20 Ekim 2021 Çarşamba

MERAL AKŞENER'İN TUTARLI SİYASETİ

Meral Akşener siyasi düşünce ve eylemlerinde oldukça tutarlı genel başkandır

Efendim neymiş; Meral Akşener sistemde olmayan bir makama, başbakanlığa talip olmuş, niçin cumhurbaşkanlığı adaylığından vaz geçmiş, çark mı etti, veto mu yedi.
Meral Akşener rakiplerine kalleşçe kumpaslar kurarak kazanma yolunu değil siyasi zekasını kullanarak bir strateji dahilinde siyasetini ortaya koyuyor. İnançları ve idealleri anlamında neredeyse çelişkiye düştüğü hiç bir husus yoktur.
İYİ PARTİ bu ucube sisteme hayır diyen Türk milliyetçilerinin bir projesi dir. Meral Akşener'in başbakan olacağım iddiası bu kuruluş meşruiyetine dayanan oldukça tutarlı bir davranıştır. Asıl sorgulanması gereken; parti genel başkanı olup da partisinin ülkeyi yönetmeye talip olmamasını misyon edinmiş bir liderin hem kendisinin hem de partisinin siyasetteki varlığının ne anlama geldiğidir.
Velhasıl kelam; Meral Akşener'in başbakanlığa talip olması, partisinin kurulması gerekçelerine dayanan meşruiyetten alıyor. Aslında bu tutarlılık siyasi mücadele tarihinde örnek gösterilebilecek kadar değerli ve anlamlıdır.
Mesela; Tayyip Erdoğan ve AKP'nin kuruluş gerekçesi...
Devlet Bahçeli ve MHP'nin kuruluş gerekçesi...
Ve sonra bu isimleri durdukları son nokta itibariyle tutarlılıklarını analiz edelim not alalım sonra da Meral Akşener'i teraziye koyalım; görelim bakalım, tutarlılıkta özgül ağırlık kimden yana çıkıyor.

MHP'nin cumhurbaşkanı adayı belli ya cumhur ittifakının...?

Dikkatinizi çekmek isterim; cumhur ittifakı cumhurbaşkanı adayını henüz açıklamamıştır.
Hiç bir zaman bir numara olmaya talip olup MHP'nin dolaysıyla da Türk milliyetçilerinin iktidar olabileceğine inanmamış olan Devlet Bahçeli; olur ya hala bu anlamda kendisinden bir beklenti olmasın diye ön almak için Recep Tayyip Erdoğan'ı MHP'nin 2023 seçimleri için adayı olarak açıklamıştır.
Her AKP'li de bu sözün arkasından gitmiş, kabul etmişlerdir. Kabul etmemek mümkün mü. Hangi yürek yemiş AKP'li "Hayır o Devlet Bahçeli'nin kendi düşüncesi, AKP'nin Erdoğan'ı aday göstermek gibi bir düşüncesi yoktur" diyebilirdi ki.
Hala Recep Tayyip Erdoğan'nın kendi ağzından "Ben adayım" dediğini duymadık. Pekala aynen Oslo'da PKK ile yapılan görüşmelerde olduğu gibi "O açıklamayı biz yapmadık Devlet yaptı" diyebilirler(!)
Olmayan çeşmeye suya gitmek ahmaklıktır. Hele seçim tarihi ortaya konsun, çeşme yapılsın testiyi alıp suya giden olur.
Seçim tarihi açıklandığı an Millet ittifakının adayını her türlü kumpas ve puştluklara karşı koruyacak doğal bir süreç başlayacağından; millet ittifakı son kerteye kadar yani seçim tarihi açıklana kadar adayını açıklamaz, açıklarsa tekrar ediyorum ahmaklık etmiş olur.
Dolaysıyla, cumhur ittifakının azatlık kabul etmeyen iflah olmaz biatcı besleme trolleri; yukarıda paylaştığım düşüncelerimi dikkate alın sonra millet ittifakının cumhurbaşkanı adayını niçin açıklamadığını sorgulayın.

Bu bir siyasi gaftır

Yok arkadaş; böyle bir şey olamaz, bunu hak etmiyoruz.
Bu hal Türk milleti ve devletine zul dür.
Muhterem kendi iç siyasetine dönük "Koalisyon hükümetleri başarısız olur, her zaman problemdir" düşüncesini kendi ülkesi yetmiyor, tutuyor Almanya'ya da dayatmak istiyor. Merkel'e "Koalisyonlarınız olmasaydı daha da başarılı olacaktınız" diyor.
Merkel de "Hayır, ben koalisyon ve ortaklarımdan şikayetçi değilim ki" deyince hani derler ya; muhteremi şapa oturttu.
Nezaket kurallarını oldukça aşan, fark eden için utanç duyulacak bir durum.
Şahsen böyle bir gaf yapacak olsaydım her halde yerin dibine girerdim. İrticalen konuşma yapana bir de diplomasiye ve diline dair cahil cesareti eklenince kaçınılmaz akıbet gaf üstüne gaf oluyor.
Şimdi bir hafta boyunca cumhur ittifakının biatcı besleme trolleri bu diyalogdan ne kahramanlıklar çıkarıp anlatacaklar; hep beraber göreceğiz. Bizler ise ülkemizin şanssız ve bahtsız insanları olarak utanmaya devam edeceğiz.

Dayatılmış liderler kurgulanmış liderler

Kılıçdaroğlu Merkez Bankası Başkanı ile görüşmesi başlıyor anında dolar gevşiyor.
Demek oluyor ki; Recep Tayyip Erdoğan muhalefet liderleri ile bir araya gelerek yapılacak toplantı sonunda ülkede birlik ve bütünlük adına ortak duygu ve düşünceleri içeren bir metni Tür milletine açıklasa dolar inişe geçer, siyasetçiye ve siyaset kurumuna güven artar.
Ama sanmıyorum; ne Recep Tayyip Erdoğan, ne de Devlet Bahçeli hiç bir zaman bunu yapamayacaklardır; böyle bir ortamda bulunmaya, rakipleri ile münazara için yeterli özgüvene sahip değiller.
İstenildiği kadar Erdoğan'a güçlü lider densin ama malesef kastettiğim anlamda bu özgüvene kesinlikle sahip değil. Dikkat ederseniz şimdiye kadar dahil olduğu tüm münazaralar kendi tertip ve dizaynı ile ısmarlama şeklinde, belirlediği mekanlarda yine kendisinin tercih ettiği kişilerle yapılmıştır. Hatta hep yandaşları ile olmuştur.
Bana göre mevkidaşları ile bir araya gelerek devlet ve millet meseleleri üzerine münazara yapmaya özgüveni olmayan siyasi "lider"ler ya "Dayatılmış" ya da "Kurgulanmış" liderlerdir ama asla halkın içinden çıkmış liderler değillerdir.
Unutmayın Recep Tayyip Erdoğan, kendisine okutulan bir şiir ile önceden liderliği "Kurgulanmış" birisidir. Bunun cevabı "Ben BOP eş başkanıyım" cümlesinde saklı değil mi.
Olağanüstü şartlarda dayatılan liderler vardır, bir de olağanüstü şartlardan doğan liderler vardır. Kurucu Başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk olağanüstü şartlardan doğmuş bir liderdir.
Bilmem anlatabildim mi.

Hesabı yapılmadan verilen demeçlerin bedelini ödemek

Durduk yerde TCMB yönetimde operasyonlar yapılmasının kur artışına neden olacağı aşikarken; belli ki kur artışını hükümet istiyor. Peki bile bile bu kötülük bu ülkeye niçin yapılır.
Bunlar hep ihracat artışının rakamlarını verirler he nedense. Aslında ihracatta artış falan yok, kur artışından (İhracat miktarı aynı kalsa da) ihracat artmış gözüküyor.
Kısaca göz boyama veya kur artışından yandaşa faizsiz kredi temini sağlanıyor. Öyle ya; bir yandaşa Ziraat Bankası'dan sağlanan kredi ile kendi cebinden bir kuruş koymadan bir basın devini satın alması sağlanabilmişse; elbette bir gece yarısı tek adam iradesiyle gereksiz bir operasyon ile kontrollü kur artışından maliyetsiz kredi temini sağlanmış olabilir.
Bu düşüncelerim hiç de uçuk kaçık tarafı yok. Fetö'nün devlet içinde yapılanması usul ve yöntemlerini aynen AKP'de görüyoruz Aralarındaki tek fark; AKP'nin (+MHP) aynı zamanda meşru bir hükümet olarak devlet içinde kendilerine ait paralel yapılanmasını yine devletin imkanlarını paşa gönlüne göre yaparak sağlıyor olmasıdır.
Sakına sakın cumhur ittifakının bileşenlerinin siyasi duruşlarının devletin bekası adına olduğunu düşünmeyin, bütün mesele siyasi ömürlerini uzatmak ve bu arada belki de yüz yıllık bir siyasal İslamcı vesayeti oluşturup, oturtmaktır. Bunun için; seçim zamanı gelse bile seçime uygun şartlar yok diye olağanüstü durumlar bile yaratabilirler; Suriye topraklarında bir savaşın içinde olmak gibi. Bu da hiç abartı değil; cumhur ittifakı seçim sonuçlarının aleyhlerine döneceğini anlayınca seçim günü öğleden sonra mühürsüz oyların seçim yasasına aykırı olmasına rağmen geçersiz sayılması için YSK'ya talimat vermedi mi. Sonra aynı YSK, yaratılan bu fili durumu kanuni hale getirmek için yapılan yasal düzenlemesine "Gerek yok" demediğine göre seçim günü yaptığı kanuna aykırılığı tescil etmiş olmadı mı.
Bu ülkede oyların sayımı sırasında trafoya kedi sokulup trafo patlatıldı yahu(!)
Velhasıl kelam; Fetö bunlara her şeyi öğretti. Zaten onlardan gerekli kopyayı aldıkları için AKP fetö'yü boşamıştır, 15 Temmuz da bunun Türk milletine ödetilen bedelidir.
Kendileri ile ilgili endişelerimizi başarabilecekler mi; her yolu deneyecekler ama kesinlikle başaramayacaklar.

Siyasi pıtrak
Destici, senin siyasi zekan Meral Akşener'in zekasının zerresi kadar olsaydı yıllardır pıtrak gibi AKP'ye tutunarak onun himmetinde değil kendi gücünle mecliste yer alırdın.
Destici Meral Akşener için ne diyor; efendim Demirtaş ile kahvaltı yapmayı niçin kabul etmiş.
Her şeyden önce teklifi Meral Akşener değil Demirtaş yaptı, o da bu coğrafyanın kadim kültürüne uygun olarak düşman dahi olsa kapısına gelen misafiri içeri alıp, ağırlayıp göndereceğini ama gerekirse düşmanlığını da sürdürebileceğini ifade etmiştir.
Sayın Destici sen bir "Siyasi pıtrak"sın. Meral Hanım için kullandığın ifadeler; siyasi ikbalin için paçasına yapışarak varlığını sürdürdüğün "muhterem" ve onun partisi için olduğu aşikar. Buna hep beraber şahidiz, biliyoruz ama zerre miskal siyasi zekan varsa Meral Akşener gibi siyaset üret, gündem oluştur hadi görelim.
Meral Akşener hendeklerde 793 şehit verilerek yapılan terörle mücadeleyi; hiç şehit vermeden HDP'yi Türkiyeleştirmeye zorlayarak uygun bir konjonktürün oluşmasına katkı sağlamak istiyor. Demirtaş'ın teklifini de bu minvalde değerlendirerek yorum yapmıştır. "Siyasi pıtrak"lar bunu akıl edemezler, düşünmezler bile zira o işi efendilerine bırakmışlardır.
Dökülen kandan siyasi rant umularak bunun üzerinden önce düşmanlaştırma sonra da kutuplaştırma ile iktidarda kalma gücüne pıtrak olmak hiç de onurlu ve ahlaki değildir.
Ne var yani; Meral Akşener daha onurlu, ahlaklı ve kansız olan yolu siyaset üreterek tercih ediyorsa bunun neresi suç ve kabahat. Siyasi pıtrak olmayın, zekanızı biraz daha zorlayın; bak göreceksiniz sizler de kendinizi Meral Akşener'in yanında bulacaksınız.

Muhalefeti iktidara talip olmaması için tehdit etmek...

Erdoğan millet ittifakı için "Ülke yönetimine talip olmaktan vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını hatırlatmak istiyoruz" ifadesini kullandı.

Buradan anlaşılması gereken "Siz ne yaparsanız yapın, millet sizi iktidara getirse bile biz razı olmayacağız. Size o zaman ne yapacağımız kullandığım cümlemin içinde saklı olup aklınızı başınıza toplayın, başınıza gelecek olanı size şimdilik söylemiyorum" demektir.
Eğer bu ifade bilinçli ve düşünerek söylenmişse doğrusu ürkmemek mümkün değil ve açıkça endişeliyim. Bu noktada muhalefet milleti güven vererek benim gibi endişe duyanları rahatlaması gerekir. Evet, endişe duyuyorum ama ne derse desin korkmuyorum.
Muhalefet aynı cümleyi kullanmış olsaydı yandaşlar bunu darbe çığırtkanlığı olarak anlatıp ne de güzel yaygara koparırlardı değil mi.

Özdemir Bayraktar SİHA ve İHA'ları milli savunmaya kazandıran insan

Özdemir Bayraktar Milli düşünen birisiymiş. Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde hapisteki askerleri ziyaret edebilme yürekliliğini göstermiş ise böyle birisinin arkasından ancak bolca dualar edilir.
Belli ki; çocukluk arkadaşının da anlattığı üzere model uçaklarla başladığı İHA ve SİHA projelerinin başarılı olabilmesi için Erdoğan gibi güçlü bir otoritenin kesintisiz desteği ile mümkün olacağını düşünerek bir strateji yürüttü ve başardı. Demek ki Erdoğan'ı ikna etmenin yollarını buldu hatta dünür bile oldular.
AKP ve Erdoğan adına hayırla hatırlayabileceğimiz belki de tek şey böyle bir insana projesini gerçekleştirebilmesine gerekli zemini sağlayıp, katkıyı yapmış olmasıdır.
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.
Mehmet Soral

5 Ekim 2021 Salı

İYİ PARTİ MUKTEDİRLERİNE

İYİ PARTİ muktedirlerine....

İlk seçim sonrası millet ittifakının iktidar olacağı ihtimali üzerinden kendilerine yeni konum belirleme düşüncesindeki yandaş ya da yanaşmalar harekete geçtiler.
Kim bunlar; F.Acar ve N.Alçı gibi isimler. Bunu
İYİ PARTİ'nin üzerinden yapmak istiyorlar.
Lütfen...!
Bu tür yandaşlara ihtiyacımız yok, biz bize yeteriz. Potansiyel enerjimiz, heyecanımız ve inancımız bize yeter. Her türlü çıkarcılığa teşne, kumpaslara aparat olmuş kırık dökük yandaşların kapımıza bacamıza uğramalarına müsaade etmeyin, efendileri ile müsebbibi oldukları pisliğin içinde beraber boğulup gitsinler.
Taban olarak emeğimize, göz nurumuza ortak olmak isteyen haramzadelerin partimize bir mikrop gibi bulaşmalarını istemiyoruz. Baştan söyleyeyim; böyle mikroplara benim dayanma gücüm olamaz.
Meral Hanım ile bir hastanede, daha sonra rahmetli olan Türk milliyetçisi abim Ahmet Kaleli'yi ziyaretimizde karşılaşıp, sohbet etmiştik.
Hastane cafe'sinde üç beş kişi sohbet halindeyken kendisine "Maral Hanım, sistem değişikliğine hayır kampanyasının Türk milliyetçileri tarafı olarak partileşmemiz gerekir, düşünceniz nedir" dediğimde...
"Siz isterseniz olur, benim istemem yeterli olmaz" şeklinde çok makul ve mantıklı bir yorum getirmişti.
Evet, Meral Hanım'ın hiç şüphesiz İYİ PARTİ'nin kurulmasında çok büyük emeği ve katkısı var ama partinin ete kemiğe bürünmesi bizler istediğimiz için başarılmıştır. Böyle olduğu içindir ki MHP'ye yansıması da bizler oradan ayrıldığımız için zayıflaması şeklinde olmuştur.
Dolayısıyla...
Sandık ve ona sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğunu seçim günü "Yaş imzaların" takibi ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde millet ittifakı olarak gösterdik. Bunu motive eden sinerjinin farkında olmak çok önemlidir o da ne; partiye olan inanç ve aidiyet duygumuzdur. Faruk Acar gibi veya iktidara yürüyen millet ittifakı trenine son anda binmek isteyen, partimize haince kurgulanmış kumpaslara suskun kalmış, hatta o kumpasların arkasında onları motive etmiş isimlerin transferi veya onlara iş verilmesini kabul etmemiz mümkün değil. Neymiş efendim "Profesyonel iş anlaşması ile hizmet alınacakmış". Buna bir ihtiyacın olduğunu sanmıyorum. Parti bünyesinde bu anlamda yetişmiş vasıflı mensuplarının olduğunu düşünüyorum. Meral Hanım doğallığını devam ettirsin yeter. Faruk Acar benim gibi isimlerden daha mı çok akıl verip yönlendirme yapacakmış.
Lütfen, bilinmeli ki İYİ PARTİ yetkilileri motivasyonumuzu bozacak yanaşma düzeninden beslenmiş ama öyle veya böyle tanınmış isimleri partiden uzak tutmalıdır. Sinerjimizin dağılmaması, motivasyonumuzun bozulmaması için gerekli bir tedbir olarak görüyorum. Yazıma konu ettiğim isimler konunun önemine binaen sembolik anlamda seçişmiş isimlerdir. Meramımız tabanın ne düşündüğünü muktedirlerimize iletmektir. Bir anlamda bize sorulmadan ilgililere danışmanlık yapıyoruz. Dikkate alınmamız durumunda uyarılarımızın faydalı olacağını düşünüyorum.

Dindar bir anayasa(!)

Yine aynı cenahtan beyni sulanmış, helaya gidip yarısını üzerine ederek geri dönen aciz adam; cumhuriyet değer ve kazanımlarına olan kin ve öfkesini her defasında olduğu gibi dile getirmek için yeni anayasa "Dindar bir anayasa olmalı ilk 4 madde ise değişebilir" demiş.
Bu adam heves ve isteklerini her ne kadar din üzerinden anlatmayı tercih ediyor olsa da; asıl problemi soyu ile ilgili. Yani soysuzun teki. Adamın her eylem ve düşüncesinin arkasında Türk düşmanlığı yatıyor. Siz bakmayın sürekli dine atıf yapmasını; din argümanı ile beyinler uyuşturulur sonra algılarla yönlendirilen zom bileştirilmiş bu beyinlere her türlü eylem yaptırılır hatta oyları bile alınır.
Az kaldı nesilleri kuruyacak inşallah. Sabahları dinlediğimiz bazı sela'lar bana müjde gibi geliyor artık.

İslam'ın özgür vicdanlarda anlam ve değerini bulması için anayasanın "Dinsiz" olması en makul olandır.
Çünkü "Anayasaya konmuş ''Din''in anlayış, uygulanış ve yorumlanması o günün devleti yönetenlerinin keyfiyetine göre olabiliyorsa o zaman ne anlamı olur konmuş olmasının.
"İktidardan düşmemek için iktidarımızın arsızlık, hırsızlık, yolsuzluk ve namussuzluklarını gerekirse görmeyeceğiz, konuşmayacağız" diyebilen bir güruhun arzularına göre Türk anayasasına "Devletin dini İslam dır" tanımı konsa bu güruh bu tür şeytani düşüncelerden vaz geçerler mi; hiç sanmıyorum zira anayasaya din tanımının konmaması gerekliliğinin müsebbibi olan bizatihi bunların ''Siyasal İslamcılık'' adına yaşadıkları ve yaşattıkları kötülüklerdir.
Mehmet Soral

24 Eylül 2021 Cuma

İYİ PARTİ ''KÜRT SORUNU'' TUZAĞINA DÜŞMEMELİ

İYİ PARTİ ''Kürt sorunu'' tuzağına düşmemeli

Birilerine değil kendi duruş ve düşüncelerine bağımlı olan, biati red eden, demokrat Türk milliyetçisi birisi olarak diyorum ki; "Kürt sorunu" başlığını kabul edip içselleştiren ve bunun üzerinden siyaset üretmeye çalışan hiç bir kişi, kurum ve siyasi partinin yanında olmam söz konusu olamaz.
"Kürt sorunu" başlığı meşru görüldüğü an bilinmeli ki; tuzak amaçlı konulmuş veya konmaya çalışılan bu başlığa CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu da teslim olup bu minvalde siyaset geliştirecek olursa, nihayetinde en hafif haliyle federatif yapılanma ile başlayacak bir süreç Türkiye'nin bölünmesine kadar gidecektir.
Dolayısıyla, İYİ PARTİ için zor bir süreç olsa da; konumuna ve duruşuna çok dikkat etmeli, özen göstermeli ve algılarla oturtulmak istenen "Kürt sorunu" tuzağına CHP'ye takılarak düşmeden kendi siyasetini üreterek hareket etmelidir.
İYİ PARTİ amiralleri unutmamalılar ki; Türk milletinin birleşeni Kürtlerimizi ayrışma ve bölünme sürecine taşımak için ilk hatayı onların sözde temsilcilerini 1991 yılında yapılan seçimde kendi listelerinde meclise taşıyan Erdal İnönü'nün liderliğindeki SHP olmuştur. Zamanında yapılan bu hata PKK ile içli dışlı bir yapının o günden bu güne öyle veya böyle sürekli mecliste yer almalarına vesile olmuştur. CHP "Kürt sorunu" başlıklı tuzağa düşerse SHP'nin geçmişte yaptığı hatanın bugün güncellenmesi anlamına gelecektir ki; varacağı sonuç ülkenin bölünmesi ve parçalanması olacaktır. İYİ PARTİ bu süreci çok iyi yönetmek durumundadır.
"Kürt sorunu" yok, Kürtlerimiz üzerinden sorun yaratmak gibi emperyalistler tarafından kurgulanan bir tuzak var. İYİ PARTİ bu tuzağa çekilmek istenen CHP'yi uyarmalı, kolundan tutup geri çekmelidir.

Türk milliyetçiliğinin Beklenen doğal refleksleri

Henüz yeni doğan bir kuzu annesinin memesini arar; emmek için. Allah onlara böyle bir iç güdü vermiştir. Çünkü teşrif ettiği yeni dünyasında yaşamak için ilk şart beslenmesinin gerektiğidir.
Partilerde ana gövdeyi oluşturan, ona meşruiyet kazandıran kuruluş ilkesi vardır. Zamana ve konjonktüre göre esneyebilir ama ana ilkede sapma mümkün olamaz, mümkün olduğu an aslını ve varlığını inkar etmiş olur.
"Türkiye Cumhuriyeti" anlamına gelen ve devleti temsil eden kamu kurumlarından "T.C" ibaresinin kaldırılması..
Körpe beyinlere Türklük ruhunu nakşeden "Andımızın" okunmasının kaldırılması...
Türk milliyetçiliğini ayakları altına alan birisi ile dost olup, iş birliği yapılması...
Dünyanın bir çok tarafından katılımların da olduğu, aidiyet duygusunun zirve yaptığı geleneksel Erciyes kurultayının kaldırılması ve alternatif kutlama yapanların tehdit edilmesi...
Banisinin rahmetli Başbuğ Türkeş'in olduğu ve her sene yine geleneksel olarak kutlanan, bir anlamda gönüllerdeki Turan'ı gerçekleştirmeye matuf "Antalya Türk ve akraba toplulukları kurultayı"nın rahmetli Başbuğ'a vefasızlık gösterilerek kaldırılması...
"AKP sayesinde hepimiz Türk olmaktan kurtulduk" deme cüretini göstermiş etnik özürlü kriptoların arzuları lehine, onların iktidarlarının devamı için her icraatlarına parmakların kaldırılarak destek verilmesi...
Gibi, daha çok sayacağımız hususlarda MHP ve Devlet Bahçeli; memesine koşan, yeni doğurduğu kuzusunu red eden ana gibi kuruluşunun meşruiyetini oluşturan Türk milliyetçiliğinin en doğal refleksini göstermeyerek, derenin yatağını değiştirerek koskoca nehrin bir meçhule doğru her geçen gün gücünü kaybederek akıp gitmesine neden oldular.
"Devletin bekası" yalancı emziğini yıllardır Türk milliyetçilerinin dudaklarına zorla dayayarak sürekli sesimizin kesilmesi yoluna gidildi. Artık kandırılmaya tahammülümüz kalmadığı için yeni arayışlar içinde yeni projeler geliştirilmiştir. Bunun en somut örneği İYİ PARTİ dir. Velev ki yine yanıldık; yine itiraz ederiz ama bu sefer kimse bizi gütmeye cesaret edemeyecektir. Türk milliyetçilerini bir yerlerin aparat yapmayı misyon edinmiş iradelerin tasallutundan çok şükür kurtulmuş durumdayız. Bu süreç yirmi senemizi almış olsa da; şükürler olsun başardık.
Ne mutlu bana ve benim gibi düşünenlere ki; ne yalancı emziği zihnimize tutturmak isteyenlere kanıp izin verdik, ne de meçhule akıp giden bu nehirde bir kaşık su olmaya razı olduk.

MHP'den yine keyfi ihraçlar

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın,
Nazif Okumuş, Ahmet Malkan, Ali Şanalmış, Ali Baykan, Atilla Kaya, Suat Başaran ve Tahsin Eren’in partiden ihraç edildiklerini açıklamış ve onlar için
"Döneklik, vefasızlık, disiplinsizlik, ahlaksızlık, aylaklık, fitne ve tefrikaya meyyal olmak gibi kötü huylara malik kişiler; partimizde ve teşkilatlarımızda asla barınamamışlardır" demiş.
Bilmeyenler bilsinler ki; bu isimler için ne disiplinsizliği yahu; MHP ve Türk milliyetçiliğinin hafızası konumunda insanlar olup, aksine mecrasından kaymış MHP'yi yine disipline edip aslına rücu ettirecek isimler.
Hele bir Ali Baykan abim var ki her gün, her saat ve her dakika; Türk milliyetçisi birisi olarak inanmışlığını ve adanmışlığını ortaya koyarak fikir üreterek, katkı sağlayarak halimizin en ağır sancısını çekerek mücadele eden bu isme "Disiplinsiz ve dönek" diyebilmek için insani vasıfları yitirip, vicdansız olmak gerek.
Velhasıl kelam işin aslı nedir biliyormusunuz; "Disiplinsiz veya dönek" olmak değil, bu insanların er veya geç MHP'de inisiyatifi ele geçirebilecek potansiyel güçte saygı duyulacak isimler olmalarıdır. Bunun için de teknik olarak bu ihtimali ortadan kaldırmak için partiden ihraç edilmişlerdir.

Gene aynı şey ''Din elden gidiyor'' palavrası

AKP'nin yapılacak bir seçimde Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu sürecin yarattığı ekonomik sıkıntıları aşıp kendilerine artık bir teveccühün olamayacağını anlayınca yine dini söylemler ve laiklik tartışmalarını tekrar başlatmak için eski milletvekilleri R. Tosun'a "Laiklik anayasadan çıkarılsın veya yeniden tanımlansın" başlığı ile ısmarlama bir yazı yazdırdılar.
Yine "Din elden gidiyor" palavraları ile ekonomik krizlerle ezilip yoksulluğa mahkum edilen Türk milletini, mukaddesatı üzerinden Laiklik tartışması ile aklını çelerek üzerinden yine oy devşirme peşindeler.
Son cumayı takriben 50 kişi ile beraber kıldık. Cemaatin içinde 20 yaşından küçük bir tek genç yoktu. Ağırlıklı yaş ortalaması 35 ve üzerindeydi.
Bunun, AKP iktidarının 20 yıl boyunca inanç dünyamızda yarattığı tahribatın sonucu olduğunu düşünüyorum.
Düşünebiliyor musunuz; dini değerler referans gösterilerek kurulan bir parti ve yine dini referanslar üzerinden inanmışlık ve adanmışlık naraları atan bir "Cemaat" birlikteliği; önce iktidar sonra muktedir ve devamında her türlü kalleşçe kumpaslarla tezgahlanan oyunlar ve nihayetinde 15 Temmuz ihaneti...
Bu sürece şahit olmuş gençlik inancını, imanını yüksek derecede koruyup motive olabilmek için ne görüp yaşadı ki; cuma günü geldiğinde cumaya namazını hatırlayıp camiye gitmeyi düşünebilsin.
İslam referanslı iktidar mensupları her türlü imkanlara sahip zevk ve sefa içerisinde ayrıcalıklı bir sınıfı teşkil edip yaşıyorlarken, yetmeyip hatalarının da sorgulanmaması için dokunulmazlık zırhını üstlerine giyinmiş halleri karşısında inanç ve iman işinin fakirlere ve güçsüzlere kaldığı gibi bir fotoğrafı gören gençlik bir anlamda bunu protestosu ederek dinden soğuyor ve uzaklaşıyor.
Mehmet Soral

Prof. Ersan Şen Hoca'ya gönderdiğim yazı

Ersan Şen Hocam sizi çok takdir ediyor ama millet ittifakının cumhurbaşkanı adayını açıklamamasını garipseyip tuhaf bulmanızı da doğrusu yadırgıyorum. Oysa siz, Türkiye gerçeklerini iyi okuyup anlayan ve her platformda bunu Türkiye ortalama algı düzeyine en güzel şekilde izah edebilen birisisiniz.

Şunu çok iyi biliyor olmalısınız ki; bugün millet ittifakı cumhurbaşkanı adayının ismini açıklayacak olsa besleme alçak troller adamın veya bayanın her neyse; bir çocuğu seven resmini bulup adını tacizciye çıkarırlar, ne uğruna; kazanmak uğruna.
Siz onların meşhur aynı zamanda iğrenç "Kabataş Yalanı"nı hatırlayın lütfen. O yalan neydi; "Kabataş'da çocuk arabası ile turnikelerden geçen başörtülü bir kadını, üstleri çıplak alt tarafları deri pantolonlu bir grup erkek yerlerde tekmeleyip üzerine idrarlarını yapmış"dı. Ve aynı gün aynı yerdeki camide içki içilmiş, bu yalanın da cami imamı tarafından doğrulanması iştenmiş, kabul etmeyince de sürgün edilmişti.
Sonra o tek adam seçim meydanlarında "Benim başörtülü kardeşimin üzerine yetmiş erkek tekmeleyip idrarlarını yaptı, bir yandaki camide de içki içildi" diyerek bu iğrenç kurgular üzerinden oy devşirme ile seçim kazanma yoluna gitmişlerdi.
Yine o zamanlar besleme yandaş bir TV kanalında Meral Hanım'ın gayrimeşru bir ilişkisinin olduğu iftirasını atan hukukçu alçağın birisi bugün "Ben şerefsiz alçağın tekiyim" yazan madalyonu boynunda taşımaya devam ediyor. Hocam biliyor musunuz; bu alçak meslektaşınız yapılan yargılama neticesinde her hangi bir ceza almadı.
Bu kadar iftira, alçaklık ve iğrençliğin kayırmacı Saiklerle cezasının verilmediği hukuk ve adalet anlayışının hüküm sürdüğü bir ülkede muhalefet ahmak mı ki; cumhurbaşkanı adayının ismini daha seçim tarihi belli olmadan açıklasın.
Hocam, beş yıldır mahkemesi yapılmayan Meral Akşener hakkında açılmış bir soruşturma var, sorar mısınız lütfen; bu soruşturmanın mahiyeti nedir, mahkemesi niçin yapılmıyor.
Velhasıl kelam; millet ittifakının, adayını mümkün olduğunca geç açıklamasının yukarıda örneklerle ifade etmeye çalıştığım iğrençlik düzeyinde kurguların devreye girmesine ve doğal olarak da adayının yıpratılmasına mani olmak gibi bir yararı olacaktır. Eğer her şeye rağmen seçime az bir süre benzer iğrençliklere kalkışılırsa millet bunu millet ittifakının hanesine mağduriyet olarak yazar, sonuçlarını da cumhur ittifakının başına geçirir.
Not: Bu yazı kendi iletişim adresine gönderilmiştir.
Mehmet Soral

10 Eylül 2021 Cuma

İMAMOĞLU'NA FATİH BENZETMESİ

Ekrem İmamoğlu'na Fatih Sultan Mehmet benzetmesi

Evet, 1994 yılından biridir önce Erdoğan ve sonrasında 2003 yılından beridir AKP'nin "SİYASİ HAKİMİYET"inde olan İstanbul Belediyesi, İmamoğlu'nun şahsında millet ittifakı tarafından "SİYASİ" anlamda fethedilmiştir.

Ben de aynı duygular içindeyim. İnşallah ülkemizin yönetimi de"Siyasi" anlamda yapılacak ilk seçimde millet ittifakı tarafından fethedilecektir.
Meral Akşener'in söz sanatını kullanması ve buradan da yanlış anlamlar çıkarmanız; olsa olsa sizin cehaletiniz dir, Meral Akşener'in kabahati değil.
Siyaseti hiç beceremeyip, havlu atmış biraz da ukala H.Cevizoğlu, sen git her zaman yaptığını yap, bilgiçlik tasla ama beceremediğin bir meşguliyete dair o işin piri olan Meral Akşener'i eleştirmek senin haddine düşmez.
Zaten Meral Akşener'in söz sanatına "Gaf" diyecek kadar siyaset yapma becerisinden yoksun olduğun içindir ki; siyasette havlu atmış bir adamsın.

Ne yani; ikinci bir Türk evladı Fatih Sultan Mehmet kadar murad ettiği zafer için inanmışlığını ve adanmışlığını ortaya koyamaz mı.
Evet, ahan da buraya yazıyorum; her kim ki AKP'leşmiş devleti cumhur ittifakının tasallutundan kurtararak tekrar cumhuriyet değer ve kazanımlarını hakim kılarsa benim nezdimde Fatih Sultan Mehmet kadar bir zaferi ve kazanımı Türk milletine armağan etmiş olacaktır.
İma edilen zaferin değeri bugünkü konjonktürün nasıl değerlendirildiğine bağlı. Mesela ben çok endişeliyim. AKP şayet bir dönem daha iktidarda kalırsa cumhuriyet değer ve kazanımları tamamen tüketilecek, siyasal İslamcı vesayet hakim kılınıp, önce millet tarifi değiştirilecek sonra bu yeni tanıma uygun olarak H. Kaplan'ın dizayn ettiği bayrak kabul edilecek, devamında Türklüğe vurgu yapan ülkemiz ismi değiştirilerek süreç böylece tamamlanacaktır.
Ondandır ki; şahsen "İktidar gücü"nü kim fethedebilirse kendisine "Bir Fatih Sultan Mehmet gibi Türk milletine kazanım sağladın" diyeceğim. Bu bir kadın olsun erkek olsun, fark etmeyecektir.
Sözüm muhataplarına; ne kadar riyakarsınız yahu; tek adamınızın peygamberin sıfatlarını taşıdığını ifade etmiş "Has evladınızı" kara vicdanınızda böleyip kundakladınız, mezhebinize yedirebildiniz ama her ne hikmetse İmamoğlu'nun azim ve kararlılığını Fatih Sultan Mehmet'in zaferi üzerinden tanımlama ve takdir etme niyetini fırtınalar kopararak ortalığı velveleye verip linçe tabi tutunuz. "Utanmıyor musunuz" demeyeceğim. Alıştık size, her zamanki haliniz


Meral Akşener'e diyet ödetme istekleri ne zaman bitecek

Meral Akşener İYİ PARTİ'de kimseyi yanından uzaklaştırmadı ama şunu yaptı; kendilerini peşin seçilmiş icazetli ekabirler olarak görenlerin kaprislerini önemsemedi, onlar da sabredemedikleri için partiden ayrılıp kendilerine başka bir istikamet tayin ettiler.
Mesela bir örnek vermek gerekirse; önce zan yürüterek hüküm verip, sonra da verdiği hükümlerden delil üretip kurucusu olduğu partiyi fetö ile ilişkili ve iltisaklı gösteren bir kişinin Meral Akşener'in yanında olması, iyi parti de kalması elbette mümkün olamayacaktı, olmadı da.
Zaman her şeyin ilacı. Eğer zafer partisi başarılı olursa "Adamlar haklıymış" demekten başka da bir seçeneğimiz olmaz ama iyi parti bugün Türkiye'nin öyle veya böyle istikametinin tayininde etkinliğinin özgül ağırlığı çok önem kazanmış bir partidir.
Ümit Özdağ'ın bilim adamlığının yarattığı saygınlık siyasi saygınlığının çok çok üstünde. Bilim adamlığının izlenme ve dinlenme oranı da siyaseten izlenme ve dinlenme oranının çok çok üstünde olduğunu düşünüyorum. Onun içindir ki; siyaset anlayışının bilim adamlığına verdiği zararı görüp üzülüyorum çünkü kendisinin iyi yetişmiş bir Türk milliyetçisi olduğunu düşünüyorum.


Simgeler üzerinden çatışma, hükümet ve belediyeler üzerinden ayrışma

AKP bir devleti değil, öyle veya böyle ele geçirdiği şirketi yönettiğini zannediyor.
O kadar gayri ciddiler ve devleti yönetiyor olmaktan uzaklar ki; millete yapılan hizmetleri ayırıyorlar; "AKP'leşmiş devletin yaptıkları ve muhalif belediyelerin yaptıkları" diye.
Dünyanın hangi ülkesinde olursanız olun; aynı amaç için yapılmış aynı enstrümana aynı isim verilir ve kullanılan simge de aynı olur.
Yer altından yapılan ulaşıma "Metro ulaşımı" denir, simgesi de "M" dir. AKP ise dünyanın her yerinde görüldüğünde aynı şeyin anlaşıldığı "M" (Metro ulaşımı) yerine ulaştırma bakanlığı kendi yaptırdığı metro için "U" simgesini kullanmak istiyor.
Bunun tek anlamı var o da; İstanbul seçimlerini kaybetmiş olmanın ezikliğini atamamanın psikolojik yansıması dır.
Düşünebiliyor musunuz; ulaştırma bakanlığının yaptırdığı Metro ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaptırmış olduğu metroların birleştiği yerde iki tabela göreceğiz "M" ve "U" tabelaları. Aynı şeye iki farklı isim; nedeni öfke tatmini.
Bu kadar kıskançlıktan mütevellit kin, öfke, ezilmişliğe pes doğrusu. Devleti o kadar AKP'leştirdiklerini düşünüyorlar ki; muhalif belediye veya muhalif kişi, sivil toplum örgütlerinin devletin ve milletin hayrına yaptıkları hiç bir iyiliğe tahammül edemiyorlar.
Yahu muhalif belediyelerin salgın sürecinde ihtiyaç sahiplerine yardım toplanmasına izin vermediler; bundan akıl ve vicdandan yoksun daha ötesi var mı.


Ankara Güney Kıbrıs Rum Yönetimine tepki göstermiş(!)

Ankara tepki göstermiş; Güney Kıbrıs Rum yönetiminin İngilizce dil kitabında Atatürk'e yapılan övünün geçtiği sayfanın yırtılması talimatının verilmesi nedeniyle.
Vah vah, Atatürk şimdi ne kadar üzülmüştür; "Ankara"nın kendisi için üzülmüş olmasına(!) Belki de; "Bunlar üzüleceğine keşke ben dünyaya hiç gelmemiş olsaydım" demiştir(!)
Bu tepkiyi gösterenler kimler; Ayasofya'da Atatürk'e hakaret edip aşağılayan D.İ başkanını hiç tepki göstermeden kös kös dinleyen devlet ricali.
"Keşke Yunan galip gelseydi" diyenin müritleri Atatürk'e hakaretten rahatız olmazlar aksine teşvik ederler. D.İ başkanı hakaret ettikçe teşvik görmedi mi.
Riyakarlık bunların "Genel" hali olmuş. Neymiş; Atatürk aşağılandığı için çok üzülmüşler.
Vah vah; vah ki ne vah....
Sevgili Atatürk, bu kahrolma halleri onları maf-u perişan edecek; bence sen kalk onlar yatsın.


Geçmişten bir anekdot

Yusuf Ziya Ortaç'ın anılarını paylaştığı "Bizim yokuş" kitabından alıntı.
Şimdi daha iyi anlıyoruz ki; niçin siyasal İslamcıların Osmanlıcılık yaptıklarını. Kripto etnikçiler kendilerini Osmanlı'ya daha yakın hissediyorlar zira Osmanlı'da saray bile yönettikleri devletin ne kadar Türk olduğunun şuurunda değillerdi.
Mehmet Soral

28 Ağustos 2021 Cumartesi

KONTROLLÜ DEMOKRASİMİZİN BİZE YUTTURDUKLARI

Kontrollü demokrasimizin bize yutturdukları

Önce, 28 Şubat sürecinin öncü generalleri ve onların brifing verdiği bürokrat ve kurumların başörtülü öğrenci ve memurlara karşı abuk sabuk, dayatmacı keyfi uygulamaları ile intikamcı kindar bir seçmen kitlesi oluşması ve bunların kurulacak bir partide konsolide olmaları yoluna gidildi. Okullarda okutulan kitaplarda müfredata alınan, Atatürk'ün fikri ilham kaynağı olan Ziya Gökalp'ın şiirini okuyacak cesur birisi bulunuyor, sonra cezalandırılıp dört aylığına hapiste istirahate alınıyor(!)
Generallerin bu uygulamaları devam ederken akabinde siyasi arenanın da dizayn edilmesi yoluna gidiliyor. Kurulacak olan yeni parti, yani AKP için siyasi arena boşaltılıyor ANAP, DYP, MHP, HDP baraj altında bırakılıyor. AKP'nin genel başkanı milletvekili olamadığı için, olsun diye Siirt seçimleri iptal edilerek ara seçime gidiliyor ve vekil oluyor ama yenilenen bu ara seçime baraj altı kalan partiler sokulmuyor. Çünkü sokulurlarsa ezkaza 9.9 ile baraj altında kalan DYP olur da barajı aşarsa ne olacak; meclis aritmetiği tamamen değişerek ve Türk milletine takdimi yapılan lidere dair tüm senaryolar boşa çıkacaktı.
Ne garip değil mi; bu generallerin yarattıkları mağduriyetler üzerinden (28 şubat süreci) siyasi oluşumları için (AKP'nin kurulma süreci) güç devşirenler, bugün müteşekkir oldukları generalleri cezalandırarak tekrar aynı malzemeleri kullanarak bir başka güç devşirme çabasındalar. Nedir o; "Biz 28 Şubat'cıların cezasını böyle keseriz" diyebilmek. "Başörtüsü bitti, generallerden verelim abi" der gibi.
ABD, işte böyle "Benim çocuklarım" dediklerini çift taraflı keskin bıçak gibi kullandığına, yaşananlardan hareketle daha açık şekilde tanık oluyoruz. Atatürk, cumhuriyet değer ve kazanımlarına atıf yapılarak ordunun genel tutumuymuş gibi generaller tarafından dindar ve muhafazakarlara dayatılan bireysel davranışların aslında ABD/Nato yönlendirmesi olduğunu anlamamak kusura bakmayın ama biraz da saflık değil mi.
Tesadüf mü yoksa bilinçli mi, ben bilinçli olduğunu düşünüyorum zira benzer hatalar her zaman aynı sonuçları vereceğine göre; Suriye bataklığına ABD'nin güdümünde saplanmışken, yine aynı ABD'nin Afganistan'da yarattığı bataklığın içine aynı sonuçları elde etmek için çekiliyor olmamız; yaratılan sorunlar içinde boğularak yine dönüp dolaşıp ABD'nin her istediğini alabileceği bir konuma sürükleniyoruz. Bu nedendir ki; Erdoğan-Biden görüşmesinin mahiyetinin bilinmemesi için temayüllere aykırı olarak çocuk yaşta aileden birisinin kızı tercüman olarak tercih ediliyor.

Kılıçdaroğlu'na yapılan saygısızlık

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çorum'u ziyaret etti ve vatandaşların halini hatırını sorduğu sırada vatandaşın tepkisi ile karşılaştı. Vatandaş, Kılıçdaroğlu'na önce "Çocuğuma dokunma", sonra da "Hadi yürü, yürü" tepkilerini gösterdi.
Bu çirkin, insanın içini acıtan, AKP'nin Türk siyasetine soktuğu görüntü "Karşıtından nefret edeceksin, kin ve öfke duyacaksın. Karşıtını ne kadar aşağılayabilirsen o kadar muzaffer bir asker gibi itibar göreceksin" minvalinde kendi seçmenini motive etme usulü ve yöntemi milletimizi olabildiğince ayrıştırdı.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun ne kadar olgun bir insan olduğuna hep beraber şahit olduk. Ezkaza aynı muamele ile Erdoğan karşılaşmış olsaydı; düşünmek bile istemiyorum.
Dolaysıyla, o malum görüntü ve diyalog karşısında içinin acıdığını söyleyen bir Meral Akşener, hiç hak etmediği bir muamele ile karşı karşıya kalan olgun ve sabırlı insan Kılıçdaroğlu ve Karamollaoğlu bilgeliği ile inşallah bu ülke düzlüğe çıkacak, insanların ayrışması sona erecek, psikolojisi normalleşecek, müreffeh ülke Türkiye tekrar cumhuriyet değer ve kazanımları üzerine inşa edilecektir.

Rakamlarda keramet aramak

Devlet Bahçeli her daim kendisini hep rakamların sihrine kaptırıp matematiksel oyunlarla meclisin vekil dengesini de kullanılarak siyasi varlığını sürdürebilme yollarını aradı, muvaffak da oldu. Hiç bir zaman MHP'nin kurumsallığının büyümesine, birinci derece yetkinliğe yükselmesine ne niyetlendi ne de mücadelesini vermeyi göze alabildi.
Peki o öyle istedi diye bizler razı olduk mu; elbette hayır. İtirazımızı dile getirip ideolojik taassubu terk ederek sonuç almaya yönelik, başarıya odaklı ve en önemlisi yönetmeye talip inanmışlık ve adanmışlık ile Türk milliyetçileri ve onların ülküleri için alternatif bir çıkış yolu aradık; vatan ve millet severlik paydasında bütünleşen diğer siyasi kesimlerin katılımlarının da sağlanması ile Demokrat Türk milliyetçileri olarak İYİ PARTİ projesini geliştirdik ve başardık.
Sonuç mükemmel; İYİ PARTİ, varlığı ile 19 yıllık ihvancı ruhlu siyasal İslamcı AKP ve onlara sonradan eklemlenmiş siyasal İslamcılığa evirilmiş ülkücülerin ortadan kaldırdığı cumhuriyet değer ve kazanımlarını tekrar yerlerine koyabilecek siyasi bir gücün alternatif olması için "Vatan ve millet severler" arasında katalizörlük görevini ifa ederek Türk milleti için umut olmuştur.
Yani demem o ki; Devlet Bahçeli yine her zaman olduğu gibi kendisini rakamların sihrine kaptırarak seçim barajı değişikliği ile iyice küçüldüğünü kabul ettiği MHP'nin en azından kurumsal varlığının devamı için seçim barajı rakamını aşağıya çekerek sonuç almayı murad ediyor. İttifakla seçime girme barajı %10, tek başına girme barajı %5 olsun istiyor. Oysa ki; güya devletin bekası üzerinden siyaset yapan Devlet Bahçeli'nin çalışmasını yaptıkları yeni seçim yasası düzenlemesiyle; HDP ile ittifak yapanları hainlikle suçlarken aynı zamanda HDP'nin her şart altında meclise girmesini garanti altına almış oluyor.
Anlaşılan, bu sefer çıtayı aşabileceği şekilde ayarlasa da; sorun sadece yükseklik değil koşarak hız alabileceği yeterli mesafenin olmayışı dır.

Örnek vatansever bir hukukçu Prof. Dr. Ersan Şen

Bu ülkeye hizmet ille de siyasetten geçer gibi bir zorunluluk söz konusu değil.
Şu anda Prof. Dr. Ersan Şen'in anlattıkları gerek CHP'nin gerekse İYİ PARTİ'nin aynı minvalde söylediklerinden inanın ki daha çok dikkat çekip, yankı uyandırıyor. Çünkü siyasetin ve siyasetçinin yarattığı bıkkınlığın insanlarımız üzerinde oluşturduğu yorgunluk artık siyasileri dinlenmez hatta ciddiye alınmaz kıldı.
Hizmet anlamında bu ülkeye tek başına daha sonuç alıcı hizmetler yapılabileceğine dair Ersan Şen hoca bence güzel bir örnektir.
Ayasofya'da rahmetli Atatürk'e atıf yapılarak yapılan hakaretlere dair siyasiler büyük eleştiri yaptılar ama hepimizin aklında kalan Ersan Şen hocamızın yaptığı; yüreğimizi ferahlatan, muhataplarını tokatlarcasına perişan ettiği konuşmalarıdır.
Bir kaç gündür; gerek Suriyeli gerekse Afgan göçmenler konusunda insan hakları ve buna bağlı uluslararası antlaşmaları dikkate alarak bir hukukçu bilgisi ile milliyetçi refleksini ortaya koyup, yapılan hataları Türk milletine hatırlatarak müthiş bir mücadele veriyor.
Kendisini tüm kalbimle tebrik ediyorum.

Doğu Perinçek
“Taliban, Mustafa Kemal Paşa'nın Türkiye'de yaptığı gibi Afganistan'ın Kurtuluş Savaşını başardı” demiş.
Tamam artık; başına bir sarık, çenesinde üç tel kıl, yanına da cumhur ittifakı bileşeni vekillerini alarak şeyhliğini ilan edip siyasetteki finalini de bu son değişim ve dönüşüm ile yapacak anlaşılan.
Sıyrık adam, beyni sulanmış bunak...
Boşuna değilmiş; siyasal İslamcı, ihvancı AKP'ye yanaşma olması.

Bizim şeriatçılar

Bizim şeriatçılar var ya; hani "Cumhuriyet kuruldu, şeriat gitti, bunun müsebbibi de Atatürk tür" diyenler; niçin Afganistan sınırlarına yığılıp "Biz bu ülkeye iltica etmek istiyoruz" demiyorlar.
Demezler, çünkü bunların alayı siyaseten kazanmak için şeriat istiyorlar. Yani, iki yüzlü riyakar sahtekarlar. Samimi değiller.
Mehmet Soral

14 Ağustos 2021 Cumartesi

ŞİMDİ DE ''BÜYÜK ASYA PROJESİ'' Mİ

Muharrem Sarıkaya önüne gelen bir metni katıldığı TV programında paylaştı. Almanya'nın bir bakanı Afganistan'da 3 milyon civarında bir göçmen kitlesinden bahsedersek; Türkiye'nin "Protokol" gereği gerekenin yapılmasını hatırlatmış.
Muharrem Sarıkaya sordu, Türk milleti olarak biz de soruyoruz; bahsi geçen protokol nedir. Biden ile yapılan görüşmede Afganistan'dan gelecek göçmenleri karşılamak için protokol mü imzalandı.
Türk milletinden gizli saklı; ülkemiz yeni bir ihanetin içine çekiliyor. BOP gibi ABD'nin yeni bir "Asya projesi"ne dahil edilerek bir başka 15 Temmuz ihaneti sürecine doğru mu gidiyoruz. ABD, ülkemizi kendi kontrolünde tutmak için bugün olduğu gibi eninde sonunda kendi istediğini yaptırdığı bugünkü iktidarın ömrünün uzatılması senaryosu mu devreye sokmak istiyor.

Sonuç olarak anlıyoruz ki; ABD önce gizli emperyalist projelerine birazda ülkemiz açısından cazibe teklifler sunarak ülkemizi dahil ediyor, sonra yarattığı pislik içinde uğradığımız mağduriyetler nedeniyle yaşadığımız sıkışmışlıktan kurtulabilmek için tekrar kendisinin sunduğu yeni bir cazibe tekliflere tav olup böyle bir kısır döngü kaderimizmiş gibi kesintisiz devam ediyor.

Meral Akşener'i yıldıramayacaksınız

Yine benzer şeyler; Meral Akşener'in gezi programları önce Rize, dün de Zara'da sabote edilmeye devam ediyor.
İtinizi köpeğinizi Meral Akşener'in gittiği her yere salarak yıldırabileceğinizi sanmayın. Hatta "Bunlar ne ki; daha neler göreceksin neler" itirafınız ile bunu önceden ifade etmiş olsanız bile.
Evet, sizi anlıyoruz Meral Akşener'in bir genel başkan olarak siyasette yer alması; sizin MHP ile tüm Türk milliyetçilerinin iradelerinin peşin satın alınarak o an itibariyle artık her istediğinizi yapıp her istediğiniz sonucu alabileceğiniz şeklinde kendinize ait bir dünya kurduğunuzu düşünmüştünüz. Empati yapınca sizi anlamak mümkün; Meral Akşener arkadaşları ile beraber Türk siyasetinde siyasi zekası, inanmışlığı ve adanmışlığı ile yer alınca o kurduğunuz dünyanızın kıyameti oldu.
Sizler sokağa çıkıp milletin yüzüne bakamama utancını ve ezikliğini yaşarken aynı anda Meral Akşener'in bunun tam aksini yapıp milleti ile kucaklaşmasını perdeleme ve yıldırmaya matuf haince planlarınız muradına eremeyecektir bilesiniz.
Aslında buna dair benzer manzarayı daha önce izlemiştik; sizler 28 Şubat postallarından kaçıp evlerinizin münasip yerlerine sinmişken, Meral Akşener o postalcılara "Kazıklı Vayvodo"nun i.bneliğini hatırlatma yürekliliğini gösteriyordu.
Fetöcü öyle mi;
Siz fetö'ye rahminizde taşıyıcılık yapıp sonra Türk milletinin başına bir p.iç olarak bela olmasına vesile olacaksınız ama kendinizi bunun müsebbibi olmaktan azat edeceksiniz, fetö'cü de olmayacaksınız öyle mi...?
Yirmi yıllık iktidar gücünüzü elde tutabilmenizin tek güç kaynağı, zamanında devletin her kurumunu fetö gücü ile mayalamış olmanızdır. Siz hala o mayayı kullanarak ayakta kalmaya devam ediyorsunuz. Fetö sizin için öylesine bir güç kaynağıydı ki; aranızda imamın kim olacağı kavgasına gelinceye kadar iktidarınız onlarla beraber başarılıydı.
Ne kadar da arsızsınız be; fetöcü olmakla itham ettikleriniz, başta Meral Hanım ve İYİ PARTİ olmak üzere fetö'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması için önerge veriyor ama itham ve iftirada bulunan sizler bundan kaçıyorsunuz, tek nedeni; iftiracıların fetö'nün siyasi ayağının tam da odağı olduğunun tamamen ortaya çıkma ihtimalidir.

Sizi yönetici seçtik devletin sahibi kılmadık

Ben elbette ülkem için gerektiğinde yardım isterim, ahmak ahmak sizin ne düşünüp ne yapacağınızı beklemem. Ayrıca size güvenmek gibi bir mecburiyetim mi var veya yeterince güvenilir olduğunuza kim karar verecek. Cumhuriyet tarihin en büyük kandırılma vakası size ait olup, ülke ve millet olarak ödettiğiniz bedelin tazeliği henüz kendini korurken yaşanan olağanüstü durumlarda aklımın çizdiği yolda yürümek benim için en makul olandır.

Sonra kaldı ki; millet sizi yönetmeye yetkili kıldı, ağacımızı ormanımızı, dağımızı taşımızı, denizimizi suyumuzu ihale edip sizi de sahibi kılmadık ki; "Mal bizim, mülk de bizim; yardım istemek size mi düştü" diyebilesiniz.
Kendinize gelin bu ülkenin sahibi Türk milleti; devletimizi zaafa uğratma sonra da yutma projesi BOP'un eşbaşkanlığı ile vazifelendirilmiş bir partinin güdümünde devletin içinde palazlanmış bir fetö ihanetine uğramışlığımız yakın geçmişimizde hafılarımızda yerini korurken, doğal refleks halinde milli bir hissiyat ortaya koymak için talimat veya olur beklemek için yeterli güveni vermiyorsunuz.
Dolaysıyla, orman yanınca canım yanar, canım yanınca da hem kurtulmak, hem de kurtarmak isterim, gücüm yetmezse yardım isterim ama sessiz kalarak ahmakça beklemeyi tercih etmem; hele ki bunu size güvenerek; asla...
Ben doğru bildiğimi söylerken seni kandırmış bir ihanet örgütünün ne düşündüğünün hesabını yapamam, velev ki; niyetler olmasa bile cümleler örtüşse bile. Ama siz o ihanet örgütünün her tülü niyetini elbette sorgulayın zira onlar sizi kandırdı bizi değil.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com