7 Mayıs 2018 Pazartesi

BU KALLEŞLİĞİ ÜLKÜCÜLER YAPMADI

Avcılarda kalleşçe saldırı yapanlar ülkücü olamaz
Oğuzhan Hasar kardeşim
yaralı arkadaşlarımızı ziyaret
etti.
Bağcılar'da İYİ PARTİ stantına saldırarak, 4 arkadaşımızın bıçaklanması her ne kadar MHP'liler tarafından yapıldı dense de; kesinlikle inanmıyorum. Burada amaç ülkücüleri kendi arasında bu seçim sürecini de dikkate alarak, özelikle uzun vadede birbirlerinin yüzüne bakamaz hale getirmektir.
...
Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki; ülkücülerin bugün fikir, düşünce; kısaca ideolojik ayrılıklardan değil; konjonktür gereği farklı patilerde siyaseten karşı karşıya gelmiş olmaları; özelikle MHP'de başkalaşmadan değişim taleplerine geçit vermemekten kaynaklanmıştır.

....
4 Mayıs 2018 imzamızı
Mehmet Öncü abimizle verik
Sonuç itibariyle ülkücüleri tarumar etmenin, iddiasız hale getirmenin temelinde; bir gün MHP'de ülkücü irade kamil anlamda tecelli ettiğinde; Türk milliyetçisiyim, ülkücüyüm diyen herkesin, her ne şekilde, nerede olurlarsa olsunlar, er veya geç bir araya gelecekleri ihtimalini ortadan kaldırma isteği vardır.
...
Dolayısıyla BOP projesinin mimarları; Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile milliyetçi ve ulusalcı kişi ve kurumları yeterince etkisiz, yetkisiz ve tesirsiz hale getirdiklerini sanarak; 15 Temmuz yerli ihanet şebekesi ile ABD, ülkemizin işgalini gerçekleştirmek istediler, başaramadılar. Ancak, elbette BOP projesinden vaz geçmiş değiller; A planı olmadıysa B planını devreye sokmak isteyeceklerdir.
...
Şimdi B planına geçmek için en büyük engel gördükleri, kendileri için "Baş belası" olan Türk milliyetçisi, ülkücülerin projesi olan ama vatan ve millet sevgisi, sadakati paydasında aidiyet duygusu ile buluşan herkesi bünyesinde toplayan İYİ PARTİ'nin, ne pahasına olursa olsun kurumsal varlığının devamına engel olmak istenmektedir.

...

İYİ PARTİ'ye karşı süregelen engellemeler ve maalesef en sonunda yapılan fili saldırının arka planında bu vardır. Dolayısıyla yapılan saldırıyı kesinlikle ülküdaşlarıma maal etmiyorum, şiddetle kınıyorum. 

Devlet Bahçeli'nin arzusu ileriye dönük Türk milliyetçisi ve ülkücü ruha sahip bir bakiyenin kalmamasıdır 

Değerli ülküdaşlarım, Devlet Bahçeli fanidir, Ülkücülük hukukumuzu koruyarak, Devlet Bahçeli üslubu ile değil ülkücü edep, adap ve ahlakı çerçevesinde tartışmaya özen gösterelim.
...
Devlet Bahçeli'ye uyumayalım, zira onun hedefi Türk milliyetçiliği hareketinden yarınlara dair hiç bir bakiye bırakmamak.
...
Akşamdan sabaha düşünerek, bula bula daha düne kadar kendi etrafında pervane olan ülkücülerin fetöcü olabilecekleri sonucunu çıkaran, bunama haline aldırış etmeyin. Er veya geç aynı Otağda bir araya geleceğiz. Cümleniz Allah'a emanet olun. 


Aktroller ikinci turda Erdoğan karşısında kimin olmasını/olmamasını istiyorlar

AKP trollerini takip ederek, korkularının ne olduğunu anlamak mümkün. Şimdilik tesbitim; özelikle ikinci tura Erdoğan'nın karşısına Muharrem Ince'in çıkmasını istiyorlar, Meral Hanım'ın olmasından şiddetle korkuyorlar. 
...
Bu tesbitim kesinlikle Sayın İnce'yi küçümsemek değil, sadece ve sadece aktrollerin ruh yapılarını iyi kavrayıp, okuyabiliyor olmamdır. Zaten ikinci turda her halükarda destekleyeceğim aday Erdoğan karşındaki aday olacaktır. 
...
Mesela "Meral Akşener ikinci tura kalır" diye fikir beyan edenlere cevap vermek isteyen troller, itirazını agresifleşerek veriyorlar; muhataplarına "Niçin Meral Akşener'i empoze ediyorsun" dercesine. Oysa ne gerek var ki; kendi adayları zaten kafadan ikinci turda değil mi. Dedim ya; ya Meral Akşener ikinci tura kalırsa.


Klasik Devlet Bahçeli densizliği; imza veren seçmeler fetöcü olabilirmiş

Sayın Bahçeli, bulunduğum bir ortamda, şahsınız için kullanılan ağır bir sıfat karşısında, onurunuza sahip çıkmak adına yapmış olduğum kavgayı hatırlıyorum. Siz ise verdiğim imzam üzerinden fetöcü olup olmadığımın araştırılması için devletin ilgili birimlerini göreve çağırıyorsunuz.
...
Meral Hanım, son derece çirkin ithamınız karşısında biz imza verenleri korumak adına tepkisini gösterince; "Nasıl da alındılar, demek ki attığımız taş yerini bulmuştur" diyerek üstelik de Yusuf Has Hacib'in son derece güzel öğütler içeren sözlerine atıflar yaparak suistimal edip, yapmış olduğunuz ithamınız için kendinizi haklı çıkarmaya çalışıyorsunuz.
...
Sayın Bahçeli, sizin onurunuz için bahsettiğim tepkiyi göstermiş ve bunu yaparken de hakarete uğramış birisi olarak; yine sizin son derece haksız ve mesnetsiz ithamınız karşısında uysal koyup olup, sineme çekip, kendi onurumuzu korumamamız mı gerekirdi.
...
Nasıl bir mantıktır ki; haksız, hatta iftira mahiyetindeki ithamınıza karşı tepki göstermemizi ithamınızı kabullendiğimiz şeklinde yorumlayabiliyorsunuz anlamak mümkün değil; aksine tepki göstermememiz kabullendiğimiz anlamına gelmeyecekmiydi.
...
Bu tavrınız, hakkımızı haram etmek için her ne kadar büyük bir gerekçe olsa da; ben gene de takdiri bu konuda sizinle beni baş başa bırakan ve helalleşme işine karışmayan; her şeye kadir olan, esirgeyen, bağışlayan Allah'a havale ediyorum.


Demokrasimize sahip çıkma adına yaşanan heyecanlar

80 yaşında bir bayan, seçim kuruluna, Meral Hanım için imza vermeye gelmiş. "Meral Akşener 100.000 imzayı aştı mı" diyor ve "Evet" cevabını alınca "Öyleyse bir başka adaya, Saadet'in adayına vereyim" diyor. 
...
İnsanlar siyasal fikir ve düşüncelerinden feragat edip, bir an önce mevcut iktidardan kurtulabilmenin hesabını yaparlarken aynı zamanda demokrasinin faziletinin bilinci içinde hareket ediyor, ona sahip çıkmaya çalışıyorlar.
...
Bir taraftan makarna, kömür hesabı yapanlar; diğer tarafta demokrasiyi, içine sokulduğu cendereden kurtarma mücadelesi. Can sıkıcı süreçte yaşanan bu tür güzellikler, bizler için umut veren nüanslar oluyor.
Teşekkürler hanımefendi.


Erdoğan'sız  bir Türkiye düşünmek

Efendim neymiş "Erdoğan'sız Türkiye istiyorlar"mışız.
...
Ahmak, istemeyeceksem niçin muhalif olayım ki. Evet, Erdoğan'sız Türkiye'yi düşünmek yaşama sevincimi artırıyor, dibine su dökülen fide gibi hissediyorum kendimi😊
...
Aydınlık bir Türkiye için, Erdoğan'sız Türkiye
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

3 Mayıs 2018 Perşembe

BU PARANOYAYA ANCAK ''ÇÜŞ BE'' DENİR

Bu paranoyaya ancak ''çüş be'' denir. 
Atalarımızın "Yok artık; buna da çüş denir" dediği şeyin Devlet Bahçeli üzerindeki tezahürüne şahit olduk.
...
Neymiş efendim "100.000 imza aynı isim için toplanıyorsa veya 15 vekil bir aday için parti değiştirmişse bunun arka planında fetö'nün olup olmadığının araştırılması gerekir"miş. Yani bir anlamda imza verecek seçmeni tehdit ediyor "Sizleri tek fişleyeceğiz" demeye getiriyor. 
...
El insaf be. Böyle ciddiyetten uzak, paranoya batağına sağlanmış, çırpınıp duran insanların ülkemizin kaderinde söz sahibi olmaları gibi bir talihsizlik ile baş başayız.
...
Sayın Bahçeli ben gidip Meral Akşener için imzamı vereceğim ve senin bu bel altı vurmadan da güç alarak. Ama sana da şunu hatırlatmak isterim; AKP'nin ABD+Fetö projesi olduğu bilindiği halde, başbakan olmanız mümkünken niçin erken seçim diyerek bu projesinin yürürlüğe girip, rahat çalışma ortamının oluşmasını sağladınız. Bu durumda; emareleri analiz ettiğimizde, fetö'ye kim daha yakın olmuş oluyor. 


Ne o; kimyanız mı bozuldu
Tabi ki kimyanız bozulacak. Öyle ya; ülkücüler becerse becerse ölmeyi becerebilirler, bozkurt işareti yapıp, yürekleri heyecanladırabilirler. Hiç bir kir onların üzerinde duramaz, ihalelere giremez, nemelanamazlar. Dolayısıyla, devleti yönetmeye talip olmak hadlerine mi düşmüş. Onlar da kim oluyormuş, akıllarından bile geçiremezler. Azatlık kabul etmeyen, iflah olmaz kölelerken; Allah Allah, nasıl da becerdiler bu İYİ PARTİ denen projeyi(!)
...
Meselenin aslı nedir biliyor musunuz; Türk milliyetçilerinin kızıl elmasını Cumhuriyet hükumetlerine müsteşarlık mertebesine indirgeyenlerin; yine bir grup Türk milliyetçisinin öz güven dolu, yürekli çıkışları ile bu kabullenişe itiraz etmeleri ile "Bizler üç günlük siyasal İslamcılar kadar da mı devleti yönetemeyiz" diyerek, projeler geliştirip iktidara talip olmalarıdır.
...
Ergenekon, Balyoz kumpasları ve 15 Temmuz hain kalkışması ile tüm milliyetçi, ulusalcı direnç unsurlarını yıldırdıklarını sananlar; Türk Ordusu'na ait olan, her dost ve düşmanın bildiği kadim Türk Ordusu algısının yıkılmasını sağlayanlar bir şeyin hesabını yapamamışlardı; Türk milliyetçilerinin bu olup bitenler karşında nasıl bir tavır alıp, neler yapabileceğiydi. Bu günlerde Türk milliyetçilerinin ve tabi ki diğer milli düşünen siyasi görüşlerin oluşturdukları "Demokrasi İttifakı" ile işte o süreci yaşıyoruz.


İşte bu güzel oldu
İşte bu, çok güzel oldu. Akşener, Kılıçtaroğlu ve Karamollaoğlu kafa kafaya vererek "Siyaseti ancak biz dizayn edebiliriz" diyenlerin ellerinden inisiyatifi alarak, Cumhur ittifakının hiç de tahmin edemediği bir konjonktürün oluşmasını sağladılar. 
...
Ve böylece, ileriye yönelik öngörümde ısrarıma devam ediyorum; "Demokrasi İttifakı"nın ikinci turda Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener olacaktır.
...
Bu arada HDP'nin "Demokrasi ittifakı"na Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turunda gönül ittifakı(Kendi tercihleri ile) şeklinde destek olacağını düşünüyorum.
...
Devlet Bahçeli 7 Haziran sürecinde ne demişti; "O hanımefendi biraz dinlenecek" sonra Meral Hanım ne demişti; "Sakına sakın bir kadının düşmanlığını üzerinize çekmeyin".
...
Sonuç; kimseyi küçümsemeyeceksiniz; hele ki bir kadını asla. 


Empati yapınca....
Bir Türk milliyetçisi, ülkücü olarak zaman zaman karşıtı olduğum fikir ve düşünceler ile onların mensupları üzerinden empati yapıyorum; doğal olarak sonuçlar çıkarıyorum.
...
21. yüzyılda "Lider, doktrin, teşkilat" saplantısı ve buna sadakati insan onuruna yakışır bulmuyorum. Bu, insanın düşünce yetisine, muhakeme gücüne, şahsiyetine ket vurmaktır.
...
Ve buradan hareketle sol ideolojinin sanatçısı; sinemacı, romancı, şair; ressam heykel tıraş, tiyatrocu ülkücülere göre oldukça fazla, doğal olarak üretimleri de çok ve sürekli olmuştur.
...
Nasıl olur demeyin; ülkücüler "Lider, doktrin, teşkilat" frenlemesine kendilerini öyle kaptırdılar ki; adeta malum üçleme gereği her şeyi lidere havale ederek, rehavete kapılıp "Lider bilir" diyerek fikri ve sanatsal, hatta siyasi üretim ve gelişime ket vurulmuştur.
..
Dolayısıyla bu "Hal" ülkücülerin iştigal ettiği her alana sirayet ettiğinden; ideolojik gelişim de "Lider"in ufku kadar olmuştur; bir başka deyişle hiç bir şey olamamıştır. Bu eleştirim özellikle 1990'lardan sonrası içindir. 1980 öncesinde görüyoruz ki; Türk milliyetçileri, ülkücüler düşünce ve fikir hayatına gerek liderlikleri ile gerek düşünce, fikir ve bunlara dayanan eserleri ile gerekse sivil toplum örgütleri ile büyük katkılar sağlayıp, görevler ifa etmişlerdir.
...
Türk milliyetçilerinin sözde liderini yirmi senedir takip ederim; hiç bir zaman ülkücü bir yazarın resim sergisini açtığını, ziyaret ettiğini; kitap tanıtım programına katıldığına şahit olmadım.
...
Dolayısıyla ben empati yapıp, böyle düşünüyorum diye; "Birisinin" azatlık kabul etmeyen, İflah olmaz köleleri beni "Sosyalist sevici"likle itham ediyorlar.
...
Ama ben bu fikir ve düşüncelerimle, hiç kimsenin ayaklarının altında varlığımı hissetmiyorum ama o azatlık kabul etmeyen, İflah olmayan köleler birilerinin ayakları altında debelenip duruyorlar. Beklesinler, az kaldı; onları hürriyetlerine kavuşturacağız.


Gazeteci mi, MHP Sözcüsü mü.
Orhan Karataş sözde gazeteci, özde MHP sözcüsü, CHP'li 15 milletvekilinin İYİ PARTİ'ye peşkeş çekildiğini söylüyor.
....
Peki Orhan Karataş; Türk milliyetçilerinin iradesini HÜLLE yoluyla AKP'ye peşkeş çekilmesine ne diyeceksin.
... 
652 noter tasdikli delege imzasına rağmen olağanüstü kongre yapılmasına mani olan iradenin kafasında AKP için "iradenin hüllesi" hazırlığı olduğu içindir ki; ülkücü iradenin gasp edilmesi yoluna gidilmiştir. 

...
Orhan Karataş'ı da izleyince; siyaseten bulunduğum konum için en güzel kararı almış olmanın yine en derin iç huzurunu yaşıyorum.
...
Eğer siyaset, insaf ve merhamet duygularımızı, insanlığımızı alıp götürecekse; nalet olsun böyle siyaset. 
...
Sözde gazeteci, özde MHP sözcüsü Orhan Karataş özelikle CHP'li 15 vekile ve CHP'ye demediğini bırakmadı, etmediği hakaret kalmadı.
...
MHP'ye kaset suikastı yapıldığında; yine aynı CHP'nin seçmeleri MHP'nin baraj altında kalmaması için, demokratik iradeye en aşağılık şekilde müdahale edilmesine engel olmak için her CHP'li aile, oylarını MHP ve CHP arasında pay ederek kullanmışlardır.
...
Dolayısıyla, Allah kimseyi iz'ansız, insafsız, irfansız; ve de tabi ki; vefasız etmesin. 

Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

MUHTEREM CHP İÇİN TEZEK DEMİŞ

Muhterem CHP için ''Tezek'' demiş.
Evet Tezek vardır, çok da önemli işlevleri vardır.
... 
Özelikle köylerde çok kullanışlı olup, ekmek sacı kurulduğunda veya odum sobası yakılmak istendiğinde ateşi çabucak tutuşturmaya yarar. Bir de topraktan kuvvetli verim almak için tazesi çok makbuldür. Hele ki onu sulandırıp, sebzelerin dibine döktüğünüzde; sebzeleri adeta zıplatır, en organik şekilde aslına uygun olarak yetişmesini sağlar. Yani tezek çok faydalı bir "Boktur". Büyük şehirlerde iyi para vermemize rağmen her istediğimizde bulamayız, biraz da değerlidir.
....
Ama bir de "Osuruktan tayyare" vardır ki; o ne işe yarar vallahi bilmiyorum


Aktroller şimdi de İlhan Kesici'yi dayatıyorlar
Lütfen dikkat; Erdoğan'ın iktidarının devamını sağlamak için Abdullah Gül dayatmasını tutturamayan aynı çevreler şimdi de İlhan Kesici ismini dayatmak istiyorlar. 
...
Rasyonel düşünen CHP seçmeni elbette İlhan Kesici'yi sevip, saygı duyuyorlar ancak kendi adayı olarak, Erdoğan karşısında Meral Akşener'in olmasını istiyorlar.
...
Bizler de çeşitli sivil toplum örgütleri ile iç içeyiz; girip, çıkıyoruz; şimdiye kadar CHP'li bildiğim insanların %70'i milletvekilliği için değil ama Cumhurbaşkanlığı için Meral Akşener'e oy vereceklerini söylediler. Hatta bir bankada üst düzey yöneticilik yapmış olan CHP'li birisi aylar önce aynen şöyle söylemişti; "Mehmet Bey Meral Akşener'in aday olacağı kesin mi, oyum kesinlikle onundur"
...
Dolayısıyla İlhan Kesici çok değerli bir teknokrat olsa da; bugünkü konjonktürde Cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için rasyonel düşünen CHP seçmeni için en uygun aday Meral Akşener dir.


Fetö'nün övgüsü kime ise ona zarar verdiğine göre...

Acaba diyorum; Pensilvanya'dan fetö köpeği gazeteci birisinin, özelikle bu aralar Meral Hanım'ın ismi üzerinden güzelleme twit'leri atması; fetö ile aynen PKK ile birinci, ikinci, üçüncü kez yapılan açılımlara benzer bir açılım yapılması; karşılığında, Meral Hanım'ı ve dolayısıyla İYİ PARTİ'ye karşı verilmiş bir kalleşliğin ısmarlaması olabilir mi.
...
Bu troller demiyorlar mı; "Fetö kendisini öyle gizler ki; he gün yanı başınızda olan insan dahi kripto fetöcü olabilir"
...
E, öyleyse; bire angutlar fetö niçin hemen deşifre olabileceği bir siyasi yapının içinde olsun ki.
...
Fetö şu konjonktürde eğer bir siyasi partiyi veya lideri övüyorsa kesin olan şu ki; siparişi verilmiş bir kalleşliğin gereğinin yapılıyor olmasındandır. Bu siparişi kimlerin vermiş olabileceğini PKK açılımlarından anlamak hiç de zor değil. Ne yaparsanız yapın, tüm kalleşlikleri yendik, bundan sonrakileri de yeneceğiz.



Sözde gazteci, özde yavşak olunca...
Sözde hukukçu, özde yavşak diyor ki; ABD'den twit atan kaçak fetöcü gazeteci, Meral Akşener için "Şöyle şöyle diyor" diyerek Meral Hanım aleyhine olumsuz algı yaratıp, zihinleri yönlendirmeye çalışıyor.
...
Ulan aynı adamlar her gün sizin için twit'ler atıp, "Biz onlarla yıllardan beri yatak yorgandık" diyorlar. Peki niçin bu izdivacınızdan hasıl olan 15 Temmuz piçini peydahlayan taraflardan birisi olduğunuzu kabul etmiyorsunuz. 


Empati yapınca....
Bir Türk milliyetçisi, ülkücü olarak zaman zaman karşıtı olduğum fikir ve düşünceler ile onların mensupları üzerinden empati yapıyorum; doğal olarak sonuçlar çıkarıyorum.
...
21. yüzyılda "Lider, doktrin, teşkilat" saplantısı ve buna sadakati insan onuruna yakışır bulmuyorum. Bu, insanın düşünce yetisine, muhakeme gücüne, şahsiyetine ket vurmaktır.
...
Ve buradan hareketle sol ideolojinin sanatçısı; sinemacı, romancı, şair; ressam heykel tıraş, tiyatrocu ülkücülere göre oldukça fazla, doğal olarak üretimleri de çok ve sürekli olmuştur.
...
Nasıl olur demeyin; ülkücüler "Lider, doktrin, teşkilat" frenlemesine kendilerini öyle kaptırdılar ki; adeta malum üçleme gereği her şeyi lidere havale ederek, rehavete kapılıp "Lider bilir" diyerek fikri ve sanatsal, hatta siyasi üretim ve gelişime ket vurulmuştur.
..
Dolayısıyla bu "Hal" ülkücülerin iştigal ettiği her alana sirayet ettiğinden; ideolojik gelişim de "Lider"in ufku kadar olmuştur; bir başka deyişle hiç bir şey olamamıştır. Bu eleştirim özellikle 1990'lardan sonrası içindir. 1980 öncesinde görüyoruz ki; Türk milliyetçileri, ülkücüler düşünce ve fikir hayatına gerek liderlikleri ile gerek düşünce, fikir ve bunlara dayanan eserleri ile gerekse sivil toplum örgütleri ile büyük katkılar sağlayıp, görevler ifa etmişlerdir.
...
Türk milliyetçilerinin sözde liderini yirmi senedir takip ederim; hiç bir zaman ülkücü bir yazarın resim sergisini açtığını, ziyaret ettiğini; kitap tanıtım programına katıldığına şahit olmadım.
...
Dolayısıyla ben empati yapıp, böyle düşünüyorum diye; "Birisinin" azatlık kabul etmeyen, İflah olmaz köleleri beni "Sosyalist sevici"likle itham ediyorlar.
...
Ama ben bu fikir ve düşüncelerimle, hiç kimsenin ayaklarının altında varlığımı hissetmiyorum ama o azatlık kabul etmeyen, İflah olmayan köleler birilerinin ayakları altında debelenip duruyorlar. Beklesinler, az kaldı; onları hürriyetlerine kavuşturacağız.


Gazeteci mi, MHP Sözcüsü mü.
Orhan Karataş sözde gazeteci, özde MHP sözcüsü, CHP'li 15 milletvekilinin İYİ PARTİ'ye peşkeş çekildiğini söylüyor.
....
Peki Orhan Karataş; Türk milliyetçilerinin iradesini HÜLLE yoluyla AKP'ye peşkeş çekilmesine ne diyeceksin.
... 
652 noter tasdikli delege imzasına rağmen olağanüstü kongre yapılmasına mani olan iradenin kafasında AKP için "iradenin hüllesi" hazırlığı olduğu içindir ki; ülkücü iradenin gasp edilmesi yoluna gidilmiştir. 

...
Orhan Karataş'ı da izleyince; siyaseten bulunduğum konum için en güzel kararı almış olmanın yine en derin iç huzurunu yaşıyorum.
...
Eğer siyaset, insaf ve merhamet duygularımızı, insanlığımızı alıp götürecekse; nalet olsun böyle siyaset. 
...
Sözde gazeteci, özde MHP sözcüsü Orhan Karataş özelikle CHP'li 15 vekile ve CHP'ye demediğini bırakmadı, etmediği hakaret kalmadı.
...
MHP'ye kaset suikastı yapıldığında; yine aynı CHP'nin seçmeleri MHP'nin baraj altında kalmaması için, demokratik iradeye en aşağılık şekilde müdahale edilmesine engel olmak için her CHP'li aile, oylarını MHP ve CHP arasında pay ederek kullanmışlardır.
...
Dolayısıyla, Allah kimseyi iz'ansız, insafsız, irfansız; ve de tabi ki; vefasız etmesin. 


Abdullah Gül üzerine -1
Abdullah Gül'den ne beklenirdi; geniş mutabakat sağlanmamış olsa bile siyasi duruşunu ve safını belli etmesiydi, öyle değil mi. Ne yaptı; suya, sabuna dokunmadan vaziyeti kurtarmaya çalıştı.
...
Her şeyden önce Abdullah Gül'ün mevcut siyasi konjonktüre göre kendisini konumlandıracağı bir inanmışlığı ve adanmışlığı olmalıydı. O ne olabilirdi; "Her ne kadar İsmim üzerinde geniş mutabakat sağlanmamış olsa da; tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemine olan karşıtlığım gereği gereken siyasi çalışmayı yapıp, Sayın Erdoğan karşısında siyasi duruşumu göstereceğim".
...
Dolayısıyla buradan çıkaracağımız sonuç; daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere; Abdullah Gül muhalefet tarafından, muhalefet adına çatı adayı olarak düşünülmüş bir isim olmayıp; siyasal İslamcıların işi sağlama almak adına bizatihi iktidar tarafından muhalefet adına dayatılan bir isimdir. Bir anlamda Truva atı girişimidir. Siz şimdi bakmayın; özellikle AKP yetkilileri tarafından Abdullah Gül'ün yerden yere vurulmasına; onların amacı benim gibi düşünenleri ikna etmektir ama yemezler.
...
Demem o ki; gerek İYİ PARTİ gerekse CHP bu tezgaha düşmeyerek, oyunu bozmuşlardır, tebrik ediyorum. 


Abdullah Gül üzerine -2
Dikkat ederseniz, Aktroller dışında hiç kimse muhalefet adına aday olması için Abdullah Gül ismini telaffuz etmiyor, sürekli aktroller gündemde tutuyorlar.
... 
Siyasal İslamcılar bu seçimi alırlarsa; T.C Devleti'nin dönüşümünü kendilerince istedikleri şekilde eksiksiz tamamlayabileceklerini düşünüyorlar. Dolayısıyla bu düşüncelerini ve hedeflerini hiç bir şekilde riske sokmamak için karşı tarafı yani muhalefeti de kendi kontrollerine alarak her türlü şekilde istedikleri sonucu elde etmek üzere dizayn etmek istiyor olabilirler. Abdullah Gül bu anlamda özellikle seçilmiş bir isim olabilir. Davutoğlu'nun önce Erdoğan ile görüşüp, sonra da Gül ile görüşmesini bu anlamda yapılan çalışmalar olarak görüyorum. İşte bunun içindir ki; Meral Hanım böyle bir düşüncenin olabileceğinden hareketle "Her parti kendi adayını çıkarmalı" demiştir.
...
Dolayısıyla, ikinci turda muhalefet adına Erdoğan'ın karşısına Meral Hanım'ın çıkmasını sağlayacak bir sürecin takibi gerekir diye düşünüyorum.


Abdullah Gül üzerine -3
Abdullah Gül eğer Erdoğan karşıtlığında samimi ise, "Muhalefetin çatı adayı" olmayı değil, Erdoğan'ın birinci turda kazanamaması için Sadet Partisinin adayı olmalı, Erdoğan'a doğrudan gidecek oyları kendisine çekmesi gerekir.
...
Umarım CHP artık siyasal İslamcıları ülkemizin en önemli mevkilerine taşımaktan vaz geçer. Deniz Baykal CHP'si Erdoğan'ı taşıdı; şimdi de Kılıçtaroğlu CHP'si Abdullah Gülü'mü rejim değişikliğini başarmak için en üst makama taşıyacatır; sanmıyorum.


Abdullah Gül üzerine -4
Abdullah Gül ismini çatı adayı olarak telaffuz eden CHP'lilere sormak isterim; AKP projesi devreye sokulduğundan beridir Abdullah Gül ne zaman AKP'nin dışında kaldı. Ya da; Abdullah Gül'ü Erdoğan'ın karşısına alternatif olarak çıkaracak temel argüman "Demokratik Parlamenter Sistem"e dönmek ise; Gül'ün buna inandığına dair bir bilgiye sahip veya şahitmiyiz. Tek gerekçe, sanırım Erdoğan ile arasının iyi olmaması. Buradan Gül'ünTek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemine kaşı olduğu şeklinde yorumlamak ve buradan da muhalefetin adayı olabileceğini telaffuz etmek mümkün değil.
...
AKP projesinin en sorumlu üç beş aktöründen birisi olan Abdullah Gül'ün, muhalefetin çatı adayı olarak sunulması acizlik olup, Erdoğan'ın olduğundan daha güçlü bir şekilde iktidarının devam edeceği anlamına gelecektir. 


Abdullah Gül üzerine -5
Soruyorum; Abdullah Gül bu ülke için ne yapmıştır. Demokrasi için verdiği hangi kavgası adına onu hatırlayacağız da; ahde vefa gereği cumhurbaşkanı adayı kabul edip, oy vereceğiz.
... 
Abdullah Gül'ün yapabileceği tek şey var; milletten özür dilemek adına, kendisinin de sorumlu olduğu; ülkemizin bu durumlara gelmesinin pişmanlığını Erdoğan karşısında en güçlü aday olarak Meral Akşener'in yanında olup, çalışmaktır. 
...
Erdoğan karşısında güçlü bir aday olması için tekrar soruyorum ne hikayesi var.
...
Abdullah Gül muhalefetin vicdanını kesinlikle temsil edemez; zira Abdullah Gül muhalefetin adayı değil, Aktrollerin muhalefetin adayı olarak görmek istediği ve algı oluşturarak da muhalefete dayatmak istediği bir isimdir.

...
"15 Milletvekili" projesini ortaya çıkaran aklın, kendi adayı için Abdullah Gül'ü gösterme basiretsizliğine düşeceği düşünülemez.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

24 Nisan 2018 Salı

KALLEŞ İTTİFAK KARŞISINDA ANCAK BU YAPILABİLİRDİ

Kalleş ittifakın şerrinden demokrasimizi kurtarma operasyonu
Kalleş ittifaka karşı yapılacak başka bir seçenek yoktu. Demokrasimizi ve rejimimizi kurtarmak için yine demokrasiye inanmış ve adanmışların bir şeyler yapması gerekiyordu, o yapıldı; CHP'den ayrılan 15 milletvekili İYİ PARTİ'ye katıldı ve böylece İYİ PARTİ seçime girebilecek. Bu plan, iki kişinin gasp ettiği demokrasimizi kurtarmak üzere Kuvvayı Milliye ruh halinin üretmiş olduğu çözümdür. 
...
Bu uygulanan proje; kendi vesayetini yaratarak, muktedirliğini kullanarak tüm seçenekleri kendi "Parti devleti"nin devamının sağlanmasına yönlendiren ve dolayısıyla seçmenleri kendi vesayetine bağlı, azatlık kabul etmeyen köleler gibi gören, zaptı mümkün olmayan zihniyeti; kement atarak, durdurma projesidir.
...
Bundan takriben 15 gün önce aklımdan şöyle geçmişti; "CHP ve Cesurlar Hareketinin mensupları rasyonel düşünen insanlar olup, 15 CHP milletvekili demokrasi için bir centilmenlik anlaşması dahilinde İYİ PARTİ'ye geçerek, seçimlere katılamama riskini ortadan kaldırabilirler" demiştim. Aklımdan geçeni yazmaya cesaret edememiştim zira yazarsam kalleş ittifak böyle bir planı geçersiz kılmak için önlemini alabilirdi. Ancak, hala seçim gününe kadar bu anlamda demokrasimize ve İYİ PARTİ'ye bir kalleşlik yapıp,, yapmayacaklarından emin değilim. Artık bundan sonra ne yaparlarsa yapsınlar, kendi ipleri kendi ayaklarına dolanacaktır.
...
İYİ PARTİ'ye geçen 15 CHP milletvekillini demokrasi kahramanı olarak görüyor, kendilerini tebrik ediyorum. Belki kurumsal olarak, Türkiye'nin ortalama algı düzeyinin yeterince takdir edemediği CHP iktidar olamıyor ama demokrasimiz için verilen kavgalarda en rasyonel düşünen kurum özelliğini daima taşımıştır. Nitekim Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan için "Muhtar bile olamaz" dendiği bir dönemde CHP gene demokrasi adına inisiyatifi ortaya koyarak; "Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağı kalkmalıdır" demiştir ve dediğinin de gereğini yapmıştır. Yine aynı seçmen uçkur suikastında baraj altında kalmasın diye MHP için oy kullanmışlardır. Böylece CHP, hiç hak etmediği halde kedisine vefasızlık yaparak ağır ithamlar, eylem, düşünce ve duruş sergileyen en karşıt siyasi rakibi Erdoğan'ın dahi demokrasimiz adına önünü açmıştır.
...
Şimdi bu son yaşanan; 15 CHP milletvekilinin İYİ PARTİ'ye geçmeleri, yani demokrasi adına ittifak arayışı yeni bir konjonktür oluşturdu; artık anlaşılmıştır ki "Demokrasi ittifakı"nın adayı Sayın Meral Akşener dir.
...
Samimiyetle söylüyorum ki; CHP'nin İYİ PARTİ ve demokrasimiz adına yaptığı jest karşısında en yakışanı; Erdoğan karşında bir CHP adayının Cumhurbaşkanı adayı olmasıdır ama CHP de şunu çok iyi fark ediyor ve kendi katkıları ile de gördü ki; Erdoğan karşında en güçlü, favori isim, aday artık Meral Akşener dir. Nasıl ki CHP'nin rasyonel kurumsal aklı İYİ PARTİ'nin seçimlere girmesini sağlayacaksa; yine aynı akıl Meral Akşener isminde mutabık kalacaktır. Karşısında en güçlü adayın Meral Akşener olmasına rağmen ismini ismini ağzına almayan Erdoğan'ın sürekli olarak "Kılıçtaroğlu aday olmadılar" dileğinin arkasında Meral Akşener'in adaylığının yarattığı korkudur. Mahalli seçimlerde de CHP ve İYİ PARTİ'nin aynı rasyonel akılı devreye girerek, AKP'nin elinde olan bir çok belediye başkanlığı kazanılacaktır. 
...
Evet, 15 CHP milletvekilinin demokrasimiz adına, İYİ PARTİ lehine yapmış oldukları jestten dolayı; başta Sayın Kılıçtaroğlu olmak üzere tüm CHP camiasına ve özellikle de 15 CHP milletvekillerine teşekkür ediyorum.


MHP AKP ile ortak miting yapmayacak mış
Cumhurbaşkanı adayınız diye ilan edip, kefil olduğun muhteremle miting alanlarında yanana görünmekten niçin kaçarsın ki. Pusulada partilerinizin amblemlerini yanana getirmeyi devletin bekasına bağlıyorsunuz da; miting alanında endamlarınızı bir arada görmemize mani olacak; ittifakınızın ruhuna ters düşebilecek ne olabilir ki.
...
Haklısın, muhalefet olma adına AKP'ye ve hükümete söyleyebileceğin ne olabilir ki; öyle değil mi. 
... 
Türkiye'yi yönetmeye talip olmayan bir partinin tek başına dahi miting yapması gereksiz, hatta israftır. Aslında en başında söylemeniz gereken bir cümle ile bu işi halledebilirsiniz; "Sayın Erdoğan'ın mitinglerde söyleyeceği her sözün ve vaadin kefiliyiz" diyerek seçim beyannamenizi şimdiden kamuoyuna açıklayabilirsiniz.
...
Kendi aralarında ittifak yapan patiler ortak mitingler yapmalıdırlar ki; samimi olduklarına inanabilelim. Bundan kaçınmanın; var olduğu muhtemel bir ayıbın veya izah edilemeyen bir durumun varlığı söz konusudur. 


Erdoğan'ı önce vekil sonra başbakan yapmak için Siirt seçimlerinin iptal edilmesi ahlakimiydi?
Erdoğan'ı siyasi yasaklı ilan edenler "Artık muhtar bile olamaz" dediklerinde; yine bugünkü CHP "Hayır efendim, bu demokrasimize ve ülkemize yakışmaz; Erdoğan'ın siyasi yasağını kaldıralım, siyaset yapabilsin" demişler, gereğini yapıp, yasağı kaldırmışlardı.
...
Sonra sıra Erdoğan'ın bir şekilde milletvekili olmasını sağlamaya gelmişti. Bunun için buluna buluna 2002 yılında yapılan seçimlerde Siirt ilinin bir ilçesinde üç seçim sandığın kurulmadığı gerekçesi ile Siirt seçimleri iptal edildi. Seçimler yenilendi ama çok garip; adaylar değiştirildi, AKP'nin adayı olarak Erdoğan gösterildi ve doğal olarak amaçları hasıl oldu, böylece milletvekili seçildi.
...
Şimdi kız Bekir'e ve diğer "Kızlara" soruyorum; CHP'li 15 milletvekilinin İYİ PARTİ'ye geçmesini ayıplayan sizler; yukarıda izah etmeye çalıştığım olup bitenleri nasıl açıklayacaksınız öyleyse.
...
Beyler sizin paşa gönlünüz istiyor veya işinize gelmiyor diye tarihe düşülen notlar silinmiyor Birileri işte şimdi olduğu gibi notları çıkarıp, gözünüze gözünüze sokar; arsız ve yüzsüzlüğünüz bu belgeleri geçersiz kılmaz, bilesiniz. 


CHP ve İYİ Parti ittifakı; empati yapan yapan sol ile Türk milliyetçilerinin kader birliği yapmasıdır
Aslında olup bitenlerle ilgili sosyolojik gerçek şudur; bir zamanlar birbirlerine kurşun sıkanlar ile yine aynı dönemde topa kafa çıkanların hesaplaşmasını yaşıyoruz.
...
İYİ PARTİ'nin, Türk siyasetinin rahmine düştüğünden beridir, özellikle Türk milliyetçileri(Sağcı değiliz) ile sol karşılıklı empati yapma sürecine girmişlerdir.
.... 
Varılan sonuç; bugün Türkiye'nin, sistem değişikliğine varana kadar tüm gelişmelerin ve nihayetinde gelinen aşamanın baş mimarları; görülüyor ki 1980 öncesi ait oldukları siyasi aidiyetler adına verilen kavganın hiç bir yerinde olmadıklarını görüyoruz. Birisi topa kafa çıkan bir delikanlı, diğeri ise ekabil bir aristokrat. Dönemin ülkücüsü, henüz misket oynayan gençler dahi en az bir defa olsun hakim karşına çıkmışlıkları sözkonusu iken; bizim ekabil aristokratımızın her ne hikmetse keyfine dokunan olmamış. Ya diğeri; hapise giriyor ama bir kuşak sonra ve eğitim amaçlı.
...
Ve gün geliyor; bir zamanlar fikir ve düşünceleri uğruna inanmış ve adanmışlıkları için karşılıklı kurşun sıkanlar; bir ekabil aristokrat ile topa kafa çıkma hüneri dışında bir becerisi olmayan diğerinin ellerine geçirdikleri ve hiç de hak etmedikleri inisiyatifleri karşısında EMPATİ yapmak gibi bir sosyolojiyi keşfediyorlar. Şimdi yaşadığımız süreç, söz konusu empatinin sonucudur. Artık çıkarların değil, fikirlerin ittifakı bundan sonra Türk milleti ve Devletinin geleceği için inisiyatif sahibi olacaktır. 

Yandaş anket şirketleri sadece kendi yandaşlarını değil muhalefeti de yönlendirmek istiyorlar
Senin gibi anket şirketinin verilerine hangi aptal inanır, aklına şaşarım.
...
Dangalağın ankette sorduğu soru şu; "Abdullah Gül'ü mü, Tayyip Erdoğan'ı mı tercih edersiniz". Diğer program konukları "Peki Meral Akşener'i niçin dahil etmediniz" cevap "Sadece iki ismi ankete koydum" diyor. Adama sormazlar mı; "Ulan hıyar, Meral Akşener adaylığını açıklayan ilk cumhurbaşkanı adayı değil mi" 
...
Burada maaşa bağlanmış yandaş araştırma şirketi resmen yönlendirme yapıyor; muhalefet aptal ya; bu angut'un yönlendirmesi ile Erdoğan karşısında Abdullah Gül'ü çıkaracaklar(!)
...
Gönlünden geçeni araştırma sonucu diye yutturmaya çalışan sahtekarın teki. Ayıya sormuşlar "Bu sene armutlar nasıl olacak" o da; "İyi olacak, iyi olacak" demiş; "Nereden biliyorsun" demişler, "Canım öyle istiyor da ondan" demiş. Mesele budur.
...
Angut şunu iyi bilin ki; hiç bir çabanız Meral Akşener'i reisiniz karşında ikinci turda aday olmaktan men edemeyecektir.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

19 Nisan 2018 Perşembe

MALUM GÜRUH "ALEVİ'DEN CUMHURBAŞKANI OLAMAZ" DİYECEKLERDİR

Hükumet sözcüsü Mahir Ünal'ı dinliyorum. Çok öncesinden beridir dikkatimi çeken hususu yine tekrarladı. Her ne hikmetse, tüm AKP ve trollerinin ortak arzusu; Sayın Kılıçtaroğlu'nu CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak görmek istiyorlar. 
...
Buradan anlaşılması gereken, belli ki; AKP ve trolleri Sayın Kılıçtaroğlu'nu yıpratabilecekleri en uygun aday olarak görmeleridir. Bunun temelinde yatan asıl gerçek ise; maalesef hala bir ayıbımız olarak devam eden mezhep farklılığının; alçakça, el altından, fısıltı gazeteleri ve troller vasıtasıyla kullanacak olmalarıdır.
... 
Bunu belki de en iyi fark edip, gözlemleyebilenler benim gibi hemşehri derneklerinde uzun yıllar görev yapmış veya yapmakta olan sivil toplum örgütleri mensuplarıdır. Değerli CHP'li yöneticiler ve taraftarları bana "Ne münasebet" diyebilirler ama "Türkiye ortalaması algı düzeyi" maalesef böyle görüp, böyle düşünüyor. Aslında Sayın Kılıçtaroğlu bunun farkında ama "Ben aleviyim, seçilemem" diyemeyeceğinden, CHP üst aklı başka bir aday üzerinde mutabık kalarak Sayın Kılıçtaroğlu'nu da böylece içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtarmaları gerekir diye düşünüyorum. 
...
Peki, bu durumda CHP adına nasıl bir aday çıkarılmalı sorusu sorulunca, ilk akla gelen isim de İlhan Kesici oluyor. Bu isim; ben de kabul ediyorum ki; "Türkiye ortalaması algı düzeyi"ne uygun olup, CHP adına gösterilebilecek en güçlü, makul ve makbul isimdir.
...
Ancak İlhan Kesici Erdoğan karşında başarılı olup, kazanması mümkün olacak mı dır, hayır. Uygun isim olmakla, kazanacak isim olamak aynı şeyler değildir şüphesiz. Özelikle yaklaşık son iki yıldır "Kalleş İttifakı"nın Türkiye'ye dayatmak istedikleri yeni sisteme ve demokrasi ihlallerine karşı Sayın İlhan Kesici'nin öne çıkan, dikkat çeken herhangi bir kavgasına, mücadelesine şahit olamadık. Zaten bunu yapacak bir mizaca da eskiden beridir sahip olmadığını gözlemleyebiliyoruz. Oysa biliyoruz ki; liderleri biraz da demokrasi adına verdikleri kavgalar ortaya çıkarır.
...
Peki Erdoğan karşısında başarılı olabilecek en güçlü Cumhurbaşkanı adayı kim olabilir; kesinlikle Sayın Meral Akşener dir. Yine yazımın giriş bölümüne atıf yaparak diyorum ki; nasıl ki AKP ve trolleri, büyük bir hararetle Erdoğan karşında Sayın Kılıçtaroğlu'nu aday olarak görmek istiyorlarsa; aksine bir o kadar da Sayın Meral Akşener'i aday olarak görmek istemiyorlar. Meral Hanım, Erdoğan karşısında en güçlü aday olduğu halde, başta Erdoğan olmak üzere diğer AKP ve trollerinin Meral Hanım'ın ismini telaffuz etmemeleri; ciddiye almadıkları değil, kendilerini tir tir titretecek kadar ciddiye aldıklarını göstermektedir.
...
Şimdi yapılması gereken; CHP kurumsal duygusallık yapmadan, tamamen "Kalleş ittifak"ı karşısında başarılı olmak adına, toplumun psikolojik olarak ön kabulünü de dikkate alınarak Cumhurbaşkanı adayı arayışlarını bırakması ve en kısa zamanda İYİ PARTİ+SAADET PARTİSİ ve CHP arasında "Demokrasimiz için birlik Hareketi" veya "Demokrasi ittifakı" adına Meral Hanımın ismi ortak Cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanmalıdır.
... 
Özelikle Meral Hanım ve İYİ PARTİ aleyhine uygulanan baskı, kumpas ve sansür karşısında oluşan mağduriyeti millet çok iyi görüyor ve şüphesiz takdirini de buna göre yapacaktır.
... 
Şunu çok iyi bilmeliyiz ki; AKP'yi kurduran en büyük argüman, birikmiş mağduriyetlerin tavan yapmış olduğu noktadır. Ülkemiz özelikle bu noktaya 28 Şubat sürecinde Cemaat+ABD ittifakı ile kasten getirilip, mağduriyetlerin doyum noktasına geldiği anda da; Ali Bulaç ve Abdurrahman Dilipak'ın birbirlerini doğrulayan itiraflarında olduğu gibi "AKP bir ABD projesi olarak kurulmuştur". Yani demem o ki; Meral Akşener aynı zamanda MHP genel başkanlığı adaylığından beridir kendisine karşı uygulanan engellemeler; iftiralar, kumpaslar, basın ve medya sansürleri şeklinde sürmüş; kurmuş olduğu İYİ PARTİ'ye karşı da şiddetini artırarak devam etmiştir. Dolayısıyla, demokrasi için mücadele verebilmenin en kolay yolu; yine demokrasi mağduru bir ismin önderliğinde olmasıdır, bunun için yine en uygun isim Meral Akşener dir. 
...
Daha sonra mahalli seçimlerde bu ittifak "Gönül ittifakı" şeklinde devam ettirilerek; ittifakı oluşturan partiler güçlü oldukları il veya ilçelerde diğerleri aday çıkarmayarak feragat edilip, desteklenerek böylece akıllıca bir süreç yürütülüp, ülkemize ve demokrasimize sahip çıkmak adına, demokrasi tarihimiz adına güzel bir dayanışma ve demokrasi mücadelesi emeği verilmiş olacaktır.
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

15 Nisan 2018 Pazar

27 NİSAN KONTROLLÜ E-MUHTIRA

27 Nisan "Kontrollü e-muhturası"
27 Nisan "Kontrollü e-muhturası" ve Dolmabahçe görüşmesini de yargılayacak mıyız? 
...
E-muhturanın okuduğunun ertesi günü hükümet sözcüsü oldukça kendisinden emin, özgüven dolu bir şekilde, cumhurbaşkanı olmasını istedikleri Abdullah Gül'e yapılan e-muhturadaki negatif göndermelere verdi, veriştirdi. İnsanlar da "Helal olsun size, helal olsun" dediler. 
...
Sayın Hükümet sözcüsü sonra ne yapmanız gerekirdi; o okumuş olduğunuz metnin ilişiğinde olması gereken e-muhturayı verenlere ilişkin dava dilekçesini de götürüp savcılığa vermeniz gerekirken, siz ne yaptınız; muhatabınızla Dolmabahçe'de karşılıklı olarak "Kısık ateşte kontrollü pişirilmiş kahve" içtiniz. 
...
Türkiye'de darbeler bitmemiştir, sadece muktedirler değişmektedir ve her muktedir kendi kuralları çerçevesinde yarattığı devleti yönetmeye çalışmaktadır. Bir de; darbe denince aklımıza hemen tank, tüfek ve asker geliyor. Muktedir diyor ki; "Ben bunları öğrenci olarak görmüyorum, teröristtir bunlar. Artık bu okulda okuyamazlar" dediğinde, kastedilen o öğrencilerin hepsi apar topar içeri atılıyorsa; sürecin bir hukuk darbesi ile götürüldüğünü göstermez mi. Biz burada elbette öğrencilerin suçsuz olduklarını iddia etmiyoruz, tamamen darbeye maruz kalmış hukukun talimatlarla yönlendirildiğini ifade ediyoruz.
...
Veya e-muhtıranın kendilerine verildiğini düşünen ve bu tespite binaen de ertesi gün tavrını ortaya koyan hükumet; Genel Kurmay başkanının terörist başı görülüp, içeri atılması; Genel Kurmayın kozmik odasına girilmesi, zamanın hükumetini e-muhtıra kadar dahi niçin rahatsız etmemiştir.
...
Yoldan geçen deli kanlı balkondaki kıza baktı diye öfkelenen baba, her ne hikmetse aynı delikanlıyı evde görünce rahatsız olmuyor. Olmaz tabi ki; çünkü o delikanlı artık kızının nişanlısıdır. Bilmem anlatabildim mi.☺️

28 Şubat davası sonuçlandı
28 Şubat davası kararı verildi. Hükumet adına sonuca ilişkin görüşü de başörtülü milletvekili ve aynı zamanda Merve Kavakcı'nın ablası olan Ravza Kavakcı Kan açıkladı. Adeta alınmış bir intikamın keyfini yaşıyor gibiydi. Belli ki; elde edilen sonucun mana ve önemine binaen seçilmiş bir isim.
...
"Nasıl olsa cidden hapis yatacak kimse yok, verin müebbeti; evden dışarı çıkacak halleri de yoktur; biz de en azından oh be intikamımızı işte böyle alırız" şeklindeki ego tatmini dışında; darbe tanımlaması üzerinden, atıf yapılan gerekçeler ile vuku bulan eylemler örtüşmüyor gibime geliyor.
... 
Rahmetli Erbakan istifa ediyor. Cumhurbaşkanı Demirel, daha önce Tansu Çiler ve Erbakan arasında mutabık kalınan ama anayasamızda tanımlanmamış dönüşümlü başbakanlık görevini Tansu Çiler'e değil, başkasına veriyor; işin garibi etik olarak yakışmasa da anayasamızın cevaz verdiği bir durum; yani başbakanın istifası halinde Cumhurbaşkanı birisine hükumeti kurma görevi veriyor. 
...
Burada darbeden ziyade temayüllere uyulmaması durumu sözkonusudur. Dolayısıyla, temayüllere uyulmaması halini darbe olarak tanımlamak mümkün değil. Demek ki 28 "Şubat'ın yargılanmasından ziyade belki de temayüllerin hukuki hale getirilmesi gerekirdi. 
...
Peki hırsızın hiç mi suçu yoktur, elbette var; ancak hepsi görevi kötüye kullanma suçuna giriyor. Okul birincisi seçilen türbanlı hemşirenin diploma töreninde ödülünü almaya giderken bir zorba hemcinsi tarafından başörtüsü zor kullanılarak, adeta saçlarını yolarcasına başından alınması darbe girişimi mi dir yoksa kişisel bir suç mudur. Yürüten tanklar meclisin hangi duvarını yıkarak, çalışamaz hale getirmiştir; zor kullanma, cebir ve şiddet nerede. Müslüm ile Fadime'nin basılmasını, darbenin neresine oturacağız; veya temayüllere göre başörtülü milletvekilinin mecliste yemin edemediği bilindiği halde o zamanlar aynı zamanda ABD vatandaşı olan Merve Kavakcı niçin bu temayülü delmek üzere ABD'den gelip, vekil seçilmiştir. 
...
Nasıl bir şeyse; 28 Şubat sürecinin başlaması ile bitişi arasındaki zaman diliminde yaşanan olaylar, daha sonra kurulacak olan AKP için ısmarlama bir zemin yaratmıştır. Bu durum ile yıllar sonra bir AKP milletvekilinin "Ordu vesayetine karşı cemaat ve ABD ile işbirliği yaptık" itirafını üst üste koyduğumuzda; 28 Şubat sürecinin yargılanmasının hukukilikten ziyade siyasi olduğunu ve mümkün olduğunca içinden geçmekte olduğumuz konjonktürde alınan kararın sonuçlarından yararlanılmak istendiği anlaşılıyor.
...
27 Nisan e-muhtırasının müsebbibi olanlar hukuk karşısında yargılanmadıkları sürece, 28 Şubat'ın yargılanması ile elde edilen sonuçların bir anlamı olmayacaktır. 28 Şubatın yargı sonuçlarının meşruluğunu, 27 Nisan e-muhtıra sürecinin yargılanması sağlayacaktır.


Gördünüz mü; ABD'de Başkanlık Sistemi nasıl yürüyormuş; kuvvetler ayrılığı ile
Gördünüz mü, ABD'de de başkanlık sistemi nasıl işliyormuş. Öyle Trump kendi başına atıp, tutsa da; ABD'nin yetkili kurumları kendilerine tanımlanmış görevlerini harfiyen ifa ediyorlar. Trump "Bekle Rusya sana yeni füzeler göndereceğiz" diyor ama Pentagon, CIA ve diğer kurumlar başkanın dediğini kale almıyorlar, umurlarında bile değil. 
... 
Şimdi fiilen, 2019 yılından itibaren de resmen ülkemizde uygulanacak olan "Partili Cumhurbaşkanlığı" yani başkanlık sitemini Trump'ın ABD'si ile karşılaştıralım bakalım; mümkünmü dür cumhurbaşkanımızın sözünün üzerine söz söylemek, aldığı kararı yok saymak, dediğini duymamak. 
...
Bakın Trump "Füzelerimiz hazır, gönderirim ha" dese de; ABD'nin oturmuş olan geleneksel derin devleti dikkate bile almadı, Trump'ı adeta yok hükmünde görüyorlar.
... 
Bizim devletimizin de değişmeyen; gelenekselleşmiş iç ve dış siyaset anlayışı vardı ancak AKP iktidarı süresince bir çok devlet geleneğimiz terk edildiği gibi bunlar da terk edilerek, başımıza çok belalar açıldı. İç güvenlikteki zafiyet fetö belasını, dış güvenlikteki zafiyet Suriye bataklığını başımıza sarmıştır. Özelikle son günlerde bu iki zafiyetin devletimiz ve milletimiz üzerinde açtığı derin yaraların sıkıntısını yaşıyoruz.
...
Mesela 16 yıl boyunca istikrarlı bir şekilde tek başına iktidar olan AKP hükumetinin bir koalisyon ortağı olsaydı; Fetö istediği yerlere, istediği adamları yerleştirmeyi başarabilecek miydi; elbette hayır, çünkü ortak kararnamelerle yapılan atamalarda koalisyonun diğer ortağı birisinde olmasa bile diğerinde illaki bir şekilde itiraz edecekti. Dolayısıyla, demokrasinin yakışanı aslında koalisyonlardır diye düşünüyorum. Koalisyonda yönetim, farklı görüşlerin ortak aklı ile yürütüldüğü için risk de doğal olarak azalmış oluyor. 
... 
Demokrat olmayı göze alabilecek yeterlilikte ve yürekte olamayanlar bu zafiyetlerini tek adamlı, otoriter sisteme sarılarak giderme yoluna gittiler. Ne gariptir ki; sistem değişikliğinin iki öncü ismi, seçildiklerinden beridir konumlarını değiştirmediler; partilerindeki bütün kurgular konumlarını korumak ve güçlendirmek üzerine olmuştur. Yani demem o ki; demokrat olabilmeyi bile beceremeyenlerin demokrasi inşa etmeleri mümkün değildir.
... 
Ülkemizde sitemin değişmesine değil, demokrasimizin iyileştirilmesine ihtiyaç vardır. "Türkiye ortalama algı düzeyi" tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemini kaldırabilecek olgunlukta değil maalesef. Bu algı düzeyinin, seçilen en masum Cumhurbaşkanını bile baştan çıkarmaması mümkün değil. İnşallah 2019 seçimlerine kadar "Türkiye ortalama algı düzeyi"mizin niteliği artar, bugün fiilen icra edilen ve sürekli devletimizi ve milletimizi hop oturtup, hop kaldıran tek adam iradesine dayalı partili Cumhurbaşkanlığı siteminin kalıcılığına fırsat verilmez. 


FETÖ Davasında miladi 17/25 değil AKP'nin kuruluşu itibaiyle olmalınmalıdır.
Efendim fetö davalarında milad 17/25 Aralık alınmış; niçin, AKP kandırıldığını ancak o zaman "Anlamış" da ondan. Peki daha evvelden anlayanlar tam akıllı da; AKP'liler yarım akıllımıydılar; elbette değillerdi.
...
Peki AKP dışındaki herkes yıllar önce işin içinde bir puştluğun olduğunu anlamışlar; kitaplar yazılmış, kumpaslar kurulmuş, genel kurmay başkanı hapse atılmış, genel kurmayın kozmik odasına girilmiş. Bütün bunların hiç birisi "muhteremin" kandırılmasına kadar puştluğun fark edilmesi için etkili olamıyor öyle mi; hiç de değil. 
...
Ne fark edilmemesi be; kendi milletvekillerinin dediği gibi "Ordu vesayetini kırmak için ABD ve cemaat ile işbirliği" yapmışlardı. İktidar olmuşlardı ama direnç gösteren cumhuriyet kurum, kuruluş, değer ve kazanımlarına karşı muktedir olamamışlardı, bunun için cemaat sopası kullanılmıştır. 
... 
Dolayısıyla cemaat tarafından sürdüregelen puştluk çok iyi fark edilip, bilindiği halde müdahale edilmemesinin nedeni, tamamen ve tamamen muktedir olmak adına göz yumulmasıdır. Nasıl olsa puştların mağdur ettikleri canlar kendilerinden değil, muktedir olmalarına mani olan karşı taraftaydılar. Dolayısıyla "Kadayıfın altının kızarması"nı beklemenin bir mahsuru yoktu. 
...
İşte bundan dolayıdır ki; kendi canlarının yandığı 17/25 Aralık'ı milad kabul etmişlerdir. 
...
Peki 2010 referandum arifesinde "cemaatin" referandum için gayretleri ve "Mezardaki ölülerinizi bile dirilteceksiniz" söylemleri karşısında bir Türk milliyetçisi olarak, cemaatin bu tür işlere burnunu sokmaması gerektiğinin kavgasını bilerek, isteyerek, şuurlu şekilde verirken; "Muhterem" ve tüm AKP'liler de dahil olmak üzere; "Siz alnı secdeden kalkmayan bu muhterem adamdan ne istiyorsunuz" şeklindeki uğradığımız haksız ithamları ne diyeceğiz. Sormak isterim biz böyle düşündük diye olmadık hakaret içeren ithamlarda bulunmuş olanlara sövmenin sevabı var mı dır, yok mu dur. 
...
Size bir şey söyleyeyim mi; tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi, 2019 yılında da Cumhurbaşkanlığın kazanılıp, ısrarla devamının istenmesi; tamamen ve tamamen AKP'nin paşa gönlüne göre miladi diye belirlediği 17/25 Aralık'ın çok daha eski yıllara çekileceği ihtimalidir. Miladi olarak 17/25 Aralık'ın geriye çekilmemesinin en gerçekçi nedeni de; 15 Temmuz kalkışmasının siyasi kanadına ulaşılacağı gerçeğidir.

Vatandaş daima gördüğüne inanıyor; görselliğin esareti altında kararlarını veriyor
Vatandaş gördüğüne inanıyor. Görmesi için herhangi bir bedel ödemediği için de; hükumetin sürekli göze hitap eden imar işlerine önem vermesi; sürekli kazanması için kendince en makul hükumet etme stratejisidir. Mesela niçin milyar dolarlar harcayıp, bilmem nereye elektrik üretecek santraller yapsınlar ki; nasıl olsa üzerinden geçilen köprüler, tüneller veya yollar kadar çok insan tarafından görülmeyecektir. 
...
Dolayısıyla 2002 yılında 130 milyar dolar olan dış borcun bugün 485 milyar dolar olması vatandaşa verilen makarna kadar, çift yönlü yol kadar, boğaza yapılan köprüler, içinde yolculuk yaptığı metrolar gibi somut gerçekler olarak gözükmüyor. 
... 
Oysa 485 milyar doların ne demek olduğunu, kendisini nasıl etkileyeceğini; eline tutuşturulan makarna kadar, üzerinden geçilen köprüler kadar somut anlatılabilse; "Obooovvv ben ne halt ettim de oyumu verdim" diyeceklerdir.
...
Dolayısıyla hükumet nasıl ki yolları, tünelleri, köprüleri; yollardaki peyzajları gösterip, milleti ikna edebiliyorsa; muhalefet de 485 milyar dolar borcun ne demek olduğunu vatandaşa anlatabilmelidir. Vatandaşın önüne 485 milyar doların getirilip, "Ahanda bu kadar dolar" diye gösterilemeyeceğine göre, bunun bir şekilde formülünün bulunması gerekiyor. Mesela 485 milyar dolarla AKP iktidarı süresince yapılan tüm yatırımların kaç katının yapılabilineceğinin anlatılması gerekir. Çünkü iktidarı belirleyen "Türkiye ortalama algı düzeyi" 485 milyar dolar ile 750 milyar dolar arasında telaffuz farkından başka ciddi bir fark görmez. Bu psikolojik halden dolayıdır ki; millet olarak cebimizde beş kuruş karşılığı olmayan kredi kartlarımızı her vesile ile çok kolayca kullanırız, ta ki; son ödeme günü gelene kadar, yani durum somutlaşana kadar. 
...
AKP'nin her defasında kazanmasının nedeni, "Türkiye ortalama algı düzeyi"ni ölçmüş, biçmiş bir sonuca varmış ve bu sonuca varışı formüle edip, her seçim sürecinde uygulamaya koyuyor, istediği sonucu elde edebiliyor. Şimdi muhalefet açısından iktidarın formülüne karşı geliştirebileceği tek formül 485 milyar dolar dış borcun somutlaştırılarak, mümkünse göze hitap edecek şekilde anlatılması gerekir.


ABD Suriye'yi Miraç gecesinde bombaladı.

ABD, Suriye'yi mübarek bir gecede bombalamakla, Suriye'de daha güçlü hale geleceği aşikar değil mi. Peki, Suriye'de güçlü bir ABD'nin varlığı Türkiye'nin mi işine gelir, yoksa PYD ve YPG'nin mi işine gelir.
...
Hal böyleyken, ABD'nin ümmet topraklarını bombalaması, nasıl olur da bizleri mutlu eder ki. Güçlü bir ABD, güçlü bir PYD/YPG demek değil mi dir. Yoksa biz ABD'ye "Bırakın PYD/YPG'yi, onlardan ne istiyorsanız biz de verebiliriz" mi dedik ve "Eyyy ABD" demekten vaz geçtik.
...
ABD'ye aferin denilmesinden anlaşılması gereken; bunun 2019 seçimleri için sürdürülen stratejinin bir parçası olduğudur.

Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com