24 Mart 2018 Cumartesi

AKLIMDAAN GEÇENLER

Efendim "Ben Bahçeli'den ne istiyormuşum"
Ülkemin gündemini belirleme inisiyatifine öyle veya böyle; bir şekilde sahip olan insanlar yine öyle de desek, böyle de desek önemlidirler.
... 
Dolayısıyla, önemlerine binaen eğer her tutum ve davranışları benim, ailemin, hatta torunlarımın geleceğini ilgilendiriyorsa; Sayın Bahçeli'den çok şey istemek de, çok şey sormak da en doğal hakkımdır.
...
Mesela geçenlerde bir soru sordum hala tık yok. Ne demiştik; "Sayın Bahçeli; Suudi Arabistan devleti, insan tipi verilen, program yüklü robota vatandaşlık hakkı verdi diye malum salı konuşmasında gündemine aldı, eleştirilerde bulundu ama her ne hikmetse" Keşke Yunan galip gelseydi" diyen fesli müptezelin devlet erkanınca hastahanede ziyaret edilmesi ve sağlığının sıkı takibe alınmasından rahatsızlık duyup, hiç bir tepki göstermedi.
...
Veya, İstiklal marşının bestesinin değiştirilmesi taleplerine niçin tepki göstermedi.
Şimdi Türk milletinin çok kudsiyet atfettiği "İstiklal savaşı değer ve kazanımlarına" karşı kullanılan bu tür ifadeleri garipsemeyip; uysal koyun olup sessiz, sakin takip mi etmemiz gerekiyor. Asla...
...
Ve sonra "Ben ne yapıyorsam devletin bekası için yapıyorum" diyeceksin. Hiç kusura bakma Sayın Bahçeli; "Keşke Yunan galip gelseydi" diyen birisinin "ittifakınızın" en güçlü ortağı tarafından ziyaret ediliyor ve siz de bir tepki göstermemişseniz; devletin bekası adına yaptıklarınızı sahici görmek mümkün değil. Eğer sahici olsaydınız veya sahici olduğunuzu ittifak ortağınıza da inandırmış olsaydınız o fesli müptezeli ziyaret etme cür'eti hasıl olmaz; "Sayın Bahçeli bundan çok rahatız olur; adam devletin bekası için bizimle beraber olmak adına tüm camiasını karşına aldı, en azından şimdilik Kadir Bey'i ziyareti düşünmeyelim" düşüncesi akıllarından geçerdi ama siz de farkındasınız ki; kimsenin umurunda bile değilsiniz; çünkü istediğini sizden aldı, geriye de bir şey kalmadığının farkında.
...
"Keşke Yunan galip gelseydi" diyen birisinin devlet erkanınca sağlık sorunlarının takibe alınmasına cür'et edilecek kadar bu ülkede bir kırılma yaşanıyor ve buna da bir tepki gösterilemiyorsa; bundan ala beka sorunu mu olur Allah aşkına. Devletin bekası adına bu da ciddi bir sorun; Suriye, Irak sınır güvenliğimiz de; fetö de ciddi bir sorun ama "Keşke Yunan galip gelseydi" diyen müptezel Cumhurbaşkanı tarafından ziyaret ediliyorsa, bence bu daha ciddi bir sorundur. Cephede düşman belli savaşabiliriz ancak beka sorununu yaratanlar bizatihi yöneten konumundaysalar ne yapacağız; 2019 seçimlerinde iktidardan sadıktan çıkan gücümüz ile göndereceğiz. 
...
İşte Sayın Bahçeli'yi ifade etmeye çalıştığım bu tür olumsuzlukların ortağı gördüğüm için eleştiriyorum. Ayrıca, Semih "Dalçın"ı seçen eli kırılası birisi olarak, elbette günahımın kefareti için çabalarımı sürdürmek durumundayım.


Acizlerin Kumpascıların Kallşlerin dikkatine
15 Mayıs 2016 tarihinde MHP kongresi var ve Meral Hanım mayısın ilk haftasında, ayın 15'inde Genel Başkan adayı olacağı kongre için yaptığı toplantıda "Ben ayın 15'in de sadece genel başkan olmayacağım; şimdiye kadar MHP'nim iktidar olma, başbakanlığı alma iradesini ortaya koyamayan Devlet Bahçeli gibi mütevazi olmayacağım, aynı zamanda bu harekete başbakanlığa giden yolu açacağım ve nihayetinde başbakan ben olacağım" demek istemiştir; aynen şimdi, "Cumhurbaşkanı ben olacağım" dediği gibi. 
... 
Şimdi soruyorum; bugün 20 Mart, desem ki "Ayın yirmi beşinde Ankara'ya gideceğim", söylermisiniz, bundan anlaşılması gereken önümüzdeki haziran yirmibeşi mi, yoksa içinde bulunduğumuz mart ayının yirmibeşi mi.
... 
Mayısın ilk haftasında söylenmiş "Ayın 15`i" ifadesini iki ay sonrası, Temmuz'un 15'i diye anlamak; ancak ve ancak 15 Temmuz'un olsa olsa kurgu olduğu iddiasına hizmet etmek veya içinde olmaktır. 
... 
Bir şerefsizin kes yapıştır ile düzenleyip, hazırladığı kumpas video'nun peşinden gidip; aslanların bırakacağı leş kırıntılarına umut bağlayan kalleş sırtlanlar ittifakının kahraman oyuncularına Meral Akşener diyor ki; "Föte ile bağlantımın olduğu iddiasına inanıp da soruşturma açmayan savcı vatan hainidir (İYİ PARTİ İstanbul İl kongresinde yaptığı konuşma) Yine elinde belge olup da savcılığa vermeyen alçaltır, namussuzdur, korkaktır; Allah'ın aciz, fakir bir kulu olmanın dışında hiç bir ayrıcalığım, dokunulmazlığım yoktur; bu kadar herif bir kadından korkmayacaklarına göre, başka neyimden korkuyorlar ki; çıkın er meydanına, delikanlıca kozlarımızı paylaşalım; kalleşlik er kişiye yakışır mı" diyor. Peki, başka ne demesi gerekiyor veya geriye söylenmedik ne kaldı.
... 
Siyaseti mi bıraksın; hayır, bu kadar iftira ve kumpasa teslim olmayacak elbette. Meral Akşener siyasete seviye kazandırmak için siyasette var olacaktır. Türkiye'nin yüce makamları narsist kişiliklerin egolarını tatmin makamı değildir; böyle olmadığını Meral Akşener'in şahsında yüce Türk milleti görecek, şahit olacaktır. 
... 
"Ayın 15'in de" ifadesinden iki ay sonraki Temmuz ayının kastedildiğini anlayanlar, demek ki 15 Temmuz kalkışmasından daha önce haberi olanlar olup, enişteden önce biliniyormuş demektir. Şimdi bunlara sormak lazım, "Siz 15 Temmuz kalkışmasını nereden biliyordunuz"


İktidarın bir cemaat ile muktedir olmak için koalisyon kurması laikliğe ihanet değil de, neydi?
"Cemaat"in" Fetö"ye evrilme sürecine henüz gelmeden; laik Türkiye Cumhuriyeti, onun değer ve kazanımlarına dayanan, oturmuş laik bir devlet düzeni varken; AKP Diyarbakır milletteki Ensarioğlu'nun "Evet, biz iktidara gelirken, ordunun vesayetine son vermek için cemaat ile işbirliği yaptık" itirafında söylediği gibi dini bir cemaat ile koalisyon kurarak iktidara gelme hesapları yapmış olmak vatana ihanet değildi de neydi.
... 
Henüz "Kandırılma" aşamasına gelinmeden önce yapılmış olan bu ihaneti Devlet Bahçeli niçin dikkate alıp, analiz etmiyor, öyle değil mi.
... 
AKP kuruluyorken bile işin başında kurgu belli; ordu vesayetini kaldırmak. Sonra; Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile AKP'nin niyet ettiği değişim ve dönüşüm süreçlerine tepki gösterecek, milli düşünen siyasi, askeri, sivil ve sivil toplum örgütlerinin etkisiz hale getirilmesi için tasfiye süreçlerini yaşanıyor. 2010 yılına gelinmiş; kısmi anayasa değişikliği yapılıp, cemaat marifetiyle yargıyı ele geçirme sürecinin kurgulandığına şahit oluyoruz. Ve nihai olarak, maalesef 2016 yılına geliyoruz, 15 Temmuz ihaneti ile devletin ele geçirilip, ABD'ye paket servis yapılmak istendiğini öğreniyoruz. 
... 
Ve çok garip; tam da burada Devlet Bahçeli devreye giriyor, sistemin değiştirilmesini istiyor, Devlet Bahçeli dışında hiç bir ülkücü vicdan; murad edilenin ne olduğuna dair hiç bir bilgiye de sahip değil. Öyle ya; koltuğu koruma endişesine devletin bekasını düşünme gerekliliği imdadına yetişmişti; artık Devlet Bahçeli için tüm matematik formüllerini üzerine nakşedebileceği bir kara tahta önüne konmuş, Erdoğan tarafından da kendisine isteği kadar kullanabileceği tebeşir kalem verilmişti. 
...
Şimdi Devlet Bahçeli ve Türk milliyetçileri, ülkücü camia olarak bütün bu olup, bitenleri bildiğimiz, yaşadığımız halde; "Lider" bilinen Devlet Bahçeli, yaşanan kırılmaların müsebbibi olan AKP'nin elinden bir an önce devleti yönetme inisiyatifi alıp "Türk milliyetçileri ve onun kurumsal kimliği MHP olarak devletimizi yönetmeye talibiz" kararlılığını gösterip, onun takipçisi olması gerekirken, aksine; "Yapmak isteyip de yapamadıklarınızın devamı için isterseniz gelin sistemi bile değiştirelim. MHP olarak Cumhurbaşkanlığına da, devleti yönetmeye de artık talip olmayacağız. 2019 da Cumhurbaşkanı adayımızsınız; seçilmen halinde bir beş yıl da arkanızda durmaya söz veriyoruz" tavrı bir siyasi partinin kumsal kimliğine ve varlığına yakışmadığı gibi aynı zamanda mensuplarına, tarihine ve en önemlisi de; üniversitede doğmuş fikir hareketine, uğrunda ömür tüketmiş mensuplarına ve toprağa düşmüş şehitlerine züldür.
...
Şimdi bütün bu kifayetsizliklerin müsebbibi olanlar ülkücü olacak; "Çekilin aradan, sizin bir halt edeceğiniz yoktur, ben ve arkadaşlarım gerekeni yapacağız. Türk milliyetçilerinin alternatif olma gücü de, kabiliyeti de; hatta liyakati da vardır. Öz güven eksiği olanlar dinlensin. Türk milliyetçiliği hareketi tarihi misyonuna geri dönecek, tekrar Devleti yönetmeye talip olacaktır" diyen; 1980 öncesi kendisine dönmüş kalleş namluların gölgesinde görev yapmış, Devlet Bahçeli'nin de arkadaşı olan ülkücü bir ağabeyin yanında yetişmiş kız kardeş Meral Akşener ülkücü olmayacak öyle mi; siz geçiniz onu. 
...
Atalarımız ne demiş; "Bükemediğiniz eli öpeceksiniz". Bırakın el öpmeyi; bırakın siyasi nezaket ve fikri namusunu; bir ülkücü ağabeyin yadigarı deyip, kendisine sahip çıkmak varken; şerefsiz bir alçağın kurguladığı kes-yapıştır şantaj ve montajının peşine takılıp, siyasi ikballerini sağlama almanın ve iktidarın gücüne sığınmanın derdine düştüler.
... 
Yazıklar olsun bu algıya teslim olup, gömleğini giyip, ortalıkta dolaşanlara. 


Çiftlikbank
Beyler ülkemizde demokrasi "var". Bir kısım vatandaş Çiftlikbank'ı tercih etmişse karı, zararı bizi niçin ilgilendirsin ki. 
...
Bu vatandaşlara makul bir düzeyde kar vaad edilmiş olsaydı, kimse sanal alemde sörf'e çıkmayacaktı öyle değil mi.
... 
Çalışmadan, emek sarf etmeden uçuk kar vaatlerine bodoslama atlamak; yetmiş yaşında dul bir herife "Sana otuz yaşında bir hatun bulduk" dediklerinde; o hatun ile nasıl bir beraberlik yürütebileceğini düşünmeden, en yakın kuyumcuya giderek hatunun kollarını altın ile donatması, sonra da sabah kalktığında yatağında kendisinden başka kimseyi bulamaması durumudur.
...
Bu, demokrasinin; pardon, hatunun cilvesinden beslenen entrikasının neticesine binaen vuku bulan bir durumudur


MHP'deki kripto AKP'liler üzerine.
Gördüğüm lüzum üzerine tekrar hatırlatmak istiyorum.
...
Geçtiğimiz günlerde "MHP'deki kripto AKP'liler" şeklinde bir ifade kullandım diye hiç de kendilerini kastetmediğim değerli ülküdaşlarım, yine hiç de murat etmediğim saiklerle alınganlık gösterip, sitem dolu göndermelerde bulundular.
...
Oysa ki benim kastettiklerim; zamanında Sayın Devlet Bahçeli için malum iğrenç sıfatı Erdoğan ve AKP'liler sarf edince onlara saldırıp, kafa göz dağıtmayı düşünmeyenlerin; aynı sözü sahibine atıf yaparak CHP'liler veya başkaları sadece hatırlatma amaçlı söyleyince niçin kafa göz dağıtmak akıllarına gelir. Benim vurgu yaptığım husus buydu. 
...
Dolayısyla, MHP'nin tarihi hafızasına sahip olma konumunda olan ve hala MHP üyesi saygın isimler elbette MHP de kalmaya kesinlikle devam etmelidirler. "Kürşat ve kırk çerisi" olarak gördüğüm bu isimler er veya geç Sayın Bahçeli'nin kendi belirlediği delegeler ile Balgat hegemonyasına son vereceklerine inanıyorum. Dolayısıyla kendilerini kripto AKP'liler olarak görmem elbette mümkün değildir, bunu özellikle belirtmek isterim.
... 
Bugün bizim farklı bir mecrada yol almamızın nedeni; içinden geçmekte olduğumuz konjonktürde, olup biteceklerden sonra tarihi geriye sarma ve yanlışları düzelte şansımızın olmayacağından hareketle; yapılacak yanlışlara karşı önlem almaya yönelik bir refleksle oluşan bir sürecin içine girmiş olmamızdır. Çünkü MHP içinde kalarak mücadeleye devam etmekte ısrar etseydik; atı alan Üsküdar'ı çoktan geçecek, 2019 seçimlerinde iki otoriter, tek adam rejimi aşığı insanın nihai amaçları gerçekleşecek, tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi kalıcı hale gelecekti. 
...
Bu saygı duyduğum değerli isimler şunu da biliyor ve farkındalar ki; Meral Akşener bu ülkenin yetişmiş değerli bir evladıdır. MHP ve ülkücü hareketin mazisinde ailesi ile birlikte saygın bir aidiyeti vardır. MHP'li olmak adına birisi adeta bir aktrol gibi "Fetöcü karının peşinden gidenler" sözünü sarf ediyorsa, ona kripto AKP'li demeyip de ne diyeceğiz peki.
... 
Özelikle hatırlatmak isterim ki; MHP'li olmak adına, aynen klasik AKP trollerinin yaptığı gibi; devlete fetö'nün yerleştirilmesinin müsebbibi olanların; üzerlerindeki kiri örtme refleksi ile dikkatleri başka yere çekmek için Meral Hanım'a isnat edilen çirkin iftiraların aynısına tekrar tekrar eşlik etmenin ne anlamı var. Ahan da orada, Pensilvanya'da "Kuzu kebabı" yiyen vekillerle uğraşsalar ya. 
...
Yani demem o ki; MHP de kalmaya devam edip de; hala bir AKP trolü gibi aynı dil ve üslupla Meral Hanım'a saldırmaya devam edenler MHP içindeki kripto AKP'liler olup, kalanlar ise saygı duyduğum ülküdaşlarımdır.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

14 Mart 2018 Çarşamba

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN VE VATANSEVERLERİN ADAYI MERAL AKŞENER

Efendim Ülkücü Hareket'in kellisi, fellisi diyebileceğimiz bir ağabeyimiz diyor ki; "Durum öyle görünüyor ki; ülkücü bir cumhurbaşkanı adayının çıkması lazım".
... 
Camiada; saygın bir ülkücü ağabeyin yanında yetişmiş; diğer güçlü siyasi oluşumlar varken oraları tercih etmeyip, MHP'yi tercih etmiş olan; zoru seçerek, azim ve kararlılıkla; demokrasinin bütün kalleşliklere vesile kılındığı bir ortamda mücadele etmekten yılmayan Meral Akşener yüzde yüz ülkücü olup, sinmiş ve sindirimiş ülkücülere moral kaynağı olarak öncü olmuş ve ülkenin en zor şartlarında yürekli ve cesur ülkücülerin inisiyatifinde proje geliştirmiş bir insandır.
...
Meral Akşener cesur yürekli ülkücülerin ve paydası vatanseverlik olan tüm insanlarımızın müşterek Cumhurbaşkanı adayımızdır. Bu alternatif varken; en azından Türk milliyetçileri adına başka bir aday aramak pişmiş aşa su katmaktır. Meral Akşener ismi dışında Türk milliyetçileri adına başka bir cumhurbaşkanı adayı arama düşüncesi; tamamen ve tamamen Recep Tayyip Erdoğam ve Devlet Bahçeli'nin Meral Hanım'ın uhdesinde toplanan teveccühü dağıtmaya matuf bir proje olduğunu kabul edeceğimi şimdiden, kendi adıma beyan ediyorum.
...
Efendim bu işe ehil mi diyeceksiniz; elbette ehil, üstelik de her gün antidemokratik ülkede, tüm entrika ve Kalleşliklere karşı sınav vererek; adaylık için rüştünü ispatlamış yürekli ve delikanlı bir kadındır.
...
Bu ay MHP nin kongresi var. Bahçeli karşısında blr aday çıkarmayanların Meral Akşener'in adaylığını ve ülkücülüğünü sorgulaması abesle iştigal değil mi. Peki niçin aday çıkarmıyorsunuz; İlla ki Meral Akşener'in mi önünüze düşmesi gerekiyordu.
...
MHP de gerektiği zamanda, gerekenin yapılmamasının bedelini bugün ödüyoruz. Belki de bu durumun yarattığı pişmanlığın ortaya çıkarmış olduğu İYİ PARTİ ve Meral Akşener inisiyatifine de set çekip, duyarsız kalırsanız; adama sormazlar mı "Öyleyse sen ne istiyorsun be kardeşim"
...
Gölge etmeyin lütfen. Yirmi senedir konuşuyorsunuz, yine konuşmaya devam ediyorsunuz ama şimdi icraat zamanı; çaylarınızı bitirin, işimize bakalım artık.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

ONLARIN SÖYLEDİKLERİ BİZİM DÜŞÜNDÜKLERİMİZ

MHP'deki kripto AKP'liler
MHP'de kala kala CHP'ye saldıranlar kaldığına göre; demek ki bunların alayı kripto AKP'liymiş.
...
Öyle ya; AKP'liler ve liderleri inanç ve ilkelerimizi ayakları altına aldılar tıs yok, zürriyetsiz dediler tıs yok, kandan beslenenler dediler tıs yok, Fatiha bilmez dediler tıs yok, eşref-i mahlukat değilsiniz dediler tıs yok, uçkur düşüklüğü gibi zafiyet genel haliniz dediler tıs yok. 
...
Ancak CHP seçim ittifakı yasasına karşı çıkıp, eleştirince ve de; geçmişte AKP'lilerin Sayın Bahçeli'yi aşağılayan sözlerini hatırlatınca işte buna dayanamadılar, çok tahrik oldular, CHP'lilerin kafasını gözünü dağıtmak istediler.
...
Çok bozulmuşlardı; kimse AKP ve ittifakın lideri Erdoğan'a laf edemezlerdi.



Belvin Elvan
"İttifak mensubu" birisi, sözde Meral Hanım'ı yermek adına, Berkin Elvan'ın hatırasına binaen güzel dileklerle atmış olduğu bu twit'i paylaşmış.
...
Ben de yorum yaptım; "Gariplik bunun neresinde. İyi yönetilmeyen ülkemde teröre kurban verilmiş körpecik bir canın hatırlanmış olması utanılası bir durum değil, aksine utanması gerekenlere ibret-i alem için acı da olsa güzel bir hatırlatmadır.

Güzel Ahlaka ve fikir namusuna sahip olmak

Önemli olan "Güzel ahlak" ve aynı zamanda "Fikri namus"a sahip olmaktır. Bu iki sıfatı üzerinde taşımayı başaran her bir insanın yine toplumun her kesiminde saygın yerleri vardır. Bunun dışındakiler; insanın bizatihi kendisini mutlu hissetmesi için yapmış olduğu kişisel tercihlerdir ki; başkalarına dayatılması durumunda yobazlık ve bağnazlık devreye girer. 
...
Dindar insan olmak insanın kendisini kurtarır; güzel ahlak ve fikri namusa sahip olmak ise toplumu kurtarır.
...
Dolayısıyla dindar toplumu oluşturmaktan önce fikri namusa sahip, güzel ahlaklı insanlar yetiştirmek lazım. Peygamber efendimiz ne demiş; "Ben güzel ahlakı tamamlamak için geldim"; diğer bir ifade ile "Toplum bu denli ahlaksız hale gelmemiş olsaydı, belki de benim gelmeme gerek kalmayacaktı" demiş olmuyor mu.
...
Dolayısıyla bu hadisten de anlıyoruz ki; güzel ahlak sahibi olmayan bireylerle dindar toplum oluşturulamaz.
Demem o ki; İlle de ve ille de güzel ahlak sahibi olmak gerek. 

...
Ahmet Şık ile hiç bir şekilde siyasi hemfikirliğimiz yoktur. O bir sosyalist ben ise Ülkücü birisiyim ancak ortak bir tarafımız var elbette, o da; her ikimizin de fikri namusa sahip olmamızdır.
Ahmet Şık'ın üzerine çullanılarak, nefes almasına dahi fırsat verilmedi ama o yine de ifikri namusuna sahip çıkmaya devam etti.
...
Günümüzün İnanmışlık ve adanmışlık sembolü Ahmet Şık'a geçmiş olsun der, ailesi ile birlikte mutlu bir yaşam temenni ederim.


Klasik Semih Yalçın refleksi

Mehmet trol"er" dün akşam Habertük TV'de yarım saat Devlet Bahçeli ve MHP'ye övgüler düzünce; Sinan Ogan "Sayın Metiner MHP'yi anlatanlar var, sen başka şeyler anlat" deyince; Semih Yalçın gene beklenen davranışı sergileyip, programın moderatöre Metiner elçiliği ile twit atıp, haber gönderiyor; "Söyleyin hanımefendiye, o adamın MHP ile bir ilgisi yoktur.😂
...
Bizler de böylece Mehmet Metiner'in MHP'li, Sinan Ogan'ın ise MHP'li olmadığını öğrenmiş olduk.😂
...
Bir an için " Güldür Güldür" programını izlediğimi sandım. Demek ki devletin bekası ile uğraşırken, ara sıra da böyle komiklikler yapılabiliyormuş. İlahi Semih Bey, ne de hoşsunuz.

İslam'da Güncelleme

"Hayır işleri için rüşvet verilebilir" şeklinde talimat ile yandaş ulemanın verdiği fetva ve her cuma hutbesinde tekrarlanan "Akraba ve yakınlarınıza yardım edip, gözetiniz" ayetini "Yandaşı" kayırma şeklinde yorumlanıp, bu da geleneksel hale gelince; baktılar ki olacak gibi değil "Artık bu böyle devam etmez, en iyisi İslam'ı kendi meşrebimize göre güncelleyelim" dediler.
...

Recep Tayyip Erdoğan belki de ilk defa kendi fikri aidiyetinin dışında, modern anlamda, doğru bir laf etti; "İslam güncellenmeli" dedi.

...
Ancak aynı Erdoğan; yüzlerce yıldır, binlerce sosyoloji kitabında "Ümmet" ve "Millet" kavramlarının tarifi aynı yapılıp, aynı şekilde anlaşıldığı halde; sadece ve sadece "Türk milleti" dememek için milleti-İbrahim veya milleti-Musa ya da İsa demesinin perde arkasındaki niyeti sorgulayınca; "İslam güncellenmeli" gibi son derece makul ve mantıklı vecizesini hangi niyete binaen söylediği elbette çok önemli olup, üzerinde düşünülmesi gerekiyor; ve dolayısıyla Erdoğan'ın kişiliğine binaen yukarıda söylediklerim doğrultusunda şüphe ile yaklaşmamak mümkün değil.
...
Çünkü Sayın Erdoğan'ın kavramları alt üst etme huyu var. Bir çok kavramı, anlamı dışında kullanıp, sonra da işin içine trolleri de katarak millete dayatıyor.
...
Mesela referandumda hayır dedik diye; ona göre PKK ile hareket eden hainler olduk(!) Şimdi MHP+AKP ittifakına "Milli ittifak" diyorlar; peki diğer patiler Yunanistan'dan gelmiş olup da; kendisinden iktidarı devralmak isteyen güruh mu oluyorlar. Yani referandumda hayır dedim diye ben hain oluyorsam, kozmik odayı teslim edenler ne oluyor; kandırılmış hainler mi. Ya da; cemaat yurdundaki çaycı "Kandırılmış" olmayıp, fetöcü olurken; Fethullah Gülen ile Pansilvanya'da malikanesinde kebap yiyen milletvekili ne kandırılmış oluyor, ne de fetöcü; buna ne diyeceğiz peki.
...
Dolayısıyla, "İslam güncellenmeli" sözü doğru bir söz ancak banisine güvenmediğim için anlamını yitiriyor, gerekçem; "Çayı getirenin fetöcü, kebabı götürenin baş tacı " olmasıdır.
...
"İslam güncellenmeli" sözünde kastedilen mana; daha çok rahmetli Yaşar Nuri Öztürk'ün söylemleri ile örtüşüyor. Peki rahmetli Yaşar Nuri Öztürk yıllar önce bu ve buna benzer sözler söyledi diye lince tabi tutulmadı mı. Kimlerdi bunlar; siyasal İslamcısı gelenekten gelenler.
...
Demek ki sözün yakışabileceği zihniyet; kumaşın da yakışabileceği endam çok önemli.


"Ulan oğlum" başarının zirvesindeki bir muhteremi mi alaşağı ettik; ne ettik.

Gerek Türk milliyetçiliği hareketi, gerekse ülkemizin içinde bulunduğu konjonktürel şartlar gereği; Türk milliyetçilerinin bir projesi olarak inşa edilen İYİ PARTİ'yi edep, adap ve izandan yoksun olarak eleştirmek gibi kolaycı bir üslubu sürdürenler var.
...
"Ulan oğlum" başarının zirvesindeki bir muhteremi mi alaşağı ettik. Veya hem iktidar, hem muktedirdiniz de; size darbe mi yaptık; ya da bacası tüten fabrikamız vardı da; şarteli mi indirdik, doğal gaz borusunu mu patlattık; ne yaptık... "Eylemsiz Doçent" mıymıntılığını kabullenip; haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliğe seyirci mi kalacaktık.
...
Becerebilenleriniz ortaya çıkıp, bir şeyler yapsınlar; bir halt edip, baltaya sap olamayanlar ise en azından susma edep, adabında olmalılar. Onca emek ve umudu küçümsemek kimsenin haddine düşmez. Adama sorarlar; sen ne yaptın diye. 


SP Genel Başkanı Sayın Karamollaoğlu'nun istikrarlı dik duruşu

Siz işte bu kadar alçak ve namussuzsunuz.
... 
Sayın Karamollaoğlu, gönüllerinden geçtiği şekilde hareket etmeyince, adamın 53 sene önce başka bir dine mensupken sonra müslüman olan eşini dillerine doladılar.
...
İnsan illaki o milletten, bu milletten, şu dinden, bu mezhepten olabilir, hiç önemli değil; yeter ki sizler gibi ahlaksız, şerefsiz ve namussuz olmasın.
...
Bu arada Sayın Karamollaoğlu, malum Sivas katliamı nedeniyle kedisini bu denli ifade etme, dinletebilmek ve vicdanlara hitap etme fırsatını bulamamıştı; bir anlamda içinden geçmekte olduğumuz süreç kendisine bir şans vermiş oldu. 

...
Aktrolleri dinliyorum, öyle bir havada konuşuyorlar ki; SP seçmenini, eninde sonunda AKP'yi tekrar tercih etmek zorunda olan "Ampulün altında sadakat nikahı kıymış, İflah olmayan, azatlık kabul etmeyen köleler" olarak görüyorlar.
...
Bu durumda SP seçmeni, AKP'nin köleleri olmadıklarını göstermek durumundadır.


Hem orada, hem burada gözükme; iki tarafı idare etme hali

Görüyorum ki Türk milliyetçilerinin, özelikle de kanaat önderlerinin, hele ki hükumete yaranma adına akademisyenlerin ciddi bir kısmı sotaya yatmış bekliyorlar. Öyle bir strateji yürütüyorlar ki; gerektiğinde hem oraya, hem de buraya atlayabilme pozisyonlarını muhafaza etmeye çalışıyorlar. 
...
Ancak Türk devletini; Türk tarihinin belki de en büyük ihanet örgütüne ama öyle ama böyle teslim etmiş bir yönetim anlayışının, bundan sonra da başımıza daha ne belalar açacakları meçhulken; bütün bunların müsebbibi aynı iktidarın devamına kayıtsız, şartsız destek verip, yanında saf tutmak neyin nesi, hangi akılın karıdır.
...
Rahmetli Ali Güngör'lerin itirazlarını ve buna binaen çırpınışlarını unutmayalım. Rahmetli gerekli itirazını dile getirmiş olmanın huzuru ile ahiretini kazanmışken; bizler ise yanında durmamış, onu anlayamamış olmanın vicdani sızısını o günden bu güne hala yaşamaya devam ediyoruz.
...
Bu sızımıza ikinci bir sızının eklenmemesi için tekrar tekrar düşünmeniz gerekmektedir. Türk milliyetçiliği hareketine Ali Güngör'ü anlamamakla ket vuran zihniyet; varlığına bu sefer de referandumda hayır diyen Türk milliyetçilerini anlamamakla devam ediyor. Bu durumun neden olacağı sızıları şimdiden hissedip, önlemini alarak "Cesurlar Hareketi"ne iştirak ettim, ne mutlu bana. Artık gerisini kalanlar düşünsün, vuku bulacak sızıların müsebbibi onlardır artık.
...
Dün akşam SP Genel Başkanı Sayın Karamollaoğlu açıkladı; 15 Temmuz öncesi ordudan bir kaç subay dertlerini kimseye anlatamayınca kendilerini ziyaret ederek, orduda hiyerarşik düzenin bozulduğunu dile getirmişler, o da; "Bunlar bizi aşar, gidin bu tespitlerinizi devleti yönetenlere anlatın" demiş. Sonra ne oldu; bütün bu uyarılar muktedir olmanın derin hazzını yaşayanların umurunda bile olmadı 15 Temmuz hain kalkışma gerçekleşti. Bunun müsebbibi görülen çaycısı çorbacısı içeride; kurşun sıkan alçaklar elbette içeride; zenginler dışarıda, kaçaklar; Gülen'in malikanesinde aynı masada kebap yiyen herifler ile hidayete erip, başını örten siyasi hatunlar ise TV'lerde ne kadar fetö düşmanı ordularını anlatmakla meşguller.
...
Şimdi sözüm muhataplarına;
Beyler zerre kadar siyasi gücünüz varsa, yapmanız gereken; yukarıda sadece bir tanesini verdiğim binlerce ihmalkarlıkların müsebbibi olup, devletin ve milletin başına bunca işleri açanlara karşı ittifak olup, alternatif geliştirerek; ve elbette demokratik usullerle uzaklaştırıp, devleti yönetmeye talip olmanız gerekmektedir.
..
Sizler ne yapıyorsunuz; malum iktidarın kalıcılığını teminat altına aldığınız gibi, "2019 yetmez,, üzerine bir beş yıl daha ilave teminat sağlıyoruz" diyorsunuz. Tekrar ediyorum; devletin bekası için beka sorunu yaratanlarla işbirliği yapılmaz; aksine, bizim yaptığımız gibi karşı mücadele verilir.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

6 Mart 2018 Salı

SÖYLENENLER ÜZERİNE DÜŞÜNDÜKLERİM

İYİ PARTİ İstanbul 1.İl kongresi

Kurbay emekli asker Ahmet Yavuz diyor ki
Emekli Kurmay asker Ahmet Yavuz diyor ki; "Geçmişte 30 bin kişinin katili Apo ile barış süreci adına defalarca görüşüldü; ne olur yani, sürekli Katil Esad diyeceğimize kendisi ile diyaloga geçmeyi denesek ne olur yani"
...
Bence Paşa haklı. Suriye'nin yönetim ve rejim sorunu bizi ilgilendirmez; bizi ilgilendiren sınır güvenliğimizdir. Nasıl ki Kuzey Irak'ta Kandil harekatı ile sınır güvenliği adına gereken yapılmışsa; Esad ile de anlaşarak, sınır güvenliğimiz adına her zaman sınırlarımızdan içeriye doğru belli bir derinlikte operasyon yapabilme garantisini alabiliriz.
...
Suriye'de sınır güvenliği dışında Esad'ın gitmesi ve rejimin de değiştirilmesi işini görev edinirsek; Suriye bataklığından çıkmamız mümkün olmayacaktır.

Bilal'i alacakken, MHP'yi vermek
İYİ PARTİ İstanbul 1.İl kongresi
"Ver Bilal'i al iktidarı" söyleminden tam aksine "MHP'yi de al, iktidarı da al" durumuna savrulma hali; sosyal bilimlerde çok başlıklı akademik çalışmaların pekala konusu olabilir. Ancak, sakın kimse çalışmasının girişine "Devletin Bekası" tılsımlı sözü koymasınlar; zira işin başında teziniz tamamen çöpe atılır. Benden söylemesi.
...
Mesela kasdettiğim anlamda tez çalışması yapmak isteyenlere bir kaç tüyo; "İhtiraslar ve bunun paralelinde aklın önemi" Veya; "Özgüven eksikliği hangi yol ve yöntemlerle gizlenebilir" Ya da; "İdealistler nasıl olur da; iflah olmayan azatlık kabul etmez köleler durumuna sokulabilir" gibi. 

18 Yaşında İstanbul Belediye Başkanı olmak
Madem ki 18 yaşındaki bir çocuk İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlere belediye başkanı olabilecek; bu yaştaki çocuklara güveniyorsun da; peki, niçin otuz beş yaşındaki oğluna, paraları nasıl sıfırlayabileceğine dair kendisini yönlendirme ihtiyacı duyuyorsun, bırak bildiği gibi yapsın. 

İYİ PARTİ 1. Olağan İl kongresi
Bugün eşimle İYİ PARTİ'mizin İstanbul 1. Olağan İl kongresine katıldık. Bir ara ağladığını fark ettim. - Hayırdır, ne var?
- İlk defa üç hilalin olmadığı bir kongrede bulunuyoruz ve bu bana ağır geldi, sanırım alışmam zor olacak.
...
Elbette, eşim o ara daha bir çok anılarımızı hatırlamıştır; ikinci oğlumuzun sezeryanla dünyaya gelişinde; MHP seçim bürosunu terk etmeyip, kendisini yalnız bıraktığımı da.

Hep aynı seremoni
Milli birlik ve bütünlük, devletin bekası söz konusu olduğunda ülkücüler görev başına. Hükumetler kendilerinden her türlü şekilde faydalanabilirler. Onları dağa taşa; göğe, aya; puşta, pezevenge karşı her yere "Yürü yiğidim" deyin gitsin. Ama hiç bir zaman hükumet olup, devleti yönetmeye talip olamazlar, hadleri değildir(!) 
...
Amma velakin, kıçımız sıkıntıdan kurtulunca; ülkücünün ne dini kalır, ne de imanı; onlar Fatiha bilmeyen, inançları ayaklar altına alınası kitlelerdir artık(!)
...
Daha düne kadar "Rabiacı"ları" eşref-i mahlukat, "Bozkurtlar"ı ise "Hayvan" görenler; şimdi ise, utanmadan bozkurt işareti eşliğinde toplu atan yüreklerin yemin törenlerini izliyorlar.
...
Hele bir de ülkücülere, istedikleri her yerde "Bozkurt işareti"ni yapma özgürlüğünü verirseniz; sevdası ile buluşup, bütünleşmenin hazzıyla artık ondan ne isterseniz alırsınız; ölmek mi; O'nun her daim en hazırlıklı olduğu haldir zaten.
...
Peki ülkücüler adına bütün bunlar olup, biterken "Rabiacılar" ne yapıyorlar dersiniz; dantelli kefenlerini giyip, Filistin'de olup bitenleri takiple meşguller.

Erdoğan Bahçeli'nin kontrolündeymiş(!)
Ülkücü değerli bir abim "Siz şunu fark edemiyorsunuz; şu anda Erdoğan tamamen Devlet Bahçeli'nin dediğini yapıyor" dedi.
...
Değer verip, saygı duyduğum bir abim ama "laf ille de gediğine oturmak isteyince" duramadım abi "Keşke Yunan galip gelseydi" diyenin hastahanede ziyaret edilmesi talimatını veren de Sayın Bahçeli mi dir" ; o günden bugüne hiç bir tepkisini görmedik de. 

ABD düşmanımız ise; İncirlik üssü hala niçin açık
ABD yeni bütçesinde PYD'nin bölgede kalıcılığının sağlanıp, yapılanmasının tamamlanabilmesi için destek amacıyla 500 milyon Dolar ayırmış. Peki biz ne yapıyoruz; tam tersi amacıyla, yani PYD'nin sınırımız boyunca yapılanmasına mani olmak amacıyla operasyon yapıp, uğrunda şehitler veriyoruz.
...
Peki durum bu ise; 15 Temmuz hain kakışmasının da kısmen organize edildiği bizzat AKP yetkililerince ifade edilen İNCİRLİK üssünü niçin kapatmıyoruz.
...
İncirlik üssü resmen devletimiz ve milletimiz için faaliyet gösteren şer merkezi olmuştur. İlk etapta Kürecik üssü kapatılmalı, yetmezse akabinde hiç tereddütsüz İncirlik üssü kapatılmalıdır.
...
Sayın Erdoğan'dan ey.... mey...leri değil, "ABD, PYD'ye desteğini şu tarihe kadar çekmediği sürece, İncirlik üssünü kapatacağız" çıkışını bekliyoruz.

SP'nin oyu %2.5 ancak AKP'de etkileyebileceği seçmen %10 civarındadır
Erdoğan'ın %51'ni aşağıya çekecek en makul yol İYİ PARTİ ve SP'nin "İlkesel işbirliği" etrafında hareket etmeleridir. "İttifak" demiyorum, çünkü bu kelime hile ve hülle amaçlı kullanıldığından "Kirletilmiştir".
...
Araştırmacı Hakan Bayrakçı'n tesbiti; SP'nin oyu her ne kadar %2.5 olsa da; AKP'deki etkisi altında olan seçmen oranı %10
Dolayısıyla, SP'nin baraj altı kalacağı endişesi ile AKP'ye giden %2.5 oranındaki oyları, olası İYİ PARTİ-SP "ilkesel işbirliği"ine %10 olarak dönebilir. Diğer Erdoğan karşıtı oyları ve bunu dikkate aldığımızda Erdoğan'ın tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesi mümkün olmayabilir.

Eylemsiz Doçent
"Eylemsiz doçent" 😊sıfatının kullanılması; Meral Hanım'ın yerlerde sürüklenen siyaset diline seviye kazandırma amacının bir anlamda tezahürüdür.
...
Teşekkürler Meral Akşener; ne kadar zor da olsa, "Siyaset diline "Kasımpaşa'dan kurtarıp, Beyoğlu'nda Papyon taktıracaksınız inşallah.

"Yandaşlık" gazını fazla alıp, çiğ benzin atınca; Akit TV'nin gafı, yaydığı koku örtbas edilemedi.
... 
Ne demişti akit TV sunucusu; "Sivilleri öldürmek isteseydik şayet; Nişantaşı'ndan, meclisten başlardık" dedi ama belasını da budu. Hakkında dava açıldı. İnşallah yan yattı, çamura battı, sonra da rahat bırakıldı denmez. 
...
Peki "Keşke Yunan galip gelseydi" diyen Püsküllü meczubun devletimizin en yüksek makamı tarafından ziyaret edilip, sağlık ve sıhhatinin takibe alınması; (Keşke gaf olsaydı) gaf bile değil, skandal değil mi. Bunun diğer bir tercümesi; "Keşke hiç bir Türk askeri sağ kalmasaydı da; Yunan galip gelseydi" demek değil mi dir.
...
Şimdi sormak istiyorum Sayın Devlet Bahçeli ve MHP kurumsal kimliğine; "Devletin bekası" deyip, arkasına sığındığınız ulvi bir hissiyatı gerekçe göstererek, kayıtsız şartsız arkasında durduğunuz Sayın Erdoğan'ın "Keşke Yunan galip gelseydi" diyen ve İstiklal savaşını ve onun kahramanlarını aşağılayan adamı ziyaret etmesine ne diyorsunuz. Bu ziyareti eleştirmenize mani olan ve devletin bekasını ilgilendiren ne var.
...
Bu ziyaret karşısında suskunluğunuzun tek nedeni, fani dünyada hep altınızda olmasını istediğiniz koltuk ve elde edebileceğiniz üç beş milletvekilliği değilmi dir. Eğer devletin bekası hassasiyeti ile hareket diyorsanız; bu malum ziyareti eleştirip, sıradan bir Türk milliyetçisinin gösterebileceği doğal refleks ile şiddetlice bir tepki göstermeniz gerekmezmiydi.
...
Niçin bu ziyaret içime oturdu biliyormusunuz; ben "Yunan'ın galip gelmemesi için" babası askere gidip de gelemeyen; babasını tanıma fırsatı dahi bulamamış; merhametli köylülerin ellerinde büyüyüp, 13 yaşında gelin olmuş yetim ve öksüz bir kız evladının evladıyım.
...
Evet Sayın MHP kurumsal kimliği; "Keşke Yunan galip gelseydi" diyen adamın yüksek makamca ziyaret edilmesi hakkındaki düşünceniz nedir?


''Camiler ahır yapıldı'' diyen lal olası diller
İstiklal savaşımız sırasında ordumuz zaman zaman binek hayvanlarını camilerin avlusunda, askerlerini ise camilerin içinde konaklatmak zorunda kaldı.
... 
Ancak bir takım soyu bozuk etnik piçler, Türk milletine olan kinlerini doğrudan değil de dolaylı yoldan ve en kolayı da din üzerinden kusmak için yıllarca "Camilerimiz ahır yapıldı" dediler.
... 
Çok garip, bunları diyenler aynı zamanda "Keşke Yunan galip gelseydi" de dediler. Yine çok garip ki; Türk milletine, cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı, tarihine karşı en ağır ithamlarda bulunan "Püsküllü meczuplar" en itibarlı adamlar yerine konulup, devlet protokolünce sağlıkları, sıhhatleri ve günlük yaşamları takip edilir oldular.
...
Yazık, çok yazık. Afrin için milli birlik ve bütünlük diyeceksin, muhalefet bizimle aynı dili konuşmuyor diyeceksin; "Keşke Yunan galip gelseydi" diyenlere değer atfedip, itibar edeceksin. Peki bu samimiyetsizlik "Afrin ruhu"na uyuyor mu. 


İnsanın kendi psikolojisini başkaları üzerinde görmek istemesi
İnsan psikolojisinde şöyle bir şey varmış "İnsan kendi hallerini başkalarının üzerinde görmek ister" miş.
...
Bu hal demek ki patiler için de geçerli olmalı ki; Devlet Bahçeli, Cumhur ittifakı dışında kalanlar için "Sizler de ille birilerine sığıntı olmalısınız" dercesine, kin ve öfke dolu şekilde "Siz de cümbüş ittifakı kurun" diyor.
...
Sayın Bahçeli biz oy pusulasında birlerine sığıntı olmayı değil, özgürlükçü demokrasiye inanmış vicdanlara sığınarak, öfkenizin ve kininizin neden olacağı doğal bir süreç sonunda vicdanların "Gönül birlikteliği" ile demokrasimizi de yönetim sistemimizi de içine ittiğiniz badireden kurtaracağız.

Ülkücüleri sokak ile tanımlamak
Ülkücülerin "sokakla" tarifine alışık olanlar; Ülkücü, Türk milliyetçisi Meral Akşener'in batılı bir düşünüre atıf yaparak fikrini açıklaması elbette alışılmışın dışında bir şey oldu.
...
"Bilmeyen lider"in en övündüğü şey neydi; ülkücüleri sokaklardan toplaması(!) Peki sonra ülkücülerden ne istedi; kendisi ve efradının azatlık kabul etmeyen köleleri olmamız istendi.
...
Meral Akşener, Ümit Özdağ, Yusuf Halacoğlu, Özcan Yeniçeri, Nuri Okutan, Sinan Ogan, Koray Aydın gibi daha yüzlerce Türk milliyetçiliği hareketinin değerli siyasi evlatları atıl vaziyette tutulmak istendiği gibi aksine daha da milletleşmenin yerine "Türk milleti" tarifinden rahatsızlık duyup, ümmetleşme sürecini başlatanlarla iş tutuldu. Bizler de buna "Hayır" deyip, fikren, siyaseten "Azadlık" İlan ettik.
...
Böyle bir konjonktürde, elbette Meral Akşener önderliğinde olup bitenler çok önemli ve dikkat çekici oldu, olacaktır da. "Hareket" meclisteki ve siyasetteki varlığını hile ve hüllelerle sürdürmek yerine, aslına rücu edip; fikir, düşünce doğal olarak da İlmi siyaset yaparak yoluna devam edecektir.
...
Hayatımın en mutlu günlerini yaşıyorum. Artık ülkücüler sokaklarla değil konuştukları, tartıştıkları ve yazdıkları ile konuşuluyor. "Türk milliyetçiliği hareketindeki bugünkü konjonktürün oluşmasına emeği geçen, katkıda bulunan tüm gönüldaşlarıma teşekkür ediyorum.
Mehmet Soral

soralmehmet@hptmail.com

26 Şubat 2018 Pazartesi

MERAL AKŞENER DEMİŞ Kİ


Meral Hanım bir laf etti, ortalık karıştı; iyi ki de karıştı. Sanırım iki veya üç yıl önce “Türk siyasetine bir kadın eli değmeli” dediğimi, hatta yazdığımı hatırladım. Nitekim bir kadın eli değdi ve siyasi arena hareketlendi. Hele bazıları var ki; “Biz gocaman gocaman, kelli felli herifler varken, sen nereden çıktın, biz yapacaktık o işi’’ hayıflanması ile fesatlık çukuruna düşüp, debelenip duruyorlar. Oysa ki; Meral Akşener üzerinden evlerindeki analarını, bacılarını, eşlerini ve kızlarını rencide ettiklerinin farkında değiller.
...
Sosyal bilimci falan değilim. Google'e girdim notlarımı aldım. Okumasını yazmasını bilen herkesin varabileceği hükümlere vardım ve değerlendirmemi paylaşmak istedim.
...
Meral Hanım Sözcü Gazetesine yaptığı söyleşide ne demiş; “AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın kaba ve küfür seviyesinde bir milliyetçilik söylemi var. Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan, Erol Güngör böyle bir dili hiç kullanmadı. Bizim anlayışımızda böyle bir dilin milliyetçiliği yok. Bizim milliyetçiliğimiz Ernest Renan’ın milliyetçiliğidir. Soyut milliyetçiliktir. MHP Genel Başkanı’nın ağzından da Erdoğan tarzı milliyetçilik tanımını hiç duymamışsınızdır. ‘Gün gelir değiştirir, dönerim’ diyebilir. Ama dönüşümlerinin geldiği yer zikzaktan öteye gitmez.”
...
Peki Ernest Renan millet ve milliyetçilik üzerine ne demiş; “Bir millet bir ruhtur, manevi bir varlıktır. Bu ruhu, bu manevi varlığı, hakikatte bir olan iki şey teşkil eder. Biri mazide, öteki haldedir. Biri, müşterek olarak zengin bir hatıralar mirasına konmadır; öteki, bugünkü birlikte yaşama rızası, tüm olarak elde edilen mirası değerlendirmeye devam etme iradesidir”
Bu sözlerden anlaşılması gereken, Renan’a göre Milliyetçilik; dil, din, tarih, kültür ve ülkü birliğiyle oluşan Milletinin menfaatlerini gözetmek, milletini sevmek ve korumaktır.
...
Renan’ın “Birlikte yaşama rızası, tüm olarak elde edilen mirası değerlendirmeye devam etme iradesi” olarak tanımladığı şeyin adı milliyetçilik değil midir. Meral Hanım'ın Ernest Renan’ın bu düşüncelerine atıf yaparak “Bizim milliyetçiliğimiz Ernest Renan’ın milliyetçiliğidir” demiş olmasının Türk milliyetçiliğine ters gelen nesi vardır. Sürekli “Türk milliyetçiliği soy, sop; yani ırkçı milliyetçilik değil, kültürel milliyetçiliktir’’ demiyor muyuz. O halde koparılan yaygara nedir. Ernest milliyetçiliği denince Fransız milliyetçiliğini anlayanlar için Meral Hanım ne yapabilir ki.
Meral Hanım Türk siyasetini hareketlendirdiği gibi aynı zamanda dilinin düzeltilmesi ve düzelmiş dil ile entelektüel boyutta fikri tartışmaların öncülüğünü yaparak, demokrasimize olumlu katkılarda bulunuyor. Yani demek istiyor ki bağırıp, çağırmaya ne gerek var; fikriniz, zikriniz varsa çıkın ortaya tartışalım diyor.
Keşke otuz yıl önce olduğu gibi bugün de siyasi liderler bir araya gelip, televizyonlarda bu tür tartışmaları yapabilseler, keşke bu özgüvene sahip olabilseler. Ancak, maalesef; otoriter liderlerin belki de ortak özelliklerinden olsa gerek bu tür tartışma ortamına girmek istemezler; zira ülkemizdekilerin özgüvenleri buna müsait değil. Hele ki en otoriter olan ikisi hiç müsait değiller. Bunlar konuşacakları, çıkacakları ortamı kendileri belirlerler, sonra da kendi kendilerine atıp tutarlar. Çünkü karşılarında “Yanlış söylüyorsun, o dediğin öyle değil’’ gibi bir itirazla karşılaşma riski sıfır da ondan.
Özgüven sahibi insanlar entelektüel boyutta görüş ve düşüncelerini izah ederlerken; etkilendikleri görüş ve düşünce sahiplerine atıf yaparlar ki; konuşmalarını zenginleştirmek, daha da anlaşılabilir kılmak içindir. Kaynaklara atıf yapmak sohbeti daha kaliteli kılar, derinlik kazandırır. Meral Hanım bir anlamda bunu yapmıştır.
Öte yandan İYİ PARTİ, Türk milliyetçiliğinin yeniden tanımını yapıp, onun üzerine kurulması düşünülmüş bir parti değil ki. Esas gaye, “Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem”e dönme mücadelesini daha kolay kılmak için kurumsal bir kimliğe ihtiyaç duyulmasıdır. Bu mücadelenin parti kimliği ile yapılmasına engel olamayanlar, benzer kurumsal düşünceye sahip olan Türkiye Kamu-Sen gibi, Türkiye Barolar Birliği gibi örgütlü yapılara da müdahale etmeye başladılar. İşte bundandır ki; Meral Hanım'ın konuşmalarını takip ederek, ellerindeki cımbız ile ayıklama yapıyorlar.
...
Oysa bilselerdi(Aslında biliyorlar) ki; Atatürk’ün Ziya Gökalp’den, onun da Emile Durkheim’den etkilendiğini; belki de Meral Hanım'ın ne demek istediğini daha iyi anlayabileceklerdi. Kaldı ki; Ziya Gökalp Emile Durkheim’in görüşlerinden etkilenerek ‘’Türkçülüğün Esasları’’ eserini yazmıştır. Ama esas amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğundan, geçek niyetlerini pekala anlayabiliyoruz.
Ama umarım beklenmedik bir gelişme olur; Meral Hanım'ı TV programlarına çağırırlar, kendisine ne demek istediğini sorarlar; böylece Meral Hanım ve İYİ PARTİ kendisini ifade etme şansına kavuşur.
Mehmet Soral


22 Şubat 2018 Perşembe

BU HAFTA KONUŞULANLAR ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİMİZ

Parlementer Demokrasiden ''Kalleş Demokrasi''yengeçiş.
Evet,  "Parlementer Demokrasiyi" terk ederek, "Kalleş demokrasiye" doğru fora yelken gidiyoruz.
...
Partilerimiz, hangi partinin kiminle fingirdeşip, koynuna gireceği belli olmayan bir izdivaca zorlanıyor.
...
Seçmelerin tercihlerini, birilerinin paşa gönlüne göre verdiği kararla, çoban Hüsamettin'in sürüsünü belirlediği avluya zorla sokmaya çalışması misali bir seçme ve seçilme anlayışı. Çok partili demokrasilerde esas olan partilerin seçim ittifakı değil; bizatihi her birinin tek başına iktidar olmasıdır. Esası terk edip, tali unsura odaklanılırsa ona demokrasi değil, başka şeydir.
...
Yani demem o ki; bu ittifak şekli, kendi gücüne güvenerek tek başına seçime giren partilere seçim yarışında kalleşlik yapan bir seçim sistemidir.
Her zaman kalleşlik değil, mertlik kazandığına göre seçimlerde ittifakın hayrı görülmeyecektir.
...
Bütün bunların nedeni, ülkücülerin başlattığı ve İYİ PARTİ olarak kurumsallaştırdığı "Cesurlar Hareketi"ni cezalandırmaktır. Attıkları ağın kendi ayaklarına dolanacağını düşünüyorum. Siyasi yarışta, güçlünün gücünü kullanarak mağdur yaratma oyununu her zaman Türk milleti mağdurdan yana tavır alarak, bozmuştur.
...
Kenan Evren de zamanında millete MDP (Milliyetçi Demokrasi Partisi) lehine, ANAP aleyhine oy tercihinde bulunmasını telkin ermişti ama tam da tersi tecelli etmişti, yine benzeri olacaktır. 
...
Partilerin ilke ve inançları yerle yeksan olmuştur. Kimin kime ne zaman, nasıl madik atacağı belli değil. Birbirlerine en ağır ithamlarda bulunanlar koyun koyuna olabiliyorlar. Toplum her türlü sürprize hazır olmak durumunda.
...
Müsebbibi olanlar bu durumu "Devletin bekası" için deyip, izah ediyorlar. Diyenler dersin, benim için beka; insanın onuru, şerefi ve haysiyetini kaybetmeme uğruna verdiği mücadelede gösterdiği azim ve kararlılıktır.
...
Ben şeref ve haysiyet kavramlarının siyasetteki onurunu kurtarmak için verilen mücadelenin içinde olmayı tercih ettim. Bu çok değerli kavramların günlük yaşamda hakkını veremeyenlerin, üzerinde taşıyamayanların "Devletin Bekası" gibi yüce bir tanımlamanın içini doldurmaları mümkün değil.
...
Tarih her zaman muktedir olan güçlünün yanında yer alanları değil, onların haksızlıklarına, hukuksuzluklarına hayır diyebilmiş "Cesurları" anlatır ve anar.
...
Bu arada sürekli ismi telaffuz edilen bir cumhurbaşkanı adayı var ki...
Kendisine "Yezid başı" diyenlere onurluca bir duruş sergileyip, iki kelam edemeyenlerden bu millete Cumhurbaşkanı olmaz. Eğer bir tehdit hissedip, sesini çıkarmaktan imtina ediyorsa; değil Cumhurbaşkanı olmak, ondan hiç bir halt olmaz. Kendini bile savunacak kadar riski göze alamayanlar, Türk milletinin hangi onur savaşında baş komutan olabilecektir. 
...
Eşinin başörtüsü için ülkemizi Avrupa'ya şikayet eip, demokrasi mücadelemizi ise sindiği delikten izlemekle yetiniyorsa; ondan Cumhurbaşkanı olmaz.
...
Kısaca son 15 yıla itirazı olmayanın Cumhurbaşkanlığı da olmaz. Biz yakasına papyon takacak adam aramıyoruz.
Şimdi döndük mü en başına
CHP ve "Değişimci cesur Türk milliyetçileri" bugün gelinen noktayı kaç sene önce tahmin ederek, sürekli hükümeti uyarmışlardı. Ancak hükmet ve Aktroller "Katil Esed" sıfatını kin ve öfke eşliğinde uyaranlarla bütünleştirerek, kimliklerine boca etme derdine düştüler.
...
Söylenen neydi; Suriye merkezi hükümet ile diyalog kesilmemelidir, kurulmasının yolları aranmalıdır.
Özelikle "Katil Esed demeyelim, ilişkilerimizi iyi tutalım" diyen Kılıçtaroğlu'na demediklerini bırakmadılar.
Bugün Esad ile yakınlaşan PYD'nin yarın da ÖSO ile anlaşmayacağı ne malum. Bölgede mücadeleci grupların hiç birisi "Milliyetçilik" adına değil, görevli oldukları taşoranlık adına mücadele ediyorlar ve doğal olarak başı da sonu da bataklık olan bir süreç işliyor.
...
Tek çözüm, ülke bütünlüğü için Suriye merkezi Hükumetinin tekrar otoriteyi sağlaması için kendilerine yardımcı olmaktır. Hele ki bundan sonraki süreçte tarumar olmuş Suriye'nin yeniden inşasında büyük rol oynayabiliriz. ABD'ye hesap sorup, oyununu bozmak istiyorsak; böyle bir süreci başlatmakla çok akıllıca bir iş yapmış oluruz.
...
ABD'nin ihanetine karşı en büyük argümanı komşularımızla samimi ilişkiler geliştirerek kurabiliriz. Yeniden güçlü ve samimi bir Ortadoğu paktının kurulmasının öncüsü olabiliriz. ABD ve Rusya'ya rağmen çok zor olsa da; güvenilir bir devlet imajını sağladığımızda bunu başarabiliriz. 200 küsur yıllık geçmişi olan bir ABD 10 bin km öteden gelip, buraları dizayn etmeye kalkabiliyorsa; bölge sakini bir ülke olarak komşularımızla iyi ilişkiler kurarak sinerji yaratıp, bunu pekala başarabiliriz.
...
Sürecin başında, Suriye'de henüz "Arap Baharı" sahtekarlığı devreye sokulmamışken her şeyden önce Davutoğlu'nun "Stratejik derinlik" denen düşünceleri çöpe atılıp, sonra da empati yapılarak; nasıl ki gezi eylemleri sırasında dış güçlerin ülkemizin iç işlerine karışmalarını istemediğimiz gibi biz de benzerini Suriye gibi başka ülkeler için yapmamanız gerekirdi. Efendim "Esad şu idi, bu idi" falan diyerek kendimize mazeret yaratacak olursak; pekala başka ülkeler de bizim ülkemiz ve yöneticilerimiz için aynı gerekçeleri öne sürebilirler. 
Karadeniz kumpası
AKP+MHP İttifakının sembolü
Bir lokantaya girdim, Karadenizli birisinin. Muhterem gene bangır bangır bağırıyor. Ya sabır deyip, verdim siparişi bekliyorum.
...
Konuşma değil adeta gürültü. Üslupta kin var, nefret var, aşağılama var... var oğlu var. Bir bekledim, iki bekledim; baktım dayanılır gibi değil. Gayri ihtiyari "Kardeşim ille de bu meret açık kalacaksa, bu gürültü devam edecekse yiyeceğim yemeğin ne tadı, ne de tuzu olacak; açsana bir belgesel kanal" deyiverdim.
...
Belgesel kanalını açtı mevzu, Karadeniz'de fındık bahçelerine dadanan ayılarla mücadele.😂Velhasıl kelam lokantaya girdik; sahibi Karadenizli, bağıran muhterem Karadenizli, TRT belgeseli açtı, programın konusu Karadeniz.
Ne yapalım, çekeceğimiz varmış. 😂

Hukuk cevap versin...
Türk asıllı Alman vatandaşı gazeteci "Geçen sene niçin tutuklandım, şimdi ise niçin serbest bırakıldım anlayamadım" demiş.
...
Tabi ki ülkem vatandaşı olarak beni ilgilendiren; birisine niçin tutuklanıp, sonra da niçin serbest bırakıldığını izah edememiş bir hukukumuzun olmasıdır.
Soy ağası safsatası
Soy ağacı safsatası ile soysuzluk mu yapılıyor. Resmen rezil bir durum. Anneannemin annesi sağ görünüyor, soy ismi de annemin kızlık soy ismi. Oysa falanca oğullarının kızı filanca gibi bir soy ağacının olması gerekmezmiydi. 1857'ler de yaşamış birisine cumhuriyet döneminde verilen soy isim nasıl verilir anlamak mümkün değil. 
...
Atalarım göç ede ede ekilmeyen, biçilmeyen, susuz, çorak bir dağ köyünde soluklanıp, "Ha burası bizim olsun" deyip, kaldıklarına göre anlaşılıyor ki köyüm özbe öz Türk.😊Çünkü farklı bir etnik kimlikte olsaydık onca göçten sonra verimsiz dağ köyünde konaklamayı düşünmezlerdi. Klasik Türk aklı, belli ki biraz "Havadar olsun" demişler; suyun, toprağın hesabını yapmamışlar. 😊
...
Farklı etnik kimliğim çıksa bile bu sefer de Türk milletine şükranlarımı sunarım ki; "Etnik kimliğimi unutturacak veya aratmayacak kadar beni kendinden bilmiş, ayrımcılık yapmamış ötelememiş, bağrına basmış, kucak kucağa yaşamınız" derim.

Demem o ki; benim için her kapı Türklüğe çıkar. 
İki parti milli ittifakı oluşturuyorsa, geriye kalan ''gavur ittifakı'' mı?
İki liderin paşa gönülleri istedi diye kendilerini ve peşlerinden sürüklediklerini ''Milli ittifak''a dahil, diğerlerini hariç, gayri milli, hatta hain görmek resmen bölücülüktür ve kesinlikle red ediyor, aynen muhataplarına iade ediyorum. Eğer ''Millilik'' bir ölçü ise; kendilerinin milli olduklarının tescilini kimden almışlardır acaba.
...
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı olduğunu, siyasi coğrafyasının merkezinin de Diyarbakır olacağını bizatihi kendi ağzından duyduğumuz muhteremin; devri-iktidarında ABD'nin taşoranı Fetö'ye Türk Ordusunun kozmik odasını teslim etmişlerken milli kalmayı başarıyor da; bizler bütün BOP dahil olmak üzere üzerinden hasıl olmuş sonraki tüm gelişmelere hayır dedik diye mi gayri milli olacağız. Hadi canım sende.
...
Ne milli ittifakı be; her iki ismin koltuklarının bekası için sürdürdükleri birliktelik. Öyle lanet olası koltuk bekası ki; uğruna şerefler, haysiyetler, onurlar bile ayaklar altına alındı.
...

Efendim önce devlet immiş de; falanmış da, filanmış da. Kimse kusura bakmasın; bana onursuz, şerefsiz, haysiyetsiz; hatta zürriyetsiz diyen birisi ile hangi devlet ve milletin bekası için kader arkadaşlığı yapabilirim. Bu ağır ithamları karşılıklı kabul edenlere de hiç bir şekilde kutsiyet atfettiğimiz değerler emanet edilemez.

Cumhurbaşkanı ve püsküllü, Atataürk ve Cumhuyet düşmanı meczubu ziyaret eden 
Bu resimdeki her iki kahraman da çelişki içerisindeler.
Ölüm döşeğinde dahi Cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı kin ve nefretini başındaki feste simgeleştirdiğini dünya alemin bildiği muhtereme sormak isterim; "Kin kustuğun değerlerin, yani cumhuriyet değer ve kazanımları sayesinde Cumhurbaşkanı olmuş birisinin seni ziyaret etmesinden rahatsız duymuyormusun."
...
Diğer kahramana da gelince; "Madem ki T. C Devletinin Cumhurbaşkanısınız; Rize'nin İkizdere İlçesinde mütevazi bir ailenin evladı olarak dünyaya gelmiş olan sizi; bulunduğunuz makama taşıyan cumhuriyet değer ve kazanımlarına karşı kin kusan, yetmeyip savaş açan birisini hangi ahde vefa gereği ziyaret ediyorsunuz.
...
T. C Devleti'nin Cumhurbaşkanı sıfatı ile ziyaret ediyorsanız şiddetle protesto ediyorum; kişisel dostluğunuza binaen ise; vallahi ne diyeyim, dışarıda inzibatlar beni bekliyor olabilir.😊
...
Hani bunlar Atatürk'ü anlayıp, sevmişlerdi ve biz de "Bunlar Allah bir deseler bile inanmayacağımızı; zira Allah bir derken, eğer menfaatleri söz konusu ise "Tek"liğini kasdetmediklerini pekala iddia edebilirler demiştik. 
...
Dolayısıyla, Atatürk ve ailesine en büyük hakaretleri yapıp, iftiralar atan "Lozan zafer değil, hezimettir" diyen püsküllü, meczup Kadir'in; Türk milletini temsil makamınca ziyaret edilmesini; hiç de yadırgamadığımı ama çok üzüldüğümü belirtmek isterim.
...
Bu ziyareti yüreklendiren bizatihi Türk milletinin kendisi olup, gaflet ve dalalet içinde olmasıdır.
Kendisine isminin ilki ile hitap edilmesine bile tahammül edemeyen muhteremin, Atatürk ve ailesine en ağır ve aşağılık iftiraları atan "Püsküllü meczup"u Türk milletine yaptığı hangi hizmete binaen vefa adına hastanede ziyaretinde bulunmuştur; anlamak mümkün değil.
...
Şimdi böyle bir gerçek ülkemizde yaşanırken; HDP seçiminden CHP'ye veya İYİ PARTİ'ye gelebilecek oyların "Namusunu" sorgulayacağız öyle mi.
Sorgulayana tek sözüm, "Hadi git yat" derim.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

18 Şubat 2018 Pazar

SEVGİLİ FIRAT SEN ONLARI BİLİYORSUN

Meral Akşener Hanım'ın İzmir'de PKK'lı bir katil tarafından katledilip, şehit edilen Fırat Çakıroğlu'nun mezarını ziyaret etmesini siyasi show olarak gördüklerini paylaşanlar var. Maalesef bunların içinde, rahmetli Fırat şehit edilmeden önce ''PKK'lı eşkıya çetesinden rahatsısız; bizlere bir şeyler yapabilirler; yetkilileri uyarın, gerekli önlemleri alsınlar'' feryatlarına aldırış etmedikleri gibi, cenazesine gitme vefasını dahi göstermeyenler de var. 
...
Siz halt etmişsiniz. Fırat Çakıroğlu son dönemde gencecik yaşında şehit verdiğimiz ülkücü bir evladımız; sembol bir isimdir

Bizzat vefa gösterip, cenazesine katılmış önemli bir siyasinin, daha sonra kabir ziyaretinde bulunmasının garipsenecek nesi var Allah aşkına! Peki Meral Hanım rahmetlinin cenazesine katılınca niçin benzer şeyleri söylememiştiniz; çünkü vefasızlığınızın utancını yaşamak gibi bir gerçekle yüz yüze gelecektiniz değil mi.
...
Ülkücü cesurların projesi olan; diğer siyasi görüşlere mensup, vatanseverlik paydasında birleşen insanların da katılımı ile ete kemiğe bürünen İYİ PARTİ'nin Genel Başkanının İzmir'e gitmişken; Fırat Çakıroğlu'nun mezarını ziyaret etmemesi düşünülemezdi, aksine vefasızlık olurdu. Bu çirkin yorumu yapanlar malum ''Kabir ziyareti''ni karşıtlık üzerinden, bizler ise vefa denen bir akide üzerinden görüp, okuyup, değerlendiriyoruz. Bu anlamda sizlerin ne düşündüğünüzün toplum nezdinde esamesi bile okunmuyor muhteremler.
...

Fırat'ı mızın uğruna şehit olduğu ülkülerini birilerinin koltuğu, birilerinin siyasi ikbali için yine birilerinin ayakları altına itenler; hangi edep, adap ve insanlık anlayışı ile cenazesine dahi katılmadıkları halde,  şehidimizin ismi üzerinden siyasi göndermeler yapabiliyorlar. 
Ayıptır, ayıp.
...
Yapılmak istenen; Meral Akşener'e duyulan kıskançlığın fesat ruhlarda biriktirdiği kin ve öfkenin dışa vurulması halidir. Bunu yapmasalar belki de kurdeşen olacaklardı. Bu hal onlar için daha hayırlı demek ki(!) Ayrıca millet bilsin; kim vefalı, kim vefasız; kim iki yüzlü, kim fırsat düşkünü.
...
Sevgili Fırat sen hepimizi nasıl olsa biliyorsun; çünkü Allah (C.C) şahidimiz. Ruhun şad, mekanın cennet olsun.
Ruhu için Fatiha.
Mehmet Soral
soralmehmet@gmail.com