10 Ekim 2018 Çarşamba

İYİ PARTİ'NİN KONUMU BİZATİHİ KENDİSİDİR

İYİ PARTİ'nin konumu sağa göre de; sola göre de tarif edilemez
Lütfen, rica ediyorum; İYİ PARTİ'li etkin ve yetkin kimselere sesleniyorum. Özellikle İYİ PARTİ'yi "Sağ"ın orasına, burasına, şurasına göre tarif etmek zorunda değiliz.
...
Tarihe bakıyoruz bir sağ iktidar gelmiş, peşinden bir ihanet süreci oluşmuş, yerini başka bir sağ iktidara bırakmış, peşinden gene bir ihanet süreci... 
...
İhanetle gelip, ihanetle gidenlerin nesi ilham kaynağımız olacak da; onların referanslarına atıf yapacağız Allah aşkına. Yepyeni bir düşünce ve mantalite ile kendimizi tanımlayıp, iddialarımızı ortaya koyamayız mı.
...
Sağcı değil, Türk milliyetçisiyim. İYİ PARTİ'yi hiç de sağcı görmüyorum. Rahmetli Atatürk'ün "Ne mutlu Türk'üm diyene" veciz sözünde anlamını bulan "Kültür milliyetçiliği" ana ekseninde "Gövde"leşmiş" bir parti olarak görüyorum.


Mckeynes Fetö ve....?
Devlet Bahçeli grup toplantısında ilk önce geniş bir konuşma ile son derece haklı olarak ABD'nin bize karşı hasımane tutumu ve puştluğundan bahsetti. Ancak Mckeynes meselesine geçip, onun danışmanlığının gerekliliğine vurgu yapmasından anlıyoruz ki; Mckeynes ile yapılan anlaşma iptal edilmemiş.
...
Bu arada Mckeynes'in fetö şirketlerine; ABD'nin CIA'sı ve derin devletine de hizmet verdiğini de çok kaynaktan öğrendik.
...
Sizce çok garip değil mi; Devlet Bahçeli kozmik odamıza fetö marifeti ile ABD'yi sokan AKP'nin de arkasında; aynı zamanda fetö'ye danışmanlık hizmeti veren Mckeynes'in milli kaynaklarımızın envanterinin kayıtlı olduğu ekonomimizin kozmik odasına girmesine de dünden razı.
...
Bir çelişkinin olduğu aşikar. Benim anladığım Mckeynes ile yapılan anlaşma hala geçerliliğini koruyor. Milletin bu danışmanlığı içine sindiremediği anlaşılınca; mahalli seçimlerde hesabının sorulacağı endişesi ile şimdilik "Vaz geçildi görüntüsü" verilmek isteniyor.


Senmisin muhatap olmak istemeyen.
Cumhurbaşkanı Erdoğan özellikle Meral Hanım'la muhatap olmamak için şimdiye kadar özel çaba sarf etmiş olsa da; kader bu ya; Mckeynes sıkıştırması ile muhatap olmak zorunda kaldı, Meral Hanım'ı dinledi ve anlaşmayı iptal etti.

Ben olayım CHP'nin yerinde...?
Ben olayım CHP'nin yerinde; ne zaman ki AKP CHP tarihine atıf yaprak bir eleştiri yapacak olduğunda; akabinde, mecliste basın karşısında her defasında bir yemek tarifi yaparım.
...
Diyelim ki, Erdoğan eline ABD bayrağını alıp, CHP'ye mi yüklendi; mesela terbiyeli işkembe çorbasının nasıl yapıldığının tarifini yapabilir☺️
...
"Bu CEHAPE var ya; bu CEHAPE" sesini duyduğu an basın sözcüsü hemen bir yemek tarifini hazırlığına başlamalıdır☺️
...
Hatta tarifi bilerek, biraz da eksik yaparım ki; ertesi gün herkes Erdoğan'ın söylediğini değil, verilen yemek tarifini tartışır. ☺️
...
Fikrimi istediğiniz gibi kullanabiliriz, telif falan talebim yoktur.


Papatya falı
Muhterem ne yapsın. Her gün papatya falına bakıyor; ''Kriz var mı, yok mu; kriz var mı yok mu....
...
Gönlünden geçen krizin olmadığı ama fal bu ya; bazen de ''Kriz var'' çıkıyor.
...
Bu böyle olmayacak anlaşılan; papatyanın son üç yaprağını bence diğer ortak koparsın; artık ne çıkarsa bahtımıza


Evinizin hane halkını ''Balgat''a bildiriniz
Bundan sonra anlaşılıyor ki; evimizde kimlerin olacağını her akşam ''Balgat müdavimlerine'' bildireceğiz.  
...
Sayın Bahçeli'nin bu tutum ve davranışları karşısında zaman zaman ''Acaba bizleri hala kendisine sonsuz sadakatle bağlı hazır askerler olarak mı görüyor ki; çok rahat talimatlar, emirler verip, tehditlerde bulunabiliyor'' diye düşünmüyor değilim. 
...
Sayın Bahçeli soruyor; ''O akşam evinizde kimler vardı, kaç kişiydi, o video'yu kimler çekti''
...
Yapmayın, etmeyin Allah aşkına. Evimize gireni çıkanı size mi danışacağız. Sayın Bahçeli o ev bir ''Cafe'' falan değil, Sayın Akşener'in konakladığı evidir; bilmiyor musunuz. Bırakalım Sayın Akşener'i; böyle sorgulama yaparak kendi ilçe teşkilatına bile haksızlık yapıyorsunuz; sanki bir organizasyonun içindeymişler gibi.
...
Neyse, madem ki talimat buyurdunuz; ben de söyleyeyim. Bu akşam evimde eşim, iki oğlum bir de kedim olacağız. Muhabbet kuşunun kafesini boş bulduk; içeride mi, dışarıda mı ondan emin değiliz 
Arz ederim efendim.


''Ulan'' demek?
Efendim neymiş; Meral Hanım "Ulan demiş".
Üsküdar meydanında İYİ PARTİ'li bayanlarımız "Yavrum" dedikleri tarafından dövülmediler mi.
...
Meral Abla, elmaya nerede "Alma", anneye de nerede "Ana" denileceğini bilir. Biraz delikanlı olun, kadıncağızı anlamaya çalışın. 
...
Kapıya çıkmasaydı, ne diyecektiniz; "Kocasının koynunda saklandı"; yanlarına gitseydi "Yalvarmaya gitti" diyecektiniz.
...
Ablanın her sözü yerini bulmuştur. Kaldı ki; o "Ulanları" o gençleri değil, başkalarını muhatap alarak söylemiştir.


AKP af meselesini Sayın Bahçeli ile gündeme getirdi ama...?
Merak ettiniz mi; AKP ve Erdoğan, MHP'nin af önergesine bakarız, ederiz derken; görüyoruz ki kaale almayarak, hatta önergenin amacını haksız görüp, muhalefet partileri gibi MHP'yi doğrudan eleştiriyorlar bile. 
...
Erdoğan'ın klasik stratejisine uygun bir davranış biçimi. Nedir o; "Kazan kazan". Bu stratejinin en son tecrübesini 24 haziran seçimlerinde yaşadık. MHP barajı aştı, Erdoğan da başkan oldu. "Kazan kazan" gerçekleşti. 
...
MHP yine AKP ile bir işbirliğine giderek; Devlet Bahçeli, "Parti içi seçimle koltuğundan indirilmeden" görevini tamamlamış olmanın iç huzuru ile siyasi hayatını noktalamak istiyor.
...
Ancak görüyoruz ki AKP ipe un serer gibi bir tavır içinde. Erdoğan siyasi hedefleri için kimleri harcamadı ki; Bahçeli ve Erdoğan'ı harcamasın. AKP'yi kurarken Erdoğan'a en yakın isimlere hain damgası vurulduğunu unutmayalım.
...
AKP yönetimi ve Erdoğan, bu af meselesinin yaratacağı mağduriyetlerin bedelini sadece MHP değil, AKP'nin de ödeyeceğinin hesabını çok iyi fark ettiler. Yine diğer bir husus; 24 Haziran genel seçimde kendi oyunun en az %7'sinin MHP'ye emanet olarak gittiğini görünce, doğal olarak MHP'nin kendi oyunun en fazla %4 olduğu ortaya çıkmış oluyor. Bunu Aktroller de sürekli dile getirdiler.
...
Şimdi anasının gözü AKP hesap edip, diyor ki; "MHP'nin oyu %11 ise, bunun emanet olarak giden %7'i bana geri gelirse, kalan %4 MHP oylarının ne kadarı; MHP için feragat edebileceğimiz illeri veya ilçeleri kaybetmemize değer.
...
Dolayısıyla, zaten AKP en az oy aldığı seçim bölgelerinde bile %4 den aşağı oy almıyor. Bunu gördükleri için ve de aslında af konusunun arka planında AKP olduğu halde; aynen Mckeynes mevzusunda olduğu gibi af mevzusundan da vaz geçilecek. Bu konuda geri çekilirken; sözde MHP'nin örtülü af önerisine itiraz ederek; düştükleri yerden bir avuç toprak alarak ayağa kalkıp, ranta dönüştürmek istiyorlar.
...
Benim nihai olarak son söyleyeceğim; MHP kurumsal kimliği (Balgat ve müdavimleri bilerek işin içindeler) bir kez daha AKP ve Erdoğan'ın yönetme stratejisi için kullanılmaya devam ediliyor. Yine kazanan Erdoğan, AKP ve Balgat müdavimleri; kaybeden ise MHP kurumsal kimliği olacaktır. 


Suudi gazeteci kül oldu gitti
Hak, hukuk ve adaletin olmadığı bir ülkenin vatandaşı; yine ülkesine ait başka bir ülkedeki konsolosluğa girip, çıkamadı; kül olup, uçtu gitti. 
...
Tek adamlı keyfi yönetimli devletlerde "İtiraz eden" vatandaşların aşağı yukarı ilk fırsatta uğrayabileceği akibet budur.
...
Devletimizin ve yönetenlerimizin kıymetini bilelim(!)


Algının esir aldığı beyinler
Bu ülkenin 25 yaşın altındaki gençlere sadece 1 hafta boyunca A HABER izletilse; Cumhuriyet, onun değer ve kazanımlarından nefret eden bir neslin yetişmemesi mümkün değil. "Yeni Türkiye" söyleminin arkasındaki gerçek niyet de budur. A HABER 'in yayın politikası da bu niyet üzerinedir. 

İnönü'nün salladığı ABD bayrağı
Daha dün Fethullah Gülen için "Ne istedin de vermedik" diyen bir insansın; yıllar önce nedenini bilmediğimiz hangi saikle İnönü'nün elinde tuttuğu ABD bayrağı(Beraberinde Türk bayrağı da var) üzerinden CHP' ye yüklenme cür'etine pes doğrusu. Ya CHP'ye tarihi gönderme uğruna fotomontaj ile Türk bayrağını ''karaya'' boyama hadsziliğine ne diyeceğiz.
...
Rahmetli büyüklerim böyleleri için "Ne kadar da ''baştahsız'' birisi, bununla başa çıkılmaz" derlerdi.
...
Düşünebiliyormusunz; fetö ihanet şebekesi ile yaşadığı birliktelik yüzünden ülke ve millet olarak canımızla, malımızla ödemekte olduğumuz bedel hala devam ederken; ayağının ucundaki çamur balçığına taş atmanın üstüne çamur sıçratacağı gibi basit bir gerçeğin hesabını dahi yapamama cehaleti ve bunun sağladığı cüret ülkemizi yönetiyor.
...
Ha, sahi; "ABD askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için duacıyım" diyen devlet adamımız kimdir?
Bu dediğini unutan muhterem, nasıl da İnönü'ün elindeki ABD bayrağını hatırlıyor. Şaşılacak bir durum değil mi☺️
...
Pes doğrusu. Dedim ya; "Bunlarla başa çıkılamaz"
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

BUĞRA KAVUNCU-İYİ PARTİ İSTANBUL İL BAŞKANI

İYİ PARTİ İstanbul İl başkanlığı'na atanan Buğra Kavuncu'yu tanıyalım.
...
Başarılı olacağına inanıyorum. Güçlü, öz güven sahibi müteşebbis kimliğinin yanında, Türkiye sosyolojisini çok iyi bilen, aynı zamanda siyasi tecrübeleri olan ama fitne, fesat ve hizipçilikten uzak kalmayı başarmış isimlerle homojen bir teşkilat yapılanmasını başarabilirse; İstanbul'da hem kendisinin hem de partimizin başarılı olacağına inanıyorum.
...
Tam adı Saltuk Buğra Kavuncu olan İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyesi ve parti sözcüsü Buğra Kavuncu, 1973 yılında Ankara'da doğmuştur. Buğra Kavuncu, baba tarafından aslen Adana Ceyhan‘lıdır.
Öğrenim hayatına Kanada'da Edmenton İlkokulu'nda başlayan Buğra Kavuncu, Ankara Çizmeci İlkokulu'nda devam ederek başlamıştır. Ortaokulu ise Namık Kemal Ortaokulu'nda okumuştur. Lise öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi'nde tamamlayan Buğra Kavuncu, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümünden mezun olmuştur.
1996 yılında Selçuk Üniversitesi'nde tarım ekonomisi alanında asistan olarak çalışan Buğra Kavuncu, iş hayatına 1997 yılında Kazakistan'ın Almatı şehrinde Yapı Kimyasalları alanında girişimci olarak başlamıştır.
Profosyonel anlamda iş hayatına 2006 yılında BASF şirketinde başlayan Buğra Kavuncu, şirket bünyesinde çeşitli pozisyonlarda görev aldı.
1997-2006 yılları arasında ortağı ve yönetici olduğu, Almatı'da kurduğu USTA LLP isimli firmasını Orta Asya’da yapı kimyasalları alanında yaptığı yatırımlarla büyüten Buğra Kavuncu, 2006-2008 yılları arasında BASF Const-ruction Chemicals Central Asia LLP’de, 2008-2010 yılları arasında ise BASF Central Asia’da Genel Müdür olarak çalıştı.
2010-2012 yılları arasında BASF Yapı Kimyasalları Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Ülkeleri Pazar Yöneticisi olarak İsviçre’de görev alan Buğra Kavuncu, 2012 - 2014 yılları arasında BDT Ülkeleri Pazar Yöneticisi olarak görev yapmasının yanı sıra BASF Yapı Kimyasalları Türkiye Genel Müdürü olarak çalışmalarını sürdürdü.
Ocak 2016 itibarıyla BASF Türk Kimya CEO’su olarak atanan Buğra Kavuncu, 2006'da katıldığı BASF bünyesinde 10 yıl boyunca çeşitli ülkelerde üst düzey yönetici olarak görev yaparak satış, pazarlama ve yatırım alanında deneyim kazandı.
İleri derecede Rusça, Kazakça ve İngilizce bilen Buğra Kavuncu, 2018 yılında İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Parti sözcüsü görevini de üstlenen Buğra Kavuncu, evli ve 2 erkek, 1 kız çocuğu babasıdır.
Basketbol, bisiklet, kayak ve yüzme sporlarıyla ilgilenen Buğra Kavuncu, Türk müziği, Türk tarihi ve özellikle Türkistan (Orta Asya) tarihiyle de yakından ilgileniyor.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

7 Ekim 2018 Pazar

"SİYASİ KÜRT HAREKETİ"

Türkiye'nin siyasi geçmişi yakinen takip edenler olarak biliyoruz ki; Kürt inisiyatifi adına, 1991 seçimlerinde zamanın SHP'nin listesinden meclise girip, sonra SHP'den ayrılıp önce ''Kürt Partisi HEP'' kimliği ile daha sonraları da kapatmalar nedeniyle değişik isimler altında tekrar tekrar kurularak ''Siyasal Kürt hareketi'' adına mecliste daima yer almışlardır. 
...
Aslında, zımnen de olsa diğer partiler HDP için ''Biz HDP'den Türkiye partisi olmasını bekliyoruz'' derken neyi itiraf etmiş oluyorlardı; ''Siyasal Kürt hareketi''nin temsilcisi olmaktan vaz geçin, bizler gibi olun'' demek istemişlerdir. Meral Hanım hiç kimsenin karşısında durup, yorumlamaya cesaret edemediği resmi yorumlamış oluyor; olanı söylemiştir, temennisini dile getirmemiştir. Burada karıştırılan; var olanın dile getirilmesinin, temenni niyetiyle söylenmiş gibi görülmesidir.
...
Zamanında SHP'nin ''Kürt Siyasal Hareketi'' adına yapmış olduğu açılımı AKP bu defa aynı şeyi kendi inisiyatifi altında yapmayı, HDP'nin alternatifi olmayı misyon edinmiştir. Ancak ''Açılımlar ve akiller''le bir çok yolu denemiş olsalar da ''Kürtler'' HDP'nin kontrolünde hareket etmeyi yeğlemişlerdir.
...
Bu tanımlamanın(Siyasal Kürt Hareketi) siyasi tartışmalarda insanlar arasında kullanılması başka; HDP milletvekilleri ile Oslo'da, daha sonra Dolmabahçe Sarayında PKK terör örgütü üzerinden konuşulması başkadır.
...
HDP ile gerek Oslo'da, gerekse Dolmabahçe Sarayında yapılan görüşmeler; bırakalım HDP'yi, PKK'yı "Siyasal Kürt Hareketi"nin temsilcisi olarak görmektir.
...
Dolaysıyla, bizatihi AKP tarafından iktidarı süresince meşruiyet kazandırılan "Siyasal Kürt Hareketi" deyiminin vebalini Meral Akşener'e maal etme cehaletini algılarla dayatmaya çalışılsa da; bir sonraki hükumete devrettiği iç işleri bakanlığı dönemindeki terör vakıasının yüzdesi ortada ve kayıtlarla sabit. Hatta o da yetmemiş; yayınladığı genelgelerle zamanın cemaat mensubu olup, ordudan atılan askerlerin "Milli görüş"cü belediyelerce istihdam ettiğine dikkat çekerek, buna mani olunmasını ve gerekli tedbirlerin alınması talimatını vermiştir. 
...
Şunu herkes bilmelidir ki; özellikle 2000 yılından sonra günümüze kadar ülkemizde özelikle PKK'ya ilişkin terörün artmasındaki temel nedenlerden birisi de AKP'nin adeta HDP'yi "Siyasal Kürt Hareketi" temsilcisi olarak görüp, onlarla sürdürdüğü görüşmelerdir.
...
Eğer Dolmabahçe Saray'ında zamanın MHP'si veya CHP'si ile "Bu terörün üstesinden nasıl gelebiliriz"in cevabı aranmış olsaydı, elbette o toplantıyı "Siyasal Kürt Hareketi" için yapılmış olarak görmek mümkün olmayacaktı. Özelikle devlet adına HDP ile yapılan bu ve Oslo toplantıları PKK'yı "Siyasal Kürt Hareketi" konumuna, HDP'yi de sözcüsü konumuna taşımıştır. Bugün bu sürecin müsebbibi iktidar sahipleri her ne kadar yanlışlarını anlamış olsalar da; nihayetinde yaşanmış gerçekler olup, bu yanlışlar karşısında ağır bedeller ödedik. 
...
Dolayısıyla, bütün bu olup bitenler insanların hafızalarında, devletin de kayıtlarında duruyorken; hangi izan ve İrfan ile Meral Hanım'ın HDP'yi "Siyasal Kürt hareketi temsilcisi" olarak gördüğü şeklindeki ithamda bulunabilinir; olsa olsa daha önce tanımı yapılmış bir olguyu ifade etmiş olmanın dışında bir anlam taşımaz.
...
Hatta AKP'nin sürdürdüğü açılım, saçlım süreçlerini ihanet süreci olarak tanımlanmış olanların; şimdi onların yancısı konumunda olup da Meral Hanım'a bu mevzu üzerinden insafsızca ithamda bulunmak; acizlik karşısında çare arama telaşıdır.
...
Meral Hanım inandığı bir şeyi değil tam aksine inanmadığı bir şeyi ifade ederken kullandığı cümle zayıf kalmış; farklı anlama çekileceği ihtimalini hemen fark edip, düzeltmesi gerekirdi. 
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

5 Ekim 2018 Cuma

KORKAKLIĞIN ADINI HANEYE TECAVÜZ KOYALIM MI

Meral Hanım'ın evinin önünde
ülkücülere utancı yaşatanlar
Evet, Devlet Bahçeli'nin kışkırtması neticesini verdi. Bu gece bir grup körpecik gençler Meral Hanım'ın evinin önüne gönderilerek, Devlet Bahçeli lehinde slogan attılar. Meral Hanım "Çocuklar ne bağırıyorsunuz, biz iki kişiyiz, buyurun içeri gelin" demesine rağmen, çok güzel hazırlamış olduğu çayı içmeden dağılıp, gittiler(!)
...
Şu anda Genel Başkanımızın evi önünde kendine moral desteği vermek üzere misafiriyiz.
...
Burada tek yara alan maalesef "ülkücülük" kavramıdır. Evinin etrafında hiç bir koruma tedbirinin olmaması çok manidar değil mi.

...
Gece saat 00:30 civarı. Meral Hanım'ın evinin etrafında bir takım nahoş hadiselerin olduğu haberini alır almaz eşimle evine doğru yola çıktık.
...
Allah bağışlarsa; o an uykuda olan 22 ve 27 yaşlarındaki iki oğluma sadece "Çocuklar annenle hava alacağız" diyerek; delikanlılık heyecanı ile bir hata yapabilecekleri endişesi ile olaydan bahsetmeden evden çıktık.
...
Sayın Bahçeli, işte evlat sevgisi böyle bir şey. Biz onları hep MHP'nin eğlencelerine götürdük ve hep de öyle alıştırdık. Dolayısıyla mazileri hafızalarında hep öyle kalsın, daha düne kadar amca dediği birisinin babaları ile karşı karşıya getirilmek istenmesine şahit olmasınlar istedim. Hem hayal kırıklığına uğramamaları, hem de gençlik heyecanı ile hata yapmalarına fırsat vermek istemedim. Onları ruhen de, bedenen de koruma ihtiyacı duyduk.
...
Kimdi peki bağıran, çağıranlar; inanın ki hepsi gariban Anadolu çocukları. Meral Hanım hiç birisinden şikayetçi değil, biz de değiliz. İnanın ki; yarın gelsinler Meral Hanım'ın cumbalı ve boğaz manzaralı evinde hep beraber çay içip, sohbet edebiliriz. Çünkü onlar hala bizim çocuklarımız. Niçin bu çocuklar arasında fitne çıkarıp, aile kavgasına neden oluyorsun. Yazık, günah değil mi.
...
Yoksa Sayın Bahçeli, bir ana yüreğinin o çocuklara kıyamayacağını bildiğin için mi; o gençleri üzerimize üzerimize gönderiyorsun.
...
Ha, bir de şunu unutmayalım; Türk töresinde kadın olsun, erkek olsun eşinin yanında hiç kimse; velev ki haklı dahi olunsa; müdahale edilmez. Ne töre, ne nizam, ne de insafın kaldı. Yazık, çok yazık. 

...
Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendinin sonuna kadar arkasındayız. Söylediklerinde yanlış yok, biz de inanıyor ve tekrarlıyoruz.
...
Beyefendi, Türk milliyetçilerini tehdit etme; becerebiliyorsan ikna et. Yıllarca ülkücüleri sokağa indirmemekle övünürken, şimdi bu tehdit diline ne diyeceğiz. Bizi birbirimize kırdırmak mı istiyorsun. Şunu bilesin ki; izlediğin kirli yolun hatta oyunun figüranı olmayacağız. Ülkücü ülkücünün kardeşidir; bizler bunu bilir, buna inanırız.
...
Tehdit edip, süre tanıdığına göre; akabinde hepimizi hapse mi tıkayacaksın. Onun için mi hapishaneleri boşaltmayı gündeme getirdiniz.
...
Çok üzüldüm, kahroldum. Nedir bu akıl tutulması, sağduyudan sapma Allah aşkına. Ya birileri bu tehditten kendine vazife çıkaracak olursa...?
Tuzağa düşmeyeceğiz, bilesin. 


Benim MHP ile bir problemim yoktur
Benim şahsen MHP ile hiç bir sorunum yoktur.
...
Benim sorunum; acılarına merhem olmamı zerrece istemediğim Balgat müdavimlerinin; en son 1 kasımda vermiş olduğum oyumun gücü ile oyun kurucu olmaları; ve maalesef kurdukları oyun ile o günden bu güne devletim ve milletim adına yaşanan tüm olumsuzluklarda; sebep olduğum katkının vebali altında ezilmemdir.
...
Buna dair isyanımı dile getirirken; lütfen hiç kimse kişiliğimin gelişip, "Adam" olmama büyük katkısı olan MHP'nin kurumsal kimliğine negatif bir tavrımızın olabileceğini düşünmesin. Bu gün için siyaseten tercihimiz olmasa bile vefa gereği yetiştiğimiz ocak olarak şahıslar üstü kurumsal kimliğine saygım devam edecektir.


Cemaati camiden soğutanlar siyasallaşmış imamlardır
Muhterem, ana muhalefet partisi liderine; "Sen ne anlarsın namazdan niyazdan" diyor. O sırada hitap ettiği tüm din adamları hararetle kendisini alkışlıyorlar. Oysa muhterem bir önceki cümlesinde aynı din adamlarına; "Ayrımcılık yapmayın. Arkanızda bir safa kadar düşen cemaatin azlığının nedenini sorgulayın" diyor.
...
İşte muhtereme alkış tutan bu imamlar nedeniyle benim camim de ibadet hanem de evim oldu.
...
Bir Müslümana atfen "Sen ne anlarsın namazdan niyazdan" sözünü alkışlayan imamlar benim kanaatimce artık siyasallaşmış olup, arkalarında namaza durmayı; başkalarını bilemem ama kendi itikadımca caiz görmüyorum.


Ufak bir not
Herkesi zihin dünyasında devrime çağırıyorum.
...
İnsan kendi bireyselliğini öne çıkarıp, özgür düşününce çok şeyi fark edebiliyor. Bu fark ediş; insanın tüm fikir dünyasını gözden geçirmesine, daha doğrusu gözünü açmasına vesile oluyor.
...
Türkiye ortalama algı düzeyine göre hiç bir lider kayıtsız, şartsız peşinden gidilip, kendisine biat edilecek kadar nitelikli, üstün insanlar değiller.
...
Lider diye öne çıkanların temelinde bizatihi onların çabasından ziyade biatçılığı karakteri ile bütünleştirmiş insanların söz konusu liderlere olan sorgusuz sadakatlarıdır.
...
Bizi bugünkü kara bahtımız an kurtaracak olan, zihinlerimizde yapacağımız devrimdir. Yani başkalarına biat etmeden önce kendimizi "Adam" yerine koymamızdır. 


Bir başka notumuz
Trollerin hayallerine biber gazını sıktım, gözleri yaşardı, algıları bozuldu.
...
İstanbul'da oyumu CHP'ye vereceğim, CHP'li Ali de Adıyaman'da HDP'ye verirse; kuş beyinli trole göre ben HDP'li oluyorum öyle mi. Has.tirin
...
Bu yol, özgürlükçü demokrasinin sıkıştırıldığı cendereden kurtulabilmek için bulabildiği çıkış yoludur.

Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com

2 Ekim 2018 Salı

ŞİMDİLİK ELZEM OLAN ''KAZAN KAZAN'' İTTİFAKIDIR

Şimdilik elzem olan ''Kazan kazan'' ittifakıdır 
Eğer siz bu sistemi getirip, dayattıysanız; seçtiğiniz hurmalar elbet bir gün tırmalar.
...
Sayın "Muktedir" sen çok seversin "Kazan kazan" demeyi. Ha işte, aynı usulü senin partin de dahil olmak üzere tüm partiler "kazan kazan" stratejisini uygulayacaklar. 
...
MHP, AKP lehine İstanbul'da aday çıkarmayacak, AKP de Adana'da MHP lehine aday çıkarmayacak.
...
Diğer partiler de aynı stratejiyi uygulayabilirler.
İYİ PARTİ, CHP lehine İstanbul'da, CHP de Mersin veya Manisa gibi şehirlerde İYİ PARTİ lehine aday çıkarmayabilirler.
...
Mahalli seçimler olduğu için aynı parti "Kazan kazan" mantığı ile üçüncü bir parti ile seçim stratejisi yürütebilir. Diyelim ki CHP aynı zamanda Mardin'de HDP lehine aday çıkarmayabilir; HDP'de İstanbul'da CHP adayını destekleyebilir.
...
Şimdi birileri diyecek ki; İstanbul'da CHP adayı için İYİ PARTİ+CHP+HDP ittifakı mı yapacaklar. Bu ittifak değil; hurmayı yiyenlerin düşünmediği bir olasılık olup, müsebbibi ise yeni sistemin mucidi olanlar yani hurmayı yiyenlerdir.
...
Şahsi görüşüm o ki; mahalli seçimler, ülkemizi antidemokratik "Cumhur ittifakı hegemonyası"ndan ve içine çekildiği girdaptan kurtarabilmek için vesile kılınabilir. Bunun temel amacı da; demokrasimize sahip çıkarak, tek partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin kalıcılığına mani olmak ve doksan yıllık cumhuriyet geleneğimizi, kazanım ve değerlerini tekrar hakim kılmak olmalıdır.
...
Dolayısıyla tek partili; etkinliği, yetkinliği olmayan 600 kişilik tuzluk konumlu meclisli partili Cumhurbaşkanlığı sistemine karşın; HDP gibi yıllarca var olan etnik ayrımcı partilerin etkin ve yetkinliğini kıran "Demokratik Parlamenter Sistem"i her zaman için yeğlerim. Parlamenter demokrasimiz ile ayrımcı patileri yine demokrasinin kuralları içinde terbiye etmek mümkünken; tekeden süt sağan "Bilge" ve efendisinin iradesine bağlı sözde devlet yapılanması, gün gelip de tüm ayrımcı etnik unsurlara "Ne istiyorsanız alabilirsiniz, ne istiyorsanız yapabilirsiniz" demelerine nasıl mani olunacak. Lütfen unutmayız; Sayın "Bilge" AB dayatması olan "Azınlıklar kendi kaderlerini kendileri tayın edebilirler" hükmüne dair anayasal düzenlemeyi kabul edip, altına da imza atmıştır
...
Bu nedenle ülkemizin ve demokrasimizin geleceği için HDP'nin varlığından ziyade "Balgat müdavimleri +AKP" ittifakının başımıza açtığı bela örneklerinden hareketle muhtemel olan daha beterlerinden çekinmemiz, tedbirlerini almamız gerekir.
....
Lütfen şunu hiç unutmayalım ki; Cumhur ittifakı, HDP'nin varlığını, sürdürdükleri siyaset için güç kaynağı görüp, güç toplamak için kum torbası olarak kullanıyor. İşte onun içindir ki; Cumhur ittifakı, kendisi dışındaki tüm ittifak seçeneklerini; sadece ve sadece HDP'nin de kendilerine muhalif olması nedeniyle onun üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Umurunuzda bile olmasın; devletimizin, milletimizin ve evlatlarımızın istikbali için her türlü ittifak bence elzemdir. 


İsmail Saymaz

Bu toplumu İsmail Saymaz gibi başarılı bir gazeteciden mahrum ettiler. Belgelerle konuştuğu için karşısında sürekli mahcup olanlar muktedirin askerleriydi; dayanamadılar. Sayın ''Muktedir'' devreye girdi, tüm TV kanallarına kırmızı hattan talimat verilip, ekranlar İsmail Saymaz'a kapatıldı.

Sorduğu sorunun cevabının bizatihi kendisinin olması hali

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “Kemal Derviş ile ilişkisini kamuoyuyla paylaşırsa iyi olur” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yanıt verdi. Öztrak, “Beni ülkemin Hazinesi’ne müsteşar olarak atayan kararnamenin altında Sayın Bahçeli’nin imzası vardır. Dolayısıyla kendi iradesi ve imzasıyla kurulan bu ilişkinin bakan bürokrat ilişkisinden başka bir şey olamayacağını da en iyi bilmesi gereken Sayın Bahçeli’nin kendisidir” dedi.
Öztrak, MHP lideri Bahçeli’nin kendisine yönelik sözleri üzerine yazılı bir açıklama yaptı. “Bahçeli, kendisine yöneltilen McKinsey ile ilgili soruya cevap vermek yerine, bana Sayın Kemal Derviş’le olan ilişkimin sorulmasını istemiş. Aslında bunu en iyi bilmesi gereken kendisidir çünkü Sayın Bahçeli, dünyada tanınan bir bilim adamı ve uluslararası bir kuruluşta üst düzey bürokrat olan Sayın Derviş’i Türkiye’ye davet edip bakanlık teklif eden koalisyonun ortağıdır” diyen Öztrak, şöyle devam etti: Ancak dünkü değerlendirmesinden sonra Sayın Bahçeli, kendisini Sayın Derviş’in kabineye dışarıdan bakan atanmasını kabul etme ve yine kendisini bu süreçte kendi Bakan arkadaşlarını dahi feda etme, noktasına getiren ilişkinin ne olduğunu kamuoyuna açıklama borcu altına girmiştir.
Kaynak;Haber3
...
Ne kadar komik değil mi. Bir insan nasıl olur da; sorduğu sorunun muhatabının bizatihi kendisinin olduğunu bile bile yine de soruyu sormak ister. Belki de kendi ''Kahramanlığını'' hatırlatmak içindir. Var mı bundan başka izahı.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com

30 Eylül 2018 Pazar

BİLEREK VE İSTEYEREK İKİNCİ KOZMİK ODA VAKASI

Düşünebiliyor musunuz; muhalefetin hiç bir şekilde "Varlık fonu"nunda nelerin olup bittiğinden haberi ve bilgisi olamıyorken, ABD'li Mckinsey firmasının varlık fonu da dahil olmak üzere Türk ekonomisine dair her şeyden haberi de, bilgisi de olacak
...
ABD'li McKinsey danışmanlık firması, hükumetimizin isteği ile ekonomimizin kozmik odasına davet edildi; adeta "Buyurun, lazım olan ne varsa alın" denilmiş, onlar da valizlerini hazırlayıp, geliyorlar. 
...
Halen Devlet Bahçeli ve Balgat'a sadakati(Özelikle MHP demiyorum, o bizim ezelden ebede ortak aidiyet imizdir) devam eden ülküdaşlarıma soruyorum; "Kendinizi nasıl hissediyorsunuz"
...
Dikkatinizi çekerim, tarih tekerrür ediyor; ABD'nin memuru Kemal Derviş yine böyle bir dönemde, yine Sayın Bahçeli'nin "Gözü önünde" ülkemize gelip, yapacağını yapmıştı.
...
Sorumu tekrarlıyorum; Balgat'a sadakati devam eden ülküdaşlarım; kendinizi nasıl hissediyorsunuz. "Devletin bakası için gerekli olan güven sağlanmıştır" mı; diyeceksiniz yoksa...

...
Türk ordusunun kozmik odasına girildi, hükumet seyretti, 15 Temmuzu yaşadık. Şimdi ise ekonomi bakanı Sayın damat ABD'li MC Kınsey danışmanlık firmasını bir anlamda ekonomimizin kozmik odasına girmesi için kiralamış olmuyor mu?
...
Millet 15 Temmuz'da karşı koymak için en büyük sermayesi yüreğiydi, ortaya koydu; ekonomik darbede neyi var ki; ortaya koyabilecek. 
...
Gelirimiz, giderimiz ve her anlamda ekonomik ve stratejik değer taşıyan nimetlerimizin envanterine sahip olacak olan bu firma; hükumet için hazırladığı raporlara ilaveler de yaprak ABD devletine tüm sırlarımızı aktaracak demektir.
...
Peki 15 Temmuz gerçeği yaşanmışken ve de yanlış olduğunu aşikaren bildiğimiz halde; niçin aynı su ile tekrar abdest almaya cür'et ediyoruz. Akıllara zarar bir durum. Allah Türk devletini ve Türk milletini  acizliğin zulmünden kurtarsın; bunun için hayırlara vesile olan gelişmelerle muhatap kılsın inşallah. 

...

Bu arada İki gündür bekliyorum; yandaşlar ABD'nin ekonomimizin kozmik odasına davet edilmesini nasıl karşılıyorlar diye; mübarekler dut yemiş bülbül kesildiler, tıs yok.
...
Gazı sıkışmış mahcuplar gibi; salsalar bir türlü salmasalar bir türlü; hem kokusu var hem de sesi. 
...
Allah kimseyi de bu duruma düşürmesin. Bu durumla karşılaşmamak için hiç bir kimsenin azatlık kabul etmeyen iflah olmaz kölesi olmayacaksın; aklının, fikrinin ve yüreğinin dediğini yapacaksın.


Muhalefetin eksikliği
Bütün bunlar olurken muhalefetin kusuru yok mu; elbette var. Tesirsiz tepkiler olup bitene meşruiyet kazandırılırken, aynı zamanda toplumun olumsuzluklara alışmasını sağlıyor. Oysa kabullenmemesini sağlaması gerekir; öyle değil mi?
...
Adam tabanını kendisine öyle inanmışlık ve adanmışlıkla bağlamış ki; "Geçmişte bizim savaş uçaklarımız vardı; ülkeye kötülük olsun diye onları kullanmayıp, kuma gömmüşler" söylentisini doğru bulup, inanıyorlar ve inanmışlık o kadar had safhada ki; buna bizatihi muhteremin de inandığını düşünebiliyorlar.
...
Diğer muhalefet liderinin hiç birisine karşı tabanında bu kadar inanmış ve adanmışlık yoktur. Dolayısıyla durup düşünmeleri gerekmez mi.
...
Medya gücü elbette çok önemli. Öyleyse köpeğin seni ısırıp haber olmayı beklemeyip, sen köpeği ısıracaksın ki haber olasın. Klasik yöntemlerle siyaset yapmak, siyaseten doğruyu dile getirmeye yetmez.
...
Türkiye'nin siyasi olgunluğu reşit bile olamadı. Yirmi senedir genel başkanı değişmemiş partilerin olduğu ülkelerden birisi Türkiye, diğerleri ise ya sosyalist ülkeler, ya da Baas rejimi ile yönetilen ülkeler değil mi.
...
Uzatmadan söyleyeyim mi size; eğer bugün tek adam rejimi 15 Temmuz'un faili ABD'yi ekonomimizin kozmik odasına sokuyorsa veya sokmak zorunda kalmışsa; muhalefetin sadece bunun yanlış olduğunu dile getirmesi yetmez; sine-i millete dönerek meclisten çekilmeyi bile düşünmeleri gerekir. İşin vahametinin farkında olmayanlar ne demek istediğimi anlayamayabilirler ama ülkemiz çok riskli ve sıkıntılı bir sürecin girdabında boğulmak üzere. Ekonomimizin teslim alındığı hissiyatı içindeyim. Sanki ordumuzun kozmik odasına tekrar girildiği anı yaşıyor gibiyim.
...
En azından İYİ PARTİ ve CHP; "Devletimizin bekası için birlikte hareket cephesi" ile adeta paralel hükumet şeklinde, tek adam icraatlarını yakından takip ederek, müşterek açıklamalarla kamuoyunu aydınlatmaları, yönlendirmeleri ve aynı zamanda güven vermeleri gerekir.

Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com

27 Eylül 2018 Perşembe

GÜNDEMDEKİ AF MESELESİNİN ARKASINDAKİ ASIL GERÇEK

Gündemdeki af meselesinin arkasındaki gerçek nedir?
Şimdi siz sanıyormusunuz ki; af yasasını MHP düşündü, tasarladı ve meclise sundu.
...
Geçmişte olup bitenler geleceğimize ışık tutar. Artık şuna kanaat getirmiş olmalıyız ki; MHP'nin varlığı siyasi olmaktan ziyade Cumhuriyet hükumetlerinin devleti yönetirken ihtiyaç duyduklarında kullandıkları bir "Siyasi anahtar" veya "Enstrüman"dır. Bu görevini sadece AKP hükumetlerinde yaptı dersek AKP'ye haksızlık yapmış oluruz. "Rahşan affı", "İkiz yasalar", "İdamın kalkması" ve ''Sistemin değiştirilmesi'' meselelerinde de aynı görevi ifa etmiştir.
...
Rahmetli Ali Güngör de Türk milliyetçilerinin genelinin vicdanını temsilen MHP'nin siyasi varlığına iman etmiş bir insan olarak Rahşan affına karşı tavrını ortaya koymuştu ancak onun da diğer Türk milliyetçilerinin de MHP'nin yeni misyonundan haberimiz yoktu. "Ali Güngör" meselesi MHP tarihi bakımından çok önemli bir kırılma noktasıdır; MHP'nin siyasi bir parti olmaktan çıkıp; yerine devletin yönetilmesinde ihtiyaç duyulduğunda başvurulan bir kurum veya aygıt olmaya evrildiği andır.
...
Bu noktadan sona geçen yirmi yıl boyunca MHP hiç bir zaman Türkiyeyi yönetmeye talip olmamıştır. Dedim ya artık misyonu; cumhuriyet hükumetlerini düştüklerinde veya tökezlendiklerinde müdahale edip, ayakta tutmaktı. Belki bir devletin bekası için böyle sır bir yapılanmaya da ihtiyaç duyulmuş olabilir ama bunun için ille de Türk milliyetçilerine ihtiyaç duyuluyorsa; bunu dolaylı yoldan yapmak yerine niçin doğrudan iktidara gelmesi sağlanarak yapılmaz. Bence bu anlamda Türk milliyetçileri oturup tekrar tekrar düşünmelidirler.
...
Yani demem o ki; af düzenlemesi AKP'siyle, MHP'siyle oturulup, görüşülüp karar verilmiş bir mevzudur. Af meselesi milletin meselesi olmayıp, kapasitesi maksimum noktaya ulaşmış ve yönetilmesinde sıkıntı çekilen cezaevlerine çözüm ihtiyacından doğan bir meseledir. Ya da; muhtemel operasyonlara hazırlık için cezaevlerinde yer açma düşüncesi de olabilir.
...
AKP bu yasanın çıkmasında gerçek niyeti olandır. Milletin tasvip etmediği bu af meselesinde; ilk önce Alaaddin Çakıcı üzerinden milliyetçilerin gönlünü okşayarak makul bir kabule zorlayarak, onların desteğinin alınması amaç edilmiştir. Daha sonra da MHP gündemine almıştır. AKP bu arkadan güden tavrı ile siyasi bedelini MHP'ye, itibar kaybını da Türk milliyetçilerine ödetmek istiyor. Yani Türk milliyetçileri olarak siyasi gücümüz artık ne kadar kalmışsa; onun da dibe vurması için sinsi bir plan yürütülüyor.

...
Aslında bir af düzenlemesi olan infaz yasasındaki değişiklik gerçekleşirse, muhtemelen mağdurlar veya muhalefet yapılan değişiklikleri anayasa mahkemesine götüreceklerdir. Anayasadaki eşitlik kaidesi gereği düzenleme bu şekliyle kabul edilmeyip, kapsamı genişletilecek ve Erdoğan'ın fetö mensupları için yaptığı ''İbadet, ticaret, ihanet'' sıralamasına göre ''İbadet'' kısmen de ''Ticaret'' kategorisinde olanlar da af kapsamına alınabilir diye düşünüyorum. Çünkü özellikle ibadet kategorisinde olanlarla ilgili çok büyük mağduriyetlerin olduğunu bizatihi iktidar olanların kendi ağızlarından zaman zaman duyuyoruz. 

Boğaz dokuz boğumludur
Siyasetçinin ağzından çıkan her sözü, ömrü boyunca bir gölge gibi kendisini takip eder.
...
Eğer sen demişsen ki; "Ver papazı al papazı"; siyasetçinin feriştahı bile olsan, bu da yetmeyip ülkenin en liyakat sahibi hakimlerini tayin etmiş olsan bile; malum papazın yargılanmasına gölge düşer, yargımıza güven kalmaz.
... 
Malum dava sonunda verilecek olan karar sonrası içeride de, dışarıda da tartışılmaya devam edilecektir. Unutmayın birileri muhtereme bir şeyler hatırlattığında "Ben bu davaların savcısıyım" dediğinde de benzer hal ve tavırlar içindeydi ve devamında bedelini 15 Temmuz süreci ile ödedik, devam da ediyoruz.
...
Boşuna dememişler "Gırtlak dokuz boğumdur" diye. Aklına ilk geleni ilk boğumda "cart" diye söylersen sonra "Ey vah" demenin bir faydası olmayacak, geriye de saramazsın artık. 


Peki bu ''Cemaat'' denenler bizi niçin kandıramadı 

Muhtemelen yirmi yıl önce; o zaman cemaat diye nitelendirilen, bugün ise fetö denen oluşumun mensupları sivil toplumcu olduğumuzdan bizi de aralarına çekmeye, kanca takmaya çalışmışlardı. 
...
Hemen kendilerine; "Evet, namazında niyazında insanlarsınız ama sizlere güvenemiyorum. Zira bırakalım ülkemizi, dünyanın her yerinde kendine ait okul, kültür merkezleri, iş yerleri gibi imkan ve yapılanmaların yaygın olmasının arkasında ABD olmadığı sürece bunu başarmaları mümkün değildir" dediğimi aynen bugünkü gibi hatırlıyorum. Nitekim 1990'lı yılların sonlarıydı sanırım; kendimce cemaat hakkında hükmümü verdikten üç beş yıl sonra Özbekistan devleti cemaat mensubu iş adamları ve öğretmenleri CIA ajanı ve radikal dini yapılanmalar oldukları gerekçesi ile sınır dışı etmiştir.
...
Niçin bunu yazma ihtiyacı duydum; üzerinde tüm şüpheleri toplayan bir yapılanma için "Bizi kandırdılar" denmesi bir tıraştır da ondan. Zerre kadar aklı olanın, hele ki milli istihbaratın da pekala bizim gibi düşünmesi gerekirdi. Beni niçin kandıramadılar da onları kandırdılar; çünkü aralarında iç içe geçmiş gergef bir yapı söz konusuydu ve kandırılanlar da; kandıranlar da "Siyasal İslam"dan besleniyorlardı.
...
Dolayısıyla Türk milliyetçileri olarak nasıl ki geçmişte cemaatin kancasının üzerimizde tutunmasına izin vermediysek; umarım bu sefer de AKP ve Balgat müdavimleri sayesinde siyasal İslam'ın ilelebet bu ülke topraklarında payidar olmaması için iradelerimize ipotek koymak ve her birimizi "Azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz köleler"i görenlere haddini göstereceğiz. Mahalli seçimler de bunun denemesi için numune bir süreç olacaktır


Vatan sevgisini Suriyeli çocuğun gözünde görmek...?

.Demek ki biz Türkler ne kadar aciziz ki; vatan sevgisine örnek alabileceğimiz bir örneğimiz bile yokmuş(!)
...
Pes doğrusu, ne diyelim artık. Hatlar tamamen kokmuş. Ne yapsın muhterem; Türklükle nasiplenmemiş, rabıtası da kesilmiş. Ne demişler atalarımız "Dervişin fikri neyse, zikri de o dur." Pencere hep Araba açılınca, fikir de hep oradan doğuyor. Dünyası bu kadar olunca, görebildiği de o nispette oluyor.
...
Bu sözü söyleyenin hiç mi tarihe göz atmışlığı olmaz, hiç mi aklından geçmez; "Ey on-beşli on-beşli"de geçen Çanakkale savaşlarına katılmak üzere toplanıp, kararlı adımlarla yürüyüş yapan çocuk askerlerimizin çakmak çakmak bakışları.
...
Bugün için Suriye üzerinden çıkaracağımız tek ders; çocuk, yaşlı ve kadınlar hariç; kaçarak vatana ihanet etmenin bedelinin sünepece, sığıntı halinde asalak yaşamaktır. 


Çocuğuna pantolon alamayan babanın intiharı

İntihar eden baba için provokatör diyorlar. Ulan adam öldü öldü, neden bahsediyorsun. Asıl provokatör sizsiniz ve de üstelik en şerefsizi olanısınız. 
...
Ulan.....! provokatör dediğin aynı zamanda olayın içinde olup, olup bitenleri izlemeye devam ederdi. Adam öldü, neyi izleyecek. 
...
Bu aşağılık güruh zuhur ettiğinden beridir her ülkem insanı için kin, öfke ve nefret ettiği bir öteki oluştu. Allah korusun; devletimize ve milletimize kast eden bir düşman cephesi oluştuğunda, hangi ortak değer bu iki cepheli milleti tek hedefte birleştirebilecek. Asıl beka sorunu budur işte. 
... 
Sayın vali, Sayın kaymakam, Sayın okul yöneticileri ve Sayın Bakan; sizler ağzınızla kuş tutsanız, hatta her açıklamanız doğru olsa bile; değil mi ki tek adam rejimi hüküm sürüyor; kimseyi söylediklerinize inandırıp, ikna edemezsiniz.
...
Vatandaşın devletine güveni kalmamıştır. Devlet adına yapılan açıklamaların doğruluğundan da, yanlışlığından da şüphe ediyor. Bu güvensizlik özelikle Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile başlayıp, trafoya kedinin girmesi ile devam edip, ayakkabı kutuları ile resimlenmiş, CEMAAT-AKP ittifakından zuhur eden 15 Temmuz ihanet şebekesi ile de zirveye ulaşmıştır.
...
Dolayısıyla, vatandaşı ikna edeceğiz diye boşuna çırpınıp durmayın, daha da batarsınız.


Muharrem ayı

Belki de Anadolu Türklüğünün Araplaşmasına ve gönüllü asilime olmasına direnç gösterip, mani olan en önemli unsurlardan birisi; Alevi "Kandaşlarımın" "Muharrem ayı"nı en kalbi duygularımla kutlar; türküleri, deyişleri ile öz kültürümüzün yaşanması ve yaşatılmasındaki öncü rollerinde başarılar dilerim.
...
İyi ki varsınız. 
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

21 Eylül 2018 Cuma

KANDIRILDIM HÜZÜNLÜYÜM

Kandırıldım hüzünlüyüm
Sayın Bahçeli "Kazanamayacağımız yerden niçin aday gösterelim ki" diyor. Bu sözleri duyunca kahroldum.
...
Yarı ömrümüz işte böyle hiç edildi. Yanarım yanarım da; İnanmışlığı ve adanmışlığı olmayan birisinin peşine düşüp, kandırıldığım yıllarıma. Ama anlıyoruz ki; kendisinin elbette bir inanmış ve adanmışlığı varmış ki; o da ülkemizi parlamenter sistemden, tek adamlı rejime taşımaya yönelik belirlenen stratejinin baş mimarı olmakmış.
...
Üsküdar ilçesinde MHP olarak hiç bir zaman kazanma şansımız olmadı. İnanmış ve adanmışlar olarak şansımız olmasa bile varlığımızı daha güçlü hissettirebilmemiz adına teşkilatımızın giderlerini karşılamak için kurbancılara sabah 6 da sıcak çorba satma düşüncemiz harikaydı. Bayanlarımız çocuklarını okula göndermeden önce satacağımız çorbayı hazırlayıp, kurban çadırlarına getirip, hazır bulunduruyorlardı. Sayın "Bilge" ve Balgat müdavimlerinin inanmış ve adanmışlıkları olmasa bile Allah onlardan razı olsun; bayanlarımızın elbette samimi olarak inandıkları bir şeyler vardı.
...
Kendimedir sözüm. Yazıklar olsun bana. Sözde düşünüyor, okuyor, yazıyorum öyle mi. Hadi oradan; düşünmeyen, okumayan, yazmayanın dümenine takılıp en kıymetli dinamik, verimli ve heyecanlı günlerimi heba etmişim.
...
Başta eşim ve çocuklarım olmak üzere geçmişe dönük olarak kendilerini ihmal ettiğim herkesten özür dilerim.

Bir TV programına dair gözlemim
Sayın Ahad Andican Türkiye gerçeklerinin farkında olmamalı ki; hala efendiliğin geçer akçe olduğunu sanıp, alışılagelmiş siyasetçi tipinden oldukça uzak kalıp, efendi görünmeye çalıştı.
...
Bence yarışı böyle sürdürmek mümkün değil.
...
Yahu adam Türkiye'de kriz yok diyor. Kendince sürdürdüğü siyasetine bu kadar açık yalanla meşruiyet kazandırma çabası karşısında efendiliğinizin size de, partimize de zerrece faydası olmayacaktır, bilesiniz. 
...
Metin Özkan'ı taklit etmeyin ama esin kaynağınız olabilir. Adam Devlet Bahçeli'nin geçmişte Erdoğan için söylediği sözlere atıf yapıldı diye sütütyoyu yıktı geçirdi, farkında değilmisiniz.
...
Demek ki sizin efendi tavırlarınızı İstanbul'da metrobüse binerken takınacak olsak; Metin Özkan gibilerden fırsat olmaz, kimse de size "Aman efendim buyurun geçiniz" demeyecektir. Dolayısıyla herkes iş başı yaptığında siz hala metrobüs durağında bekliyor olacaksınız. Bu hep böyle devam edemeyeceğine göre bir zaman sonra da işinizden gücünüzden olacaksınız.
...
Bilgi, birikim, öz güven ve ayarında polemikçi olup, demagoji yapabilen isimler bu tür programlara çıkmalıdır. "Lütfen, rica ederim, aman değmesin, yoksa zatıalinizi incittim mi, çok özür dilerim efendim" tavırları lüks bir tavır olup, Türkiye ortalama algı düzeyi bu yüksek seciyenin hakkını verecek olgunlukta değil, siyaset de bu değerler üzerinden yapılmıyor zaten. Siyasette tevazu sahiplerine ahmak, ezik gözüyle bakıldığına rahmetli Ecevit örneği çok güzel bir örnektir, bunu da not alın lütfen. 

Hibe edilen veya satın alınan uçak
Kadim Türk milleti, Katar kabilesinin jesti ile onurlandırmaya muhtaç olacak kadar ezilmiş, itilmiş, kakılmış bir millet değildir.
...
Hibe mi, hediye mi; her neyse edilmesini bile en azından kendi adıma söyleyeyim ki; Türk milletinin onurlu bir evladı olarak şahsıma yapılmış hakaret olarak görürüm. O kadar abartılmış bir hediyeyi kabul eden gerek devlet gerekse şahıs olsun; veren karşısında ezilmeyi peşinen kabul etmiş demektir.
...
Katar o kadar jesti seviyorsa; uçağı bir başkasına satsın, sonra da parasını götürüp Filistinlilere veya Suriyeli göçmenlere bağışlasın.
Söyleyin Emir'e biz onların nüfusunun üç katı(Esas nüfus 300 bin, yabancılar ile 1.5 milyon) Suriyelilere beş senedir bakıyoruz. Kimsenin jestine de, kıyağına da ihtiyacımız yoktur.
...
Gasp ettiğin Katar halkının parası ile bana jest mi yapacaksın; hadi oradan.

Üç kuruş verip hem Türk olmak hem de vatana ortak olmak
Bu vatana ortak olmanın bedelini hükumet açıklamış. Artık vatan için ölmek çok ucuza geliyor; üç beş kuruş ödeyince kadim Türk milletinden sayılıp, vatanına da ortak olunabiliyor.
...
Unutmayın; ucuza temin edilen "Kıymet" yitirildiğinde, uğruna fedakarlık yapma gerekliliği de ortadan kalkar; zira nasıl olsa ucuzdur, yenisini alır.
...
Bu milletin milli ve manevi değerleri üzerinde yaptığınız tahribat hat safhaya vardı, yeter artık.
...
Nedir bu Allah aşkına; Süleyman Şah türbesini yerinden tekerleklerle kaydırıp, kaçırırsınız, hiç bir bedel ödemeyen gayritürk'e de "vatan"daşlık satarsınız. Zaten işin bu safhalara geleceği; ilk "Sarı öküzün teslim edilmesi" yani andımızın kaldırılmasından belliydi.
...
Utanıyorum; bu millet ne ara hafızasını kaybedip, kimliğini unuttu diye.
...
Ha, sahi bu arada ''Cumhur İttifakı''nın Balgat kanadı ne hissediyorlar acaba.

Didem Aslan Yılmaz'a sordum
Didem Aslan Yılmaz'ı her programı sırasında sürekli "İYİ PARTİ'yi yok göremezsiniz. Programınıza konu ediyorsunuz ancak hiç bir şekilde kendilerini ifade etme fırsatı vermiyorsunuz" diye diye twit'lere boğdum😊
...
Galiba faydası oldu. Bu akşam saat 21:00'de İYİ PARTİ Genel Başkan Yardımcısı Prof. Ahad Andican hocamız programına çıkacak.
...
Ancak Türkiye gerçeği haline geldi; şöyle ki; bir siyasi partinin arka bahçesi olan basın ve TV ayağı yoksa, ağzı ile kuş tutsa başarılı olması çok zor. 

Fetö ile mücadelenin siyasi ayağı ortaya çıkarılmalıdır
Fetö'ye ilişkin her şey didik didik edildi. 15 Temmuz kalkışması başarılı olsaydı ertesi gün Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar kurulunun kimlerden oluştuğu hala bilinmiyorken; Türkiye'de hangi çaycının, çorbacının, pezevengin, puştun fetöcü olduğunu biliyoruz artık, değil mi.
Ülkemiz büyük bir ekonomik krizin ablukası altında, dolar üzerinden operasyon yapılıp, döviz rezervimiz eritilmek istenirken; 400 milyon dolarlık "Keyif uçağı" satın alınıyor.
...
Cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcısının muhterem eşleri, hanımefendi VİP salonlarında ağırlanırken.
...
Bir an; "Yahu ben bu tiyatroya ne zaman geldim, çıkış kapısı nerede, eşime ne oldu, anamı kaybettim, çocuğuma bir şey mi oldu, o tank niçin üzerime üzerime geliyor, o çamur yığını da nedir, aman Allah'ım altında mı kalacağım, o eyyyyy sesi de ne oluyor "
...
Derken, uyanmışım. Elbette biliyorum; gördüklerim sadece bir kabustu. 

Tek adamlı sistemin kalıcılığına her fırsatta mani olmak lazım
Tek adam iradesine bağlı bir gelecek beni ürkütüyor.
...
Sınırsız yetkilerle donatılmış TEK ADAMI; demokrasimizin bugünkü uygulanış şekli ile kontrol altında tutmak, denetlemek, hesap sormak hiç bir zaman mümkün olmayacaktır.
...
Dolayısıyla, tek adamlı rejimin varlığı HDP'nin de yer aldığı demokratik parlamenter sistemden çok çok daha riskli olup, varacağı nihai sonucun belli olmadığı karanlık bir gelecektir.
...
Bugün herkes farkında ki adeta devlet politikası şeklinde HDP ve İYİ PARTİ'yi "Yok gören" tek adamlı yönetim anlayışı var ve bu yok görme olabildiğince fütursuzca devam ediyor.
...
Şimdi diyorum ki; gerektiğinde HDP gibi PKK ile illegal bağlantısı olan bir bir partiyi sorgulayıp, meclisteki etkinliğini kırması mümkün olan demokratik parlamenter sistemi, her türlü tek adamlı rejime tercih ederim.
...
Ve de buradan hareketle önümüzdeki mahalli seçimlerde yapılacak siyasi parti işbirliklerini aynı zamanda kalıcı olma istidadı gösteren tek adamlı sistemin gücünü yine seçmen iradesi ile kırma fırsatına dönüştürmek lazım. 


''Etik'' tartışması
Neymiş efendim; CHP'nin İş Bankasında hissesinin olması etik değilmiş.
...
Arsıza kütük çakmışlar, "Bu gürültü nereden geliyor" demiş.
... 
Etik konusunu tartışmak sizin haddinize mi düştü. Utanmaz arsız adam, aynı programda farklı konuları da tartıştınız, İYİ PARTİ üzerinden yorumlar yaptınız ama isnat ettiğiniz değerlendirmeler üzerine kendilerini ifade edebilecek bir tane dahi İYİ PARTİ'li isim yoktu. Eğer etik'den bahsediyorsanız; "Burada İYİ PARTİ temsilcisi yoktur. Dolayısıyla haklarında konuşmayı etik bulmuyorum" diyebilseydin; işte bu tam da etik bir davranış olurdu ama kütük hala çakıldığı yerde durduğu için elbette bu erdemlilik, şahsiyetli davranış biçimi aklınıza gelmez.
...
Etik sözünden bahseden aynı zamanda bir hukukçu aktrol. Bu sözünü duyunca "Ulan sizin getirdiğiniz sitem etik değil" deyivermişim.
...
Devlet AKP devleti. Diğer partiler kendi imkanları, AKP ise devletin imkanları ile siyaset yapıyor. Hiç bir kamu kuruluşu yönetim kurulunda AKP'liler dışında kimse yoktur.
...
Yetişmiş hariciyeciler orada dururken, Hollanda büyük elçiliğine bula bula 15 Temmuz'un darbeci generalinin kardeşini buluyorlar, ekonominin başına damadı buluyorlar ve Cumhur başkanı katılım fonu yönetimine damadının yanında kendisini de atıyor. Bütün bunlar etik oluyor ama Atatürk'ün kendi parası ile kurduğu bankanın hisselerini CHP'ye bağışlamış olmasını etik bulmuyorlar öyle mi. Hadi git oradan; azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz biatçı köle.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

17 Eylül 2018 Pazartesi

İŞ BANKASI MESELESİ VE ARKASINDAKİ GİZLİ NİYET NEDİR

İş Bankası meselesinin arkasındaki gerçek niyet nedir.
Değerli dostlar gündeme getirilen İş Bankası mevzusunun arka planında ne var anlatayım.
...
Başta İş Bankası özel emekli sandığı vakfı olmak üzere batmış bankalar ve bir kaç sigorta şirketi da dahil olmak üzere özel bankalara, sigorta şirketlerine ait emekli sandıkları ve vakıfları var. Bu özel vakıf ve sandıkların mal varlıkları mevcut banka çalışanları ve emeklilerinin ödedikleri primler ile sağlanıyor. Sağlık giderleri ve emekli maaşları da SGK mevzuatı paralelinde düzenlenip, ödeniyor.
...
Esas mesele şu; bu vakıfların ve sandıkların büyük mal varlıkları var. Kısaca devlet bir yolunu bulup, bu mal varlıklarına konmak istiyor. Ama gelin görün ki; ne yapsalar İş bankası bu hevesleri kaçırıyor; zira İş bankasının büyük hissedarı çalışanları olup, diğer kalan hisseler de CHP'ye ait olunca; doğal olarak hükumetin özel sandıklara yapmak istediği operasyona en büyük engel de CHP ile İş Bankası emekli sandığı oluyor. Bu sıkıntı diğer sandıklarda yoktur, zira esas büyük hisse vakfeden bankalara ait de ondan.
...
Şimdi hükmet şunun alt yapısını oluşturmak istiyor. Özel emekli sandıklarına demek istiyor ki; "Ben de aynen sizin gibi maaş ödeyip, sağlık giderleri ve benzeri hakları karşılama garantisini sağlamak şartıyla mal varlıklarınızı devlete devretmenizi istiyorum". Ancak hükumet çok iyi biliyor ki; İş Bankası Emekli Sandığından bu yolda bir kararın çıkması, yani kendi kendisini feshetmesi düşünülemez. Bu arada Atatürk'ün vasiyeti gereği Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'na da kar payı ödeniyor. Belli ki Cumhurbaşkanı her iki kuruma başkan atayabiliyor ama İş bankasından gelen ödenekleri, mesela hazineye aktaramıyor; zira, Atatürk'ün vasiyeti buna engel de ondan. İlgili kurumların uhdesinde değerlendirilmesi gerekiyor. 
...
Ben de bir özel banka emekli sandığı mensubu olarak buna elbette hayır diyorum. Eğer benim emekli sandığımın mal varlığı biz çalışanların alın terimiz, göz nurumuz ile bugünkü birikimine ulaşmışsa ve bu mal varlığı birilerine dağıtılacaksa biz mensuplarına dağıtılmalıdır. Nerde üç kuruşa beş köfte. Biz yiyemedik, buyurun hakkı olmayanlar mı yesin diyeceğiz.
...
Diğer bir husus; hatırlanacağı üzere hükumet dini bayramlarda SGK ve emekli sandığından emekli olanlara ikramiye ödenmesi kararı aldı ancak SGK mevzuatına bağlı olarak faaliyet gösteren, üyelerine hizmet sunan İş Bankası Emekli Sandığı gibi sandıkların üyelerinin de kendi sandıklarından aynı şekilde ikramiye alabilmelerine ilişkin düzenleme yapılmadı, muallakta bırakıldı ki; hükumete göre bu sandıklar bir şekilde hazineye devredilmeden önce varlıkları erimesin diye. İşte bu nedenle ilgili sandık yönetimleri ilgili yasada kendilerini bağlayan bir düzenlemenin olmadığını gerekçe göstererek ikramiye ödemesi yapmadılar. 
...
Yalnız şunu söyleyeyim ki; İş bankasında gedik açmayı, yani Atatürk'ün vasiyetini geçersiz kılmayı başarırlarsa; açmış olacakları bu gedikle akıllarından geçeni gerçekleştireceklerdir. CHP başta olmak üzere tüm muhalefet Atatürk'ün vasiyetine sıkı sıkıya sahip çıkmalıdırlar. 


Türk Ordusu üzerinde düzenlemeler yapıldı; ya cemaat ve tarikatlar da...?
Özelikle 15 Temmuz kalkışmasıdan sonra benzeri muhtemel yapılanma ve kalkışmalara karşı önlem amaçlı tüm kurumlarda düzenleme ve denetlemeler yapıldı.
...
Peki sormak isterim; özellikle dini cemaat ve tarikatlara karşı bu anlamda düzenleme ve denetim yasal yaptırımlara bağlandı mı; hayır. Yılardır sivil toplum örgütçülüğü, dernek yöneticiliği yaptım. Her sene defterlerimizi koltuğumuz altına alır, dernekler masasına gider, denetimden geçer, hesap veririz. Bunun haricinde ani baskınlarla da denetimlerden geçtiğimiz olur.
...
Peki her türlü ticari faaliyetler de dahil olmak üzere, kendi meşreplerine göre dini ritüelleri yaşayan ve aynı zamanda yaymaya çalışan cemaat ve tarikatlar niçin devletin denetimden geçip, hesap vermezler. 
...
Mesela bugün faaliyette bulunan cemaat ve tarikatların zamanla fetö'ye dönüşmeyeceğinin garantisi var mı veya dönüşmesine mani olacak eteğe kemiğe bürünmüş devletin ne gibi bir tedbiri vardır.
...
Ben onu bunu anlamam. Evimin çatısı aktığında, tamir için belediyeden izin almadan tamirini yapamadım. Aynı durumdaki komşumuz ceza ödememek için durumunu zor anlatabildi. 
...
Dolayısıyla, cemaat ve tarikatların da periyodik denetimler yanında , zaman zaman ani denetimlerden geçmeleri gerekmektedir. Ne gibi; mesela kaç üyeleri var, başkanları kimlerdir, sivil hayatta ne iş yaparlar, cemaatteki konumları nedir, ticaret yapıyorlarsa; kanuni defterleri var mı dır, dini veya mezhepsel farkındalıklarına temel teşkil eden görüşleri metin veya tüzük haline getirilip, devletin ilgili kurumları veya Diyanet işleri Başkanlığı denetiminden geçmiş mi dir gibi daha bir çok hususta düzenlemeler yapılmalıdır.
...
Ama Türkiye ortalama algı düzeyinin dini değerlere teslimiyeti ve bunun üzerinden siyasetçinin de hazır hasat elde etme kurnazlıkları nedeniyle iktidarlar hiç bir zaman cemaat ve tarikatlar hakkında hukuki yaptırım ve düzenlemeler yapma yoluna gitmemişler dir. Bugün de görüyoruz ki; Cumhur ittifakı (Bilerek Cumhur ittifakı diyorum, zira Balgat müdavimleri de artık olup bitenlerin vebalinden sorumludurlar) kadim Türk Ordusu üzerinde çok önemli yapısal değişiklikleri yaptıkları halde, bu anlamda cemaat ve tarikatlar üzerinde denetim anlamında bir düzenleme yapmaya cesaret edememişlerdir. Ancak benim kanaatim cesaret edememekten ziyade; onları iktidara taşıyan suyun kaynağının kesilmemesi, hazır hasatın toplanması arzusudur. 


Cumhurbaşkanının kendisini Varlık fonu yönetimine ataması.
Yıllar sonra üniversitelerde, ekonomi dersleri işlenirken; söz dönüp, dolaşıp günümüze gelecek ve hocalar kahkahalarla; "Biliyor musunuz çocuklar, tek adam zamanında devletimizin kasası tek adam ve onun damadına emanetti. Kasaya gireni de, çıkanı da sadece onlar biliyorlardı" diyecekler. 
...
Bu tür uygulamalar yani varlık fonunun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve O'nun damadının denetim ve takibinde olması; 15 Temmuz denince günümüzde akla ilk gelen fetö ve onun hain kalkışması iken; bundan sonra bu somut gerçeğe gölge düşürecek algıların oluşmasına korkarım bizatihi tek adam ve O'nun hükumeti neden olacak. 
...
Ortalama zeka seviyesine sahip her vatandaşın diyeceği şu; "Bağımsız denetimden uzak fon yönetimi niçin ille de ve ille de bir ailenin inisiyatifine veriliyor ki. Yönetimde damat olup da ister istemez şaibelerin akla gelmesine vesile olunacağına; ülkede binlerce ekonomist var, aynı göreve niçin bir başkası atanmaz ki"
...
Veya bütün bu uygulamalar devletin bekası adına yapılıyorsa; ve de MHP bu nedenle tek adam rejiminin tetikleyicisi, sonra da ortağı olmuşsa; damat ve kayın peder denetimindeki fon idaresine bir MHP'li ekonomist atansa ve yine ortalama zekaya sahip bizler de; "Bakın işte kimseden kaçırdıkları bir şey yoktur" desek; fon üzerindeki şaibe kalksa, bizlerde de güven oluşsa daha güzel olmaz mı. 


Muhacir ve Ensar meselesi
Her vesile ile İslami referanslara atıf yapılarak Suriyeli göçmenlerin muhacir, bizlerin de Ensar olduğumuz; dolayısıyla yardım etmemiz gerektiği öğütleniyor. 
...
Peki bu muhacir dediğimiz insanlar geldikleri yerlere sürekli gidip gelebildiklerine göre nasıl oluyor da hala muhacir kalabiliyorlar peki.
...
Hani su görününce teyemmüm bozuluyordu? 


İsterseniz biraz da gülelim.
Didem Aslan Yılmaz'a programını izlerken "twit" attım "Programınızda 12 Eylül 1980'i tartışıyorsunuz, 3 tane solcu davetli var niçin bir tane dahi ülkücü yoktur" diye sordum. Programın bitimine doğru cevap verdi; "Kenan Evren'in 12 Eylül'de bir sağdan bir soldan astık hatırlatmasını yaptık ya" dedi

MİT'imizin başarısı
MİT'miz yurt dışında operasyon yapıp, hainleri bulup ülkemize getirebilme beceri ve kabiliyetinde olduğunu gösterdi. Tebrik ediyorum.
...
Keşke aynı başarıyı 15 Temmuz öncesinde üstelik de çok kolay olması ile ülkemiz içinde fetö'ye karşı da gösterebilseydi(!)


İYİ PARTİ
İYİ PARTİ 
Türk milletine ve devletine saygı, sevgi ve sadakat anlamında aynı paydada bütünleşen; güzel ahlak sahibi; etnik, din ve mezhep mensubiyetinden azade, herkesin aidiyet duyabileceği bir partidir.
...
Bu tanımın içinde sağ var mı, sol var mı. Sağın solun orası, burası, şurası var mı. Bilmem ne siyasetinin merkezi, kıyısı, köşesi var mı. Ateist, komünist; ülkücü, milliyetçi; liberal, kapitalist vurgusu var mı. Bunların hiç birisine doğrudan atfedilen bir vurgu söz konusu olmadığına; ve de bunu baştan beridir söylediğimize göre; peki ne demeye hala dayatılan siyasi kavramlar üzerinden kendimizi tanımlama ihtiyacı duyuyoruz.
...
İYİ PARTİ kendi kimliğini siyasetteki varlığı tanımlayacaktır. Yani demem o ki; İYİ PARTİ'nin siyasetteki misyonu; kendisi ile tanımlanacak olan bir mantaliteyi siyasi literatüre kazandırmak olmalıdır. İddiası bu olmadığı sürece diğerlerinin yanına eklenmiş bir fazlası parti olup, öylece kalmaya da mahkumdur.
...
Dolayısıyla, hangi şart altında olursa olsun tam katılımlı parti içi demokrasi ile yönetimler şekil almalıdır. Atama usulünün siyasette en utanılası durum olduğu anlayışı; İYİ PARTİ'nin örnek ve tavizsiz uygulayıcısı olarak siyasi kültürümüze kazandıracağı bir zenginlik olmalıdır. Beklentilerimiz bu yöndedir. 


Etnik özürlüler andımızdan korkuyorlar
Fuat Uğur denen adam nerede yazıyor, ekmeğini nereden kazanıyor; sağ düşüncenin bir gazetesi, Türkiye Gazetesinde. Adamın kaleminin ucundan Türklüğe kin ve öfke dolu cümleler damlıyor. Adam şimdi kafayı takmış andımıza; orada Türklüğe güven, sadakat ve sevgi vurgusu yapılıyor ya; ondan. 
...
İşte ben de bu tür sağ tandanslı davranış biçimlerinden dolayıdır ki; Türklüğümüze ve ülkemize en büyük zararı sağın ihaneti vermiştir diyorum. Bu ihanete maalesef ve maalesef dinimiz İslamı daima payanda olarak kullanmışlardır. Korkum o ki; gelecek nesiller bu sağın ihanetine şahit ola ola belki de gün gelecek "Dinimiz İslam olmasaydı ülkemiz bu denli geri ve zavallı kalmayacaktı" diyecekler.
....
Bugün bütün "Sağ" gazete başlıkları ve yazarlarının seçtiği konularda İslama vurgu altında Türklüğe karşı bir hasımlık ve hazımsızlık olduğunu sezersiniz. Bir başka gizlilik hali ise; dindarlık kisvesi altında Türk milletinden nefret edip ancak kendi etnik kimliğinden onur duyma hali. Bunu da mütemadiyen saklayan bir güruh var ki; esas tehlikeli olanlar da bunlardır. Bunlardan olan bir hatun kişi var ki; dün "Türk bayrağının altına azınlıkları temsilen bir şerit çekilsin" diyordu, çünkü "Sağ"ın ihanetinin devamı için o gün o konjonktürü oluşturmak gerekiyordu. Bugün ise O hatunun milliyetçiliği yanında benimkisi adeta halt etmiş(!) Bu da niye; sağın ihanetinin devamı için bugün de bu konjonktürün oluşturulması gerekiyordu ondan. Bunlar için etnik kimliklerini saklayıp, İslam inancına sığıntı halinde Türk milleti ve devletine ihanet etmek daha kolaydır. Bu sağ ihanet şebekesi her cemaatin içinde olabilirler. Dün fetö, bugün keto; fark etmez. Mesela bunların içinden müthiş Arapçılar çıkabilir ama Türkçüler hiç bir zaman çıkmaz.
...
Bütün bunlar 56 yaşında birisi olarak şimdiye kadar olup bitenler üzerine siyasi gözlemlerime dayanıyor. Keşke bizden önceki nesiller sola karşı vermiş olduğu mücadelenin bir kısmını da "Sağ"a kaşı vermiş olsaydı. Birey bazında insanları yargılamaktan ziyade bir zihniyeti sorgulamaya çalışıyorum.
...
Dolayısıyla,
Türk milletine ve devletine saygı, sevgi ve sadakat anlamında aynı paydada bütünleşen; güzel ahlaka sahip olan; etnik, din ve mezhep mensubiyetinden azade herkes benim için değerli ve birinci sınıf vatandaştır. 


Ülkücü okuyan yazan şuurlu bireydir.
Yahu yapmayın Allah aşkına!...
...
Ülkücü dediğin biraz okur, yazar, çizer, dinler, muhakeme yapar ve nihayetinde ders çıkarıp, gerekirse yönetir veya yönlendirir.
...
Bu kadar meziyete sahip insan nasıl olup da bir Asya ziyaretine tav olur anlamak mümkün değil. Bu ziyaretle Türklüğümüze şan ve şöhret kazandıran ne olmuştur Allah aşkına. Mesela ortak değerimiz olan hangi Türk büyüğünün sözüne atıf yapılarak, ne söylenmiştir. Söyleyemez; çünkü, öyle bir kültürün alt yapısına sahip değil, yolu oradan hiç geçmemiş ki. Hepimiz biliyoruz ki; O'nun çadır kurduğu yer Filistin kamplarıdır.
...
Adam daha dün milliyetçiliğimizi ayakları altına almadı mı. Sormak isterim; muhterem ne ara sırtınızdan ayağını çekdi, siz de; "Allah senden razı olsun" diyerek şükran duygularınızı dile getirme ihtiyacı duyup, övgü dolu methiyeler düzüyorsunuz.
...
Utanmasanız, Başbuğ mezarından çıksa; muhteremi övmek için "Sen ne yaptın ki" diyeceksiniz.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com