7 Şubat 2020 Cuma

İLKER BAŞBUĞ SUSMAK DEĞİL KONUŞMAK İSTİYOR

İlker Başbuğ Paşa susmak değil konuşmak istiyor
Türk Ordu'sunun belli bir dönemine kadar olan subaylarına karşı "Siyasal İslamcıların" kin ve öfke hala devam ediyor.
Ergenekon ile intikam aldılar kesmedi. Balyoz ve casusluk kumpasları ile intikam aldılar gene kesmedi.
Ordu ile ilişkileri kesilmiş olsa bile yine öfkeleri, kinleri geçmiyor. "Emekli olsanız bile konuşmayacaksınız" deniyor.
İlker Başbuğ diyor ki; "Askerlerin askeri mahkemelerde değil, sivil mahkemelerde yargılanması için meclise verilen ve geçirilen önergenin altında imzası olan isimler incelenmelidir" diyerek, buradan haraketle fetö'nün siyasi ayağının araştırılabileceğini söyledi.
Vay sen misin bunu diyen; tez elden yargılana talimatını verdi tek adam. Yani demek isteniyor ki "Sakın ha; ucu bize dokunacak hiç bir şeyi tetiklemeyin"
İlker Başbuğ'un en büyük hatayı Balyoz kumpasında ilk sarı öküzü vermekle yaptıklarını hatırlayarak; atık bu yaşta kaybedecek bir şeyinin olmadığını düşünüp, hem direnecek hem de konuşmaya devam edecek diye düşünüyorum.
Başbuğ Paşa kendi şahsı üzerinden cumhuriyet değer ve kazanımlarına dair kültürle yetişmiş ve bir şekilde kumpaslarla mağdur veya tasfiye edilmiş Türk subaylarının onurlarını koruma sorumluluğunu hala omuzlarında taşıdığı izlemini ediniyorum. Yeni başlattığı mücadelesi; "Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında etkin bir şekilde karşı koyuş sergileyemedi" eleştirilerine karşı kendini aklama mücadelesi olacaktır.
Bu mücadelesini veriş şekli belki de kendisini önümüzdeki dönemde cumhurbaşkanı adaylığına da taşıyabilir diye düşünüyorum

Konsept değişikliği ile eksen kaydırmaya kalkmak
Hangi çapınla, hangi kadron ile konsept değişikliğine gidip, eksen kaydırmaya yelteniyorsun.
Atatürk ve O'nun değer ve kazanımlarını ekarte edeceksin öyle mi. Seni böyle bir tuzağa düşüren; elinden tutup ABD'ye götürüp, BOP mutfağına yamak yapan o zamanın güya "Alnı secdeden kalkmayan muhterem"in muritleriydi. Sen de çok iyi biliyorsun ki; partini kurduğundan beridir menfaatiniz çatışana kadar muktedirliğinin gücünü akıl ve zekandan değil fetö'den alıyordun.
ABD ve Rusya arasında bir o yana bir bu yana savrulup durmak neyin nesi dir. Bu atraksiyonları ancak senin monşer diyerek aşağıladığın ve her birini bir yerlere savurduğun nitelikli yetişmiş değerli insanlarla yapabilirdin.
Belki bunu fark ederek Devlet Bahçeli'den İmdad bekledin ama Bahçeli'nın yanında kimlerin kaldığının, kimlerin gittiğinin hesabını da hiç yapmadın. Her ikinizin yüzünden yetişmiş çok nitelikli insanlar atıl vaziyette ömür tüketiyorlar; yazık değil mi.
ABD'nin fikir kulüplerinde caka satarken "Bu itibar niçin Erbakan hocaya değil de bana gösterildi" diye sormadın. Çünkü BOP projesinin mimarları bu sorgulamayı yapamayacağını; pekala ihtiraslarının; sahip olduğun aklının, fikrinin ve zekanın çok çok önünde gittiğinin farkındaydılar. Tercih edilmiş olmanın tek nedeni budur.
"Badem bıyığın" üzerinize ayrı bir himmeti mi var ki; hepsini bir yerlere getirerek başarı elde edeceğinizi sandınız ve de çuvalladınız. Fetöcüler gitti sihir bozuldu öyle değil mi. Onun içindir ki; "Bizde ne kadar fetöcü varsa diğerlerinde de en az o kadar var" savunmanızın hiç bir gerçekliği yoktur. Çünkü ABD o partilerde kuluçkaya yatırdığı fetöcülerle operasyon yapamayacağına kani olduğu için sizi ve badem bıyıklı kadrolarınızı tercih ettiler.

"Siyasal İslamcılık" emperyalizmin Müslümanların aklına sokulan afyondur
"Siyasal İslamcılık"ın batı emperyalizminin Müslümanların ahmak olanlarının aklına soktuğu bir uyuşturucu olduğunu yaşadıkça daha iyi görüyoruz.
Bu uyuşturucunun müptelası olanların eylem ve düşüncelerinde akla uygunluk, tutarlılık görmek mümkün değil. Olaylara karşı tepkilerini zihin süzgecinden geçirmeden gösterdikleri için daha çok duygusaldır. Yakınlarına dahi en anlamsız hatta acımasız tepkiyi gösterip, zararı verebilirler. Onun içindir ki; İslam toplumlarında kan ve göz yaşı her daim vardır. Bu sadistçe kendine zarar verme halini özellikle İslam ülkeleri, Afrika kabilelerinde ve uzak-doğu'daki geri kalmış toplumlarda görüyoruz.
İşte Müslümanların zafiyetlerini çok iyi ölçmüş biçmiş batı; emellerinin tetikleyicisi olarak BOP misali haplar yapar, yutmaya teşne birilerini de bulur yutturur. Hapların adı başka başka olsa da tesirleri hep aynı. En son biz "Anadolu Türkleri" de bundan nasibimizi aldık; yuttuğumuz hapın adı "Emevi Camii'inde namaz kılmak". Hapı yutturdular, tahribatı devam ediyor.
Her geçen gün diğer İslam toplumlarından farklılığımız azalırken benzeşmemiz artıyor. Bunun da temel nedeni cumhuriyet değer ve kazanımlarının özellikle son 18 yıldır örselenmiş olmasıdır. "Efendim bunun nedeni fetö" falan filan diyebilirler". Onlar ne derse desinler; AKP siyasal İslamcı düşünceden neşet etmiş bir yapıdır. İşte onun içindir ki; parti işareti siyasal İslamcı "İhvan"ın rabia işaretidir. Fetö de bal gibi siyasal İslamcı bir yapı olup; AKP ile olan gen uyumu sayesinde devlet kurumlarında yapılanmalarında herhangi bir engelle karşılaşmadıkları gibi aksine teşvik de görmüşlerdir.
Son din İslam'ı, "Siyasal İslamcılık"ın tasallutundan kurtarıp, laikliğin güvencesinde, Türklerin İslam anlayışı ile insanlığa takdim etmek hem Müslümanları arzulanan konuma taşıyacak hem de her türlü emperyalizme hap olmaktan kurtaracaktır.
Dolayısıyla Türkçü düşünceyi hakim kılarak yaşam biçimimizde, eylem ve düşüncelerimizde temel ilkemizin; her şeyin Türk için, Türk'e göre ve Türk'ten olmasıdır.

İbretlik bir durum. Sizlerin bundan haberiniz var mı.
''Tahtapod internet sitesi'' yazarı Ayşegül Koçaklı önemli bir detayı sayfasına taşımış. Bence Tüm Türkler için ibret alınacak bir vakıa.
Dolayısıyla aynı ihanete hiç ara verilmeksizin devam ediliyor. Türk milliyetçiliği kurumsal kimliğinin kendi uhdesinde olduğuna inanların da bu sürece eklemlenmeleri ayrı bir felaket değil mi.
.
Yazarımız diyor ki;
''Görselde görmüş olduğunuz kitap, Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal'ın yazmış olduğu ve içeriğinde Türk Milleti için pek çok hakaretamiz ifadeler içeren "La Turquie En Europe" adlı kitaptır.
Milletin Adamlarından biri olarak lanse edilen Özal kitapta, Türk milletinden "çoban" ve "medeniyetsiz" bir topluluk olarak bahsediyor.
Türklerin kendi kültürleri olmadığını, Türkiye'deki kültürün Yunan kültürünün devamı olduğundan dem vuruyor.
Turgut Özal'ın kitapta geçen kendi ifadesi tam olarak şöyle;
"Bizi Türk sayarak dışlıyorsanız bilin ki, bizim Türk denecek bir şeyimiz yoktur, uygarlık adına neyimiz varsa hepsini Yunanlılardan aldık, bizim kültürümüz Yunan kültürüdür, oğlumun adı olan Efe bile, Yunancadır; bu nedenle, Avrupa Birliğine girmemiz için kültürel engel yoktur. Biz tepemizde Türk olmayan yöneticiler bulunmasını yadırgayan bir toplum değiliz, Avrupa Birliğine alınmamıza bu açıdan da herhangi bir engel yoktur!"
Ne acıdır ki yüce Türk milleti Türklüğü aşağılayan bu Amerikan-Frenk mukallitlerine yıllardır oy veriyor. Türk tarihini çarpıtan, Türk tarihini yok sayan bu isimler yıllardır Türkiye'yi yönetiyor.
Ve ne acıdır ki bu Türk Düşmanlarını "Milletin Adamları" zannedenler kendilerini Osmanlı'nın mirasçıları olarak görüyor...
Not: Kitabın Orijinal dili Fransızca olup, Türkçe baskısı bulunmamaktadır...''

Kim hain kim kim vatansever kim...
Sizi bilemem ama gizem dolu; her dönemin fabrikatörü Doğu Perinçek'in algı operasyonlarının peşine takılmamaya özen gösteriyorum.
Adam İsviçre'de, Türk milletine sahip çıkmak adına adeta damardan Türk milliyetçi olabiliyor. Ermeni meselesi için bilerek İsviçre yasalarını ihlal edip, yargılanmayı göze alıyor. Ama aynı adam her vesile ile Türk milliyetçilerine karşı geçmişten gelen kin ve öfkesini kusmaya da devam ediyor. Böyle bir çelişki olamaz. Dolaysıyla ne yapıyorsa sipariş üzerine yapıyor.

AKP döneminde Ergenekon ve Balyoz davaları ile nice milliyetçi ve ulusalcı kahramanlara valizler dolusu sahte belgelerle suçlar isnat edip, bulundukları kurumlardan tasfiye edilmediler mi, o da yetmeyip hapislere atılmaları sağlanmadı mı.
Şimdi yine aynı iktidar döneminde, yine çeşitli belgelere(Doğru da olabilir) istinaden, yine birileri tutuklanıyor ve yine ne tesadüf ki; bu adamın da geçmişinde gönlümüzü okşayan kahramanlıklarının olduğu anlatılıyor.
Ben gene; Ergenekon ve balyoz kumpaslarına dair algı operasyonlarına teslim olmayıp nasıl ki direnmiş sem, bu gün de benzer algı operasyonlarına karşı direnmeye devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü o zaman ki iktidar hala devam ediyor. Güven duymam için muktedirin değişmesi lazım.
Ben şüphelerimde tutarlıyım. Çok basit; mantık yürütüyorum hepsi bu kadar.
İlker Başbuğ'un hapse atılması hangi düzmece belgelerler ve hangi iktidar zamanında sağlanmışsa; ne malum; yine aynı iktidar döneminde Enver Altaylı için de benzer bir sürecin devreye sokulmadığı.
Yine birileri, birilerini kandırıyor olamaz mı. İdamla yargılanan askerler şimdi Türk ordusunda kahramanlıklar yaratıyor. Bir zaman sonra Enver Altaylı'yı kahraman olarak karşımıza çıkarmayacakları ne malum.
İrfan Çep Beyefendi bakın ne diyor; ''Cep telefonu rehberine, emanette iken numara yükleyip onunla yüzlerce kişiyi Ergenekoncu yapanlar, hangi hurda bilgisayara, ne yükleyemezler ki'' veya Ümraniye'de bir gecekondunun çatısına el bombalarını koyup, sonra da aynı adamların ''Bakın neler bulduk'' demeleri gibi. 
Ne garip değil mi; haine hain, kahramana kahraman diyemiyoruz. Gördüğümüze, duyduğumuza hatta şahit olduklarımıza bile inanamıyoruz. Şüphecilik üzerimize o kadar sirayet etti ki; tek tek her birimiz davranış bozukluğu yaşıyoruz.
Müsebbibi kimler; fetö diyeceksiniz değil mi. Hiç de öyle değil, o bir sonuç, devleti yönetenlerdir.

Fetö denince aklıma ilk gelen isim Fethullan Gülen, ikinci isim; bilin bakalım kim....?
Hüseyin Gülerce...
Peki Hüseyin Gülerce niçin bir kez olsun hakim karşısına çıkmadı veya çıkarılmadı.
Enver Altaylı Fethullah Gülen'e mektup yazmış da Hüseyin Gülerce hiç yazmamış mı. Ne yazması; gerek yoktu ki; zira hep kucak kucağaydılar. Peki böyle bir çelişkinin tiyatrosunu niçin bizlere sorgusuz sualsiz izlemeyi dayatıyorlar.
Enver Altaylı'nın kim olduğu niçin bugün merak edilip keşfedildi. Çünkü ölmüş Mao'nun yaşayan metresi öyle istiyor da ondan. Türk milliyetçilerinin Rahmetli Başbuğ'u Enver Altaylı ile ilişkilendirilerek zihinler bulandırılmak isteniyor.
Ben yasama, yürütme ve yargının tek adam iradesinde toplandığına inanıyorsam; niçin Hüseyin Gülerce'ye hürriyet, Enver Altaylı'ya hapis diyen iradenin hükmüne güveneyim ki.
Eğer birilerine karşı mücadelesini ettiğimiz, kavgasını verdiğimiz bir davamız varsa; kurduğumuz hiç bir cümlenin verdiğimiz kavgamız ile çelişkiye düşmemesi gerekir.
Tüm eylem ve düşüncelerimi tek adam sistemine karşı koymaya ve onunla kavgaya konumlandırmış sam; dolayısıyla yasama, yürütme ve yargının talimatla şekillendiğine de kani isem; bu ahval içinde adaletin verdiği hükme itibar etmem duruşumu inkar anlamına gelmez mi.
Demem o ki; tek adamlı rejimde sazan gibi her algıya atlamamak lazım; ola ki tek adamın paşa gönlünün isteği üzerine kurulmuş bir tuzak olabilir.
soralmehmet@gmail.com

2 Şubat 2020 Pazar

KİM HAİN KİM PUŞT KİM VATANSEVER

Fabrikatör Doğu Perinçek gene Türk milliyetçilerine sardı
Sizi bilemem ama gizem dolu; her dönemin fabrikatörü Doğu Perinçek'in algı operasyonlarının peşine takılmamaya özen gösteriyorum.
Adam İsviçre'de, Türk milletine sahip çıkmak adına adeta damardan Türk milliyetçi olabiliyor. Ermeni meselesi için bilerek İsviçre yasalarını ihlal edip, yargılanmayı göze alıyor. Ama aynı adam her vesile ile Türk milliyetçilerine karşı geçmişten gelen kin ve öfkesini kusmaya da devam ediyor. Böyle bir çelişki olamaz. Dolaysıyla ne yapıyorsa sipariş üzerine yapıyor.

AKP döneminde Ergenekon ve Balyoz davaları ile nice milliyetçi ve ulusalcı kahramanlara valizler dolusu sahte belgelerle suçlar isnat edip, bulundukları kurumlardan tasfiye edilmediler mi, o da yetmeyip hapislere atılmaları sağlanmadı mı.

Şimdi yine aynı iktidar döneminde, yine çeşitli belgelere(Doğru da olabilir) istinaden, yine birileri tutuklanıyor ve yine ne tesadüf ki; bu adamın da geçmişinde gönlümüzü okşayan kahramanlıklarının olduğu anlatılıyor.
Ben gene; Ergenekon ve balyoz kumpaslarına dair algı operasyonlarına teslim olmayıp nasıl ki direnmişsem, bu gün de benzer algı operasyonlarına karşı direnmeye devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü o zaman ki iktidar hala devam ediyor. Güven duymam için muktedirin değişmesi lazım.
Ben şüphelerimde tutarlıyım. Çok basit; mantık yürütüyorum hepsi bu kadar.
İlker Başbuğ'un hapse atılması hangi düzmece belgelerler ve hangi iktidar zamanında sağlanmışsa; ne malum; yine aynı iktidar döneminde Enver Altaylı için de benzer bir sürecin devreye sokulmadığı.
Yine birileri, birilerini kandırıyor olamaz mı. İdamla yargılanan askerler şimdi Türk ordusunda kahramanlıklar yaratıyor. Bir zaman sonra Enver Altaylı'yı kahraman olarak karşımıza çıkarmayacakları ne malum.
İrfan Çep Beyefendi bakın ne diyor; ''Cep telefonu rehberine, emanette iken numara yükleyip onunla yüzlerce kişiyi Ergenekoncu yapanlar, hangi hurda bilgisayara, ne yükleyemezler ki'' veya Ümraniye'de bir gecekondunun çatısına el bombalarını koyup, sonra da aynı adamların ''Bakın neler bulduk'' demeleri gibi. 
Ne garip değil mi; haine hain, kahramana kahraman diyemiyoruz. Gördüğümüze, duyduğumuza hatta şahit olduklarımıza bile inanamıyoruz. Şüphecilik üzerimize o kadar sirayet etti ki; tek tek her birimiz davranış bozukluğu yaşıyoruz.
Müsebbibi kimler; fetö diyeceksiniz değil mi. Hiç de öyle değil, o bir sonuç, devleti yönetenlerdir.

Fetö denince aklıma ilk gelen isim Fethullan Gülen, ikinci isim; bilin bakalım kim....?
Hüseyin Gülerce...
Peki Hüseyin Gülerce niçin bir kez olsun hakim karşısına çıkmadı veya çıkarılmadı.
Enver Altaylı Fethullah Gülen'e mektup yazmış da Hüseyin Gülerce hiç yazmamış mı. Ne yazması; gerek yoktu ki; zira hep kucak kucağaydılar. Peki böyle bir çelişkinin tiyatrosunu niçin bizlere sorgusuz sualsiz izlemeyi dayatıyorlar.
Enver Altaylı'nın kim olduğu niçin bugün merak edilip keşfedildi. Çünkü ölmüş Mao'nun yaşayan metresi öyle istiyor da ondan. Türk milliyetçilerinin Rahmetli Başbuğ'u Enver Altaylı ile ilişkilendirilerek zihinler bulandırılmak isteniyor.
Ben yasama, yürütme ve yargının tek adam iradesinde toplandığına inanıyorsam; niçin Hüseyin Gülerce'ye hürriyet, Enver Altaylı'ya hapis diyen iradenin hükmüne güveneyim ki.
Eğer birilerine karşı mücadelesini ettiğimiz, kavgasını verdiğimiz bir davamız varsa; kurduğumuz hiç bir cümlenin verdiğimiz kavgamız ile çelişkiye düşmemesi gerekir.
Tüm eylem ve düşüncelerimi tek adam sistemine karşı koymaya ve onunla kavgaya konumlandırmış sam; dolayısıyla yasama, yürütme ve yargının talimatla şekillendiğine de kani isem; bu ahval içinde adaletin verdiği hükme itibar etmem duruşumu inkar anlamına gelmez mi.
Demem o ki; tek adamlı rejimde sazan gibi her algıya atlamamak lazım; ola ki tek adamın paşa gönlünün isteği üzerine kurulmuş bir tuzak olabilir.

Niçin milletin sorgu ve sualinden korkuyorsunuz.
Ne zaman olağanüstü bir durum yaşansa ilk aklınıza gelen; muhtemel eleştirilere karşı milleti tehdit ederek ön almak oluyor. Neymiş; Sosyal medya hesapları takip edilecekmiş.
Türk milletinin merhametine sığınmış bir takım "Beleş yaşam"cı kaçkınlar depremzedelere dağıtılan giyecek, yiyecek ve barınma eşyalarını toplayıp çadırlarına götürmüşler.

Şimdi ciğerimiz yanarken yapılan bu şerefsizliği, inanç ve ahlak yoksunu alçaklığı dile getirmeyecek miyiz.

Niçin tehdit ediyorsun; haklı gerekçelerin varsa bizatihi suç işleyeni yakala, deşifre et biz de millet olarak size helal olsun deyip, yanınızda olalım.
Bu arada Suriyeli bir gencin parmakları parçalanırcasına, enkazı kazıyarak insanları kurtarma çalışmasına katılmış olması takdire şayandı. Kendisine tüm haklarımız helal olsun.
Bunlar böyle olurken bakın aynı anda başka neler oluyor.
Rahmetli Ozan Arif işte böyleleri için "Zira bizim itikadımızca bunlara sövmenin sevabı var" demiş.
Şeref yoksunu alçaklar; yukarıya mesaj göndermek adına yalağa uzanan hayvan gibi kafayı çıkarıp diyor ki; "99 depreminde devlet yoktu ama şimdi var"
Allah sizi de bir enkazın altına alsın, sonra da bugünkü devletin gelip seni kurtarmasını bekle e mi.
Allahsızlar, kitapsızlar; bire vicdansızlar, o 99 depremi Türk tarihinde yaşanmış en büyük felaketlerden birisiydi. Kuş beyinli yavşaklar neyi ne ile kıyaslıyorsunuz.
Bekleyip göreceğiz; başkalarının sosyal medya hesaplarını takip edenler bu alçaklara ne yapılacaklar.

Ne İmamoğlu yahu...!
Bu kadar siyasi hatayı peş peşe sıralamak ancak özel çaba ile olurdu herhalde.
İmamoğlu'nun cüretkar şekilde harcadığı süreç; görünen o ki kendisini cumhurbaşkanlığına taşımaya yetmeyecektir.
Hala Erdoğan'nın kendisi karşında rakip olarak görmekten en çok korktuğu kişinin Meral Akşener olduğu gerçeğini cumhur ittifakı kabul edip, tedbirlerini de ona göre almaya çalışırken; muhalif kesimin hala yeterince fark edememiş olmasını anlamak mümkün değil.
Halim Küçükali kardeşimin de dediği gibi Erdoğan "Ben karşımda Muharrem İnce'yi istiyorum" dedi, CHP de tamam deyip, istediğini yaptı.
Meral Hanım hakkında açılan, kendisinin de "Çağırın beni ifade vermek istiyorum" dediği ama nedense bir türlü aktif hale getirilmeyen dava sizce niçin o halde tutuluyor. Benim kanaatim o ki; kendisine kalleşce yapılacak muhtemel bir kumpas için.
Bugünkü ve bundan sonra daha da sertleşeceği aşikar olan siyasi konjonktürün ancak ve ancak bir kadın elinin değmesi ile normalleşebileceğine kaniyim.
Dolayısıyla, bütün siyasi tahrik ve kalleşçe kumpaslar rağmen, sükunetini muhafaza ederek edep ve adap dilini zorlamadan bir hanımefendi zarafeti ile istikrarlı ve aynı zamanda tutarlı siyasi çizgisini özenle muhafaza ediyor.
Ben bu düşüncemi İYİ Partili olduğum için dile getirmiyorum. Dört sene öncede de "Türk siyasetine bir kadın eli değmeli" diye yazılar yazmıştım. O zaman da aklımdaki isim Meral Akşener di. Ve ben gene o zamanlar ne yapmak istediğini anlamadığım Devlet Bahçeli'nın tutum ve davranışlarına keramet atfetmeye devam ediyordum.
Evet, Türkiye'de siyaseti bu denli itibarsız hale getirip, kutuplaştırarak ayrıştıran erkek siyasetçiler olmuştur. Ben kadının siyasetteki anaçlığına da çok inanıyor ve güveniyorum. Bu fotoğrafı da şimdilik Meral Akşener'in şahsında görüyorum.
Türk kadınlarına sesleniyorum; hemcinslerimizden bıktık usandık. Lütfen artık inisiyatifinizi ortaya koyarak "Çekilin oradan, sizin bir halt edeceğiniz yok" deyin tülbenti meydana atın, tavrınızı gösterin. Sizleri Meral Hanım yanında, saf tutmaya davet ediyorum.

Benim de guru duyduğum bir tarafım var elbette
Bugünlerde en gurur duyduğum tarafım nedir biliyor musunuz; emrivaki ile beni Türk milliyetçiliğine memur atayarak "Memur milliyetçi" olmayı dayatanlara "Hadi lan oradan" demiş olmamdır.
Kanatları koparılmış hangi güvercin uçabilmiş; sorarım.
Yerlerde sürünen deve kuşunun heybeti var diye hangi gönül göklerde süzülen "Güvercin özgürlüğü"nden vaz geçebilir. İşte benim Türk milliyetçiliğim de böyle bir şey.
"Türk milliyetçiliğine memur edilmiş" üç beş kişinin paşa gönülleri istiyor diye Türk milliyetçilerinin kardeş olduğu gerçeği hiç zaman değişmeyecektir.
Memur edilmişlerin milliyetçiliği er veya geç sona erecek ama bizim milliyetçiliğimiz asla.
soralmehmet@gmail.com

25 Ocak 2020 Cumartesi

CUMHUR İTTİFAKI ÇATLIYOR MU

Cumhur ittifakı çatlıyor mu
Adamların manşetlerine bakın, neymiş efendim; MHP'li zamanın il başkanı ve milletvekilleri cemaate(O zaman henüz fetö değildi) ait bir TV kanalına el konmasını protesto için destek amacıyla TV'nin önüne gitmişler. O gün oraya gidilmesinin nedeni hak ihlallerinin geleneksel hale geldiğinin yaygın kanaat oluşturmuş olmasıydı.
Yandaş medya bir gün dahi bu hususu gündeme getirmedi ta ki; geçen hafta Devlet Bahçeli'nın ısrarla fetö'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılmasının gerektiğini özellikle AKP'ye mesaj göndererek hatırlatmasına kadar.

Düşürebiliyor musunuz; MHP'nin kaç yıldır iktidarda kalması, muktedirliğinin devamı için kendi milliyetçi seçmenini küstürerek, ideolojik ilkelerinden taviz vererek desteklediği AKP MHP'yi hemen sattı. Kendisine ne kadar mahkum görüyor olmalı ki; anında cezalandırma yoluna giderek yandaş medyayı algı operasyonu için devreye soktular. MHP'ye demek isteniyor ki; "Sakın sesini çıkarma, benim sözümden de çıkma, desteğini de çekme yoksa seni de fetö'cü ilan ederim"

Dolayısıyla, MHP bundan çok güzel bir ders çıkarmalıdır. Resmen kendisine kalleşlik yapılmıştır.

Buradan da şunu çıkarabiliriz ki; demek ki AKP ile Cemaat arasındaki kavga TC Devletine verilen zarardan dolayı değil; bugün MHP'ye yapıldığı gibi resmen bir noktaya kadar cemaat ile aralarında devam etmiş olan menfaat ilişkisi bir noktadan sonra kavgaya dönüşmüş. Sonra fırsat bu fırsat denilerek; zaman zaman dile getirdikleri doksan yıllık hayallerini gerçekleştirmek için süreci devleti değiştirme ve dönüştürme fırsatına çevirdiler. MHP'yi de maalesef buna alet etmiş oldular.
Umarım başta Devlet Bahçeli olmak üzere; halen MHP'ye sempati duyup, bağlılıklarını devam ettiren gönüldaşlarımız aynı zaman diliminde cesurlar hareketini başlatmış olan biz Türk milliyetçilerini bugün daha iyi anlayacaklardır.

Elazığ depremi ile yandı yürekler yandı
Eğer endişesiz ve tasasız yaşayabilirsek; ancak o zaman maddi imkanın, kişi başına düşen zenginliğin bir anlamı olur.
Elâzığ ve civar illerde meydana gelen deprem ile yine ortak milli bir acımız ile baş başayız.
Kayıplarımıza Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun, Türk milletinin başı sağ olsun.

Bu kış mevsiminde bölge insanımızın şu anki halleri üzerine epmati yaptığımızda; içimiz sızlıyor, uykumuz kaçıyor, ağzımızdaki lokmaları yutamıyoruz. Türk milleti gene yardımlaşma ruhu ile bu acılarımızı paylaşacaktır.

Dolayısıyla "İstanbul Kanalı" gibi yüksek gelir elde edileceği hayali ile gündeme getirilen bu büyük devasa projeden acilen vaz geçilerek; ona ayrılacak olan maddi imkanlarımızı acil önlem adına İstanbul'dan başlayacak kentsel dönüşümlere yönlendirerek, her ilde başlatılmalıdır.

Deprem kuşağında olan ülkemizin her karış toprağında can güvenliğimizden emin şekilde, başımızı yastığımıza koyup rahatça uyuyabilelim.
Milli gelirimiz şu olmuş, bu olmuş umurumda değil; güvenli şekilde yaşamak istiyorum.

Türk milliyetçiliğine memur edilmişler
Sayın Bahçeli "Milliyetçiliğe memur edilmiş" kişi olarak siyaseti inanmışlık ve adanmışlık üzerine değil satranç oyununa çevirerek yüklendiği misyon gereği sürekli kazanmak üzerine yapıyor.
"Peki MHP niçin iktidar olamıyor" diyeceksiniz. Çünkü "Milliyetçiliğe memur edilmiş" kişilerin görevleri bu değil ki. Bu kişilerin görevi ülkenin içinde bulunduğu her konjonktürde; inanmış ve adanmışlıktan gelen Türk milliyetçiliği refleksini ortaya koymak değil; Türk milliyetçiliğini kontrol altında tutmak ve yönlendirmek için "Milliyetçiliğe memur edilmiş" olmanın gereğini yapmaktadırlar.

Sayın Bahçeli niçin fetö'nün siyasi ayağının araştırılmasını istiyor da; Erdoğan veya AKP ipe un sererek istemiyor. Çünkü AKP süreci zamana yayarak, başta CHP olmak üzere diğer partilerin içinde fetöcü bulmak için top çeviriyor. Kendilerince yeterli sayıda fetöcü sayısına ulaştıktan sonra da; "Hangimiz bu merete bulaşmadık ki" deyip nihayetine fetö'nün siyasi ayağının araştırılmasına dair siyasi talepleri akamete uğratarak fetö'yü ilişkin ağır vebalden sıyrılmak istiyor.

Sayın Bahçeli artık bu top çevirme sürecine tahammül edemiyor. "Yeter artık fetö'nün siyasi ayağı açıklansın" diyerek bir anlamda restini çekmiş durumda. Nihayetinde ne olacak. Tahminim o ki; Sayın Bahçeli AKP'nin bu çıkmazını, top çevirme halini cumhur ittifakını bozmak için gerekçe gösterip, MHP'yi "Duruşu" itibariyle güçlü hale getirerek belki kendisi olmasa bile diğer "Milliyetçiliğe memur edilmiş Balgat mukimleri"nin konumlarını MHP'nin baraj üstünde kalmasını sağlayarak yine bir dönemin kapanıp yeni bir döneme geçişin tetikleyicisi olacaktır.

Kendine gelince ''Metal yorgunluğu'' başkasına gelince fetöcü
Kendi içlerindeki fetöcüleri "Metal yorgunluğu" adı altında tasfiye ederek delil karartma yoluna gidenler; diğer partilerde el feneri ile fetöcü arıyorlar. Sizce bunu yapanların fetö'nün meclis yoluyla siyasi ayağının araştırılmasını isterler mi. Kesinlikle istemezler.
Öyle bir algı dayatması yapıyorlar ki; "Anam teyzem dir, babam da amcam" deyip, tüm topluma bunun normal bir ilişki olduğunu dayatırlar. Biz de "Bırak onu bunu da; hangi kadından fırlayıp geldin, sen onu söyle" dediğimizde bu sefer de arsızca "Ahlaksızlık yapmayın" deyip ahlak abidesi kesilirler.
Biz muhalifleri akıl, fikir ve mantıkla alt edemeyenler sinir savaşı ile alt etme yoluna gidiyorlar. Dayanacağız ve savaşacağız. Nasıl mı; aklımızla, fikrimizle, zekamızla ama ille de demokratik yollarla.

Şablon milliyetçiliği
''Şablon milliyetçiliği''ni hazır bulup üzerine giyinmiş olanlar düşünemezler; dolayısıyla da üretemezler. Kim ki ''Hazır şablona'' uymayan fikir ileri sürüp bir söz söylerse; kabullenmeleri mümkün olmadığı gibi, kişiyi aşağılarlar hatta küfür bile ederler.
Yazıp çizmemizdeki öznemiz fikir üretmektir. Meramımızı ille de herkesin anlayacağı şekilde anlatmamız mümkün olmadığı gibi herkesin kafasındaki atomu parçalamak gibi bir niyetimiz de yoktur.

Unutmayalım fetö de bir cemaatti
Siz yoksa hala fetö ile mücadeleyi; devlete yapılan ihanetin bedelini ödetmek olarak sananlardan mısınız. Hayır asla öyle değil. Meselenin aslı; "Sen AKP'ye nasıl ihanet edersin" dır.
Çünkü AKP'nin şu anda diğer cemaatlerle olan menfaat ilişkisi aynen fetö ile en başta olan ilişkisi gibi. Oysa fetö tecrübesinden sonra tüm hassasiyetlerini ortaya koyarak mesafeli durmaları gerekirdi. O günlerde Gülen'e "Bitsin bu hasret, gel artık" dedikleri gibi şimdi de cemaatleri onurlandırma ziyafetleri yapıyorlar.

Dolaysıyla, fetö ile yapılan mücadele; devlete yapılan ihanetin bedelini ödetmek olsaydı herhalde AKP'de cemaatlerden uzak durma refleksi oluşurdu öyle değil mi, nerde....


soralmehmet@gmail.com

19 Ocak 2020 Pazar

MUHALEFETİN BAŞLATTIĞI AÇILIM

Malum fotoğraf ve muhalefetin açılımı
Devlet denen şeyin bileşenlerinden birisi de muhalefet dir.
Dolaysıyla muhalefet demek; sadece beklenen gün geldiğinde iktidar olacağı hayalini kuran, bunun dışında hiç bir şeyden sorumlu olmayan kurum demek değildir.
Muhalefetin en büyük görevi; iktidarı denetlemenin yanında ülkenin mevcut şartlarına ilişkin çözümleyici argümanlar geliştirip, adeta gölge iktidar şeklinde her türlü takip ve denetimlerini yapar, önerilerini kamuoyuna sunar.
Demokrasiyi içselleştirememiş ama ne yazık ki yine demokrasinin sağladığı imkanlarla iktidara gelmiş olan AKP; geldiği günden beridir her geçen gün demokrasiyi değil, devlet denen şeyin kendileri demek olduğunu içselleştirdiler. Muhalefetin bırakın denetleyici misyonunu, varlığına bile tahammül edemiyorlar. Yani muhalefeti tanımlamak için "İllet, zillet" gibi kavramları kullanıyor olmaları aynı zamanda anti-demokratik tek adam zihniyetini, yani kendilerini tarif etmiş oluyorlar.
Hükumet olarak bir halt işlerler sonucu kötü olunca "Ne yapalım, o bir devlet kararıydı" derler, sonuç olumlu olunca da; cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllara kadar giderler, cumhuriyet kazanımlarını küçümseyerek cahilce kıyas yapıp, elde ettikleri sonuçlarla övünürler. Bunların içinden "Atatürk niçin interneti getirmedi" diyenlere bile rastlarsanız hiç de şaşırmayın, artık bu cehalet onların genel hali oldu gibi.
AKP; açılım süreçleri ile PKK inisiyatifine terk ettiği şehirlerimizde PKK; şehir yapılanması(KCK) ile adeta özerklik ilan etmişti. Mahkemeler kurup, vergiler toplayarak şehir merkezlerinde trafik denetimi yapıp sözde asayişi sağlıyordu.
PKK'ya tanınan bu inisiyatifi savunan en yetkili hükumet sorumlusu "Valilere talimat verdim, onlara elleşmeyin. Bir süreç başlattık, akamete uğratmayın" derken "Devlet benim" duygusu içinde, hesap verme endişesi taşımadan konuşuyordu . Sanki "Mal da benim, mülk de benim; kime hesap verecekmişim" öz güvenine sahip olarak konuşuyordu.
Onların bir ağlak adamları ise; "Artık Öcalan'ın isminin başına "Sayın" sıfatı konabilecek" derken aynı zamanda PKK'ya tanıdıkları bölge hakimiyetini de tarif ederken "PKK'lılar askerlerimizin önünden zafer işareti yaparak geçiyorlardı" diyordu.
Daha neler neler; sınırda çadır mahkemeleri kurarak teröristlerin ayağına gidildi. Yargılama sırasında teröristler gördüklerinde tahrik olmasınlar diye Türk bayrağı ve Atatürk posterlerini kaldırdılar. Mahkeme teröristlere adeta yalvarır gibi "Siz pişman olduğunuz için teslim oldunuz tamam mı. İfadenizi böyle verirseniz devletin şefkatli kolları size kucak açacak" deniyordu. Ancak PKK'lılar "Hayır, pişman değiliz. Biz önder Apo'nun talimatı gereği barış adına burada bulunuyoruz" diyorlardı.
Peki PKK'ya tanınan bu alan hakimiyeti inisiyatifi nelere maal oldu. Sadece kazılmasına seyirci kalınan, göz yumulan hendeklere sığınmış teröristleri oralardan çıkarmak için verdiğimiz şehit sayısı 800 civarındadır.
Tabi, bugün bunları AKP'ye; daha sonraki süreçte yeni birleşeni MHP'ye hatırlattığımızda hiç sorumluluk almayarak; "O bir devlet kararıydı" gibi insafa sığmayan arsızca bir cevabı verebiliyorlar. Muhalefeti suçlamak için muhalefetten her kim olursa olsun; anasından düştüğü andan itibaren geçmişinden sorumlu tutulurken kendilerinin takıldıkları, çuvalladıkları her durumda sorumluluğu devlete yıkıyorlar.
Şimdi esas söylemek istediğime gelince; madem ki muhalefet de devletin bir bileşeni; öyleyse AKP'nin düşünüp de uygulamaya koyduğu ama kendisinin rezil rüsva olduğu, devletin de başarısız kaldığı açılım süreçlerinin benzerini muhalefet kan dökülmeden, devlete zarar vermeden yapmayı deneyemez mi.
Dolayısıyla, Demirtaş'ın bir kitabı üzerinden tiyatroya uyarlanmış gösteride; CHP ve HDP genel başkan eşlerinin şahsında bazı siyasi kimliklerin bir araya gelip gösteriyi izlemiş olmalarını; kan dökülmeden iç barışın sağlanmasına yönelik bir gayretin resmi olarak görmek lazım.
Bu verilen resimler sayesinde pekala; CHP üzerinden sağlanacak diyalog ile HDP'ye kazandırılacak öz güven; PKK ile kendisi arasına mesafe koyma güven ve cesaretini verebilir.
Peki cumhur ittifakı bundan niçin rahatsız oluyor. Çünkü cumhur ittifakının her iki bileşeni de; demokrasimize çelme taka taka attıkları gollerin bir benzerini, bizatihi Türk milletine oldu bitkilerle dayatmış oldukları sistem sayesinde artık mümkün olamayacağına kanaat getirmiş durumdalar. Cumhur irtifakı, hiç bir şart altında kendilerine yönelmeyecek HDP seçmeninin oylarının muhalefete de gitmesini istemiyorlar. Dolayısıyla, muhalefetin kendi inisiyatifinde, çatışmasız olarak ortaya koyduğu "Açılım" için verdiği toplu tiyatro izleme fotoğrafını; Taksim meydanında yapılmış toplu katliam gibi görüp, okumaya çalışmak; aslında cumhur ittifakında kaybetme kokusunun yarattığı panik halidir diye düşünmek mümkün.
Devletin bir birleşeni olan hükumet denedi; eline yüzüne bulaştırdı, başarısız oldu. Şimdi aynı şeyi farklı usulle muhalefet deniyor olamaz mı. Şans vermek, desteklemek lazım. "Benim iktidar olmadığım Türkiye'den bana ne" hissiyatı içinde muhalefetin olumlu çalışmalarına dair görüntülere kin ve öfke kusma tavrı orta doğu bataklığını ve istikrarsızlığını besleyen kültür anlayışı dır ki; asil Türk milleti bunu hak etmiyor.
Benim o malum fotoğraftan anladığım; kan dökülmeden, Türk milletinin ayrılamaz birleşeni olan Kürtleri; PKK suistimalinden yine siyasetin gücünü kullanarak kurtarmaya matuf muhalefetin geliştirip, uygulamaya koyduğu "Açılım" olmasıdır. En azından böyle olması benim bir temennimdir.

Asil Türk milletinin mayasındaki formül
Asil Türk milletinin mayasındaki formülü tutturan iki önemli unsur; İslam ve Türklük.
Siyasal İslamcı ve "Memur" milliyetçi malum
İki ismi kim veya kimler bulup buluşturup yanyana getirdiyse; birisine İslami değerleri ve ona bağlı doğal refleksleri, diğerine ise Türklük değerlerini ve ona bağlı doğal refleksleri ığdış etme misyonunu yüklemişler sanki.

Birisi siyasi ikbali için ısmarlama fetva ile "Hayır işleri için rüşvet vermek caiz dir" der. Ya da; Devletin kamu adına aldığı veya verdiği faiz caiz dir" fetvasını ısmarlar.
Diğeri ise milliyetçiliğini yaptığı şerefli Türk milletin adını ayakları altına alanla hesaplaşmayı değil, onunla dost olmayı tercih eder, onu da yeterli görmeyip uzun vadede sadakatini ilan eder. Veya her sabah küçük yürekleri ile heyecan dolu şekilde andımızı okuyup, Türklüğünü hissederek derslerine başlayan çocuklarımıza bunu çok görüp mani olur.
Ve nihayetinde; bu iki isim beraber olup, siyasi ikballeri için hiç bir siyasi lider ve hükumetin muhatap almadığı teröristi, katili TC Devleti adına muhatap alarak, kendi ağzından ısmarlama mektup yazdırıp, himmetine sığınarak yardım dinlenmek gibi bir acziyeti de ortaya koydular.
Bu hatları edenlerin yanyana gelmiş üç beş kadının resmini tartışması ne kadar komik değil mi.
Yahu siz seri katliamların sorumlusu terörist ile beraber belgeye dayalı iş tutarken; yine onun bir benzerini milletin televizyonunda şeref konuğu yaparken; hangi yüzle belki de kadın elinin değmesi ile umut ve barış adına ortak bir sinerji oluşturma umudunun resmini katliam meydanından bir resim karesi gibi verirsiniz.
Boşuna uğraşmayın. Yapageldikleriniz bundan sonra yapacaklarınızın teminatı olup artık istediğiniz yere sürüklenen istediğiniz ahmaklar değiliz. Algı mühendislerinize söyleyin s.tir olup gitsinler; zira onlara bir ihtiyacınız kalmadı.
Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin.

Camide engelli cemaate zulüm devam ediyor
Bugün cuma namazında; oldukça yaşlı ve aynı zamanda felçli bir amca oturduğu taburenin kırılması sonucu aniden düştü ve şok hali yaşadı.
Oysa bu tabureyi koyup, oturarak namaz kıldığı yerde, cami yapılırken düşünülmüş olan; aynı anda on veya on beş engelli kişinin namaz kıldığı uzun ve sabit tabure vardı.
Bu sabit oturaklar; kilisedeki sıraları andırıyor diye sadist ve yobaz ruh hali camilerden söktü attırdı. Sadist ve aynı zamanda yobaz softa adam sözüm sana; kiliselerde kapı var, pencere var, duvarlar var. Bunlar camilerde de var. Şimdi camileri çadıra mı dönüştüreceğiz.

Yani biz engellilerin müşkül durumunu dikkate almadan; adeta "Hepiniz de kırık dökük insanlarsınız. Burada ne işiniz, göz estetiğini de bozuyorsunuz. Namazınızı evinizde kılın" diyerek; "Ya bunu yapacaksanız ya da düşüp kolunuzu, bacağınızı kıracaksınız" diyorlar.
Esas üzüldüğüm; bu amcaya ayağa kalkması için yardim ettim ve kendisine "Burada sabit oturak olsaydı düşmezdin değil mi. Mağduriyetini diyanete yaz, niçin sabit oturakları kaldırmışlar" deyince; amcanım bana teşekkür etmesini beklerken "Bırak şimdi canım" diyerek Diyanet'e sahip çıktı. Amcanın koltuk değneğini kafama patlatmadığına şükür ederek camiden çıktım.
Sonra düşündüm; aklın ve mantığın sokulmadığı hatta kovulduğu; cehaletin ve mantıksızlığın davet edilip, aydının saygı görmediği, ondan korkulduğu cami bildiğimiz mekandan "Akıl dini İslam'a" göre alacağım ne olabilir ki.
Bu kararda irade sahibi hangi kuş beyinliler ise; muhtemelen engelli değiller ki engelli ve engelsiz cemaatin aynı safta beraber namaz kılmaları durumunda fiziksel zorlukları ve saf estetiği görünümünün hesabını yapamamışlar.

Şöyle ki; engelli birisi tabureyi ayak çizgisine koyduğunda safın hizasında olamıyor öne çıkıyor, kendisi saf hizasında dursa bu sefer de oturacağı tabure arka saftaki cemaatin secde yapacağı yere denk geliyor. Velhasıl eğik, bükük bir saf oluşuyor.
Bugün hutbeden önce imam bu sıkıntıya dikkat çekerek; engelli cemaate ceza kesmesi için engelsiz cemaate yetki vererek; "Eğer senin secde edeceğin yere tabure konursa altından çek al" dedi. Resmen engellilere zulüm edin der gibiydi.

soralmehmet@gmail.com

CUMHUR İTTİFAKININ ALGI TUZAĞINA DÜŞMEYECEĞİZ

Cumhur ittifakının algı tuzağına düşmeyeceğiz
Devletin her türlü gücüne; hakimine savcısına sahip olacaksın hatta onları yönlendireceksin; inlerine çekilmiş her hainden puşttan bilgi sahibi olacaksın ama bu devasa yetki ve güçle terör ile iç içe olduğunu her vesile ile dile getirdiğin, millet olarak da vakıf olduğumuz bir partiyi kapatamayacaksın öyle mi. Sizin bu gıpta edilecek "Tahammülünüzü" demokrasi aşkınıza bağlayacağız öyle mi. Geçiniz onu.
Bazı şoförler arabada sopa bulundururlar. Asıl amaçları ihtiyaç duyduklarında kavgada kullanmak içindir ama sorunca da "Arabada bulursun istedim" derler. HDP'nin de; üzerine boca edilen tüm haklı suçlamalara rağmen kurumsal olarak kapatılması da dahil cezalandırılması yoluna gidilmiyor. Çünkü HDP, başkalarına dayak atmak için arabada bulundurulan beysbol sobası gibi cumhur ittifakının elinde diğer partilere dayak atmak için kullanılan bir enstrüman durumunda.
Şu ikiyüzlülüğe bakın; HDP orada, mensubu olup suç işleyenleri sokakta, devletten maaş alan, Avrupa seyahatlerinde ve çalıştaylarında ülkemizi temsil eden, her türlü vekil ayrıcalığından yararlanan vekilleri mecliste ama cumhur ittifakının tarafları cezayı hak edenlere değil, HDP üzerinden tiyatroda bir araya gelmiş parti genel başkanlarının eşleri üzerinden partilerine kesiyorlar.
Bu eşlerin bir araya gelmesinde siyasi bir mesaj verme düşüncesi olmadığını iddia etmek ne kadar ahmakça bir düşünce ise; sizin de HDP'yi kapatmak için yeterli yetki ve gücünüzün olmadığına inanmamızı bekleyerek, seçmen iradesini HDP sopası ile kendinize yönlendirme tezgahına gelerek diğer partileri oylarımızla cezalandıracağımızı beklemeniz de o kadar ahmakça bir düşüncedir.
Cumhur irtifakı HDP sopası ile millet ittifakını dizayn etmek istiyor. Çünkü HDP kapatılsa HDP nin bütün oyları doğrudan CHP ye kayacaktır. Bu da ne demek; cumhur ittifakının gireceği ilk seçimde istediği sonucu kesinlikle alamayacağı anlamına gelir. CHP'nin hiç bir şekilde HDP'yi refüze edecek söylemlerde bulunması mümkün değil. Nasıl olsa oylar sayılırken niteliği; yani kimden geldiği değil niceliği dikkate alınıyor. Dolayısıyla CHP'nin HDP seçmenini küstürecek bir görüntü vermesi mümkün değil, sürekli kaçınacaktır.
17/25 Aralık sonrası Bank Asya'ya belki de iyi faiz veriyor diye para yatıran devlet memuru kodese tıkanırken, PKK'nın arka bahçesi olarak devlete ve millete bu kadar zarar veren HDP'ye dokunamayacaksınız öyle mi. Millet bunu yutmuyor tabi ki. İşte millet bu aptal yerine konma saygısızlığına tepkisini 813 bin oy farkını çakarak gösterdi.
Biz İYİ PARTİ mensupları olarak CHP için "Niçin onu yapıyor, bunu yapıyor veya yapmıyor" sorgulamasını yapmamız durumunda; işte tam da bu noktada cumhur ittifakının algı tuzağına düşmüş oluruz.
Şunu hiç unutmayalım ki; AKP'nin siyasi gücünün ve varlığının devamı Türk milleti ve devletinin istikbali açısından HDP'nin siyasi varlığından daha risklidir. HDP'nin hiç bir zaman Türk milleti ve devletini yönetme gücüne erişme ihtimali olamayacaktır. AKP nin 18 yıllık varlığının nelere maal olduğuna hep beraber şahit olduk. Bu bilinç ile HDP varlığı üzerinden millet ittifakının hırpalanmasına fırsat vermemek lazım.

Bir poz resmin yarattığı sansasyon sayesinde Demirtaş'ın kitabı satış rekoru kıracak gibi(!)
Zaten Sayın Bahçeli siyasi sponsörlüğe alışıktır(!) Erdoğan ile olan muhabbeti karşılıklı nefret derece sindeyken nasıl ki sonradan siyasi sponsörlüğe dönüşmüşse, Demirtaş'ın kitabının reklamını yapmasında da yadırganacak ne olabilir ki(!)
Her ne hikmetse ASSAM koordinatörü, SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Tanrıverdi'nin hezeyanları Devlet Bahçeli'nın hiç de dikkatini çekmiyor, rahatsız etmiyor, öfkelendirmiyor.
AKP hükumetinin finansörlüğü, yönlendirmesi ve katkıları ile ASSAM seri toplantılar düzenliyor. THY, Esenler, Sancaktepe gibi kamu kurumları ve onun temsilcileri katılıyor. Yurt dışından, İslam ülkelerinden yüzlerce katılımcı iştirak ediyor.
Ne yapıyorlar bunlar; İslam ülkeleri konfederasyonunu kurma çalışmalarını yürütüyorlar. Konfederasyonun anayasası hazırlanıyor, bayrak şekli belirleniyor, İstanbul başkent seçiliyor; daha neler neler...
Türk milliyetçiliğinden beklenen doğal refleks; doğrudan karşı çıkmak değil mi dir. Yok; ille de İmamoğlu, Kılıçdaroğlu ve Demirtaş'ın eşleri niçin beraber toplu resim vermişler efendim.
Peki soruyorum; bahsi geçen o resim karesinin mi Türkiye'yi bilinmeyen bir akıbete sürükleme riski vardır yoksa devletin finansörü olduğu, Erdoğan'nın koruyup kolladığı SADAT ve ASSAM başkanı Adnan Tanrıverdi'nin hezeyanları mı.
Sizleri bilemem ama ben cumhur ittifakının algı suikastına uğramamak için CHP+HDP ortak resim sergisine gitmeyeceğim.

15 Temmuz'un diğer bir birleşeni de AKP dir.
Bugün 15 Temmuz ihaneti deyince aklımıza ilk gelen fetö ama sakın yanına AKP'yi eklemeyi unutmayın. Cemaat kırk yıldır vardı da niçin son on yılda puştluk aklına geldi.
Dolayısıyla yazılarımın bu hissiyatımın ve hassasiyetimin göz önünde bulundurularak okunmasını ve yorum yapılmasını istirham ediyorum.
PKK veya onun arka bahçesi HDP kırk yıldır her türlü oyunu deneyip, ihanet provaları ve kalkışmaları yaptılar ama Türk devletinden AKP dışında kimseden zerre taviz alamadılar. Aynı AKP olmasaydı fetö de o ihanet sürecini programlayamayacaktı. Kandırıldık mazeret olamaz, olsaydı içeride fetö tutuklusu kalmazdı.
Peki bu gerçekler ayan beyan ortadayken ben ne diye HDP'yi mesele yapıp ona odaklanayım ki. İşte ben bu vahim tespitlerim nedeniyle CHP'nin veya HDP'nin onunla bununla şununla yanyana gelmiş olmasını hiç de umursamıyorum. Ya AKP ile yanyana gelirse; maazallah, Allah korusun. Ne çubuk unuttuk; PKK hendek kazıyıp, AKP "Aman elleşmeyin" diyerek nöbet tutmadı mı. AKP Apo'ya mektup yazdırıp okuttu, yarın Apo ile ne yapıp yapmayacağından emin miyiz.

Dolayısıyla;
Öyle yağma yok. Bu sistemde, önce AKP hesap vermeli, sonra Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçilmelidir.

Tek adamlı partili cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi ile demokrasimizi ığdış edeceksin sonra tekrar döneceğimiz aşağı yukarı kesin olan parlamenter sistemin nimetlerinden faydalanacaksın...

Olmaz öyle şey.


Cumhurbaşkanı gençlerimizle dalga mı geçiyor...?
Hani bazı insanlar vardır, sadist ruhludurlar. Senin derdinle dalga geçerken, aslında yaşamaktan zevk aldığı bir duygunun tatmini ile meşguldür. Söylediği sözün akabinde; muhatabının çaresizliğine binaen oluşan tepkisini büyük bir hazla izlemek ister.
Mesela bir örnek; bu tipler bataklıkta çırpınan birisine seni kurtaracağım diye ağaç dalını uzatırlar ama bir türlü dala da tutunma fırsatını vermezler. Kurtulmak isteyen büyük çaba harcar ama diğeri sadist duygularını tatminle meşguldür.
Evet çocuklarımız okudular öğretmen oldular mühendis oldular, evlilik yaşına da geldiler. Ancak onlar hala biz emekli anne ve babalarından utana sıkıla istedikleri harçlık ile iş aramaya devam ediyorlar. Eğer bizler devletin muktedirleri arasında olup ayırma ve kayırma ile vakıflar kurabilseydik, çocuklarımızı da oralarda istedikleri maaşla istihdam eder, evlendirebilir dik ama öyle imkan ve gücümüz yoktur. 

Dolayısıyla bu psikolojik halde aylardır, bazıları ise yıllardır iş arayıp da bulamayan gençlerimize (Cumhurbaşkanının; gençler niçin evlenmiyorlar sözüne binaen) "Niçin evlenmiyorsun" diye sorulan bir sorudaki amaç olsa olsa çaresiz bir insanın tepkisinden haz almaya yönelik sadistçe bir düşüncedir. İyi niyetli bir soru; "Delikanlı senin için ne yapabilirim" olmalıdır. 


Hatıralarımın dile gelişi

Çok üzgünüm. Olup bitenlere şahit oldukça kahroluyorum. Çünkü bugün, eğer kendimizi adam sayıyorsak bu kuruma yani MHP'ye aidiyetimizin kazandırıldığı edep, adap; bilgi ve birikim sayesinde olmuştur.

Bizim MHP'liğimiz okuyarak, anlatarak, dinleyerek hatta çoğumuz için yazarak olmuştur. Bizden sonra MHP'li olmak için bozkurt işareti yapmak yeterli görülmüştür.
Nasıl ki; zamanında Erdoğan ve AKP denilince dini hassasiyetler ve öncelikleri akla gelirken; bugün ise siyasal İslamcılığa evrilmiş bir AKP'nin aynı din üzerinde yarattığı imani tahribatlar akla geliyor.
Nasıl ki; zamanında Türk milliyetçiliği denince MHP kurumsal kimliği ve 1980 öncesi inanmışlık ve adanmışlık üzerine verilmiş şanlı bir mücadele akla gelirken; bugün ise üç beş biatcının uhdesinde, iktidarın gücüne ram, hizmetine ise amade olmuş, aritmetiksel oyunlarla inanmışlık ve adanmışlıktan öte sadece siyasi konumunu muhafaza çabasında olan bir yapı akla geliyor.
Yazık; çok yazık.
soralmehmet@gmail.com

12 Ocak 2020 Pazar

BİR DİN ADAMININ FANTEZİSİ

Sen din adamı kılığına girmiş soytarısın
Adi soytarı; üstelik de akademisyen din adamı. Neymiş efendim "Diyelim ki; adamın işleri yoğun ve değişik şehirlere gidiyor ve her gittiği şehirde üç beş gün kalabiliyor. Dolayısıyla da; her şehirde evi ve imam nikahlı eşi olabilir, bunda bir sakınca yok" muş.
Kusuruma bakmayın içimden bu adama büyük bir hazla "Yavşak, o dediğin senin olsa olsa sex fantezilerin dir" demek geçiyor. Madem ki bu kadar fanteziyi göze alabiliyorsun; bir de karşı taraf, yani eşin adına fantezi kur, kendi nefsinde sorgula bakalım neler hissedeceksin.

Mesela ilk eşiniz diyebilir ki "Sen günlerce evden uzakta kalınca, güvenlik endişesi ile bir erkeğin korumasına ihtiyaç duyuyorum. Her şehir dışına çıktığında evimize bir erkek çağırıyorum ki; geri döndüğünde beni sağlıklı, sıhhatli bulasın diye" dese cevabın ne olabilir selef-i yobaz. Öyle ya; nasıl ki sen her gidip kaldığın şehirde ihtiyacına binaen istediğin kadar kadını koynuna almayı hak görüyorsan; neden karına, kızına, gelinine hak olmasın ki.
Hadsiz adam; günümüz cağında bulunduğumuz her yerde her türlü ihtiyacı karşılayan imkanlar mevcut artık. Belki İslam'ın ilk dönemlerinde sosyal ihtiyaçlara binaen bir süreliğine günün konjonktürü gereği iyileştirmeye matuf ama bu gün ihtiyaç olmaktan çıkmış İslami uygulamalar yapılmış olabilir. Ancak o günlerde zorunlu hallerden zuhur etmiş İslamı uygulamaları bugün getirip de şeytani düşünce, arzu ve şehvetlerinize örtü yapamazsınız. Sen her tuvalete gittiğinde hala g.tünü taşla mı temizliyorsun.
Sizin yapmanız gereken; o günler için akıl dini İslama göre yapılması veya yaşanması meşru görülmüş zorunlu uygulama ve sosyal vakıaların bugün için yine aynı akıl dini İslam'a göre meşru olamayacağını anlatmaktır.
Puşt herif, kızını kucağına alıp sevecek babanın niyetini sorgulama küstahlığına cür'et edeceksiniz ama şehir şehir gezen bir adamın her şehirde nikahlı bir "Kadın edinme" arzusundaki niyetini sorgulamayacaksınız öyle mi.
Bu adamlar akıl dini İslamın ruhuna bu kadar absürt düşen iddialar ve meşruluk yakıştırmaları ile toplum içinde yer alıp, konferanslar verdikçe IŞID gibi selefi yapılanmalar elbete kolayca zemin bulacaklardır. İnşallah bu adam da devletimizin yüksek makamında danışman falan çıkmaz.
Bu saçma sapan, ortalığa salınmış zihinsel yapıları besleyen ve onları cüretkar kılan; tek adam iradesinin ete kemiğe bürünmüş şekli olan cumhur ittifakıdır. Cumhuriyet değer ve kazanımları, İmam Maturidi öğretisi İslam anlayışını bu coğrafyada tekrar hakim kılmak için millet ittifakının öncülüğünü yaptığı "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem"e dönme mücadelesine elden gelen ne katkı varsa yapmak durumundayız.
Bunun böyle olmaması için özellikle ayrıştırıcı iç çatışmayı göze alsalar dahi; bizler kısıtlı da olsa aynen son mahalli seçimlerde olduğu gibi demokrasimize ve oyumuza sahip çıkararak istediğimiz sonucu elde etmemiz, cumhuriyet değer ve kazanımlarını tekrar cari kılmamız mümkündür

Çocuklarımıza öğüdümüz olsun.
Sakın ha sakın, eğer istikbalimize dair çocuklarımıza ve torunlarımıza önemli bir öğüt vermek istiyorsak başucu öğüdümüz, milletin gaflet ve dalalete düşmesi ile ABD emperyalizminin fetö-AKP işbirliğini organize ederek 15 Temmuz ihanet kalkışmasını başımıza musallat ettiğini, böylece cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı önce değişim sonra dönüşüm operasyonunun yapıldığını söylemeyi unutmayalım.
Fetö'nün AKP ile işbirliği yaptı kesin diğer partilere sızdığı ise muhtemel dir.
Nedeni; AKP'nin fetö'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılmasına mani olmasıdır.

Riyakarlar müptezeller
Sizi gidi riyakarlar sizi...
15 Temmuz gecesi parti binalarınıza Atatürk posterlerini asarsınız ama kıçınız rahata erince de kaldığınız yerden sövmeye devam edersiniz.
Şimdi kendimi hangi ortama hazırlanıyorum biliyor musunuz; aynen suçluluklarını örtmek için arsızca kendilerini değil de biz muhalifleri zorlama fetöcülükle itham ettikleri gibi millete yaşatacakları muhtemel kaosu def etmek için de kendilerinin ne kadar Atatürkçü olduklarını bizlerin de olmadığımızı anlatacaklardır. Arsızlık nelere kadir değil ki.

Demek oluyor ki; kendileri de inanıyor olmalı ki; devletin bekası için birliği ve bütünlüğü için Atatürk kuvvetli bir tutkaldır. İktidara gelmek için en kuvvetli argümanları türbandı ama o gece parti binalarına türbanı değil, Atatürk posterini astılar; riyakarca...

Atatürkçülük tamam da Kemalizm nedir
Atatürkçülüğü anladık da; Bu "Kemalizm" de nereden çıktı doğrusu merak ediyorum.
Rahmetli Atatürk, adına atfen böyle bir tanımlamayı istemiş olsaydı muhtemelen kaleme aldığı "Nutuk"un adını "Kemalizm" koyardı diye düşünüyorum.
Fark edebildiğim kadarıyla "Kominizim" veya "Sosyalizm" hayallerinin gerçekleşme ihtimali ortadan kalkınca aynı kişiler ille de bir "İzim"e olan ihtiyaçlarını kendilerinin icat ettikleri "Kemalizm" ile ikame etme yoluna gittiler.
Atatürk'ü tüm yünleriyle anlamak anlamında Kemalizm değil Atatürkçülük karşılıyor. Atatürk'ü Atatürk yapan; kaynağından ziyadesi ile beslendiği Türk milliyetçiliğidir. Kemalizm adına konuşanlara, yazanlara baktığımda böyle bir vurguya şahit olamıyorum.

SADAT (Uluslararası Savunma Şirketi)
Muhterem “Artık şehirlerimizin güvenliğini sadece kolluk güçleriyle sağlayacak değiliz” dedi.
Bu ifadeden anlamamız gereken nedir. Benim anladığım, güvenlik sorunlarınla ilgilenme özelleştirilip, özel güvenlik kurumlarına mı devredilecek. Böyle bir ihtimale en yakın olarak ilk akla gelen de mehdinin gelebileceği ortamın hazırlanması gerekliliğine vurgu yapan SADAT (Uluslararası Savunma Şirketi) ve onun başkanı Tanrıverdi dır.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com