14 Ocak 2019 Pazartesi

İTİRAZ EDİYORUM

İtiraz ediyorum
Söylentiye göre ve inşallah söylentiden öteye gitmez; İYİ PARTİ tarafından AKP eski Manisa milletvekili Selçuk Özdağ'a ''Millet ittifakının ortak adayı olarak Manisa belediye başkanlığı için aday olması teklif edilmiş, o da teklife sıcak bakmış.
...
Anlaşılıyor ki; İYİ PARTİ, Sayın Özdağ'ın şu paylaşımından cesaret alarak, kendisine teklif götürmüş olmalı.
Sayın Özdağ ne demiş;
''Açık ara birinci olduğumuz(AKP'den bahsediyor) bir yerde büyükşehir belediye başkanlığının bir başka partiye verilmesini izah edemiyorum. Siyasette uzlaşma iyidir ama doğru olan bunu adalet temelinde yapmaktır. İnsanlara ait her karar tartışılabilir. Tek tartışılmazımız inançlarımız ve ülke menfaatleridir. Emeğe saygı adaletin bir gereğidir. Emek verenin lütfa ihtiyacı yoktur. Şehzadeler şehrinin büyükşehir belediye başkanlığı partimizin ve emektar tabanımızın hakkıydı, bu karar doğru olmamıştır, artık olup biteni değerlendirmek tabanımızın vicdanına kalmıştır. Susmak ikbal sağlar ama itibar sağlamaz… Yanlışa yanlış diyemeyenler o yanlışın vebaline ortak olur. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığı, kış- yaz demeden koşan, terleyen AK Parti tabanının anasının ak sütü gibi hakkıdır.''
...
Okumuş olduğunuz bu metinde; ''Partili cumhurbaşkanlığı sistemi''nden şikayet eden, desteklemesi nedeniyle pişmanlık ifade eden bir cümle geçiyor mu; elbette hayır. Peki bu insan hangi ilke, inanmışlık ve adanmışlık adına İYİ PARTİ'ye gelecek. Konjonktürü fırsat bilip, İYİ PARTİ'yi şahsi emelleri için kullanmak istiyor.
...
Ben onu bunu bilmem arkadaş; İYİ PARTİ meşruiyetini ''Tek adamlı partili cumhurbaşkanlığı sistemi''ne hayır demiş olmasından almış; ete kemiğe bürünmesi de bunun üzerinden olmuştur.
...
Dolayısıyla Selçuk Özdağ'ın İYİ Parti'ye gelmesini kabul etmemiz için hiç bir mantıklı ve makul gerekçe yoktur. Selçuk Özdağ'ın ancak ve ancak şunu demesi lazım ki; gönlümüz rahat olabilsin. ''Bu tek adamlı partili cumhurbaşkanlığı sisteminin o kadar tehlikeli olduğunu fark ettim ki; it gibi pişmanım. Bu pişmanlığımı telafi etmek adına bu anlamda kendimi affettirebilmek için en iyi hizmeti İYİ PARTİ'de yapabileceğimi düşünerek; hiç bir ön şartım olmadan, İYİ PARTİ'ye geçmek istiyorum''. Böyle diyebiliyorsa, buyursun gelsin.
...
Açık ve net söylüyorum ki; her şeye rağmen gelirse; onu kazanmak isteyenler bizleri kaybederler. İlkeli siyaset benim şiarım olduğu için siyasi arenada dans edenler beni dansa davet etmesinler; red ederim.

''Zillet ittifakı'' benzetmesi korkunun dışa vurumudur.
"Zillet ittifakı" benzetmesi milleti ayrıştırıp, sonra da kutuplaştırarak sokağa çağırmaya matuf, tahrik amaçlı bir söylemdir. Çünkü seçimi kazanmak için bu usulü "Türkiye ortalama algı düzeyini" kontrol altına alma ve yönlendirme açısından en başarılı yöntem olarak görüyorlar. 
...
Sen ne dersen de; ağzından çıkan kin, burun çeperlerinde oluşan öfke tarafımızın ne kadar hak ve doğru yolda olduğunu gösterdiği gibi kutsiyetini de her geçen artırıyor. Sen bana "Zillet" dedikçe ben başardığımızı düşünüyorum.
...
Dolayısıyla, boşuna heveslenmeyin; sokağa çıkmak yok, bağırmak yok. Ne gerek var ki; burun halkanızdaki öfkeyi izlemenin zevkini yaşamak varken.
....
Hele bir daha desenize "Zillet ittifakı". Oh, iyi geldi. Lütfen bir daha d

Türk milliyetçilerinin iktidara yürüyüşüne Bahçeli engel olmuştur.
Türk milliyetçilerinin iktidar olması, bizatihi Devlet Bahçeli'nin bu hareketin içine yerleştirilmesi ile önlenmiştir.
...
Şu anda Devlet Bahçeli diye bir ismin Türk siyasetinde olmadığını düşünün; Türk milliyetçilerinin toplu atacak yüreklerinin siyasal gücü en az %25 dir.
...
İYİ PARTİ gerçeği veya Türk milliyetçileri inisiyatifinde olmuş veya olacak muhtemel gelişmeler; en az %25 siyasal bir gücün heba edilmesine isyanın tezahürü olduğu gibi aynı zamanda bir çözüm arayışları adına yanan yüreklerin feryadıdır.
...
Efendim neymiş; rahmetli Başbuğ zamanında da bundan daha iyi değilmişiz. Evet, MHP'nin oyunun %3'lerde olduğunda; her ne kadar iktidarda başkaları olsa da; iç işleri ve milli eğitim gibi bakanlıklarda "Muktedir" olan siyasi parti MHP idi. Yahu bugün yönetim sisteminin dahi değiştirilmesine vesile olan MHP'nin devletin hangi kademesinde, ne gibi bir ağırlığı var Allah aşkına.
...
Üniversite'de doğmuş, nitelikli şekilde yetişip, bürokraside yer almış eğitimli gençlik hakareti olan Türk milliyetçiliği hareketi orada dururken; devşirme entelektüellerin organizasyonu ile derleme toplama şeklinde bir araya gelerek, kesintisiz 17 yıldır iktidarda kalma başarısı gösteren Siyasal İslamcılar bunu hak ediyor mu.
..
İşte Devlet Bahçeli öyle bir MHP liderliği yaptı ki; bu hakka Türk milliyetçilerini değil, siyasal İslamcıları layık gördü. Öyle layık gördü ki; bırakın iktidar olmalarını, tüm cumhuriyet değer ve kazanımlarını heba edecek şekilde devleti dönüştürmelerini sağlamış, halihazırda da devam etmektedir.
...
Devlet Bahçeli bu hareketi öyle bir ruh haline sokmuştur ki; sözde bir mensubu, bozkurt işareti yapma "Cür'etinde" bulunabilmek için yüreğinin sesini dinlemeye değil, Türk milliyetçiliğini ayakları altına alan birisinden izin alma ihtiyacı 

Bozkurt işareti yapabilmek
Bozkurt işareti yüreğin sesidir. O'nu yaptıran şey; içselleştirilmiş inanmışlık ve adanmışlığın kontrol dışı gösterdiği refleks halidir. Refleks hali ne izin ister, ne de bekler. Elektrik akımı gibi bir şey; kalbine dokunduğu an "Şekil" anında kendini gösterir.
...
Bozkurt işareti yapmak için izin istemek bir nezaket değil aksine acizlik halidir ki; vah ki o izin isteyen zavallının haline. "Sığıntı" olmak aynı zamanda teslim olmaktır. O "sığıntı"nın izin istemesi "Sığıntı kültürü"nün gereğidir, hür ve bağımsız ülkücüleri zerrece bağlamaz.

Taşıma oylar
Pişkin adamın mazeretine bakın hemşehrilerinin Üsküdar'da ki spor salonlarından yararlanabilmeleri için 900 km uzaklıktaki kırk akrabasının ikametgahını Üsküdar'daki kendi evinde göstermiş.
...
Şimdi bu kırk kişi aynı evde seçmen gözüküyor. Peki bu dümen ilk defa mı döndü; elbette hayır. AKP geldiğinden beridir bu böyle devam edip, gidiyor. Hayatında benim köyüme hiç ayak basmamış insanlar şu anda seçmen durumundalar.
...
Özellikle AKP bu siyasi dalaverelerin önünü açmıştır. Cemaat "Ölülerinize bile oy kullandıracaksınız" dediğinde özellikle AKP'den "Ne münasebet" diyen çıkmadı. Peki diğer konularda fetö sizi kandırdı (Bizleri niçin kandıramadılar) diyelim, yahu bu tamamen bir ahlaki konu değil mi, niçin itiraz etmediniz.
...
Hükumetten bir belde veya ilçe yardım istediğinde "Senin şu kadar nüfusun olmalı ki ancak yardım edebilelim" dendiğinde; o ilçe çözümü o belde veya ilçeye nüfusu değil, insanların ikametgahlarını taşıyarak buldu.
...
Ne zaman ki AKP için büyük şehirleri kaybetme riski hasıl oldu; mesela İstanbul'dan Anadolu'daki ilçelere taşınan AKP oyları akıllarına geldi. Kısaca keser döndü, sap döndü.
...
Adil bir seçim kanunu düzenlenmediği sürece bu ayak oyunları ve oy taşımacılığı devam edecektir. Nasıl bir seçim kanunu ki; hayatında köyümüzde bir defa dahi bulunmamış bir insan sadece seçmen olup da; bizatihi orada yaşayan insanların tercihlerinin gerçek anlamda tecelli etmesine mani olabilir. 

AKP kendi zenginini yarattı ama...
AKP zenginini yarattı ama entelektüelini yaratamadığı içindir ki; hem ülkücüler hem de solcular içinden bireysel olarak devşirdikleri ile bu egosunu tatmin yoluna gitti. Ancak onlar esas kişiliklerini içinden çıktıkları yerde kazanmış olduklarından inandırıcı olamadıkları gibi AKP de elitleşemiyor ama devşirelenlerin nemalandığı aşikar. 
...
Onların arzu ettikleri; özelikle kendi elitlerinin yine kendi "Siyasal İslamcılar"ının içinden çıkmasıdır ama olmuyor işte, zorla olacak değil ya.
...
Dolaysıyla AKP cenahı ve siyasal İslamcılar Türk entelektüelinin her söylediği sözü, aldığı tavrı kendilerine karşı bir "İğneleme" ve karşı olma tavrı olarak gördüklerinden; siyasal güçleri üzerinden linç yolu ile onlardan öc almayı tercih edip, öfke boşalmasını sağlıyorlar. 

Mansur Yavaş'ı dinledim
Mansur Yavaş'ı izledim, bir daha kahroldum ki; böyle çaplı insanların siyasi kaderlerinin yine bir o kadar çapsız insanların kararlarına bağlı olması gibi Türk siyasetindeki bir çelişkinin geleneksel hale gelmiş olmasıdır.
...
Siyasi bir demeç verme, hele ki; sinsi tilki gibi "Bana bir laf etse de, canlı yayına bağlansam" beklentisinde olan Melih'e fırsat verecek polemiğe girmeden, doğrudan içine sindirmiş olduğu ideal belediyeciliği anlatmaya ve paralelinde projelerini tanıtmaya devam etti.
...
Didem Aslan Yılmaz kanalda yerini sağlamlaştırmak ve yandaş kanal olmanın gereği olarak Mansur Bey'i mayınlı alana çekmeye matuf sorularının tuzağına düşmedi. Çünkü o siyasete değil, belediyeciliğe talipti ve program boyunca genel duruşu da bunun üzerine oldu.
...
İnşallah Ankara seçmeni siyasetçi olmanın dışında bir görev adamı olan böyle nadir bir insanı hak ettiği şekilde değerlendirecektir.

Velev ki Gülen iade edildi.
Diyelim ki Gülen ABD'den getirildi ve ülkemizde
yargılanıyor. Mahkemeye çıktığında; "Hangi tarihte, kimlerle, hangi mekanda, neler konuştuk, hangi kararları aldık onlar da buraya gelsinler hep beraber yargılanalım" dese; sizce "Bağımsız mahkeme" nasıl devam eder.
...
Dolayısıyla, İYİ PARTİ'nin "Fetö'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması"na yönelik vermiş olduğu araştırma önergesinin AKP ve Balgat müdavimlerince (Lütfen, dikkatinizi çekmek isterim; özellikle MHP demedim) red edilmesinden; siyasi ayağının açığa çıkmasının istenmediği anlamı çıkmaz mı.
...
Kişisel kanaatim ne Gülen ne de fetö üst düzey yöneticilerinin ülkemize iade edilmesi hayalden öteye geçemeyecek. Çünkü siyasi partilerin kurumsal güncel yöneticileri fetö ile ilişki bağlamında kendilerini veya yanında olanları yeterince masum ve temiz göremiyor olabilirler. 
Beştepe'de "Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetimler Sempozyumu"
"Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetimler Sempozyumu" nu yapmak ne tesadüf değil mi; bugüne denk geldi.
...
Konuşmacı katılımcı Binali Yıldırım. Yerel Yönetim deyince; akla ilk gelen Eskişehir Belediye başkanı Sayın Yılmaz Büyükerşen nerede peki.
...
"Yerel yönetimlerde etik değerler" tartışılacakmış. Bir anlamda siyasi değil, geneli ilgilendiren bir konu. Ama Cumhurbaşkanı "CEHAPE" diyerek başladığı konuşmasını sürdürüyor, varacağı yer belli; devamını izlemeye bile gerek duymadım.
...
Bütün mesele Binali Yıldırım'a pozitif ayrımcılık yaparak, cumhurbaşkanlığı imkanlarını hizmetine sunmaktır. Gerekirse Abuzittin'i anma günü düzenlenip, gene Binali Bey'e pozitif ayrımcılık yapılarak, devletin imkanları kendisine amade edilecektir.
...
Cumhur ittifakının bu cüretkar tutumu ile devlette istedikleri dönüşümü başarırlarsa; (Yılmaza Özdil gibilerin de yoğun gayret ve katkıları ile) inanın ki; seksen sene boyunca Cumhuriyet değer ve kazanımlarına dönmek mümkün olamayacak, belki de hiç dönülmeyecektir. 

Yılmaz Özdil ne yapmak istiyor.
Yılmaz Özdil gibiler CHP'li olup da her seçim arifesinde gaf yapıp, AKP'ye çalıştıkları sürece; millet ekonomiyi unutur dini öne çıkarır. Yılmaz efendi, yaptığın densizlikle Erdoğan'a pası verirsen, o da hiç acımaz doksana takar.
...
Kim ne içerse içsin, tavsiye etmek sana mı düştü dangalak. Cumhurbaşkanı bir şişe bira içeymiş cart olabilirmiş, curt olabilirmiş. Olan şu ki; Cumhur ittifakına değil ama millet ittifakına iyi geçirmiş oldun. CHP'li elitin bu jekobenci bakışı ile Erdoğan'ı çıktığı yerden indirmek bu nedenle çok zor.
...
Efendim siz ekonomi şudur, yoksulluk budur diye durun; Yılmaz Özdil'ler pas verdiği sürece Erdoğan büyük bir hazla pozisyonu değerlendirecektir. Nihayetinde kendini hazır una alkışlattın, egonu tatmin ettin; ya sonrası; rakı masası. Git, çok önemli bir meziyetse istediğin kadar iç ama birilerinin emeğinin içine etme tamam mı. 

Bırak artık şu hiddet ve şiddet dilini
Yahu bırak şu hiddet, şiddet dilini. Bir gün de sanattan bahset; müzikten, resimden, şiirden, romandan bahsetsen. Resim sergisi aç, konsere git, okuduğun bir kitaptan bahset. Ara sıra çay sohbetinde; ne bileyim sözü getir kadın zarafetine, arkasından patlat bir şiir. Allah'ın sana bahşettiği insan olarak yaratılmışlığına hürmeten biraz da hayatına bu güzelliklerden serpiştirsen ne olur sanki.
...
Kime ne demeye hakkın var. Hele ki sen; yirmi yıldır bas bas bağırmaktan başka ne yaptın. Asıl bizim sana bağırmamız hak, senin bize bağırman haksızlık, hatta zillettir. Adam gibi; davamıza inanmış ve adanmışlığını sağa sola yalpalamadan ortaya koydun da peşinden mi gelmedik. Dağıtmış olduğun kartvizitindeki hiç bir bilgi artık sana ait değilse; seni adresinde bulamamak benim suçum mu.
...
Koca koca adamlarsınız; nedir bu sarı yelek muhabbeti ve tehdit. Milletin bekası deyip sonra milleti tehdit edeceksin öyle mi. Yahu zaten tükenmiş, acizlersiniz. Baharın doğal yeşiline kavuşmaya şurada ne kaldı ki; matadorun salladığı kırmızı misali salladığın sarıya yürüyen ahmak olayım.

İttifaklar meselesi
Anlaşılmıştır ki; "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nde zorunlu hale gelen ittifaklar meselesi; eski koalisyonların kaşarlaşmış halidir.

Ayasofya'da dans eden kız.
Bu siyasal İslamcıların İslam adına tepkilerinde zerre kadar imani bir taraf yoktur. 
...
Yahu yalan, dolan, talan gırla gidiyor ses yok; birisi Ayasofya'da dans etti diye Siyasal İslamcılar tepki göstermişler, sanki taşını onlar dizmişler.
... 
Fetih ruhunu tatmin adına Müslümanlar için ibadete açılan ama şahsen kendim için söyleyebilirim; hiç de uhrevi bir havaya giremediğim bir mekandır Ayasofya. Köyümün kerpiçten mescidi bana daha çok haz veriyor. 
...
Ege'de 18 adayı Yunanistan işgal etmiş, genel kurmay başkanları işgal ettikleri adalarda kuzu çeviriyor, tıs yok. Be hey ahmaklar bunlarla ilgilensenize.
...
İşin aslını size söyleyeyim mi; niyetleri, Ayasofya'da bir kızı dans ettirip, ekonomiyi konuşturmamaktır. 


Allah kimseyi doğuştan icazetli yaratmaz.

Muhterem sanki kıçında mühürle doğmuş, Allah'tan icazetli; sorumlusu olduğu "Partiyi" aldı evirdi, çevirdi birilerinin hizmetine amade etti. Direklerini, kolonlarını kırdı geçirdi kendisine ceza yok. "Yazık değil mi; nedir bu yaptığın diyene" hemen ferman hazır; "Kellesi vurula"
...
Vallahi ferman da, mühür de dinlemedim; kellemi uzatmadan kellesini aldım. Övünmek gibi olmasın ama az iş yapmadık değil. Düşünebiliyor musunuz; beni "Ah benim koyunum, ah benim koyunum" diye başımı okşamak istediğinde "Çek len elini" demişim.

Poşet parası öde, %18'i KDV

Neymiş efendim; benim sağlığımı düşünüyorlarmış. Ben safım ya, senin algılarının biatcı kölesiyim ya; hiç bir ard niyet aramam.
...
Alış verişimi iki seferde yaptım. %18 KDV ödemedim, paketleri kucağımda taşıdım. Ne kadar mutluyum bir bile bilseniz. Aynı zamanda doktorumun da dediğini yapmış oldum; yürüyüş yaptım, sıkıntı yok. Artık mendil taşır gibi arka cebimde veya arabamda file taşıyacağım. O %18 KDV'yi benden tahsil edemeyeceksiniz. Her kasaya geldiğimde egomu tatmin edip, senin gizli niyetine çelme takacağım

Millet Kenan Evren'e de %92 oyla destek vermişti.

Bizim millet böyle işte; Kenan Evren'e %92 oy ile "Paşam seni seviyoruz, gölgeni üzerimizde hissetmek istiyoruz" dedi. Sonra aynı millet, sıfır itibar ile "Şimdi seni er olarak gömüyoruz" dedi.
...
Doğrusu bu milletin altımıza süreceği koltuktan korkmak lazım. Belki de ondandır ki; Allah bana vergi vermemin dışında devlet kapısı göstermedi. Maaşımı da, sağlık hizmetlerimi de devletten almıyorum ama devletimi seviyorum ya; vergi vermeye devam ediyorum. Belki de alacaklıyım. Son yapılan köprülerden hiç geçmiyorum ama payıma düşen borcu da ödüyorum.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com

5 Ocak 2019 Cumartesi

ÜLKÜCÜLERİN TERCİHİ NASIL OLMALI

Ülkücüler olarak oyumuzu hangi kıstasa göre kullanacağız. 
Burada esas olan Türk milliyetçilerine zaman kaybettiren, enerjisini tükettiren; inanmışlığımıza ve adanmışlığımıza dair irademizi yönlendirme "Dümenine" geçerek; ideal ve ülkümüz için beslediğimiz umutlarımızı siyasal İslamcı "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin hizmetine amade eden Devlet Bahçeli'nin kontrolünde hareket eden aday ülkücü bile olsa; bir ülkücü olarak oyumu vermeyeceğim.
... 
Cumhur ittifakının adayı ülkücü de olsa; bunun adına verilen her oy gerek Devlet Bahçeli, gerek Erdoğan ve gerekse "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin kalıcılığına ve aynı zamanda siyasal İslamcıların T.C devletini dönüştürme fantezilerine cansuyu olacağına inandığım için bu bilinç ile hareket edip, konjonktüre göre oyumu kullanmayı düşünüyorum.
... 
Şahsen bu seçimleri; kapımızdaki çöpün nasıl kaldırılıp, kaldırılmayacağı veya cenaze hizmetlerinin ne şekilde yapılması gerektiğinin hesabı üzerinden değerlendirmeyeceğim.
... 
Mesela AKP burjuvasının ete kemiğe bürünmesinde rant kapısı olan İstanbul'un AKP den alınması bu devletin bekası ve yeni sistemin tartışmaya açılması açısından çok önemli görüyorum. Keza diğer büyük şehirler de aynı. Dolayısıyla adayın ülkücü olup olmamasından ziyade "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem"e dönüşü sağlayacak olan konjonktüre oy kullanmak kendi tercihim, ülküdaşlarıma da tavsiyemdir.


Tutturmuşlar HDP üzerinden seçmeni terbiye etmeyi.
Geçiniz siz onları. Peki öyleyse; ana rahminde hapse giren, orada doğan; tüm "Suçu" Fetöcü anasının yumurtası, babasının sperminin bir araya gelmesinden hasıl olan bebeğe dahi ceza kesen devlet nasıl oluyor da; her kötülüğün başı olarak gösterilen HDP için gerekeni yapamıyor. 
...
Cumhuriyet kurulduğundan beridir; milletimizin bir parçası olan Kürt kardeşlerimizi siyasal yollarla, etnik milliyetçilik yaparak sürekli organize etmek ve nihayetinde ülkemizi bölmek istemişlerdir. Ancak iktidarlar değişse bile devletin bu tür yapılanmalara karşı vermiş olduğu mücadele sırasında binlerce şehit verilmiş olmasına rağmen mücadele yöntemini değiştirmemiştir. Mesela onlarla müzakere yoluna hiç gidilmemiştir.
...
Ancak AKP kurulup da, Türk siyasetinde yer aldıktan sonra esas hedefi Siyasal İslamcıların fantezilerini gerçekleştirmek ve devleti dönüştürmek olunca; bu yolda devletin gelenekselleşmiş içe dönük savunma usulünü de terk ederek, devlete karşı muhalif duruşu olan mihvallerle iş birliğine girerek, amacına daha çabuk ulaşacağının hesabını yaptı ve zamanın cemaati günümüzün fetö'sü ile iş birliği yaptı. "Cemaat" kurumsal bir kimlik olarak kabul edildi ve devletin tüm imkanları bu "Örgüte" sunularak adeta "Devleti yönetme" işi özelleştirildi. 
...
Şimdi devletin böyle bir süreci yaşamasının müsebbibi HDP'mi yoksa AKP mi dir. Peki AKP ise; devletin bekası açısından hangisinin varlığı veya yokluğu esas riski oluşturmaktadır.
...
HDP gibi oluşumlara karşı devlet, kurulduğundan beridir doğal bir refleks geliştirdi. Bu doğal refleks her zaman için devleti korumaya muktedir oldu. Esas riskli olan; devleti yönetenlerin bu doğal refleksi tetikleyen mekanizmalar arasındaki doğrudan veya dolaylı sosyolojik ve psikolojik işbirliği ve koordinasyonu bozmuş olmasıdır. Peki nedir onlar; andımızın kaldırılması, TC ibarelerinin çakıldıkları yerlerden sökülmesi, Genel Kurmay başkanının Atatürk'ün annesine iftira atan bir bayanı ziyaret etmesi, keşke Yunan galip gelseydi diyenin bizatihi devletin zirvesi tarafından ziyaret edilmesi, kadim Türk Ordusu'nu yetiştiren binlerce yıllık akademik yapılanmanın değiştirilmesi, TC Devletinini kuran Türk milliyetçiliği düşüncesinin bizatihi devletin bir numaralı sorumlusu tarafından aşağılanması, ayakları altına alınması. Oslo görüşmeleri, Harbur rezaleti, YPG/PYD'ye yardım için ülkemiz sınırları içinde mihmandarlık yapılarak, Barzani kuvvetlerinin Kobani'ye taşınması, Ermeni açılımı, Ege'de Aydın sınırları içinde olması gereken, toplamda 18 adanın Yunanistan tarafından işgaline göz yumulması ve daha neler neler.
...
Şimdi bütün bunlar olmuşken; HDP den korkulup, Cumhur ittifakına sarılma algısını yaratma çabası benim için hiç bir anlam ifade etmemektedir. HDP nin ne yapmak istediğinden eminim, ona karşı gardımı almışım ama inanın ki; ne AKP ve Erdoğan'ın ne de Devlet Bahçeli ve Balgat müdavimlerinin ne yapmak istediklerinden emin değilim. 
...
Bu ülkenin ve milletin istikbali için HDP den çok Cumhur ittifakının şerrinden korkuyorum. Ciddi şekilde endişeliyim. Dolayısıyla, 31 Mart mahalli seçimlerini de ona göre değerlendirip, oyumu kullanacağım.
...
Neymiş efendim; İYİ PARTİ, CHP ile ittifak yaparsa, HDP de büyük şehirlerde CHP adaylarına oy verirse; İYİ PARTİ de HDP ile işbirliği yapmış oluyormuş.
...
Aferin size; okulda bir bok öğrenmemişsiniz ama mantık dersini iyi bellemişsiniz(!)
Sizler, bu HDP üzerinden oluşturmak istediğiniz negatif İYİ PARTİ'algısını; ancak ve ancak azatlık kabul etmeyen iflah olmaz biat kölelerinize yutturabilirsiniz tamam mı.
...
Ahmet Türk'ün affını sağlayıp, Mardin'den HDP belediye başkan adayı olmasını sağlayan Devlet Bahçeli değil mi. Hani ölümcül hasta olup da; yetmiş yaşının üzerinde olan birisi nasıl oluyor da "Sağlıklı" bir belediye başkanı adayı olabiliyor. Lütfen bu soruyu Bahçeli'ye sorarmısınız. 
... 
HDP ile çekimser oy kullanıp, ortak hareket eden Devlet Bahçeli ve Balgat müdavimlerini nereye koyuyorsunuz peki. Ve bu örneklerden sonra HDP üzerinden İYİ PARTİ'ye vurmaya utanmayacak mısınız. 
... 
Devlet Bahçeli ve Balgat müdavimlerinin Cumhuriyet tarihin en aşağılık terör örgütünü devlete yerleştiren AKP'ye cansuyu olmaları gibi bir gerçek göz bebeğinize saplanmış dururken; hala "Benim gözlüğüm nerede" gibi ahmakça bir soruyu sormanız çok saçma değil mi. Belki de onlara göre değildir. Siyasi arsızlığın haddi de, hududu da yoktur. Bunlar öyledirler ki; eğer isterlerse mahallenin en namuslu kadını bile "Fahişe" yapıp adını çıkarırlar. Ama uzun vade de bir güç olamazlar, zira namuslular namussuzlardan er geç alt edip, hakkını arayacaktır.

Ay çekirdeğinin içindeki iman
Yıllardan beridir "Yılbaşı gecesi meyve çerez yemeyin, siz de onlardan olursunuz" diyeceğinize; "Her namaz sonrası" Türkçe Kuran meali"nden üç beş ayet okuyunuz" deseydiniz; belki de bu milletin ekseri yatı "Şuurlu Müslüman"ın hası olurdu. 
...
Sizinkisi ahmaklık. İman çekirdeğin içinde saklı mi ki; çıtlatınca uçup gitsin. Sizin iman dediğiniz şey bu işte; çekirdek çatladığında uçup gidecek kadar basit bir şey. Onun içindir ki; hep dantelli kefenlere talipsiniz. Risk yok nasıl olsa; alt tarafı bir çekirdeği iki diş arasında koyup, çıtlatmamak. Siz bunu yapmadığınız için mi imanınızı korumuş oluyorsunuz


Erdoğan “Demokrasinin tam uygulandığı az sayıda ülkelerden biriyiz”dedi. 
Yalanda da mütevazi olmak lazım; zira karşı taraf uyanabilir, öyle değil mi.Külliye'den bakınca "Külliyen yalan" denen şey böyle bir şeymiş. Demek ki bulunulan yerin hakkını vermek gerekiyormuş. Madem "Külliye"; yalanı da "Külliyen" olmalı değil mi
...
Artık kargaların bile eğlencesi olduk yahu.
Devlet Bahçeli sağlam olsun diye bu yalana muhakkak bir "İlmik" de kendisi atacaktır. 


''Cumhur ittifakı'' aynı zamanda Türk milliyetçiliğini marjinalleştirme projesidir.
Devlet Bahçeli ve Balgat müdavimleri; sorumlu oldukları projenin gereğini mükemmel bir şekilde yerine getirmeye devam ediyorlar.
...
Proje şu; "Milliyetçileri kendi aralarında öyle bir ayrıştıralım ki; karşılıklı kin ve öfke adına ne mümkünse onu yapalım. Mesela "TC'nin söküldükleri tabelalara tekrar çakılmasına HDP ile birlikte çekimser oy kullanalım, 15 Temmuz'un siyasi ayağının tespitine ilişkin önergeye red oyu verelim, 3.5 milyon Suriyeli'ye pasaport sormayalım ama Çin zulmünden kaçıp, ülkemize sığınan Doğu Türkistan Türk'ünün pasaportu yok diye günlerce hava alanında bekletelim" gibi Türk milliyetçisi, ülkücünün adeta kimyasını bozarak; üç hilale vurgun ülkücülerle, demokrat ve özgürlükçü ülkücüler arasında ayrışmayı her geçen gün şiddetini artırarak devam eritip; nihayetinde her iki kesim arasında ortak aidiyet kalmayana kadar bu süreci devam ettirmek. Ve nihayetinde; Türk milliyetçiliğini marjinal hale getirerek, etkisiz hale getirmektir. Peki sonra ne olacak; marjinalleşmiş Türk milliyetçiliğinin etkisiz ve tepkisiz bir döneminde ülkemizde federasyon modeline geçmek. Olur mu; elbette olur. Dünyada federasyon yapılanmasına yol veren en  uygun "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin, yani "Başkanlık sistemi"nin mucidi kim; Sayın Dr. Devlet Bahçeli değil mi. 
...
Vallahi sizleri bilemem ama Devlet Bahçeli ve Balgat müdavimlerinin yürüttükleri stratejiden ben bunu çıkarıyorum. Ha, bunu ben kaale alıyorum mu; umurumda bile değil. Onların bunlara gücü yetmeyecek, ülkücülerin kardeşliği buna mani olacaktır. Bütün mesele Devlet Bahçeli ve avenesinin siyasi tahriklerine, daha doğrusu oyunlarına gelerek, karşılıklı çatışma haline gelmemektir. 
... 
Şununda farkındayım ki; özellikle evlatları memur olan veya memur olmak isteyenler için MHP'de ki üyeliklerini devam ettiren yüzlerce ülkücü arkadaşım olduğunu biliyorum. Devlet Bahçeli ve Balgat müdavimleri, o arkadaşlarım üzerinden sakın hesap yapmaya kalkışmasınlar, çok yanılabilirler.
... 
Not: Özellikle MHP üzerinden yorum yapmamaya özen gösteriyorum, zira; bizlerin MHP kuramsal kimliği ile bir problemimizin olması mümkün değildir. 


İYİ PARTİ'nin verdiği önerge
 "Yurtta sulh konseyi açığa çıksın" önerisinde bulunan Devlet Bahçeli ve avanesi, İYİ PARTİ'nin; fetö'nün siyasi ayağının açığa çıkarılmasına yönelik araştırma önergesine AKP ile red oyu vermişlerdi.
....
Vallahi kimleri ahmak yerine koyarak, İYİ PARTİ' nin önergesinden habersizmişiz gibi bu çıkışı niçin yaptınız bilemeyiz ama; cümle alem fetö'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılmasına mani olanın bizatihi Cumhur ittifakının kendisi olduğunu biliyoruz. Cumhur ittifakı olarak çevirdiğiniz topa dikkat edin, sonra kendi kalenize atabilirsiniz.
...
Bir de şu var ki; sanıyorsunuz ki milletin gözüne "Biat gözlüğü"nü takıp, aynı şeyleri görmelerini, aynı şekilde davranmalarını sağladığınızı düşünüyorsunuz. Biz o gözlükleri kıralı çoooook oldu. İstersen say da bak. 


Üzerinden hala geçmediğim köprüye para ödüyorum.
Bizim millet böyle işte; Kenan Evren'e %92 oy ile "Paşam seni seviyoruz, gölgeni üzerimizde hissetmek istiyoruz" dedi. Sonra aynı millet, sıfır itibar ile "Şimdi seni er olarak gömüyoruz" dedi.
...
Doğrusu bu milletin altımıza süreceği koltuktan korkmak lazım. Belki de ondandır ki; Allah bana vergi vermemin dışında devlet kapısı göstermedi. Maaşımı da, sağlık hizmetlerimi de devletten almıyorum ama devletimi seviyorum ya; vergi vermeye devam ediyorum. Belki de alacaklıyım. Son yapılan köprülerden hiç geçmiyorum, payıma kesilen borcu da ödüyorum.


Poşet parası öde, %18'i KDV
Neymiş efendim; benim sağlığımı düşünüyorlarmış. Ben safım ya, senin algılarının biatcı kölesiyim ya; hiç bir ard niyet aramam.
...
Alış verişimi iki seferde yaptım. %18 KDV ödemedim, paketleri kucağımda taşıdım. Ne kadar mutluyum bir bile bilseniz. Aynı zamanda doktorumun da dediğini yapmış oldum; yürüyüş yaptım, sıkıntı yok. Artık mendil taşır gibi arka cebimde veya arabamda file taşıyacağım. O %18 KDV'yi benden tahsil edemeyeceksiniz. Her kasaya geldiğimde egomu tatmin edip, senin gizli niyetine çelme takacağım.


Her isteyennin İYİ PARTİ'de yeri hazır olmamalı
Şu veya bu şekilde, referandumda, hele ki milletvekili düzeyinde "Evet" için çalışmış bir kimsenin İYİ PARTİ'ye kabulü mümkün olamaz. Zira, İYİ PARTİ'ye meşruiyet kazandıran ana unsurlardan birisi de; "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ne hayır demesidir.
...
Dolayısıyla, MHP Samsun milletvekilinin İYİ PARTİ'ye teşrifinin dile getirilmesi abesle iştigaldir. Kendisi biatcılığa meşruiyet kazandıranlardan olup, cezasını da bu "Meşruiyet" üzerinden kendisi ödemiştir. Devlet Bahçeli belki de kendi meşrebince nadir olan doğrularından birisinin yaptı, hiç de yadırgamadım.


İttifaklar koalisyonların kaşarlaşmış halidir.
Koalisyonları öcü gösterip, tek adam rejimini istikrar adına Türk milletine dayatanlar; vallahi ne diyeyim; eğer birinizin belediye başkan adaylarını bile diğeriniz açıklıyorsa; kurban olun siz o koalisyon ortaklığının onuruna.
Mehmet Soral

soralmehmet@gmail.com

25 Aralık 2018 Salı

İYİ PARTİ İL KONGRESİ ÜZERİNE

Portakalı seviyoruz
İYİ PARTİ İstanbul İl Kongresi öncesi ve sonrası
İYİ PARTİ İstanbul İl kongresini yaptı. Buğra Kavuncu ve listesini kutlar, başarılar dilerim. Yine dosta düşmana karşı olgun tavırları, centilmence davranışları ile örnek bir yarış sergileyen diğer adaylara da kendi adıma teşekkür ediyorum.
...
İl başkanlığı ataması yapılalı kısa bir süre geçmiş olan Buğra Kavuncu ve listesinin tercih edilmiş olması; daha önce atanmış delegelerce tasvip görmesi çok olağan olup, sonuçlar üzerinden yıpratıcı yorumlar yapılması; her geçen gün Türk siyasetindeki ''Özgül ağırlığı''nın hissedilir derecede gösteren İYİ PARTİ'yi yıpratacaktır, bundan kaçınmak gerekir diye düşünüyorum.
...
Kongre talebinin zamanlama açısından gereksiz olduğunu düşünmeme rağmen; sadece ve sadece parti içi demokrasinin işlemesi ve İYİ PARTİ kurumsal kimliğinin rüşdünü göstermesi açısından ''Bu olağanüstü kongre talebinin gereği yapılmalıdır'' diye görüşümü beyan etmiştim.
...
Kongrede farklı bir sonucu beklemek; ancak ve ancak delege seçiminin de sandıkta olması ile mümkün olurdu. Ancak güzel bir şey oldu; tam da seçim arefesinde siyasi partiler yasası ve parti tüzüğü gereği partinin seçime girememesi gibi bir ihtimalin tehdidi ortadan kalkmış oldu.
...
Yine bir başka husus da; daha kısa bir süre önce kendisine görev tevdi eden Genel Merkezin, Buğra Kavuncu'ya sıcak bakmış olması; bakmamalarından daha tutarlı olmuştur. Bu siyasetin doğasında belki de en masumane bir davranış biçimidir. Daha üç gün önce atadığınız ismi değil de; diğer isimlerden birisi lehine tutum takınmış olunsaydı; o zaman da ''Kendi atadıklarını harcadılar'' denecekti.
...
Dolaysıyla ''Atanan delegelerle'' tecelli etmiş yönetim değişikliklerinin sonuçlarını demokrasi ve demokratik davranışlar açısından sorgulamanın sağlıklı olmayacağı aşikar.
...
İYİ PARTİ kurulalı çok kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen demokrasi adına bu kısa sürece çok şeyi sığdırmayı başarmıştır. AKP kurulalı 17 yıl olmasına rağmen bugün İYİ PARTİ'nin yaşadığı parti içi demokrasi tecrübesini hala yaşamış değil. Bu az bir başarı değildir. Artık mahalli seçimlere hazırlık aşamasında; sinerjimizi etkileyecek kısır çekişmelerden uzak durmak için herkesin bireysel anlamda örnek olmayı kendi nefsinde başarmak zorundayız.
...
İstanbul İl kongremizin ve yapılacak diğer kongrelerimizin İYİ PARTİ ve ülkemizin geleceği için hayırlara vesile olmasını temenni ederim.

...
Kongre sonrası gelişmelere gelince; insaf doğrusu...?
İYİ PARTİ İstanbul İl Kongresi sonuçları üzerinden tartışmaları uzatmanın, hatta bunun üzerinden genel başkanlık yarışının var olduğunu ima etmenin hiç bir anlamı olmadığı gibi müspet bir netice de elde edilemez.
...
Kusura bakmayın ama bu düşünce ve yarattığı zihniyet cumhur ittifakını ve onun müsebbibi olduğu ''Tek adamlı partili cumhurbaşkanlığı'' sistemini kalıcı hale getirip, payidar kılacaktır.
...
Yapmayın, etmeyin Allah aşkına; kongre yapılmasına dair girişimi meşru bir hak görüp, taban olarak destek verdik. Kongre yapılmış, süreç tamamlanmış. Eğitim düzeyi ortalamanın üzerindeki delegeler (atanmış delegeler de olsa) oy kabininde, başlarına dikilmiş genel merkezden yönlendirici olmadan oylarını da kullandıklarına ve seçim yapılıp, sonuç ilan edildiğine göre; hala sonuçlara memnuniyetsizlik üzerinden işi genel başkan arayışına taşımak; hiç kimse kusura bakmasın; kongre taleplerinin arkasında başka şeylerin olduğu anlamına gelir ki; bu da hiç etik değildir.
...
Fark edebildiğim kadarıyla bu kongre sürecinin sonuçları, kongre talebinde olanların niyetlerini çok çok aşarak, başka yönlere doğru evrilme istidadı gösteriyor. Bu eleştirilerime muhatap olan arkadaşların niyetleri böyle olmayabilir (en azından bir arkadaşımızın niyetinden eminim) ama Buğra Kavuncu ile Cemaat ilişkisi kurma küstahlığının ve dolayısıyla buradan Meral Hanım'ı güç durumda bırakma niyetinin aynı sürece denk getirilmesindeki murat ne ise o murada hizmet edeceği aşikardır.
...
İYİ PARTİ'de eksik olan çok şeyle var ama sabırsızlığın,hazımsızlığın ve Türk siyasetinde yarattığı fark edilir derecedeki özgül ağırlığının sinerjisinin yarattığı korku daha da fazlasıyla var.
...
Evet, MHP'den kopup gelmemize dair mazeretlerimiz oldukça meşruydu ama orada tatmin olamamış tüm duyguların, henüz kurulalı bir yıl olmuş İYİ PARTİ'de tatmin etmeyi adeta ana gaye edinip, onun kavgasını vermek; hak ve meşru olsa da; yapılacak yemeğin malzemesi henüz bir araya getirilmişken; huysuz koca misali ''Nerede kaldı bu yemek'' sorgulamasını yapmak vicdansızlık değil de nedir.


Sabahattin Önkibar ve İYİ PARTİ'ye Algı Operasyonu
Sabahattin ÖNKİBAR yazısında Buğra Kavuncu'nun ''Cemaatci'' akraba ve kuzenlerini tek tek sıraladıktan sonra demiş ki;
''Yeniçağ gazetesinde çalıştığım dönem Prof. Orhan Kavuncu bir gün büromda ziyaretime gelir.
Kendisine Fetullah alçaklığını sorunca şunu söyler:
-‘Tasvip etmiyorum... Ona sempati duyan çocuklarıma bile sürekli iradenizi kimseye satmayın diyorum''

İşte Buğra Kavuncu, Orhan Kavuncu Hoca’nın oğludur ve Meral Akşener tarafında ısrar ve inatla İstanbul gibi bir merkeze İl Başkanı yapıldı.”
...
Adam resmen fitne ve fesat için kendi niyetini ortaya koyuyor, farkında değil. İYİ PARTİ İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu'yu fetö ile ilişkilendirmek için O'nun ''Cemaat'' sempatizanı üçüncü derece akrabalarını referans gösteriyor. Ulan adama sormazlar mı; o günlerde herkes ''Cemaat'' için methiyeler düzerken; bak babası Orhan Kavuncu ''Cemaat'' için olumsuz düşüncelerini açıklamış. Bir insan için en yakın referansı babası değil mi dir. Tabi amaç fetö ilişki senaryosu yazmak isteyince done olarak üçüncü dördüncü derece akrabalarını bulabilmişler.
...
Şimdi aklısıra yazmış oldukları bu senaryo üzerinden Meral Hanım'ı sorgulamaya çalışıyor. Sen iddialarının doğru olduğuna inanıyorsan ve de delikanlıysan daha bir yıl önce yazdığın övgü dolu ''Asena Meral Akşener'' kitabını toplatıp, imha edersin; yanılmışım diyerek.
...
Zamanın popüler ismi Meral Hanım'ın ismi üzerinden kitap yazıp, para kazanmak için önce övgü, bir yıl sonsa da yergide bulunacaksın. Bu ne yaman bir çelişkidir Allah aşkına.
...
Doğu Perinçek ne demişti ''Erdoğan Vatan Partisi'nin dediklerini uyguluyor''. Dolayısıyla yine karanlık adam Doğu Perinçek'in yine karanlık bir senaryosunun ürünü olan düşüncelerinin; Sabahattin Önkibar marifeti ile fiiliyata geçirilmesi söz konudur.
...
Meselenin aslı şudur; kurulduğundan beridir İYİ PARTİ'yi ve Meral Hanım'ı hiç muhatap almayıp, hakkında bir kelime sarf etmek istemeyen Erdoğan'ın buradaki amacı; siyasette karşısında CHP haricinde bir cephe daha oluşturmak istemeyişidir. Hele ki bir bayan karşısında; siyasette kullandığı dili kullanamayacağı, kullanması durumunda sıkıntılar yaşayacağını az çok kestirebildiği için tabiri caizse Meral Hanım'a ''Bulaşmak'' ve karşı karşıya gelmek istemiyor.
...
Ancak bizatihi kendi dayattığı yeni sistem gereği ihtiyaç duyulan ittifaklar karşısında Meral Hanım'ın CHP ile son derece başarılı siyaset üretiyor olması; Meral Hanım'dan kaçış stratejisini allak bullak etti. İddia ediyorum ki; Meral Hanım ve İYİ PARTİ'nin siyaseten takip ettiği strateji CHP'ye bile dinamizm kazandırdı. İşte Cumhur ittifakında yaşanan bu panik; Sabahattin Önkibar'ın ki de dahil daha bir çok senaryoların yazılmasına neden olacaktır. Hiç de yadırgamıyorum.
...
Türk-Atlantik Gençlik Konseyi ve ona üye iki İYİ PARTİ'li genç meselesine gelince; birisi zaten partiden istifası daha önce istenmiş ve istifa etmiş. Diğeri de İYİ PARTİ'nin özgül ağırlığında zerresi olmayan birisi. Bütün bunlar İYİ PARTİ'ye kara çalmak için mazeret kabızlığından olsa gerek; ıkına ıkına çıkarabildikleri o kadarcık bir pisliktir. Hiç önemli değil.

YSK'ya güveniyormuyuz?
Seçim hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor etmesine de; YSK'ya her türlü şekilde bir sihirbazın girmesi ihtimaline karşı muhalefetin önlemi ne olacaktır.
...
"Ne yapılırsa yapılsın, Erdoğan gene kazanacaktır" güvensizliğine karşı muhalefetin "Rahat olun, hiç endişe duymayınız. Öyle bir takip sistemimiz olacak ki; AKP ne yapsa seçim sonuçlarına müdahale etmesi mümkün olmayacaktır" güvencesini verip, algıyı zihinlere oturtmak lazım..


ABD Suriye'den çekildi mi...?
Beyler BOP projesi sona ermemiş olup, "Ben BOP projesinin eş başkanıyım" diyen muhterem de hala görevinin başında olup, "Bu görevi bıraktım" da dememiştir.
...
Dolayısıyla, ABD askerlerinin 100 gün içinde Suriye'den çekileceğinin açıklanması; üç ay sonra yapılacak seçimlerde ABD'nin BOP sürecinin eş başkanı 'Muhterem"e bir kıyağıdır. Bunu niçin söylüyorum; A HBR "ABD'yi bölgeden çekilmeye zorladık ve başardık" havası ile sürekli yayın yapıyor da ondan. 
...
Kimse aklımızla dalga geçmesin. Rusya oradan çekilmediği sürece ABD kendi askerlerini çekmesi şeklen olsa bile yerine ikame edecek olan binlerce tır dolusu silah ile donattığı altmış bin YPG/PYD'nin insan gücünü var.
...
Yani demem o ki; BOP eş başkanları, ülkemizdeki seçim konjonktürüne uygun olarak belirlemiş oldukları stratejinin gereğini yapıyorlar. Amaç Türkiye'de iktidarın devamını sağlamak, karşılığında da "Kürdistan"ın inşasına devam etmek.
...
Biz Suriye bataklığına niçin girdik; katil Esad'ı cezalandırmak için öyle mi. Hayır, hiç de öyle değil. BOP projesi gereği, ABD'nin Suriye'ye müdahalesinin meşru zemini oluşsun diye. Sonra ne oldu; "Esad"a, "Esed" diyebilmenin bedeli olarak ABD'nin güdümünde Suriye sınırımızda altmış bin eğitilmiş, donatılmış bir "Kürdistan ordusu"nun yerleşmesine; adeta kendi ellerimizle, POP projesi gereği imkan sağlamış olduk. Ya kaybettiğimiz şehitler, göçmenler için ödediğimiz kırk milyar dolar...?
...
Dolayısıyla, Cumhur ittifakının ne yapacağı; nerede, hangi şartlarda ne gibi kararlar alabileceklerini samimiyetimle söylüyorum ki; kestiremiyorum ve aynı samimiyetimle yine itiraf ediyorum ki; Cumhur ittifakının hükümranlığını sürdürmek adına ülkemizin karşı karşıya kalacağı muhtemel riskler beni ürkütüyor. 


Bırakalım geyik muhabbetini saadete gelelim
Yeter artık. Yirmi yıldır bıkmadık, usanmadık mı; büyüğümüz, küçüğümüz; yaşlımız, delikanlımız; hepimiz çok bilmişiz müsaadenizle aynı zamanda ükalayız. Ne zaman iki kişi bir araya gelsek konu başlığı "Ne olacak bu hareketin hali" diye diye geyik muhabbeti ile yıllarımızı geçirirken; bu arada "Hareketi" elimizin altından kaydırılarak, izahı mümkün olmayan bir bilinmezliğe doğru alıp götürdüler.
... 
Hep dilek ve temenni aşamasında kalan ve yıllarca süren bu tür düşünceleri dile getirme usulümüz ve üslubumuz artık hep beraber kanıksadığımız bir hal aldı.
...
Ancak bir kısım Türk milliyetçisi, ülkücü bu dilek ve temennilerle bir yol alınmayacağını; pratiğe geçmenin gerekliliğine inanarak, önerilerini, düşüncelerini İYİ PARTİ projesi olarak ortaya koyup, ete kemiğe büründürmeye muvaffak oldular.
...
Şimdi bu inisiyatife el atıp, eksiklikleri giderip, güç vermek varken; "Bu inisiyatiften de bir halt olmaz" yaklaşımı veya umutsuzluğunu aşılamaya ne gerek var. Kurulalı bir yıl olmuş. Bazı hatalarını, eksikliklerini de yaşadıkça anlayıp, fark edildiğinde düzeltme yoluna gidilen bir süreçten geçiyoruz.
...
Taban tüm il ve ilçelerde kongre kararı istedi İYİ PARTİ Genel Merkezi "Haddinize mi düştü" demedi; tabanın sesini dinledi tüm il ve ilçelerde seçimli kongreye gidilmesi kararını aldı.
...
Yani demem o ki; ülkücülerin projesi olan İYİ PARTİ projesini yetersiz bulunup, yine ülkücüler marifeti ile bir başka projede; İYİ PARTİ ye karşı muhalif duruşun bir benzeri olmayacak mı. Olmayacağının garantisini kim verebilir. Öyleyse kulağımızı niçin tersten göstermeye çalışıyor ki. İYİ PARTİ ye sahip çıkarak, eksikliklerinin giderilmesi için şahsi beklentileri de konu etmeden, Cumhur ittifakına muhalif duruşun bir şekilde devam ettirilmesi gerekmektedir.
...
Bütün bu söylediklerimi; MHP'nin devlet tarafından ele geçirilip, "Devletleştirilerek" cumhurbaşkanına bağlı bir kamu kuruluşu" olarak görmemden hareketle söylüyorum. Yani "AKP+Balgat mukimi"(Özellikle MHP demiyorum) bütünleşmesi; siyasal İslamcıların fantezilerini gerçekleştirmek üzere inşa edilmiş gerçek bir projedir. CHP'nin durduğu yer zaten belli. Bu siyasal İslam güdümlü, BOP ilintili "AKP+Balgat Projesinin" hayat bulamaması için İYİ PARTİ'nin kurulmuş olması ülkücü zekanın gerçekleştirebildiği en zekice bir projedir.
...
Ülkücülerin bugünkü konjonktürde yapabilecekleri en hayırlı ve sonuç alıcı inisiyatifi; İYİ PARTİ ye sahip çıkıp, destek olmaktır. Başka arayışlar zaman kaybıdır. MHP "Devletin gasbından" ve devletin bir kamu kurumu olma vasfından kurtarılırsa belki başka gelişmeler olabilir ama bu gerçekleştirilse bile geç kalınmış olur; artık devletin Siyasal İslam tarafından dönüşümü tamamlanmış olur. Sonra ne mi olur; milletin tarifi, bayrağın şekli ve Cumhur ittifakınca görevlendirme çalışmaları Almanya'da başlamış olan eyaletler sistemi, dolayısıyla federasyonlara doğru giden süreç başlayacaktır. 

...
Hiç bir ülkücünün; Türk milliyetçiliği hareketinin sözde lideri olan birisinin; TC'lerin söküldükleri yerlere tekrar çakılmasını istememe gibi sürüklendiği bir gafletin peşinden gitmesi mümkün değildir.
....
Hiç bir ülkücü; Cumhuriyet tarihinin en büyük ihanet şebekesinin devlete sızmasına sonra da teslim alma girişimi gibi alçakça bir sürecin yaşanmasına neden olan bir iktidarın; bırakın devamı için destek olmayı; bir an önce iktidardan elini çekmesini istemeyen ve "Alternatif biziz" demeyi becerememiş sözde bir liderin peşinden gidemez.
...
Hala üzerimde ayağını hissettiğim; kırılası ayaklara tabure getirip; "Aman efendim, keyfinize bakın, ayaklarınızı istediğiniz gibi uzatın, çekinmeyin, burasını kendi eviniz bilin, şimdi size kahvenizi de getireceğim" gibi bir uşaklığa hevesli olmak hiç bir ülkücünün edep, adap ve şiarına yakışmaz, razı olmamanız mümkün değildir. Eğer ille de birilerinin efendi olması gerekiyorsa; o da bizlere yakışır.
...
Lütfen; üniversitede doğmuş ilmi bir hareketi çapsız, çulsuzların inisiyatifine terk edilmesine müsaade edecek kadar; beş bin şehit ve onların binlerce emanetine ihanet etmemiz düşünülemez. Cumhur ittifakı dışındaki her seçenek; başta ülkücü şehitlerimiz olmak üzere tüm vatan sevdalılara huzur verecektir.
...
Tüm ülkücüler, Türk milliyetçileri kendi öğreti değerlerimize sahip çıktığımız an; Türkiye'nin bundan sonraki süreçte kaderini belirleyecek inisiyatif siyasal İslamcılar'dan Türk milliyetçilerinin inisiyatifine geçecektir. Tüm tarihi geçmişimiz ve geleceğimiz "Allah sizden razı olsun" diyeceklerdir. 


Siyaset yapmak bir meslek mi dir.
Siyaset bir meslek olmadığından, kurallarının da olması mümkün değil. Kurallarını, kaidelerini; siyasetçilerin edep, adap ve eğitimlerinin ortalaması belirler ve onların bu düzeyi ne ise; siyaset de onun üzerinden yürür, gider.
...
Mesela 2000'li yıllardan önce siyasetçi ortalaması daha nitelikliydi. Daha sonraki yıllarda geriden gelenler ortalamayı düşürdüler. Özellikle lider konumunda olanların edep ve adap dillerinin kifayetsizliği; 2000'li yıllardan önce olduğu gibi onlara hiç bir zaman bir araya gelebilecek medeni cesareti ve öz güveni vermedi. Her lider kendi belirlediği hareket alanı içinde siyaset yapmayı tercih ettiler. Bir istisna, o da; koltuklarını korumak, hegemonyalarını sürdürmek adına ittifaklar gerçekleştirdiler.
...
Her ne kadar gerekçesi olarak "Devletin Bekası" gibi ulvi değerlere atıf yapılsa da; benim kişisel kanaatim; önce şahsi onuruna, sonra da davasına inanmış ve adanmışlığını koruyamayanların devletin bekasını korumak gibi bir endişenin içinde olabilecekleri iddiası laf-u güzaftır

Mehmet Soral

soralmehmet@gmail.com

14 Aralık 2018 Cuma

GÜNDEM ÜZERİNE

Türk milliyetçileri ve solcular artık akıllarını başlarına devşirmeleri gerekir.
Bugün geriye doğru ülkemizdeki siyasi mücadele tarihini analiz edip, günümüzle karşılaştırdığımızda; her ne kadar karşılıklı mücadele şekli ve üslubu tartışılabilir olsa da; yine ortak noktamız kişisel menfaatlerimiz için değil, bu ülke için bir şeyler yapabilmek adına inanmışlık ve adanmışlığımız üzerine olduğudur.
...
Peki, o yıllarda emperyalistler niçin Türk milliyetçileri ve sol'a musallat oldular da; kalanlara musallat olmadılar. Çünkü onları sünepe görüp, o günkü konjonktürde bir halt edemeyeceklerini görüyorlardı. Ülkücü ve Sol'un aksiyoner yönünü ne yazık ki hem devletimiz hem de içimize sızan emperyalistler zaman zaman kullandılar ve başardılar da.
...
O emperyalistler, 12 Eylül darbesine meşruiyet kazandırmak, zeminin uygun hale gelmesi için Türk solu ve Türk milliyetçisi, ülkücüleri (Sağcılar demiyorum. Sağcılık sünepe, çıkarları için her rezilliğe teşne, fırsat düşkünü ganimetçi anlayıştır) kendi aralarında mücadele içine sokarken, aciz kalan devlet de bu her iki dinamik unsuru zaman zaman kullanarak da kendisini koruyama çalışmıştır. Sonra, özellikle Türk milliyetçilerine; "Artık size ihtiyacımız kalmadı, bugün bana yardım eden yarın da baş kaldırır" diyerek; özellikle idamlar ile susturulduk, hapislere tıkandık, eğitimlerimiz yarım kaldı, devlete küsmemiz için her türlü yol denendi. Gün geldi küstürülenler olarak her şeyin farkına vardık ama bu sefer de kurumsal kimliğimiz olan partimizi devletin adeta resmi bir kurumu haline getirmişlerdi. Artık o milliyetçi Türkiye'nin inşası için değil, cumhuriyet hükumetlerine memurluk yapan bir kurumdu.
...
Sonuç itibariyle o yıllarda "Sünepe" gördüklerimizin bugünkü iktidarının tehdidine karşı hep beraber demokrasi mücadelesi vermek zorunda kalmışsak; ülke ve milletin sorununu aynı pencereden görür hale gelmişsek; ortak mücadele etmemiz gerektiği gerçeği ile baş başa kaldık.
...
Türk milliyetçileri devletin kendisine bakışını, özelikle de zaman zaman kullanıldığını çözdü ve arayışlar içine girerek; İYİ PARTİ projesini gerçekleştirmiştir. Sol'un da aynı sorgulamayı yaptığının farkındayım. Umarım CHP ayrışmadan kendi içerisinde bunu başaracaktır.
...
Şimdi yapılacak iş Cumhur ittifakı marifeti ile başarılmak istenen; T.C Devleti'nin siyasal İslam fantezileri ile dönüştürülmesi sürecine mani olmak için önümüzdeki mahalli seçimler dönüm noktasıdır. Türk solu ve Türk milliyetçileri İYİ PARTİ +CHP ittifakını gönülden destekleyip; millet ittifakını itip, kakarak umutları madara etmeyelim. Lütfen şunu aklımızdan çıkarmayalım ki; millet ittifakının meselesi kapımızdaki çöpün nasıl alınıp, alınmayacağı değil; ülkemizin geleceğidir. Her şey güzel olacak inşallah.


Çıplak yatmak kusur mu
Çıplak yatmak suç değil ki; önemli olan kiminle yattığınız dır(!) 
... 
Hak, hukuk, adalet ve demokrasi mücadelesine "Soyunmak" İnsanlık onurunun gereğidir. Çünkü cennet, kedisine gelecek bu insanları bekliyor. Ya diğerleri; onlar cehenneme gittiler bile. 
...
Ölü de mezarda kefen içinde çıplak yatmıyor mu. Sakıncası olsaydı smokin giydirirlerdi, öyle değil mi.
...
Yeter ki; Allah kimsenin beynini sulandırıp, çırılçıplak etmesin. Neyse; biz işimize bakacağız, caymak yok; "Soyunmaya" devam.


İYİ Parti seçim arifesinde teşkilatlarında kongre kararı aldı
İYİ PARTİ tüm il ve ilçe teşkilatlarında seçimli kongre kararı aldı.
...
Cumhuriyet ile ve onun yarı yaşında olan partilerden beklenmeyen veya umut edilmeyen demokrasi temayüllerini, henüz kurulalı bir yıl olmuş İYİ PARTİ'den beklenir oldu. Demek ki demokrasi adına umut veren bir parti olarak görülüp, değerlendiriliyor. 
...
Özelikle İstanbul'da bir grup partili arkadaşımızın kongre taleplerinin temelinde; partinin iyi yönetilmemesinden değil, kuruluş amacı ve misyonuna dair eksik olanın parti yönetimine hatırlatılması amacını gütmüştür.
...
Şimdi bizim beklentimiz; yapılacak kongrelerde geleneksel Türk siyasetine tezahür etmiş kötü alışkanlık ve yarışma usulünün İYİ PARTİ'mize de nüfus etmemesidir.
...
Dolayısıyla, seçim arefesinde böyle bir süreci yaşamayı göze almış İYİ PARTİ Genel Merkez yönetimine ve ille de Meral Hanım'a teşekkür ederken; yaşanması gereken bu süreci partinin olası bir kalleşlikle karşılaşmaması için hatırlatmada ısrarcı olan arkadaşları tebrik ediyorum.


Bir ayrıştırma örneği
Ben AKP muhalifim ya; AKP'li adam şehit emniyet müdürümüzün şehit edilmesi üzere görüşümü soruyor. "Elbette çok üzücü" derken, araya bir başkası giriyor "Her halde yani" diyor. Bu arada fikrimi soran kişi "Her halde" diyene "Bunlar sevinirler de ondan" diyor. Özelikle bir yandaş kanal var ki; taraftarlarına gün boyu kin ve intikam hırsı yüklüyor. 
...
Ortak acılarımızı bile paylaşamıyoruz, bizleri bu hale getirdiler. Yazıklar olsun size. Müsebbibi olanları Allah'a havale ediyorum. 


''Sarı yelekliler''
Cumhur ittifakının tarafları "Sarı yelekliler" üzerinden biz muhalifleri sürekli tehdit ediyorlar. "Aman aklınızdan bir şey geçmesin" diyorlar. 
... 
Çok arzu etseniz de; ben sarı yelek giyip senin karşına çıkacak kadar ahmak değilim. Boynuma kement atmanız için size hiç bir şekilde fırsat vermeyeceğim. Şimdi sarı yelekleri giyip meydanlara çıkmamızı seçim arifesinde ne kadar da çok istiyorsunuz değil mi. Sokağa çıksak, camı çerçeveyi kırsak, arabaları yaksak; ne kadar da çok hoşunuza gider değil mi.
...
Size muhalif olmanın hazzını yaşıyorum. Bu tarihi dönemeçte muhalif olmak; yarınlarda bizim torunlarımız için övünç, sizin torunlarınız için utanç vesilesi olacaktır.
...
Boşuna beklemeyin, sarı yeleği giymeyeceğim. Olduğu yere yığılıp kalacağı aşikar olana ne diye yumruk sallayayım ki. 


Ekran başında CHP'lilere kumpas
CNN Türk'de; moderartörün de gayreti ile CHP'yi nasıl da kumpasa getirdiler
... 
İstanbul Belediye Başkanı adayları konuşuluyor. Aktroller işi İmamoğlu'nun yaptırdığı heykele getirdiler. Heykel 1974 Barış harekatı anısına yapılmış, kaidede Rahmetli Denktaş ile birlikte Makaryos da varmış.
... 
Konu; Makaryos'un o heykelde ne işi varmış. Oysa kendileri de Ermeni açılımı yaparak 1915 olayları için Ermeniler'den özür dilemişlerdi değil mi. İşte trollük böyle bir şey. Aman Allah'ım milliyetçi duygularla nasıl da tepki gösteriyorlardı. Adamları bilmesek, tavırlarını essah sanacağız. Program resmen İmamoğlu'nu yırtmaya yönelik özel program gibiydi.
....
Aktroller başarılı oldular, ne de olsa moderator desteği vardı. Tartışma büyüdükçe müdahale etmeyi hiç düşünmedi.
...
CHP mensupları bence hiç TV'ye falan çıkmasınlar. Bu adamlarla başa çıkılmaz. Yandaş TV'ye çıkıp da sizlere hiç CHP'yi anlatma fırsatı verirler mi ki. Zaten lafı gediğine koyan hiç bir muhalif gazeteci veya parti mensubunu bir daha programlarına davet etmiyorlar. Hatırlayın lütfen; Av. Uğur Poyraz vardı, yine gazeteci İsmail Saymaz vardı. Şimdi onlar nerede.
...
Dolayısıyla, sanırım muhalefet partisi veya muhaliflik adına yandaş TV'lere çıkmamak daha hayırlı. Muhalif olarak bir yandaş TV'ye çıkınca; aktrollere konuşma ve iftira atma, algı oluşturma fırsatı verilmiş olunuyor. Oysa o programlara çıkmasalar izlenebilirlik oranı çok düşük olacaktır. Aynı ülke TV, TV net, kanal 24, A HBR, Beyaz TV gibi kendileri çalar, kendileri oynarlar. 


Ayak altında dolaşmayın işimize bakalım
Türk milliyetçileri olarak devletimize, bedel istemeden olan sadak atımızı ahmaklığımız şeklinde görenlerin oyununu; kurmuş olduğumuz İYİ PARTİ ile bozduk. 
...
Bu milletin hep çilesini çeken ama karşılığında hiç bir şey talep etmeyen tevazunun; ahmaklığa evrildiği bir anda Türk milliyetçileri tüm engellemelere rağmen İYİ PARTİ projesini gerçekleştirmişlerdir. Onun içindir ki; bir saman çöpü kadar siyasi mukavemeti olan sadist düşünceli zavallının biri sürekli "İP" deyip duruyor. Ne yani, senden icazet bekleyen ahmaklar mı olmalıydık.
...
Her şey yolunda mı; elbette hayır. Siyasi ahlakın en dip seviyede olduğu bir anda kurulan İYİ PARTİ'ye bu seviyesizliğin nüfuz eden tarafı olmaz mı; olur elbette. Bir ayağım şu partide, bir ayağım her ihtimale karşı da bu partide olsun deyip; karısını o partiye, kendisini bu partiye, kızını da şu partiye üye yapan karakter yoksunu, çıkar müptelası adam menfaatini fazla bulduğu partiye demir atınca diğer aile efradını üyesi oldukları partilerinden istifa ettirebilir. Sonra bunun üzerinden ve de hiç utanmadan "Meral Akşener bu kızı partiye alırken öve öve bitirememişti" diye başlık atabiliyorlar. Adeta insana çarpan sürücü yerine, sürücünün yaraladığı insana "Sen niçin gelip de bu adamın arabasına çarptın" demek isteniyor.
...
Siyasi partiler yasasına göre mevcut genel başkan sultası devam ettiği sürece; parti içi demokrasiyi sadece İYİ PARTİ'den değil, tüm siyasi partilerden beklemek lazı. Gönlümüzden geçen; siyasi partiler yasasının değişmesini beklemeden, bunu İYİ PARTİ'nin kendi tüzüğünde uygulanabilir hale getirilmesidir.
...
Ancak bu bahane edilerek istifalar gündeme geliyor. Görevden istifa edilmesini anlayabiliyorum ama partiden istifa etmek de ne oluyor, anlamak mümkün değil. Eğer bu parti ilkesel bazda, kuruluş gerekçelerine tamamen ters bir sürecin içine girmişse; ancak o zaman istifa gündeme gelebilir. Mesela Meral Hanım kalkıp da; "Sayın Erdoğan'ın sonuna kadar arkasındayız" mı demiş veya "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi anlaşılmıştır ki bizim için en ideal bir sitem" mi demiş, ya da; "Milliyetçilik denen şeyin miladı dolmuştur" mu demiş. Elbette yok öyle bir şey. Parti içinde seçim usulünün olmayışını eleştirenler elbette çok haklılar ama partiden istifa etmelerini gerektirecek bir mazeret olamaz. Bu sorunun hiç bir şekilde gündeme gelmemesi için İYİ PARTİ'nin tez elden parti içi seçim usulünün kalıcı hale gelecek şekilde; ne yapılması gerekiyorsa onun yapılması elzemdir. Basit bir teferruat partinin bütün sinerjisinin dağılmasına neden oluyor, buna başta Meral Hanım olmak üzere kimsenin hakkı yoktur.
...
İYİ PARTİ, ülkemizde olmayan parti içi demokrasi ve seçim usulünün en ideal uygulayıcısı olmayı misyon edinmelidir. Bunu başarabilirse büyük bir farkındalık yaratacaktır. 


Meral Hanım'a bir jest yapılamaz mıydı
Cumhur ittifakının demokrasiye zerre kadar inancı olsaydı bugün tarihin birinde Deniz Baykal'ın Recep Tayyip Erdoğan için yapmış olduğu jesti yaparlardı.
...
Neydi o; Deniz Baykal, Recep Tayyip Erdoğan'ın muhtar bile olamadığı bir siyasi süreçte "İktidar olmuş bir partinin liderinin başbakan olması gerekir. Gelin bu sıkıntıyı ortadan kaldıralım" diyerek, Siirt ara seçimlerinin önünü açmıştır.
...
Pekala, Deniz Baykal'ın benzer jestini Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral Akşener'e; bugün bütçe görüşmelerinde milletvekili olmaması nedeniyle çıkamadığı kürsüye çıkıp, partisi adına konuşma yapmasını sağlayacak bir teklifi grupları adına meclise sunamazlar mıydı.
...
Sunamazlardı elbette; böyle bir jest için demokrasiye inanmışlık ve adanmışlık adına yüksek vasıflar gerektirir çünkü.


MİT müsteşarı ABD'ye gitmiş muhteremin haberi olmamış
Muhtereme soruyorlar; "İstihbarat teşkilatı başkanı Kaşıkcı cinayeti ile ilgili olarak ABD'de brifing verdi, ne diyeceksiniz" dendiğinde; "Falanca yere kadar nerde olduğunu biliyorum ancak daha sonra nereye gittiğini bilmiyorum" dedi.
...
Bilmediğini söylemesi hiç de inandırıcı olmadığı gibi mümkün de değil. Zaten artık üslubuna vakıfız. Ne zaman kıvırmak isterse; dudaklarını fazla hararet ettirmeden, kelimeleri tam çıkarmaz, mırıltı şekilde telaffuz eder.
...
Mesela "Parrllalrı sıfrllaaa" dediğinde de kelimeleri tam telaffuz etmemeye özen göstermişti değil mi


Ah başörtüsü ah gene mi sen
Ah başörtüsü ah; sen nelere kadirmişsin. İçine koyup, şöyle bir düğüm atarak neler neler saklamadılar ki. Her şerri seninle paketleyip, sonra pazarladılar; namussuzluk mu desek, şerefsizlik mi desek, haysiyetsizlik mi desek. Akdeniz'de seyrüsefer eden gemiler dolusu günahların üzerini bile seninle örttüler. Günün bir gecesinde; aşikaren bilinen hırsızlıkların üzerine seni silkeleyerek muhataplarına masumdur hükmünü bile giydirdiler. 
...
Ha bir de; darbeye doğru giden güzergahları seninle kapatıp, bütün puştluklar görünmez kıldılar.
...
Velhasıl kelam; senin asıl misyonunu unutturdular şerefsiz, imansız münafıklar.
...
Ne diyelim artık; Allah seni, bütün bunların müsebbibi olanların gün gelip de terk-i diyar ettiklerinde; kısa gelen kefenlerine parça eylesin inşallah. 

...
Bir Hanımefendi diyor ki; "Allah'ın emri diye başıma bağladığım başörtümü, bunların yüzünden ağırlık olarak hissetmeye başladım, Allah'ın affedeceğini bilsem hemen sıyırıp, götürüp önlerine atacağım"
...
İşte bu hal kadınlarımıza yaşatılan bir züldür. Birileri birilerine üniversite köşelerinde ikna odalarında psikolojik zulüm yapmışlarken, bu gün bir benzeri insanların kendi hanelerinde yapılıyor.
....
Demek ki hak aramanın zulme dönülmesi böyle oluyormuş. 


İlhan Kesici "Millet ittifakı"na en uygun isimdir.
...
Sadece bir ilçede başarılı olmuş ve sadece de o bölgenin ve CHP'lilerin tanıdığı Sayın İmamoğlu'nun adaylığı CHP'lileri tatmin eder ama kazanabilmesi için yeterli olmayacaktır.
...
CHP artık bilmelidir ki; apursa da, köpürse de maksimum oyu %30. Peki geriye kalan %21 oyu mezardaki solculardan mı alacak. Dolayısıyla, eğer ittifakın ruhuna sadık olacaklarsa; "sosyal demokrat aday" inadından vaz geçip, yine kendi partilerinden olan İlhan Kesici'yi millet ittifakının adayı olarak göstermeleri lazımdı.
...
Meral Hanım henüz İYİ PARTİ kurulmadan önce "Ben siyasette Cumhurbaşkanı olmak için olacağım" demiş olmasına rağmen, CHP Cumhurbaşkanı adayı çıkardı da ne oldu. Oysa millet ittifakı kurulduğu gün CHP Abdullah Gül'ün peşinde dolaşacağına "Bizim de adayımız Meral Akşener'dir" demesi gerekirdi. CHP'ye sormak lazım, Abdullah Gül'e razı olurken, Meral Hanım'ı düşünmemenize engel olan neydi.
...
Dolayısıyla, CHP'nin İlhan Kesici gibi bir adayı varken; hala İstanbul için aday arayışında olması; olsa olsa CHP'nin de aynen MHP gibi Saray'ın kontrolüne geçtiği gibi bir anlam çıkar ki; bunu düşünmek hiç de zor değil.


Gezi Parkı üzerinden tehdit
"Alabora" üzerinden dalavere. Toplumu; önce algı oluşturup, sonra üzerinden tehdit etme yöntemi; "Aklınızdan geçeni biliyorum, sakın geçmesin" deniyor. 
...
Elbette evime girin diye anahtarımı görebileceğiniz yere bırakmayacağım ama size ne söylemek istiyorsam onu da bir şekilde yolunu bulup söyleyeceğim.
...
Biliyor, inanıyor ve iman ediyorum ki; Cennet sadece namaz kılanı, oruç tutanı, Hac'ca gideni, zekat vereni değil; aynı zamanda zulüm karşısında susmayan haysiyetli, şerefli onurlu insanları da bekliyor.


Kahrolsun biatcılık yaşasın şahsiyetçilik
Üniversitede doğmuş Türk milliyetçiliği fikir hareketini; otobüs garajında yağlama yıkama yapanlara bez uzatan ellere teslim edip, boğdurmak "isteyene" fırsat vermeyeceğiz.
... 
Azatlık kabul etmeyen iflah olmaz kölelik sona ermiştir.
... 
Kahrolsun biatcılık, yaşasın şahsiyetçilik. Herkesi partili olmadan önce şahsiyetli olmaya çağırmak isterim. Zira; şahsiyetli olmayanın ne devleti, ne milleti ne de; zerre kadar kıymeti vardır. Bunlar var ya; bunlar, umutlara çelme takan kahrolasıcalardır. Biat İnsanlık onuruna musallat olan en tehlikeli mikroptur. Biatçılık; acizliktir, korkaklıktır, sünepeliktir. Kısaca fikri anlamda bir hiçliktir. 


İYİ Parti başarılı bir siyaset yürütüyor
Her geçen gün, İYİ PARTİ'nin gerek meclis çalışmaları ile gerekse Türk Dünyasının sorunları ile ilgi ve alakasının ne kadar isabetli ve yolunda olduğunu; Türk milliyetçiliği inisiyatifini her geçen gün üzerinde topladığını; Devlet Bahçeli'nin grup konuşmasında İYİ PARTİ'nin üzerine boca ettiği kin ve öfkesi ile yüzünün kızıla bürünmesinden anlayabiliyoruz.
...
Artık yirmi yıl boyunca aklımız, fikrimiz, izan ve irfanımızla izah edemediğimiz klasik Devlet Bahçeli tarz, tutum ve davranışlarına kutsiyet atfedip, ulvi anlamalar yükleme saflığımız sona ermiştir. Onun da ilk nişanesi Türk milliyetçilerinin bir projesi olan İYİ PARTİ'nin kurulmuş olmasıdır.
...
Artık Türk milliyetçileri kendi gücünü başkalarının iktidarı için kullanarak; taşoranlık yapmayacak, düşüncelerini iktidara taşıyacak, kendi evlatları ile de bu devleti yönetecektir.
...
Üniversitede doğmuş bir fikir hareketini; otobüs garajında yağlama yıkama yapanlara bez uzatan ellere "Boğdurmak isteyene" fırsat vermeyeceğiz.
...
İYİ PARTİ icraatlarını sergilerken, diğer yandan da MHP'nin er veya geç kurumsal iradesi "Gasp"tan kurtarılacak ve nihayetinde tüm Türk milliyetçileri bir "Otağ"da buluşacaklardır. Buna dair umudum daima var olacaktır. Dolayısıyla hiç bir İYİ PARTİ'linin MHP kurumsal kimliği ile herhangi bir probleminin olması düşünülemez. Zira hangimizin" "Adam oluşumuz"da MHP'ye olan aidiyet duygusu ve kültürünün katkısı yok ki.


Ben şaşırmadım ya siz...
Devlet Bahçeli bugünkü grup toplantısında Fransa'da olup bitenleri konu edip, fikrini beyan etti ama "Ergenekon terör örgütünün olmadığı görülmüştür" şeklindeki mahkeme kararını konup edip, söz konusu davanın zulmünden hiç bahsetmedi.
... 
Bu zulme "Oh olsun" diyenlerin bile vicdanları dile gelip, yapılmış olan haksızlıkları ifade ettiler ama Bahçeli; duymadım, göremedim, bilmiyorum tavrını takınmayı tercih etti.

...
Devlet Bahçeli gün gelip de "Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminde belediye başkanları ve valilerin görevlerinde yetki kargaşası oluyor; yeni sistemin ruhuna uygun olarak iller eyaletler başlığında bir araya getirilerek, eyalet merkezli yönetimler oluşturulmalıdır" derse ben hiç şaşırmayacağım.
...
Şunu hiç unutmayalım ki; ülkemizde özellikle son yirmi yılda yaşanmış bütün kırılmalarda Devlet Bahçeli'nin dahili vardır. Yaşanan kırılmaları inceleyin, fark edeceksiniz. Ama yaşanan bu kırılmalar sonrası ülkücü hareket hiç bir zaman gün ışığını görüp, Türk milliyetçilerine umut olamamıştır. 


Kandırılmak kişinin bir zaafiyedir bedelini başkaları ödeyemez
Siz, aklı şeyinde gezen bir erkeğin bir kadının tuzağına düşüp, onu hamile bıraktığını; gün gelip kucağına tutuşturulan çocukla fark edip, sonra babalık testi de pozitif çıktığında; "Hakim bey kandırıldım" dediğinde hakimin; "Bu çocuk babasız dünyaya gelmiştir" diye karar verdiğine şahit oldunuz mu.
...
Tarih er veya geç şehvetin zirvesinde peydahlanan çocuğun babasını bulup, yargılayacaktır. Kendisini "Dokuz ay on Günü"nün dışında görmeye çalışması masumiyetini sağlamayacaktır. Bütün mesele gen testini açıklayabilecek yürekli bir hekimin varlığına olan ihtiyaçtır.


Kemal Kılıçtaroğlu'nun Binali Yıldırım'ı ziyaret etmesi
Sayın Binali Yıldırım'ın ana muhalefet lideri Kemal Kılıçtaroğlu'nu ziyaretini şahsen nezaket ziyareti olarak görmüyorum. Çünkü liderlerin birbirlerini ziyaret edecek kadar nezaketlerini koruyabilecek bir sınır bırakmadılar ki. Sadece Sayın Meral Akşener Hanım bir kadın zarafeti ile usturuplu konuşmaya özen gösteriyor. 
...
Sanırım söz konusu buluşma; Fransa'da olup bitenlerin ülkemizde kelebek etkisi yapmaması için düşünülmüş bir buluşma. Bu anlamda çok yerinde ve anlamlı bulurum. Özellikle Erdoğan'ın yurt dışındayken bu görüşmenin yapılmasını; Binali Yıldırım'ın sağ duyusuna bağlıyor bir çok gerçeği; güç zehirlenmesi yaşamadan, sağ duyusu ile farkında olduğunu düşünüyorum.


Ozan Arif
Ne dediyse haklı çıktı. Herkes "Höt" korkusu ile oraya buraya sinmişken; malum sünepenin de ismi, esamesi bile okunmazken; o koca yüreği ile sazı elinde, sözü dilinde; basınımız yokken, ismimize dahi sansür konduğunda; yorganımız altında kasetlerini dinledik, yüreklerimizde heyecanımızı diri tuttu. Allah ondan razı olsun. 
... 
Allah'tan sağlık, sıhhat, afiyetler diliyorum. İnşallah er veya geç "Bu sefer biz kazandık çocuklar" şiirini yazacaktır. 
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com