16 Şubat 2018 Cuma

SÖYLENENLERİN SÖYLETTİKLERİ

2019 genel seçimleri 16 Nisan referandumunun rövanşı olacaktır. 
Yani, "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ne mi devam edeceğiz yoksa "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem"e mi döneceğiz oylaması olacaktır. 
...
Dolayısıyla, şahsen benim İYİ PARTİ'nin mensubu olarak kurumsal kimliği altında verdiğim mücadeledeki asıl amacım Sayın Meral Akşener'i "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem"e dönme mücadelesinde siyasi önder olarak görüp, gerekli desteği vermektir. 
...
Tekrarlıyorum ki; Erdoğan'nın 2019 dan sonra da Cumhurbaşkanlığının devamı halinde genel seçimlerde İYİ PARTİ 200 milletvekili çıkarsa dahi benim için hiç bir anlamı olmayacaktır. Nedenini öğrenmek isteyenler "Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ni bir daha okusunlar.
Dolayısıyla, kurulan teşkilatlarda o yanlışlıklar olmuş, bu eksiklikler varmış dedikodusuna hiç aldırış bile etmiyorum. 
...
2019 seçim sonuçları ilan edilene kadar, İYİ PARTİLİLER olarak, diğer tüm hususları ertelemek şartıyla tek seçek karşısında iki farklı karardan birisini vermek durumundayız; Sayın Meral Akşener'in "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem"in ilk cumhurbaşkanı olmasını istiyormuyuz, istemiyormuyuz.
...
Mahalli seçimlere gelince; zerre kadar kafamı yormuyorum bile; niye yalan söyleyeyim ki." "Türkiye" ve" Türklük" ile hesaplaşmaya girişildiği bir süreçte; iktidarda Erdoğan iken İstanbul Belediye Başkanı İYİ PARTİ'li olsa ne yazar. 


Biz bir kısım Türk milliyetçileri olarak
Şimdi bizler, bir kısım cesur yürekli Türk milliyetçileri olarak, maalesef irademiz dışında "Birisi" sayesinde yine "Birisinin" ayakları altına itildiğimiz yerden kalkmayı başardık; sıra geldi bunun hesabını sormanın onurlu mücadelesini vermeye,veriyoruz da. 

Eğer Hande Fırat demokrasi kahramanı ise...
15 Temmuz'un basın kahramanı Hande Fırat'dan bir kahramanlık daha bekliyoruz; 16 Nisan 2017 den beridir kendine sansür uygulayan medyaya karşı Meral Akşener'i programına çağırsın.
...
Hande hanım sahici kahramansa, bunu yapar diye düşünüyorum. Öyle ya; karşısında namlusu kendisine yönelmiş ne bir fetöcü silahı, ne de CNN'e yönelmiş bir tank namlusu. Yoksa bunlardan daha vahim başka bir tehdit mi var ki; Meral Hanım'ı TV'ye çıkaramıyorlar.
... 
Sanmıyorum; alabildiğine genişletilmiş özgürlüklere sahip bir ülkemiz ve demokrasimiz var(!)


HDP üzerinden korku salma kurnazlığı
Ben senin bu cümleni üfüren aklını sevim e mi.
Aktrol gazeteci CHP'li sözcüye "HDP, ikinci turda CHP'nin adayını desteklerse; CHP bunu nasıl izah edecektir." 
...
Trol kardeş sorun CHP'nin bunu nasıl izah edebileceği değil, sorun sizin de tahmin ettiğiniz akıbetinizin dizlerinizde yarattığı çözülmedir.
...
Eğer AKP fetö'yü devletin her tarafına yerleştirip, sonra da 15 Temmuz hain kakışması ile karşı karşıya kalmışsak; ve de AKP bundaki payını millete izah edebilmiş ve üzerinden bir de seçim kazamışsa; CHP de İYİ PARTİ de kendilerine verilen her oyun nereden gelirse gelsin izahını anamızın ak sütü gibi helal görüp, izah edebilir. 

...
Aktroller şimdi de HDP'nin özelikle önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki kilit rolünü çok iyi gördükleri ve de HDP seçmeni üzerine herhangi bir umut besleyemeyeceklerine kesin kanaat getirmiş olmalılar ki; bu sefer bize yar olmayan CHP ve İYİ PARTİ'ye de yar olmasın dercesine; muhtemel bir desteği de mani olmak için HDP'nin desteklediği her partiyi potansiyel suçlu ilan etme stratejisini yürütmeye çalışıyorlar.
...
Vallahi, o zaman ben de derim ki; PKK otuz beş yıldır Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı akıttığı kan ve gözyaşı, kıydığı canlar da dahil olmak üzere yaptığı ittifaklar ile her türlü kalleşliği deneyip, yapmadığını bırakmadı ama hiç bir iktidar devlete sızmasına da; yerleşmesine de fırsat vermedi. Dahası hiç bir iktidar PKK'ya "Ne istediniz de vermedik" deme ihtiyacı duymadı.
...
Kaldı ki 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimi aslında "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"ne devam edelim mi, etmeyelim mi referandumu şeklinde olacaktır. Erdoğan dışında diğer adaylar "Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem"e dönmeyi vaad ediyorlar. Dolayısıyla, Saray koalisyonu karşısında "Demokrasi bloku" oluşacağından, AKP'nin bütün köprüleri yıkıp, sadece bir geçenek bırakarak, herkesi tek köprüden seçmeye zorlaması karşında HDP ile demokrasimizin oylamasında aynı paralele düşmüş olmak CHP ve İYİ PARTİ için bir handikap değil, aksine AKP ve MHP için utanç vesilesi olmalıdır.


Sene 2019 ve Meral Hanım Cumhurbaşkanı
Bir an için zamanı erkene çekip, düşünelim lütfen. Sene 2019 aylardan kasım;Türkiye'de seçimler olmuş ve Meral Akşener
Cumhurbaşkanı.
...
Hayal etmek bile alnımın ortasında uzun zamandır yer etmiş ağrının, bir bedeni terk eden ruh misali terk-i diyar ederek, yerle yeksan olduğunu hissettim. 
...
Saygı dilinin hakim olduğu; ağır ağır, oldukça sakin bir tonla; üstüne üstlük bir de kadın sesinden, şiirsel anlatımla ülke ve millet meselelerini dinliyoruz Sayın Cumhurbaşkanımızdan. Kin yok; nefrete yok; öfke yok. Düşünebiliyormusunz; tarifini yaptığım günler hakkımız ve yaşamak için de ille de uzayı keşfetmemize gerek yok; dalında asılı meyve misali uzanıp alacağız.
...
Zamanı erkene alıp, bunları hayal edince ne kadar da yorgun ve bitkin olduğumu fark ettim. Aslında AKP seçmeni de dahil bir an için AKP'siz, Erdoğan'sız ve trolsüz Türkiye düşünecek olsalar; onlar da ne kadar yorgun düştüklerini fark edeceklerdir. Bütün mesele yeterince cesur olup, değişimi hayal edememeleridir. Çünkü sadece biz muhalifler değil, AKP'liler de dahil olmak üzere 12 Eylül rejim şartlarından daha beter, tehditkar şartların kabul edilmesi ve bunlar eşliğinde yaşamayı sürdürmek olası değil.
...
Ama bu iş oyla oluyor diyenlere; yazdığımız her cümleyi tekrar tekrar gözden geçirme ihtiyacı duyup, tehdit hissederek muhaliflik yaptığımız bir ortamda; vatandaşa "Bu günden daha güzel günler bizi bekliyor, düşün peşimize" diyebilmemiz mümkün mü.
...
Cumhurbaşkanlığının en güçlü muhalif adayı 25 Ekim 2017 den bugüne ulusal yayın yapan (Halk TV) hariç hiç bir TV kanalına çıkarılmıyorsa; bir kafes içine hapsedilmiş halka, kafesin dışındaki gerçek dünyanın, gerçek güzelliklerini nasıl anlatacağız peki.


İlker Başbuğ ne dedi ki
Saray koalisyonunun kopardığı fırtına karşısında İlker Başbuğ'un söylediklerini tekrar tekrar dinledim.
...
Şahıs ismi vermemiş, parti ismi vermemiş ama her ne hikmetse alınanlar sadece Saray koalisyonu.
...
Annenin "Bunu kim yaptı" sorusuna esas suçlu çocuğun "Ben yapmadım" telaşı ile bir anlamda itiraf etme hali.
...
Bu ne tahammülsüzlük Allah aşkına. Türk Ordusu'na komutanlık yapmış, asker psikolojisini en iyi bilen, üstelik de hükümetin "Ne istedilerse verdikleri" tarafından mağdur edilmiş birisi; askerin görevini gönül rahatlığı içinde yapması ve onlara moral desteği için düşüncelerini açıklamış.
...
Sayın Saray koalisyonu; bu ülkenin insanı olup yine bu topraklarda yaşıyor olmamız sizin himmetiniz ile bizlere sağlanmış bir lütuf değil ki. İlker Başbuğ da ülkemizin birinci sınıf vatandaşı ve onun da Türk milletini, ordusunu sahiplenme duygusu ve hakkı vardır; bu saiklerle fikrini, düşüncesini açıklama özgürlüğüne sahiptir. Koskoca Türk Ordusuna komutanlık yapmış bir paşayı azarlamak yerine, eskiden de uyarılarını dikkate almayıp, mağdur ettiğiniz gibi tekrar aynısının olmamasını dikkate alarak bence tecrübelerinden yararlanmayı düşünseniz daha iyi bir iş yapmış olursunuz; zira aldatılan o değil, siz olmuştunuz. 
...
Saray koalisyonunun kin ve öfkesinin arkasındaki gerçek nedeni tamamen ve tamamen kendilerine muhalif olan herkesi susturmaak için psikolojik baskıya yönelik, bir anlamda tehdittir.
...
Beyler biz muhalifler bu ülkede sığıntı falan değiliz ve sizlerin lütufu ile de yaşamıyoruz. Elbette İlker Başbuğ da dahil olmak üzere devletimiz, milletimiz için duyduğumuz endişeleri her vesile ile dile getireceğiz, getirmeye de devam edeceğiz. Kim demiş ki; devletimizi siz muktedirlere bahşettiğimizi. 

...
Meselenin aslı şu; İlker Başbuğ ve O'nun şahsında çıkabilecek veya gösterile bilinecek güçlü cumhurbaşkanı adaylarına ''Sakın aklınızdan bile geçirmeyin; tepkimizden de anlayabileceğiniz gibi engel olmak için eski dosyalarınız da dahil olmak üzere, her şeyinizi engel olmak adına ortalığa döker, saçarız.''
Çünkü İlker Başbuğ'a isnat edilen kumpas davası hala neticelenmiş değil. Bir anlamda denilmek istenen ''Bu davaya, senin aleyhine olacak şekilde kaldığı yerden devam edebiliriz.''

''Ey ABD İncirliği kapatıyoruz'' desene
İncirlik, Kürecik üslerini kaldır; biz de o zaman niye Osmanlı tokatı diyelim ki; milletçe hep beraber, doğrudan ve büyük keyifle "Reis'in tokatı" deriz, böylece tüm muhalifler arkanızdan gelir, "Hain" olmaktan kurtuluruz(!) 
...
Ha, diyeceksin ki "Kolay mı öyle". O zaman da gaz alma, verme seanslarına son vereceksin. Sonra yalancı çoban misali, usulünüze milleti alıştırırsanız, gün gelir kurdun kuzuyu boğazladığına kimseyi inandıramazsınız; sesinizi duyan "Bırakın canım, onun her zamanki hali" derler.


''Türkiye'' ve ''Türklüğümüzü'' sorun yapanlar
İsimlerinde "Türkiye" ve "Türk" geçen sivil toplum örgütleri ve kamu kuruluşlarından bu iki kelimenin çıkarılması projesi devreye sokuldu. Ancak varlık nedeni bu değerler üzerine olan MHP'nin, hala resmi görüşünün, değerlendirmesinin ne olduğunu öğrenemedik.
...
Lider, doktrin, teşkilat deyip MHP'de kalanlara soruyorum; bu proje karşısında "doktrin"el bir açıklamanız olmayacak mı.
Not: Ümit Özdağ ve Metin Fevzioğlu'nun basın açıklamasından yararlanabilirsiniz. 
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

12 Şubat 2018 Pazartesi

GÜNDEME DAİR

Üç hilal sevgisini ''Şartlı refleks'' üzerinden oya devşirmek
Ülkücüleri okumayan, yazmayan, düşünmeyen, muhakeme etmeyen; sadece ve sadece üç hilali gördüğünde üzerine mührü basan "Ahmaklar" olarak görüp; buradan hareketle aynen İnternet iletişiminde yapılan dolandırıcılık gibi, cumhur ittifakı için, tıkladığın yerin bir başka adrese yönlendirilmesinde olduğu gibi "Üç hilali tıkla, Erdoğan'ı seç" gibi zorunlu bir yönlendirme planlaması yapılıyor. 
...
Namaz vakitleri tıklandığında by lock'a yönlendirilmek gibi bir şey.😊
Bu yapılan, üniversitede doğmuş kitabi bir hareketin mensuplarının aklına, fikrine, zekasına hakaret etmektir.
...
Ama nasıl ki 16 Nisanda bu "Ahmak" yerine konan insanlar referandumda %85'i hayır dediyse; 2019 seçimlerinde de "Nasıl olsa üç hilali gördüğünde mührü basar" peşin hükmünü yerle yeksan edecektir.

...
Cumhur ittifakı için oy kullanacak olan vatandaş aynı anda hem kendi partisi, hem de ittifak için oy kullanacaktır. Genç seçmen bunu becerebilecektir ancak daha yaşlı olanların; (Türkiye ortalaması algı düzeyini dikkate aldığımızda) karıştıracakları aşikar.
...
Muhtemelen seçim günü yine bir öğle sonrası Yüksek Seçim Kurulu kararı ile karşılaşmamız sürpriz olmayacaktır. Ne gibi; "Cumhur ittifakı bölümüne ikiden çok mühür basılması durumunda, verilen oy partilere değil, cumhur ittifakına yazılacak" diye bir karar çıkarabilirler.
...
Dolayısıyla, özelikle muhalif kanadın şimdiden bu tür ihtimalleri dikkate alıp, önlemlerini düşünmelidir. Oy pusulası ve oy kullanımı şekil şartları açık ve net olarak belirlenmesi gerekir. 


Devlet Bahçeli ve kin kusma seansları
"Bunlar eski Mısır'da yaşasalardı Hz. Musa'ya karşı firavunun yanında; bunlar Kerbela'da olsalardı yezidin safında yer tutarlardı".
Demiş "Bilge" 
...
Bizleri içine düşürdüğün vebalden kurtulmak için azatlık kabul etmez kölelerin olmayı red ettiğimiz için mi dir; bu kin ve nefretinizin esas nedeni.
... 
Özelikle son günlerde milletin tek tek her ferdi aynı ortak acıları yaşıyor, paylaşıyoruz. Böyle bir psikolojik, sosyolojik toplum gerçeği ile baş başayken; milletin içinde firavun veya Yezid aramak bu topluma yapılabilecek en büyük kötülüktür. 
...
"Ordumuz savaşta" deyip, ülkemizin bekasını ileri sürerek, psikolojik baskı ile ağzımızı mühürlerken; öte yandan kullandığınız bu dilin, üslubun kimlere, ne faydası olabilir Allah aşkına. 
...
Bütün eylem, düşünce ve bunun paralelinde verdiğimiz kararlarımız; öfkenizin aksine, devletimizin ve milletimizin bekası içindir. Sizin bilip, düşünüp, yaptıklarınızın "Vahiy garantisi" mi var ki; iman etmemizi bekliyorsunuz. Biz de kendi doğrumuzun takipçisiyiz. Yanlış yapan da; yapmaya devam eden de sizsiniz. 
... 
Her ne kadar "Saray koalisyonu" olarak anlamını kaydırmış olsanız da; demokrasi tahammül rejimidir, tahammül edeceksiniz efendim. 


Yaşadığımız kırılmalar ve Devlet Bahçeli
Özelikle Türkiye de milli hassasiyetler üzerinden yaşanan kırılmalarda; zamanlama çok ilginçtir, daima Türk milliyetçilerinin tepkisinin ne olacağı hesabı yapılarak, tepkileri en aza indirmek, bunun için de özelikle oynanan oyuna Devlet Bahçeli de dahil edilerek (Kendisinin nasıl ikna edildiği meçhul) yaşanan kırılma süreçleri planlanan şekilde tamamlama yoluna gidilmiştir. 
...
Şimdi yine etnik özürlü bir takım zevatın antitürklük hastalıkları depreşti. Onlara göre gereğini yapabilmenin tam da zamanı; kurumsal etkinliği ve yetkinliği devleti yöneten muktedirlerin kontrolünde olan MHP'nin de içinde olduğu veya sürüklendiği bir ortamda, isminde "Türk" geçen kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütlerinden "Türk" ismi kaldırılacakmış.
...
Türk milliyetçilerinin doğal tepkisinin arkasına sığınıp, "Türk tabipler Odası"sının Afrin üzerine "Savaş bir sağlık sorunudur" anlamındaki protestosunu bahane kılıp, sözüm ona "İsminizdeki Türk kelimesini hak etmiyorsunuz" denilerek, cezalandırma yoluna gidiliyor.
...
Burada, tamamen "Türk" kelimesinden (Kimin neresine batıyorsa) ve dolayısıyla Türklüğümüzden rahatsızlık duyulması hali söz konusudur. "Türk Tabipler Birliği" üzerinden bir ard düşüncenin icrasına yol açılarak, bunu daha sonra genelleştirmek istiyorlar.
...
Tabipler odasına gidin ne yapacaksanız yapın, yeter ki Türklüğümün yakasından elinizi çekin. Şimdi MHP'li arkadaşlarımıza sormak isterim, "Devlet Bahçeli buna müsaade etmez, mani olur" diyebiliyor musunuz. 

...
Yine bir kırılma sürecinden geçiyoruz, yine  Devlet Bahçeli'nin inisiyatifi var. AKP ve Erdoğan'ı kayıtsız, şartsız tüm sadakati ile destekleyen Bahçeli ve MHP görevini icra ediyor. Yeni kırılma Türk milletini soy, sop sorgulaması ile kafalarda şüpheler oluşturup, etnik kimliklerle ayrıştırmak ve eş güdümlü olarak da "Türk" ifadesinin içinde bulunduğu tanımlamalardan söküp atmak.
...
Sabahtan beridir e-devletten kimlik bilgilerimin çıktısını almak istiyorum, sistem kilitlenmiş, alamıyorum; yoğun şekilde soy, sop sorgulaması var diye.
Şimdi devletin bekası deyip, eleştirilere karşı ağzımıza mühür vurulanlar; ne akılla, durduk yerde milleti e-devlet de soy sop sorgulamaya yönelttiler.
...
Bu durum benim için ciddi bir konu ve aynı zamanda ülkemde kabul ettirilmek istenen, şimdilik bu kadarı ile başlanan vahim kırılmalara alıştırma seansları dır. Ve ne garip ki; idamın kalkması, ikiz yasaların çıkarılması, tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi gibi yaşanan süreçlerde Devlet Bahçeli hep belirleyici ve yönlendirici olmuş. Bugün de bütün bunlar olurken kayıtsız şartsız hükumetin arkasında durmaya devam ediyor. Oysa doğal refleks; "Haddinizi aşmayın" denmesi gerekmez miydi. 

...
Türk Tabibler Birliği'nin "Savaş bir sağlık sorunudur" protestosundan hareketle ismindeki "Türk"ün kaldırılması gerekçesine Türkiye Barolar Birliği'ni de dahil etmek abesle iştigaldir.
Sayın muhterem; siyaseten sizi eleştiriyor diye isminden "Türkiye"nin çıkarılması gerektiğini düşünmeniz haksızlık olduğu gibi aksine sizin Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile yaşanan kandırılma süreçlerinizde bu kurum tüm mensupları ile feryadı figan edip, TV kanallarında yanlışlarınızı dile getirerek, adına yakışır şekilde mücadele vermişlerdir. Oysa siz muktedirler özellikle cemaat ile beraber olup kendilerine karşı linç kampanyası yürütmüştünüz.
...
Dolayısıyla, Türkiye Barolar Birliği'nin ismi ile uğraşmayın, bence kendilerine özür ziyaretinde bulunmanızı hak ettiklerini düşünüyorum. 

Sana bağlı yeterli sayıda hekimin, hukukcun yok ve de bu meslek kuruluşlarını ele geçirtemiyorsan; müsebbibi olarak benim Türklüğümü mü görüyorsun.
...
Bu meslek kuruluşlarında demokratik yöntemlerle, seçim kurulu nezdinde kongreler yapılıp, yönetimler yenileniyor. Olursa bir hile; seçimleri iptal ettirirsin.
Gücünüz, kudretiniz yetiyorsa organize olup, adayınızı belirleyip, yarıştırın ve kazanın. Veya bunlara bağlı hangi üye devletine, milletine haince sözler söylemişse hakim huzuruna çıkarıp, yargıla; gerekli cezayı alsın; benim Türklüğümden ne istiyorsun kardeşim.
...
Bu işi usul usul, alıştıra alıştıra yapmaya kalkma. Yüreğin yetiyorsa "Türk Ordusu"ndan başla, Türk'ü kaldır. Ne bileyim; ümmet odusu de, Anadolu Halkaları ordusu de, adı belli olmayan milletin ordusu de.
Haydi bekliyoruz, görelim seni; ne diyeceksen de. 

...

Varlık nedeni Türk milliyetçiliği ideolojisine inanmışlık ve adanmışlık olan MHP; birilerinin ellerine geçirdikleri pala ile "Türk ve Türkiye"yi bulundukları her yerden budayıp, atmaya kalkışırlarken, ortaya tepki bile koymuyor. MHP'nin kuruluş amacı doğrultusunda doğal refleksi ne olmalıydı; "Muhterem haddini aşma". 
...
Rahmetli Başbuğ ne demişti "Sakıp ağa, Sakıp ağa haddini aşma".
Ne diyelim, bırakalım haddini aşma denmesini "İstediğini söyle, istediğini yap sana bir beş sene daha garanti veriyoruz" da denebilir. 


Suriyeli göçmenler ve iskan meselesi
Türkiye'de göçmen konumunda olan Suriyelilere; hem Suriye tarafında, hem de ülkemizde konutlar yapılacak mış.
...
Beyler yeter artık; kendinize gelin. Neredeyse böyle bir kaç sene daha gidecek olsa; bizler ülkemizde Suriyeliler yanında ikinci sınıf vatandaş konumuna düşeceğiz.
...
Bu insanlara, İslam inancına göre muhacir dedik ve bağrımıza bastık. Ancak "Muhacir" olma statüsünü kaybettiler. Göçüp, geldikleri yerlerde ne ISID ne de Esad rejiminin varlığı söz konusudur. Dolayısıyla geldikleri yerlere dönebilirler. Belki şu anda konjonktürel olarak erken olsa da; nihai hedef bu insanlara iskan ve istihdam imkanları kendi ülkelerinde sağlanmalıdır.
...
Almış olduğum daireye sahip olabilmek için sekiz senelik kredi borcumu ödeyebilmek uğruna son beş senemi çoluğum, çocuğum ile kendi evimizde adeta hapis hayatı yaşayarak geçirdik.
...
Kimse kusura bakmasın; benim Suriyeli göçmenler için yapabileceğim fedakarlık buraya kadar; daha fazlasına gönlüm razı değil. Büyük oğlum mühendis çıktı, iş arıyor; küçük oğlum ise önce Suriyeli kardeşlerim okusun sonra sıra bana gelecek diye bekliyor.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

İYİ PARTİ ÜSKÜDAR

İYİ PARTİ Üsküdar İlçe Başkanlığı Yönetim Kurulu toplantımızda gündemimiz tanışmaydı. Heyecan çok güzeldi. Sanki Yıllarca bir araya gelmek için hasretle gün saymış insanlardan oluşan bir toplantıydı. Her şey İYİ olacak inşallah.
9.2.2018



5 Şubat 2018 Pazartesi

ERDOĞAN AİLESİNİN VATİKAN ZİYARETİ


Aslında Vatikan'ı bir devlet olarak kabul ediyorsak; bu devleti ziyaret görüntülerinin yadırganacak bir tarafı yoktur. Garipliğin nedeni; insanlar fikirleri ve iddiaları üzerinden değerlendirildiğinde; günlük yaşamındaki davranışlarının da buna uygun olması gerekliliğidir.
...
Şimdi troller bu görüntü ile övüneceklerdir bile. Ancak aynı troller, toprağı bol olsun; Ermeni asıllı Türk milliyetçisi Levon Dabağyan'nın kilisedeki cenaze törenine katılan Meral Hanım'ı kınamışlar, kendisi üzerine algı oluşturarak dinini, imanını sorgulama cüretini gösterip, "Burada ne işi var" diyerek sosyal medyada trollük yapmışlardı.
... 
Bu resmi paylaşmamın nedeni Sayın Erdoğan ve ailesini ayıpladığımdan falan değil aksine modern mantaliteyi kabullenmek adına bunu bir gelişim göstergesi görüp, ülkem adına mutlu olurum. Umudum yok, sadece temennide bulunabiliyorum. 
Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

CESURLAR HAREKETİ İYİ PARTİ

İYİ PARTİ'nin değerli mensupları, 
Muhtemel bir erken seçime hazırlıklı olmak ve yine bu muhtemel seçime katılmamızı önlemeye yönelik "Kalleşlikler"e mani olmak, şimdiden önlemini almak üzere sadece ve sadece bir kaç prosedürü yerine getirmek amacıyla alelacele önce ilçe kongrelerini yapıyoruz, sonra da ilçeler tamamlandıktan sonra il kongrelerini gerçekleştireceğiz.
...
Doğal olarak bu yaşanan süreçte, elbette arzulanan düzeyde istişareler yapılıp, güzel ve görkemli organizasyonlarla kongreleri yapmak hem mümkün olmuyor, hem de zaman çok kısıtlı.
..
Anayasa değişikliği olalı 16 Nisan 2018 de tam bir sene olacak. Oysa anayasaya uyum yasalarının ilk altı ayda çıkması gerekiyordu ama hala ses seda yoktur. Sadece iki isim; Erdoğan ve Bahçeli ülkemizin geleceği sadece ve sadece kendi siyasi ikballerine bağlıymış gibi koltuklarını sağlama almak üzere milletin tercihini zorunlu olarak bir avluda toplamaya yönelik "Gayri milli ve vicdani cumhur ittifakı"nı gerçekleştirmenin derdindeler.
...
Dolayısıyla, bu alelacele götürülmeye çalışılan süreçte yaşanan heyecanlara iştirak edemedikleri için gerek sosyal medya üzerinden, gerekse bizzat telefon açarak sitemlerini dile getiren dostlarıma, İYİ PARTİ'li gönüldaşlarımıza demek isterim ki; lütfen sabırlı olalım, sinerjimizi muhafaza etmeye çalışalım. Özelikle MHP ve AKP trolleri İYİ PARTİ üzerine; mensuplarında bir memnuniyetsizlik varmış gibi algı oluşturmaya çalışıyorlar, bu tuzağa düşmeyelim.
...
Lütfen şunu unutmamalıyız ki; seksen milyon insanın en akıllısı bu iki isim olmayıp, alternatifleri yüreklendirelim ki; bunların lider sultalığına ve kirli bir referandum ile dayattıkları tek adam hegemonyasına geçit vermeyelim. Aklı başında insanların hiç de itibar etmediği; ihtiras ve narsist duygulara sahip bu iki insanın her geçen gün bu uç duyguların hazzını yaşayacaklar diye ülkemizin ve milletimizin istikbalini emanet etmek zorunda değiliz.
...
Bu arada birebir görüşmelerimizde kendilerine aktarıyor olsam da; İYİ PARTİ tabanının vicdanının sesine tercüman olmak üzere İYİ PARTİ GENEL MERKEZİ'ne seslenmek isterim; eğer genel seçimler zamanında, yani 2019 yılında yapılacaksa; seçim arifesinde tüm ilçe ve il kongrelerimizde; bugün olduğu gibi atama yönetimlerin gölgesinde ve inisiyatifinde değil, tam katılımlı bir süreçte tekrar yenilenip, tamamen taban iradesinin şekillendirdiği yönetimlerle seçime gidilmelidir. Çünkü böyle bir usulle iradenin ortaya konmasına fırsat tanınmış olacağından, mağduriyetler asgariye inecek, toplamda sinerji maksimum düzeye çıkacaktır.
...
Lütfen tekrar hatırlatmak istiyorum ki; MHP ve AKP'nin İYİ PARTİ üzerinde olmayan bir memnunsuzluğu varmış gibi göstermeye yönelik algı oluşturma tuzaklarına düşmeyelim, partimize sahip çıkalım.
...
Ne mutlu...
Meşruiyetini haksızlığa itiraz kültüründen alan, "Cesurlar hareketi"ne aidiyet duygusu ile ona omuz vermenin onurunu, gururunu yaşananlara...
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

GÜNDEME DAİR

Suriyeli göçmenler için konut yaptırmak
Türkiye'de göçmen konumunda olan Suriyelilere; hem Suriye tarafında, hem de ülkemizde konutlar yapılacakmış.
...
Beyler yeter artık; kendinize gelin. Neredeyse böyle bir kaç sene daha gidecek olsa; bizler ülkemizde Suriyeliler yanında ikinci vatandaş konumuna düşeceğiz.
...
Bu insanlara, İslam inancına göre muhacir dedik ve bağrımıza bastık. Ancak "Muhacir" olma statüsünü kaybettiler. Göçüp, geldikleri yerlerde ne ISID ne de Esad rejiminin varlığı söz konusudur. Dolayısıyla geldikleri yerlere dönebilirler. Belki şu anda konjonktürel olarak erken olsa da; nihai hedef bu insanlara iskan ve istihdam imkanları kendi ülkelerinde sağlanmalıdır.
...
Almış olduğum daireye sahip olabilmek için sekiz senelik kredi borcumu ödeyebilmek uğruna son beş senemi çoluğum, çocuğum ile kendi evimizde adeta hapis hayatı yaşayarak geçirdik.
...
Kimse kusura bakmasın; benim Suriyeli göçmenler için yapabileceğim fedakarlık buraya kadar; daha fazlasına gönlüm razı değil. Büyük oğlum mühendis çıktı, iş arıyor; küçük oğlum ise önce Suriyeli kardeşlerim okusun sonra sıra bana gelecek diye bekliyor.


Siysi rekabet aynı zamanda nezaket gerektirir
AKP ve MHP'nin CHP'nin kurultayına temsilci göndermeme kararları; AKP ve MHP'nin içinden geçmekte olduğumuz sürece atıf yaprak, sürekli birlik ve beraberlikten dem vurmaları; ülkenin bekasını değil, kendi siyasi ikballerini düşündükleri içindir.
...
Türkiye savaşta deyip, muhalefetin her eleştirisini "Şimdi zamanı mı; bunların yaptığı askerin motivasyonunu olumsuz etkilemektir" diyen, hükumet eden AKP; en azından, nezaketen de olsa CHP kurultayına temsilci göndermiş olsalardı, ülke için birlik ve beraberlik adına güzel bir jest olacağı gibi yaptıkları çağrılarını da samimi bulabilirdik.
...
AKP peşin hükümle her yaptıklarının doğruluğunun genel kabul görmesini, aldıkları her karardan vatandaşın zerrece şüphe duymamasını; aksi durumda bizlere kimyalarının çok fena şekilde bozulacağını hissettirmeye çalışıyorlar.
...
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP her geçen gün kendilerini; hiç bir surette bir gün muhalefete düşebilecekleri ihtimaline hazır olamama "Çaresizliğine" itiyorlar. Yani Erdoğan ve AKP'nin kaybetme riski, aynı zamanda çıldırmaları riskini beraberinde getiriyor. Bu "Çıldırma" halinin hangi "çılgınlıklara" gebe olabileceği de meçhul, varın siz tasavvur ediniz.
Dolayısıyla, diyelim ki muhalefet kazansa bile, yönetimi kazanana devrederler mi; hiç kaybetme ihtimalini düşünmemiş olanlar için çok zor olsa da; itiraf ediyorum, ben pek güvenmiyorum. Belki de bende oluşan bu algıyı bilerek yaymaya çalışıyorlar. Bu anlamda muhalefete büyük sorumluluk düşüyor ve vatandaşı bu algının psikolojik baskısından kurtarıp, umut olması gerekiyor.
...
MHP'in AKP'ye entegre olup, iktidar olma iddiasından vaz geçmesi, CHP'nin muhalefet olarak hükumet aleyhine başlattığı eylem ve söylemlerini her defasında çok güzel başlatıp ancak arkasında durup, devamını getirememesi; dolayısıyla, sürekli gündemi başkaları belirlese bile nihayetinde devletin imkanları ve "Devletleşmiş AKP" nin basın ve medya üstündeki tehditti ile seçimle de olsa yenilemez, alt edilemez şeklinde bir Erdoğan algısı oluşuyor ve maalesef her geçen gün de bu algı oturuyor.
...
Ancak bu algıyı oluşturanları da endişeye sokan, korkutan birisi var; Meral Akşener. Dikkat ederseniz Erdoğan, Meral Hanım'ı hiç muhatap almak istemiyor. Bu hal elbette ciddiye almadığından değil, aksine Erdoğan bir bayan siyasetçi karşında kendi diline, üslubuna güvenemediği için bir anlamda kendi kendinden korktuğu için Meral Hanım'ın ciddi eleştirileri karşında topa girmeyi göze alamıyor. Çok iyi biliyor ki; "Ey Meral Akşener" dediği an kaybeden kendisi olacaktır.


Bir belgeselin düşündürdükleri
Bir belgesel izliyorum. Kanser hastasının tedavisi için hekim ve arkadaşlarının verdikleri mücadeleye dair. Ekip gelgitler içinde; hastayı iyileştirme mücadelesi verirlerken, aynı anda zarar da verebilecekleri endişesindeler. Müthiş bir mücadeleyi izledim. 
...
O an için dininin, imanının ne olduğunu bilmediğim ancak verdikleri mücadeleye şahit olduğum bu insanların Allah nezdindeki değerleri, itibarları ne olabilirdi diye bir an için düşündüm. Aslında bu insanlar, Allah'ın bu dünyada her insanı bir başka insan veya insanlara emanet ettiği "Emanete" sahip çıkma mücadelesini veriyorlardı. O mücadelenin içinde zerre kadar maddi anlamda çağrışım yapacak bir riyanın olması mümkün değil.
...
Ve devamında zihnimi ablukaya alan; bu millet sürekli olarak ihtiyaç fazlası olduğu halde cami yapma ve yaptırma için teşvik edildiği halde niçin tedavisi mümkün olmayan hastalıklar için bilim merkezlerinin kurulması teşvik edilmez.
...
Öldükten sonra da yaşarken yaptırdığı cami, çeşme, yol ve benzeri hayırlı işlerden "Nemalanmaya" devam edecekleri telkin edilen insanlarımız; diyelim ki kansere de çare bulunmasına yönelik çalışmalara katılmaları durumda da aynı değerle mükafatlanacakları niçin telkin edilmez.
....
Ve sonra kendi kendime sordum; Cennet dediğimiz yüce makam bu insanları mı bekler, beni mi; kendimden çok emin değilim ama en azından o belgeseldeki o ekibin cenneti hak ettiklerini düşünüyorum.

Mehmet Soral
soralmehmet@hotmail.com

2 Şubat 2018 Cuma

MÜSAADE EDİN İŞİMİZE BAKALIM

Şartlar ne olursa olsun Meral Hanım'ın arkasındayız
Yirmi senenin en az son onbeş senesini kem kümlerle geçirdik. Öyle mi yapalım, böyle mi yapalım derken; gene başa dönüldü, gene barış çubuğu uzatıldı ve gene "Barışalım, kucaklaşalım" denildi, koltuk sağlama alındı fakat gönüller rahatlamayıp, huzura kavuşamayınca; tekrar kem kümler ve gene "Biz hainler"
...
Sonra bir delikanlı kadın çıktı biz heriflere "Çekilin kenara, sizin bir halt edeceğiniz yoktur" deyip, doğru bildiği yolda, delikanlıca mücadelesini sürdürüyor. Yine aynı herifler, yine kem kümler; eski alışkanlık ya...
...
Benim Meral Hanım'a sağladığım kredi; sandıktan çıkacak son iki oyun birisinin Meral Hanım, diğerinin de bana ait olma ihtimaline kadar. Varmısnız bu krediyi kendisine sağlamaya.
...
Bırakalım şu kem kümü, işimize bakalım. Şunu çok iyi biliyorum ki; Meral Hanımın ( Belki birileri beni "Mehmet Soral isminde bir komşunuz var" diye gıyabımda tanıtmış olabilir. ) beni tanımadığını biliyorum; benim için hiç de önemli değil. Ama şunun çok iyi farkındayım ki; ülkemin durumundan memnun değilim ve karşı karşıya bulunduğu risklere karşı bir şeyler yapabilmek adına kurumsal bir kimliğe ve önayak olacak kişiye ihtiyacım var; onlar da İYİ PARTİ ve Meral Akşener dir. Kendisi ile tanışık olmaya da, herhangi bir teminat almaya da ihtiyaç duymuyorum. Kendisine olan inancım ve güvenim bana yeter. 


Öztürk Yılmaz
Öztürk Yılmaz, sen delikanlı bir insansın. IŞID'ın bırakın elinde esir olmayı; infaz görüntülerini dahi video'dan izleyebilecek kadar yüreği olmayanların seni eleştirmelerini umursama.
... 
Silahın soğuk namlusunun önünde her an için beyninin dağılacağını hissederek doksan gün geçirmiş bir insanı; psikolojik haline empati yapmadan, onu korkaklıkla itham edip, "Ben konsolos değilim demişsin" demek; insanlıktan nasibi olmayan çiğ bir vicdanın içindekini dışa vurma halidir.
...
Değerli kardeşim muhatabına "Allah aynı psikolojik hali sana da yaşatsın" bedduasını yapmak senin için en doğal hak olsa da; biliyorum ki yapmazsın; çünkü sen imanlı bir delikanlısın.
...
Ne demiş Sayın konsolos; "ÖSO'yu önemsemeyin, çok da güvenmeyin; cihatçı olup, başı boş kalan unsurlar ÖSO'ya sızmış olabilir" demiş. Vay, sen misin bunu diyen...
... 
Bölgede görev yapmış; insanını ve onların siyasi yapılanmalarını yakinen bilen ve şahit olan bir insanın bilgisinden yararlanmak varken; aksine hükumete yardımcı olmak adına söylediklerini eleştiri görüp; sonra da onurlu bir insanı re-füze edip, aşağılamak neyin nesidir. Anne babalar dahi çocuklarına karşı böyle davranmaya cesaret edemiyorlar. Devletin sahibi, mülkün sahibi olmayı o kadar içselleştirmişler ki; kontrolleri dışında olan insanlardan gelen en ufak bir eleştiriye tahammül edemiyorlar.
... 
Abdullah Gül için de; Sinan Ogan'ın ISID konusundaki uyarısından sonra da aynı linç girişiminde bulunmuşlardı. Kendilerini makul bir dil ile uyarmak isteyenlere karşı doğal bir refleks geliştirdiler; muhataplarını anında en ağır ithamlarla aşağılamak.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

30 Ocak 2018 Salı

GÜNDEME DAİR

Eveleme geveleme; Adımız da şanımız da Türk
Sayın muhterem,
Osmanlı çok değil, bir yüz yıl daha yaşamış olsaydı; ''Türk'' isminini ancak Orhun abidelerinde okuyabilecektik; sizler de bundan son derece memnun olacaktınız.
...
Osmanlı millet ise; niçin hiç gocunmadan o milletin adını söylemiyorsunuz. Millet-i İbrahim diye bir millet olmaz; olsa olsa O'nun tebaasında olanlar olur. Lütfen danışmanlarınız millet ile ümmet kavramlarının aynı şeyler olmadığını size izah etsinler. Sizi mahcup edenlerden danışman olmaz.
...
Bugün yaptığınız konuşmada millet üzerine tarifler ve yine bu tarifler üzerine bina ettiğiniz genel konuşmanızda kullandığınız kavramların hiç birisinin sosyoloji biliminde yapılan tanımlamalarla uzaktan, yakından ilgisi, alakası yoktur. Yani demem o ki; sosyoloji ilminin kavramalarının kafasını gözünü yara yara bir konuşma yaptınız.
...
Dinler üzerinden millet tarifi olmaz; öyle olsaydı bugün var olan dini inançlar kadar millet olurdu. Göktürk inancına sahip Türkler ile İslam inancına sahip Türkler; sizin yaptığınız tanıma göre iki farklı millet olmalıydı öyle mi; elbette değil. Osmanlı'dan geriye doğru gidildiğinde sizleri kahrettiren Türklük deryası karşısında milad belirleme alışkanlığınızdan olsa gerek; kendi kafanızdaki milletin tarihini Osmanlı'dan itibaren alıyorsunuz. Çünkü Osmanlı var olduğu sürece kafanızdaki millet tarifine uyan bir millet inşa edildi maalesef. Osmanlıya sahip çıkmanızın temelinde bu var. Ancak birilerini kahrettiren Orhun abideleri gibi gerçekler orada çakılı dururken; Erol Güngör gibilerin eserleri üniversitelerde okutulup, kütüphanelerde yerlerini korurken hiç kimse bu coğrafya da kimlik değiştirme maceralarına kalkışamaz.
...
İnsanlar Türk olduklarını söylemeyebilirler; hatta ve hatta Türk de olmayabilirler; ancak buna mazeret oluşturmak için de hiç kimse millet tarifini kendi paşa gönlüne göre yapamaz. Sosyoloji biliminde millet kavramına yeni bir tanım getirdiyseniz şayet; genel kabul görmüş akademik çalışmanızı koyunuz ortaya, biz de itibar edelim.
...
Rahmetli Erol Güngör'ün ''Dilimizin de soyumuzun da kaynağı çok eskilere dayanır'' tespitine atıf yaparak, millet kavramının derinliğine vurgu yapıyorsunuz. Ancak alıntınız doğru, kendinizce bundan çıkardığınız mana yanlış.
Şunu bilmelisiniz ki; Rahmetli Erol Güngor'ün orada yapmak istediği vurgu şudur; ''Eğer gün gelir de yüce Türk milletinin adını söylemekten imtina edip, milli kimliğimize savaş açıp, ona yeni tanım getirenler olursa; onlar bilsinler ki; ''Dilimizin de soyumuzun kaynağı çok eskilere dayanır, beyhude uğraşmasınlar'' demek istemiştir.
...
Anlaşılıyor ki sizlere yeni intisap eden MHP'li muridlerinize mesaj vermek, gönüllerini hoş tutmak ve onların da bizlere dönüp ''Bakın işte muhtereme; kendisine nasıl ilham kaynağı olup, etkimiz altına almışız ki; Türk milliyetçisi bilim adamı Erol Güngör'e atıf yaparak konuşmalar yapıyor'' şeklinde avunmalarını murad ediyorsunuz.


Siyasetin kutsadığı cehalet
Özelikle AKP zihniyeti var olduğundan beridir "Cehalet" adeta kutsanır oldu. Cahil cesareti aldı başını gidiyor. Bunları yüreklendiren siyasi parti AKP dir. Çok büyük siyasi rant elde ettiği için sürekli olarak onların gönlüne hoş gelecek şeyler söyleyerek, "Oylarının" kaynağını motive edip, diri tutmaya çalışıyorlar. 
...
Düşünebiliyormusunz, bunların siyasi lider konumunda olanı bile sürekli olarak bilim insanlarını, sanatçıları aşağılayarak "Sen profesör olsan ne yazar, sanatçı olsan ne yazar" diyebiliyor.
Cehalete o kadar yoğun ilgi ve itibar var ki; adama "Öteye git" diyemiyoruz; okumuş tahsili kesime, ülkenin başına bela olmuş "Güruh" gözüyle bakılıyor. İddia ediyorum ki bu psikolojik ve sosyolojik hal bilerek ve istenerek siyaseten destekleniyor.
...
Adama diyelim ki mesleğimiz gereği "Bilmediğini" ima ettiğimiz an cehaletin sağladığı motivasyon o kadar yüksek ki; hemen "Sen bana cahil diyemezsin" tepkisini gösteriyor. Bilmediğini bırakalım, ima etmeye bile tahammülleri yoktur. Aslında bu davranışı ile "Liderim bana öyle bir öz güven sağladı ki; onun gözünde değerli olan benim, sen değilsin; hatta baş belasısın. 
Sizler gibilerin karşısında hiç bir zaman ezilmememi telkin ve teşvik ediyor, aklıma geleni çekinmeden yüzünüze karşı boca etmemi istiyor." deme cüretini gösterebiliyor. 


in karşısında hiç bir zaman ezilmememi telkin ve teşvik ediyor, aklıma geleni de hiç çekinmeden yüzünüze karşı boca etmemi istiyor." deme cür'etini gösterebiliyor. 

"PYD'ye açılan kardeşlik köprüsü" 
İşin garibi bu başlıkları atanlara bizler o zamanlar gelecekte karşılaşacağımız bugün yaşadığımız süreci hatırlatmak istediğimizde ''Kandan beslenen mahluklar'' olarak nitelendiriliyorduk ama biz haklı çıktık değil mi. Bu başlıkları atanlar; şimdi de ''Esed ile diyaloğa girilmelidir'' diyoruz diye gene hainlikle suçlanıyoruz. 
...
Şimdi de aynı itirazı yapan Türk milliyetçileri olarak(AKP'ye toplu geçen arkadaşlarımız, yani evetçiler hariç) milli menfaatlerimiz gereği ABD'nin yazdığı bir senaryonun figüranı olmayı red ederek; onun sadece ve sadece ülkemiz ile savaşmak üzere eğitip, donattığı 30000 kişilik ordu ve 4000 tır dolusu silah ile desteklediği YPG'ye karşı Suriye merkezi hükumet ile diyalog yolunu tercih etmeliyiz. Rusya'nın müsaadesi ile bu operasyonu yaptığımıza göre; Suriye merkezi hükumetini de yanımıza aldığımızda ABD'nin senaryosu çökecektir. Peki buna engel olan nedir; tek adamın ''Katil Esed'' sözünden dönememesi.
...
''Esed''in katilliğinin hesabını bırakalım Arap milleti veya Suriye halkı sorsun.
Bugün Arap birliği, hele ki her mağduriyetinde kendisi için sokağa fırladığımız Filistin, Afrin konusunda neredeler; karşı cephede, ABD'nin yanındalar.
Belki de ABD'yi sıkıştırabileceğimiz en müsait konjonktüre sahibiz.
...
Benim şahsi düşüncem tek adamın ''Katil Esed hesap verecek'' sözünden dönememesinin kör düğümünü yaşıyoruz.
...
Çözüm; Afrin Operasyonunu Suriye devleti ile birlikte yürütüp, tüm terör unsurlarını ortadan kaldırmak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamaktır. Haydin bakim; yapabiliyorsak bunu yapalım, kendimiz bir inisiyatif geliştirelim. ABD bizi bilerek Afrin Operasyonuna itmiştir. Eğer Esad hükumeti ile anlaşmazsak bundan sonraki süreç; içine saplanıp, çıkamayacağımız bir bataklık olabilir. ABD'nin Oradoğu'daki senaryosunun ters yüz olması için Suriye Hükumeti ile er veya geç masaya oturmak milli menfaatimiz gereğidir.

Müsade et; bana küfür etme ki seni dinleyebileyim
Muhterem o kadar ötekileştirici kin ve nefret dili kullanıyor ki; kendisine muhalif olsam da; bir an için "Dur bakayım, ne demek istiyor, belki de dediği çok doğrudur" diyebileceğim kadar bir süre için dahi söyledikleri üzerinde düşünebilmemi sağlayacak bir fırsatı vermiyor. Kullandığı cümleler kendi taraftarına mesaj niteliğinde olup, tüm milleti temsil eden bir makamda olmasına rağmen adeta %50'lik diğer kesim için "Sizlerden nefret ediyorum" der gibi. 
...
Dışarıdan gelen düşmanımızı her halükarda yenip, üstesinden gelebileceğimize inanıyorum ancak beni asıl korkutan; Türkiye'de iki taraflı ayrışmanın her geçen gün kine ve daha sonra da intikam alma hırsına dönüşebileceği endişesidir.
...
Dolayısıyla bu psikolojik hal; nerede, ne zaman, nasıl patlayacağı belli olmayan; bir teröristin elindeki bomba gibi içimizde her geçen varlığını hissettirecektir. Bu anlamda tüm vebal başta "Muhterem" olmak üzere tüm siyasi parti liderlerine, bilhassa da mecliste grubu olan siyasi parti liderlerine aittir.
Siyasi rant uğruna oylarını bu şekilde konsolide edebileceklerini sanan, toplum sosyolojisi ve psikolojisinden bihaber bu sözde liderler adeta toplumsal patlamaya çanak tutuyorlar.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com

27 Ocak 2018 Cumartesi

KATİL ESAD MI MİLLİ MENFAAT Mİ

''Katil Esed''da ısrar etmek milli menfaatlerimize zarar verir
Esad'a desek ki; ortak sınırımız boyunca sizin toprak bütünlüğünüzü, bizim de sınır güvenliğimizi sağlamak üzere sınırımızdan içeriye doğru 30 km derinliğe kadar olan bölgede sadece ve sadece terör unsurlarına karşı ihtiyaç duyduğumuzda operasyon yapabilmemize müsaade eder misiniz. Böyle bir teklifte bulunmamıza mani olabilecek nedir; bence hiç bir şey; sadece "Katil Esed saplantısı"dır. Benim milli çıkarlarım Esad'ın katil olup, olmadığından daha önemlidir. Nasıl ki Türk milleti tüm bedelini göze alarak, 15 Temmuz işgal hareketine karşı ülkesini ve de demokrasisini koruyabilmişse; Suriye halkı da bunu pekala yapabilir.
...
Eğer ki; sözde Arap Baharı'nın sekteye uğraması veya Esad'ı meşrulaştırma endişesi buna mani oluyorsa; hiç kimse kusura bakmasın bu endişe için Mehmetçiğimin saçının bir telini bile değişmem.
...
Komşu bölge ülkeleri İran, Rusya ile de bu konuda müttefiklik sağlanabilirse, ABD yalnız kalacaktır. ABD Sınır boyunca 30000 kişilik YPG ordusunu eğitimiş ve donatmış. Bu konuda Nato diyor ki bizim bundan haberimiz yok, bize danışılmadı. Dolayısıyla Nato'nun da yanında olamayacağı ABD yalnız kalacaktır.
...
Gezi eylemleri ve 15 Temmuz "işgal" girişiminin arkasında ABD'yi gören AKP hükumetleri; ABD'nin yaptığının benzerini Suriye'de ÖSO'ya yardım yaparak yapmış olmuyor mu. İşin başında belki insanlık adına Esad'a karşı Suriye halkının yanında olmak doğruydu, göçleri de kabul ederek bunun gereğini fazlasıyla yaptık. Ancak bugün bulunduğumuz yerden değerlendirme yapınca esas amacın Irak ve Suriye; her iki ülke sınırlarımız boyunca ABD nin himayesinde bir Kürt koridoru oluşturup, sonra da devletinin kurulması düşüncesinin olduğunu açık ve net olarak görüyoruz.
...
ABD'nin Barzani'nin bağımsızlık referandumunu kabul etmemesinin nedeni de; Suriye sınırımız boyunca PYD çatısında Kürt tampon bölgesi yapılanmasını henüz tamamlayamamış olmasıdır. Bugün ABD'nin yapmak istediği; bu düşüncesini gerçekleştirmektir. Şimdi madem ki bu oyunu fark ettik; bozmak için de Suriye ile anlaşma yoluna gitmemiz elzemdir.
...
Eğer "Esed" katildir demeyi tercih edip, ÖSO'yu desteklemeye devam edersek; nihayetinde karşılaşacağımız sonuç "Kürdistan"ın kurulacak olmasıdır.
Bu arada Afrin operasyonunda sonuna kadar haklıyız; zira sürecin başından beridir temelinde yanlış Suriye politikamız olsa da; güvenliğimiz açısından fiili blr durum ile karşı karşıyayız ve elbette ülkemizin bekası için gereğini yapmak zorundaydık. 

...
Gazilik unvanı mecliste kanunla değil, savaş meydanında hak edilerek alınır 
Adamlar sanki ant içmişler; kudsiyet atfettiğimiz değerlerin içini boşaltmaya. Şimdi de sıra geldi gaziliğe. Nasıl yani; muhterem hangi cephede, görünmeyen hangi yerinden bir çizik almış da; biz bilmiyoruz.
...
Çocuklar askercilik oynarlarken çamurdan madalyon yapıp, omuzlarına iliştirerek askeri ünvanları kendi aralarında pay ediyorlarmış. Paşa, gazi paşa, Başkomutan....
Muhteremin gazilik unvanının da olsa olsa ancak çocukların çamurdan madalyonları kadar manevi değeri olur. Kendi yaptıkları madalyon ile egolarını tatmin etmiş, "Askercilik" oynamış olurlar. Kime ne zararı var ki; madem ki heves ermiş, çamurdan da olsa yapı verin gitsin.
Mehmet Soral

soralmehmet@gmail.com

25 Ocak 2018 Perşembe

GÜNDEME DAİR ''ORDAN BURDAN ŞURDAN''

Bir hesap günü daha var ama kimse hesabını yapmıyor
Şimdi Yüce Türk milleti, Zekeriya Öz'e kurşun geçirmez özel arabalar tahsis edip, göbeğini kaşıyarak geğirtenleri unutacak mı; zamanı geldiğinde ''Kimler bu adamı geğirtecek ne içirdi ki'' demeyecek mi. 
Veya;
ABD'de Gülen'in sofrasında bağdaş kurup, kebap yiyen; başkanlık sistemi üzerine yazdığı kitaptaki görüşlerini inkar edip, aldığı talimat gereği ucube ''Tek adamlı partili cumhurbaşkanlığı sistemi''ni savunan muhtereme ''Yediğin kebabın tuzu nasıldı'' diye sorulmayacak mı


Türklüğümü kıskananlar...?
Yahu bu Türklüğüm ne menem bir şeymiş ki; puştu pezevengi; iti kopuğu; siyasal İslamcısı, sosyalist Müslümanı; etnik özürlüsü, kimliksiz şerefsizi hulasa hepsi ne ara bir araya gelip de beni düşman bellediler. "Türkün kızıl elması" nerelerine battı ki; çıkarabilmenin derdine düştüler.
...
Ben biliyorum; şu hane halkı var ya şu hane halkı; fosseptik çukurunu açığa kazdıklarından beridir bu mikroplar türedi. Hane halkı mahallemizi terk ettikleri an mikroplar da üreyemeyecek artık.


Ümit Özdağ bu milletin has evladıdır
Sözüm muhataplarınadır. 
İlk önce şöyle bir dizilin; tek tek kendisinden dersinizi alın; sonra haddiniz olup olamayacağını tasavvur edin; ancak ondan sonra Ümit Özdağ Hoca'nın vatan, millet sevgisi ve Türk milliyetçiliği ideolojisine olan sadakatını sorgulayınız.
...
Utanmaz, arlanmazlar;
Türk milliyetçiliği ideolojisi adına kurumsal kimlik oluşturulurken; çalışma yapılan bina içinde Ümit Özdağ kısa pantolonlu haliyle koridorlarda koşuşturan bir çocukdu. Yani Türk milliyetçiliği inancı dışında başka inanç ve grupları tanıma fırsatı bile bulamadı. Bir şüpheniz varsa kendinizde bilin.
...
Neymiş efendim; demiş ki "Türk ordusu zayıflatıldı". Ümit Özdağ bu gerçeği ilk defa söylemedi ki. Ergenekon ve Balyoz kumpasları sürecinde asıl amacın orduyu yıpratmak olduğunu sürekli dile getirdi; getirdiği için de Ergenekon dosyasında adına bölüm açıldı. Ümit Özdağ'ın ve diğer bir çok vatanseverin o zamanlar söyledikleri dikkate alınmış olsaydı muhtemelen 15 Temmuz bile yaşanmayabilirdi.
...
Delikanlı olan, yüreği yeten gitsin AKP adına "Evet, açıkca söylemeliyim ki; ordu vesayetine son vermek adına biz 'Cemaat' ile işbirliği yaptık" diyen Galip Ensarioğlu'na hesap sorsun.
...
Ümit Özdağ'ın yapmak istediği vurgu; Türk Ordusu'na karşı göz göre göre yapılan kalleşliğin muhataplarının kimler olduğu bilindiği halde; yaşanan malum süreçler boyunca kendisi de dahil olmak üzere yetkililere, kamuoyuna hatırlatılmış olunmasına rağmen gerekli önlemlerin alınmamış olmasıdır.
...
Ümit Özdağ'ın niyetinden şüphe duyanlar ilk önce içlerine sindirerek Türküm diyebilmeyi denesinler sonra Türk milliyetçiliği üzerinden birikmiş zekatlarını ödesinler ve nihayetinde işlemlerini tamamlamak için çıkışta Ümit Hoca'yı görsünler.


Türklüğü ayaklar altına alıp başının üstüne koyma hali; inaçtan mı, ihtiyaçtan mı?
Bugünlerde "Benim karşıma kimse Türklükle çıkmasın, biz her türlü milliyetçiliği ayağımızın altına aldık" sözünün sahibi muhteremin; Türk milliyetçiliği üzerinden "Türkün gücünü görecekler" şeklindeki atraksiyonlarını, manevralarını izlemenin doyulmaz hazzını yaşıyorum ama bir o kadar da güvenmiyorum. İnşallah temelinde ihtiyaç değil, inanç vardır. 

Haşa Kuran-ı da ''Cemaat'' yazmadı ya!
Vatandaş soruyor;
- Abi evde yıllar önce zaman gazetesinin verdiği Kuran'ı Kerim var, ne yapayım.
-Manyakmısın oğlum, elbette bir şey yapmana gerek yoktur; Kuran-ı Kerim'i de Fetö yazmadı ya.
-Yok abi, ben gene de evden çıkarayım diyorum, neme lazım.
-Oğlum senin cemaatin kapısından geçmişliğin bile yoktur, niçin tedirgin oluyorsun ki.
-Abi ne münasebet; bedava olunca Kuran deyip, almışız işte.
...
Tam bir aziz Nesin'lik durum.  Tabi ki; doğal olarak yıllardır siyasal İslamcıların ''CHP var ya bu CHP; onun zamanında Kuran-ı Kerim-i duvarların gizli bölümlerinde saklardık'' şeklindeki sözlerini hatırladım.
...
Anlaşılan CHP'liler siyasal İslamcılara ''Bu iftiralarınız dönsün bir gün de sizi vursun inşallah'' diye kuvvetli bir şekilde beddua etmiş olmalılar.


Şehit vasiyeti
Şehidimizin vasiyetini sadece bir şahısın yerine getirme düşüncesi büyük bir jest olsa da; yüce Türk milleti adına devletimiz yerine getirmelidir. Çünkü o şehidimize sadece bir kişi değil, yüce Türk milleti minnettardır.

''Kızıl elma ülküsü''
Kuş beyinli zavallılar din adına ahkam kesip, "Kızıl elma ülküsü" şirktir diyorlar. 
Bu "Nakilci" müptezeller dinlerini dahi bilmiyorlar. Oysa biraz düşünecek olsalar "Kızıl elma; Cennet bahçesinde sahibini bekleyen bir köşe" diyecekler ama diyorum ya; bunlar bir şeylere inandıklarını sanıyorlar ancak izahını yapamıyorlar. 


Kılıçtaroğlu'na haksılık yapılıyor
Şahsen Kılıçtaroğlu'nun; özellikle CHP'nin sürekli sırtında taşıdığı, muhafazakar cenahtaki olumsuz algısının değişmesi için büyük mücadele verdiğinin farkındayım. Başörtüsü meselesinde CHP'ye de, millete de hiç bir faydası olmayan dayatmanın sona erip, çözüm yolunu açmış olması çok önemliydi.
... 
Özelikle partide etnik ve mezhepsel radikal ayrımcı komünist yapılanmaya geçit vermemeye çalışıp, partiyi teslim etmedi. HDP'ye Demirtaş'ın sazı ve sözünün peşine takılıp gidenler tekrar CHP'ye dönmek istiyorlar ancak bunu CHP de yönetimi ele geçirerek yapmak istiyorlar gibime geliyor. Burada elbette Muharrem İnce'yi kastetmiyorum. Ancak Muharrem İnce genel başkan adayı olursa aradan sıyrılan bir başka adayın etrafında etnikçi, mezhep ayrımcısı, radikal unsurlar yönetime gelebilirler. Kılıçtaroğlu'nun bütün "kusuru"; özellikle birileri gibi şirretleşmediği için pasif görüntü vermesidir.
...
İstanbul İl Başkanı seçilen Sayın Hanımefendinin bilinen fikir ve düşünceleri ile seçilmesini bu manada oldukça manidar buluyorum. Bu durumun 2019 "seçimleri arifesinde CHP ile ortak hareket edebilecek partileri zor durumda bırakacaktır diye düşünüyorum. 


Kandırıkcı ABD
Muhterem ABD'nin bize yaptığı kalleşliği dile getirirken bana kendi milletvekili Galip Ensarioğlu'nun "Evet, açıkça söylüyorum; biz ordu vesayetine karşı 'cemaat' ile işbirliği yaptık" sözünü hatırlattı. Oysa aynı anda Fetö de Türk devletine karşı ABD ile işbirliği yapıyordu. 

Asker cephede; peki komutan nerede?
Sayın muhterem,
Devletimizin en sorumlu makamında oturan birisi olarak ağzınızdan çıkan her sözünüzü, hele ki bugünler de çok önemsiyoruz. Ancak sizi sürekli AKP kongrelerinde dinlemek, izlemek zorundamıyız. Beni ilgilendiren tatafınız bu ülkenin cumhurbaşkanı olmanızdır. Millet olarak bize hitap etmek istiyorsanız; 1500 odalı sarayın bir odasında düzeninizi kurup, oradan hitap edebilirsiniz. Millet olarak AKP kongrelerini, etkinliklerini izlemek zorunda değiliz. 
...
Ben muhalif olarak bir şey söyleyince "Bunun da zamanı mı canım; devletin bekası sözkonusu, ordu savaşta, sen nelerden bahsediyorsun" gibi trollerinizle birlikte psikolojik baskı uygularken; bu arada AKP kongreleri, partiniz etkinlikleri kesintisiz devam ediyor ve adeta tek kanal TV yayını yapılıyormuşcasına bunu fırsata çevirip, tek siyasi hakim gücün AKP olduğu algısı oluşturularak, bunun devamında "Ne yapılırsa yapılsın, iktidarımızı değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir" kanaatini hakim kılmak istiyorsunuz.
...
Şunun farkındayız ki; muhalefete hiç hareket alanı bırakmadan, tüm gündemi iktidarınızın ikbali için lehinize kullanmak istiyorsunuz. Sesimizi çıkardığımızda suistimal ettiğimizden bahsediyorsunuz. Dayatmalarla bir sonuca varılabilir belki ama her sonucun, dayatan için hayırlı olacağı anlamına gelmez.
...
Dolayısıyla, TV programı olarak özelikle bu günlerde penguenler belgeselini izlemek genel tercihim olacak. 


Siyasetin namusunu kirletmek de böyle oluyormuş demek ki.
AKP milletvekili Mehmet Ali Şahin eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için ''Yezit başı''demiş. Buna tam da vefasızlığın dibe vurmuş hali diyebiliriz. 
Bir zamanlar rahmetli Özal için ''Çankaya'nın şişmanı'' dendiğinde bu sıfatı ağır bulup, söyleyen ayıplanırdı. Şimdilerde ise; tek kelime ile yazıklar olsun.
...
Acaba diyorum Türkiye'de yıllar önce bir felaket yaşandı da; hafızasını, dolaysıyla tüm değerleri ile birlikte edep ve adap dilini de kaybedip, şimdi yeni bir dil mi keşfedildi(!)
Bu ülke ve insanı böyle bir dili de; üslubu da hak etmiyor. 


Üniversitede doğan ''Hareket''
Ayakları yere basan, üniversiteden doğmuş kitabi bir harekete; Türk milliyetçiliği ideolojisine inanmış bir hareketin mensubu olmakla şeref duyuyorum.
...
Çünkü bütün kalelerinin fethedildiği ve mensuplarının azatlık kabul etmeyen köleler kıvamında mankurtlaştırıldıklarının sanıldığı bir anda; Türk milliyetçiliği inisiyatifi; elinde kırbacı ile kendisini terbiye edip, bir avula sokmaya cür'et edenlere "İtirazım var" diyerek, yürekli çıkışını yapmıştır.
...
Artık bundan sonra Türk milliyetçilerinin iradesini "Peşin şatış" usulü ile pazarlamanın keyfini yaşayanlar; yakın bir gelecekte aynı satışın utancını yaşayacaklardır. Ya bizler; hak bilmediğimiz yolda, siyasette itiraz kültürünün geleneksel hale gelmesinin öncüleri olmanın onurunu yaşayacağız.


Körü körüne sadakatin hissettirdikleri
Hitler Alman milleti üzerinde öyle bir hakimiyet kurmuş ki; "Dondurma çok sıcak" dediğinde halk dondurmayı üfleyerek yiyorlarmış

Afrin'e gireriz demeden önce ''İncilik üssünü boşaltmanızı isteyebiliriz'' tehdidini göstermeliydik.
ABD'nin ülkemizdeki İncirlik askeri ve Malatya füze üslerinin kapatılabileceğine dair kararlılığımızı göstermediğimiz sürece çekilen eyyy...'ler gaz almaya yönelik bir üfürmeden ibarettir.
...
Onlarca şehit vermeyi göze alıp, Afrin'e girmek gibi kararlılık göstereceksin; fakat bu müdahalenin asıl müsebbibi olan ve 30.000 kişilik "Terörist ordusu"nun mimarı ABD'nin üslerini kaldırmayacaksın. Oysa hiç bir şekilde şehit verme riskimiz olmayan ama ABD'ye karşı güçlü bir yaptırım gücü olacağı aşikar olan "Üslerin kapatılabileceği" tehdidini kullanabiliriz.
..
Afrin'e girmeden önce Malatya'da konuşlandırılan ABD füze üssünün kapatılması gündeme getirilmeli, bu da yetmezse İncirlik üssü gündeme getirilmelidir. Aslında bu söylediklerimin gereği; artık arka planında ABD'nin olduğu gün gibi aşikar olan 15 Temmuz ihanetinin akabinde yapılmalıydı.
...
Peki niçin yapılmıyor?
Sayın Aktroller niçin yapılmıyor. Pardon size sormamalıyım değil mi; siz böyle bir soruya cevap verecek iradeye sahip değilsiniz.
Mehmet Soral

soralmehmet@hotmail.com