atatürk'ün murat ettiği eğitim ve öğretim modeli yerle yeksan edilerek adeta yerine ikame eğitim öğretim modelleri son yirmi yılda aşikar olarak devreye sokuldu. Bilahare cumhuriyet değer ve kazanımları üzerine yetişmiş olup, onları koruma ve kollama üzerine mesleklerini icra eden öğretmenler psikolojik baskı ve kadro kayırmaları ile tek tek tasfiye sürecine tabi tutuldular, hale de devam etmektedir.
Çocukluğumda geçim sıkıntısı çeken öğretmenler ek gelir temini için kitap yazmak gibi yollara baş vururlarken bunun tek nedeni öğretmenlik gibi son derece saygın bir mesleğin mensubu olmalarıydı. Oysa bugün aynı sıkıntıyı çeken meslek mensuplarının pazarcılık gibi ek iş yapma mecburiyetleri onların öğrencileri ile karşılaşmaları durumunda yaşadıkları mahcubiyetin yarattığı psikolojik hallerini düşünmek bile istemiyorum. Çünkü öğrencilere göre öğretmenleri, hele ki ilköğretim öğrencileri için her biri onların kahramanıdır.
Bugün öğretmenlerin öğretmeni edebiyatçı, yazar Ayla Ağabegüm hocam, edebiyatı sevmemde üzerimde emeği olan lise edebiyat öğretmenim Aysen Erensoy ve hayatıma dokunan üç kadından annem, eşimden sonra ortaokul öğretmenim Mine Bergüzar öğretmenlerimi arayarak günlerini kutladım, hoş sohbet ettik. Ayla hocamla sohbetimiz sorası teşviki biraz da ricası ile böyle bir yazı ortaya çıktı, umarım beğenirsiniz.
Başta yukarıda isimleri geçen öğretmenlerim olmak üzere üzerimde emeği olan herkese ve tüm öğretmenlerime hürmetlerimi sunar, ayrı ayrı sağlık, sıhhat, afiyetler dilerim. Rahmetli olanların ruhları şad mekanları cennet olsun.
Mehmet Soral

23 Ekim 2022 Pazar

TÜRKÇE DÜŞMANLIĞI

Türk düşmanlığından sonra Türkçe düşmanlığı mı?

AKP'li Mahir Ünal "Maalesef bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünmemizi yok etmiştir.

Bugünkü Türkçe ile düşünce üretilemez”
Hadi oradan derler adama. Kendini takdim edecek kadar bile Türkçeye hakim olamayan zavallı birisi olarak Türkçenin gücü üzerine ahkam kesip hüküm vermek hangi uzmanlık alanınızdan geliyor. O zaman bildiğiniz dilde anlatın bakalım, sizi anlayabilecek bir halk bulabilecek misiniz. Sadece saray ve onun etrafında öbekleşmiş seçkinlerin kendi aralarında konuştukları; üç beş Türkçe, üç beş Arapça, üç beş Rumca, Ermenice, üç beş Farça'dan oluşan suni uydurma bir dil Osmanlıca ile Anadolu Türk coğrafyasında yaşayan Türk milletine neyi anlatıp, neyi konuşturup, neyi düşündürebilecektiniz. Osmanlı sarayının kendi inisiyatifine, kendi kaderine terk ettiği Şebinkarahisar'ın Gürçalı Köyü mensupları; Osmanlıcanın arkasından ağıtlar yakıp dil devrimine de söverken Osmanlıca dediğin dil ile ne bağlantısı vardı ki; onunla konuşup onunla düşünce üretebilecekti. Osmanlıca azınlıkların işini kolaylaştırıyordu, asli unsur Türk milletinin işini kolaylaştırmıyordu. Zaten size göre Anadolu Türkünün aslı görevi hayvan gütmek, çiftçilik yapmak ve asker olup savaşmaktı.

Yunus Emre, Aşık Veysel'in günümüze kadar gelen ve devam etmekte olan düşünce derinliğine hangi dili konuşarak vakıf olmuşlardır.
Türkçe konuşup düşünebilmek için önce kendisini Türk hissetmesi lazım. Ömrünü ve siyasi hayatını cumhuriyet değer ve kazanımlarından intikam almak üzerine dizayn etmiş bir insan hangi motivasyon kaynakları ile Türkçeyi konuşup, Türkçe düşünüp Türkçe hüküm verebilir ki.
Evet, sadece kendileri için bir tespitleri var ki doğru; Türkçeyi iyi konuşup düşünemedikleri için sadece kendileri pişirip kendilerinin yedikleri ortamlarda ahkam kesiyorlar, etkinlikler yapıp, TV programları düzenliyorlar.
Yürekleri yetmediği için Türkçe konuşup düşünce üretememe acizliklerinin en iyi kendileri farkında oldukları için hiç bir AKP yöneticisi muhalefet ile TV'lerde karşı karşıya gelmek istemiyorlar.
Bundan yirmi veya yirmi beş yıl önce liderler arasında yuvarlak masa toplantıları yapılırdı. Türkçe konuşup Türkçe düşünerek liderlik vasıflarını konuşturup ne kadar özgüvene sahip olduklarını izler notumuzu verirdik.
Ne garip ki Mahir Ünal ve liderleri zat-ı muhterem, benzer şekilde diğer liderlerle bundan yirmi sene önceki gibi demokrasi inancı ve düzeyinde "Liderler tartışıyor" masasında bir araya gelmeye hiç bir zaman yürekleri yetmedi zira bilgi yok, birikim yok, dilleri olmadığı için düşünce de yok, ne konuşacaklar.
Bizler Türkçe konuşup, Türkçe düşünüp, Türkçe hüküm verebiliyoruz. Türklüğe ve Türkçeye düşmanlığınızı ifade etmek için Türkçe'mizi itibarsızlaştırma gayretinizi yutacak ahmaklarınız olabilir onlara hitap edebilirsiniz ama şunu çok iyi bilmelisiniz ki; biz cumhuriyet aydınlarını ile baş edemezsiniz zira Türkçe konuşup Türkçe düşünüyoruz ve bunun temel güç kaynağı da Türk olma şuur ve bilincinde olmamızdır.

İnanç temelli değişimler referanduma götürülemez

Erdoğan "Başörtüsünü referanduma götürelim" diyor. Oysa ki kanuni düzenleme ile toplumda tam mutabakat sağlamak mümkünken niçin ille de referandum isteniyor, çünkü bu mesele üstünde trollerini tepindirerek yaratılacak ayrışmayı din sosuna bandırarak siyasi randa dönüştürmek istiyor.
Olması gereken; ister kanuni düzenleme ile isterse anayasa değişikliği ile başörtüsü serbestliği sağlansın ama beraberinde Cem evlerinin kurumsal olarak kültür ve turizm bakanlığına değil Diyanet işleri bakanlığına bağlı bir kurum statüsüne getirilmeleri, cami kadrosu imam ve müezzinlerde olduğu gibi maaşlı kadro tahsis edilmelidir.
Hangi ukalanın haddine düşmüş, Aleviliği bir inanç meselesi olmaktan çıkarıp gösteri amaçlı kültür etkinliği düzeyinde görüp değerlendirmeye. Aleviliğin inanç ve etkinlik özgürlüğü kurum ve kadro tahsisi ile en az başörtüsü kadar önemsenerek anayasanın teminatı altına alınmalıdır.

''Kader'' vardır amenna ama Allah yanında bir de akıl vermiş...

Milletin imanına kader yüklemesi yaparak acizliğinize, liyakatsızlığınıza perde yapıp günahınızı, vebalinizi görünmez, bilinmez, hissedilmez kılamazsınız.
H A Y I R...
Size inanmak, güvenmek yalanınıza kanmak kaderimiz olamaz. Kaçınılmaz olan, bilinen kaderimiz/kaderiniz sizi sandığa gömmek olacaktır.
İnşallah yakın gelecekte ilk seçimde sizin akıbetinizi de tevekkülle karşılayıp
"Yapacak bir şey yok, bu da sizin kaderinizmiş" diyeceğiz.
Unutmayın, Karbela'da Hz. Hüseyin'in başını gövdesinden ayıran Yezid de katilliğini kader kavramına sığınarak masumlaştırmak istemiş "Bu olup bitenlerde benim suçum yok, o kaderinde ne varsa onu yaşamıştır" demişti.
Mehmet Soral

5 Ekim 2022 Çarşamba

KILIÇDAROĞLU'NUN TÜRK OLDUĞUNUN TEMİNATI ALEVİ OLUŞUDUR

Bu yazı Kılıçdaroğlu'nun adaylığı üzerine değil, bir faninin Kılıçdaroğlu'nu kimliği için gen testine çağırması nedeniyle kaleme alınıp, Türklüğe vurgu için yazılmış bir yazıdır. Kaldı ki ben en az 5 ayrı yazı yazdım, millet ittifakının adayı Mansur Yavaş olmalı diye.

Kılıçdaroğlu'nun yüzde yüz Türk olduğunun teminatı alevi oluşudur.
Elbette her insan aidiyet duyduğu kimlik ne ise o dur. Toprağı bol olsun, Ermeni asıllı Türk vatandaşı Levon Panos Dabağyan, rahmetli Alpaslan Türkeş'in yakın arkadaşı, Türk tarihi araştırmacısı Türk milliyetçisi birisiydi ama Ermeni olduğunu da gururla söylerdi. Ve yaşıyor olsaydı kesinlikle andımızın okunmasının kaldırılmasına itiraz ederdi.
Bir sünni olarak Türklüğüme dair hiç bir şüphem yoktur ama keşke Kılıçdaroğlu kadar emin, özbeöz Türk olduğumu da ifade ederken onun taşıdığı heyecanı taşıyabilsem.
Sünniliğin mezhep taassubu etnik aidiyet hassasiyetini ortadan kaldırmıştır. O nedenle garip gelebilir ama Türklüğün istikbali için Aleviliğin varlığını çok kıymetli bulurum.
Dolayısıyla değil Kılıçdaroğlu, herhangi bir Alevi ile gen tahlili yarıştırmaya kimse kalkmasın mahcup olabilir.
Şimdi ülkücü olup da solcu Kılıçdaroğlu'na sahip çıkmamı eleştirenler çıkacak, alayınıza cevabım; Andımıza sahip çıkan her kim olursa olsun kanaatim o ki çıkmayana göre daha Türk dür.
Sağ sol kavramları bugünkü çağda değer yargılarıma göre kirlilik yarattığı için süpürüp çöplüğe atıp, her iki kavramın vesayetinden kurtuldum. Belki de bunu başardığım için Devlet Bahçeli'yi unutup Kılıçdaroğlu'nu fark edebildim. Bu fark edişler yekünü yirmi yıllık siyasi tasallutun girdabından Türk milleti ve devletini çekip kurtaracaktır inşallah.
Not: Aleviliğe sığınıp orayı da inançsal olarak tahrip eden, DHKPC'li kripto Ermeniler bizim hesabımız kitabımız dışında olup ne alevlerin ne de benim gibilerin muhatabı değillerdir.

Acele etmeye gerek yok...?

Muhalefet, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'nin yeni bir anayasa düzenleme tuzağına düşmemeli.
Kesintisiz yirmi senedir peyderpey uygulana gelen anayasa değişiklikleri 2010 yılına kadar kısmen AKP/fetö arzu ve özlemleri doğrultusunda daha sonra da cumhur ittifakının kendi tahakkümlerini devlet ve millet üzerinde hakim kılma üzerine yapıldı.
Mevcut anayasadaki cumhurbaşkanı yetkileri ile devletin her türlü kılcal damarlarına nüfuz etmiş yerleşmiş olan Recep Tayyip Erdoğan ve siyasal İslamcı vesayetin en az iki gerekirse üç yıl oturduğu yerden kaldırıp yerle yeksan edene kadar AKP'nin önerdiği yeni anayasa teklifine geçit verilmemelidir.
Eğer yol karıştılmışsa, akşam karanlığı da başlamışsa; düzlüğe çıkmak için en kestirme yol gelinen yol üzerinde aynen geriye gitmek sonra doğru güzergahı tayin için durup düşünmek lazım.
Tabi ki bu özlem ve arzularımızın tecelli etmesi için gerekli olan millet ittifakı galibiyetinin gerçekleşmesi gerekiyor. Gerek Kemal Kılıçdaroğlu, gerekse Meral Akşener Türk milleti ve devletinin geleceği için aynı samimi duygularla aynı endişeyi taşıyarak her türlü nefsi arzulardan ari sürdürdükleri çabaya tüm samimiyetimle inanıyor ve güveniyorum. Sizlerin de bu iki insanın duydukları endişelerden mütevelli bir şeyler yapılması gerektiğine dair inanmışlık ve adanmışlıklarının arkasında durarak destek olmanızı öneriyorum.

''Kökten Kemalist'' CHP'liler diyet istiyorlar

CHP'nin bir türlü %25 oy bandını aşamama sendromunun yarattığı bıkkınlık ve yılgınlık sempatizanlarını o günlerde yeni kurulmuş, teşkilatlanma süreci devam etmekte olan İYİ PARTİ'ye yönlendiriyordu. O sürecin heyecanını bizatihi yaşayanlardanım, olup bitenleri çok iyi hatırlıyorum.

Yine aynı süreçte Kılıçdaroğlu herkes gibi cumhur ittifakının İYİ PARTİ'nin seçime girememesi için çevirdiği her türlü kumpas ve engellemelere şahitti. Tam da bu noktada Sayın Kılıçdaroğlu, Meral Hanım'ın İYİ PARTİ'nin seçime girebilmesi için CHP'den 15 vekilin İYİ PARTİ'ye geçmesi teklifini kabul ederek büyük bir jestte bulundu. Bu jest CHP tabanında takdirle karşılandı, CHP'den kopup İYİ PARTİ'ye geçme sürecine girmiş binlerce mensubu tekrar partilerini sahiplenmeye yöneldiler. O nedenle kurulduğu günlerde anketlerde % 18-21 bandında olan İYİ PARTİ'nin oy oranı yapılan ilk seçimde %9.9 düşmüştür. Düşme nedeni tamamen ve tamamen o günkü süreçte CHP'den İYİ PARTİ'ye geçmeye niyetlenmiş olanların bundan vaz geçip partilerine dönmeleridir.
Kısaca Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener'in demokrasimize sahip çıkma niyetiyle ortaya koydukları onurlu duruşun sonuçları CHP seçmeninin partileri ile barışık olmalarına motivasyon kaynağı olurken, İYİ PARTİ'nin de önünü açmıştır. CHP, İYİ PARTİ'ye el atması ile güçlenmiş, İYİ PARTİ'nin de CHP'nin katkıları ile sorunsuz doğumu gerçekleşmiştir. O gün İYİ PARTİ seçime giremeseydi bugünkü kurumsallaşmasını gerçekleştiremeyebilirdi. CHP de malum jesti yapmasaydı kan kaybı devam edecek, bugünkü kadar etkin ve yetkin olamayacaktı.
Dolaysıyla CHP'nin ideolojik taassupla hareket eden "Kökten Kemalist" bir damarı dolaylı yollarla hatırlatmalarda bulunarak sürekli İYİ PARTİ'den diyet istemek gibi etik dışı davranışlarda bulunuyorlar. Meral Akşener CHP'nin yapmış olduğu jesti karşısında başta Sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere kurumsal olarak da CHP'ye sürekli müteşekkir olduğunu dile getiriyor. Ancak ideolojik taassupla hareket eden CHP'li dostlar da şunu bilmeliler ki; Recep Tayyip Erdoğan tüm seçimleri İYİ PARTİ'ye karşı değil CHP'ye karşı kazanmıştır. CHP, İYİ PARTİ ile güçlenmiş, İYİ PARTİ ile kazanmaya başlamıştır. İYİ PARTİ'yi siyasi arenadan çekin çıkarın CHP'yi cumhur ittifakı ile başbaşa bırakın, her şeyi ile AKP'leşmiş bir devlet ile karşılaşacaksınız.
Umuyor ve ümit ediyorum ki; Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu şimdiye kadar demokrasimiz ve ülkemizin geleceği için ortaya koymuş oldukları mantalitenin gereği yine gerekeni yapacaklar, kazanabilecek bir adayın ismini açıklayacaklardır.
Mehmet Soral