5 Kasım 2018 Pazartesi

GEÇEN HAFTA OLUP BİTENLER ÜZERİNE

Ülkücü sivil inisiyatif Rusya'nın sıcak denizlere inmesine mani olmuştur.
Ülkücü sivil inisiyatif 1980 öncesi verdiği mücadele ile Rusya'nın Türkiye üzerinden Akdeniz'e, yani sıcak denizlere inmesine mani olurken; o günün "Yeşil komünistleri" bugünün "Siyasal İslamcıları" ise biz ülkücüleri hasımlarımıza jurnallamakla meşguldüler.
...
Gün geldi o yeşil komünistler iktidar oldular. Kendilerini bu konuma taşıyanlarla eş güdüm halinde, Ortadoğu'yu dizayn etmek gibi bir misyona soyundular. BOP projesi dahilinde müsebbibi oldukları kaosun içinde boğulduk. Ülkemiz adına hesaplarımız şaştı, sorun boyumuzu aştı ve bir de baktık ki; 5000 ülkücünün aman vermediği Rusya artık Akdeniz'e, sıcak denizlere inmeyi başarmış.
...
Yüzlerce askerimiz şehit oldu, 3.5 milyon insan ülkemize sığındı, 40 milyar dolarımızı bu insanlar için harcadık. Peki ne kazandık; hiç bir şey, kim kazandı; Rusya. Ülkücüler ne yaptı; iradesi gasp edilip, etkisiz ve yetkisiz hale getirilerek pasif duruşa zorlandı. Nihayetinde bu pasif duruşu kendisine yakıştıramayan Türk milliyetçileri yeni arayışlar içine girerek, itirazını yüksek sesle dile getirmeyi başarmıştır. Böylece Türk milliyetçileri açısından yeni bir süreç başlamış olup, iradesini gasp edenlerin hegomanyasını tasfiye ettiği an Türkiye üzerine olan tüm projeler; sorumluları ile birlikte tarihin çöplüğüne atılacaktır. 

Ah benim garip Türklüğüm ah
Ah benim garip Türklüğüm ah; merhametinin, hümanistliğinin kadir kıymeti bilinmeyince iyiliğinden maraz doğdu ve şimdi senin adın ve varlığın bu topraklarda tartışılır oldu.
...
Ey biz Türk milliyetçileri buna rağmen hala titreyip, kendimize dönmeyecek miyiz. 
...
Türk milliyetçiliği ruhu, Osmanlı'nın tükenişi sonrasında, pay edilen topraklarımızda emperyalistlere karşı istiklal savaşı verdiğinde; bu mücadele süreci de dahil olmak üzere cumhuriyet ilanı ve Atatürk'ün vefatına kadar milletin adı tartışılmamışken; niçin epey bir süre geçtikten sonra bugünlerde İslamcı bir iktidar zamanında tartışılması cür'etine gidilmiştir.
...
Ne mutlu Türküm diyebilen herkesin bunun nedenlerini sorgulayıp, siyaseten de tedbirinin neler olabileceğine üzerine kafa yormamız lazım.
...
Bugün için AKP hükumeti; özelikle üst düzey bürokrasideki kadrolarının belirlenmesi, tayın ve terfilerindeki aradığı kıstaslardan birincisi Türklük ile sorunu olan kişilerin seçilmesi, ikinci kıstas siyasal İslamcı olmaları, üçüncü kıstas ise ileriye dönük olarak Türklüğü hiç bir şekilde çağrıştırmayacak bir millet adı ve buna binaen yeni bir devlet inşa etme ülküsüne sahip olmaları.
...
Ne mutlu Türküm diyebilen herkesin bunun nedenlerini sorgulamamız gerekmez mi. 
Fetö'den devralınan tüm üniversitelerin akademisyenlerinin konuşmalarını takip ettiğimizde; henüz içlerinde bir tane olsun Türk milliyetçisi veya sol görüşlü isme rastlayamıyoruz; alayı siyasal İslamcı.
Tesadüfün bu kadarına da pes doğusu. Benim açımdan bu üniversiteler fetö'nün elindeyken ülke için ne risk taşıyorduysalar, bu zihni yapı ile bundan sonra da aynı riski taşıyorlar demektir.
...
Yahu, Allah aşkına; içlerinden bir tane olsun ''Ben andımızdan rahatsızlık duymuyorum'' diyen çıkmaz mı; çıkmıyor arkadaş.
...
Önemine binaen tekrarlıyorum; ülkemizdeki Rum, Ermeni, Yahudi hatta; misyonerlerin bile varlığının veya sayılarının ne olduğundan ziyade; kripto siyasal İslamcıların varlığına dikkat çekip, önemseyelim.
...
15 Temmuz da dahil olmak üzere; yaşadığımız tüm ihanetlerin temelinde siyasal İslamdan beslenmiş olmalarıdır.
...
Nasıl mı; çok uzun hikaye. İki örnek vereyim yeter. 15 Temmuz da, Deizmin artması da ülkemizdeki siyasal İslamcıların iktidarına denk gelmiştir. Bunun örnekleri uzar gider. 

AKP ve Erdoğan'a dokunan yanar
Ve...
Böylece AKP tüm mensupları için dokunmazlık ilan etti.
...
Bir zamanlar fetö'ye dokunanlar yanıyordu, şimdi ise AKP ve Erdoğan'a dokunanlar yanacak. Saadet partisi milletvekilinin mecliste yaptığı konuşma nedeniyle hakkında soruşturma açıldı.
...
FOX TV ana haberde Fatih Portakal "Başımıza gelecekleri tahmin ettiğimiz için AKP ve Erdoğan'ı meclis kürsüsünde eleştiren milletvekilinin konuşmasını, kendimize sansür uygulayarak vermiyoruz" dedi.

MHP demeyeceğiz, haksızlık olur; Balgat muktediri ve müdavimleri diyeceğiz.
MHP'ye aidiyeti hala devam eden her Türk milliyetçisinin, MHP milletvekillerinin "Soğuktan donan askerlerimiz" konusunun araştırılmasına dair verilen önergeye HDP paralelinde çekimser oy kullanmalarına razı olmalarını düşünmek mümkün değil. Düşünenler olsa bile, bu ülküdaşlarıma büyük haksızlık yapmış olurlar.
...
Yapılan şey; kurumsal kimliği gasp edilmiş bir partinin ele geçirilen şifreleri ile kurumsal iradesi adına yapılan, gayri ahlaki olarak bankadaki hesabın içinin boşaltılması eylemi gibi bir şey.
...
Dolayısıyla Türk milliyetçilerinin kurumsal kimliği adına özne olarak MHP görülüp, O'nun üzerinden ifade edilen; Türk milliyetçilerinin gen yapısı, dünya görüşü, duygu ve düşüncesi ile hiç bir şekilde örtüşmeyen "Gaspçı eylem ve icraatları" lütfen MHP'ye maal etmeyelim. Özne olarak MHP yerine "Balgat muktediri ve müdavimleri" diyelim ki; Kürşat ve kırk çerisi misali MHP çatısı altında, daha düne kadar kucak kucağa olduğumuz ülküdaşlarımıza haksızlık yapmış olmayalım. Çünkü onlar kesinlikle Balgat muktediri ve müdavimleri gibi düşünmediklerini; hepsi hala arkadaşımız da ondan biliyoruz. 

İYİ PARTİ'den yapıcı muhalefet
Meral Akşener günler önce hükumete; "Ekonomik krizi aşmak için özellikle otomotiv sektöründe vergi indirimine giderek, somut düzenlemeler yapın" demişti, onlar da yaptılar; Otomotiv sektöründe ÖTV'de %15 indirim kararı alındı.
...
İktidar, İYİ PARTİ'den danışmanlık hizmetleri alabilirler. Meral Hanım daha önce bunun teminatını vermişti zaten.
Al-i İmran Suresi, ayet 165 
Al-i İmran Suresi, ayet 165 "Başkalarını iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı; "Bu nereden" dersiniz? Ey Muhammed, de ki; "O, kendi tarafınızdandır." Doğrusu Allah her şeye kadir dir."
Kaynak: 1980 diyanet basımı Kur'an-ı Kerim meali.
...
Vallahi ne diyeyim; bu ayeti okuyunca aklıma ilk gelen Ergenekon ve Balyoz kumpasları, sonra CEMAAT-AKP kavgası ve nihayetinde 15 Temmuz.
...
Ha bir de son olarak aklıma gelen; bütün bu yaşanan süreçlere CHP'yi dahil edip, tam aksine AKP'yi temize çıkarma çabası. Söylemezsen olmaz, bende yalan yok; bir de ekranların gülü Nagihan.

Adam diyor ki; ezan zaten Türkçe
Adama soruyorlar, "Ezan Türkçe okutulsun mu;" el cavap "Ezan zaten Türkçe".
... 
İşte demokrasi öyle bir şey ki; bu tür insanların oyları ile başka insanların kaderleri belirleniyor. Adama "Biz yemeği neremiz ile yiyoruz" diye soracak olsak ona bile doğru cevap vereceği şüpheli. 
...
Dolaysıyla, demokrasinin eğitimli toplumlarda bir anlamının olduğunu düşünüyorum. Adam yanlışı doğru bildiğinden o kadar emin ki; doğruyu bilene, öz güven dolu bir şekilde, yetmeyip bir de ukalaca "Kesinlikle yanlış biliyorsunuz" diyebilir.
...
Peki bu cüreti kimden alıyor; elbette cehaleti oy için güç kaynağı olarak görüp, ona pirim verenlerden; yani siyasi bezirganlardan. Siyaset kurumu cehaletten beslendiği sürece bu toplumun ve ülkenin ilerleyip, kalkınması mümkün değil.

MHP ve HDP donan askerlerle ilgili verilen önergeye  karşo çekimser kaldılar.
Donan askerlerle ilgili olarak İYİ PARTİ'nin verdiği araştırma önergesine AKP ret, MHP ve HDP çekimser oy verdi.
...
Böylece Balgat müdavimi(Kurumsal kimliği gasp edildiğinden artık MHP demiyoruz) ve onun yiğit "Askerleri" HDP ile beraber hareket etmiş oldular.
...
Onlar için önemli olan İYİ PARTİ ile yan yana gelmemekti ki; onu da başarmış oldular.
...
Temel amaç, milletin yararına olan her şeye; parti taassubu göstermeden iş birliği yapmak medeni insan davranışının gereği değil mi dir.
...
EYT konusunda AKP ile yan yana gelen Balgat müdavimleri donan askerlerimizle ilgili olarak hangi ülke menfaatine binaen HDP ile yan yana gelmeyi münasip gördüler. Balgat müdavimleri işi kolay kılıp, otomatiğe bağladılar. Sanki "İYİ PARTİ ne yaparsa biz de tam tersini yapacağız" gibi bir kararları söz konusu.
...
Sadece yönetme zafiyeti ve geleceği okuyamama beceriksizliği yüzünden dahil olduğumuz Suriye kaosu nedeniyle, ülkemize göç eden 3.5 milyon insan için bu milletin 40 milyar doları harcanmışken; aynı milletin EYT mağduru bir kısım insanına niçin 700 milyar TL'nin ödenmesi istenmez. Evet, bu sorumuz elbette Balgat müdavimlerinedir.

CHP'de her yol Muharrem İnce'ye mi çıkıyor
CHP'ye bir bekçi lazım hemen Muharrem İnce, genel başkan lazım hemen Muharrem İnce, Cumhurbaşkanı adayı lazım hemen Muharrem İnce, İstanbul Belediye Başkanı lazım gene Muharrem İnce. Aydın bildiğimiz CHP seçmeni "Yeter be kardeşim" niçin demiyorlar, şaşıyorum.
...
Kimse kusura bakmasın, her ıkınmada hep Muharrem İnce çıkıyorsa; böyle bir CHP bu devleti yönetmez.
...
Muharrem İnce'nin bütün popülaritesi; çok garip, CHP'nin değil sadece ve sadece Erdoğan'ın onu kendisine rakip seçmiş olmasıdır. Dikkat edersiniz tüm meziyeti; bir siyasetçi için lazım olan polemikçi ve hitabetinin güçlü olmasıdır. Peki sadece bu özellikler lider olmak için yeterli mi dir; elbette hayır.
...
CHP'de öz güven sahibi, ayakları yere basan bir lider adayı çıkarmalı veya keşfetmelidir. Artık CHP'de her rüzgar estiğinde Muharrem İnce akla gelmemelidir.
Hangi şerefsiz gittiği yeri şereflendirmiştir ki.
"Meral Akşener 15 Temmuz gecesi evinin önünde ateş yakıp, belge imha etti" deyip algı oluşturan haysiyetsiz, onursuz adamın gideceği hiç bir yeri şereflendirmesi mümkün değildir.
...
Demek ki şerefsizden yardım almanın diyeti onu "Şereflendirmek" ile ödeniyormuş.

Sen bu sahtekarlığını ancak kendi sünepelerine yutturursun
Önce "Keşke Yunan galip gelseydi" diyeni hastahanede ziyaret edeceksin, sonra da gidip Atatürk'ün mozolesine çelenk koyacaksın öyle mi. Yutturamazsın bilesin.
Söyler misin, sen kimden yanasın. Senin gerçek niyetini anlayamayan ahmağın aklına şaşarım.
...
O kadar okuduk, tahsil yapıp adam olduk. Bütün bu emeklerimizi senin o gizli ajandanı okuyamayacak kadar silikliğe ve sünepeliğe razı olmak için miydi; elbette hayır. 

Bir gecede millet cahil bırakıldı palavrası
Neymiş efendim; Cumhuriyet ile millet bir gecede cahil bırakılmış.
...
Tezimden vaz geçmiş değilim. Cumhuriyet ve Atatürk ile hesaplaşma derdinde olanların çoğu etnik özürlü kriptolar, bir kısmı ise yine kripto siyasilerin azatlık kabul etmeyen iflah olmaz köleleridir.
...
İftiracı sürüngenler. 
Cumhuriyet kurulduğunda benim dedem 18 yaşındaymış. Ekabil ailelerin çocukları dışında hiç kimse okur yazar değilmiş. Onların eğitim öğrenimleri; falanca muhtereme bir çuval buğday, mısır, bir koç veya başka şeyler verilerek, karşılığında alınıyormuş. Yani medrese falan filan köylerde yokmuş, eğitim öğretim yaygın değilmiş.
...
Saray etrafında kümelenmiş, şehir hayatı yaşayanların okuması, yazması ve bunlar üzerinden anlatılanlardan oluşan hikayeler üzerinden Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığı yapma çabanızı anlıyoruz ama yutmuyoruz.
...
Dedemi tanıdığımda hem okuyup, hem de yazması Latin alfabesiyleydi. Kızlar için eğitim öğretim zaten söz konusu değildi. Ezbere Kuran okuma, namaz sureleri bilmek onlar için yeterliydi görülüyordu.
...
Efendim "Cumhuriyet ile bir gecede millet cahil bırakıldı" sözünü Necip Fazıl'a atfediyorlar. Eğer Nacip Fazıl bu sözü inanarak söylemişse; o zaman Sakarya şiirini inkar ediyor demektir. Aynen aşağıdaki şiiri için "Evlatlıktan red ettim" dediği gibi. Necip Fazıl'ın ki güçlü görünmek için konjonktürel değişim. Genç ve delikanlı yaşlarında kadın tasavvufundan başı dönen; prostatı azdığında ise cumhuriyet değer ve kazanımlarından intikam almak isteyen bir ruh hali.
.....
Necip Fazıl kibirli, egosu bir türlü tatmin olmayan, son derece narsist bir insan. Böyle birisinin Atatürk'ü kıskanmamış olması mümkün değil. Buradan da anlıyorum ki; Nazım Hikmet ile atışması veya takışması da fikirden değil kıskançlıktan olsa gerek. Benim takdir ettiğim Necip Fazıl, Sakarya şiirini yazmış olan Necip Fazıl dır.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com
...
Bu akşam bir ateş duyup etimde
Kadın, kadın diye içimi oydum.
Ruhuma bir serin yer istedim de
Alnımı mermerin üstüne koydum.
Birden karanlıklar sökülüverdi
Odama bir hayal dökülüverdi,
Karşımda gerindi bükülüverdi,
Onu gözlerimle çırılçıplak soydum.
Artık ben ne günah olsa işlerim,
Yumuşacık yastığa geçti dişlerim,
Bir ân kadar sürdü can verişlerim,
Ey kadın, bu akşam sana da doydum.
Necip Fazıl KISAKÜREK

28 Ekim 2018 Pazar

TÖVBE ESTAĞFURULLAH BU DA NEREDEN ÇIKTI

Tövbe estağfurullah bu da nereden çıktı 
Yaşım 56. Bu yaşıma kadar ülkemde "Kadın sünnetinden" bahsedildiğine şahit olmamıştım. 
...
Bu mevzuyu gene erkekler tartışıyorlar. Siyasal İslamcılar her şeyi hallettiler ya; demek ki sıra geldi detaylara.
...
Adamların ruhlarını ISID sarmış; insan başını kesemeyince, ille de bir şey kesmek istiyorlar. Kadın düşmanı ya bunlar; akıllarına ilk gelen de kadını sünnet etmek. 
Pes doğrusu, yuh olsun ulan size.

...
ülkemizde telaffuz edilen yukarıda da bahsettiğim konu resmen bir TV kanalında tartışıldığı için dikkat çekmek istedim. Türk-İslam geleneğinde hiç bir zaman yer almamış, bize ait olmayan geleneği gündeme getirmek kültür yozlaşmasının bir numunesidir. Ve neden böyle absürt bir mevzu özellikle bugünlerde tartışılır oldu; çünkü tartışılması zeminini bu günlerde buldu da ondan. Tepki göstermemek; bundan sonrası için başka mevzuların gündeme getirilmesi için zemin hazırlığı demektir. Sözde din adamı diyor ki; ''Bu uygulamaya duyulan ihtiyaç; kadınların aşırı arzularını yatıştırmaktır''. Bu ne demek; kadınları bir anlamda potansiyel fahişe olarak görmek değil de nedir.

Cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı anti devrim
Anti devrim süreci sessiz sedasız ama sinsice devam ediyor. Öyle devam ediyor ki; ailemizden bildiklerimiz bile tezgahın içindeler. 
... 
Bugün devletimizi yönetenler her vesile ile kuranlara karşı kin ve öfkelerini dile getirip, resmen cumhuriyet değer ve kazanımlarına alternatif devrim sürecini yürütüyorlar.
... 
Buna nasıl başlandı; kadim Türk Ordusunun gen yapısı ile oynamak şeklinde. Çünkü Türk devlet geleneğinde beka sorunu daima Ordusunun gücü ve onun taşıdığı kadim orijinal kültürü ile aşılmıştır. Farkında mısınız, şu anda Türk Ordusu'na kurmay asker yetiştiren kurumlarının en etkin ve yetkin sorumlusu; zorunlu askerliğini yapmış olmasının dışında hiç bir vasfı olmayan birisidir, olsa da askerlikle değil, başka alanlardadır.
...
Öyle birileri tarafından yönetiliyoruz ki; devletin ve milletin adını da tarifini de değiştirmek istiyorlar. Muktedirin yalaması, kripto cibilliyetsiz adam diyor ki; "Türk milleti" tarifi yeterince kapsayıcı değil". Bu cür'et sessiz devrim değil de nedir. Sizce "15 Temmuz bize Allah'ın bir lütfudür" sözü boş yere söylenmiş bir söz mü dür.
...
"Devletin bakası için" şeklinde başlayıp devam eden sözler; ağlayan çocukları susturmak için ucuna bal sürülerek ağızlarına "Dayatılan" yalancı emzikten öte bir anlam taşımıyor artık. Çocuk emziği emmeye başlar, uykuya dalar, az sonra gene ağlayarak uyanır ama bu sefer emdiği baldan içi yandığı için ağlamaktadır. Cahil anne gene emziğe bal sürer tekrar çocuğun ağzına "Dayar" ta ki; tecrübeli bir anne durumu fark edip de "Kız geberesice; bu çocuğun hali ne böyle" diyene kadar.
...
İnşallah o "Lanet olası yalancı emzik" ortalıktan kaybolup, dilimiz de dönmeye başladığında; "Ulan hepiniz cehennemin dibine" deyip gerekeni yapıp, oh çekeceğiz günler de olacak. 


Donarak şehit olan askerlerimiz
Bursa Uludağ'da en zor şartlarda kaybolanlar dahi bulunurken; özel eğitimli, yetişmiş tecrübeli bu iki evladımız nasıl oldu da durumlarını izah ederek, donmaktan kurtulamadılar.
...
İçimiz yandı, kabullenmek zor geliyor. Geniş ve çok vasıflı çağdaş teknik imkanlara sahipken; iki vatan evladının çaresiz kalıp, donarak can vermeleri izah edilmelidir.
...
"İki askerimiz şehit oldu" deyip geçemeyiz. Kabullenmeyi alışkanlık haline getirdik. 15.000.-TL'ye teskere alınan bir ülkede, toprağa düşen her şehidimizin hakkının ve hukukunun takipçisi olmak millet olarak hepimizin görevi, vicdani sorumluluğumuzdur.

...
Sadece ve sadece Türk milliyetçisi, turancı diye Osmanlı generali Enver Paşa'yı; Sarıkamış da çetin kış şartlarında askeri bilerek ölüme götürmekle itham eden "Siyasal İslamcılar"; çağdaş ve son derece modern imkanlara sahip olduğumuz bir dönemde iki askerimizin donarak şehit olmalarıyla ilgili ne düşüyorlar acaba.
...
Şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun. Türk milletinin başı sağ olsun.


Andımız üzerinden tartışmalar devam ediyor.
Bugün Andımıza karşı çıkanlar dün İngiliz mandacılığını kabul edip; "Seccademizi serip namaz kılacağımız yerimiz olsun yeter" diyenlerdir.
...
Andımızda ifadesini gördüğümüz ruh halindeki Türk milliyetçileri, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere; "Özgür olmadığın topraklarda seccadeni sermeden önce uğruna kanını akıtmak lazım ki; sonra namaz bize farz olsun" diyerek; yine temeli Türk-İslam anlayışında bulan ruh hali ile istiklal savaşını başlatmışlardır.
...
İşte bu mücadelenin başlangıcından bitişine kadar; yaşanan süreçte kendisine herhangi bir aidiyet bulamayanlar; Andımız'dan rahatsız olanlardır.


Efendim neymiş; 
Devlet Bahçeli ne yapıyorsa devletin bekası için yapıyormuş. 
....
Peki Sayın Bahçeli'ye böyle bir misyon biçiliyorsa; ülkücülerin iradesi niçin işin içinde yoktur, icraatlara yansımıyor. Şunlar, şunlar Devlet Bahçeli sayesinde elde edildi veya düzeltildi diyebileceğimiz bir örnek var mı.
.. 
Mesela TRT'ye kaç tane ülkücü bürokrat atandı. Hangi Üniversiteye veya fakülteye rektör, dekan atandı. Hangi kamu kuruluşu yönetim kuruluna veya kamu bankasına yönetim kurulu üyesi atandı. Kaç tane ülkücü bakanımız var. Kaç tane Cumhurbaşkanı danışmanımız var; var mı bir örneği. Öyle hamaset ile olmuyor, somut gerçekler koyun ortaya.
...
"Devletin bakası" sözü ülkücüleri sindirmek için keşfedilmiş yalancı bir emzik olup, bu emzikle Türk milliyetçileri uyutularak devletimiz bir yerlere doğru çekilmek isteniyor. Türklüğümüze ve doğruluğumuza itirazın temelinde de bu sindirilme ve uyutulmamızdan cesaret alan eziklik kompleksine girmiş fırsatçı zihniyet vardır. 


Devlet Bahçeli çelişki içinde.
Fiili durum yaratıp sonra dayatan Erdoğan'ın; gem vurulamaz ihtiraslarının varacağı nihai noktanın Türk milliyetçilerinin tamamına yakını tarafından tahmin edilirken; o gitti, bu noktaya daha kolay ulaşabilmesi için Erdoğan'nın keyfiyetine hukukiliği giydirdi; o da yetmedi, devamında her istediğini daha rahat yapabilsin diye "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ni gündeme getirip, başardıktan sonra da; Erdoğan'a armağan etmiştir.
...
Çelişki şu ki; bu kadar yetki ile donatılmış bir insana; bu yetkilerin bağışlanması için Türk milletini bir maceraya sürüklemiş olan Devlet Bahçeli'nin "Andımız" üzerinden hassasiyet göstermesidir. Niçin; çünkü Erdoğan daha önce açılım sürecinde andımızın okunmasını kaldırtmış, "Her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık" demiş, devamında ise "Bana Türklükle gelmeyin" demişti.
...
Şimdi Devlet Bahçeli'ye soruyoruz; o zamanlar onur duyduğumuz Türk milliyetçiliği sıfatımızın aşağılanmasına rağmen "Tek adamı" başımıza musallat ettiyseniz; bugün için sizde ne gibi bir değişim, dönüşüm ve başkalaşım oldu ki; "Andımız" üzerine feryadı figan etmek aklınıza geldi.
...
Ben size inanmıyorum da; güvenmiyorum da. Varsın İnanan inansın, güvenen güvensin.

...
En değer verdiğimiz "Türk milliyetçisi" sıfatımız aşağılandı ama Cumhur ittifakı devam ediyor öyle mi.
Bakın, birilerinin boynuna algı tasması takarak belki oraya buraya sürükleyebilirsiniz ama Türk milliyetçilerini asla.
...
Ne kadar komik değil mi; "Her şey bitti ama Cumhur ittifakına devam".
...
Bakın bu ittifak devam ederse; sıra istiklal marşının sözleri üzerinde oynamaya gelecek. Türk bayrağı üzerinde de; açılım sürecinde bir "Akil" in önerdiği gibi etnik kimlikleri sembolize eden şekiller oluşturulacaktır.
...
Bu ittifakın sona ermesi devletimizin ve milletimizin bekası için elzemdir.

Haydi Andımızı referanduma götürelim; ilaveten de Suriyelilere vatandaşlık verelim mi diye de soralım.
...
Yemez değil mi; çünkü bu devlete ve millete adını veren Türklüğümüzün nihai kararı sizi ürkütüyor.
...
Aslında fena da olmuyor değil. Tüm gizli ajandalar açılıyor. İçimizde, dışımızda; yanı başınızda; hatta koynumuzda olup da; bakıp beslediğimiz, benim garip Türklüğümün tüm düşmanları kedilerini bir başka ajandaya not ettiriyorlar, çok da iyi oluyor. Bir fırsatını bulduklarını düşünerek ortaya atılıyorlar ama yanılıyorlar; bu kervan hep böyle gitmeyecek ki.


Balgat müdavimleri ve ''Siyasal İslam''
Balgat hegemonyası devam ettiği sürece ve de yaşanmışlıkları dikkate aldığımızda; Sayın Devlet Bahçeli'nin "Devletin Bekası emziği"ni biatcılarının dudaklarına her an için tutuşturacağı ihtimali her zaman için devam edecektir.
...
Cumhur ittifakının bittiğini ve bunun da ruhuna uygun olarak mahalli seçimlere ittifaksız girildiği an; ancak o zaman MHP kurumsal kimliği ile Balgat müdavimleri arasında olması gereken ilkesel ve ruhsal bütünlük sağlanmış olacaktır.
...
Ancak bu söylediklerim, umduklarım gerçekleşse bile; hiç bir zaman tatmin olamayacağımı söylemek isterim.
...
Çocuk büyüdü, artık hiç bir yalancı emzik çocuğu susturamayacaktır. Değil mi ki "Balgat müdavimleri" tüm cumhuriyet değer ve kazanımlarına savaş açmış "Siyasal İslam"ın tek adam iradesi ile hegemonyasını hakim kılmasının tetikleyicisi ve öncüsü olmuştur. "Siyasal İslam" için tarla ekilmiş, hasat toplanmış ve zatı muhteremlere de teslim edilmiştir. ''Balgat müdavimlerine'' değirmenci hakkı bile çok görülmüştür.
...
Özellikle MHP demiyorum; zira MHP deyince öyle veya böyle akla ilk gelen Türk milliyetçileri dir. Oysa 16 Nisan referandumundan bu güne; Balgat müdavimlerinin vermiş oldukları siyasi kararların hiç birisi Türk milliyetçilerinin vicdanının sesini yansıtmamıştır. 

...
Muhterem diyor ki sen Türk milliyetçiliği yaparsan o, onun; şu da bunun milliyetçiliğini yapar.
Beyefendi bu Anadolu coğrafyasının gelmiş geçmiş insanını bir günde değil, binlerce yılda millet haline getirenlerin; yani Türklerin milliyetçiliğini yapıyoruz. Son derece haklıyız, çünkü bedel ödedik. Bir Sümerler, bir Urartular, Bizanslılar veya Etiler gibi tarihten silinmemek, ölü milletler mezarlığına gömülmemek için bizi canlı tutacak olan Türk milliyetçiliğidir.
...
Eğer milliyetçiliğimizi hor görüp, birilerinin paşa gönlü incinmemesine özen gösterecek olursanız; belki Türk milletinin adı unutturulur ama bu arada diğer etnik kimliklerin esamesi bile olmaz.
...
Belki diyeceksin ki; bu kadar haklı ve hassassanız niçin bu ülkeyi biz yönetiyoruz. İşte bu hususta sana hak verebilirim. Biz Türklerin bir zafiyeti de her zaman merhametinden marazın doğmuş olmasıdır.

Mehmet Soral

soralmehmet@gmail.com

23 Ekim 2018 Salı

KRİPTO ETNİK PİÇLER

Kripto etnik piçler
Kripto etnik piçler bu özelikleri ile "Dindarlık kisvesi"nin arkasına sinerek, Türklüğüm ile dinimi karşı karşıya getirerek, meramlarını; daha doğrusu Türklüğümüze kinlerini dolaylı yoldan bu şekilde kusmak istiyorlar.
...
Ulan ahmak, dinimiz İslam; Türklüğün şanı ile medeni aleme en büyük hizmeti vermiş bir millettir. İşte bu nedenledir ki "Türk-İslam" iç içe geçmiş, birinin diğerinden ayrı görülmesi, düşünülmesi mümkün değildir. Beni dinimle problemli hale getiremezsin, sinsi şerefsiz.
...
Sizin gibi hain ve devşirmeler, kriptolar ne zaman ki tarihte Türk devletinin yapılanmasında ve devamında orasında burasında yer aldınız; aklınıza ilk gelen; ilk fırsatta bu kadim topraklarda Türkler adına elde edilmiş tüm değer ve kazanımların üzerinden Türk ismini, Türk mührünü kazıyarak çıkarmak olmuştur.
...
Ey kripto; sanma ki senin paşa gönlün istiyor diye ne Türklüğümüzden, ne de bu coğrafyanın kadim Türk toprağı olduğu gerçeğinden vaz geçeceğiz.
...
Dikkat edin; kim ki andımızın tekrar söyleneceği kararına en sert şeklide tepki gösteriyor; onun kripto olması ihtimali çok yüksek, Türk olmadığı da kesindir.
...
Böyle bir metni kaleme almayı elbette istemezdim. Ancak, şu veya bu şekilde tarihte şefkatimize sığınmışların bugünki kripto torunlarının her geçen gün Türklüğümüz ile hesaplaşmaya kalkışmalarına tepki olarak hissiyatımızı ortaya koyma ihtiyacı duydum ve kaleme aldım.
...
Bu toprakların insanlarını yüzyıllardır millet haline getirmiş, coğrafyasını da vatan yapmış Türkler; "Türküm, doğruyum, çalışkanım" diyemeyip, yüce Başbuğumuz Atatürk'e de sadakatını dile getirmeyecek öyle mi.
Hadin oradan, cehennemin dibine kadar yolunuz var.
...
Sözümüzün muhatapları kendilerini iyi bilirler. Bizim Çanakkale şehitliğinde diğer şehitlerimiz ile kucak kucağa yatan; Yani oğlu Rum Nikola, Şebinkarahisarlı hemşehrim toprağı bol olsun Ermeni asıllı Ara Güler, milli şairimiz Arnavut asıllı Mehmet Akif Ersoy ve daha niceleri etnik olarak farklı olsalar da; kültürel olarak onları kendim kadar Türk sayıyor, vatansever buluyorum. Bunların yanında "Keşke Yunan galip gelseydi" diyenler; bırakalım Türk olmalarını, hepisi hain ve puşt görüyorum. Kürtlere gelince; onlarla zaten et ve tırnak gibiyiz. 


Bekir-i zade Çukur Bey
Bekir-i zade Çukur Bey seçimlerden bu güne hiç sesi çıkmıyorken; ne oldu da Danıştay'dan "Andımız"ın tekrar okunması kararı çıkınca rahatsız oldu.
...
Türk olmayabilirsin, doğru olmayabilirsin, çalışkan olmayabilirsin, Atatürk'e karşı nankör de olabilir, İstediğin halt olabilirsin ama bizim Türklüğümüz çalışkanlığımız, doğruluğumuz ve de Atatürk'e sadakatımız senin nerene battı ki; kararı veren Danıştay'ı suçluyorsun.
...
Türk olup, övünç duymayabilirsin ama delikanlı adamsan şayet; hangi kimliğinden övünç duyuyorsan onu söylersin.
...
Not: Buradaki "Türk" kelimesi bir etnik kimlik değil, kültürel kimliktir.


Şahsi yerel seçim stratejim nasıl olacak
Yerel seçimlerde yaşadığım ili veya ilçeyi kimin yöneteceğini pek önemsemiyorum. Oyumun gücünü; aynen Sayın Bahçeli'nin dikkat çektiği üzere "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nin tartışılmasını sağlama yönünde kullanacağım.
...
Yani, bu malum sistemin kalıcı hale gelmesi Türk milleti ve devletinin bekası açısından çok çok daha risklidir. Kapımdaki çöpün alınmasının aksaması, bireysel hak ve özgürlüklerimin elimden alınmasından daha önemli değil.


Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu,Türk milliyetçileri ve CHP hisseleri
Belli bir coğrafyadaki insan topluluğunun millet, coğrafyanın da devlet olabilmesi için "Tarih" ve "Dil" olgusunun gerekliliğine ve şuuruna vakıf olan; buna binaen de kurduğu devletin istikbali için elzem gördüğü dil ve tarih şuurunun devamını istikbalde de sağlamak üzere; bunlar adına" Türk Dil Kurumu" ve "Türk Tarih Kurumu"nu kurarak; yine bu kurumların akademik çalışmaları için ödeneklerini hazinenin inisiyatifine dahi bırakmayarak; kesintisiz olarak kendisine ait Türkiye İş Bankası hisse senetleri geliri ile teminat altına alan Mustafa Kemal Atatürk'ün niyetini en iyi anlayabilmiş kimselerdir.
..
Türk milliyetçileri CHP'deki iş bankası hisseleri vesile kılınarak "Ayrıntıda gizli zekayı" fark edemeyecek kadar "Cahil" olamazlar. Bu zekayı fark edemeyenlerden Türk milliyetçisi olamaz, hele lider hiç olamaz.
...
Dolayısıyla, CHP'ye ait İş Bankası hisse senetlerinin varlığını siyasi partiler arasındaki haksız rekabete neden oluyormuş gibi göstermek, sonra da hazineye devrini hele ki bunu Türk milliyetçiliği adına istemek utanılası bir durum olup; T. C Devleti'nin kuruluşunun ilham kaynağı olan Türk milliyetçiliği ideolojisine inanmış ve içselleştirmiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü zerre kadar anlamamak demektir.
...
Türk milliyetçileri olarak söz konusu hisse senetlerinin CHP'den alınıp, hazineye devrini değil istemek; aksine, CHP'nin bu hisselere yeterince sahip çıkıyor mu, çıkmıyor mu; onun takipçisi olmaları gerekir. Hele ki AKP'ye takılıp, peşinden gitmek abesle iştigaldir.
...
Geliri iki güzide kurumumuza tahsis edilmiş malum İş Bankası hisseleri; bir Türk milliyetçisinin en makul, makbul ve zekice bulduğu formüldür. 

...
Bakara Suresi, 181. ayet; "Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenlerin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir"
...
Dolayısıyla, Atatürk'ün İş Bankası'na ait CHP hisseleriyle ilgili vasiyetini ortadan kaldırmak isteyen "Müslüman"lara arz ederim.
...
CHP'nin de böyle bir ayetin varlığını, muhataplarına hatırlatmasını dilerim. Eğer birileri ''Savaş'' koşulları yaratmışsa; savunmanı yapmak için muhatabının anlayacağı dili, kullanacağı silahı sen de kullanmak zorundasın. Anlaşılan o ki; vasiyete uymamak İslam dinine göre günahtır.

...
"AKP ve Balgat müdavimleri ittifakı" (Bilerek MHP demiyorum, çünkü gönlünde zerre kadar Türk milliyetçiliği inancı, ülküsü kalmış olan insan AKP'nin yaptıklarına razı olamaz) bütün bunları niçin yapıyor; iktidarları yerle yeksan eden krizlerden, yaşamakta olduğumuz bir benzerini atlatarak, iktidarını korumaktır. Bunun için de; esas meseleyi gözden kaçırmak için ana kahramanının "Her kötülüğün anası CHP"nin olduğu filmlerini millete izleterek; heyecanla ve adeta şehvet derecesinde ölümü arzulanan CHP'nin her defasında ölümünü beklemektir.
...
Dolayısıyla, bütün mesele neymiş; her zamanki formülü uygulamak; CHP düşmanlığı üzerinden bir strateji geliştirerek istediği sonucu elde etmek.


Deizim Derneği kuruldu; neden?
İstanbul'da, Diyanet İşleri Başkanı'nın “sapıklık” olarak değerlendirdiği deizmi savunan bir dernek kuruldu.
...
Ülkemizde ''Deizim''in hortlamasının müsebbibi ''Siyasal İslam''dır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki; seküler anlayışa sahip siyasi partiler ülkemiz gerçeği olan din olgusunu siyasal İslamcıların tekeline terk etmek gibi bir zafiyete düştüler. Siyaseten seküler düşünen ama bireysel olarak iyi bir dindar olan gencin kendilerine aidiyet duyabileceğini düşünüp, hassasiyet göstermediler.
...
Özellikle siyasette kolay yoldan başarı elde etmek için siyasi partiler, dini söylem ve ritüellerin kendilerine uzaklıkları veya yakınlıkları ölçüsünde konum belirlediler.
...
Dini anlamda kendilerini dindar veya muhafazakar olarak tanımlayan insanların değer atfettikleri kaidelerin, sadece siyaseten aidiyet duymadıkları partilerce sahiplenmeleri; bu da yetmeyip, onların elinde sürekli suistimal edilerek hırpalanması müthiş bir bıkkınlık yarattı. Bu bıkkınlık öyle bir had safhaya vardı ki; özellikle gençler anadan babadan gördükleri dini değer ve kavramları, karşı oldukları "Siyasal İslamcı" Siyasi parti ve kurumlarla bütünleştirdiler. Zamanla din deyince akıllarına ilk gelen Allah, Kuran, Sünnet değil bu değerler üzerinden siyaset yapan karşı cephe geldi. Bıkkınlık yaratan bu cephe, gençlerin iç dünyalarında hiçlik duygusu yarattı, doğal olarak manevi bunalıma sürükledi.
...
Aile yapısında dindarlık veya muhafazakarlık olan gençler bir yere kadar aileden gelen bu hazır öğreti ile iç dünyası ile barışıklığını sürdürebildi ama İslami söylemlerle vücut bulmuş bir fetö gerçeği ve de AKP'nin siyasi parti olarak bu yapıyı; kandırılmış olsun veya olmasın bir yerlere taşımış olması; özellikle muhafazakar veya dindar gençlerin iç dünyalarını allak bullak etmiştir.
...
İşte, maalesef allak bullak olmuş bu ruh hali gençlerimizi "Deizm" felaketine sürüklemiştir.
...
Peki çözüm nedir; siyaset kurumu, kirlenmiş elini "Din"in üzerinden çekmelidir; bu da Kamil anlamda laiklik kurumunu işler hale getirmekle mümkündür. Belki çok geç kaldık ama mümkündür. 


16 Temmuz'un sabahında Devlet Başkanı ve bakanlar kim olacaktı.
Hain kalkışma başarılı olsaydı; 16 Temmuz'un sabahında Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar kurulunun kimlerden oluşacağının listesi niçin açıklanmıyor.
...
Eğer böyle bir liste yoksa; bu listeyi dahi hazırlamayı becerememiş bir güruhun bu ülkeye verebileceği zarar; mesela ne olabilirdi.
...
Dolayısıyla, milleti ahmak yerine koymayın veya en azından bir kısmımız ahmak değiliz, o listeyi açıklayın ki; hainimizi, puştumuzu, pezevengimizi bilelim. Çünkü bu listedeki soysuzlar kimse; onlardan zuhur edecek silsileyi takip etmek devletin bekası için elzemdir.
...
Çok garip değil mi; muhalefet benim bu yaptığımı bile yapmıyor. CHP bir şey söylüyor, doğru da söylüyor ama o doğru üzerinden kendini yeterince ifade edemediğinden trol saldırıları ile tırsıyor, o da yetmiyor, bir de suçlu ilan ediliyor. İYİ PARTİ zaten hedef gösterildi.
...
Mesela CHP "Kontrollü darbe" gerekçesini "Yurtta sulh konseyi, cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu" listesinin açıklanmamasına bağlıyorum" dese; çok merak ediyorum, o zaman AKP başta olmak üzere yandaş medya ve troller ne diyecekler. Yoksa; "Böyle bir liste yok"mu diyeceksiniz. Güldürmeyin beni.
...
Sürekli şüphelerimizi dile getirmenin tehditi altındayız ama giderilmesi için de gerekli olan şeffaflığı da göremiyoruz.
...
Komşum akan çatısını tamir etmek için üç beş kiremit kaldırdı, ertesi gün belediye ekipleri kapısının önüne geldi "Hop hemşehrim izinsiz yapamazsın" dedi. Yani sürekli gözetleniyoruz. Öyleyse;... neyse.
"Komşunun çatı meselesi ile ilgili olup bitenleri "Özgürlükçü Demokratik Parlamenter Sistem"e geçtiğimizde anlatacağım☺️
Mehmet Soral

soralmehmet@gmail.com

15 Ekim 2018 Pazartesi

OLUP BİTENLER ÜZERİNE

Oğuzhan isminde birisi İYİ PARTİ'den istifa etmiş
Sayın Oğuzhan efendi; (Oğuzhan Hasar değil elbette)
İYİ PARTİ'den istifa edeceğini ve aynı anda bir başka partiye geçeceğini söylemen; bugün boşananın yarın bir başkası ile evlenmesi gibi bir şey. Ve böyle bir durumda Türk insanının aklından ne geçer; var sen düşün.
...
Yaptığın etik olmadığı gibi gittiğin yere de itibar sağlamaz. Seninkisi bir kişilik sorunu, hatta bozukluğudur. Belli ki bir operasyon sürecinin parçasısın. Bir partiden istifa edip, geldiğin partiye tekrar geri dönmenin fikri bazda gerekçesinin oluşması için geçmesi gereken süreç kesinlikle yeterli değil, insanları ikna edemezsin. Bu anlamda sadece sen değil, senden önce gidenler de aynı durumdalar.
...
Senin dirhemin ne yapar, özgül ağırlığın ne ki; vermiş olduğun kararın bir anlamı olsun. Çık ortaya, delikanlıca de ki; "Bir ülkücü olarak bu partide de umduğumu bulamadım" de; başımızın üstünde yerin olsun. Hala üyesi olduğun partiden henüz istifa etmemişken bile; bir başka siyasi partinin genel başkanına "Sayın Genel Başkanım" diyorsan, tekrarlıyorum; bu olsa olsa bir kişilik bozukluğudur.
Güle güle, yolun açık olsun.

''Anın ruhu''
Demek ki bir devletin başbakanı veya devlet başkanı; öyle durumlar olur bir başka ülkeye jest olsun diye bayrağını sallayabilir miş. Aynen Japon başbakanının Türk bayrağını sallamasında olduğu gibi. 
...
Rahmetli Barış Manço'nun Japonya'da verdiği konserde; Japonya Başbakanının büyük bir sevgi ve muhabbetle bir elinde Türk bayrağı diğer elinde Japonya bayrağını sallayarak müziğin ritmine eşlik etmişti. Şimdi Erdoğan'ın zamanında ABD başkan yardımcısını Ankara'da  ağırlayan ve nezaketen elinde ABD bayrağını sallayan İnönü'yü ayıplamasında olduğu gibi; bahsi geçen konserde Türk bayrağını sallayan Japonya başbakanı yanlış bir şey mi yapmıştır; asla. Her Türk o günkü manzara karşısında gurur duymuştur. Burada önemli olan "Anın" ruhunun ne olduğudur. 
...
Bu vesile ile rahmetli Barış Manço'un ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Sol ile kavgamız...
Türk milliyetçilerini sürekli sol ile kavgaya çekerek veya iterek; doksan yıllık cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı savaşa hazırlanan güruhu dikkatimizden kaçırdılar. Bunu ne adına yaptılar; ortak yanımız aynı safta namaz kılıyoruz diye.
Peki kıldık da ne oldu; ne olduğunu bugün çoğumuz yaşayarak anlamakla bilikte; onlarla cehennemde aynı koğuşa düştüğümüzde daha iyi anlayacağız.

Halil Konuşkan Hocam'dan naklen
Papaz'ın serbest kalmasına binaen Halil Konuşkan Hocam'dan naklen.
"Kahveye gittim. Gelmediler. Birini biraz evvel yolda gördüm. Öyle veya böyle yine biz kazanacağız. Önemli olan o dedi, iyi mi?"
...
Halil Hocam başka şeyler düşünebilmeleri mümkün mü.
İlk önce "Azatlık kabul etmeyen iflah olmaz köleliği" red edebilmeleri lazım, nerede. Hak etmediği menfaatlere itiraz etmesi; yani Allah korkusunun olması lazım, nerede. Kitap okuması, tefekküre dalması, muhakeme yapması; yani biraz akıl olması lazım, nerede.
...
Dolaysıyla edindiği bilgileri içselleştirip bilgi ve donanımın sağladığı öz güven ile hesap sorabilir olması lazım, nerede; o da yok.
...
Hocam un yok, şeker yok, yağ yok ama helva istiyorsun. Hocam yapacak bir şey yok, mahalle de birisinin ölmesini bekleyeceksin

Papaz gitti Dolar düşecek mi?
Evet, Papazla dolar krizi yönetildi. Şimdi de ekonomik krizi yönetmek etmek için bir hahama ihtiyaç var.
...
İlk önce Papaz üzerinden ekonomimiz vurulmak isteniyor dendi ve "Ver Papazı, al Papazı" veya "Bu fani burada olduğu sürece, o papazı alamayacaksınız" dendi ve böylece Papaz mevzusu siyasallaşmış oldu. Bu şartlarda hiç bir hakimin muhteremin arzusu dışında karar vermesi mümkün olamazdı.
...
Doların ateşi düşünce "Krizin Papaz ile ilgisi yoktur" denilip, Mckeynes görüşmeleri süreci de yaşanınca, bu sefer muhterem ilk iddiasından vaz geçip, yargı sürecinin muhteremin yeni arzusu doğrultusunda tamamlanması istendi. Artık Rahip serbest bırakılmalıydı.
...
AKP'nin bu ülkeye verebileceği bir şey kalmamıştır. Yönetememe sorunu had safhada. Dolayısıyla, kontrollü olaylarla yönetme usulu yine bir başka sorunun tetikleyicisi oluyor. Şimdi söz konusu Papaz'ın yargılanması süreciyle ilgili olarak; bırakalım kendimizi, dış dünyada bıraktığımız intiba; yargımızın dibine kadar siyasallaşmış olmasıdır.
...
Bu arada Rahip serbest kalınca Trump "Rahip Bronson için çok çalıştık" dediğini de unutmayalım.


Siyasi ''Konbin''
Devletin bekası adına (Güya, ama hiç inanmadım) kayıtsız şartsız Sarayın arkasında duran MHP'nin önerisi ile "Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulları"na kaç tane ülkücü isim atanmıştır. Veya MHP'yi kayda değer görüp, fikri alınmış mıdır. 
...
Bunu sorgulamama sabrı aslında bir zulümdür.

Şunun cevabı verilsin artık; devletin bekası için mi, yoksa ahmaklığın gereği için mi Saray'ın arkasında kayıtsız şartsız duruluyor.
Devletin bekası içinse; Saray niçin senin camiana ait bir isme değer verip, güvenerek bir makama layık görmez. Eğer Saray''Güvenilmez'' şablonunu senin üzerine oturtmuşsa; sana ne veriyor ki; koruması altındasın.
...
7 Haziran'da azınlığa düşmüş AKP hükumetini o günden bu güne desteklediğine göre; niçin AKP ile bir "Kombin" yapıp, kendini Cumhurbaşkanı yardımcısı, bir iki bakanı, bakan yardımcısını, daire başkanı ve genel müdürü ülkücüden seçtirmediniz.
...
Yerel yönetimler için uygun gördüğün "Kombin"i niçin genel yönetim için düşünmezsin.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

10 Ekim 2018 Çarşamba

İYİ PARTİ'NİN KONUMU BİZATİHİ KENDİSİDİR

İYİ PARTİ'nin konumu sağa göre de; sola göre de tarif edilemez
Lütfen, rica ediyorum; İYİ PARTİ'li etkin ve yetkin kimselere sesleniyorum. Özellikle İYİ PARTİ'yi "Sağ"ın orasına, burasına, şurasına göre tarif etmek zorunda değiliz.
...
Tarihe bakıyoruz bir sağ iktidar gelmiş, peşinden bir ihanet süreci oluşmuş, yerini başka bir sağ iktidara bırakmış, peşinden gene bir ihanet süreci... 
...
İhanetle gelip, ihanetle gidenlerin nesi ilham kaynağımız olacak da; onların referanslarına atıf yapacağız Allah aşkına. Yepyeni bir düşünce ve mantalite ile kendimizi tanımlayıp, iddialarımızı ortaya koyamayız mı.
...
Sağcı değil, Türk milliyetçisiyim. İYİ PARTİ'yi hiç de sağcı görmüyorum. Rahmetli Atatürk'ün "Ne mutlu Türk'üm diyene" veciz sözünde anlamını bulan "Kültür milliyetçiliği" ana ekseninde "Gövde"leşmiş" bir parti olarak görüyorum.


Mckeynes Fetö ve....?
Devlet Bahçeli grup toplantısında ilk önce geniş bir konuşma ile son derece haklı olarak ABD'nin bize karşı hasımane tutumu ve puştluğundan bahsetti. Ancak Mckeynes meselesine geçip, onun danışmanlığının gerekliliğine vurgu yapmasından anlıyoruz ki; Mckeynes ile yapılan anlaşma iptal edilmemiş.
...
Bu arada Mckeynes'in fetö şirketlerine; ABD'nin CIA'sı ve derin devletine de hizmet verdiğini de çok kaynaktan öğrendik.
...
Sizce çok garip değil mi; Devlet Bahçeli kozmik odamıza fetö marifeti ile ABD'yi sokan AKP'nin de arkasında; aynı zamanda fetö'ye danışmanlık hizmeti veren Mckeynes'in milli kaynaklarımızın envanterinin kayıtlı olduğu ekonomimizin kozmik odasına girmesine de dünden razı.
...
Bir çelişkinin olduğu aşikar. Benim anladığım Mckeynes ile yapılan anlaşma hala geçerliliğini koruyor. Milletin bu danışmanlığı içine sindiremediği anlaşılınca; mahalli seçimlerde hesabının sorulacağı endişesi ile şimdilik "Vaz geçildi görüntüsü" verilmek isteniyor.


Senmisin muhatap olmak istemeyen.
Cumhurbaşkanı Erdoğan özellikle Meral Hanım'la muhatap olmamak için şimdiye kadar özel çaba sarf etmiş olsa da; kader bu ya; Mckeynes sıkıştırması ile muhatap olmak zorunda kaldı, Meral Hanım'ı dinledi ve anlaşmayı iptal etti.

Ben olayım CHP'nin yerinde...?
Ben olayım CHP'nin yerinde; ne zaman ki AKP CHP tarihine atıf yaprak bir eleştiri yapacak olduğunda; akabinde, mecliste basın karşısında her defasında bir yemek tarifi yaparım.
...
Diyelim ki, Erdoğan eline ABD bayrağını alıp, CHP'ye mi yüklendi; mesela terbiyeli işkembe çorbasının nasıl yapıldığının tarifini yapabilir☺️
...
"Bu CEHAPE var ya; bu CEHAPE" sesini duyduğu an basın sözcüsü hemen bir yemek tarifini hazırlığına başlamalıdır☺️
...
Hatta tarifi bilerek, biraz da eksik yaparım ki; ertesi gün herkes Erdoğan'ın söylediğini değil, verilen yemek tarifini tartışır. ☺️
...
Fikrimi istediğiniz gibi kullanabiliriz, telif falan talebim yoktur.


Papatya falı
Muhterem ne yapsın. Her gün papatya falına bakıyor; ''Kriz var mı, yok mu; kriz var mı yok mu....
...
Gönlünden geçen krizin olmadığı ama fal bu ya; bazen de ''Kriz var'' çıkıyor.
...
Bu böyle olmayacak anlaşılan; papatyanın son üç yaprağını bence diğer ortak koparsın; artık ne çıkarsa bahtımıza


Evinizin hane halkını ''Balgat''a bildiriniz
Bundan sonra anlaşılıyor ki; evimizde kimlerin olacağını her akşam ''Balgat müdavimlerine'' bildireceğiz.  
...
Sayın Bahçeli'nin bu tutum ve davranışları karşısında zaman zaman ''Acaba bizleri hala kendisine sonsuz sadakatle bağlı hazır askerler olarak mı görüyor ki; çok rahat talimatlar, emirler verip, tehditlerde bulunabiliyor'' diye düşünmüyor değilim. 
...
Sayın Bahçeli soruyor; ''O akşam evinizde kimler vardı, kaç kişiydi, o video'yu kimler çekti''
...
Yapmayın, etmeyin Allah aşkına. Evimize gireni çıkanı size mi danışacağız. Sayın Bahçeli o ev bir ''Cafe'' falan değil, Sayın Akşener'in konakladığı evidir; bilmiyor musunuz. Bırakalım Sayın Akşener'i; böyle sorgulama yaparak kendi ilçe teşkilatına bile haksızlık yapıyorsunuz; sanki bir organizasyonun içindeymişler gibi.
...
Neyse, madem ki talimat buyurdunuz; ben de söyleyeyim. Bu akşam evimde eşim, iki oğlum bir de kedim olacağız. Muhabbet kuşunun kafesini boş bulduk; içeride mi, dışarıda mı ondan emin değiliz 
Arz ederim efendim.


''Ulan'' demek?
Efendim neymiş; Meral Hanım "Ulan demiş".
Üsküdar meydanında İYİ PARTİ'li bayanlarımız "Yavrum" dedikleri tarafından dövülmediler mi.
...
Meral Abla, elmaya nerede "Alma", anneye de nerede "Ana" denileceğini bilir. Biraz delikanlı olun, kadıncağızı anlamaya çalışın. 
...
Kapıya çıkmasaydı, ne diyecektiniz; "Kocasının koynunda saklandı"; yanlarına gitseydi "Yalvarmaya gitti" diyecektiniz.
...
Ablanın her sözü yerini bulmuştur. Kaldı ki; o "Ulanları" o gençleri değil, başkalarını muhatap alarak söylemiştir.


AKP af meselesini Sayın Bahçeli ile gündeme getirdi ama...?
Merak ettiniz mi; AKP ve Erdoğan, MHP'nin af önergesine bakarız, ederiz derken; görüyoruz ki kaale almayarak, hatta önergenin amacını haksız görüp, muhalefet partileri gibi MHP'yi doğrudan eleştiriyorlar bile. 
...
Erdoğan'ın klasik stratejisine uygun bir davranış biçimi. Nedir o; "Kazan kazan". Bu stratejinin en son tecrübesini 24 haziran seçimlerinde yaşadık. MHP barajı aştı, Erdoğan da başkan oldu. "Kazan kazan" gerçekleşti. 
...
MHP yine AKP ile bir işbirliğine giderek; Devlet Bahçeli, "Parti içi seçimle koltuğundan indirilmeden" görevini tamamlamış olmanın iç huzuru ile siyasi hayatını noktalamak istiyor.
...
Ancak görüyoruz ki AKP ipe un serer gibi bir tavır içinde. Erdoğan siyasi hedefleri için kimleri harcamadı ki; Bahçeli ve Erdoğan'ı harcamasın. AKP'yi kurarken Erdoğan'a en yakın isimlere hain damgası vurulduğunu unutmayalım.
...
AKP yönetimi ve Erdoğan, bu af meselesinin yaratacağı mağduriyetlerin bedelini sadece MHP değil, AKP'nin de ödeyeceğinin hesabını çok iyi fark ettiler. Yine diğer bir husus; 24 Haziran genel seçimde kendi oyunun en az %7'sinin MHP'ye emanet olarak gittiğini görünce, doğal olarak MHP'nin kendi oyunun en fazla %4 olduğu ortaya çıkmış oluyor. Bunu Aktroller de sürekli dile getirdiler.
...
Şimdi anasının gözü AKP hesap edip, diyor ki; "MHP'nin oyu %11 ise, bunun emanet olarak giden %7'i bana geri gelirse, kalan %4 MHP oylarının ne kadarı; MHP için feragat edebileceğimiz illeri veya ilçeleri kaybetmemize değer.
...
Dolayısıyla, zaten AKP en az oy aldığı seçim bölgelerinde bile %4 den aşağı oy almıyor. Bunu gördükleri için ve de aslında af konusunun arka planında AKP olduğu halde; aynen Mckeynes mevzusunda olduğu gibi af mevzusundan da vaz geçilecek. Bu konuda geri çekilirken; sözde MHP'nin örtülü af önerisine itiraz ederek; düştükleri yerden bir avuç toprak alarak ayağa kalkıp, ranta dönüştürmek istiyorlar.
...
Benim nihai olarak son söyleyeceğim; MHP kurumsal kimliği (Balgat ve müdavimleri bilerek işin içindeler) bir kez daha AKP ve Erdoğan'ın yönetme stratejisi için kullanılmaya devam ediliyor. Yine kazanan Erdoğan, AKP ve Balgat müdavimleri; kaybeden ise MHP kurumsal kimliği olacaktır. 


Suudi gazeteci kül oldu gitti
Hak, hukuk ve adaletin olmadığı bir ülkenin vatandaşı; yine ülkesine ait başka bir ülkedeki konsolosluğa girip, çıkamadı; kül olup, uçtu gitti. 
...
Tek adamlı keyfi yönetimli devletlerde "İtiraz eden" vatandaşların aşağı yukarı ilk fırsatta uğrayabileceği akibet budur.
...
Devletimizin ve yönetenlerimizin kıymetini bilelim(!)


Algının esir aldığı beyinler
Bu ülkenin 25 yaşın altındaki gençlere sadece 1 hafta boyunca A HABER izletilse; Cumhuriyet, onun değer ve kazanımlarından nefret eden bir neslin yetişmemesi mümkün değil. "Yeni Türkiye" söyleminin arkasındaki gerçek niyet de budur. A HABER 'in yayın politikası da bu niyet üzerinedir. 

İnönü'nün salladığı ABD bayrağı
Daha dün Fethullah Gülen için "Ne istedin de vermedik" diyen bir insansın; yıllar önce nedenini bilmediğimiz hangi saikle İnönü'nün elinde tuttuğu ABD bayrağı(Beraberinde Türk bayrağı da var) üzerinden CHP' ye yüklenme cür'etine pes doğrusu. Ya CHP'ye tarihi gönderme uğruna fotomontaj ile Türk bayrağını ''karaya'' boyama hadsziliğine ne diyeceğiz.
...
Rahmetli büyüklerim böyleleri için "Ne kadar da ''baştahsız'' birisi, bununla başa çıkılmaz" derlerdi.
...
Düşünebiliyormusunz; fetö ihanet şebekesi ile yaşadığı birliktelik yüzünden ülke ve millet olarak canımızla, malımızla ödemekte olduğumuz bedel hala devam ederken; ayağının ucundaki çamur balçığına taş atmanın üstüne çamur sıçratacağı gibi basit bir gerçeğin hesabını dahi yapamama cehaleti ve bunun sağladığı cüret ülkemizi yönetiyor.
...
Ha, sahi; "ABD askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için duacıyım" diyen devlet adamımız kimdir?
Bu dediğini unutan muhterem, nasıl da İnönü'ün elindeki ABD bayrağını hatırlıyor. Şaşılacak bir durum değil mi☺️
...
Pes doğrusu. Dedim ya; "Bunlarla başa çıkılamaz"
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

BUĞRA KAVUNCU-İYİ PARTİ İSTANBUL İL BAŞKANI

İYİ PARTİ İstanbul İl başkanlığı'na atanan Buğra Kavuncu'yu tanıyalım.
...
Başarılı olacağına inanıyorum. Güçlü, öz güven sahibi müteşebbis kimliğinin yanında, Türkiye sosyolojisini çok iyi bilen, aynı zamanda siyasi tecrübeleri olan ama fitne, fesat ve hizipçilikten uzak kalmayı başarmış isimlerle homojen bir teşkilat yapılanmasını başarabilirse; İstanbul'da hem kendisinin hem de partimizin başarılı olacağına inanıyorum.
...
Tam adı Saltuk Buğra Kavuncu olan İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyesi ve parti sözcüsü Buğra Kavuncu, 1973 yılında Ankara'da doğmuştur. Buğra Kavuncu, baba tarafından aslen Adana Ceyhan‘lıdır.
Öğrenim hayatına Kanada'da Edmenton İlkokulu'nda başlayan Buğra Kavuncu, Ankara Çizmeci İlkokulu'nda devam ederek başlamıştır. Ortaokulu ise Namık Kemal Ortaokulu'nda okumuştur. Lise öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi'nde tamamlayan Buğra Kavuncu, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümünden mezun olmuştur.
1996 yılında Selçuk Üniversitesi'nde tarım ekonomisi alanında asistan olarak çalışan Buğra Kavuncu, iş hayatına 1997 yılında Kazakistan'ın Almatı şehrinde Yapı Kimyasalları alanında girişimci olarak başlamıştır.
Profosyonel anlamda iş hayatına 2006 yılında BASF şirketinde başlayan Buğra Kavuncu, şirket bünyesinde çeşitli pozisyonlarda görev aldı.
1997-2006 yılları arasında ortağı ve yönetici olduğu, Almatı'da kurduğu USTA LLP isimli firmasını Orta Asya’da yapı kimyasalları alanında yaptığı yatırımlarla büyüten Buğra Kavuncu, 2006-2008 yılları arasında BASF Const-ruction Chemicals Central Asia LLP’de, 2008-2010 yılları arasında ise BASF Central Asia’da Genel Müdür olarak çalıştı.
2010-2012 yılları arasında BASF Yapı Kimyasalları Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Ülkeleri Pazar Yöneticisi olarak İsviçre’de görev alan Buğra Kavuncu, 2012 - 2014 yılları arasında BDT Ülkeleri Pazar Yöneticisi olarak görev yapmasının yanı sıra BASF Yapı Kimyasalları Türkiye Genel Müdürü olarak çalışmalarını sürdürdü.
Ocak 2016 itibarıyla BASF Türk Kimya CEO’su olarak atanan Buğra Kavuncu, 2006'da katıldığı BASF bünyesinde 10 yıl boyunca çeşitli ülkelerde üst düzey yönetici olarak görev yaparak satış, pazarlama ve yatırım alanında deneyim kazandı.
İleri derecede Rusça, Kazakça ve İngilizce bilen Buğra Kavuncu, 2018 yılında İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Parti sözcüsü görevini de üstlenen Buğra Kavuncu, evli ve 2 erkek, 1 kız çocuğu babasıdır.
Basketbol, bisiklet, kayak ve yüzme sporlarıyla ilgilenen Buğra Kavuncu, Türk müziği, Türk tarihi ve özellikle Türkistan (Orta Asya) tarihiyle de yakından ilgileniyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

7 Ekim 2018 Pazar

"SİYASİ KÜRT HAREKETİ"

Türkiye'nin siyasi geçmişi yakinen takip edenler olarak biliyoruz ki; Kürt inisiyatifi adına, 1991 seçimlerinde zamanın SHP'nin listesinden meclise girip, sonra SHP'den ayrılıp önce ''Kürt Partisi HEP'' kimliği ile daha sonraları da kapatmalar nedeniyle değişik isimler altında tekrar tekrar kurularak ''Siyasal Kürt hareketi'' adına mecliste daima yer almışlardır. 
...
Aslında, zımnen de olsa diğer partiler HDP için ''Biz HDP'den Türkiye partisi olmasını bekliyoruz'' derken neyi itiraf etmiş oluyorlardı; ''Siyasal Kürt hareketi''nin temsilcisi olmaktan vaz geçin, bizler gibi olun'' demek istemişlerdir. Meral Hanım hiç kimsenin karşısında durup, yorumlamaya cesaret edemediği resmi yorumlamış oluyor; olanı söylemiştir, temennisini dile getirmemiştir. Burada karıştırılan; var olanın dile getirilmesinin, temenni niyetiyle söylenmiş gibi görülmesidir.
...
Zamanında SHP'nin ''Kürt Siyasal Hareketi'' adına yapmış olduğu açılımı AKP bu defa aynı şeyi kendi inisiyatifi altında yapmayı, HDP'nin alternatifi olmayı misyon edinmiştir. Ancak ''Açılımlar ve akiller''le bir çok yolu denemiş olsalar da ''Kürtler'' HDP'nin kontrolünde hareket etmeyi yeğlemişlerdir.
...
Bu tanımlamanın(Siyasal Kürt Hareketi) siyasi tartışmalarda insanlar arasında kullanılması başka; HDP milletvekilleri ile Oslo'da, daha sonra Dolmabahçe Sarayında PKK terör örgütü üzerinden konuşulması başkadır.
...
HDP ile gerek Oslo'da, gerekse Dolmabahçe Sarayında yapılan görüşmeler; bırakalım HDP'yi, PKK'yı "Siyasal Kürt Hareketi"nin temsilcisi olarak görmektir.
...
Dolaysıyla, bizatihi AKP tarafından iktidarı süresince meşruiyet kazandırılan "Siyasal Kürt Hareketi" deyiminin vebalini Meral Akşener'e maal etme cehaletini algılarla dayatmaya çalışılsa da; bir sonraki hükumete devrettiği iç işleri bakanlığı dönemindeki terör vakıasının yüzdesi ortada ve kayıtlarla sabit. Hatta o da yetmemiş; yayınladığı genelgelerle zamanın cemaat mensubu olup, ordudan atılan askerlerin "Milli görüş"cü belediyelerce istihdam ettiğine dikkat çekerek, buna mani olunmasını ve gerekli tedbirlerin alınması talimatını vermiştir. 
...
Şunu herkes bilmelidir ki; özellikle 2000 yılından sonra günümüze kadar ülkemizde özelikle PKK'ya ilişkin terörün artmasındaki temel nedenlerden birisi de AKP'nin adeta HDP'yi "Siyasal Kürt Hareketi" temsilcisi olarak görüp, onlarla sürdürdüğü görüşmelerdir.
...
Eğer Dolmabahçe Saray'ında zamanın MHP'si veya CHP'si ile "Bu terörün üstesinden nasıl gelebiliriz"in cevabı aranmış olsaydı, elbette o toplantıyı "Siyasal Kürt Hareketi" için yapılmış olarak görmek mümkün olmayacaktı. Özelikle devlet adına HDP ile yapılan bu ve Oslo toplantıları PKK'yı "Siyasal Kürt Hareketi" konumuna, HDP'yi de sözcüsü konumuna taşımıştır. Bugün bu sürecin müsebbibi iktidar sahipleri her ne kadar yanlışlarını anlamış olsalar da; nihayetinde yaşanmış gerçekler olup, bu yanlışlar karşısında ağır bedeller ödedik. 
...
Dolayısıyla, bütün bu olup bitenler insanların hafızalarında, devletin de kayıtlarında duruyorken; hangi izan ve İrfan ile Meral Hanım'ın HDP'yi "Siyasal Kürt hareketi temsilcisi" olarak gördüğü şeklindeki ithamda bulunabilinir; olsa olsa daha önce tanımı yapılmış bir olguyu ifade etmiş olmanın dışında bir anlam taşımaz.
...
Hatta AKP'nin sürdürdüğü açılım, saçlım süreçlerini ihanet süreci olarak tanımlanmış olanların; şimdi onların yancısı konumunda olup da Meral Hanım'a bu mevzu üzerinden insafsızca ithamda bulunmak; acizlik karşısında çare arama telaşıdır.
...
Meral Hanım inandığı bir şeyi değil tam aksine inanmadığı bir şeyi ifade ederken kullandığı cümle zayıf kalmış; farklı anlama çekileceği ihtimalini hemen fark edip, düzeltmesi gerekirdi. 
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com