24 Eylül 2021 Cuma

İYİ PARTİ ''KÜRT SORUNU'' TUZAĞINA DÜŞMEMELİ

İYİ PARTİ ''Kürt sorunu'' tuzağına düşmemeli

Birilerine değil kendi duruş ve düşüncelerine bağımlı olan, biati red eden, demokrat Türk milliyetçisi birisi olarak diyorum ki; "Kürt sorunu" başlığını kabul edip içselleştiren ve bunun üzerinden siyaset üretmeye çalışan hiç bir kişi, kurum ve siyasi partinin yanında olmam söz konusu olamaz.
"Kürt sorunu" başlığı meşru görüldüğü an bilinmeli ki; tuzak amaçlı konulmuş veya konmaya çalışılan bu başlığa CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu da teslim olup bu minvalde siyaset geliştirecek olursa, nihayetinde en hafif haliyle federatif yapılanma ile başlayacak bir süreç Türkiye'nin bölünmesine kadar gidecektir.
Dolayısıyla, İYİ PARTİ için zor bir süreç olsa da; konumuna ve duruşuna çok dikkat etmeli, özen göstermeli ve algılarla oturtulmak istenen "Kürt sorunu" tuzağına CHP'ye takılarak düşmeden kendi siyasetini üreterek hareket etmelidir.
İYİ PARTİ amiralleri unutmamalılar ki; Türk milletinin birleşeni Kürtlerimizi ayrışma ve bölünme sürecine taşımak için ilk hatayı onların sözde temsilcilerini 1991 yılında yapılan seçimde kendi listelerinde meclise taşıyan Erdal İnönü'nün liderliğindeki SHP olmuştur. Zamanında yapılan bu hata PKK ile içli dışlı bir yapının o günden bu güne öyle veya böyle sürekli mecliste yer almalarına vesile olmuştur. CHP "Kürt sorunu" başlıklı tuzağa düşerse SHP'nin geçmişte yaptığı hatanın bugün güncellenmesi anlamına gelecektir ki; varacağı sonuç ülkenin bölünmesi ve parçalanması olacaktır. İYİ PARTİ bu süreci çok iyi yönetmek durumundadır.
"Kürt sorunu" yok, Kürtlerimiz üzerinden sorun yaratmak gibi emperyalistler tarafından kurgulanan bir tuzak var. İYİ PARTİ bu tuzağa çekilmek istenen CHP'yi uyarmalı, kolundan tutup geri çekmelidir.

Türk milliyetçiliğinin Beklenen doğal refleksleri

Henüz yeni doğan bir kuzu annesinin memesini arar; emmek için. Allah onlara böyle bir iç güdü vermiştir. Çünkü teşrif ettiği yeni dünyasında yaşamak için ilk şart beslenmesinin gerektiğidir.
Partilerde ana gövdeyi oluşturan, ona meşruiyet kazandıran kuruluş ilkesi vardır. Zamana ve konjonktüre göre esneyebilir ama ana ilkede sapma mümkün olamaz, mümkün olduğu an aslını ve varlığını inkar etmiş olur.
"Türkiye Cumhuriyeti" anlamına gelen ve devleti temsil eden kamu kurumlarından "T.C" ibaresinin kaldırılması..
Körpe beyinlere Türklük ruhunu nakşeden "Andımızın" okunmasının kaldırılması...
Türk milliyetçiliğini ayakları altına alan birisi ile dost olup, iş birliği yapılması...
Dünyanın bir çok tarafından katılımların da olduğu, aidiyet duygusunun zirve yaptığı geleneksel Erciyes kurultayının kaldırılması ve alternatif kutlama yapanların tehdit edilmesi...
Banisinin rahmetli Başbuğ Türkeş'in olduğu ve her sene yine geleneksel olarak kutlanan, bir anlamda gönüllerdeki Turan'ı gerçekleştirmeye matuf "Antalya Türk ve akraba toplulukları kurultayı"nın rahmetli Başbuğ'a vefasızlık gösterilerek kaldırılması...
"AKP sayesinde hepimiz Türk olmaktan kurtulduk" deme cüretini göstermiş etnik özürlü kriptoların arzuları lehine, onların iktidarlarının devamı için her icraatlarına parmakların kaldırılarak destek verilmesi...
Gibi, daha çok sayacağımız hususlarda MHP ve Devlet Bahçeli; memesine koşan, yeni doğurduğu kuzusunu red eden ana gibi kuruluşunun meşruiyetini oluşturan Türk milliyetçiliğinin en doğal refleksini göstermeyerek, derenin yatağını değiştirerek koskoca nehrin bir meçhule doğru her geçen gün gücünü kaybederek akıp gitmesine neden oldular.
"Devletin bekası" yalancı emziğini yıllardır Türk milliyetçilerinin dudaklarına zorla dayayarak sürekli sesimizin kesilmesi yoluna gidildi. Artık kandırılmaya tahammülümüz kalmadığı için yeni arayışlar içinde yeni projeler geliştirilmiştir. Bunun en somut örneği İYİ PARTİ dir. Velev ki yine yanıldık; yine itiraz ederiz ama bu sefer kimse bizi gütmeye cesaret edemeyecektir. Türk milliyetçilerini bir yerlerin aparat yapmayı misyon edinmiş iradelerin tasallutundan çok şükür kurtulmuş durumdayız. Bu süreç yirmi senemizi almış olsa da; şükürler olsun başardık.
Ne mutlu bana ve benim gibi düşünenlere ki; ne yalancı emziği zihnimize tutturmak isteyenlere kanıp izin verdik, ne de meçhule akıp giden bu nehirde bir kaşık su olmaya razı olduk.

MHP'den yine keyfi ihraçlar

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın,
Nazif Okumuş, Ahmet Malkan, Ali Şanalmış, Ali Baykan, Atilla Kaya, Suat Başaran ve Tahsin Eren’in partiden ihraç edildiklerini açıklamış ve onlar için
"Döneklik, vefasızlık, disiplinsizlik, ahlaksızlık, aylaklık, fitne ve tefrikaya meyyal olmak gibi kötü huylara malik kişiler; partimizde ve teşkilatlarımızda asla barınamamışlardır" demiş.
Bilmeyenler bilsinler ki; bu isimler için ne disiplinsizliği yahu; MHP ve Türk milliyetçiliğinin hafızası konumunda insanlar olup, aksine mecrasından kaymış MHP'yi yine disipline edip aslına rücu ettirecek isimler.
Hele bir Ali Baykan abim var ki her gün, her saat ve her dakika; Türk milliyetçisi birisi olarak inanmışlığını ve adanmışlığını ortaya koyarak fikir üreterek, katkı sağlayarak halimizin en ağır sancısını çekerek mücadele eden bu isme "Disiplinsiz ve dönek" diyebilmek için insani vasıfları yitirip, vicdansız olmak gerek.
Velhasıl kelam işin aslı nedir biliyormusunuz; "Disiplinsiz veya dönek" olmak değil, bu insanların er veya geç MHP'de inisiyatifi ele geçirebilecek potansiyel güçte saygı duyulacak isimler olmalarıdır. Bunun için de teknik olarak bu ihtimali ortadan kaldırmak için partiden ihraç edilmişlerdir.

Gene aynı şey ''Din elden gidiyor'' palavrası

AKP'nin yapılacak bir seçimde Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu sürecin yarattığı ekonomik sıkıntıları aşıp kendilerine artık bir teveccühün olamayacağını anlayınca yine dini söylemler ve laiklik tartışmalarını tekrar başlatmak için eski milletvekilleri R. Tosun'a "Laiklik anayasadan çıkarılsın veya yeniden tanımlansın" başlığı ile ısmarlama bir yazı yazdırdılar.
Yine "Din elden gidiyor" palavraları ile ekonomik krizlerle ezilip yoksulluğa mahkum edilen Türk milletini, mukaddesatı üzerinden Laiklik tartışması ile aklını çelerek üzerinden yine oy devşirme peşindeler.
Son cumayı takriben 50 kişi ile beraber kıldık. Cemaatin içinde 20 yaşından küçük bir tek genç yoktu. Ağırlıklı yaş ortalaması 35 ve üzerindeydi.
Bunun, AKP iktidarının 20 yıl boyunca inanç dünyamızda yarattığı tahribatın sonucu olduğunu düşünüyorum.
Düşünebiliyor musunuz; dini değerler referans gösterilerek kurulan bir parti ve yine dini referanslar üzerinden inanmışlık ve adanmışlık naraları atan bir "Cemaat" birlikteliği; önce iktidar sonra muktedir ve devamında her türlü kalleşçe kumpaslarla tezgahlanan oyunlar ve nihayetinde 15 Temmuz ihaneti...
Bu sürece şahit olmuş gençlik inancını, imanını yüksek derecede koruyup motive olabilmek için ne görüp yaşadı ki; cuma günü geldiğinde cumaya namazını hatırlayıp camiye gitmeyi düşünebilsin.
İslam referanslı iktidar mensupları her türlü imkanlara sahip zevk ve sefa içerisinde ayrıcalıklı bir sınıfı teşkil edip yaşıyorlarken, yetmeyip hatalarının da sorgulanmaması için dokunulmazlık zırhını üstlerine giyinmiş halleri karşısında inanç ve iman işinin fakirlere ve güçsüzlere kaldığı gibi bir fotoğrafı gören gençlik bir anlamda bunu protestosu ederek dinden soğuyor ve uzaklaşıyor.
Mehmet Soral

Prof. Ersan Şen Hoca'ya gönderdiğim yazı

Ersan Şen Hocam sizi çok takdir ediyor ama millet ittifakının cumhurbaşkanı adayını açıklamamasını garipseyip tuhaf bulmanızı da doğrusu yadırgıyorum. Oysa siz, Türkiye gerçeklerini iyi okuyup anlayan ve her platformda bunu Türkiye ortalama algı düzeyine en güzel şekilde izah edebilen birisisiniz.

Şunu çok iyi biliyor olmalısınız ki; bugün millet ittifakı cumhurbaşkanı adayının ismini açıklayacak olsa besleme alçak troller adamın veya bayanın her neyse; bir çocuğu seven resmini bulup adını tacizciye çıkarırlar, ne uğruna; kazanmak uğruna.
Siz onların meşhur aynı zamanda iğrenç "Kabataş Yalanı"nı hatırlayın lütfen. O yalan neydi; "Kabataş'da çocuk arabası ile turnikelerden geçen başörtülü bir kadını, üstleri çıplak alt tarafları deri pantolonlu bir grup erkek yerlerde tekmeleyip üzerine idrarlarını yapmış"dı. Ve aynı gün aynı yerdeki camide içki içilmiş, bu yalanın da cami imamı tarafından doğrulanması iştenmiş, kabul etmeyince de sürgün edilmişti.
Sonra o tek adam seçim meydanlarında "Benim başörtülü kardeşimin üzerine yetmiş erkek tekmeleyip idrarlarını yaptı, bir yandaki camide de içki içildi" diyerek bu iğrenç kurgular üzerinden oy devşirme ile seçim kazanma yoluna gitmişlerdi.
Yine o zamanlar besleme yandaş bir TV kanalında Meral Hanım'ın gayrimeşru bir ilişkisinin olduğu iftirasını atan hukukçu alçağın birisi bugün "Ben şerefsiz alçağın tekiyim" yazan madalyonu boynunda taşımaya devam ediyor. Hocam biliyor musunuz; bu alçak meslektaşınız yapılan yargılama neticesinde her hangi bir ceza almadı.
Bu kadar iftira, alçaklık ve iğrençliğin kayırmacı Saiklerle cezasının verilmediği hukuk ve adalet anlayışının hüküm sürdüğü bir ülkede muhalefet ahmak mı ki; cumhurbaşkanı adayının ismini daha seçim tarihi belli olmadan açıklasın.
Hocam, beş yıldır mahkemesi yapılmayan Meral Akşener hakkında açılmış bir soruşturma var, sorar mısınız lütfen; bu soruşturmanın mahiyeti nedir, mahkemesi niçin yapılmıyor.
Velhasıl kelam; millet ittifakının, adayını mümkün olduğunca geç açıklamasının yukarıda örneklerle ifade etmeye çalıştığım iğrençlik düzeyinde kurguların devreye girmesine ve doğal olarak da adayının yıpratılmasına mani olmak gibi bir yararı olacaktır. Eğer her şeye rağmen seçime az bir süre benzer iğrençliklere kalkışılırsa millet bunu millet ittifakının hanesine mağduriyet olarak yazar, sonuçlarını da cumhur ittifakının başına geçirir.
Not: Bu yazı kendi iletişim adresine gönderilmiştir.
Mehmet Soral

10 Eylül 2021 Cuma

İMAMOĞLU'NA FATİH BENZETMESİ

Ekrem İmamoğlu'na Fatih Sultan Mehmet benzetmesi

Evet, 1994 yılından biridir önce Erdoğan ve sonrasında 2003 yılından beridir AKP'nin "SİYASİ HAKİMİYET"inde olan İstanbul Belediyesi, İmamoğlu'nun şahsında millet ittifakı tarafından "SİYASİ" anlamda fethedilmiştir.

Ben de aynı duygular içindeyim. İnşallah ülkemizin yönetimi de"Siyasi" anlamda yapılacak ilk seçimde millet ittifakı tarafından fethedilecektir.
Meral Akşener'in söz sanatını kullanması ve buradan da yanlış anlamlar çıkarmanız; olsa olsa sizin cehaletiniz dir, Meral Akşener'in kabahati değil.
Siyaseti hiç beceremeyip, havlu atmış biraz da ukala H.Cevizoğlu, sen git her zaman yaptığını yap, bilgiçlik tasla ama beceremediğin bir meşguliyete dair o işin piri olan Meral Akşener'i eleştirmek senin haddine düşmez.
Zaten Meral Akşener'in söz sanatına "Gaf" diyecek kadar siyaset yapma becerisinden yoksun olduğun içindir ki; siyasette havlu atmış bir adamsın.

Ne yani; ikinci bir Türk evladı Fatih Sultan Mehmet kadar murad ettiği zafer için inanmışlığını ve adanmışlığını ortaya koyamaz mı.
Evet, ahan da buraya yazıyorum; her kim ki AKP'leşmiş devleti cumhur ittifakının tasallutundan kurtararak tekrar cumhuriyet değer ve kazanımlarını hakim kılarsa benim nezdimde Fatih Sultan Mehmet kadar bir zaferi ve kazanımı Türk milletine armağan etmiş olacaktır.
İma edilen zaferin değeri bugünkü konjonktürün nasıl değerlendirildiğine bağlı. Mesela ben çok endişeliyim. AKP şayet bir dönem daha iktidarda kalırsa cumhuriyet değer ve kazanımları tamamen tüketilecek, siyasal İslamcı vesayet hakim kılınıp, önce millet tarifi değiştirilecek sonra bu yeni tanıma uygun olarak H. Kaplan'ın dizayn ettiği bayrak kabul edilecek, devamında Türklüğe vurgu yapan ülkemiz ismi değiştirilerek süreç böylece tamamlanacaktır.
Ondandır ki; şahsen "İktidar gücü"nü kim fethedebilirse kendisine "Bir Fatih Sultan Mehmet gibi Türk milletine kazanım sağladın" diyeceğim. Bu bir kadın olsun erkek olsun, fark etmeyecektir.
Sözüm muhataplarına; ne kadar riyakarsınız yahu; tek adamınızın peygamberin sıfatlarını taşıdığını ifade etmiş "Has evladınızı" kara vicdanınızda böleyip kundakladınız, mezhebinize yedirebildiniz ama her ne hikmetse İmamoğlu'nun azim ve kararlılığını Fatih Sultan Mehmet'in zaferi üzerinden tanımlama ve takdir etme niyetini fırtınalar kopararak ortalığı velveleye verip linçe tabi tutunuz. "Utanmıyor musunuz" demeyeceğim. Alıştık size, her zamanki haliniz


Meral Akşener'e diyet ödetme istekleri ne zaman bitecek

Meral Akşener İYİ PARTİ'de kimseyi yanından uzaklaştırmadı ama şunu yaptı; kendilerini peşin seçilmiş icazetli ekabirler olarak görenlerin kaprislerini önemsemedi, onlar da sabredemedikleri için partiden ayrılıp kendilerine başka bir istikamet tayin ettiler.
Mesela bir örnek vermek gerekirse; önce zan yürüterek hüküm verip, sonra da verdiği hükümlerden delil üretip kurucusu olduğu partiyi fetö ile ilişkili ve iltisaklı gösteren bir kişinin Meral Akşener'in yanında olması, iyi parti de kalması elbette mümkün olamayacaktı, olmadı da.
Zaman her şeyin ilacı. Eğer zafer partisi başarılı olursa "Adamlar haklıymış" demekten başka da bir seçeneğimiz olmaz ama iyi parti bugün Türkiye'nin öyle veya böyle istikametinin tayininde etkinliğinin özgül ağırlığı çok önem kazanmış bir partidir.
Ümit Özdağ'ın bilim adamlığının yarattığı saygınlık siyasi saygınlığının çok çok üstünde. Bilim adamlığının izlenme ve dinlenme oranı da siyaseten izlenme ve dinlenme oranının çok çok üstünde olduğunu düşünüyorum. Onun içindir ki; siyaset anlayışının bilim adamlığına verdiği zararı görüp üzülüyorum çünkü kendisinin iyi yetişmiş bir Türk milliyetçisi olduğunu düşünüyorum.


Simgeler üzerinden çatışma, hükümet ve belediyeler üzerinden ayrışma

AKP bir devleti değil, öyle veya böyle ele geçirdiği şirketi yönettiğini zannediyor.
O kadar gayri ciddiler ve devleti yönetiyor olmaktan uzaklar ki; millete yapılan hizmetleri ayırıyorlar; "AKP'leşmiş devletin yaptıkları ve muhalif belediyelerin yaptıkları" diye.
Dünyanın hangi ülkesinde olursanız olun; aynı amaç için yapılmış aynı enstrümana aynı isim verilir ve kullanılan simge de aynı olur.
Yer altından yapılan ulaşıma "Metro ulaşımı" denir, simgesi de "M" dir. AKP ise dünyanın her yerinde görüldüğünde aynı şeyin anlaşıldığı "M" (Metro ulaşımı) yerine ulaştırma bakanlığı kendi yaptırdığı metro için "U" simgesini kullanmak istiyor.
Bunun tek anlamı var o da; İstanbul seçimlerini kaybetmiş olmanın ezikliğini atamamanın psikolojik yansıması dır.
Düşünebiliyor musunuz; ulaştırma bakanlığının yaptırdığı Metro ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaptırmış olduğu metroların birleştiği yerde iki tabela göreceğiz "M" ve "U" tabelaları. Aynı şeye iki farklı isim; nedeni öfke tatmini.
Bu kadar kıskançlıktan mütevellit kin, öfke, ezilmişliğe pes doğrusu. Devleti o kadar AKP'leştirdiklerini düşünüyorlar ki; muhalif belediye veya muhalif kişi, sivil toplum örgütlerinin devletin ve milletin hayrına yaptıkları hiç bir iyiliğe tahammül edemiyorlar.
Yahu muhalif belediyelerin salgın sürecinde ihtiyaç sahiplerine yardım toplanmasına izin vermediler; bundan akıl ve vicdandan yoksun daha ötesi var mı.


Ankara Güney Kıbrıs Rum Yönetimine tepki göstermiş(!)

Ankara tepki göstermiş; Güney Kıbrıs Rum yönetiminin İngilizce dil kitabında Atatürk'e yapılan övünün geçtiği sayfanın yırtılması talimatının verilmesi nedeniyle.
Vah vah, Atatürk şimdi ne kadar üzülmüştür; "Ankara"nın kendisi için üzülmüş olmasına(!) Belki de; "Bunlar üzüleceğine keşke ben dünyaya hiç gelmemiş olsaydım" demiştir(!)
Bu tepkiyi gösterenler kimler; Ayasofya'da Atatürk'e hakaret edip aşağılayan D.İ başkanını hiç tepki göstermeden kös kös dinleyen devlet ricali.
"Keşke Yunan galip gelseydi" diyenin müritleri Atatürk'e hakaretten rahatız olmazlar aksine teşvik ederler. D.İ başkanı hakaret ettikçe teşvik görmedi mi.
Riyakarlık bunların "Genel" hali olmuş. Neymiş; Atatürk aşağılandığı için çok üzülmüşler.
Vah vah; vah ki ne vah....
Sevgili Atatürk, bu kahrolma halleri onları maf-u perişan edecek; bence sen kalk onlar yatsın.


Geçmişten bir anekdot

Yusuf Ziya Ortaç'ın anılarını paylaştığı "Bizim yokuş" kitabından alıntı.
Şimdi daha iyi anlıyoruz ki; niçin siyasal İslamcıların Osmanlıcılık yaptıklarını. Kripto etnikçiler kendilerini Osmanlı'ya daha yakın hissediyorlar zira Osmanlı'da saray bile yönettikleri devletin ne kadar Türk olduğunun şuurunda değillerdi.
Mehmet Soral

28 Ağustos 2021 Cumartesi

KONTROLLÜ DEMOKRASİMİZİN BİZE YUTTURDUKLARI

Kontrollü demokrasimizin bize yutturdukları

Önce, 28 Şubat sürecinin öncü generalleri ve onların brifing verdiği bürokrat ve kurumların başörtülü öğrenci ve memurlara karşı abuk sabuk, dayatmacı keyfi uygulamaları ile intikamcı kindar bir seçmen kitlesi oluşması ve bunların kurulacak bir partide konsolide olmaları yoluna gidildi. Okullarda okutulan kitaplarda müfredata alınan, Atatürk'ün fikri ilham kaynağı olan Ziya Gökalp'ın şiirini okuyacak cesur birisi bulunuyor, sonra cezalandırılıp dört aylığına hapiste istirahate alınıyor(!)
Generallerin bu uygulamaları devam ederken akabinde siyasi arenanın da dizayn edilmesi yoluna gidiliyor. Kurulacak olan yeni parti, yani AKP için siyasi arena boşaltılıyor ANAP, DYP, MHP, HDP baraj altında bırakılıyor. AKP'nin genel başkanı milletvekili olamadığı için, olsun diye Siirt seçimleri iptal edilerek ara seçime gidiliyor ve vekil oluyor ama yenilenen bu ara seçime baraj altı kalan partiler sokulmuyor. Çünkü sokulurlarsa ezkaza 9.9 ile baraj altında kalan DYP olur da barajı aşarsa ne olacak; meclis aritmetiği tamamen değişerek ve Türk milletine takdimi yapılan lidere dair tüm senaryolar boşa çıkacaktı.
Ne garip değil mi; bu generallerin yarattıkları mağduriyetler üzerinden (28 şubat süreci) siyasi oluşumları için (AKP'nin kurulma süreci) güç devşirenler, bugün müteşekkir oldukları generalleri cezalandırarak tekrar aynı malzemeleri kullanarak bir başka güç devşirme çabasındalar. Nedir o; "Biz 28 Şubat'cıların cezasını böyle keseriz" diyebilmek. "Başörtüsü bitti, generallerden verelim abi" der gibi.
ABD, işte böyle "Benim çocuklarım" dediklerini çift taraflı keskin bıçak gibi kullandığına, yaşananlardan hareketle daha açık şekilde tanık oluyoruz. Atatürk, cumhuriyet değer ve kazanımlarına atıf yapılarak ordunun genel tutumuymuş gibi generaller tarafından dindar ve muhafazakarlara dayatılan bireysel davranışların aslında ABD/Nato yönlendirmesi olduğunu anlamamak kusura bakmayın ama biraz da saflık değil mi.
Tesadüf mü yoksa bilinçli mi, ben bilinçli olduğunu düşünüyorum zira benzer hatalar her zaman aynı sonuçları vereceğine göre; Suriye bataklığına ABD'nin güdümünde saplanmışken, yine aynı ABD'nin Afganistan'da yarattığı bataklığın içine aynı sonuçları elde etmek için çekiliyor olmamız; yaratılan sorunlar içinde boğularak yine dönüp dolaşıp ABD'nin her istediğini alabileceği bir konuma sürükleniyoruz. Bu nedendir ki; Erdoğan-Biden görüşmesinin mahiyetinin bilinmemesi için temayüllere aykırı olarak çocuk yaşta aileden birisinin kızı tercüman olarak tercih ediliyor.

Kılıçdaroğlu'na yapılan saygısızlık

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çorum'u ziyaret etti ve vatandaşların halini hatırını sorduğu sırada vatandaşın tepkisi ile karşılaştı. Vatandaş, Kılıçdaroğlu'na önce "Çocuğuma dokunma", sonra da "Hadi yürü, yürü" tepkilerini gösterdi.
Bu çirkin, insanın içini acıtan, AKP'nin Türk siyasetine soktuğu görüntü "Karşıtından nefret edeceksin, kin ve öfke duyacaksın. Karşıtını ne kadar aşağılayabilirsen o kadar muzaffer bir asker gibi itibar göreceksin" minvalinde kendi seçmenini motive etme usulü ve yöntemi milletimizi olabildiğince ayrıştırdı.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun ne kadar olgun bir insan olduğuna hep beraber şahit olduk. Ezkaza aynı muamele ile Erdoğan karşılaşmış olsaydı; düşünmek bile istemiyorum.
Dolaysıyla, o malum görüntü ve diyalog karşısında içinin acıdığını söyleyen bir Meral Akşener, hiç hak etmediği bir muamele ile karşı karşıya kalan olgun ve sabırlı insan Kılıçdaroğlu ve Karamollaoğlu bilgeliği ile inşallah bu ülke düzlüğe çıkacak, insanların ayrışması sona erecek, psikolojisi normalleşecek, müreffeh ülke Türkiye tekrar cumhuriyet değer ve kazanımları üzerine inşa edilecektir.

Rakamlarda keramet aramak

Devlet Bahçeli her daim kendisini hep rakamların sihrine kaptırıp matematiksel oyunlarla meclisin vekil dengesini de kullanılarak siyasi varlığını sürdürebilme yollarını aradı, muvaffak da oldu. Hiç bir zaman MHP'nin kurumsallığının büyümesine, birinci derece yetkinliğe yükselmesine ne niyetlendi ne de mücadelesini vermeyi göze alabildi.
Peki o öyle istedi diye bizler razı olduk mu; elbette hayır. İtirazımızı dile getirip ideolojik taassubu terk ederek sonuç almaya yönelik, başarıya odaklı ve en önemlisi yönetmeye talip inanmışlık ve adanmışlık ile Türk milliyetçileri ve onların ülküleri için alternatif bir çıkış yolu aradık; vatan ve millet severlik paydasında bütünleşen diğer siyasi kesimlerin katılımlarının da sağlanması ile Demokrat Türk milliyetçileri olarak İYİ PARTİ projesini geliştirdik ve başardık.
Sonuç mükemmel; İYİ PARTİ, varlığı ile 19 yıllık ihvancı ruhlu siyasal İslamcı AKP ve onlara sonradan eklemlenmiş siyasal İslamcılığa evirilmiş ülkücülerin ortadan kaldırdığı cumhuriyet değer ve kazanımlarını tekrar yerlerine koyabilecek siyasi bir gücün alternatif olması için "Vatan ve millet severler" arasında katalizörlük görevini ifa ederek Türk milleti için umut olmuştur.
Yani demem o ki; Devlet Bahçeli yine her zaman olduğu gibi kendisini rakamların sihrine kaptırarak seçim barajı değişikliği ile iyice küçüldüğünü kabul ettiği MHP'nin en azından kurumsal varlığının devamı için seçim barajı rakamını aşağıya çekerek sonuç almayı murad ediyor. İttifakla seçime girme barajı %10, tek başına girme barajı %5 olsun istiyor. Oysa ki; güya devletin bekası üzerinden siyaset yapan Devlet Bahçeli'nin çalışmasını yaptıkları yeni seçim yasası düzenlemesiyle; HDP ile ittifak yapanları hainlikle suçlarken aynı zamanda HDP'nin her şart altında meclise girmesini garanti altına almış oluyor.
Anlaşılan, bu sefer çıtayı aşabileceği şekilde ayarlasa da; sorun sadece yükseklik değil koşarak hız alabileceği yeterli mesafenin olmayışı dır.

Örnek vatansever bir hukukçu Prof. Dr. Ersan Şen

Bu ülkeye hizmet ille de siyasetten geçer gibi bir zorunluluk söz konusu değil.
Şu anda Prof. Dr. Ersan Şen'in anlattıkları gerek CHP'nin gerekse İYİ PARTİ'nin aynı minvalde söylediklerinden inanın ki daha çok dikkat çekip, yankı uyandırıyor. Çünkü siyasetin ve siyasetçinin yarattığı bıkkınlığın insanlarımız üzerinde oluşturduğu yorgunluk artık siyasileri dinlenmez hatta ciddiye alınmaz kıldı.
Hizmet anlamında bu ülkeye tek başına daha sonuç alıcı hizmetler yapılabileceğine dair Ersan Şen hoca bence güzel bir örnektir.
Ayasofya'da rahmetli Atatürk'e atıf yapılarak yapılan hakaretlere dair siyasiler büyük eleştiri yaptılar ama hepimizin aklında kalan Ersan Şen hocamızın yaptığı; yüreğimizi ferahlatan, muhataplarını tokatlarcasına perişan ettiği konuşmalarıdır.
Bir kaç gündür; gerek Suriyeli gerekse Afgan göçmenler konusunda insan hakları ve buna bağlı uluslararası antlaşmaları dikkate alarak bir hukukçu bilgisi ile milliyetçi refleksini ortaya koyup, yapılan hataları Türk milletine hatırlatarak müthiş bir mücadele veriyor.
Kendisini tüm kalbimle tebrik ediyorum.

Doğu Perinçek
“Taliban, Mustafa Kemal Paşa'nın Türkiye'de yaptığı gibi Afganistan'ın Kurtuluş Savaşını başardı” demiş.
Tamam artık; başına bir sarık, çenesinde üç tel kıl, yanına da cumhur ittifakı bileşeni vekillerini alarak şeyhliğini ilan edip siyasetteki finalini de bu son değişim ve dönüşüm ile yapacak anlaşılan.
Sıyrık adam, beyni sulanmış bunak...
Boşuna değilmiş; siyasal İslamcı, ihvancı AKP'ye yanaşma olması.

Bizim şeriatçılar

Bizim şeriatçılar var ya; hani "Cumhuriyet kuruldu, şeriat gitti, bunun müsebbibi de Atatürk tür" diyenler; niçin Afganistan sınırlarına yığılıp "Biz bu ülkeye iltica etmek istiyoruz" demiyorlar.
Demezler, çünkü bunların alayı siyaseten kazanmak için şeriat istiyorlar. Yani, iki yüzlü riyakar sahtekarlar. Samimi değiller.
Mehmet Soral

14 Ağustos 2021 Cumartesi

ŞİMDİ DE ''BÜYÜK ASYA PROJESİ'' Mİ

Muharrem Sarıkaya önüne gelen bir metni katıldığı TV programında paylaştı. Almanya'nın bir bakanı Afganistan'da 3 milyon civarında bir göçmen kitlesinden bahsedersek; Türkiye'nin "Protokol" gereği gerekenin yapılmasını hatırlatmış.
Muharrem Sarıkaya sordu, Türk milleti olarak biz de soruyoruz; bahsi geçen protokol nedir. Biden ile yapılan görüşmede Afganistan'dan gelecek göçmenleri karşılamak için protokol mü imzalandı.
Türk milletinden gizli saklı; ülkemiz yeni bir ihanetin içine çekiliyor. BOP gibi ABD'nin yeni bir "Asya projesi"ne dahil edilerek bir başka 15 Temmuz ihaneti sürecine doğru mu gidiyoruz. ABD, ülkemizi kendi kontrolünde tutmak için bugün olduğu gibi eninde sonunda kendi istediğini yaptırdığı bugünkü iktidarın ömrünün uzatılması senaryosu mu devreye sokmak istiyor.

Sonuç olarak anlıyoruz ki; ABD önce gizli emperyalist projelerine birazda ülkemiz açısından cazibe teklifler sunarak ülkemizi dahil ediyor, sonra yarattığı pislik içinde uğradığımız mağduriyetler nedeniyle yaşadığımız sıkışmışlıktan kurtulabilmek için tekrar kendisinin sunduğu yeni bir cazibe tekliflere tav olup böyle bir kısır döngü kaderimizmiş gibi kesintisiz devam ediyor.

Meral Akşener'i yıldıramayacaksınız

Yine benzer şeyler; Meral Akşener'in gezi programları önce Rize, dün de Zara'da sabote edilmeye devam ediyor.
İtinizi köpeğinizi Meral Akşener'in gittiği her yere salarak yıldırabileceğinizi sanmayın. Hatta "Bunlar ne ki; daha neler göreceksin neler" itirafınız ile bunu önceden ifade etmiş olsanız bile.
Evet, sizi anlıyoruz Meral Akşener'in bir genel başkan olarak siyasette yer alması; sizin MHP ile tüm Türk milliyetçilerinin iradelerinin peşin satın alınarak o an itibariyle artık her istediğinizi yapıp her istediğiniz sonucu alabileceğiniz şeklinde kendinize ait bir dünya kurduğunuzu düşünmüştünüz. Empati yapınca sizi anlamak mümkün; Meral Akşener arkadaşları ile beraber Türk siyasetinde siyasi zekası, inanmışlığı ve adanmışlığı ile yer alınca o kurduğunuz dünyanızın kıyameti oldu.
Sizler sokağa çıkıp milletin yüzüne bakamama utancını ve ezikliğini yaşarken aynı anda Meral Akşener'in bunun tam aksini yapıp milleti ile kucaklaşmasını perdeleme ve yıldırmaya matuf haince planlarınız muradına eremeyecektir bilesiniz.
Aslında buna dair benzer manzarayı daha önce izlemiştik; sizler 28 Şubat postallarından kaçıp evlerinizin münasip yerlerine sinmişken, Meral Akşener o postalcılara "Kazıklı Vayvodo"nun i.bneliğini hatırlatma yürekliliğini gösteriyordu.
Fetöcü öyle mi;
Siz fetö'ye rahminizde taşıyıcılık yapıp sonra Türk milletinin başına bir p.iç olarak bela olmasına vesile olacaksınız ama kendinizi bunun müsebbibi olmaktan azat edeceksiniz, fetö'cü de olmayacaksınız öyle mi...?
Yirmi yıllık iktidar gücünüzü elde tutabilmenizin tek güç kaynağı, zamanında devletin her kurumunu fetö gücü ile mayalamış olmanızdır. Siz hala o mayayı kullanarak ayakta kalmaya devam ediyorsunuz. Fetö sizin için öylesine bir güç kaynağıydı ki; aranızda imamın kim olacağı kavgasına gelinceye kadar iktidarınız onlarla beraber başarılıydı.
Ne kadar da arsızsınız be; fetöcü olmakla itham ettikleriniz, başta Meral Hanım ve İYİ PARTİ olmak üzere fetö'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması için önerge veriyor ama itham ve iftirada bulunan sizler bundan kaçıyorsunuz, tek nedeni; iftiracıların fetö'nün siyasi ayağının tam da odağı olduğunun tamamen ortaya çıkma ihtimalidir.

Sizi yönetici seçtik devletin sahibi kılmadık

Ben elbette ülkem için gerektiğinde yardım isterim, ahmak ahmak sizin ne düşünüp ne yapacağınızı beklemem. Ayrıca size güvenmek gibi bir mecburiyetim mi var veya yeterince güvenilir olduğunuza kim karar verecek. Cumhuriyet tarihin en büyük kandırılma vakası size ait olup, ülke ve millet olarak ödettiğiniz bedelin tazeliği henüz kendini korurken yaşanan olağanüstü durumlarda aklımın çizdiği yolda yürümek benim için en makul olandır.

Sonra kaldı ki; millet sizi yönetmeye yetkili kıldı, ağacımızı ormanımızı, dağımızı taşımızı, denizimizi suyumuzu ihale edip sizi de sahibi kılmadık ki; "Mal bizim, mülk de bizim; yardım istemek size mi düştü" diyebilesiniz.
Kendinize gelin bu ülkenin sahibi Türk milleti; devletimizi zaafa uğratma sonra da yutma projesi BOP'un eşbaşkanlığı ile vazifelendirilmiş bir partinin güdümünde devletin içinde palazlanmış bir fetö ihanetine uğramışlığımız yakın geçmişimizde hafılarımızda yerini korurken, doğal refleks halinde milli bir hissiyat ortaya koymak için talimat veya olur beklemek için yeterli güveni vermiyorsunuz.
Dolaysıyla, orman yanınca canım yanar, canım yanınca da hem kurtulmak, hem de kurtarmak isterim, gücüm yetmezse yardım isterim ama sessiz kalarak ahmakça beklemeyi tercih etmem; hele ki bunu size güvenerek; asla...
Ben doğru bildiğimi söylerken seni kandırmış bir ihanet örgütünün ne düşündüğünün hesabını yapamam, velev ki; niyetler olmasa bile cümleler örtüşse bile. Ama siz o ihanet örgütünün her tülü niyetini elbette sorgulayın zira onlar sizi kandırdı bizi değil.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com

5 Ağustos 2021 Perşembe

NEDEN Mİ THK; ÇÜNKÜ O BİR CUMHURİYET DEĞERİ

Çünkü Türk Hava Kurumu Cumhuriyet Değer ve Kazanımı da ondan

Türk Hava Kurumu'nun en bilinen belirgin özelliği nedir; bir cumhuriyet değer ve kazanımı kurum olmasıdır.
Daha başka; ne kadar siyasal İslamcı cemaat, tarikat varsa, yıllar boyu milletin kurban derilerini kendilerine değil de bu kuruma bağışlamış olmaları nedeniyle kin ve öfke beslediler, intikam almak için de hep fırsat kolladılar. Hatırlayın lütfen, AKP'den önce (Hangi hükümet zamanında hatırlamıyorum) kurban derilerinin sadece THK tarafından toplanabileceğine dair genelge yayınlanmıştı.
Önce gelir kaynaklarının kurutulması yoluna gidilerek zarar etmesi için zemin hazırlandı. İstenen kıvama getirildikten sonra da kayyum atandı. Gelinen nokta; Manavgat'ta orman yangını çıktığında yardım istemek için ilk akla gelen kurum olan THK'nun atanmış başkanının telefonları kapalı, kendisine ulaşılamıyor.
Süspanse etmedikleri yandaş dernek, vakıf ve kurum kalmadı. Bunu nereden biliyoruz; İstanbul Belediyesi el değiştirince merkezini Konya'ya taşıyan yandaş besleme "Vakıf"tan
Peki bu kurumun zarar ederek itibarsızlaştırılması bir sürece bağlanarak beklemek yerine hazır, aynı zamanda uzmanlık alanı olan pilot yetiştirilmesine ilaveten gerekirse süspanse edilerek mevcut yangın söndürme uçakları modernize edilip ilave uçak takviyesi ile bugünler için elzem olan hazır kıta bekleyen bir sistem oturtulamaz mıydı.
Velhasıl kelam, meselenin aslı; hiç bitmeyen cumhuriyet değer ve kazanımlarına olan kin ve öfkedir. Ormanlar yanmış kimin umurunda; kin ve öfke tatminini yaşamak daha güzelken(!)


Fetö fobisi ile ülkeyi yönetmek...?

Yahu bırakın Allah aşkına. Yeter artık bu fetö fobisini her şeye vesile kılmayı.
"Türkiye'ye yardım" kampanyasının arkasında kim var bilemem ama velev ki bir ülke veya yabancı insanı kuruluş tuttu bize bu çağrı üzerinden yangın söndürme ekibi veya alet edevatı gönderdi, bunlar ülkeye girerken ülkemiz o kadar sahipsiz mi ki; gelen girecek, takip edilmeyecek ve bize zarar verecekler.
Her niyetin arkasında bir fetö tezgahını aramak ülkeyi korkarak yönetme anlamına gelir ki; korku doğaldır ama sürekli olunca da insanın elini kolunu bağladığı gibi devletin de elini kolunu bağlar.
Uğradığımız bir doğal afet için gelecek yardımların arkasında her defasında bir fetö parmağı aramak, fetö evhamının esareti altında olmak gibi garip bir durum söz konusu olur ki; kabul etmek mümkün değil.
Ama biz biliyoruz ki asıl mesele iktidardan olma korkusudur. Bunun psikolojik yansıması size çok garip gelecek ama ülkemize gelebilecek yardımlara bile mani oluyor. Suriye bataklığı ve BOP projesi içinde olanların akıllarına böyle korkuların gelmesini aslında normal görmek lazım, zira içinde bizatihi kendileri vardı.
"Türkiye'ye yardım" mesajını velev ki iblis Gülen atmış olsun; umurunda bile olmaz. Buradaki gerçek sorun bir korkunun esaretinde devletin yönetiliyor olmasının yarattığı sonuçlar.
Yeter, bırakın artık fetö'yü içine düştüğünüz her zorluğa vesile kılmaya. Yanan ormanlarımız üzerinde on tane yangın söndürme uçağı uçurdunuz da buna fetö mü mani oldu.
Fetö üzerinden değiştirip dönüştürmediğiniz hiç bir cumhuriyet değer ve kazanımı bırakmadınız, şimdi de yönetimde kalabilmek için fetö fobisini milletin üzerinde hakim kılma çabasındasınız. Adama sormazlar mı; mademki bu kadar korku söz konusu niçin siyasi ayağının açığa çıkarılmasına mani oluyorsunuz.
Evet, niçin engel oluyorsunuz.
Şimdi diyecekler çıkacaktır; "Senin yaptığın da fetö taktiği"
Hadi oradan; aklını, fikrini, vicdanını kiraya vermiş

Fetö'nün tohumu rahminize zerk edilirken muradınız neydi; cumhuriyet vesayetini kaldıracak bir piçin peydahlanması değil miydi.
Peydahladığınız piç dönüp size musallat olmuşsa bizden değil kendinizden bileceksiniz. Rahminizde peydahladığınız hainin aklına gelen her türlü puştluk ile aramızda bağ kurma iblisliğinizi daha nereye kadar devam ettireceksiniz.
Ne kadar da arsızsınız be; izdivacınıza gelene kadar günlük bile tutmuştunuz. İsimlerinizi mahreminizde dövme yapıp saklayabilirsiniz ama unutmayın er veya geç gasilhanede de olsa o karşılıklı içselleştirdiğiniz halinize gözlerimizle şahit olacağız.
Birbirinize ihanetinizin intikamını almak için adımızı ilişkilendirme şeytanlığınıza gelmeyeceğiz. O kadar iğrençsiniz ve o kadar da pis kokuyorsunuz ki; yanınıza yaklaşmak bile mümkün değilken nasıl olabilir ki aynı yatağa beraber uzanmış olmak.
İnşallah, Allah'ın izniyle cumhuriyet değer ve kazanımları tekrar hakim kılınıp ilim ve irfanın bereketli yağmurları tek tek üzerine düştüğünde; yeniden filizlenen moral değerler ve tahakkümünüzün gaspından kurtarılmış İslam ile coğrafyamız üzerinde ihanetinizin tecrübelerinden de yaralanarak öyle bir şantiye kurulacak ki; geleceğin Türkiye'sinde esameniz bile okunmayacaktır; bilin ve buna hazır olun.


Hem şakın hem de ahmak olmak böyle bir şey olsa gerek

"Tek muktedir "in belediye başkanı evi yanan yurttaşlara TOKİ tarafından 20 yıl ödeme ile evler yapılacağını duyururken evi eski olan vatandaşlar için "Keşke bizim de evimiz yansaydı diyecekler'' demiş.
Ey kurban olduğum Allah'ım senden gelene razı olalım; hayır da şer de sendendir amenna; peki bu aklı ile zoru olan garip garip adamları tek tek bir araya getirirken muradın neydi çok merak ediyorum(!)
Hani bir ayetinde diyorsun ya; "Hayır bildikleriniz sizin için şer, şer bildikleriniz hayır olabilir". Tahammül sınırımıza pervasızca tecavüz edip, sırıtarak aklımızla da alay eden ve etrafımızı hatta devletimizi çepe çevre sarmış bu "Şerler"den "Hayır" bekliyoruz, sen nasip eyle Allah'ım.


Ülkemde mülteci istemiyorum.

Her kim ki; ülkesinde olup bitenlerden memnun değilse ülkesinde kalsın, düzeltmek için kavgasını versin. Onların vermesi gereken kavgayı Mehmetçiğime verdirerek bedelini evlatlarımıza ödetemezsiniz.
Mehmetçiğin varlığı ekonominin çarkını döndüren bir sanayi ürünü değil, varlığı ile Türk milleti ve devletinin güvenliğini sağlayan ana unsurdur.
Bedeli başkalarına ödeterek hak etmeden sağlanan menfaatler de bana göre haramdır. Rızamız olmadan dağıtılan ülkemiz imkanları da menfaatle nenler açısından aynı hükümdedir, haramdır.

Suriyelinin ülkemin sokaklarında dileneni bile birisi elinde, birisi kucağında ve bir diğeri karnında çocuklarla ortalıkta dolanıyor.
Benim insanım karı koca çalışınca ancak bir çocuk bilemediniz iki çocuk sahibi olabiliyor. Çünkü çalışma şartları ve nitelikli evlat yetiştirme bilinci fazla çocuk sahibi olmaya mani.
Suriyeliler ile bizler arasındaki bu üreme orantısızlığı bu şekilde devam ettiği sürece; muhtemelen otuz sene sonra ne bu milletin tarifinde ne de devletin yapısında Türklüğe dair hiç bir vurgu kalmayacaktır.
Mehmet Soral

27 Temmuz 2021 Salı

BOLU BELEDİYE BAŞKANI NE DEMEK İSTEDİ

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın sonuna kadar arkasındayım.
Tanju Özcan Bey'in göçmenlere karşı aldığı tavır ırkçılık olmayıp, birilerinin otoriter ve popülist hevesleri uğruna hala kesintisiz devam eden yanlış göçmen politikasının bedelinin sürekli Türk milletine ödetilmesi nedeniyle; "Yeter artık, bu yükü kaldıramıyoruz" demeye matuf dikkat çekmeye yöneliktir.
Tanju Özcan
Savaşın olduğu yerlere tatile gidilmez. Binlerce Suriyeli göçmen ülkelerine bayram tatiline gittiklerine göre demek oluyor ki iç savaş bitmiş, savaş kaçkını sıfatlarını kaybettikleri için de gittikleri yerlerden dönmemeleri gerekir.
Ezcümle; bugün takip edilen göçmen politikası ile Türk milletinin demografik yapısı, cumhuriyet değer ve kazanımı olan milletleşmenin aksine ümmetleşme ve ümmet bütünlüğüne evirilmesi üzerine sürdürülüyor.
Sürdürülen bu fetö'vari göçmen politikası; ülkenin ekonomik şartlarının en kötü olduğu bugün, çaktırmadan zihinlere zikredilerek millete kabullendirmenin nihai varacağı son aşama; demografik yapısı tamamen değiştirilmiş bu coğrafya üzerinde Osmanlı gibi çok uluslu bir yapıya dayanan; H.Kaplan'ın dizayn ettiği gibi yeni bir isim, yeni bir bayrakla yeni bir devlet inşa etmektir.
Ensar, muhacir kavramlarına gelince; geçiniz onları. Suyu görünce teyemmüm bozulduğuna göre Suriye'ye gidince de muhacirlik biter. Dolaysıyla, Türk milletinin acıma ve merhamet duygularının sömürülmesine yeter artık.
57. hükümetin, altına imza atıp AKP'nin kucağına bıraktığı, onun da kundaklayıp meclisten belki de bu günler için geçirdiği, muhtevası "Bir ülkede farklı halklar ve inanç grupları isterlerse kendi kaderlerini kendileri belirler" olan kabul edilmiş ikiz yasalarımız var. Ben bu ikiz yasaları bilip hatırladığım için ülkemize göçün teşvikinin vahametinin nereye varacağını fark edebiliyorum. Tanju Bey'in de sanırım aynı duygu ve düşüncelerle Türk milletinin hislerine tercüman olduğunu düşünüyorum.

Her Lozan Antlaşmasının yıl dönümünde...?

Lozan'ın kadir kıymetini bilmeyenlerin, yetersiz görenlerin, hele ki 12 adanın Lozan ile kaybedildiği tezini savunarak istiklal savaşını; sonuçları itibariyle itibarsızlaştırma gayreti içinde olanların soylarını soplarını araştırın göreceksiniz ki; asıl nedenin Türk milleti adına bu coğrafya üzerinde yeni bir Türk devletinin tescil edilmesinin kripto etnik özürlüler üzerinde yarattığı rahatsızlıktır.
Eğer tescillenmiş bu devletin adı "Osmanlı" veya "Yeni Osmanlı" ya da "Anadolu" olsaydı bu kripto etik özürlü sinsi güruh "Lozan Antlaşması"ndan hiç rahatsız olmayacaklardı.
Velhasıl kelam; sonuç itibariyle çok uluslu Osmanlı sonrası Türk milleti adına bir ulus devletin inşasının yarattığı rahatsızlık her yıl bu zamanlarda nüksediyor. Ama önemli değil, biraz kaşıntı oluyor sonra da geçiyor(!)
Bu vesile ile verilen İstiklal Savaşı ve devamında kurulan "Türkiye cumhuriyeti Devleti"nin inşası sürecinde başta kurucu başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve diğer kurucu kadrolar ile onların emir ve komutasında emeği geçen herkesi minnet ve şükranla anıyor ruhlarına Fatihalar gönderiyorum. Ruhları şad mekanları cennet olsun.

Suriyeli göçmenlerin hatırına Türkistan'a mı göçeceğiz

Yeter artık...!
Ne bu cüret yahu. Neymiş; etnik özürlü kripto birisi Suriyelilere sormuş, onlar da demişler ki; "Önce bizden evvel gelenler geldikleri yerlere gitsinler sonra bizler de yol yordam öğrenir aynısını yaparız".
Hadi ortadan "Etnik rahatsız" adam. Oturduğun yerde k.çından uydurduğun bir ankete dayanarak hükümetinizin sabrımızı taşıran yanlış Suriye politikasına meşruiyet kazandıramazsınız.
Şunu unutma ki; Suriyeliler buraya bizimle savaşıp, kazanıp gelmediler. Bu coğrafyayı önce savaşarak fethettik sonra Türk yurdu yaparken gelenlerimiz ile birlikte üzerinde yaşayan insanları da kucaklayarak hep beraber bir millet olduk, onun adı da Türk milleti dir.
Sonra kendi insanımızı fethedilerek genişleyen coğrafyamızın sınır boylarına iskan politikası dahilinde yerleştirdik.
Osmanlı'nın çöküşü ile misak-ı milli sınırlarımız dışında kalan soydaşlarımız kendi istekleri ile veya gördükleri zulüm nedeniyle tekrar ana yurtlarına göç etmek zorunda kalmışlarsa; soydaşlarımız ile ülkesi için savaşmayıp terk eden Suriyeliler nasıl aynı görülebilir.
Etnik sorunlu adam; şimdi sen hangi cüretle kendi ata toprağına göç eden soydaşlarımızı Suriyeli kaçkınlar ile bir tutarsın. Ahmak adam, bu insanlar her şeyden önce ev sahibi; kimleri nereye gönderiyorsun hadsiz. Etnik özrüne binaen gizli heveslerine taban oluşturma gayreti içindeysen eğer; ya geldiğin yere sen git veya edebinle otur oturduğun yerde.
Ne bu yahu; bu tahammül, tepkisizlik ve iğdiş edilmişlik böyle devam ederse gün gelecek kendi yurdumuzdan "Burada kaldığınız yeter gidin artık" dendiğinde adeta razı olacağımız bir psikolojiye doğru sürükleniyoruz.

''Taliban ile inanç yönünden ters düşmüyoruz daha iyi anlaşabiliriz'' demek de ne oluyor

"ABD Taliban ile görüştüğüne ve Türkiye'nin Taliban ile inanç yönünden ters bir tarafı olmadığına göre biz daha kolay anlaşırız" diyor bay muktedir.
Yani böylece kadim Afgan-Türk dostluğu değil zihniyet benzeşmesi öne çıkarılıyor. Böylece, ülkemizin Taliban zihniyeti seviyesine düşürülmüş olunduğunun itirafına da şahit olmuş olduk.
Bu ifadelerle kendi askerimizi Taliban'a doğrudan hedef göstermiş oluyoruz. Oysa Taliban direnişi karşısında çekilmek zorunda kalan ABD istedi diye değil, doğrudan kendimize ait olan, kadim Türk-Afgan dostluğuna dayanan orijinal bir projemiz ile orada olmalıydık.
Trol ve troliçe müptezelleri sabah akşam ABD'ye küfür ederler ama heladan çıkan her ABD projesine havlu tutmayı da onur sayarlar. Bakalım bu absürtlüğe nasıl bir kılıf uydurup anlatacaklar göreceğiz ama iktidarın da, yandaşlarının da tüm atraksiyonları günü kurtarma ve ABD'nin koruma ve kollaması ile siyasi iktidarlarını muhafazaya matuf.

Sosyal medya üzerinden adalet arayışı ve mahsurları

M.Anlı, katledilmiş bir karıkocanın katillerinin kim/kimler olduğu üzerine günlerce süren canlı yayın programları yaptı.

"M.Anlı katili yine buldu" payesi için nerdeyse tüm kardeşlerin katil olabilecekleri, tüm kardeşlerin yasak aşkları olabileceği, tüm kardeşlerin akrabaları ile yasak aşklarının ve husumetlerinin olabileceği, tüm kardeşlerin birbirlerine karşı eşlerinden dolayı gizli gizli husumet ve ilişkileri olabileceği ve daha nice şüphe ve ithamlar günlerce sürdü. Velhasıl kelam; birbirlerinin canı ciğeri olan insanları yine karşılıklı olarak birbirlerinin yüzlerine günlerce bakamaz hale getirdi.
Oysa tespit edilen esas katillerin bu süreç içinde bir defa olsun isimleri geçmedi. Başarı kime ait; kardeşlerden birisinin feryadı sonucu jandarmanın bu işe özel bir ekiple müdahil olmasıyla çifte cinayet çözülmesi devlete ait. Yani devlet istediği için başarıyı da beraberinde getirdi.
Peki bir hakkın, hukukun yerine getirilmesi ve adaletin eşit dağıtılması için o delikanlının feryadında olduğu gibi farkındalık yaratıp dikkat çekerek, sorunu halletmek için ille de böyle arayışlar içine girmek mi gerekiyor.
Çok tuhaf; adalet arayışı bu şekilde sosyal medya, TV ekranları ve hatta mafya üzerinden yürütülmesi gibi paralel adalet dağıtımının geleneksel hale gelmesi durumunda ortada ciddi bir huku devletin varlığından söz edilemez. Yakın zamanda "Adalet TV", "Mahkeme TV", "Hakem TV", "Aldatanlar TV", "Aşk TV" gibi TV kanalları açılırsa hiç de şaşırmam.
Devlet gücünü gösterip hak, hukuk ve adaletin adil dağıtıldığı hissiyatını verdiği sürece bu abuk sabuk programlar da muhakkak ekranları terk edecektir. Sosyal dokuyu bozan, akla hayale gelmeyen ama birilerinin aklına gelmiş olup da yaşanmışlıkların sürekli konuşulur olması yaygınlığının artması dışında ne gibi faydası olabilir sormak isterim. İnanın ki şimdiye kadar zinanın cezasının olduğunu sanan milyonlarca insan bu programlar sayesinde artık cezasının olmadığını öğrendiler.
Velhasıl kelam; bu programların yayınına son verilmeli ve insanlar adaleti ve sahip çıkanını devletinin kurumlarında aranması gerektiği inancı yaygınlaştırılmalı ama çok haklısınız; hangi yönetenlerle. En makul seçmen, bu programları çekirdek çıtlatarak izleyenler ise; çok zor galiba.
Mehmet Soral